akadian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akadian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2015 Çarşamba

Akkadca ve Türkçe Bağları



AKKADCADA TÜRKÇE İZLERİ VE DİL KURALLARI IŞIĞINDA AKKADCA VE TÜRKÇE DİLLERİ ARASINDA BAĞLAR
Elşad ALİLİ
Azərbaycan Milli Elmlər Akademiyası İnsan Hüquqları İnstitutu.

ÖZET

İlk dönem Assiroloji uzmanları Sümerce ve erken Akkadcanın Turanî bir dil olduğunu söylemektedir. Semitik Akkadca bünyesinde Türkçeden aldığı birçok kök sözü barındırmaktadır. Bu sözlerden semitik Akkadca dil kurallarına uygun olarak birçok yeni türev sözler üretilmiştir.Günümüzün Assiroloji uzmanlarının Türkçe dil bilimi konusunda bilgileri sınırlıdır. Hâlbuki Mezopotamya’da bulunan çivi yazılarını çözen ilk kuşak uzmanlar arasında Türkçe ve genel olarak Ural-Altay dilleri konusunda bilgi sahibi olan akademisyen sayısı az değildir. 

Erken dönem Sümer ve Akkad metinlerinde Türkçe dışında diğer Altay dillerinden, Macarca, Fince ve diğer Fin-Ugor dillerinden de kelimeler bulunmaktadır. Karşılaştırmalı örnekler bütün Mezopotamya dillerinin ilk aşamada eklemeli Ural-Altay dillerinden çokça faydalanarak bir literatür geleneği oluşturduğunu gösterir. 

Daha sonraki dönemlerde kâtipler ve rahibeler çekim kuralları uygulayarak bol bol yeni sözler üretmiştir. Üretilen bu sözler hem semitik dillerin mirası olmuş hem de Hint-Avrupa dillerine bol bol ödünç verilmiştir. Çalışamadaki amaç Akkadcada, yani Mezopotamiyada kullanılan literatürde Türkçe kelimelerin var oluşunu bariz şekilde sergilemekdir. 

Sırasıyla ilk önce Akkadca sözcükler ve Türkçede onlara bulunan paraleller gösterilecektir. Kelimeleri seçerken genelde eski ve orta Türkçe dönemi metinlerde bulunan sözcüklere üstünlük verilmiştir. Ama bazen de Azerbaycan ve Anadolu'da halk ağızlarında bulunan kelimelere de yer verilecektir.


Günümüzün Assiroloji uzmanlarının Türkçe dil bilimi konusunda bilgileri yok derecesindedir. Hâlbuki Mezopotamya’da bulunan çivi yazılarını çözen ilk kuşak uzmanlar arasında Türkçe ve genel olarak Ural-Altay dilleri konusunda bilgi sahibi olan Akademisyen sayısı az değildi. Erken dönem Sümer ve Akkad metinlerinde Türkçe dışında diğer Altay dillerinden, Macarca, Fince ve diğer Fin-Ugor dillerinden kelimeler bulunduğunu da söylemekte yarar vardır. Bu bütün Mezopotamya dillerinin ilk aşamada eklemeli (agglutinative) Ural-Altay dillerinden çokça faydalanarak bir literatür geleneği oluşturduğunu gösterir. Daha sonraki dönemlerde kâtipler ve rahibeler çekim (flexsive) kuralları uygulayarak bol bol yeni sözler üretmiştir. Üretilen bu sözler hem semitik dillerin mirası olmuş hem de Hint-Avrupa dillerine bol bol ödünç verilmiştir.


Uluslararası Türk Dünyası Kültür Araştırmaları Dergisi, Bahar 2015 - 1 
Turkish Marks In Akkadian And Bonds Between Akkadian And Turkish In
The Light Of Language Rules
TÜRKDÜNYASI 2015 Yaz 2. Sayı'sında da TÜRKÇE olarak mevcut:





BU AKADEMİK ÇALIŞMA 2014'TE İNGİLİZCE OLARAK 
"AL&LS Advances in Language and Literary Studies" DE YAYINLANMIŞTIR...
 bu makale öncelikle Elşad Alili tarafından yazılmış olup Osman Çataloluk tarafından İngilizceye çevrilmiştir.
Similarity Between Turkish & Akkadian Based on Rules of Inflective  Agglutinative Languages
Elşad Alili and Osman Çataloluk

"Akkadian, although a dead language, has left deep imprints on Semitic and some Indo-European languages, and has played an important role in the history of mankind. It is accepted as the ancestor of all the Semitic languages. Beginning from the era of Sargon I, it became the official language in a vast area from Anatolia to Egypt and to India. Akkadian was the “Lingua Franca” of the ancient world, and has passed on many words to other languages such as Persian, Sanskrit and Greek. Although, Assyriologists at present ignore it, the language spoken in the very early days of Akkad, in BCE XXVIII-XXIV, may have been an agglutinative language like today’s Turkish or Magyar, rather than an inflective language like today’s Arabic and all Syriac languages. Thus it may show parallelism with Turkish. "





AKADCA ARAPÇANIN ATASIDIR
Peki, Türk dili içinde Arapça sandığımız kelimeler gerçekten "Arapça" mı dır?


EK:

Türklere Arapçanın kutsal bir dil olduğunun benimsetilmesinde ne yazık ki Türk seçkinlerinin de etkisi büyük olmuştur. Türk dilcisi Ali Şir Nevai, Farsçanın biricik yazı dili olarak benimsendiği bir dönemde tüm gücüyle Farsçayı kötüleyip Türkçeyi yüceltmeye çalışmış, ancak söz Arapçaya gelince Farsçaya karşı dikilen boynu, Arapça önünde eğilmiştir. Arapça deyince akan sular durmuştur. Nevai, Arap dilininn üstünlüğünü benimsemesine bir gerekçe olarak, Kur'an'ın bu dille yazılmış olduğunu söylemektedir. Ancak Arapların başlangıçta Kur'an ayetleri kendilerine okunduğu zaman, bu kutsal buyruklara da, Tanrı'nın elçisi Muhammed'e de, yine o Arap diliyle sövdüklerini unutuvermiştir. Türkçenin üstünlüğünü savunurken; öte yandan Arapçanın Türkçeden de , bütün dillerden de üstün olduğunu söylemiştir. Arapların öteki uluslara, Arapçanın öteki dillere üstünlüğünü ileri sürüp buna inanmayanları cahillikle (bilgisizlikle), kafirlikle suçlandıran İbn Kuteybe'ye karşı çıkan Biruni, gerçekte Arapların daha cahil olup, İslam'a ayak diremede öteki uluslardan daha şiddetli olduklarını, Kur'an'dan alıntılarla kanıtlamıştır. Biruni'ye göre, ulusların birbirlerine üstünlük taslamaları,  boş bir davranıştır, kötüdür.

Tanrının elçisi Musa, Yusuf, İsa, İbrahim ve Nuh Arapça falan konuşmuyordu. Tanrı Arapçadan başka dillerle bildirimde bulunduğuna göre, Tanrı'nın Arap dilini diğer dillerden daha üstün, diğer dillerden daha kutsal saymadığı apaçıktır.

Prof.Naim Onat'ın Arapçanın Türk diliyle Kuruluşu adlı kitabında şunlar yazılı:

"Arapça dünyanın en zengin lisanı sayılıyor. Kelime çok. Ancak lugat toplanırken muhtelif kabilelerin şive ve lehçeleri hep tesbit olunarak - hatta peltek söyleyenlerin telaffuzları bile sanki ayrı bir kelime imiş gibi gösterilerek- bunlar sanki ayrı ve başlı başına birer sözcük imişler gibi, madde başı yapılmışlardır. Lugatın hacmi işte böyle böyle yapay olarak şişirilmiştir. Arap filologları da bu hakikati belirtiyorlar."

Cengiz Özakıncı
Dil ve Din; Kur'an'ı Doğru Anlamak,2007





EK:

Farsçadaki Türkçe sözler

Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).

Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.). Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.

Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.


Arapçadaki Türkçe sözler

Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.

Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.

Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).

Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).

Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri],Klaus Schwarz verlag,Berlin 1983,75 s.).

Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler,TDAV y.,İstanbul 1994,159 s.).

Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.

Dr. Yusuf Gedikli - link








Rimmon-Nirari I Yazıtı - Asur Kralı  (MÖ 1320)
A.H. Sayce
Inscription of Rimmon-Nirari I. - King of Assyria (1320 B.C.)
Cassi (Kas Türkleri), Gutium (Gut/Kut Türkleri), Lulumi (Lulubi Türkleri), Subari (Subar/Sibir Türkleri)


Turkic Subars/Suvars;
Sabirs, Sabaroi, Sabiri, Savari, Sabans, Sibirs, Suvars, Zubur, Subartuans, Chuvash; Aksuvars, Aksungurs, Severyans, Sevruks (Siberian Tatar folklore) and other variations - link



SUVARLAR (SABİRLER): DOĞU AVRUPA’NIN ESRARENGİZ KAVMİ
The Suvars (Sabirs): A Mysterious Tribe from the Eastern Europe
Osman KARATAY - pdf
Suvarlar (Sabirler) Hun sonrası dönemde Kafkaslara gelmiş, daha çok Güney Kafkaslara sarkarak kendilerinden söz ettirmişlerdir. Bu topluluğun geliş yeri Batı Sibirya gözüküyor. Göç etmeyen kısım yerinde kalmış ve nihayet Sibirya adı onlardan dolayı verilmiştir. Sonraki dönemin delillerinin Türk olduğunu gösterdiği bu kavim, Macarların atası olarak da kaydedilmiştir. Suvarların Sibirya’ya Ortadoğu’dan gittikleri anlaşılıyor. Kuzey Irak bölgesinin sakinleri olan Subarlar, batıdan gelen baskılarla Azerbaycan istikametine çekilmişler, orada da tutunamayarak Kafkasların kuzeyine geçmişlerdir. Bu halk Sümercedeki Türkçe ve Macarca ile alakalı kelimelerin kaynağı olarak görülüyor. Sonraki dönemde karşımıza çıkan Macar atfı da bununla birlikte düşünülmeli ve Türk Macar ortak atalarından biri olarak değerlendirilmelidir. 










Türkic Languages, Were the Latvians Türks?
Who Were the Ancient Inhabitants of Asia Minor?

About the ancient inhabitants of Syria and Palestine, researchers tell us the following. The Bible contains a number of dim memories about prehistoric tribes. The ancient inhabitants are /5/ depicted at times as giants speaking a completely strange language, at times as spirits of the dead. More realistically, they sometimes are called “cave people”. All of them are contrasted with the Jews and Canaanites, the later Semitic inhabitants (Udaltsova Z.V. et al./Удальцова З.В и др., 1988, 97).

In his monumental research work the famous Turkologist M.Z. Zakiev gives a detailed description of the ancient areas of the Türks, mentioning the names of ethnic groups populating the areas, and explaining their names with the help of the Türkic language. As the most ancient region inhabited by Türks the scientist names the region of the West Asia, with a part of Asia Minor and Caucasus. He points out that examining Sumerian, Akkadian, Assyrian and Urartu sources allowed to show the ancient history of West Asia in a new way. So the Azerbaijan linguist Firidun Agasioglu Djalilov, having studied the above mentioned sources, ascertains that in the 4th-3rd millenniums BC between Assyria and Urartu, near the upper course of the river Tiger, were residing the Türkic-speaking Subar people (sub- “river”, ar – “people” that means “people of the river”). A little downstream were the Türkic-speaking Kumans, further on were the Türkic-speaking Guti and Lulu, and on the southern shore of the Lake Urmia were settled the Türkic-speaking Turuks. These groups also included Türkic-speaking Kumugs, Kashgays, Salurs, and other tribes.

The existence of the Türkic-speaking areas of West Asia and Asia Minor is also proved by the geographical objects bearing Türkic proper names that were common names in ancient times.

M. Z. Zakiev reflects on the roots of the Sumerians, the people famous all over the world as inventors of writing, creators of first civilization, etc.

In the Akkadian sources the region south of modern Bagdad was called Kienkir (Kangar), it was populated by Sumerians. The Sumerian people didn't call themselves “Sumerians”, but “Kangars”. “Kangar” is a Türkic ethnonym. The Kangars could live there before the arrival of the Sumerians, or the Sumerians could be the Kangars themselves. If the Sumerians were Türks in 4th millennium BC they were undergoing assimilation by the Semitic-speaking Akkadians. In that case, the Türkic words of their language are not derivations, but a Türkic substratum, i.e. the remains of the Türkic language, native speakers of which switched to the Akkadian speech (Zakiev/Закиев, 2002).

The great number of the Türkic tribes living in Asia Minor in 4th-3rd millenniums BC, the Türkic toponyms and hydronyms preserved in this area, and references to the ancient non-Semitic inhabitants of this region in the Bible allow to reckon that the original language of the earliest inhabitants in this area could be entirely Türkic.





ilgili:
Türk Dili'nin Sami Dillerle Münasebeti - Naim Onat 1/2  ve 2/2





1 Şubat 2015 Pazar

İSKENDER LAHTİNDE İSKİT TÜRKLERİ





İSKENDER LAHDİ - MÖ.4.yüzyıl


İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan en önemli eser kabul edilmektedir. 1887 yılında Sidon kentinin krallar mezarlığında bulunmuştur.

Her ne kadar İskender Lahdi olarak anılsa da aslında İskender'e ait değildir. Sidon Kralı Abdalonymos'a ait olduğu düşünülmektedir.

Lahdin ön yüzünde solda atının üzerinde İskender gösterilmiştir. İskender, Herakles soyundan geldiğine inandığı için, başında Nemea aslanının postu ile tasvir edilmiştir Buna ek olarak, Mısır tanrılarından Ammon'un simgesi olan koç boynuzu görülmektedir. Lahdin üzerindeki bu tasvirden dolayı lahdin ismi İskender ile bütünleşmiştir. Aslında İskender Babil'de ölmüş ve cenazesi İskenderiye'ye gönderilmiştir. 

Lahdin gövdesinin uzun yüzlerinden birinde "Persler" ve Yunanlılar arasındaki bir savaş sahnesi yer almaktadır. Yunanlılar ile "Pers" askerleri kıyafetlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir. Yunanlılar kısa tunik veya pelerin giyerken, "Pers" askerlerinin geleneklerine göre erkeklerinin yüz ve parmak uçları dışında bedenlerini açıkta bırakmaları yasak olduğundan, pantolonlar birkaç kattan oluşan uzun kollu gömlekler ve başlarını saran tiaralar giydikleri göze çarpmaktadır. Savaş sahnesinin İskender'in MÖ.333 yılında kazandığı, ona Fenike ve Suriye kapısını açan Issus savaşını temsil ettiği düşünülür. Bu savaşın sonuçlarından biri de, lahdin sahibi olduğu sanılan "Abdalonymos"'un yazgısının değişmesi ve bir süre sonra Sidon kralı olmasıdır.

Lahdin ikinci uzun yüzünde iki av sahnesi canlandırılmıştır. At ve arabalarla avlanmanın Yakındoğu uygarlıklarına ait bir özellik olduğu, İskender'in de Fenike'de bu tür avlara katıldığı bilinmektedir.

İskender'in İran'ı aldıktan sonra Doğu ve Helenistik kültürlerini bir araya getirerek bir Yunan-Pers İmparatorluğu kurmayı amaçladığı kabul edilmektedir. Hayatının sonuna doğru bir Pers prensesiyle evlenmiş, Pers giysileri kullanmaya başlamış ve Pers saray adetlerini benimsemiştir.

Lahdin bir yüzünde dost olarak bir arada avlanan "Persler" ve Yunanlıları bu anlayışın ışığında görmek gerekir. İskender'in III.Darius'u Issus'ta yendikten sonra Amanos dağlarını aşıp Akdeniz kıyısını izleyerek Suriye'ye girdiği bilinmektedir. Pers yönetiminden hoşnut olmayan Sidon halkı, zengin kentlerinin kapısını Makedonya ordusuna açmış ve İskender'den kendilerine bir kral seçmesini istemişlerdir. İskender, Sidon'a kral seçecek zamanı olmadığından, bu işi Hephaestion'a vermiştir. Onun bulduğu "Abdalonymos" ise Sidon krallık ailesiyle ancak uzaktan akraba olup, kral seçilinceye kadar kentin dışında sakin hayat süren bir kişidir. Adı, Farsça 'tanrıların hizmetçisi' anlamına gelen "Abdalonymos"'un, daha sonra kendi için hazırlattığı lahdin süslemelerinin arasına İskender'in ve Hephaestion'un tasvirlerinin konulmasının nedeni budur.

Akroterin üst sırası yer yer sadece kanat parçaları kalmış kartallarla dönüşümlü olarak yerleştirilmiş kadın başlarından oluşmuştur. Eski Suriye'de kartalların ölülerin ruhlarını cennete taşıyan kuşlar olduğuna inanılırdı. İki yanda en altta sıralanan daha küçük dokuzar kadın başı da Anadolu ve Mezopotamya kültürlerinde tarih öncesi dönemlerden beri tapınılan ana tanrıçayı akla getirmektedir. Her iki alınlığın tepe akroterleri "Pers" grifonları ve bitkisel bezemelerle süslüdür. Alınlığın köşelerine lahit koruyucusu olarak birer aslan oturtulmuştur. İnce boyunlu, gövdeleri zayıf birer köpeği hatırlatan bu aslanlar Ion sanatına özgü bir motiftir.

Lahdin kapağı da gövdesiyle aynı cins mermerden yapılmıştır. Lahdin işlemelerinin inceliği böyle bir eseri Yunanistan'dan Lübnan'a götürmek çok tehlikeli olduğu için eserin Sidon'da yapılmış olması gerektiğini akla getirmektedir. Heykeltıraşı hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Lahdi boyayan ressamların da yontucu kadar usta oldukları sanılmaktadır. Lahit bitirildiğinde gözler, kirpikler, dudaklar ve giysilerin mor, sarı, mavi, kırmızı ve menekşe rengiyle boyandığı, figürlerin tenine hafif vernik sürüldüğü anlaşılmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi







Yukarıdaki Lahit'in resmi açıklamasıdır... 


Ama rölyeflere dikkatli bakıldığında giyim kuşamlarından, kullandıkları ok yay'a kadar herşey İSKİT TÜRKLERİNİ göstermektedir. Araştırınca da bu değerli çalışmayı buldum. Anlaşıldığı gibi biz hep "asker" olarak başkaları adına savaşmışız.... 




Türkic Warriors and Archers
Alexander Sarcophagus
Marble, Sidon (Lebanon), Late fourth century BC

The so-called Alexander Sarcophagus of Istanbul Archaeological Museum is regarded as one of the most important archaeological discoveries of the nineteenth century. It was found in 1887 in the underground royal necropolis of Sidon (present day Saida). Originally it was painted. The sarcophagus belonged to the King of Sidon Abdalonymos. One of the long sides of its casket shows a battle scene between the Scythians (Sakas) in the Persian service and the Greeks, i.e. Macedonians (the Thracians that the Greeks called the barbarians) of the Alexander's army. 

The opposite long face is decorated with two hunting scenes, those of a lion and a deer, where both the Scythians and Greeks participate. One of its short sides bear a battle scene of three isolated fights. The other short side shows a panther hunt. It is notable that for the sculptor, no Persian soldiers exist, and to show a Persian warrior, the sculptor has only Scythian warriors for a model. 

Reportedly, this is one of two sarcophaguses contracted by Alexander Macedonian himself. The silver swords, composite bows and arrows were stolen eons ago, so only the traces of metal embedded into the marble indicate the weapons used by the participants of the reliefs.

Details from the so-called Alexander Sarcophagus. Scythians with pointed hat and boots, pants. Achaemenids called "Saka Tigrakhauda" and the Greeks "Kermikhions" and "Melanchlaeni", ie "pointed hat Saka".

link





EKLER:


Ayrıca; "Herakl saqatların ulu babası olan Skitin atasıdır" 
(F.Ağasıoğlu) 

"İskitler Herakles'ten türemiştir, ecdadıdır."
(Zaur Hesenov). Bilgamış, Alpamış, Herakle....









* * *






Peki Kral Abdalonymos...!


ABDAL

*Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk boylarından biri
*Anadolu'da yaşayan boylardan bazısı
*Afganistan'da yaşayan bir Türk boyunun adı
*Tasavvufta Allah'ın sevgili kulları arasından seçilmiş kırk din büyüklerinin adı
*Eskiden tarikatlara bağlı dervişlere verilen ad.
*Allah'a ulaşma yolunda belli aşamaya erişen kimse.
*Gezgin derviş
*Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. 

"Abdal ata binince bey oldum sanır; Şalgam Aşa girince yağ oldum Sanır; Çulu dökülür Abdalın, herkes tanır; Suyu çeker şalgamın, Aşık usanır"


"Milattan sonra V. ve VI. yüzyıllarda Orta Asya tarihinde önemli bir rol oynamış bulunan Eftalit veya Akhun diye bilinen kavmin adının da aslında Abdal veya Aptal olduğu iddiası kolaylıkla reddedilemez. Nitekim bugünkü Yakutçada erkek Şamanların lâkabı olarak kullanılan abidal kelimesi de bu hususu doğrular mahiyettedir.” ( KÖPRÜLÜ, 1988: 62).


"455 AD-Abdaly (Hephthalites) conquer Kushans and invade India" = Hephthalites yani Ak Hunlar-Abdal....!



Köken olarak Arapça denilir - b-d-l kökünden gelmekte ve "kahraman" demektir. Lakin Türk boyunun adı olarak geçmesi bence kökü hakkında biraz kuşku uyandırıyor...! 

Özellikle de Türkçenin Akadçaya ve Arapçaya etkisi düşünüldüğünde.....SB



Abdal ile ilgili daha fazla detay:
Yard.Doç.Dr.Mahmut SARIKAYA
Ok.Mahmut SEYFELİ
KIRŞEHİR ABDAL / TEBER DİLİ
ve ANADOLU, AZERBAYCAN, ÖZBEKİSTAN GİZLİ DİLLERİYLE İLGİSİ -PDF


























* * * 


30 Aralık 2014 Salı

Türk Dili ve Sümer Uygarlığı , Arınak ve M.Ünal Mutlu




Türkçenin 40 civarında lehçesi var. Ama Batı listesine almıyor....Mesela, Uygur Türkçesi Cengiz İmparatorluğunun resmi dilidir. Burada esas olan şunu görmektir : Batılı kaynaklar bile Çince, Sankritçe, Gerekçe , Farsça gibi çok eski sanılan dillerin Kengerceden - Türkçeden- 3000 yıl sonra doğduğunu kabul etmektedir. 1500 yıl boyunca Türkçe dünyanın tek dilidir ve gezegenimizin ana dilidir. Önce bu gerçeği görmek gerek......... 

DEMİR hem Kengerce hem eski Uygurca da TANRI demektir.




***




DEMOKRASİ


‘Demokrasi  tarihte kelime ve     kavram olarak ilk kez MÖ 3000 lerde Kengerlerde görülmüştür.                                                                          

Gerek   ülkemizde gerek dünyada ,sömürgenlerin dikte ettiği eğitim sistemi içinde   Batı’nın masalları ile yetişmiş olan günümüz aydınları (!) beyinlerine enjekte   edilen virütik bilgileri tartışılmaz ‘bilimsel gerçek’   olarak  görürler).Bu saplantı içinde , entelektüel bir   tutsak olduklarının bilincinde değildirler. Taşıdıkları   önyargılarını sorgulamak  ,bir anlamda özgürleşmek hiç  akıllarına gelmez.

Bu açıdan bakılınca , DEMOKRASİ   kelime ve kavramını Grek kökenli sayanlar,birilerinin ortaya saldığı virüsleri   kapmış ve beyin enfeksiyonuna yakalanmış kurbanlardır.  


Acıdır ki   bugün aşağıdaki gerçekleri dile getirmek , beşyüz yıl önce – Dünya öküzün   boynuzunda diyenlere- ‘Dünya dönüyor’ demek gibi  birşeydir.


‘Demokrasi  tarihte kelime ve     kavram olarak ilk kez MÖ 3000 lerde Kengerlerde görülmüştür.’ İlk meclisler de-S.N. Kramer’in deyimiyle- Grek ve Roma’da değil Kenger’de (Sumerde)   görülür. 

  
‘Demokrasi,Demokratik ‘ gibi kelimeler , Kengerce  ‘Dumugiratuku ‘ kelimesinin  günümüzde Batı dilleri fonetiği ile söylem  biçimidir. ‘Dumugiratuku ‘ da Kengerce ‘halkın gücü’ demektir.
  
Amerika  demokrasiyi Grek  ,Roma  veya İngiltere'den değil Kızılderili’lerden  öğrenmiştir. ABD Anayasasını hazırlayanlar , Kızılderililerin  yüzlerce yıl uyguladığı  demokratik federal  yapıyı ABD’ye adapte etmiş ,yani  kopyalamışlardır. 

ABD ‘nin simgesi Özgürlük Heykeli  Kengerin Aşk Tanrıçasıdır.  AB’nin  12 yıldızlı bayrağı, Kengerlerin tanrılar meclisindeki 12 tanrının  yıldıza dönüşmesi ile oluşmuştur. (12 burç, 12 saat, 12 ay, 12 gün, 12 havari, Virgin Mary’nin başında 12 yıldız…AB Bayrağı)


Demokrasi  üzerine ahkam kesenler  önce beyinlerine enjekte edilen şu   virütik önyargıları dışarı çıkarmalıdır...

  
Demokrasi   Grek Uygarlığında doğmuştur (MÖ 500) .
Demokrasi Grekçe  ‘   Demos’ ve ‘Kratos’ kelimesinden oluşur.  
Grekçe ‘Demos’   halk,  ‘ Kratos’ güç,yönetim demektir . 
Demokrasi ‘Halkın   gücü,yönetimi ’  demektir.

 Bu ne menem   demokrasidir ki halkın %90 ı köle doğar , köle ölür. 

Kadın’ların - fahişe   değilse- sosyal hayatta   yeri yoktur. 
Aristokrasi denilen bir ağalık sistemi vardır.  

Kenger  demokrasisinde  köle sınıfı vardır ama bir kölenin kral olma  şansı da vardır. 

Kadın erkek  arasında eşitlik vardır.   
Gençler meclisi (Parlemento), İhtiyarlar meclisi vardır. 
Savaş kararları gibi  önemli kararlar referandumla alınır. 
Son etimolojik ve   arkeolojik bulgular ‘Demokrasi’nin Grekçe değil Kengerce olduğunu   kanıtlamıştır. (John Keane, A short History of  Democracy)  

Kenger’de doğan   demokrasi  bir yandan doğuya  Hindistan’a   ,diğer yandan batıya Sidon (Sayda) (Biblos) Anadolu Likya ve   Yunanistan coğrafyasına yayılır. MS 950 lerde İslam Uygarlığında gerçek bir   demokrasi uygulaması görülür. 


MS 1300 lere kadar Batı’da demokrasi kelimesi   görülmez. Avrupa yüzyıllarca feodalite dönemini yaşarken, Batı’lılar   tarafından kökleri kurutulmadan önce Kuzey Amerika Kızılderililerinin ,en az   500 yıl süren demokratik bir yönetim sistemleri vardır. ABD nin bugünki devlet yapısı  bu sistemin   devamıdır.



Bu girişten   sonra  Demokrasi’nin  kelime yapısını bir  kez daha irdeleyelim.


Önce şunu   belirtelim ki Grekçenin doğuşu- Kengerceden 2 500 yıl sonra -MÖ 700 lerdedir.   Yani Grekçe Kengercenin yanında dünkü çocuktur. 


Grekçe,   Yunanistan coğrafyasında yaşayan Pelasg denilen bir halkla daha sonra   Hindistan’dan gelen bir grup halkın kaynaşması sonunda ortaya çıkmış bir   dildir. Pelasg dilinin arkaik bir Türkçe olduğu, Hindistan’dan gelenlerin ise   Sankritçe benzeri bir dil konuştuğu ileri sürülür. 


Bu doğru ise Grekçe, Türkçe   ile Sankritçenin karışımından oluşan almaşık bir dildir. Bir çok kelimenin   Türkçe ve Grekçe aynı olması bu olasılığı güçlendirmektedir. Tipik bir örnek   ‘Kımız’ kelimesi Kengerce, Grekçe ve güncel Türkçe’de aynı anlamdadır :Alkollü   içki


‘Dumu’   kelimesi bugün bile  Kazakça ve Asya Türkçesinde    ‘Oğul,nesil’ demektir. Yani,’Doğma’


‘Dumu’   kelimesi Kengerce ‘Çocuk,oğul ‘ demektir.Arapça’ya    ‘Damat,mahdum’olarak geçer.


‘Demo’   kelimesi Grekçe ‘Halk’ demektir.



‘Dumugir ‘   Kengerce ‘ Özgür halk,yerli halk’ (köle olmayan,yabancı olmayan) demektir. Bu   kelime ileride Arapça’da ‘cumhur’ ,Türkçe’de ‘Cumhuriyet’ kelimelerini   oluşturacaktır.   Dumugir +Atuk =>   Dumugiratuk  veya       Cumhur + Atik => Cumhuratik   ‘Demokratik’   kelimesini çağrıştırıyor mu?


‘Kur’   Kengerce çok güçlü demektir. Günümüzde   gür,gürbüz olmuş . ‘ Kara’ Göktürkçe ‘çok güçlü’ demektir.   Karaman (Yiğit) , Karakış, Karahan (Türk Mitolojisinde Tanrılar Tanrısı)


Atuku Kengerce   Güç,kuvvet ( Günümüz Türkçesinde :Atak,Atik )


Kengerce  ‘Kur +atuku’ = Kuratuku   son hecenin düşmesiyle   Grekçe ‘ Krat,Krata,Kratos.’ biçimine girmiş   .


Kengerce Atuku   kelimesinin Arapçada ‘Takat’,İbranicede ‘Tokat’   olmuştur


Özetle   Demokrasi   kelimesi  buğünün Türkçesi ile    Doğma+  Gür + Atik  , Asya   Türkçesi ile Dumu+Kara +Atak ;Kengerce ile   Dumu+Kur+Atuku  Grekçeleşmiş kelimelerle    Demos+Kratos > Demo+Krat   biçimde   oluşmuştur.



MÖ  3 000 lerde  Kengerce   ‘Dumukuratuku’ kelimesi   2500 yıl   sonra  MÖ 500 de Grekçe ‘Demokratia’ olarak ses   değişimine uğramış. Batı dillerinde ilk kez   Latincede  MS 1300 lerde   Democratia , MS 1400 lerde Fransızcada Democratie İngilizcede  1570 lerde    Democracy  olarak ortaya çıkmış.  


Antik Türk   kültürünün mirasına konmuş  olan Batı’nın   geçmişinde  demokrasi yoktur. 

Demokrasi  kavram ve kelime olarak Batı için bir ithal   malıdır.

Prof John Keane'in 'History of Democracy ' adlı makalesinden bir alıntı....


' Demokrasi'nin Grekçe değil Kengerce/Sümerce olduğunu gören bir bilim adamı daha ........


The beginning of wisdom in such disputes is to see that democracy, like all other human inventions, has a history. Democratic values and institutions are never set in stone; even the meaning of demomcracy changes through time. During its first historical phase, which began in ancient Mesopotamia (c. 2,500 BCE) and stretched through classical Greece and Rome .........democracy have Eastern origins, for instance in the ancient Sumerian references to the dumu , the ‘inhabitants’ 



***


TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ


25 MAYIS 2009 İstanbul Üniversitesi , Avrasya Ar. Konferans Salonu,

TÜRKÇE SEMPOZYUMU
Sn. Başkanım, Değerli Hocalarım ve Sayın İzleyiciler

Türk Dilinin yüceliğini bilimsel platformlarda yeniden tartışmaya açtığı için İstanbul Üniversitesinin ve Bilim ve Ütopya dergisinin değerli yöneticilerini huzurlarınızda yürekten kutlar, zamanlarını bu konuya ayıran siz değerli insanlara ayrı ayrı en derin saygılarımı sunarım.


Bugün konuşulan dünya dillerinin nasıl geliştiğini ve etkileştiğini gerçekçi olarak saptamak için işe tarihin ilk uygarlıklarının dilinden başlamak gerektiği kanısındayım. Zira, insanlık tarihinin ilk dili ve 1500 yıl boyunca tek dili olan Sumercenin ne olduğunu, nereden geldiğini göz ardı eden bir etimoloji bilimsellikten çıkar, siyasal malzemeye dönüşür düşüncesindeyim. Günümüzde Sumer diye anılan bu uygarlığın gerçek adı olan KENGER ve yaradan kavramı için kullandıkları DİNGİR kelimeleri bugün dünyada sadece TÜRK DİLİ NDE mevcuttur. Sadece bu iki kelime ‘Sümerler Türk mü idi ?’ sorusuna yanıt vermeye yeterlidir, kanısındayım.


Bugün ortaya çıkan bilgi ve belgeler ışığında Sumerlilerin Türk olduğunu rahatlıkla söylenebilir. Gizli bir entelektüel terör baskısı altında batılı Sumerologlar bu gerçeği açıkça dile getirmekten korkmaktadır. Sn. Hocam Muazzez İlmiye Çığ ile yıllarca birlikte çalışan Samuel Noah Kramer bu gerçeği bir çok yazılarında ima etmiş ve kendisine yazdığı mektuplarda açıkça dile getirmiştir.


150 yıldan beri bir çok araştırmacının fark ettiği gibi bugün dünya dillerinin köklerinde KENGER/SUMER dilini görmekteyiz. Gerçi Kenger dilinin çözülmesinde hala eksiklikler ve aksaklıklar söz konusudur. Ancak, mevcut haliyle bile Sumercenin arkaik bir Türkçe olduğu

açıkça görülmektedir.

Bu gerçekten yola çıkarak, aşağıda verilen yazılı dillerin doğum tarihleri Türkçenin evrenselliğinin ve gezegenimizin ana dili olduğunun en somut kanıtıdır. Burada Arapça, Farsça, Sankritçe, Grekçe, Latince, İbranice gibi çok önemsenen dillerin Türk dilinden binlerce yıl sonra ortaya çıktığı açıkça görülmektedir.


Tevrat’ın İbranice, İncil’in Grekçe (Katoliklerde Latince) , Kuran’ın Arapça olması bu dillerin önemsenmesinde ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Bu bağlamda şu gerçek unutulmamalıdır ki semavi dinlerin doğum yeri KENGER ülkesidir. Tüm Peygamberlerin atası olarak tanınan Hz İbrahim bir Kengerlidir. Ayrıca, Kenger mitolojisinin tüm Orta Doğu halklarını çok derinden etkilediği de bilinmektedir. Bu yüzden günümüzde bile dinsel terminoloji Türkçe/Kengerce üzerine inşa edilmiştir. (Mekke, Mübarek,  Burak, Jerusalem, Mikael, Firavun, Vatikan , Katolik, God, İkona,….)



Tarihin ilk Yarısı MÖ 4 000- 1 000

Kengerce (Sumerce) : MÖ 4 000 Çivi Yazısı
Dravida Dili : MÖ 2 500
Eski Mısır Dili : MÖ 2 500 Çivi+ Hi.glif
Hurri-Urartu Dili : MÖ 2 250 Çivi yazısı-
Akadca : MÖ 2 000 Çivi yazısı-
Hatti/Hitit : MÖ 1 900 Çivi yazısı-
Elamca : MÖ 1 600 Çivi yazısı-
Fenike : MÖ 1 500 Alfabetik yazı,
Sanskritçe : MÖ 1 300
İbranice : MÖ 1 200
Çince : MÖ 1 100

Tarihin II Yarısı

Etrüskçe : MÖ 750
Farsça : MÖ 750
Yunanca : MÖ 750
Aramice : MÖ 600
Latince : MÖ 250
Süryanice : MS 200
Almanca : MS 250
Ermenice :MS 400
Gürcüce : MS 400
Sogd Dili : MS 400
Arapça : MS 600
Uygurca : MS 750
İngilizce : MS 750
Fransızca : MS 900
Rusça : MS 1 000

Kaynak :Historie des Literatures,Gallimard ,Paris,1955-56 vol .I et II

Dünya Dilleri Atlası,Ronald Breton


İnsanlık 400 yıl öncesine kadar dünyayı öküzün boynuzlarına ya da evrenin merkezine kondururken , 5 000 yıl önce ay ve güneş tutulmalarını hesaplayabilen -Sumerli yazar Lu Dingirra’nın deyimiyle -kökü binlerce yıl öncesine dayanan bu şaşırtıcı uygarlık Güney Irak’a neden ,nasıl ,niçin geldi ? Günümüz uygarlığının dokularına ve hücrelerine nasıl nufuz etti? Dünya dillerinin köklerinde neden KENGERCE /TÜRKÇE var? Bu sorulara yanıt arayalım.


Kuzey Avrupa ve Amerika’nın buzlar altında olduğu son buzul çağında Orta ve Kuzey Asya da ılıman bir iklim, büyük iç denizler ve ırmaklar olduğu bilinmektedir. Bu bölgelerde yaşayan insan topluluklarının yaklaşık 250 000 yıllık bir evrim geçirdiği sanılmakta ve Nuh Tufanı dönemine gelindiğinde yüksek bir uygarlık düzeyine eriştikleri anlaşılmaktadır. 


Bu dönemde buzulların erimesi ile birlikte dünyanın ekseni 30 derece sapar, Kuzey Asya’da ırmaklar tersine akar, bölgeyi seller basar, iklimler değişir, sert bir kara iklimi gelir, iç denizler ve ırmaklar kurumaya küçülmeye başlar. 


Tufan sonunda (MÖ 8 000) sağ kalanlar yeni yurtlar arar ve dünyanın dört bir yanına göç dalgaları başlar. Arkeolojik bulgulara göre bu göçmenlerden bir kol Türkmenistan’a-arkaik adıyla KENGER’e , bir süre orada kaldıktan sonra Kafkaslar üzerinden Güney Irak’a gelir.(MÖ 6000) Bir kısmı İndus Vadisine iner. Onlarında bir bölümü deniz yoluyla Güney Irak’a ulaşarak KENGERlerle birleşir. 


Daha sonra bir kısım göçmen Nil vadisinde görülür. Bir göç dalgası da Anadolu’da Hatti uygarlığını yaratır. Bu göçmenlerin hepsi başta Sumer/Kenger olmak üzere anayurtlarından getirdikleri şaşırtıcı derecede yüksek uygarlıklar sergilerler (MÖ 4 000- MÖ 2 000).


Kengerler, deniz yoluyla Mısır ve Hindistan’la, kara yoluyla Kafkasya ve Orta Doğu ile sürekli ve yakın ilişkiler içinde bulunurlar. Kenger uygarlığı bu bölgeleri günümüzde bile izi silinmeyecek şekilde etkiler. Hz. İsa dönemine kadar 4 000 yıl süreyle Orta Doğu coğrafyasında bölgenin eğitim ve ibadet dili olarak Kengerce önce bölge dillerinin, giderek dünya dillerinin omurgasını oluşturacak ve dokularına işleyecektir.


Yukarıda görüldüğü gibi, tarihin şafağında gördüğümüz Sümer, Mısır, Harappa, Hatti gibi ilk uygarlıkların tümü göçmen uygarlıklardır. Son yıllardaki bulgular bu göçmen uygarlıkların –Mayalar da dahil -hepsinin de kökenlerinin Orta ve Kuzey Asya’da olduğuna, dillerinin de Türkçe olduğuna işaret etmektedir.


Bu uygar göçmenler ilk geldiklerinde bölgelerdeki yerli halklar ve dilleri henüz ilkeldir. Ancak bu uygar göçmenler kendi kültürlerini çocukluk çağındaki çevre kültürlerine de aşılayacak, bölgeyi ileride istila edecek yeni kavimler de bundan dolaylı olarak etkilenecek ve yüzyıllar sonra ortaya çıkacak dillerinin iskeletini oluşturacaktır.



Kengerce 1 500 yıl boyunca dünyanın tek yazılı dili olarak kalmıştır. Orta Doğu coğrafyasındaki tüm devletler MÖ 1 000 lere kadar Kenger yazısını kullanmışlardır. Ancak , Mısırda başlangıçta kullanılan çivi yazısı zamanla terk edilerek Hiyeroglif kullanılmaya başlanacaktır.


Daha sonra yüksek Kenger kültürü Anadolu, Fenike ve Mısır yoluyla Grekleri de etkileyecektir. . Bugün dünyaya Grek icadı olarak bilinen hemen hemen her şey Kenger icadıdır. Grek ve Roma mitolojileri Kenger Mitolojisinin değişik versiyonlarından başka bir şey değildir. Kadınların ve halkın %90 ının köle olarak doğup öldüğü, sözde Grek demokrasisinden 3000 yıl önce, özgürlük, eşitlik, adalet kavramlarının doğduğu, insan haklarının güvence altına alındığı , bir kölenin kral olabileceği gerçek bir demokrasi vardı. Aslında Kengerde köle sınıfı yoktur , geçici köleler vardır ve bu köleler suçlular ve savaş esirlerinden oluşmaktadır.


Kengerlerin tarih sahnesinden çekildiği dönemlerde yeni göç dalgaları başlar. Kengerlerin bir bölümü Anadolu’ya ,bir kol Çin’e , bir kol Meksika’ya olmak üzere dünyanın dört bir yanına dağıldığı bilimsel çevrelerce ifade edilmektedir..


Kenger kültürü –başta dili olmak üzere- domino etkisi ile tüm dünyayı etkilemiş, günümüz uygarlığının biçimlenmesinde, dünya dillerinin gelişiminde ana etkenlerden biri olmuştur.

Bazı Batılı araştırmacılara göre, bugün ki Vatikan şehir devletinin idari yapısı Kenger şehir devletlerinden alınmıştır. 

Kengercenin Sami veya Hint Avrupa kökenli olmadığı, cümle yapılarının, ses uyumunun, bitişken bir dil olarak Türkçe ile aynı özellikte olduğu tüm bilimsel platformlarca kabul edilmektedir. Şu ana kadar ,Kengerce -doğru veya yanlış -okunan kelimelerin yarısından fazlasının Türkçe olduğu görülmektedir. Ancak günümüzde bilim üzerindeki siyasal baskılar nedeniyle Batılı bilim adamları Kengerce’nin arkaik bir Türkçe olduğu gerçeğini yüksek sesle söyleyememektedir.


Roma İmparatorluğunun temellerini ve omurgasını oluşturan Etrüsk Uygarlığı, Türkçenin Avrupa coğrafyasındaki dillerin gelişmesini hızlandıran bir başka önemli unsurdur. Latincenin altyapısında Etrüskçe vardır. Latin Alfabesi diye bilinen şey aslında Etrüsk alfabesinden başka bir şey değildir. 


İtalyan Üniversitelerin birkaç yıl önce yaptığı DNA araştırmalarında Etrüsklerin DNA ları ile Türklerin DNA larının %97 oranında aynı olduğu belirtilmektedir. Etrüskçenin de Kengerce gibi Türkçe ile aynı özelliklere sahip bir dil olduğu tüm bilimsel platformlarca kabul edilmektedir.


Kesin olarak kanıtlanmamış olmakla birlikte Etrüsklerin, Anadolu’ya göçen Kengerlerin devamı olması güçlü bir olasılıktır. Avrupa’nın ilk uygar devleti olan Etrüskler, İtalya’da şaşırtıcı bir uygarlık yaratmış olup Roma, Vatikan, Alp Dağları, Adriyatik, Turhan Denizi, Dalmaçya gibi toponim ve sayısız kelimeleri Avrupa dillerine hediye etmiştir.


Bugün Hindistanda 250 milyon kişinin konuştuğu Dravida dili Sankritçe’nin atası konumundadır. Büyük olasılıkla başlangıçta Kengerce ile aynı olan bu dil, günümüze kadar epeyce başkalaşım geçirmiş olmakla birlikte bugün bile Türkçe ile olağan üstü bir yakınlık sergilemektedir.


16 000 yıl önceden başlayarak Amerika’ya göçtüğü söylenen Kızılderili’lerden kalan Amerika’daki -Amerika, Kanada, Niyagara, Utah, Dakota, Iwoa, Peru vs. gibi- birçok Türkçe toponim, Türkçenin yaşı konusunda fikir vermektedir.


Bugün piyasada görülen bazı Etimolojik sözlükler bu gerçeği göz ardı ettiği için, tarihin ilk yarısından geriye gitmediği için bilim ve mantık dışında kalmaktadırlar.


Batıdaki etimolojik sözlükler de aynı şekilde tarihin ilk yarısını silip atarlar. Her kelimeyi

Grek ve Roma’ya bağlamak, olmazsa Sankritçe veya İbranice’ye başvurmak gibi bilim ve etik dışı bir eğilim içindedirler. Bazı etimologlar, dilbilimciler matematik bilimini inkar ederek ayrı dillerde aynı anlam ve söylemde kelimeler olmasını doğal bir rastlantı olarak kabul ederler. Oysaki harf sayısına bağlı olarak böyle bir rastlantı olasılığı milyonda, trilyonda bir mertebesindedir.

Birkaç yıl önce Yeni Zellanda’da bir üniversitede yapılan genetik similasyon esasına dayalı bir etimolojik araştırma Avrupa dillerinin kökünün Türkiye olduğu sonucuna varmış ve bölgedeki basında ‘Turkish Origin of English’ başlıklı makaleler çıkmıştır.



Türkçe kökenli olduğu pek bilinmeyen yada saklanan aşağıdaki kelimeler Türkçenin dünya dillerinin hücrelerine işlemiş olduğunun somut kanıtlarıdır.


ANKARA, : ANGAR ..ENGUR…ANGARIN …ENGURRA (Kozmik Deniz Tanrısı)

İSTANBUL : İSTEN BOLU (Güneş Tanrısının Kenti, Şeytan’ın Şehri)-Hattice
KONYA : GİGUNA > İKONA (Mabed bezemesi,ikona)
JERUSALEM : URU-SİLLUM (Aydın Kent)
DEMOKRASİ kelimesi köken olarak Grekçe değil Kengercedir
ABD Başkanının adı ‘BARACK’ MÖ 2 700 lerde yaşamış bir Kenger Hanının adıdır, Türkçe kökenlidir.
MAJESTE VE MUSTAFA Türkçe kökenli kelimelerdir. (Maj+Usta)
ENTEL > AN +TAL (Yüksek + anlayış) > ÖN+TÜL Kengerce bir kelimedir.
VİYANA(VİEN) kelimesi şarap anlamındaki Tin(Sm)>Vin(Etr) kelimesinden türemiştir.
BÜTÇE kelimesinin aslı BOHÇAdır.
ORIENT kelimesi Türkçe ÖRÜNG (Şafak) kelimesinden türemiştir
KATOLİK kelimesi (Katıl-ik) Türkçedir.
VATİCAN kelimesi Etrüskçedir. ÖTÜKEN’in Etrüsk dilindeki söylemi VATİKANdır.
GOD> Boğa ,Güneşin Boğası , Merkür
TİCARET ve TRADE kelimeleri Kengerce TİBİRA kelimesinden türemiştir.
DARBE
ART ve SCIENCE Etrüsk Türkçesinden (ARS ,SİANS) çıkmış kelimelerdir
MAKKA> ÇAKKA> tekke
HİCAZ > AJAZ > Açık gökyüzü
HARAKA |> ARAKA (Halajca,Yükselmek)
MAGA-TUR ,BAGA-TUR
BARSAG (Sümerce)> MARSA (Hakasça) > MERCİ, MERSEDES


BÖRÜ kelimesi dünya dillerindeki benzerleri

BÖRÜ(Tr) : Mitolojik kurt, Türklerin totemi; (Güneşten kopup geldiği düşünülür) Varlık ve Aydınlık simgesi ( Türk dillerinde Bieri,Peri,Borı biçiminde geçer)

Piri (ng) (Sm) : 1-Işık 2- Aslan

Bara (Sm) : Kral
Pero (Es Mı) : Tanrı Kral,Firavun
Para (Sankrit) : En Yüce İlah
Paroh  (İbr) : Firavun
Pharao (Grek) : Firavun
Bari (Ar) : Tanrı
Barı (Başkır) : Zengin
Barı (Balkar) : Zengin
Pharoah (İng) : Firavun

Bravo,Bröve, Brave(İng),,Baro,Baron,Peron,Peru.Para,Peri,Barok,Faruk,



BATI DİLLERİNİN ALTYAPISINDA TÜRKÇE VARDIR


MÖ 4 000-2 500 de Avrupa'da egemen dil Türkçedir.



BONJOUR !  Türkçe kökenli mi?


ABO kelimesini TDK   ‘bir şaşkınlık ünlemi’ olarak tanımlar.

Bilimsel etimolojik sözlüklere göre ABO eski Türkçede  ‘İYİ’ demektir.
ABO>EBE>EVET şeklinde değişerek günümüze gelir.
ABO Batı dillerine aynı anlamda geçerken BON biçimini alır.                                                        
Yine bu sözlüklerde Türkçe JAR  gün,şafak,ışık anlamındadır.
(Jarın/Yarın bu kökten türer).
JAR Batı dillerine  JOUR/JUR  olarak geçer.
ABO (Tr)>BON (Fr) =İYİ
JAR  (Tr)>  JUR (Fr)  =GÜN
BONJUR (Fr) = İYİ GÜNLER;Günaydın


EKOL ve KLİSE  Kelimelerinin Türkçe’de ki kökeni:EGAL

MÖ 3 000 lerde EGAL  Kengercede ‘ Tapınak,saray’ anlamındadır.
Kengerce’de  E= Ev   Gal= Al,Yüce,büyük  (Galın: Büyük-DLT)
EGAL MÖ 2 000 lerde Akadçaya  aynı anlamda EKALLU olarak girer.
EKALLU Grekçeye  EKALEO giderek EKKLESİA olarak girer.
Günümüz Türkçesinde ilk hece düşerek KLİSE ortaya çıkar.
Kengerce EGAL  binlerce yıl sonra EKOL/ ECOLE olarak Batı dillerinde yine  gündemdedir. Avrupa’da binlerce yıl okulların klisede olduğu düşünülür se    Tapınak=EGAL=EKOL=OKUL  denklemi normaldir.

French école, Spanish escuela, Italian scuola, Old High German scuola, German Schule, Swedish skola, Gaelic sgiol, Welsh ysgol, Russian shkola). 


Ecole des Beaux-Arts, Paris  ( Okunuşu: Ekol de Bozar,Pari  )

Paris Güzel Sanatlar Okulu….        Beaux: BO: ABO(Türkçe):İyi,güzel

French école, Spanish escuela, Italian scuola, Old High German scuola,

GermanSchule, Swedish skola, Gaelic sgiol, Welsh ysgol, Russian shkola). 

Ecole des Beaux-Arts, Paris  ( Okunuşu: Ekol de Bozar,Pari  )

Paris Güzel Sanatlar Okulu….        Beaux: BO: ABO(Türkçe):İyi,güzel



***


‘’CUMHURİYET’’  NEDİR


'Cumhuriyet'  köküyle, ekiyle  Türkçe bir kelime…Tıpkı  'Demokrasi' gibi


Kökü, Kenger Türkçesindeki DUMUGİR  kelimesi..

Anlamı : Yurttaş,halk

DUMUGİR aynı  anlamla CUMHUR olarak Arapçaya geçmiştir.

Eski Türkçedeki   İYİ (Mülk,ülke), İYE, İGE, ÖGE (koruyan,sahip,bey) kelimeleri  gerek Arapça , gerek Osmanlı Türkçesindeki  -İYE (T ) ekine dönüşmüş.

CUMHURİYET'in kök anlamı : Halkı koruyan, ona sahip çıkan 


DUMUGİR’İN açılımı  şöyle:

DUMU:  Kenger ve Asya Türkçesinde  ‘Çocuk, nesil, oğul, doğmuş’
GİR;GÜR:  Kenger Türkçesinde Özgür,yerli,soylu anlamındadır.

DUMU Grekçe’ye  halk anlamında ‘’DEMO’’ olarak geçmiş.DEMOKRASİ kelimesi de Kengerce ‘halkın gücü’ anlamındaki  DUMUGİRATUKU kelimesinden türemiştir.



***



ANKARA ‘NIN ANLAMI


Köken:       Kenger Türkçesi

Kök Kelime: Engur-ra.
Doğum:      MÖ 3000 den önce
Kök Anlamı:Tengri, Tanrı.

Kenger mitolojisinin tüm dünyayı etkilediğini artık bü­tün bilimsel platformlar kabul etmektedir. Ankara kelimesi­nin gerçek anlamı da Kenger mitolojisinde ve kozmonogisin­de saklıdır: Evren yaratılmadan önce sonsuz bir deniz vardı. Yer ve gök bu denizden yaratıldı. Bu denizle özdeşleşen ana tanrıçanın adı ENGUR idi.


ENGUR, MÖ 3000’lerden başlayarak en az 43 Kenger tabletinde binden fazla görülmüştür. Bir tablette engur şöyle anlatılır.


“Evreni ve tanrıları yaratan ANA, her şeyin İLKİ. Eşsiz, kocasız TANRIÇA. Kendiliğinden türeten Rahim, hiçbir şey yokken var olan öz, ABSU’nun bereket dağıtan dişi suları.” Hayat suda başlar…


Bu anlayış içinde, akarsulara ve akarsu kenarlarına ku­rulmuş kentlere antik uygarlıklarda ENGÜR, ENGÜRÜ, ANGORA gibi isimler verilmiştir. Bu isimler bugün bile tüm dünyada birçok kent ve akarsuların tanımı için kullanılmak­tadır. Tarihte birçok Türk kağanı ve devleti adlarını ENGUR kökünden almıştır.



ANKARA’nın adının Osmanlı’da ENGÜRÜ olduğu ve ENGÜR’den çıktığı da açıkça görülmektedir.. Ankara’nın topoğrafyası çanak biçiminde olduğu için çukur yerlerde bol yer altı suyu (ENGÜR) bulunur. 


Nitekim Ankara’nın Roma hamamları meşhurdur. Ankara’nın içinden akan -ve bugün kapatılmış olan- bir çay vardır: Ankara Çayı. Bay­kal Gölü’nden Yenisey’e akan nehrin adı da ANGARA’dır. 


Sakarya Nehri’nin Grekçesinin SANGARİUS olduğu göz önüne alınırsa özgün adının (S) ANGARA olduğu anlaşılır. Aynı kelime Doğu Türkistan’daki büyük bir su havzasında, SUNGURYA, Avrupa’da HUNGARY (Macaristan) olarak görülür.


ANKARA kelimesinin Farsça üzüm anlamındaki “en­gür” ya da Grekçe “çapa” anlamındaki “ankor”dan türediği söylentilerinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. 


ANKARA’yı kuran Hattilerdir ve Ankara’nın anlamını Hattice ve Sümer­ce gibi antik dillerde aramak gerekir.



***



ADANA

Köken:       Kenger ve Hatti  Türkçesi
Kök Kelime: Eden-na, Adania.
Doğum:      MÖ 3000 den önce
Kök Anlamı: İki çay arası ova /Bitki ve tarım Tanrısı.

ADANA  adı ilk kez BİLGEMEŞ (Gılgamış) destanında geçer.


Anadolu’nun ilk  uygarlığı  Hatti/Hatay  devleti tarafından başkent olarak kurulmuş bir kent…

Hitit tabletlerinde adı URU Adaniya (Adana şehri)olarak geçiyor.

Antik uygarlıklarda şehirlere tanrı adları vermek çok yaygın. İstanbul, Ankara, Adana gibi..


Adania (Hat.):Tarım ve bitki tanrısı

Adonis (Fenike.):Tarım ve bitki tanrısı;
Adonay (İbr.):Adı anılmayan Rab, Tanrı.
Edinna (Sm.):İki çay arası ova.

Kengerler Fırat-Dicle arasına  EDEN derlerdi. Her türlü tarımın yapıldığı bu bölge adeta bir cennet bahçesi kadar güzel olmalıydı ki  bu kelime  binlerce yıl sonra  TEVRAT’ta  GANEDEN = Cennet   Bahçesi  olarak ,Batı dillerinde GARDEN olarak görülür.  GAN Kengerce ve Çuvaşçada ‘bağ,bahçe,tarla’ anlamındadır. 


Hatti inançlarında evrende ve dünyada görülen her göz alıcı  nesnenin  içinde doğaüstü bir güç-Tanrı- olduğuna inanılırdı. Kengerce EDEN-NA  kelimesi bu anlayış içinde Hatti dilinde  ADANİA olarak  tanrı adına dönüşmüş . Fenikeliler ve İbraniler de bundan etkilenerek –Tanrı anlamında-ADONİS ve ADONAY ortaya çıkmış giderek  ADANİA Grek mitolojisine de  ADANÜS olarak girmiş.


HATTİ’nin Fırtına Tanrısı  TURA (Boğa ile simgelenir)  adını  TARSUS’a , batı dillerine hem de, Adana’nın kuzeyinden geçen TOROS dağlarına verir. 



***


‘MELEK ‘

Gezegenimizdeki dillerin kökleri KENGER’de. Tevrat Kengerce’ye atıf yaparak ‘Tüm dünya tek dil konuşurdu’ der. Nitekim, Kengerce Hz. İsa’ya kadar Orta Doğu uygarlıklarında ibadet, müzik, eğitim ve protokol dili. Sankritçe, Grekçe ,Latince vs Kengerce’nin yanında dünkü çocuklar…..Anaları Kengerce. KENGER Sümer’in gerçek adı.

Melek 5 000 yıllık bir kelime. İlk görüldüğü yer doğal olarak KENGER. Kök anlamı :1- Tanrıça 2-Kız arkadaş/ Girlfriend


MALAG MÖ 3000 lerde Kenger dilinde ‘Kız arkadaş/Girlfriend ; Kadın komşu; Kuma, ‘ anlamındadır. MALA olarak ta geçer . Bugün şarkılarımızda hala , MALA> BALA ve MELEK sevgili anlamında kullanılır.

Kengerce’ den İbranice ve Arapçaya geçen MALAK/Melek kelimesi zamanla kutsallık içerir ki burada yine Kengerce AMALUG(Tanrıça) kelimesinin MALAG kelimesiyle - ses benzeşiminden dolayı -kaynaşması söz konusudur.
AMALUG Kengerce MÖ 2000 lerde Tanrıça; Rahibe anlamları taşır. Kelime anlamı ‘ Ulu Ana’ ( AMA +ULUG)...
AMA Kengerce ANA demektir. Arapçaya ‘ÜMMÜ’ olarak geçmiş.
İLU(G) Kengerce Ulu; Tanrı anlamındadır. İbranice ve Arapça’ya İLAH Olarak geçmiş.


***



KENGER’LERİN (Sümer’lerin) GÜNÜMÜZE ETKİLERİ


TÜRK VE DÜNYA TARİHİ KENGERDE BAŞLAR (MÖ 4000). GÜNÜMÜZ UYGARLIĞININ TEMELLERİ KENGER’DE ATILMIŞ, ÖZÜ KENGERLERCE OLUŞTURULMUŞTUR. 


 CHARLES FOSTER  1852 DE YAZDIĞI ‘ ONE PRİMEVAL LANGUAGE ADLI ESERİNDE  TÜM  DÜNYA DİLLERİNİN KÖKÜNÜN KENGERCE OLDUĞUNU BELİRTMİŞTİR.

TEVRAT’A GÖRE  BİR ZAMANLAR TÜM DÜNYA TEK DİL- KENGERCE- KONUŞURDU. 

MÖ 4000-MÖ 2500 ARASINDA KENGERCEDEN BAŞKA BİR YAZILI DİL GÖRÜLMEMİŞTİR. 


RAWLİNSON, HOMMEL GİBİ  SÜMEROLOJİNİN ATALARI  KENGERCENİN TÜRKÇE OLDUĞUNU BELİRTMİŞLERDİR. SÜMEROLOG MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ DA SON KİTABINDA KENGERLERİN (Sümerlilerin) BİR TÜRK BOYU OLDUĞUNU SÖYLEMEKTEDİR.


ABD’NİN SEMBOLÜ ‘ÖZGÜRLÜK HEYKELİ’ KENGER TANRIÇASI ‘ NİNANNA’YA ,AB BAYRAĞINDAKİ 12 YILDIZIN KÖKLERİ  KENGER PANTEONUNDAKİ 12 TANRIYA UZANIR. 12 HAVARİ,12 KABİLE,12 İMAM,12 BURÇ,12 AY, MERYEM’İN BAŞINDAKİ HALEDE 12 YILDIZ  VS NİN KÖKENİ  KENGERDEDİR.


BURÇLAR VE TAKVİM KENGER BULUŞUDUR.  KENGER PANTEONUNDAKİ 12 TANRI 12 BURCA YERLEŞTİRİLMİŞ, YIL 12 AYA, AY 30 GÜNE,GÜN 12+12 SAATE,SAAT 60 DAKİKAYA ,DAKİKA 60 SANİYEYE KENGERLER TARAFINDAN BÖLÜNMÜŞTÜR. DAİRE YİNE KENGERLER TARAFINDAN 360 DERECEYE BÜLÜNMÜŞTÜR.


KENGERDE ASTRONOMİ, AY VE GÜNEŞ TUTULMALARININ ZAMANINI SAPTAYACAK ÖLÇÜDE GELİŞMİŞTİR.


DEMOKRASİ VE PARLEMENTER SİSTEM  MÖ 3000 LERDE BİLGAMEŞ (Gılgamış) DÖNEMİNDE ORTAYA ÇIKAN BİR KENGER BULUŞUDUR. BİLGAMEŞ (Gılgamış)  ‘BİLGE BAŞ, BİLGE KRAL’ DEMEKTİR. ‘BİLGAMEŞ DESTANI ‘ GEZEGENİMİZİN İLK DESTANI OLUP NUH TUFANINI  AYRINTILI OLARAK ANLATAN İLK YAZILI ESERDİR.


‘ DUMUGİR-ATUKU’ KENGERCE ‘HALKIN GÜÇ SAHİBİ OLMASI’ DEMEKTİR. BATI DİLLERİNE ‘DEMOKRATİKA; DEMOKRASİ’ OLARAK GEÇMİŞTİR.


ARAPÇAYA ‘CUMHUR’ KELİMESİ OLARAK GEÇEN  KENGERCE  ‘DUMUGİR’ , ‘YURTTAŞ’ DEMEKTİR.


MÜHENDİSLİĞİN DOĞUM YERİ KENGERDİR. METAL ERGİTME FIRINLARINDA DIŞARIDAN İTHAL ETTİĞİ CEVHERLERİ ERİTEREK BRONZ PULLUK, METAL SİLAHLAR,  SOM ALTINDAN HEYKELLER, YAPMIŞLARDIR. PETROKİMYA TESİSLERİNDE PETROLÜ İŞLEYEREK ELDE ETTİKLERİ BİTÜMLE GEMİLERİNİN VE EVLERİNİN SU YALITIMINI YAPMIŞLARDIR.


PİTAGOR’A MAL EDİLEN TEOREMİN ONDAN 2 500 YIL ÖNCE KENGER OKULLARINDA  ÖĞRENCİLERE EV ÖDEVİ OLARAK VERİLDİĞİNİ GÖSTEREN TABLETLER BULUNMUŞTUR.


KUBBE VE KEMER MİMARİSİNİ GÜNÜMÜZE ARMAĞAN EDEN YİNE KENGERLERDİR.

SEMAVİ DİNLERİ KURUMSALLAŞTIRAN HZ. İBRAHİM  KENGER’İN UR ŞEHRİNDE DOĞUP BÜYÜMÜŞ, MÖ 2000 LERDE ÜLKESİNİN İŞGALİ ÜZERİNE EŞİNİ, BABASINI VE 200 CİVARINDA AKRABASINI ALARAK URFA’YA GÖÇMÜŞ,SONRA MISIR VE MEKKE’YE GİTMİŞTİR.  TEVRAT’TA ADI ‘ABRAM’, EŞİNİN ADI ‘SARI, SARA’ BABASININ ADI ‘TÖRE, TARA’ İKEN BU ADLAR GÖÇTEN SONRA ABRAHAM, SARAH, TARAH OLARAK YENİ YÖRELERİN DİLİNE GÖRE DEĞİŞMİŞTİR.

ARAPLARIN VE İBRANİLERİN ATASI OLARAK KABUL EDİLEN  HZ. İBRAHİM’İN ASLINDA BİR KENGER TÜRKÜ OLDUĞU ANLAŞILMAKTADIR.


KENGER MİTOLOJİSİ ORTA DOĞU, GREK ROMA, HİNT MİTOLOJİLERİNİN KAYNAĞI OLMUŞ. MUSEVİLİK VE HRİSTİYANLIĞI  BİLE ETKİLEMİŞTİR. LEYLA VE MECNUN, ROMEO VE JULİET GİBİ ÖYKÜLERİN KAYNAĞI PROF. GÖNÜL TEKİN’E GÖRE İNANNA İLE DUMUZİ’NİN AŞKIDIR. BİNBİRGECE MASALLARI KENGERDEN HİNDİSTANA GİTMİŞ ORADAN TEKRAR BATIYA GELMİŞTİR.


DUMUZİ’NİN YERALTINDAN ÇIKIP NİNANNA İLE GERDEĞE GİRİŞİ  İLE BAHAR GELİR, DOĞA CANLANIR ; KENGERDE BÜYÜK ŞENLİKLER YAPILIR. BU ŞENLİKLER DOĞUDA NEVRUZ, BATIDA PASKALYA BAYRAMI OLARAK GÜNÜMÜZE KADAR KUTLANMAKTADIR



***



GÜNÜMÜZ ve KENGERLER(SÜMERLER)


KENGER adı AVRASYA coğrafyasında en yaygın adlardan biridir. Ayrıca Kenger adında sayısız Türk boyları vardır. En önemlisi KENGER Sümerler’in gerçek adıdır.Basra Körfezinin eski adı KENGER körfezidir. Harezm bölgesinin eski adı KANGAR/KENGER’dir. Kangal köpeği göçlerle KANGAR’dan gelmiş ve geldiği yerin adını alarak KANGAR>KANGAL olmuştur.


Kenger/Sümer coğrafyası düz bir çöl ve bataklıktır. Doğal sınırlar yoktur . Bunun iki büyük mahzuru vardır. 1-Ani sel taşkınlarına karşı korumasızdır. 2- Sınır belirsizliği Kentler ve kişiler arasında sürekli savaş nedenidir.


Ayrıca Kenger’de ahşap ve taş yoktur. İnşaat malzemesi olarak nebati elyaf , asfalt ve bol bol kilden başka bir şey yoktur. En büyük geçim kaynağı tarımdır. Tarımın verimli olması için barajlar, sulama kanalları, sulama aygıtları, drenaj kanalları yapmak zorunludur. Ulaşımın sağlanması için iki yönlü  nehir taşımacılığı ve karayolu yapımı gereklidir. 


Bunun gerçekleşmesi için büyük bir iş gücü , derin bir Mühendislik bilgisi ve başta kral olmak üzere uzman bir kadro gereklidir. Kısaca güçlü bir İNŞAAT YÖNETİMİ olmadan Kenger’de hayatın devamı sözkonusu değildir. Kral otoritesini sürdürmek için hem mühendis, hem Tanrı’dan güç aldığını halka inandıran bir rahip, hem de iyi bir asker/yönetici olmak zorundadır.


Tarihte bilinen ilk mühendis MÖ 2 700 lerde URUK surlarını ve E-Anna tapınağını yapan Gılgamış adıyla bilinen Bilgameş, bugünkü Türkçeyle Bilge Baş/Bilge Kral dır.


O dönemde (MÖ 3 000) gittikçe artan göçebe yağma ve akınlarına karşı köylerin korunması zorlaştığı için köylüler URUK kentine getirilmiş ve nüfusu 50 000 i aşan bu kentin etrafı surlarla çevrilmiştir. (Mekke ve Medine nüfusu Hz Muhammed döneminde 3-4 000 mertebesinde idi) Bir anlamda modern Köy-kent projesi….


Uruk kenti çağının en büyük kentidir. (MÖ III Binyıl) Şehir içi ulaşım -Venedik gibi- büyük ölçüde kanallarda yüzen gemi ve kayıklarla sağlanır. Kentin etrafı 9 Km uzunluğunda savunma amaçlı  surlarla çevrilidir. Her 10 metrede bir kule vardır.


Aslında Kengerlerde demokratik sistem vardır. Yaşlılar meclisi(Senato), Gençler meclisi (Parlemento) mevcuttur. Savaş kararları referandumla alınır. Demokrasi kelimesi de Kengerce DUMUGİR ATUKU (Halkın gücü) kelimesinden çıkmıştır. Ne var ki eğemenlerin yazdığı tarih bu kelimeyi 2 500 yıl sonra ortaya çıkan Grek Uygarlığına mal edecek ve tüm dünyayı kandıracaktır. Günümüzdeki CUMHUR kelimesi de DUMUGİR (Seçmen,yerli halk) kelimesinin Arapçalaşmış şeklinden başka bir şey değildir.


Yazı, kütüphane, sistematik eğitim, parlamenter sistem, demokrasi, hukuk, yazılı yasalar eczacılık, ilaç, hastane, tıp, muhasebe, astronomi, takvim, astroloji, aritmetik, geometri, yol inşaatı, tekerlek, kubbe ve tonoz yapımı, sistemli tarım, baraj, sulama ve drenaj, su yalıtımı, şehircilik, imar planı, park alanları, petrokimya tesisleri, bira ve şarap yapımı, metallurji, tekstil, mitoloji, destanlar vs. ilk kez günümüzden 5000 yıl önce KENGER’de görülür.. Yılı 12 aya, daireyi 360 dereceye, günü 12 saate, yılı 12 aya bölenler ve bugün kullandığımız takvimi yapanlar ve matematik sistemini kuranlar yine Kengerlerdir.


Siyasal varlığı 2 000 yıl süren Kenger Uygarlığının dili Orta Doğu’da İsa’ya kadar ibadet, eğitim ve protokol dili olarak varlığını sürdürmüştür.


Bilinçli ve kasıtlı bir biçimde , Kengerlerden 1500-2000 yıl sonra görülen, Grek ve Roma uygarlıklarına atfedilen hemen hemen her şey gerçekte Kenger buluşudur. Yalnız antik uygarlıkların değil, bugünkü uygarlığımızın altyapısında da KENGER uygarlığı yatar. Öyle ki ABD’nin simgesi Özgürlük heykeli bir Kenger Tanrıçasının heykelidir. AB nin bayrağındaki 12 yıldızın kökeni Kenger’dedir.


Semavi dinleri kurumsallaştıran HZ. İbrahim (Kengerce adı ABRAM) de Tevrat’a göre Kenger’in UR kentinde doğup büyümüştür. İbrani ve Arapların yanısıra kendinden sonra gelen tüm peygamberlerin atası sayılır.


DİLLERİN ve DİNLERİN KÖKLERİ KENGER’DEDİR.


İşte bu yüzden KENGERLERİ ANLAMADAN GÜNÜMÜZÜ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.


Kenger dili, tıpkı Türkçe gibi bitişken, kelimelerinde ses uyumu olan, cümle yapısı Özne+ Tümleç+ Fiil şeklinde kurulu arkaik bir dildir. Erkek ve dişi kelimeler yoktur. 


Fiiller ve organ isimleri binlerce yıllık zaman ve mekan farkına rağmen Türkiye Türkçesi ile bile örtüşür. Bilinen Kengerce kelimelerin hemen hemen hepsni Asya Türkçesi, Macarca ve Fince’de bulmak mümkündür.


İlk Sümerologlar Kenger dilinin eski bir Türkçe olduğunu söylerken bu gerçekler siyasal nedenlerle bugün hasıraltı edilmektedir. Egemen güçler saçma sapan bilimsel(!) teorileri ile uzun süre gerçekleri saptıramayacak ,güneşi balçıkla sıvayamayacaklardır.


TÜRKÇE GEZEGENİMİZİN EN ESKİ DİLİDİR. KÖK DİLDİR:




***


ERGENEKON

ERGENEKON KELİMESİNİN KENGER  YARATILIŞ DESTANINDAKİ (MÖ 3500) ANLAMI  ‘ EVRENİ DOĞURAN KOZMİK RAHİM’ DEMEKTİR.

ERGENEKON ,  GÖKTÜRKLER’DE (MS 550) ‘TÜRKLÜĞÜN YENİDEN DOĞUŞ DESTANI’ DIR. DESTANDA TÜRKLER  ERGENEKON DENİLEN ETRAFI DAĞLARLA ÇEVRİLİ  DAR VE SARP BİR VADİDEN , DEMİRDEN KAYALARI ERİTEREK ÇIKAR VE  ‘YENİDEN DOĞUŞU’ GERÇEKLEŞTİRİRLER.


TÜRKLÜĞÜN  5500 YILLIK BU KUTSAL KAVRAMI , BUGÜN TÜRKLÜĞÜ YOK ETMEK İÇİN  HAZIRLANMIŞ  BİR ENTEGRE PROJEDE HAİNCE VE SİNSİCE KULLANILMAKTADIR



***



ARINAK


Dünya dillerinin doğum tarihlerini bilmeden yapılan etimolojik sözlükler, gerçekleri saptırmaktan öte bir anlam ve amaç taşımazlar. 


Ne yazık ki, içeride ve dışarıda bu husus bilinçli ya da kasıtlı olarak göz ardı edilir. İşte bu yüzden, siyasallaşmış ya da bağnazlaşmış kimi tarihçi(!) ve dilbilimciler(!) dil ve tarihin dalları ve budakları ile uğraşırken ormanı göremeyecek kadar körleşir; tarihin ilk yarısını yok sayacak kadar bağnazlaşırlar. 


Yerli veya yabancı bir etimolojik sözlüğe bakıldığında "Tarihin ilk yarısında dünyada dil yokmuş." kanısı doğar ki bu dünyada ve ülkemizde çarpık bir dil ve tarih anlayışına yol açar.


Oysa ki, tarihin ilk çeyreğinde (MÖ.4000 - MÖ.2500) Kenger Türkçesi dışında başka dil bulunamamıştır. 


Bu gerçekten yola çıkarak etimolojik sözlük niteliğindeki bu kitap gezegenimizin ana dilinin Türkçe olduğunu vurgulayan kanıtlar sunmaktadır.


(Tanıtım Bülteninden) ARINAK


"Gezegenimizin Ana Dili: Türkçe'dir"

Mehmet Ünal Mutlu.


***


Sunan: M.Ünal Mutlu

YAĞMALANAN TÜRK KÜLTÜRÜ

Değerli dostlarımızın katılımından onur ve kıvanç duyacağız.


Konu : Tarih boyunca Türk uygarlıklarında doğup diğer kültürlere mal edilen

Demokrasi, Cumhuriyet/Republic
ABD Simgesi Özgürlük heykeli , AB Bayrağı
Sümer, Etrüsk, Hurri, Urartu,İ skit uygarlıkları, (Ant kadehi, atın kuyruğunun bağlanması)
Bilimsel bulgular (Pitagor teoremi, takvim, çiçek aşısı, vs.)
Vaadedilmiş topraklar, Kenan/Süleyman Mührü/, ağlama duvarı/Gamalı Haç, Noel Baba
Vatikan, Mekke, Avrupa, Amerika, Ankara, İstanbul, Mersi, Bonjur, faşizm, komunizm, Ekol, Klise, köprü, kubbe ….13  Kasım 2014 tarihinde yapılan konferansın konusuydu


DAHA ÖĞRENECEĞİMİZ ÇOK ŞEY VARDI....
IŞIKLAR İÇİNDE UYU ÜNAL BABA....



Türk Dili ve Sümer Uygarlığı


Türk dili ve Kenger (Sumer) Uygarlığı hakkında


Pek çok mühendis veya mimar kubbe yapmış veya onarmıştır. Ama hangisinin aklına gelmiştir: ilk kubbenin kimler veya hangi millet tarafından yapıldığını merak edip araştırarak büyük bir çalışma ile bu konuda bir kitap yazmak? Ben, son yıllara kadar ne ülkemizde, ne de yurt dışında böyle bir kimsenin varlığını duydum. Üç yıl önce Sayın Mehmet Ünal Mutlu evime gelip yaptığı çalışmalarla ilgili yazılarını önüme serince, böyle bir kimsenin aramızdan çıktığını görerek son derece mutlu oldum.


Gerçekten de o bir kubbe onarımı yaparken bunun ilk yapanları kimlerdi, diyerek araştırmaya başlıyor ve Sümerlilere [1] dayanıyor. Bu kez Sümerlileri araştırıyor, bir de bakıyor ki, bütün uygarlığın başı onlarda. 


Bu uygarlıkta insan hakları güvence altına alınmış, senato, meclis gibi demokratik kurumlar işliyor. Hindistan’dan Akdeniz’e kadar ticaret yapılıyor. Dicle ve Fırat nehirlerinde çeşitli tekneler dolaşıyor. Okulları var ve bu okullarda disiplinli ve sistemli bir öğretim uygulanıyor. Müzik, heykel, dans gibi sanatlar yapılıyor. Gökyüzü izleniyor. Gezegenler, burçlar saptanıyor. Öyle olunca bunlara ait bütün sözcükler de Sümerlilerde başlamış olmalı, diyerek bu kez dil araştırmasına giriyor. 


Fakat bütün Sümer dilini kapsayan henüz yayımlanmış bir sözlük yok. Ona karşın internette 2511 kelimeyi kapsayan Sümerce İngilizce bir sözlük ile onunla ilgili bazı bilgiler buluyor. Orada konu ile ilgili kelimeleri arıyor. Bu kez onların Türkçe ile bir ilişkileri var mı, diye Eski Türkçe’ye ait sözlük bulup karşılaştırma yapınca kelimelerin bir kısmının Türkçe ile bağdaştığını görüyor.


Çalışmalar bu durumda iken Ünal Beyle karşılaştık. Ben sonuçları görünce çok heyecanlandım. Bu çalışmanın şimdiye kadar bu konuda yapılan çalışmalardan çok daha kapsamlı olacağına inandım ve bu işe devam etmesini, daha çok değişik ve etimolojik Türkçe sözlüklerden yararlanmasını önerdim.


Üç yıldan beri çalışmalar çok ilerledi ve son derece önemli sonuçlar çıktı. Bu çalışmanın en önemli yanı, yalnız kelimelerin sözlüklere bakıp ses ve anlamları bir olanların ayrılması olamayıp, ayni konular içindeki uyan kelimelerin bulunmasıdır. 


1925 yıllarında Friz Hommel, daha sonra Rus Sümeroloğu Diyakonof sözlüklerde ses ve anlamları bir olan yüz kadar Sümerce Türkçe kelime buldukları halde, bilim insanları bunun, Sümerce ile Türkçenin ayni kökten olduğunu kanıtlamayacağını, ancak belirli konulardaki kelimelerin uyması gerektiğini öne sürmüşler. Bazıları iki dil arasında benzer kelimeler için, her yerde insan zekası bir olduğundan ayni kelimeleri bulabileceğini, benzeyenlerin bir rastlantı olduğunu söylüyor. 


Buna karşı ünlü dilci M. Swadesha bilgisayar kullanarak yaptığı araştırmada “eğer iki dilde fonetik ve anlam bakımından benzeyen kelimeler yüzden fazla ise bunların birbirinden bağımsız olarak icat edilmiş olması ihtimali birkaç milyonda birdir, ayni şekilde çift kelime uygunluğu yediden fazla olursa bu iki dil arasında tarihi bir ilişki vardır.” Diyor. 


Başka araştırmacılardan, ünsüz+ünlü+ ünsüz olmak üzere her iki dilde fonetik ve anlam bakımından birine göre 3 çift, bir başkasına göre 3-4, bir diğerine göre 2-7 çift kelimenin tarihsel bağlantı için yeterli imiş. 


İlk kez Olzhas Suleimenov Aziya adlı kitabında kelimeleri insan, tabiat ve tanrısal olarak sınıflandırarak ses ve anlam bakımından uyan 60 Sumer ve Türkçe kelimeyi karşılaştırıyor. Ne yazık ki Ruslar tarafından bu kitap 1975 yılında yasaklanmış . Ancak rejim değiştiğinde yeniden yayımlanmış [2].


Sayın Mehmet Ünal Mutlu da çalışmasında Evrensel Uygarlığın Etimolojisi başlığı altında Kültür ve Sanat, Bilim, Din, Siyaset, Mühendislik, Ticaret, Tıp gibi uygarlığın temelini oluşturan 21 konuya ait kelimeleri ele alarak etimolojik bir bakış açısı ile Türk dilleri , hatta daha ileri giderek Etrüsk, Hatti ve daha başka dillerdeki kelimelerle karşılaştırıyor. Şimdiye kadar böyle kapsamlı bir çalışma yapılmadı. 


O yalnız kelimelerle de kalmıyor, konuların başında Sümerlilerle ilgili bilgileri de veriyor. Kubbe ve kemer kelimesi üzerinde dururken Selimiye , Süleymaniye camilerinin kubbelerini , onarım dolayısıyla Süleymaniye camiinde yapılan zararları, Drina köprüsünü, onunla ilgili ve Türkleri son derece aşağılayan, Türkçe’ye de çevrilen Nobel almış bir kitabı da gözler önüne getiriyor. Kitabın son kısmında Çuvaşca ,Uygurca, Etrüskçe, Kazakca, Asya Türkçesi, gibi çeşitli dillerle Sümerce benzer kelimeler sıralanmış. 300’ e yakın mühendislikle ilgili terimler ayrı bir bölüm olarak toplanmış.


Bu çalışmada yalnız Sümerce Türkçe karşılaştırmasını görmüyoruz. Türkçe’nin ne kadar eski bir dil olduğunu , başka dillere olan etkilerini de gözlüyoruz. Dünyadaki bir çok yer adlarının, hatta şahıs adlarının Türkçe’ye dayandığını görmek insanı şaşırtıyor. İleride bunlara ek olarak gramer bakımından da karşılaştırmalar yapılabilir. Yalnız şunu göz önüne almak gerek. Sümerce henüz tam yerine oturmuş bir dil değil. O, kendisinden tamamıyla başka Sami olan Akad dili yoluyla çözüldü. Çözenler de onlara tamamıyla yabancı Batı dilcileri idi. Bu bakımda ileride bazı hatalar, bazı yanlışlıklar bulunabilir. Bunlar esas çalışmanın ruhunu ve amacını bozmayacaktır. 


Bu alanda çok büyük bir adım atılıyor. İleride bu adımın daha düzenli olarak sürmesi umuduyla Sayın M.Ünal Mutlu’yu, hiç alanı olmayan bu konuyu büyük bir merak ve titizlikle çalışarak ortaya koyduğu için candan kutluyor, bilim adına, Türklük adına teşekkürlerimi sunuyorum.


Muazzez İlmiye Çığ

24 Mart 2007

[1] Sumerliler kendilerine Kiengi, Kenger diyorlar. Sumer onların oturdukları yere verilen ad. O yüzden Sumerler değil, Sumerliler denmesi gerek

[2] Rusca olan bu kitaptan Sumerlilerle ilgili sayfaları çevirip gönderen sayın Zhandoss Alpassov’a burada teşekkürlerimi bildiriyorum.