24 Aralık 2014 Çarşamba

AFRASYAB / ALP ER TONGA / TONGA ALP ve TOMARS / TOMRİS






ALP ER TONGA  /  AFRASYAB  / TONGA ALP


Pers ve Türk rivayetlerinde geçen "Afrasyab", Milattan yedi yüzyıl önce yaşayan en meşhur kahramanımızdır. Atalarımız ona Tonga Alp - Alp Er Tunga adını vermişlerdir ki, ecdatlarımızın milattan yedi yüzyıl önce Orta Asya'dan ta Karadeniz'e kadar uzanan geniş topraklarda kurdukları Büyük Saka İmparatorluğu'nun mehşhur hükümdarıdır. Milattan önce birinci yüzyıla kadar varlığını sürdüren bu imparatorluğa Persler "TURAN" diyorlardı.

(Tur/Tar Türk kelimesinin köküdür, tüm araştırmacılar bu konuda hem fikirdir. An eki pers dilinde çoğul takısıdır.-SB)

Tonga Alp hakkındaki ilk bilgiler ateşgillerin mukaddes kitabı Avesta'da yer almaktadır. Bu kitapta Turan imparatorundan Afrasyab diye söz edilmektedir. Ebu'l Kasım Firdevsi, Gazneli Türk sultanı Mahmut'un *(997-1030) emriyle yazdığı "Şehname"* adlı eserinin değişik yerlerinde Turan imparatoru Afrasyab'ın Pers padişahlarıyla yaptığı savaşlar hakkında bilgi vermektedir.

Kaşgarlı Mahmut'a göre Tonga Alp havası güzel olan Ordukent (Kaşgar)'te oturmaktadır. Bu sırada Persler de güçlü bir imparatorluk kurmuşlardı. Milattan önce yedinci yüzyılda kurulan Pers Akamenidler sülalesinini (MÖ.700-330) hükümdarı Keyhüsrev Turan hükümdarı Afrasyab'ı mağlup etmiş, o da doğuya çekilip Altay dağlarına geri gelmiş; ama MÖ.625 yılında Azerbaycan'da Perslerle girdiği ikinci bir savaşta atılan bir okla hayatını kaybetmişti.

Tonga Alp'le ilgili Türk ve Pers rivayetleri kafamıza bazı istifhamların oluşmasına yol açmaktadır. Acaba Tonga Alp gerçekten yaşamış tarihi bir kahraman mıydı, yoksa efsanevi bir kişilik miydi? Ellenlerin İskit, PErslerin Saka dedikleri halk Türk müydü yoksa Perslerin akrabaları mıydı?

Tonga Alp'in tarihte geçekten yaşayan bir şahıs olduğu konusunda yeterli delillere sahibiz. Kaşgarlı Mahmud kitabında Tonga Alp hakkında yazılan sagudan bazı parçalar aktarmıştır :



Alp Er Tunga öldi mu -- Alp Er Tunga öldü mü
İsiz ajun kaldı mu -- Kötü dünya kaldı mı
Ödlek öçin aldı mu -- Felek öcünü aldı mı
Emdi yürek yırtılur -- Şimdi yürek yırtılır
Ulşıp eren börleyü -- Erler kurt gibi uluşur
Yırtıp yaka urlayu -- Yaka yırtıp bağrışır
Sıkrıp üni yurlayu -- Yırlayıcı gibi inilder
Sıgtap közi örtülür -- Ağlamak gözü örtülür


Tonga Alp'ın ölümüne gelen beylerin ruh halini beyan eden şiirler de şöyledir:


Begler atın argurup -- Beğler atlarını yordu
Kadgu anı turgurup -- Kaygı onları durdurdu
Mengzi yüzi sargarup -- Benizleri yüzleri sarardı
Körküm angar törtülür -- Sanki safran dürtülür


Tonga Alp hakkında yazılan sagular, onun tarihte yaşayan gerçek bir kahraman ve ecdatlarımızın her zaman saygıyla yad ettiği büyük bir hükümdar olduğunun ispatıdır.







"Büyükelçiler Salonu"nundan detay,7.yy ortaları sağlı sollu Kurt-Ejder tuğlar. 
Afrasiyab / Semerkant





ALP ER TONGA / AFRASYAB / TONGA ALP.

"Pers ve Türk rivayetlerinde geçen "Afrasyab", Milattan yedi yüzyıl önce yaşayan en meşhur kahramanımızdır. Atalarımız ona Tonga Alp - Alp Er Tunga adını vermişlerdir ki, ecdatlarımızın milattan yedi yüzyıl önce Orta Asya'dan ta Karadeniz'e kadar uzanan geniş topraklarda kurdukları Büyük Saka İmparatorluğu'nun mehşhur hükümdarıdır. Milattan önce birinci yüzyıla kadar varlığını sürdüren bu imparatorluğa Persler "TURAN" diyorlardı. 

Tonga Alp hakkındaki ilk bilgiler ateşgillerin mukaddes kitabı Avesta'da yer almaktadır. Bu kitapta Turan imparatorundan Afrasyab diye söz edilmektedir. Ebu'l Kasım Firdevsi, Gazneli Türk sultanı Mahmut'un *(997-1030) emriyle yazdığı "Şehname"* adlı eserinin değişik yerlerinde Turan imparatoru Afrasyab'ın Pers padişahlarıyla yaptığı savaşlar hakkında bilgi vermektedir. Kaşgarlı Mahmut'a göre Tonga Alp havası güzel olan Ordukent (Kaşgar)'te oturmaktadır. Bu sırada Persler de güçlü bir imparatorluk kurmuşlardı. Milattan önce yedinci yüzyılda kurulan Pers Akamenidler sülalesinini (MÖ.700-330) hükümdarı Keyhüsrev Turan hükümdarı Afrasyab'ı mağlup etmiş, o da doğuya çekilip Altay dağlarına geri gelmiş; ama MÖ.625 yılında Azerbaycan'da Perslerle girdiği ikinci bir savaşta atılan bir okla hayatını kaybetmişti... "

"UYGURLAR" Turgun ALMAS (1924-2001), Kaşgar.





...Diğer yandan Türklerin sarışın ve açık renk gözlü olmasından bahseder. Afrasyab'ın bayrağında yaldızla işlenmiş yarım bir ay parlamaktadır der; "Mor menekşe zemin üzerinde, tepede yarım bir Ay'la altın işlemeli ipek bayrak....". Turan ve Çin kralı Argasp'ın ordusunda kullanılan bayrakta Türklerin totemi olan bir kurt resminin varlığı da Şehname'de zikredilmektedir....


Şehname'de Türkler - Tadeusz Kowalski
Çev.Yrd.Doç.Dr.Harun Güngör
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, YıI 1: 289-300



"İran destanlarında Afrasiyap, Divânü Lûgati’t-Türk’te Alper Tunga biçiminde adı geçen kahramanın Sakaların kağanı olduğu sanılmaktadır. Alper Tunga’nın ismi Şehname'de İran-Turan savaşının anlatıldığı bölümde geçmektedir. Bu durum aslında şüpheleri ortadan kaldırmaktadır."


ORTA VE DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ’NİN TARİHÎ ALT YAPISI
(TARİH - ETNİK YAPI - DİL - KÜLTÜR)
Doç. Dr. Necati DEMİR / oku
Genelkurmay ATASE ve 

Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, 2005

resim için kaynak:




"The Afrāsiāb wall paintings refer to 7th-century Sogdian murals, discovered in 1965 in the residential part of ancient Samarqand (Samarkand), the most famous cycle of which was found in the so-called “Hall of the Ambassadors.”

The importance of Afrāsiāb as an archaeological site was already recognized after fragmentary wall paintings were found at the beginning of the 20th century. In 1965, the local authorities nonetheless decided to continue with the construction of a road in the middle of Afrāsiāb tepe."  link: 





Afrasiab is a Turkish Saka leader called Alp Er Tonga in Turkish.








TOMARS / TOMRİS / TOMYRiS


Milattan önce 625 yılında Tonga Alp öldükten sonra Turan imparatorluğunu Amurg, Melike TOMARS [Tomris] ve Şu adlı hanların yönettiği bilinmektedir.

Keyhüsrev öldükten sonra tahta kardeşi Astıyag (MÖ.584-555) geçti. Ondan sonra, Akemenidler hanedanının başına geçen kişi Keykavus [Kyros]'dur. 

Keykavus, Turanlara hücum ederek Turan hanı Amurg'ı esir aldı. Ellen tarihçisi Kitesias (?-SB) , Turan hanının hanımı Simapitra'nın (?-SB) erkek ve kadınlardan oluşan bir ordu hazırlayarak Perslerle savaştığını ve savaşta Keykavus'u mağlup edip kocası Amurg'u kurtardığını yazmaktadır. Aynı yazara göre bu savaştan sonra Turanlar Keykavus'la bir anlaşma yapmışlardır, ama Keykavus anlaşmayı hiçe sayrak Orta Asya'ya saldırmıştır.

Herodot'un verdiği bilgilere bakılırsa bu dönemde Masagetlerin (Büyük Saklar) başında Melike Tomars bulunuyordu. Keykavus , Orta Asya'ya düzenlediği sefer sırasında Amu nehrinin arka taraflarındaki çölde yolunu kaybetmiş ve arka saflarından ayrılarak mağlubiyete uğramış ve savaşta ölmüştür. Herodot, Keykavus'un bu seferle ilgili ayrıntılı bilgi vermektedir. Anlaşıldığı kadarıyla Heredot bazı ayrıntıları Tomars, hakkındaki rivayetlerden almıştır. 

Tomars hakkındaki rivayetlerde, onun bir tulumu kanla doldurduğu ve savaşta ölen Keykavus'un başını bunun içine sokarak "Kana doymuyordun al, kana kana iç!" dediği nakledilmektedir.

Orta Asya halklarının ülken anası, akıllı, ferasetli, cesur, yürekli ve vatansever Turan kızlarının idolü olan Tomars'ın, Tonga Alp'ın torunu olduğu söylenmektedir. Paul Wittek'e göre Tomars'ın asıl adı Tömür'dür. Yunan tarihçileri ise onu Tomaris ve Tömürs şeklinde kaydetmişlerdir.

Saklar tarihte en ihtişamlı dönemlerini MÖ.7.yüzyılda Tonga Alp zamanında yaşamıştır. Sakların Fars kökenli olduğunu ileri sürmektedirler, ama bu doğru değildir. Nitekim miladı Romalı tarihçi Attalata "İskitler (Saklar) ile Türkler aynı soydandır" demektedir.



UYGURLAR
Turgun ALMAS (1924-2001), Kaşgar
Selenge Yayınları,2013
Bu eser yayınlandıktan sonra Çin hükümeti tarafından tüm eserleri yasaklandı ve ağır siyasi baskılara maruz bırakıldı.







"Massagetlərin türk (hun) olduğu barədə bir çox tarixi qaynaqlar xəbər verir. Məsələn Romalı səlnaməçi Kesariyalı Prokopi, və ya qrabar mətnləri. Əslində yuxarıda gedən olaylar Türküstanda deyil Qafqazda, yəni Azərbaycanda baş vermişdir. Tomur Xanım (onun adını yanlış olaraq Tomris yazırlar) Qafqaz maskutlarının hökmdarı idi. Bu mövzunun coğrafiyası Herodotda göstərilmişdir. Günümüzün tarixçilərisə, nədənsə Ktesinin yazdığına önəm verirlər."
Elşad Alili






Mısır'da "TAMARISK"






Dr.Mustafa Aksoy



***



ŞAHNAME / ŞEHNAME ve FİRDEVSİ

Şahname'nin Türkler hakkında verdiği bilgiler taraflıdır ve objektif bir yargı yoktur. Kaynağı Avestâ, Tevrat ve Hudaynâmeler olan ve bir çeşit Türk düşmanlığı saçan bu eseri Türk Sultanı olan Gazneli Mahmud kabul etmemiş ve Firdevsi ödüllendirilmemiştir. 

Şehname, baştan bir iki genel girişten sonra, sonuna kadar Efrasiyab , İran ve Turan savaşını anlatmaktadır. Bizim Alp Er Tunga adını verdiğimiz İranlıların Efrasiyab dedikleri Türk Kahramanı' nı ve cihana hakim olmuş, asırlarca İran'ı ve Turan'ı yönetmiş olan kahramanımızı yerden yere vurma gayreti içine girmiş; onu korkak, savaştan kaçan, her çarpışmada yenilen ve en sonunda da öldürülen bir asker olarak ele almıştır. Ona göre bizim bu kahramanımız - anlattığı - İran padişahlarının hüküm sürdüğü yılları dikkate alacak olur isek, 300 yıl kadar yaşamış, İran hükümdarlarının torununun torunu ile de savaşmıştır. Zal ve oğlu Rüstem isimli hayâl kahramanlarını hep galip getiren bir destan bu.

Şair, 120 yıl hakimiyet süren Menuçehr zamanında önce Rüstem 'i doğurur, sonra da birdenbire konunun içine İran şahı Nevzer zamanında Efrasiyab'ı İran'a getirir, ardından Bizim Alp Er Tunga'mıza Nevzer'i öldürtür...Ve Nevzer döneminden itibaren, Şehname'nin anlatımında tek konu vardır : Efrasiyab ... Bir insan ömrü ile asla bağdaşmayacak uzunca bir süre bizim Efrasiyâb ona göre yaşamış ve İranlılarla savaşmıştır.

Eserin daha yarısına bile gelmemişken, Efrasiyâb; bu destanda, İran Padişahlarından
-Nevzer- 7 yıl
-Tahmasb oğlu Zev- 5 yıl
-Gerşâsp: 9 yıl
-Keykubat: 100 yıl
-Keykâvus: 150 yıl olmak üzere tam tamına 271 yıl eder ki sadece, eserin bu kısmında 271 yıl ve artı savaşacak yaş en azından 25 olsa, Efrasiyâb'ın yaşının 296 olması gerekir. 

Eserin ne kadar hayâlci olduğunu ortaya koymaya yetmektedir. Firdevsi, "hiç yoktan yeni bir İran halkı diriltme"ye çalışırken, yeryüzü tarihinin en önemli kahramanlarından, tarih yazan Türk, Alp Er Tunga' ya Efrasiyab adını verdikten sonra, ona demediğini bırakmaz. 60.000 beyitlik Şahname-Şehname'sinde baştan sona Efrasiyâb'la uğraşan şair, hayâl kahramanlarıyla asırlarca savaştırır Efrasiyâb'ı ve sonunda daha fazla dayanamaz, bir harpte onu İranlı kahramanlarına mağlup ettirir ve öldürtür. 

Oysa Alp Er Tunga ömrü boyunca hem Turan illerinin hem de İran'ın hakimi olarak adaletle koskoca bir coğrafyayı yönetmiştir. Hiç bir savaşta yenilmeyen, bileği bükülmeyen, kahramanlar kahramanı , tarih yazan kahraman Alp Er Tunga'yı, korkak, kaçak, saklanan, ağlayan, salya sümük yalvaran duruma düşüren bu İran şövenisti Firdevsi'nin yazdıklarından kopyalanıp nesillerimize DESTAN diye sunanlara yazıklar olsun!!!

Gerçek şudur ki : 1000 yıldan fazla İran'ı Türk hakanlar yönetmiştir. 

Gerçek şudur ki: Arian Çingeneleri'nden bir İran ulusu yaratmaya çalışmış Firdevsi ve Türk kahramanı Alp Er Tunga'ya ödlek, korkak ve zavallıların yapacağı şekilde, uydurmasyon ve iftira saçan bir kalem anlayışıyla yaklaşmıştır.



Mustafa Ceylan / LİNK





* "Tomris Türk ismidir. Sakaların (İran'daki İskitlere verilen ad) bilinen en eski Türk boylarından birisi olduğu tarihi gerçeğini burada bir kez daha belirtmekte yarar görmekteyim. Amazonlar ile Büyük İskender arasında politik diyalog sonucu, Amazonlar Büyük İskender'e yılda 100 talent altın ve 500 kadın savaşçı desteği ile 100 adet at teklif etmişlerdir." Uluslararası Giresun ve Doğu Karadeniz Sosyal Bilimler Sempozyumu: 09 - 11 Ekim 2008


* Tur ailesi, "Manijeh, Türkan'ın kralı Afrasyab'ın kızıdır. " - "family Tur, Manijeh is the daughter of Afrasyab, the King of Turkan." A study of the story of Bijan and Manijeh in Ferdowsi’s Shahnameh (The Epic of
Kings) Susan Fotoohi


* "At this time the Massagetae were ruled by a queen, named Tomyris, who at the death of her husband, the late king, had mounted the throne. "Herodotus (1:205) 


* "TOMRIS - historical person, woman rule ( Azerbaijan )Tomyris, was a queen who reigned over the Massagetae, a Turkic people of Central Asia (Azerbaijan ) , at approximately 530 BC. she "defeated and killed" the Persian emperor Cyrus the Great during his invasion and attempted conquest of her country." turkic world


*“Tonga/Tunga” sözcüğü aslında leopar cinsinden yırtıcı bir hayvanın adıdır. Ton/tun leopar veya panter demektir. Türkçede Don/Ton Tong donanımlı olmayı ifade eder ve giysi, teçhizat manaları da taşır. Bu yüzden Şehname'deki Leoparlı olan aslında Afrasiyab olmalıdır....


*Alber, the name of a Trojan commander, is the same old Turkic Alper, denoting “hero”, “brave” (O.Turk. alp, alb, “hero”, “brave” - er “man”) which was widely used as a component of Old Turkic personal names, and in the name of Alper Tonga, a Turanian ruler.
Garasharli discovers this name in old Germanic sagas. “The saga about Nibelungs” tells us about the albs (”heroes”) and their king Alberikh - Trojan by origin, who were the leaders of the Trojans.. 
The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin”Chingiz Garasharly


*Afrasiyab, (Afrāsīāb, Afrosiab), günümüz Özbekistan'da MÖ 500 ile M.S. 1220 yılları arasında Semerkand'ın kuzeyinde eski bir yerleşim yeridir. Buluntular Semerkand Afrasiyab Müzesi'nde sergilenmektedir.....


*15 yy'da yaşamış olan Ali Şir Nevai, 1488 yılında Esterabad valisiyken yazdığı “Târîh-i Mülûk-i ‘Acem” (İran Memleketleri Tarihi) eserinde “Arjasp Binni Efrasiyab kim, Türk Padişahi erdi", derken Avesta'da geçen Arjasp'ın Alp Er Tunga olduğunu söyler. Kaşgarlı Mahmut‘dan sonra Türk diline hizmet eden en büyük Türk edebiyatçılarından biridir......



Ali Şir Nevai Belgeseli: 
1-TRT:










UYGURLAR VE HUNLAR





Uygurlar, cok eski zamanlardan beri Tanrı Dağları ile Karakum Dağları arasında kalan Tarım havzasında ve yine Tanrı Dağları ile Altay Dağları arasındaki Cungar havzası, İli Vadisi, Irtış nehri ile Baykal Gölü arasındaki topraklarda: Güney Sibirya'da şimdiki Moğolistan sınırları içindeki Selenge, Orhon, Tola ve Korulun (Kerulun) nehirleri civarında, Gansu'da (Kansu) ve bugünkü Shan-si ve Shen-si eyaletlerinin kuzey bölgelerinde yaşamışlardır.

Orta Asya, en eski zamanlardan beri Uygurların ana yurdu olmakla beraber, aynı zamanda dünya medeniyetinin de altın beşiklerinden biridir. Bu yüzden tarihçi Morgan "Dünya medeniyetinin anahtarı Tarım Havzasına gömülmüştür, bu anahtar bulunduğu zaman dünya medeniyetinin sırrı açılacaktır." demiştir.

Toplam 1.600.000 km2 yüzölçümüne sahip Doğu Türkistan, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle dünyada çok nadir bulunan uranyum, radyum gibi kıymetli tabii zenginlikler, petrol ve kömür yatağıdır. Tarım Havzası ve Cungar Havzasının çok eski zamanlarda büyük iç deniz olduğunu, dağların ve eteklerinin gür ormanlarla kaplı bulunduğunu araştırmalar sonucunda öğrendik.
Vaktiyle Tarım vahası civarında yaşayan atalarımızın bir kısmı Altay dağlarına muhaceret ederek bugünkü Moğolistan ve Baykal gölü çevresine yerleşmişlerdir. 840 yılında Moğolistan'dan Doğu Türkistan bölgesine göç Doğu Uygurların aslında bundan 8000 yıl önce Tarım havzasından Moğolistan ve Baykal Gölü taraflarına göç eden ecdatlarımınızın torunlarıdır.

Sekiz bin yıl önceki büyük göçte, Tarım havzasından yola çıkarak Ladak yoluyla kuzey Hindistan'a göç eden ecdatlarımız, Hindistan'ın asıl yerli halkı sayılan Dravidlerle birlikte Hindistan medeniyetinin şekillenmesine büyük ölçüde katkı sağlamışlardır.

Arkeologlar 20.yüzyılın 20.yıllarında, İndus nehri vadisindeki Harappa (bugünkü Pencap eyaletinde), Muhenjo-daro (Sind eyaletinde) gibi eski şehir harabelerinde yaptıkları araştırmalarda , Orta Asya Türk tipine ait, saçları iple bağlı bir heykel buldular. Bu heykel sekiz bin yıl önce Tarım havzasından Kuzey Hindistan'a göç eden ecdatlarımızın, Aryanilerin Hindistan'a göç etmesinden binlerce yıl önce bölgenin yerli halkı Dravidlerle birlikte yaşadıkları döneme aittir.

Sincan (Xinjiang) Sosyal Araştırmalar Akademisi araştırma merkezi, 1971 yılında Könçi nehrinin civarındaki eski bir mezardan bir kadın cesediyle bir çocuk cesedi bulmuştur. Nankin Üniversitesi Coğrafya Fakültesi, karbonlama usulüyle bu cesetlerin bundan 6412 yıl önce defnedildiğini tespit etmiştir. Bu haber Halk Gazetesi'nde yayınlandıktan sonra, Sincan (Xinjiang) Gazetesi'nin 24 Şubat 1981 tarihindeki Uygurca sayısında da neşredilmiş ve şu yorum yapılmıştır.

"Bu cesetler, toprak seviyesinden biraz yüksekte bulunan kum tepeleri kazılarak çıkarılmıştır. Mezarın iki başına birer ağaç yerleştirilmiş ve ağaçların uçları toprağın üstüne çıkmıştır. Mezar dik olarak kazılmış, cesetler sağ tarafa doğru yatırılmış, üzerine ağaç latalar konulmuş, lata üzerine koyun derisi ve kamış hasır örtülmüştür. Cesetler kaba yün kumaşlara sarılmış olup, kadın cesedinin başına yün kalpak giydirilmiştir. Uzun sarı saçları omzuna kadar uzanan kadın iri gözlü, uzun kirpikli ve dik burunludur.... Cesetle birlikte gömülen eşyalar içinde, çok güzel örülmüş kamış bir sepet vardır ve sepetin içinde bitki tohumları konulmuş, fakat bu uruklar zamanla toz olmuştur. Çocuğun cesedinin yanındaki kamış sepette ise buğday taneleri bulundu."

Bulunan bu iki ceset, 8000 yıl önce yaşanan büyük göç sırasında, bulundukları toprakları terk etmeden önce Tarım havzasında hayatlarını devam ettiren atalarımızın etnik özelliklerinin ve uygarlığının araştırılmasında oldukça önemlidir.

Tarım havzasının eski yerli halkının sarı ırka veya Aryanilere (MÖ.1700 yılları civarında İran'dan gelerek Hindistan'a göç eden halk) mensup olmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü burada yaşayan yerli halk Uygurların atalarıydı.

Yakın zamanlarda Tarım havzasındaki bazı yerlerde (Könçi nehri, Çerçen ve Çarkılık civarları) bulunan mezarlarda defnedilen kişilerin (erkek veya kadın) tamamı başları doğuya, ayakları batıya gelecek şekilde konulmuştu. Bu ne anlama gelebilir?

Ecdatlarımız, en eski dönemlerde şamani inanca sahiptiler. Şamanlar genelde güneşe, aya, göğe, yer ve su ilahlarına inanırlardı. Şamanların bu tür inançları gereğince ecdatlarımız çadır kapılarını güneşin doğduğu yöne koyuyorlardı. Türk ve Doğu Uygur kağanları (Orhon Uygur Hakanlığı) , bazı törenlerde yüzünü güneşe çevirip oturuyor ve dokuz defa eğilip selam veriyorlardı. Hatta kağanların adları da bu tür gelenekleri yansıtmaktadır.

Örneğin Orhon Uygur kağanlarından Çundi-han'ın lakabı ;
Kün Tengride Uluk Bolmış Alp Küçlük Bilge Kağan'dı.




Uygurlar
Turgun Almas (1924-2001) Kaşgar
Selenge Yayınları, 2013
Bu eser yayınlandıktan sonra Çin hükümeti tarafından tüm eserleri yasaklandı ve ağır siyasi baskılara maruz bırakıldı.







"1972 yılında şimdiki İç Moğolistan'ın Ordos yaylasındaki Arust bölgesinde, içinde çok değerli altın ve gümüş uygarlı miraslarının bulunduğu Hunlara ait mezarlar ortaya çıkarıldı. Bu altın eşyalar arasında üst tarafına yine tamamıyla altın bir şahin suretinin kondurulduğu altın bir taç vardı. Şahin, aynı tacın yan tarafında iki kurdun iki kuzuyu ısırmalarını seyrederek uçmaya hazır vaziyette nakşedilmişti. Çinli arkeologlara göre bu taç MÖ.7.yüzyıla aitti. Bu taç üzerindeki tasvirler, Hunların kurdu çok sevdiklerinden başka, milattan bin yıl önce madencilikle uğraştıklarını da göstermektedir."





Bunlar son derece nadir altın ve gümüş, toplam 200 adet olduğunu 2000 yıl önce emanetler Hun Kralı, altın kartları, kaplan ısırması öküz, kaplan koyun sahne yemek ana türlü gibi bir kuş, vahşi hayvandır. Özellikle atlar, sığır, koyun, kuşlar desen Reflect, ama aynı zamanda böylece kaplanlar, kurtlar ve vardır. Hunların bu arkeolojik geçmişi çok nadirdir. 
Kartal bu Hunlar en iyi temsil eden sanat hazineleri emanetler ile süslenmiş altın taç. İki bölümden üst Golden Delicious ve Golden Delicious kartal oluşur. Taç yüksekliği 7.3 cm bant uzunluğu 30 cm, çevresi 60 cm ağırlığında, 1394 gram. 
Golden Delicious taç ayrılır ve taçlandırılmıştır. Crest, desen yarımkürede ısırma hangi kabartma dört kurt ve koyun, dört tekerlekli açı kompozisyonu üzerinde. Sanatsal bir kartal standı üstüne yarımkürede taç , şekil bakan yok. Fırtınalı ısırma resim bakan tüm kartal tepe oluşturmaktadır.
Hem yukarı ve grubun ön aşağı, altından yapılmış bir döküm Lezzetli. grup sol ve sağ kulak yakın bölümünün, her iki ucu Tiger, tekerlek açı koyun ve kabartma desen, dekoratif halat hatları diğer ana bölümünü yalan atlar Crouching yapılmıştır. 
Bu sadece bulundu kadar bizim Golden Delicious süsler tarafından " Hu tacı " . Orta Ovaları, kırmızı sülün uzun kuyruk taç üzerinde kartal içine Savaşan Devletler ZhaoWuLingWang Hu Fu sürme ve çekim Hu taç beri. Bu kret hizmet askeri ataşe olduğunu. Attila Tarawa generaller kartal şeklindeki süsler Attila Golden Delicious veya şefleri kret olmalıdır görülmektedir. ..(google çeviridir) LİNK







"Telelerin en büyük grubunu oluşturan Uygurlarla..."
"Dokuz Tele ailesinin (Toguz-guzlar yani Uygurlar)..."
"Telelerin ataları Hunların torunlarıydı, ve gerçekten de Telelerin dilleri Hunların diline oldukça yakındı."...
.
Kıpçaklar
Sercan M.Ahincanov
Selenge Yayınları,2009
















İÇ MOĞOLİSTAN DA 1400 DEN FAZLA 
TÜRK KAYA RESİMLERİ - SAKA/HUN DÖNEMİ






HUN DÖNEMİ 





MÖ.1900-1700 Doğu Türkistan'da Kurganlar.
The Adunqiaolu Relic Site and Tombs in Wenquan county 
of the Xinjiang (Sincan) 
Uygur- East Turkestan
Tombs in EAST TURKESTAN (West China's Xinjiang Uygur autonomous region) 
date back to 1900 to 1700 BC and belong to the Bronze Age. 
Three connected houses and nine slab-stone tombs.
Uygurs are Turkish Tribe. 
Their ancestors are the grandchildren of the Hun Turks.





















...Bu freskler kültür tarihi bakımından olduğu kadar realizm'leri dolayısiyle, ırk anthropolojisi bakımından da ilgi çekicidirler. Resimler, Turanid ve Önasya tipi özelliklerini açık aksettirirler. (A.von LeCoq, Bilder-Atlas 9). Bu hususla ilgili sözlerin iktibasını layık bulmaktayız:

"Resmi yapılan şahısları ferdi olarak gösterme gayreti göze çarpar. Şu halde onlar gerçek portre tanzim etmektedirler. Bu ilk defa Türk duvar resimlerinde görülür” ....

...Aslında Uygur yazısı, aynı işaretlerden ibaret rünik yazıya uygun Türk yazısı olmayıp, bitişik harflerle akıcı yazı sistemine dayanan Sir-Sogd menşeli yazı idi. Bu yazıyı daha sonra Moğol ve Mançu’lar da almışlardır. Zamanımıza pek çok Uygur arşiv malzemesi de kalmıştır. Bunlar arasında bir küçük bahçenin kiraya verilişi gibi az önemli olanlar da vardır. 

Yazıya geniş kitleler vakıf oldukları gibi, kullanılan hukukî tabirlerden de çoğunluk haberdar idi. Von Le Coq’a göre, "O zamanki Avrupa’ya kıyasla Uygur’lar bu sahada da üstün idiler. Acaba o zamanki kaç Avrupa’lı kale beyi, elyazısı ve uygun hukukî ifadelerle bir mukavele tertip edebilirdi? Halbuki Uygur’larda bir köylü, esnaf buna muktedirdi. Hukukî formüller ve kânunlar ise yüksek derecede gelişmiş, iyi tanzim edilmiş hukuk tatbikatına tanıklık ederler” (Turan, 1918, 452).

Arşiv için kullanılan yazı malzemesi umumî olarak kâğıt'tır. Çinde M.S. ilk yüzyılda kâğıdın, sellülozdan paçavra cinsi ince perdahlı kâğıttan tuvalet kâğıdına ve kâğıt peçeteye kadar her çeşidi kullanılmakta idi. Bundan ötürü tabiatiyle Uygur’lar Avrupadan yüzyıllar önce kâğıdı biliyorlardı. 

751. yılındaki Atlah savaşında ele geçen esirlerden Araplar, kâğıdın ne olduğunu öğrendiler ve Semarkant'da kâğıt değirmeni (imalâthanesi) kurdular. Buradan Arap’ların batıdaki kutbu Sicilya ve İspanyada, daha sonra XI. yüzyılda Avrupa Hıristiyan âleminde kâğıt imâli başladı.

Kültür yayılışının ikinci yüce aracı olan kitap basma az bir gecikme ile aynı yolu takip etti. Matbaanın mucidi Gutenberg veya Conter olmayıp onlar ancak geliştiricilerdir. 

Matbaa yüzyıllar önce Çin’de, Kore’de ve bizim için önemlisi Uygur’larda bilinmekte idi.

Blok baskısının batıya yayılmasında Uygur’ların büyük rolü vardır, en eski müteharrik tipte harfler Türkçe için kullanılmıştır.

Moğol’ları medenileştiren de Uygur’lar olmuştur. Moğol fâtihleri. Uygur yazısını aldılar, diplomatik dil uzun müddet Uygurca idi. Güyük han (ölümü 1248) papa ile Uygurca muhabere etti. Moğolların diplomatları da Uygur’lardan, kısmen Kereiflerden ve Öngüt’lerden idi.

Uygur’lardan elçiler Roma’da, valiler Çin’de ve Bağdad’da, mürebbîler Çingiz ailesi içinde, bilginler Tebriz’deki Moğol sarayında ve mühendisler Moğol ordularında (Meselâ; Kubilây ordusunda 1268’de güney Çin’de) vazife gördüler.

Doğu ve batı kültür unsurlarının birlikte yaşadığı ondan sonra aslâ görülmedi. 

Kültürlerin yayılışında aracılık yapan Uygur’lar, Türklük camiası içinde umumî medenî tekâmül bakımından mümtaz bir unsur idi.



TÜRK DEVLETİNİ DOGUDA YAŞATANLAR:
UYGURLAR
TARİHTE TÜRKLER - LASZLO RASONYİ 


E b e r h a r d’a göre “ (Liü Yüan 4, 32) Wei sülâlesi ortadan kalktıktan sonra da Çin'de Türk kanı karışmıştır. Su (580-618) hatta T'ang (618-907) sülâlesi kısmen Türk menşelidir.”

HUNLARIN EN YAKIN HALEFLERİ:
T'O-PA’LAR, SABİRLER, AVAR’LAR
TARİHTE TÜRKLER - LASZLO RASONYİ





19 Aralık 2014 Cuma

Yılan, Ejderha, Dragon



Türk kültüründe "evin iyesi" olarak görülen "yılan" eve bereket getirir, ev halkını korur ve bekçilik eder. Yılana kımız gibi sütlü içecekler verilir. Evden kovulması ise uğursuzluktur. Yılan aynı zamanda sağlık, gençlik ve ölümsüzlük niteliklerini de taşır.


Lararium, Pompeii, MS 79
Lararium sunağı



Romalıların, ev ahalisini korumak için yaptıkları ve evin içinde bulunan bir çeşit sunağa Lararium denir. Evde yaşayanları kötülüklere karşı koruyan bekçi ruhlara da Lares. Aile üyeleri günlük ayinlerini bu sunakta yapar.

İki sütun arasında iki genç erkek ellerinde kutsal sayılan Boynuzlar/Rhyton ile dans eder pozisyonda (And kadehleri) gösterilir. Ortalarında evin erkeğini temsil eden, yani soyunu devam ettirecek olan kişi toga giymiş, kurban sunarken betimlenir.  Hemen altlarında ise ailenin koruyucu iyesi (Romalılara göre tanrı) Yılan bulunmaktadır. Bu yılan çoğunlukla çift olarak betimlenir.

Lar, Lars; Etrüsk dilinde "Efendi" demektir. Bu Türk kültüründe "Evin iyesi, koruyucusu" olarak tanımlanan yılanı gösterir. Ingilizcedeki Lord sözü de buradan türetilir. Lares ise "Koruyucu Tanrılar (İyeler)" olarak tanımlanmıştır. Batılılar Lares'in Etrüsk kökenli, ve de Türk kültürü içinde yaşadığını itiraf etmekten kaçındıkları için kökeninin bilinmediğini söyler. Oysa Lar sözü Etrüskce ise, kültü de Etrüsk kökenli olmalıdır.

Romalılar atalar kültü için de "Di Manes" der. Manes "Ölülerin Ruhları" için kullanılan  bir sözcüktür. Yeraltında yaşarlar ve yılın belirli gününde yukarı çıkarlar, o gün toy düzenlenir ve ölülerin ruhları çeşitli gıdalarla beslenir. Türk kültüründe buna Atalar kültü denir. Türk dünyasında mezarlıklarda hâlâ yiyecek ve içecek sunulur.

Etrüsklerde Summanus adındaki tanrı Zeus ile eş tutulur (Pliny 2:53). Bence bu Manes Etrüsklerin Lidya'dan göçmesiyle ilgili. Çünkü Lidyalıların atası da Manes adını taşıyordu, tıpkı Mısır'ın ilk kralı Menes (Menas) ya da Kırgızların destanı Manas gibi "Ata" idi. Mısır'ın Menas'ına kendi köpekleri saldırır ve Menas bir Timsah'ın onu nehrin karşı kıyısına götürmesiyle kurtulur. Hatta onu onurlandırmak için vardığı yere Crocodilopolis kentini kurar (Dio.Siculus 1:45, W.Smith) Peki bu Manes/yılan (timsah) tesadüf müydü? Ya da Altay Türklerine ait kahraman Alıp Manaş'ın kötü ruhlu ejder Yelbegen'i yenmesi. Kesinlikle tesadüf değil bunlar...  Etrüsklerdeki Manes aynı zamanda Lars'ın da anasıdır.

Semra Bayraktar



***

KÜLTÜREL BİR SEMBOL: YILAN
Prof. Dr. Bilge SEYİDOGLU


İlk mağara resimlerinde ve ilk yazılı kaynaklarda yılana rastlarız. Mitolojilerde kutsal kitaplarda, efsanelerde, masallarda, halk hikayelerinde yılan yer alır. Ölümsüzlüğü, kötülüğü, şekil değiştirmeyi, tekrar tekrar yaşamayı sembolize eder. Çeşitli ülkelerin mitolojilerinde yılan bu sembollerle karşımıza çıkar. 

Mısır mitolojisinde Güneş Tanrısı Re, her gün oniki saatlik yer altı yolculuğuna çıkar. Oniki saat boyunca Tanrı Re ölüdür. Her saat başında yer altında olağanüstü yerlere gider ve olağanüstü maceralar yaşar. Yedinci saatte Re'nin kayığı karanlıklar ve soğuklar diyarına gelir. Burada yenileyeci Khepri vardır. Beş başlı bir yılan geniş kıvrımlarıyla yatmakta ve kıvrımların ortasında ise Khepri bulunmaktadır. Onikinci saatte Khepri kendisini Re'ye bağlar Re,Khepri'ye dönüşerek yeniden yaşamaya başlar. Yılan da burada kendi kendini yaratmayı sembolize eder. Khepri'nin yanında yer alır'.

Amerika kızılderili kabilelerinin de yılanla ilgili mitolojik inanışları bulunmaktadır. Doğu ve Güneydoğu'da suların dibinde kırmızı ve yeşil boynuzlu yılanlar yaşar. Bunlar sadece Şamanlar tarafından karaya çekilir ve öldürüldükten sonra ilaç olarak kullanılırlar. Yılanın vücudu yanar fakat kalbi yanmazmış Bu yüzden büyücüler onunla ilaç yaparlarmış.

Diğer bir Aphaci Kızılderili efsanesi da şu şekildedir: Canavarlarla savaştan dönen kahraman çıngıraklı yılan tarafından ısırılmıştır. Arkadaşları bir kirpi (veya başka bir hayvan) yakalar ve pişirirler. Bunu yiyen kahraman yılana dönüşür. Yılanın dediklerini yaparak, arkadaşları sular yükselince onu bulur yakalarlar. Yılan yeniden insana dönüşür'.

Burada bir yılan dönüşümü, şekil değiştirdikten sonra yeniden yaşamayı insan-yılan-insan şeklinde yaşamayı gösterir. Birinci efsanede ise kalbinin, yılan yansa da canlı kalması, ölümsüz olduğuna dair kızılderili inancını göstermektedir. 

Kaliforrıiya'da yaşayarı Mahove Kızılderilileri dev bir gökyüzü çıngıraklı yılanın var olduğuna inanırlar. Bu yılan öldürülmüş, kanı olağanüstü çıngıraklı yılana geçmiştir. Uç dağlarda yaşamaktadır. Yılan buradan bütün kabilelere giden yolları bilmektedir. Onlarla savaşarak ısırmayı da düşünmektedir. Dağa sorar eğer dağ "evet" derse onlar ölecek, dağ sessiz kalırsa insanlar ısırılacak fakat yaşayacaklardı",

Şamanist olan Türk boyları arasında da yılanın önemli bir yeri vardır. Yılan Şaman'a yardım eden koruyucu hayvan ruhlarından birisidir. Şaman'ın gökyüzündeki ve yer altındaki seyahatlerinde ona yardımcı olur. Kutsal güçleri bulunduğu esrarengiz alemlerde bulunmuş oraları bilen bir hayvandır. Altay Şamanlarının gökyüzüne ve yer altına seyahat ettikleri zaman giydikleri kaftanın üzerinde yılan resimleri vardır.

Bunlar üç başlı, büyük ağızlı yılanlardır.

Goldi, Dolgan ve Tunguzlara göre doğmadan önce çocukların ruhları küçük kuşlar kozmik ağacın (Hayat Ağacı'nın) dallarında otururlardı. Şaman gider onları ağaçta bulurdu. Bu ağacın tepesinde kuşlar (kartal) dibinde ise yılan bulunurdu. Hayat ağacı veya kozmik ağaç kainatın merkezini temsil eder. Ruhların üzerinde bulunduğu bir ağaçtır. Yakutlara göre ilk insanda bu ağaçta dünyaya gelmiş ve burada ağacın sütü ile beslenmiştir. Bu ağacın dallarının da cennete uzandığına inanılır. İnsanlar kederlerinin bu ağacın yapraklarında yazılı olduğu inancı Osmanlı Türkleri arasında da biliniyordu. Bu inanca göre milyonlarca yaprağı olan bir hayat ağacı vardır. Bunlarda insanların kaderi yazılıdır. Bir insan öldüğü zaman bu ağacın yapraklarından birisi düşermiş"


Yunan mitolojisinde de insanları korkuya salan, görenlerin soluğunu kesen Gorgolar vardır. Bu yaratıkların saçları yılanlarla örülü, alınlarında yaban domuzu dişleri fışkıran, tunç elleri ve uçmak için altın kanatları bulunurdu. Bunlar üç taneydiler. Bunların içinde adı en çok duyulan Medusa idi", Medusa'nın torunu Ekhidna'da yarı bedeni güzel bir genç kız yarı bedeni koskoca bir yılandır. Üzeri benek benek korkunç bir yılandır. Yer altında sonsuza kadar yaşadığına inanılır.

Mitolojilerde esrarengiz bir güce sahip görünen yılan sonsuzluk, ölümsüzlük. yeniden canlanma ve korku sembolü olarak görünmektedir. Mitolojilerden gelen yılan motifi hikayelerde ve destanlarda da kullanılmıştır.

İskendername ve Camsabname bu eserler arasındadır. İskendernameler'de Mekedonya'Iı Filip'in oğlu İskender'in doğu ülkelerine olan seferleri. bu seferlerde başından geçen olaylar anlatılmaktadır. İskender'in seferlerini gerçekleştirdiği ülkeler Anadolu, Suriye, İran, Turan, Hindistan, Çin, Rusya ve Mısır'dır. Seyahati ve seferleri sırasında Sokrat, Aristo ve Eflatun ona arkadaşlık ederler. Hızır da onlara öğütler verir.

Seferler sırasında hastalanan İskender ölümsüzlük suyu Ab-ı Hayarı arar fakat bulamaz. Mesnevi şeklinde yazılmış olan İskendername'lerde çeşitli efsaneler inanışlar. mitolojik kalıntılar bulunmaktadır. Bu parçalar arasında yılanla ilgili motiflere de rastlıyoruz. Cadı kadın mağarasını korumak için at kıllarını yılana çevirir ve yaklaşanları korkutmak ister.

"Ravi aydur: İskender-i Zülkaneyn (A.S.) ol yüce kayaya karşu kim
durdu, ol kayada bir mağara gördü. OL mağara kapusına nazar kılub dururken mağara içindenbir avrat çıkdı. Yalıncak kaddi kırk arşın olan bir kara it üzerine binmiş bir elinde bir tas su ve bir elinde at kuyruğu dutmuş. kaçan kim ol cazu avrat mağaradan çıkıcak ol it üzerinden indi. Daha ol iti ayağıyla tepdi ot it bir murassa taht aldı. Anda ol avrat taht üzerine çıkdı. Sağ elindeki tas ile suyu ol tahtun çevresine saçdı. Sihr okudı tahtun çevresi gül ü gülistan aldı. Andan sol elindeki at kuyruğunu ki dutmışdı, ditdi, ditdi dahi tahtınun çevresine dağıtdı. Ol at kıllan hem ne .rire kim düşdi her birisi birer zeft yılanlar aldı, kara kara ejderhaya benzer ."

İskender bir seferinde yılanların birbirleriyle savaştıklarını görür, onların üzerine yürür ve dağıtır:


"Şah Zülkameyn ol iki yılan leşkerünün ortasına yürüdi. Ol tarafdan yılanlar dahi birbirleriyle ceng-i azimdeyken insan çerisinün ol heybetin göricek ürküb cenklerin koyub iki tarafa gitdiler. Şöyle kim cenk yerinde bir yılan kalmadı.

İskender:
- İy Hekimler, cihan sarayında yılan ölüsin yer bir taife var mıdur?

Andan Eflatun Hekim Aydur:
- İy Şah Kaf Vilayetinde bir kavüm vardur. anlara nişanslar dirler. Bir yılan vardur. hekimler anı götüreler bir karış başından ve bir karış kuyruğundankesüb giderürler ortasın birkaç dürlü edviyeler birle müzevvere kılurlar. Her gün toğmadın me'kulat yimedin, söylemedin ol müzevverden üç barmak yalayub sahraya çıkub yürürler. Dürlü dürlü otlarun dirüb yalarlar. Ol yılan müzevvresi kuvvetiyle rayihasındanmehr atı bilürler kim nite keffaretdür-".


Yılan kuyruğu ve başı kesildikten sonra kalan kısmı otlarla terbiye edilir. Hergün doğmadan; hiçbir şey yemeden, konuşmadan hazırlanmış olan yılandan üç parmak yalayıp kırlara doğru yürürler. O yılanın kuvvetiyle kokusundan mehr otunu bulurlar. Bu ot dertlerin devasıdır.

İskender-i Zülkarneyn yılanla ilgili bir rüya görür. Bu rüyasının yorumlanmasını ister:

"Ya vezir seyr aleminde gördüm ki bir yılan bana kas d ider, karva- ram yılanı dutaram pare pare kılub serverler önine ataram. Başı bu yılanun Cendel birle ağlınun önine düşer, Cendel sürer kim başı ola. Andan atasından ön oğlı Neyreng başı ahır, dahı yılan atasın sinesinde urur öldürür"

"Rüyamda beni öldürmek isteyen bir yılan gördüm. Onu tutU)? parça parça ederek komutanlarınönüne attım. Bu yılanın başı Cendel ile oglunun önüne düştü. Cendel başı almak isterken oğlu Neyreng başı alır, babasını bu baş ile vurur öldürür."

Eflatun Hekim bu rüyayı yorumlar:
"Ol peleng kim seyr içinde aşikar
Size kasd itdug budur şehriyar
Tabir içre mala nisbetdür yılan
Karvayub ilanı dutduğun revan Mal ele geçire ala sıra-yı güzin
Şöyle kim ilanı dutdunuz yakin
Pare pare itdüğünüzyılanı
Atduğunserverler önine anı
Ele giren malı siz dahi yakın
Viresiz serverlere iyi piş-bin
Ol ilan başıyla Cendal oğlı hem Atasını atduğu iy muhterem
Remzi budur virilen malı iy can
Cendal oğlıyla Cakiş'e ayan
Ol yılan başı ki Cendel-i hemin
Urub öldürdi didüğünüzyakin
Mal ucunda şöyle kim oğlu iy yar Atasına el ura şöyle ki var 
Gördüğünüzseyr budur ta 'biri Işbu resme gösterür yüz her biri
Dahi yiğreğin anun belli beyan
Hakdan artuk kimse bilmez bi-güman

Hekim Eflatun yılanın mal, zenginlik ve serveti işaret ettiğini söyler. Cendal düşmandır. Mal yüzünden babasını öldürmeye kalkışmıştır.

Aynı rüyayı Sokrat hekim de yorumlar:

"Ya Zülkarneyn Şah, tabirde yılan mala nisbettir. Eflatun rast aydur veli gördüğünüz düşen bir vechi dahi budur kim yılan düşmene nisbetdür. Seyrünüzde yılan kim size kasd kıldı, siz anı elinizle dutduğunuz bir düşman size hücum kıla amma elinüze gire, giriftar idesiz ve ol yılanı pare r.are kılub serverler önine atduğunuzşuna işaretdür kim düşmeni serverınüz ıle kam idesiz ve ol yılan başı kim Cendal birle oğlı çekişüb, oğlı atasın utub, dokuza böldüğü budur kim ol düşmenun bir ulu baş kişisinden Cendal'e mazaratta irişe didi."


Bu tabire göre de yılan düşmandır. İskender düşmanını bir kumandanı yardımıyla yenecektir.

Aynı rüyayı hekim Bokrat da yorumlar:

"Ya Şah-ı Alem, Sokrat didüğü rasdur kim tabirle yılan düşmene nisbetdür amma bir dahi budur kim yılan tabirde dünya sarayına nisbetdür yani cihan bir ejderhadur heft-ser. Niceleri yidi, niceleri dahi yiyiserdür. Ya Zülkarneyn Şah, seyrünüzde ol yılan kim size kasd kıldı illaret budur kim dünya sarayı size yüz dutubdur ve siz dahi ol yılanı kavrayub elinüze alduğunuz budur kim dünya sarayını ser-ta-ser siz dutasız. Cümle memleketü elinüze alasız ol yılanleyin. Andan ol yılanı pare pare kılub, serverler önine atduğunuz budur kim dutduğunuz memleketi serverlere bahş idüp üleşdiresiz ve ol yılanun başı üzere kim Cendal oğluyla çekişdi, virdüğünüzmemleket üzere çekişdiler amma ağlı elinde atasına bir hata ire didi"

Bokrat Hekim'e göre yılan dünya sarayına sahip olmanın işaretidir.
İskender de o yılanı kavrayıp eline aldığı şekilde bütün memleketi hakimiyeti altına alacaktır. Sonra da komutanları arasında paylaştırcaktır. Bu memleket için Cendal ile oğul arasında çekişme olacaktır. İskender'in veziri Restetalis'de bu rüyayı yorumlar:

"Ya Zülkarneyn-i Cihan Eflatun, Sokrat, Bakrat beyan itdükleri sözler cümlesi rast tabirlerdür. Amma gördüğünüzvakıa bir vech yine gösterir. Nite tabiri şöyledür kim seyiraleminde yılan nefs-i emmareye nisbetdür. Ya Şah-ı alem ol yılan kim seyrünüzde kasd kıldı remzi budur kim nefsünüz size bir yaramaz af'al itdürse gerek. Andan siz ol yılanı kavrayub, dutduğunuz oldur kim nefsünizi akl eliyle dutasız, ol yaman fi'li ana itdürmeye. Siz yine ol yılanı pare pare kılub, serverler önine atduğunuz şuna illeretdür kim yani seryerler nasihat viresiz. Nefse uyman, nefsi şöyle helak kılun diyesiz. Seryerler dahi yılan parelerin aldukları olduk kim virdüğünüz nasihatleri dutalar ve ol yılanı başı dahi Cendal'i urub öldürdüği bu ola kim Cendal virdüğünüz nisihati dutmaya, ve nefusi dahi anı elende zebun kıla" didi.

Restetalis'e göre yılan insanı kötülüğe sürükleyen nefs'dir. Kötü şeyler yapmak isteyeceksiniz fakat aklınız buna engel olacaktır.

İskender'in rüyasını yorumlayan Eflatun, Sokrat, Bokrat ve Restetalis'e göre yılan sırasıyla mal-zenginlik, düşman, dünya sarayı-hakimiyet, kötü, şeytani düşüncedir.

II. Murat devrinde Abdi Musa tarafından mesnevi tarzında yazılmış olan Camasbname adlı eserde birbirinin içine girmiş olarak anlatılan üç hikaye vardır.

1. Camasb ve Şahmeran Hikayesi
2. Belkıya Hikayesi
3. Cihanşah Hikayesi

Birinci hikayedeki Şahmeran yılanlar padişahıdır. Danyal Peygamberin oğlu Camasb'a arkadaşları ihanet eder onu bir kuyunun içine atarlar, buradan kendisine bir yol bulan Camasb yeraltı dünyasında Şahmeran'ın sarayına ulaşır. Şahmeran Camasb yeryüzüne çıkıp sırrını insanoğluna açıklamasın diye ona hikayeler anlatır. Bunlar Belkıya Hikayesi ve Cihanşah Hikayesi'dir. 

Bu hikayelerin de içinde iç içe başka hikayeler vardır. Hikayeler bitince Camasb ülkesine geri döner. Şahmeran'ın sırrını kimseye söylemeyeceğineyemin etmiştir. Fakat ülkenin hükümdarı hastalanır onun hastalığını ancak Şahmeran'ın eti iyileştirecektir. Camasb Şahmeran'ın sırrını saklar fakat arkadaşlarının ısrarlarına dayanamayarak hamama gider. Şahmeran'ı görenlerin vücutları pul pul olurmuş. Bu şekilde yakalanınca Camasb istemeyerek Şahmeran'ı ele verir. Onun yardımı ile Şahmeran'ı yakalar getirirler. Şahmeran'ın tarifi üzere hükümdar iyileşir, Camasb'da büyük bir hekim olur.

Aynı hikayeye Binbir Gece Masalları'nda rastlıyoruz. Daha sonra Şahmeran hikayesi Camasbnarne de ayrı olarak "Şahmeran Hikayesi" adı altında basılmıştır. Günümüzde ise Anadolu'nun çeşitli yörelerinde masallaşmış olarak bu hikaye devam etmektedir.

Şahmeran hikayesinde: Şahmeran başı, insan şeklinde bir yılandır. Yeraltı dünyasında yaşar. Sarayı mücevherlerle doludur. Bütün yılanlar onun emrindedir. Hastalıkların çaresini bilir. İnsanoğlu'na yardım eder fakat ihanete uğrar. İnsanoğlu sabırsızdır. Yılanın bildiklerini onunla dost olup öğrenmek ve gizli sırları öğrenmek yerine onu öldürüp vücudundan derdine derman aramayı tercih etmiştir.

Mitolojilerden süzülüp gelen hikayeler ve masallar yoluyla günümüze kadar gelen yılan sembolü günlük hayatımızın her alanında karşımıza çıkar. Tıbbın ve eczacılığın işareti olarak rozetlerde, resim, grafik ve sinema sanatlarında, modern edebiyatta geçmişinde temsil ettiği anlamlardan birisini taşıyarak devam etmektedir.

pdf:




The tree, serpent and figures carved on this greenstone cylinder seal suggested to George Smith, an Assyriologist working in the British Museum between 1840 and 1876, that the scene was related to Eve in the Garden of Eden.


 Sumer / Kenger - Sumerian

 Lararium, Roman altar to Lares and Penates, Pompeya


 Lararium from the House of the Vetti



Saint Patrick banishing ancient shamanic wisdom from Eire...:In the 5th century Saint Patrick is said to have driven the snakes out of Eire when he converted the country to Christianity. However, all evidence suggests that post-glacial Ireland never had snakes, as on insular New Zealand, Iceland, Greenland and Antarctica so far, no serpent has successfully migrated across the open ocean to a new terrestrial home .The snakes in this story are symbols and they represents pre-christian shamanic culture. The sculpture below (location unknown) demonstrates very clearly the esoteric understanding of events. Athena (identified by her olive branch) and Prometheus are both banished along with a pair of snakes. Both Athena and Prometheus are mystery school symbols of knowledge or wisdom so the sculpture shows Christianity banishing ancient shamanic wisdom from Eire.





Kazakistan Göktürk Hanı'n mezarındaki Ejderha/Yılan





Sumer / Kur'un yıkılışı Ejderhanın öldürülmesi

Ejderha öldürme motifinin Mezopotamya mitleriyle sınırlı kalmadığı açıktır. Hemen her çağda her halkın kendi ejderha öyküleri olmuştur. Özellikle Yunanistan'da tanrıları ve kahramanları içeren bu öyküler sürüsüne bereketti. Herakles ve Perseus'un en çok tanınan ejderha öldürenler olmasına karşın , ejderha öldürmemiş bir Yunan kahramanı yoktu. 

Hıristiyanlığın yükselişiyle bu kahramanlık göstergesi azizlere geçti. "Aziz George ve Ejderha" ve sayısız benzerleri bunun kanıtıdır.

Adlar farklıdır ve ayrıntılar öyküye, yere göre değişir. Ama en azından olayların bazılarında gözlenen, kökene ve asıl kaynağa gidiş benzerliğin çok ötesindedir.

Ve ejderha öldürme teması MÖ. üçüncü binyılda Sumer mitolojisinin önemli bir motifi olduğuna göre Yunan ve erken Hıristiyan ejderha öykülerinin dokunmasındaki ilmeklerin Sumer kaynaklarından geldiğini öne sürmek hiç de akıldışı değildir.

SÜMER MİTOLOJİSİ - SAMUEL NOAH KRAMER
sayfa 143



Hitit dini gibi mitolojisi de büyük ölçüde Hatti ve Hurri etkisinde kalmış, ayrıca Sumer Mezopotamya kaynaklarından esinlenmiştir. Gök Tanrısı Telipinu'nun İlluyanka Ejderi ile savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Buna karşılık Gök Krallığı ve Ulikummi destanları Hurrilerden gelmiştir.

Tanrı ile ejder İlluyanka'nın dövüşmesi, ilkbaharın başlangıcında kutlanan bir festivalde canlandırılırdı. Festival, kış aylarının durgunluğundan sonra dünyanın yeniden canlanışını kutlamaktadır. Dövüş ritüelinde ise, hayatın ölüm, iyiliğin de kötülük üzerindeki zaferi simgelenmiştir. İlluyanka mitosu bir anlatımda şöyledir: Ejder İlluyanka yaptığı savaşta Gök Tanrısını yener ve onun yüreği ile gözlerini alır. Gök Tanrısı ejderden öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızıyla evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğlu büyüyünce ejderin kızıyla evlenir ve babasının yüreği ve gözlerini geri alır. Gök Tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderle savaşmaya gider; ancak orada oğlu da vardır. Oğlu babasına "beni de öldür" diye bağırır. Bunun üzerine Gök Tanrısı ejder İlluyanka ile birlikte oğlunu da öldürür. 

İlluyanka Efsanesi Hititlerden Yunan mitolojisine geçmiştir. Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, İlluyanka Efsanesinin ana ögeleri bulunmaktadır. Yunan anlatısında; Typhon, Tanrı Zeus'un yüreğini ve gözlerini değil, kollarının ve bacaklarının kas liflerini alır. Ejderin gözcülüğünü yapan kızını Aigipan adlı bir kadın oyalarken, Tanrı Hermes kas liflerini geri alır. Efsanenin Anadolu'dan geldiğini yer adları açığa vurmaktadır. Typhon'un oturduğu yer Mersin yakınlarındaki Korykos mağarasıdır. Adı geçen Casius dağı ise Antakya yakınlarındadır. (alıntıdır)

Malatya, Aslantepe'de kent duvarı kabartmasından çizim. Fırtına Tanrısı ejder İlluyanka'yı öldürüyor, arkasındaki oğludur. Geç - Hitit devrinde Geleneksel Stil. (M.Ö. 1050 - 850)



St.George ve ejderha ile benzerlik / Kapadokya




Şahmeran
İskitlerde APİ


Antakya Mozaiklerinden Medusa
Gorgoların (Korku) Ecesi Libya Erpatalarından (Amazon) Medusa




Ejder/Kurt - 1500 Safavid





"all the fairy mythology in fact, 
of the east and west, 
belongs to the Turanian races..."







Lady & Dragon , 1994
by Master Bagher Aghamiri 



YILAN; ÖLÜMSÜZLÜK, EVREN, KORUYUCU, ŞİFACI.....
SB