yön etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yön etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2024 Pazartesi

Yaban Domuzu ve İskitler

 

Akınak'tan detay / İskit-Türk, MÖ 4.yy - Büyük Belozerka Köyü, Zaparoje/UKRAYNA

At eti yiyen İskit Türklerinin "domuz" yemediğini iddia edemeyiz. Hatta "yaban domuzu" bazı İskit obalarının ongunu olabilir. Çünkü, nasıl ki renkler yön belirtiyorsa, hayvanlar da yön belirtmekteydi.

" Eski Türkler, dört yönü dört renkle sembolleştirirken, yönlerin her biri birer sembolik hayvan tarafından da temsil edilmiştir. Doğuyu mavi-koyun, Batıyı beyaz-köpek, Güney’i kırmızı-çaylak, Kuzey’i ise siyah-yaban domuzu temsil etmektedir. " - Nuraniye Ekrem, Eski Türklerin Renklerle Yön Belirleme Metodu.

Bu durumda kuzeyde yaşayan obalardan birinin ongunu yaban domuzu olabilir ki sanat eserlerinde kullanmışlar. Boyların ongunları (hayvanları) avlanmaz, zarar verilmez ve yenilmez.

SB


Yaban Domuzu Altın Plaka, MÖ 7.yy - Arzhan/Arjan-2 / TUVA





Boyunluk, Pars başlı, yaban domuzu detaylı


EK:
Akınak - kıngırak Türkçe kökenlidir.
Akinakes/Acinaces is Turkish of origin.





______________


Eski Türklerin Renklerle Yön Belirleme Metodu

Nuraniye Ekrem · 1 Mayıs 2016

Türkler, Nuh Tufan’ından beri varlıklarını sürdürmüş bir Millettir. Türkçe dünyadaki en eski dillerden biridir. Mustafa Kemal ATATÜRK 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 130. toplantısının birinci oturumunda yaptığı konuşmasında Türklerin kökeni hakkında şöyle seslenmiştir: “Efendiler, bu insanlık dünyasında büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır” (Dünya Türkleri Birliği, 2013) .

Evet, Türklerin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanındaki derinliğini onun kültüründeki zenginliklerden görebilmekteyiz. Bilindiği gibi bilim adamlarının günümüzde hararetle tartıştığı konulardan biri renklerin soyut mu? somut mu? Olduğu tartışmasıdır. Oysa Türkler milattan çok önce renkleri somut olarak günlük hayatlarında; yön belirlemede simge olarak kullanmayı bilmişler ve savaş durumlarında da strateji araçları olarak tatbik etmişlerdir.

Renkler, kültürel simgeler olmasından ötürü toplumların yapılarını, kültürlerini ve dünya görüşlerini çözümleme konusunda çok daha fazla önem taşımaktadırlar. Dolayısıyla sosyolojinin de inceleme alanına girmiştir. Bu çalışmada renkler Türk kültür tarihi açısından incelemiştir.

Türkler tarihinin en eski devirlerinden beri renkleri yönleri tarif etmek için kullanmışlardır. Bu renklerden kara = kuzey, kızıl = güney, gök = doğu, ak = batı yönlerini tarif etmek için kullanılmıştır. Türk kültüründe, renkler yönleri ifade etmek için kullanıldığı gibi, manevi, milli ve dini anlamlar için birer araç olarak kullanılmıştır. Böylece simgeledikleri kavram ve anlamlar aracılığıyla, Türk kültür ve geleneklerinde önemli bir yer işgal etmektedirler.

Renkler, her toplumda değişik anlamlar ifade eder. Her topluluğun yücelttiği veya sevmediği renkler olduğu gibi, bu renklerin belirttiği yönler de farklıdır. Bir toplulukça sevilen renkler, bir diğer toplulukça sevilmeyebilir. Renkler, gerçek niteliklerinin yanı sıra bazen bir değer yargısı olarak da kullanılabilmektedir (Ögel, 199: 377). Ak renk Türklerde ve Çinlilerde batıyı temsil ederken, Hintlilerde doğuyu, Eski Ahitlerde güneyi, Mayalarda kuzeyi temsil eder (Gabain 1968: 109).

Hindistan’da Doğu=ak, Güney=sarı, Batı=kara, Kuzey=kızıl renkleri ile temsil edilirken Lamaist Kalmuklarda Doğu=ak, Güney=mavi, Kuzey=yaldız rengi, Batı=kızıl olup, Eski Ahitte ise Doğu=kızıl, Güney=ak, Batı=ala, Kuzey=kara’dır. Amerika’da Doğu=kara, Güney=ak, Batı=sarı/kızıl, Kuzey=mavi/yeşil ve Mayalaı’da ise Doğu=kızıl, Güney=san, Batı=kara, Kuzey=ak olarak gösterilmektedir (Gabain, 1968: 109).

Eski Türkler, dört yönü dört renkle sembolleştirirken, yönlerin her biri birer sembolik hayvan tarafından da temsil edilmiştir. Doğuyu mavi-koyun, Batıyı beyaz-köpek, Güney’i kırmızı-çaylak, Kuzey’i ise siyah-yaban domuzu temsil etmektedir. 

Çinliler farklı bir sınıflama yapmışlardı. Doğu tarafına ejder, Güney tarafına kuş, Batı tarafına beyaz kaplan, Kuzey tarafına da kaplumbağa bakardı. Bu bölümlerden her biri bir renkle temsil edilmekteydi. Türklerde Orta kısmı sembolleştiren hayvan ise eski Türklerin Kotus (Kut=Mukaddes, Us=Öküz) dedikleri ve Uygur Türklerinin günümüzde de Kotaz dedikleri bir çeşit öküz idi (Gabain, 1968: 108).

Türklerde, Doğu = mavi/yeşil, Batı = ak, Güney = kızıl, Kuzey = kara renkleri ile sembolleştirilmiştir. Çinlilerin renklerle yön belirleme kültürü Türkler ile benzerlik olduğudur. Dolayısıyla renkler ile yönü belirleme ve sembolleştirme konusu, Türk kültürü açısından başlı başına bir araştırma konusudur.

Bahaeddin Ögel’e göre sarı renk, Türk inanışları ile duygularında iyi bir yer tutmaz. Kötü ruhlar, hastalıklar, bomboş çöller, uzun kış günleri, yokluklar hep sarı renkle sembolleştirilmişlerdir. Yalnızca tabiat ve bahardaki çiçek tasvirlerinde zevkle ve istenerek kullanılır (Ögel 2000: 479).

Mustafa Kafalı Hoca’nın araştırmasına göre sarı renk yön anlamı taşımaz (1996: 50). Bu renk sadece ak, kara, kızıl ve gök renklerinin ortasında yer alan merkezi karşılamak için kullanılmıştır. Devlet yapısı bakımından değerlendirildiğinde, sarı renk merkez hâkimiyetini ve kudreti ifade eder. Birçok sarı yanında kullanılan Türk sarısı altın sarısıdır. Altın bilindiği üzere, kuvvet ve kudretin, hâkimiyet ve zenginliğin karşılığı olarak dünya var olduğu günden beri değerini korumaktadır. Yine bu anlayışa uygun olarak tarihte güçlü ve cihangir hükümdarların hepsi altın tahtla birlikte tasvir edilmişlerdir (Kafalı, 1996: 50-51).

Reşat genç Hoca’nın araştırmasına göre, Osmanlı Devleti’nde sırma sarısı olarak ifade edilen sarı renk hep altın sarısı olmuştur. Dolayısıyla sarı renk Türklerde Ülgen’in sarayının ve tahtının ifadesi olduğu için aynı zamanda dünyanın merkezinin de sembolüdür (Genç, 1996: 42-43).

M.Ö. 771-M.Ö. 480 yıllarının ilk zamanlarında faaliyet gösteren, Proto-Türk olduğu kabul edilen Kırmızı Tiler ve Beyaz Tiler’in (Ekrem, 1995: 65-83) renklerle adlandırılmasında da yönü renklerle sembolleştirme inançları etkili olmuştur. Yani Kırmızı Tiler eskiden stepin güneyinde, Beyaz Tiler ise batısında yerleşmişlerdi. Ch’ün-ch’iu (M.Ö. 771-M.Ö. 480), döneminin ortalarına gelince Kırımızı Tiler’in stepten ayrılarak güneye doğru Çin’in Shan-hsi eyaletindeki Tai-hang dağları civarına Beyaz Tiler’in ise güneye doğru Shan-pei tepelerine hareket ederek yerleşmeye başlamışlardı. Bu, hem göçebe halkların ilkel inançlarına (Şaman inancı) uygun, hem de Kırmızı Tiler’in oturduğu bölge olan Tai-hang dağlarının Moğolistan steplerinin güneyine yakın olduğunu gösterir. Beyaz Tiler’in oturduğu Shan-pei tepeleri de Moğolistan steplerinin batısına yakındır. Bu bilgilerden yola çıkararak, eski Türklerin de renkler ile yön belirlediği söylenebilir (Ma-ch’ang-shou, 1962).

Ayrıca M.Ö. 626 senesinde ortaya çıkan Proto-Türk olduğu kabul edilen Tilerin neden “Kırmızı” ve “Beyaz” renklerle adlandırıldığına dair bir başka tahmin ise yukarıda belirtilen yönü renklerle sembolleştirme inancının yanı sıra, Tilerin kırmızı ya da beyaz elbise giymeleridir (Lin, 1987: 299). Yine bazı araştırmacılar ise “Ti” adının aslında bir avcı kuşunun adı olup klasik eserlerde bahsedilen “Beyaz Ti Kuşu” ve “Kırmızı Ti Kuşu” adlarından kaynaklanmasıdır (Lin, 1987: 38-39). Ancak bu iddiaların hakikati ne derece yansıttığını kanıtlamak için daha fazla veriye ve araştırmaya ihtiyaç vardır. Araştırmacıların çoğunluğu ise Şaman inancındaki mavi, kırmızı, beyaz ve siyah renklerin dört yönü işaret etmesinden kaynaklandığını kabul etmektedirler.

Hunların ordu yapısında, Hun hükümdarı dışında, sırasıyla Sol ve Sağ Bilge beyi, Sol ve Sağ Kol beyi, Sol ve Sağ General, Sol ve Sağ Bölük Komutanı, Sol ve Sağ Kutluk Beyleri’nden, tüm Sol beyler doğuda, Sağ beyler de batıda otururken, Hun hükümdarı da ortada yani merkezde oturuyordu (Ssu-ma-ch’ien, 1975: 2890-2891). Genelde Sol Bey, Sağ beye göre rütbe olarak büyük idi (Fen-ye, 1965: 2944). Bu belgelere göre, Hunlar Merkez dışında doğu yönüne önem vermekte ve bu yönün Hunlar için sol taraf olduğu anlaşılmaktadır. Bu da Göktürklerle tipik benzerlikleri olduğunu göstermektedir. Hunlar çadırlarda toplu halde iken, büyükler sırtlarını kuzeye dönerek sol tarafta otururlardı (Ssu-ma-ch’ien, 1975: 2890).

Ayrıca Hun hükümdarı seherde kalkıp otağının dışına çıkarak, güneş doğduğunda ve akşamları da ay ışığında ibadetini yapardı (Ssu-mach ien 1975: 2890). Bu belgelerden Hunların güneşin doğduğu yöne, yani doğu yönüne çok önem verdiği anlaşılmaktadır.

Bunun dışında, Hunlar mavi, siyah, beyaz ve kırmızıdan oluşan dört renkle, dört yönü sembolleştiriyordu. Bu konuda en iyi örnek Shih-chi (Tarihî Hatıralar)’de yer almaktadır. Shih-chi’ye göre, M.Ö. 2000 yılında Hun hükümdarı Mete (Mo-tu) kırk bir atlı askeriyle Çin’in Han Sülâlesi hükümdarı Kao-tı ve onun ordusunu kuşatma altına almıştır. Hunların beyaz atlı askerleri batı yönünde, gök atlı (yüzü ve burnu beyaz, bedeni mavi) askerleri doğu yönünde, siyah atlı askerleri kuzey yönünde, kırmızı atlı askerleri güney yönünde Çinlileri kuşatmışlardır. 

Yedi gün boyunca Hun atlı askerlerinin kuşatması altında kalan Çin’in Han sülâlesi ordusu, rüşvet ve yıllık vergi vermeye söz vererek ancak kendilerini kurtarabilmişlerdir (Ssu-ma-ch’ien, 1975: 2894). Bu görkemli savaş sahnesinde, Hun atlı askerleri dört yönü, dört renk ile sembolize etmelerinden de anlaşılacağı gibi, Eski Türklerin, bu metodu gündelik sosyal hayat dışında savaş stratejisi olarak ta kullandığı anlaşılmaktadır.

Hunların renkler ile yön belirleme metodunun daha iyi aydınlatılabilmesi için Hunların komşuları olan Çinlilerin renkler ile ve yön belirme metoduna kısaca değinmek gerekir.

Çinlilerin renkler ile yönü belirleme araştırmaları M.Ö. 480-M.Ö. 226 yılları arasında başlamış ve eserler yazılmıştır. Bu tür inanç, o zamanlardaki Çin’de bulunan yedi devletten biri olan Ch’in Devleti (Shan-tung eyaleti)’nde yayılmaya başlarken aynı zamanda Çin tıbbını da etkilemiştir. Çin tıbbının ilk teori eseri olan Nei-Chinğ’de yer alan bu anlayış, insanın vücudundaki çeşitli organlarla özdeşleştirilmiştir. Fakat Çinlilerde bir renk ve bir yön fazladır. Yani dört yönün ortasında yer alan bölgeyi sarı renk ile belirlemişlerdir. Bu anlayış sadece Çin tıbbında mevcuttur.

Nei-chinğ in, M.Ö. IV-I. yüzyılları arasında göçebe hayatı ağırlıkta olan Ch’in Devleti’nde yazıldığı tahmin edilmektedir (Kuo-ai-ch’ün, 1985: 505). Nei-ching adlı kitap, eski Çin toprağında meydana gelen çeşitli felsefe düşüncelerini içermekle birlikte tabiat ve insanoğlu arasındaki ilişkiyi de ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Bu kitabın 4. ve 5. bölümlerinde yer alan bilgilere göre, dünya; ağaç, ateş, toprak, maden ve su gibi unsurlardan oluşurken tabiattaki her şey, bu beş unsurla özdeşleştirilmiştir (Chang-Ying-Yen, 1980: 16-17, 22-24).

Bahaeddin Ögel, eski Türklerin dört yönü dört renk ile belirleme konusunda çok zengin birikime sahip iken, Çinlilerin bu konuda Türklere göre daha zayıf olduğunu, yerleşik ve kendi oturduğu bölgeden başka bir yeri görmemiş bir topluluk olan Çinliler ile birkaç haftada yüzlerce kilometrelik saha içinde dolaşabilen göçebe halkların bildiklerinin daha fazla olduğunu belirtirken, göçebe halkların yön hususunda yerleşik köylülerden çok daha fazla bilgiye sahip olması gerektiği açıklamasını yapmıştır (Ögel, 1991, cilt I; 429).

Bahaeddin Ögel ve diğer hocaların araştırmalarına rağmen bunca Çince kaynağı şunu söyleyebilmek için sıralamaya çalıştım aslında;

Yukarıda da sözü edildiği gibi, Proto Türkler, M.Ö. 7. Yüzyıllarda renklerle yönü sembolleştirmişlerdir. Çinliler ise M.Ö. 3. Yüzyıllarda ancak renk ile yönü özdeşleştirmeye başlamışlardır. Buna göre Eski Türklerde dört yönü dört renk ile özdeşleştirme geleneği Çinlilere göre 200 yıl önce başlatmışlardır. Atatürk’ün belirttiği gibi Türk milleti, yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği olan ve kültürü zengin bir millettir.

kaynak: Dolunay Dergi, 1 Mayıs 2016

KAYNAKÇA: ARSEVEN, Celal Esad, (1980). Türk Sanatı, Cem Yayınevi, 1987. // CHANG, Ying-Yen, Huang-ti-Nei-Ching Chi-chu (Nei Ching Hakkındaki İzahlar), Shang-hai Teknik Neşriyatı, // CHAVANNES, (1958). Batı Göktürkler Hakkındaki Kaynaklar (Çince terc. Feng-ch’en-chun), Chung-hua Kitapevi, Pekin. // CHENG, Yong-ling, (1987). Min-Tzu-Tsu-Tian (Milletler Sözlüğü), Shanghai Tsu-shu Matbaası, Shang-hai. // DİVİTÇİOGLU, Sencer, (1987). Kök Türkler, Kent Basımevi, İstanbul. // DİYARBEKİRLİ, Nejat, (1972). Hun Sanatı, Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Yayınları, İstanbul. // EKREM, Erkin, (1996). Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Kavimleri (M.Ö. 2146-318), Yayınlanmamış Tez Çalışması, H.Ü. Tarih Bölümü. // FENG, Ch’eng-Chün, (1958). Batı Göktürkler Hakkındaki Kaynaklar, Chung-hua Kitapevi. // FEN, Ye, (1965). Hou-Han-shu (İkinci Han Sülalesi Tarihi), Chung-hua Shu-chü, Pekin. // GABAİN, A.V, (1968). “Renklerin Sembolik Anlamları”, Türkoloji Dergisi, Ankara. // GENÇ, Reşat (1996). Türk Düşüncesi Davranışı ve Hayatında Renkler ve Sarı, Kırmızı, Yeşil, Türk Kültüründe Renkler, Nevruz ve Renkler, (Yay.Haz. S. Tural – E. Kılıç), Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara. // HSÜ, Sheng, (1963). Shou-wen-chic-Tzu (Eski Çince Sözlüğü), Chung-hua Kitapevi, Pekin. // KAFALI, Mustafa, (1996), “Türk Kültüründe Renkler”, Nevruz ve Renkler, (Yay.Haz. S. Tural – E. Kılıç), Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara. // KUO, Ai-chun, (1985). Chung-kuo Chen-Chiu Hui-Ts’ui (Çin Akupunktur ve Dağlama Hakkındaki Kitaplardan Seçmeler), Hunan Teknık Neşriyatı, Ch’ang-sha. // MA, Ch’ang-shou, (1962). Kuzey Ti ve Hunlar, Chung-hua, Shu-chü, Pekin. // NEMETH, J., (1940). “Türklüğün Eski Çağı” (Macarcadan), Ülkü Mecmuası, (Tercüme eden: Şerif Baştav), Ankara. // EKREM, Nuraniye H. (1996)(Dr. Öğr. Üyesi ). Hunlarda Renk ve Yön Bilgisi, Türk Dünyasında Nevruz, İkinci Bilgi Şöleni Bildirileri, Ankara. 19 - 21 Mart 1996, ss.85-95 // ÖGEL, Bahaeddin, (1991). Türk Kültür Tarihine Giriş, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara. // ÖGEL, Bahaeddin, (1947). “Büyük Hun Devletinin Kuruluşundan Önceki Orta Asya’nın Etnik Durumu”, Ankara Üniversitesi DTCF Dergisi. // PAN-KU, (l975). Han-shu (Han Sülâlesi Tarihi), Chung-hua, Shu-chü, Pekin. // SSU, Ma-ch’ien, (1962). Shih-chi (Tarihî Hatıralar), Chung-hua, Shu-chü, Pekin. // TANER, Tarhan, (1970). “Bozkır Medeniyetlerinin Kısa Kronolojisi”, Tarih Dergisi, İstanbul. // TURAN, Osman, (1941). Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, DTCF Yayınları.

_________


30 Ağustos 2024 Cuma

Puyang Ejderha Mezarı


Çin'de bir ejderhanın en eski tasviri olan Puyang Ejderha Mezarı, Yangshao kültürü


"1987 yılının Haziran ayında Henan Eyaleti'ndeki Puyang şehrinde neolitik döneme ait bir mezar keşfedilmiştir. Mezarda yatan kişinin iskeletinin her iki yanında istiridye kabuklarından oluşan iki büyük mozaik yer almakta olup, doğuda bir ejderha, batıda ise bir kaplan figürü bulunmaktadır. Antik Çin'de gece gökyüzünde ana yönlerde dört dev takımyıldızı hakimdir ve her birinin bir hayvanı temsil ettiği düşünülmektedir. 

Bu dörtlü, Doğu'yu temsil eden Masmavi Ejderha, Güney'i temsil eden Kırmızı Kuş, Batı'yı temsil eden Beyaz Kaplan ve Kuzey'i temsil eden Siyah Kaplumbağa'dır.

Puyang mezarında bulunan iki istiridye kabuğu mozaiğin gerçek yıldız konfigürasyonlarını, yani ana yönlerden ikisinin ilkel takımyıldızlarını, Doğu'nun masmavi ejderhasını ve Batı'nın beyaz kaplanını tasvir ediyor olabileceği ileri sürülmüştür. Puyang mezarı radyokarbonla milattan önce 5.000 yılına, Yangshao boyalı çanak çömlek örnekleri ise milattan önce 5.000 ve 6.000 yıllarına tarihlendirilmiştir. Buradan Çin astronomik gözlemlerinin milattan önce en az 5.000 yıl önce başladığı sonucuna varıyoruz."

Kaynak/Source: East-Asian Archaeoastronomy: Historical Records of Astronomical Observations of China, Japan and Korea. By Zhenoao Xu, W. Pankenier, Yaotiao Jiang (2000)




Puyang Dragon Burial, with the earliest depiction of a Dragon in China, Yangshao culture

"In June 1987, a neolithic tomb was discovered in the city of Puyang, Henan Province. On either side of the skeleton of the tomb occupant there are two large mosaics formed by clamshells, with the figure of a dragon on the east and that of a tiger on the west. In ancient China, four giant constellations dominated the night sky in the cardinal directions, each thought to represent an animal. 

The four are, the azure dragon respresnting the East, the red bird for the South, the white tiger for the West, and the black turtle for the North.

It has been argued that the two clamshell mosaics found in the Puyang tomb may depict actual stellar configurations; that is, the primitive constellations of two of the cardinal directions, the azure dragon of the East, and the white tiger of the West. The Puyang tomb has been radiocarbon dated to 5.000 years BP and the samples of Yangshao painted pottery to 5.000 and 6.000 BP. From this we conclude that Chinese astronomical observation began by at least 5.000 years BP."


SB Note:

In old Turkish direction system, geographical directions were indicated by colors.


White (AK) - West (Akdeniz = Mediterranean)

Black (KARA) - North (Karadeniz = Black Sea)

Blue (GÖK = sky) - East (Gök Deniz/Hazar Denizi = Caspian Sea)

Red (KIZIL) - South (Kızıldeniz = Red Sea)

(which I shared earlier // daha önce paylaşmıştım)


Türk kültüründe yönler renkler ile belirtilmiştir.

Beyaz (Ak) - Batı (Akdeniz = Mediterranean)

Siyah (Kara)- Kuzey (Karadeniz = Black Sea)

Mavi (Gök) - Doğu (Gök Deniz/ Hazar Denizi = Caspian Sea)

Kızıl - Güney (Kızıldeniz = Red Sea)


SB



6 Kasım 2015 Cuma

Turkish Directions and Color System / Türklerde Yön ve Renkler



Kara Deniz - Black Sea
Ak Deniz - White Sea ; Mediterranean
Kızıl Deniz - Red Sea
Gök Deniz - Sky Sea or Blue Sea



In old Turkish direction system, geographical directions were indicated by colors.

* Black Snake-Black Tortoise Constellation; placed in North - color Black

* Red magpie in Turkish but called as Vermilion Bird constellated; placed in South - color Red

* White Panther/Leopard in Turkish, but called as White Tiger constellation; placed in West - color White

* Sky Dragon in Turkish, but called as Azure Dragon; placed in East - color Sky Blue



So the first Turks were located between 

* Black Sea (Karadeniz - Kara=Black ; deniz=sea) in the North - BLACK,
* Red Sea (Kızıldeniz - Kızıl=Red ; deniz=sea) in the South - RED,
* Mediterranean Sea (Akdeniz - Ak=White ; deniz=sea) in the West - WHİTE
* Caspian Sea (Gökdeniz ;or later Hazar Denizi because of the Hazar / Khazar 

Turks who lived there ; Gök = Heaven, Sky ; deniz=sea) in the East - SKY BLUE
has been named by our ancestors.



"Directions-Colors in Turkish Culture" info by Prof.DrFirudin Celilov
Trans.in English by Semra Bayraktar




NOTE:

It is also called as Chinese constellations which was developed in the 5th c BC, but remember, that there was many Turks in Central Asia and China, like the Great Huns Turks (Xiongnu) led by Mete (Mao-tun).

The Chinese started building their Great Wall to defend themselves against the Hun Turks in the 4th-3th c BC !..

Attila the Hun in Europe and Mete the Hun in Central Asia are related with blood and tribe.

Although the Chinese may have been earlier mutual influence, suggested by parallels to ancient Babylonian astronomy... And again, there was many Turkish tribes like Subar, Turukku, Kut, Saka in Mesopotamia and in the Middle East....immigrated to all directions between 4000-2000 BC....

If we can say, that there was a Turkish language influence on Akkadian language....We can also say; Cultural Influence....;)








İSKENDERUN - ISSIKOS - TÜRKİYE
ESİK / ISSYK - ORTA ASYA


"Bilindiği gibi halklar muhaceret etmişlerse, gittikleri yeni topraklara eski yurtlarındaki coğrafi adların bazılarını taşırlar.  Orta Asya'daki Issık-Göl'ün adının eski çağlarda İskenderun Körfezi'nin İssikos Denizi (Strabon) şeklinde görülmesi, insanın aklına ister istemez böyle bir ihtimali getirmektedir." 
D.Ahsen Batur / Kürdoloji Yalanları kitabından


....Aleksandros ile Dareios arasındaki mücadele burada olmuştur ve koy İSSİKOS Körfezi olarak adlandırılır... 
Strabon:XV;19



İhtimal değildir, Doğru bir tespittir.
"Türkler ilk kez 11.yy'da geldi" lafı daha birçok belgelerle çürütülmüştür. Biz hep buradaydık.
SB






 ...It was here that the struggle between Alexander and Dareius occurred; and the gulf is called the Issic Gulf. .... 



ISSIKOS is TURKiSH
People who immigrate to anotherland take the geographical names with them. So if Strabo writes about ISSIC GULF (today's iskenderun gulf) 2000 years ago, that means with no doubt; 
"The Turks were already here, and did not come in the 11th c AD for the first time."


OCHUS - OXUS - AMUDARYA - CEYHUN RIVER
The name comes from 
OGHUZ TURKS - OĞUZ TÜRKLERİ - OĞUZLAR

"As one proceeds from the Hyrcanian Sea towards the east, one sees on the right the mountains that extend as far as the Indian Sea, which by the Greeks are named the Taurus. Beginning at Pamphylia and Cilicia they extend thus far in a continuous line from the west and bear various different names. In the northerly parts of the range dwell first the Gelae and Cadusii and Amardi, as I have said, and certain of the Hyrcanians, and after them the tribe of the Parthians and that of the Margianians and the Arians; and then comes the desert which is separated from Hyrcania by the Sarnius River as one goes eastwards and towards the Ochus River. "

"From the same Indian mountains, where the Ochus and the Oxus and several other rivers rise, flows also the Iaxartes, which, like those rivers, empties into the Caspian Sea and is the most northerly of them all."










"Japon yazarı Fuyumi Ono paralel dünyadan bəhs edən “Oniki krallıq” romanında bu türk boya sistemininə əsaslanmışdır"

"Japanese writer Fuyumi Ono, used this Turkish direction system in her book "Twelve Kingdom"" - Prof.Dr.F.Celilov



"Bu bədizlər yıllar önce yazdığım "Türk Atayurdu renglerin dilinde" adlı makaledendir"

"These are from the article "Turkish motherlands collers" I wrote, years ago"
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu Celilov







The Hun Turks / Gokturks (Kokturks) ; Uigur Turks - Colors/Directions







"Hun Türkleri ordularını dünya anlayış ve tasavvurlarına uygun bir şekilde düzenlemişlerdir. Zira, Türklerin düşünce ve tasavvurlarında, dünya dört köşe (bucak) idi. Dört köşe olarak düşünülen dünyanın merkezinde ise, Türk hükümdarı bulunuyordu. Hükümdarın altında da, yine dört yönü temsil eden dört büyük memuriyet yer almakta idi." (*)

Prof. Dr. Salim Koca
(*) De Groot, a.g.e., s. 55 vd.; M. Mori, a.g.m., s. 213; Koca, a.g.e., s86. Türklerde sadece ordu birliklerinin atları değil, şahıslara ait mallar da birbirinden belirli renklerle ayrılmaktaydı. Mesela Uygurlar, at sürülerini birbirinden renklerine göre ayırt ediyorlardı. Başka bir deyişle Uygurlarda her boy kendine has renkte at yetiştirmekteydi. 

Ayrıca, Oğuz Türklerinde de aynı anlayış hakimdi. Özellikle Oğuzların “Alayundlu” (yund=at) boyu, 
sadece ala atlar beslemekteydiler. Bundan dolayı bu Oğuz boyu Alayundlu adıyla anılmıştır.



__________________________