Translate

21 Mart 2016 Pazartesi

Karaçay Malkar Türkleri'nde Sülale Damgaları





Karaçay-Malkar Türklerinde sülale damgaları (KM,tukum tamğa) eski sosyal ve iktisadi hayatta büyük önem taşıması dolayısıyla maddi kültürün en öenmli unsurlarından birini teşkil etmektedir. Herhangi bir malın veya mülkün kime ait olduğunu göstermesi bakımından bu damgalar bilhassa iktisadi hayatta büyük vazife görmüştür. Sosyal hayatta ise, damga sahibi olan bir sülale, aynı zamanda yüksek statüye sahip bir sülale olarak sayılmıştır.


Karaçay-Malkar Türklerinde sülale damgalarının genellikle at, sığır, koç ve koyun gibi hayvanlarda, mezar taşlarında, kamalarda, giyim ve ziynet eşyalarında, evlerin kapı ve duvarlarında, mutfak eşyalarında, halı ve kilim, keçe gibi ev eşyalarında, at koşum takımlarında vs. kullanıldığı görülmektedir.


Eskiden Karaçay-Malkar Türklerinde bahar mevsiminde koç,koyun, kuzu ve oğlak gibi küçükbaş hayvanlara daha ziyade en konulurdu. Bu enler, hayvanların kulaklarına ve yanaklarına konulurdu. Sığır cinsi büyükbaş hayvanlara ve atlara ise damga vurulurdu. Bu damgalar genellikle bu hayvanların sağrısına vurulurdu.


Karaçay-Malkar Türklerinde damgalanacak hayvanlar önce çalı çırpıdan inşa edilen "çalman" adlı ağıllarda toplanırdı. Daha sonra hayvanlar burada bağlandıktan sonra, sülalenin damgasını taşıyan sağrısına basılırdı. Karaçay-Malkar Türklerinde atlar genellikle iki yaşını doldurduktan sonra damgalanırdı. Damgalama işi sona erdikten sonra orada bu vesileyle dualar edilir, kurbanlar kesilir, ziyafet verilir ve  büyük bir şölen tertip edilirdi.


Günümüz Türk şivelerinde genel olarak "damga" ve "tamğa" (<ET.tamqa-tam?a) şeklinde telaffuz edilen bu kelime herhangi bir şey üzerine vurulan "işaret, im, en, alamet, simge, sembol, arma" anlamlarını taşımaktadır. Damga kelimesi Eski Türkçede "damlamak" ve "yakmak" şeklinde iki farklı anlamda kullanılan "tam-" fiilinin ikinci anlamı olan "yakmak" fiilinden türemiştir. Fakat, Eski Türkçedeki "yakmak" anlamında kullanılan "tam-" fiilinin Sogdca "tamw" (>ET.tamu=cehennem, ateş) kelimesiyle bir ilgisi olduğu kuvvetli bir ihtimalir. Sogdca kökenli bu kelime Eski Türkçede "tamu" (cehennem, ateş) ve "tam(u)-" (ateşlemek, yakmak) şeklinde hem isim ve hem de fiil şeklinde kullanılmaktadır. Örn. "tam-" (yakmak, yanmak, tutuşmak), "tamıt-" (yarmak, parlatmak), "tamtur" (yaktırmak, tutuşturmak, parlatmak), "tamız-" (yakmak, tutuşturmak) vs. Eski Türkçede "yakmak" anlamına gelen "tam(u)-" şeklindeki fiil yapısı, günümüz Karaçay-Malkar Türkçesinde "tamız-" şeklini korumuştur. Örn. "ot tamız-" (ateş yakmak).


Damga kelimesi ise "tam(u)-" fiili ile fiilden isim yapan "-qa/ga" ekinin birleşmesinden teşekkül etmiştir. Örn. tam(u)-qa > tamqa - tam?a = yanmış, yakılmış, yanan, yakılan, vs.


Damgalama işinin demirden yapılan damga aletinin ateşte kızdırılarak hayvanlara tatbik edilmesi dolayısıyla şekil ve anlam bakımından bir uygunluk mevcuttur.


Pek çok Türkoloğun da belirttiği üzere Eski Türk alfabesinde (Köktürk, Uygur, vd.) harflerin Eski Türklerin kullandığı maddi kültür unsurlarına şekil olarak çok benzediği malumdur. Mesela "ok" şeklindeki harf "oq, uq, qo, qu" , "yay" şeklindeki harf "ya, ay" , "ev" şeklindeki harf "eb", "süngü" şeklindeki harf "s" ve "at" şeklindeki harf "at" ses öbeklerini karşılamaktadır.





Tarihi belgelerden her Türk boyunun bir "ongun"u olduğu bilinmektedr. Bu ongunlar genellikle kendisinden türediğine inanılan "kurt, kaplan, dağ keçisi, koç, geyik, boğa, at, kartal, şahin, doğan" gibi hayvanların şeklini karakterize eden motiflerdir. Bunun dışında "Güneş" ve "Hayat Ağacı" gibi motifler de Eski Türk damgalarına kaynaklık etmişlerdir.


Bu motiflerden birkaçını anlam ve önemi bakımından biraz bahsetmekte fayda vardır. Köktürk öncesi ve sonrası Türk kitabelerinin, kaya üstü tasvirlerin pek çoğunda bulunan ve Türk Dünyasının en eski ve ortak motiflerinden biri olan "dağ keçisi" damgası, özgürlüğü, bağımsızlığı, kararlılığı, cesareti, asaleti, uyanıklığı, çevikliği, en erişilmez yerlere bile erişebilirliği sembolize etmektedir.


Dağ keçisi motifi aynı zamanda Eski Türk kültüründe Gök Tanrı'nın yer yüzündeki temsilcisi olan Türk Kağanını simgelemektedir.


Eski Türk dönemlerine ait kurganlarda, mezarlarda, dikili taşlarda, yazıtlarda, kayalarda, heykellerde, taşbabalarda Kağanı temsilen veya Kağana bağlılığı belirtmek için Dağ Keçisi damgasına yer verilmiştir.




Moğol bilim adamı Mannay-Öol, Köktürk hanedanı "A-shih-na" (Aşina) sülalesinin damgası olan "Dağ Keçisi" motifinin kökeninin MÖ.8.yüzyıla kadar gittiğini söylemektedir.


Anadolu'nun Tapusu-SB
"Dağ Keçisi"




Karaçay-Malkar Türkçesinde "cugutur" adı verilen dağ keçisi, KM-Türklerinin eski kültüründe çok önemli bir yere sahiptir. Mesela, geyik ve geyik cinsinden yabani hayvanların koruyucusu olduğuna inanılan "Apsan" adlı ilah, KM-Türkleri tarafından "dağ keçisi" suretinde tasavvur edilmiştir. Bu yüzden de dağ keçisi KM-Türklerinde daima kutsal bir hayvan olarak sayılmıştır. 


Karaçay-Malkar Türklerinde böylesine kutsal sayılan bir hayvanın elbette maddi kültüre de yansıması tabiidir. Mesela, KM-Türklerinin dört büyük "tin ata"sından (soy atası) biri olan "Adurhay" ile yine KM-Türklerinin köklü sülalerinden olan "Aci", "Batça", "Bayramkul", "Biykan", "Camankul", "Caraştı", "Erikgen", "Gilastan", "Gurtu", "Guze", "Kulça", "Laypan", "Magomethan", "Orus", "Tambiy" ve "Zagoştok" adlı sülalerin damgaları Dağ Keçisi motifi şeklindedir.





Dağ keçisi motifinden başka Eski Türk damgaları arasında farklı üsluplarla, "koyun", "koç" ve "koç başı" motifine çok sık rastlanılmaktadır. Hunlar'da tanrılara kurban edilen hayvanların arasında en makbul olanı "koç" idi. Yine, Köktürkler'de en önemli kurban hayvanı olarak at ve koç kullanılmaktaydı. Bunlardan koçun daha ziyade toprağın bereketli ürün vermesi için kurban edildiği sanılmaktadır. Kazak Türklerinde "koç" motifi bağımsızlığın ve yiğitliğin simgesidir. Eski Kazak Türklerinde savaşçılar göğüslerinde ve ellerindeki kalkanlarda koç motifi taşırlardı.


KM-Türklerinde sülale damgası olarak "koç" ve "koç başı" motifinin çokça kullanıldığını görmekteyiz. Mesela KM-Türklerinin dört büyük "tin-ata"sından (soy atası) biri olan "Navruz" ile yine KM-Türklerinin köklü sülalelerinden olan "Abay", "Abayhan", "Aliy", "Aydabol", "Bayçora", "Botaş", "Dekkuş", "Duda", "Haçir", "Hubiy", "Kelemet", "Koba", "Koçkar", "Kuday", "Küçük", "Orusbiy", "Ozaruk", "Sarı", "Sılpagar", "Süyünç" ve "Şakman" adlı sülalerin damgaları koç ve koç başı motifi şeklindedir.





Kırım Türklerinin bayrağında bildiğimiz "üç dişli tarak" motifi de Eski Türklerde en çok kullanılan damgalar arasında yer almaktadır. 


Bir efsaneye göre Eski Türkler zamanında "Yıldız Han" adında bir hükümdar varmış. Yıldız Hanı'ın "Alanku" adındaki torununun üç çocuğu olmuş. Eski Türklerin tümü bu üç çocuğun idaresine girmişler. Bu üç hükümdar kendilerine üzerinde üç dişli tarak şeklinde bir motifin yer aldığı bir bayrak teşkil etmişler. İşte bu tarak motifindeki üç diş, bu üç hükümdarı temsil etmektedir.



Kırım Bayrağı
ve
Pazırık Kurganından çıkan "Üç Dişli Tarak"
(Acaba yukarıdaki "Üç Dişli Tarak" hikayesi, Heredot'un İskitlerin atası saydığı Erkle veya Targitay'ın üç çocuğu ile de ilgili olabilir mi? Pazırık'tan çıkan disk bunu mu anlatıyor? - SB)




Bu üç dişli tarak motifinin KM-Türklerinde sülale damgası olarak çokça kullanıldığı görülmektedir. Mesela KM-Türklerinin dört büyük "tin-ata"sından (soy atası) biri olan "Tram" ile yine KM-Türklerinin köklü sülalerinden olan "Abay", "Aydabol", "Begatır", "Biy", "Bolat", "Caraştı", "Cukka", "Efendi", "Karabaş", "Köçcruk", "Misak", "Orusbiy" ve "Süyünç" adlı sülalerin damgaları üç dişli tarak motifi şeklindedir.





Uzun ve zahmetli bir çalışma sonucunda, değişik yazılı kaynaklardan derlenerek bir araya getirilen Karaçay-Malkar Türklerine ait sülale damgaları aşağıda şema halinde ve Türkiye Türkçesinin alfabetik sırasına göre verilmiştir. Bir sülalenin hanesinde birden fazla damganın olması, kaynaklar arasındaki farklılıktan veyahut zamanla genişleyen bir sülalenin alt kollara ayrılmış olmasından kaynaklanmaktadır.


Bazı köklü sülalelerin damgalarının bu çalışmada yer almamış olması ise bu sülalelerin damgalarına ulaşılamamaktan kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada yer alan damgalar yazılı kaynaklar esas tutularak hazırlanmıştır. Bir takım şahıslar tarafından kendi sülalerine ait olduğu iddia edilerek verilen damga ve motif şekillerine itibar edilmemiştir.


Bunun dışında KM-Türklerinin özünü teşkil eden "Adurhay", "Budyan", "Navruz" ve "Tran" gibi soy atalarının (KM,tin atala) adlarıyla oluşturulan klanlara (KM, tukum kavumla) mensup sülalerin bir kısmının damgalarının bu çalışmada yer almadığı dikkat çekebilir. Bunun sebebi herhalde bu sülalelerin kendileri için başka bir damga teşkil etmeyip, doğrudan bağlı oldukları soy atası veya klanın damgasını kullanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü bir soy atası veya bir klanın damgası aynı zamanda o soy atasına veya klana mensup her sülalenin damgası sayılmaktadır. KM-Türklerinde hangi soy atasına veya klana, hangi sülalelerin mensup olduğu ise başka bir çalışma konusudur. Bu konu uzunca bir yer tutacağından bu çalışmada bu bahse yer verilmemiştir.


Bu çalışmada sülale adlarının yazımında "?" (arka damak ğ) , "x" (arka damak hırıltılı h), "q" (arka damak k), "n" veya "?" (nazal n), "w" (çift dudak v) şeklinde transkripsiyon harfleri kullanılmamıştır.


Kesin bir dil kuralı olmamakla birlikte KM-Türkçesinin Çegem, Holam ve Bızıngı ağızlarında kelime başında "c" sesi yerine "j" sesi telaffuz edilmektedir. Fakat bu çalışmada "c" ve "j" seslerinin ortaklığının sağlanması için "j" sesiyle başlayan sülale adları "c" harfiyle yazılarak "c" hanesine dahil edilmiştir.


KM-Türkçesinin daha çok Yukarı Malkar-Çerek ağzında telaffuz edilen "ts" (?) ve "dz" (??) sesleriyle başlayan sülale adları "ç" (<ts) ve "z" (<dz) hanelerine dail edilmiştir. Fakat kelime başındaki "ts" ve "dz" harfleri değiştirilmemiştir. Aslında sızıcı "dz" harfleriyle başlayan sülale adlarının "c" hanesine dahil edilmesi gerekirdi. Çünkü Yukarı Malkar-Çerek ağzında telaffuz edilen sızıcı "dz" sesi KM-Türkçesinin diğer ağızlarında "c" ve "j" sesine tekabül etmektedir. Fakat, günümüzde sızıcı "dz" sesinin telaffuzu "z" sesine çok yaklamış, hatta "z" sesiyle aynı şekilde telaffuz edilir hale gelmiştir. Bu yüzden sızıcı "dz" harfiyle başlayan sülale adları, "z" harfiyle başlayan sülale adlarının yazıldığı haneye dahil edilmiştir.



Adilhan Adiloğlu