Translate

9 Mart 2016 Çarşamba

Perge'de bir kadın Yönetici : Plankia Magna







Perge'nin en önemli özelliklerinden biri, MS.2.yy başında kentin idarecisinin kadın olmasıdır; Plancia Magna.


Bu kadın, hem kentin idarecisi hem de Tanrıça Artemis'in baş rahibesi , aynı zamanda imparator kültü baş rahibesi. Biliyorsunuz; Anadolu'da kadın çok önemlidir. Esasında Anadolu anaerkil bir toplumdur. Neolitik Dönem'den beri iri göğüslü ve iri kalçalı ana tanrıça heykelleri, doğurganlığı ve bereketi simgeler. Sonra bu Kybele'ye dönüşmüştür. Perge'de MS.2.yy başında bir kadın yönetici olması Anadolu için çok önemlidir. (Prof.Dr.H.Abbasoğlu)







"Antik Perge kentinin İ.S. 1.2. yüzyıllarda yaşamış iki büyük ailesinin hemen hemen tüm bireylerini saptadım. Cornutus ve Plancius aileleri burayı, Roma imparatorluğunun gözde kentlerinden biri olmasını sağlamak için ellerinden geleni yapmışlar. Zaman zaman politik hasım olmuş, biri diğerine üstün gelmiş kentte. Plancius Varus, Küçük Asya’nın (Anadolu) çeşitli eyaletlerinde valilikler yaparak imparatorun hizmetinde bulunmuş. Ana kentte adına Themis’ler (bayram şenlikleri) düzenlenmiş imparatorluktaki büyük ününden dolayı. 


Öbür yandan Cornutus, içinde atletler yetiştirilen, eğitim-öğretim yapılan ve hatta tanınmış hekimlerin geniş salonlarında konferanslar düzenlediği bölgede nam yapmış bir gymnasion yaptırırken, oğullarından ikisi imparatorlar adına yarışma düzenleyiciler (s-agonathetes) olarak ün kazanıyorlar. Küçük oğlu Tertullus ise imparator Traianus’un (98-117) arkadaşlığını kazanmış, Kuzey Afrika ve Küçük Asya eyaletlerinde valilikler yaparak, impartorluğun önemli yöneticileri arasına girecektir. Senatör adayı olur olmaz, onun yükseleceğinin farkına varan Plancius Varus en az yirmi yaş daha küçük olmasına rağmen kızı Plankia Magna'yı onunla evlendirerek iki aileyi yakınlaştırmış."....


İsmail Kaygusuz - link
Kentin Kızı PLANKİA MAGNA (Roman), 1997.







"Ord.Prof.Dr.Arif Müfid Mansel, Perge'ye ilk kez 1943 yılında gider. Türk Tarih Kurumu'na bir rapor yazar ve Perge'de çalışma yapılması gerektiğini belirtir. Türk Tarih Kurumu da bunu kabul eder. Prof.Mansel Perge'de ilk kazmayı 1946 yılında vurur ve bölgede çok önemli çalışmalara imza atar.


Tarihçilerin bildirdiklerine göre bugünkü Yunanistan'ın çeşitli kentlerinden gelen Troya Savaşı'nın galip komutanları, buraya yerleşir. Bu nedenle buraya "Tüm Kabileler Ülkesi" anlamına gelen Pamphylia adı verilir. Bu bölgede bağımsız şehir devletleri kurulur. Bunlardan birisi Perge, diğerleri Side, Sillyın ve Aspendos'tur.


Kısa süre öncesine kadar Perge'nin MÖ.1200'lerde kurulduğu kabul ediliyordu. Çünkü Helenistik Dönem'de burada bir kentleşme olduğunu biliyoruz ve buna birinci parlak dönem diyoruz. İkinci parlak dönem MS.1.-2. yüzyıllarda yaşanan Roma Dönemi.


Roma İmparatorluk Döneminde artık Akdeniz bir Roma gölü haline geliyor, hiç savaş olmuyor ve bayındırlık faaliyetleri artıyor. Perge ve Pergeliler zenginleşiyor ve kentte çok görkemli yapılar inşa ediyorlar. MS.3.yüzyılda tekrar bir parlak dönem yaşıyorlar.


Benim kazı başkanı olarak görev yapmaya başladığım yıllarda çok önemli bir belge elde edildi. Anadolu'nun ortasında Hititler'in başkenti Boğazköy (Hattuşaş)'de bronz bir tablet bulundu.


Bu bronz tablet, kabaca Konya bölgesi ve civarını kapsayan Tarhuntassa Ülkesi Kralı Kurunta ile Hitit Kralı 4. Tuthaliya arasında yapılan bir sınır anlaşmasını belgelemektedir. Buna göre Tarhuntassa Ülkesi'nin batı sınır, Kastaraya nehri üzerindeki Parha kentidir.


Dil bilimciler Kastaraya'yı antik Kestros, bugünkü Aksu; Parha'yı da Perge olarak açıkladılar. Bu belge MÖ.14.yüzyıla tarihlenmektedir. Kentin kuruluşuyla ilgili bizim bilgilerimiz ise MÖ.12 yüzyıla dayanıyordu.


Böylece MÖ.12yy dan iki yüzyıl önce bu bölgede Parha diye bir kentin varlığı söz konusuydu. Biz bunu araştırdık ve ummadığımız kadar önemli bir sonuca ulaştık. Ulaştığımız sonuçlar MÖ.4225'e kadar gitti. Perge Akropolisi'nde Kalkolitik Çağ, Tunç Çağı ve Demir Çağı'na ait yerleşimin var olduğunu kanıtladı. Dolayısıyla Perge'nin önemi şu :


Antalya (Pamphylia) düzlüğünde yerleşimin MÖ.5 bin yıl sonunda da olduğunu keşfettik. Troya Savaşı'nın galip komutanları buraya gelmeden önce, burada yaşayanlar vardı. Zaten Perge'nin , Side'nin ve Aspendos'un adı Eski Yunanca Değil ! Bölgede daha önce yaşamış yerli halkın dilinde isimler bunlar. Böylece bu arkeolojik olarak da kanıtlanmış oldu.


Perge'nin ikinci önemi , buranın bir heykeltıraş atölyesi olmasıdır. Bugünkü Antalya Müzesi'ne giderseniz eserlerin çoğunluğunun Perge buluntusu olduğunu görürsünüz. 


Bu heykel ve lahitler nitelikli işçiliğiyle dünya çapında üne sahiptir. Lahitlerin bir kısmı Atina, bir kısmı Afyon, bir kısmı da Marmara Adası mermerinden yapılmıştır. Bunun yanında yerel kireç taşından yapılan lahitler de var. Bu husus, o dönemde bir ticaretin varlığını göstermektedir. Bu ticaret, Aksu Nehri'ndeki kentin nehir limanı vasıtasıyla gerçekleşiyordu."



Kazı Başkanı Prof.Dr.Haluk Abbasoğlu,2011






* * * * 



Asıl mesleği araitırma alanı eski çağ arkeoloji ve epigrafi olan İsmail Kaygusuz by romanında 2.yüzyıl Roma İmparatorluk Dönemi Anadolu'su (köleci) toplumundan bir kesit vermekte. Eski çağ Anadolu insanın düşünce ve inançlarını, sanat ve felsefesini, siyaset ve ahlak anlayışını, yaşam biçimini ve cinselliği algılamasını, köleci toplumdaki sınıfsal çelişkiler çerçevesinde anlatmaktadır.


Yazarın roman kahramanı olarak, o çağda yaşamış Plankia Magna gibi bir gerçek kişiyi seçmiş olması romana ilginç bir boyut kazandırıyor. Plankia Magna bir kraliçe ya da prenses değildir. Ama heykelleri dikilecek kadar başarılı olmuş, eşi bulunmayan bir kent yöneticisidir. Toplumsal konumu ve yöneticilik görevini, sevdiği adam Aleksandros'a tercih eden yüksek tutkuları olan bir kadın. Çok iyi yetişmiş, hırslı, mantığı duygularına egemen, klasik ev kadını rolünü reddeden ve sınıfsal konumunu önde tutan güçlü bir kadın....


Aleksandros ise önceleri hiç sınıf bilinci olmayan, gücünü mensup olduğu köle sınıfından çok egemen sınıfın hizmetine adamış, duygusallığı ağır basan bir erkek. Yüksek sınıf ayrıcalıklı, azatlı ve köle olarak üçlü kişilik çatışması içinde sınıfsal yerini bulamamış. Hatta köleliğinin belirtisi olan kulaklarındaki küpe deliklerini diktirerek kendini gizleyip. özgür vatandaşlar sınıfına geçme çabasında...


Kaygusuz, kitabın başına koyduğu "birkaç söz"le romanını şöyle tanımlamaktadır:


"Arkeolojik kazı ve araştımalar sırasında incelediğimiz çok sayıda grekçe ve latince yazıtları, Roma dönemi Anadolu halkından, Akdeniz insanlarından aldığımız birer mektup ve davetiyeyi kabul edip aralarına girdik. Onlar gibi düşünerek, konuşarak, kendileriyle dostluk kurmaya çabaladık. "Kentin Kızı" ünvanlı, Perge (Aksu-Antalya) yöneticisi Plankia Magna'nın kişiliğinde, senato sınıfına mensup Roma yurttaşının tutku ve istemlerinin doruğunda dolaştık. Aynı sınıfın  kültür ve eğitimiyle yetişmiş bir köle çocuğunun; Plankia'nın kölesi, arkadaşı, azatlısı, aşığı Plancius Aleksandros'un dayanılmaz aşk acısı ve hilelerine tanık olduk. İçlerine girip gözlediğimiz, tanıklık yaptığımız olaylar ve yarattığımız serüvenler içinde eski çap Anadolu insanımızı anlatmaya çalıştık. Gerçek tarihsel olaylara da tümüyle sadık kaldık. Birkaç düşsel kurgu içinde, Perge kentinin bugünkü kalıntısı çevresinden bazı toplumsal kesitler de 2.yüzyıl insanlarıyla tanıştırıldı..."


Roman kurgusunda dayanılmaz aşk acısı içinde kurduğu hileler ve entrikalarıyla sonunda Aleksandros'a Plankia önünde yengi kazandırıyor. Selgeli korsanlar tarafından arkadan mızraklanıp öldürülmeden az önce, o dengesi ama müthiş aşkın ürünü Cornutus Varus'a; "Kölenin efendi, soylu efendisini yendi... Baba, öcünü çok kötü aldın; Plankia'yı çaresizliğe mahkum ettin!" dedirtiyor.


Oysa Aleksandros'un amacı öç almak değil, sadece Plankia Magna'nın gururunu kırmaktı. Geri dönüp elinden tutarak kaldırmayı düşünmektedir. Ama yazar her ne kadar kölelerden yana olursa olsun, olaylar da tarihin kendisi de soylulardan, efendilerden yana olmuştur....


Oğul Cornutus Varus birkaç aylık kölelik yaşamından sonra Perge'ye döner, annesinin elinden tutup kaldırır ve birlikte Perge'yi Pamphylia eyaletinin doruk kenti yaparlar....



Ümit Gazioğlu,1998