osman gazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osman gazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2016 Perşembe

Osmanlı Kayı boyundan değildir.....










Osmanlı Kayı boyundan değildir.....
Kayı damgasını sonradan kullanmaya başlamışlardır.

" Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Timur'un oğlu Şahruh, İkinci Murat zamanında kendisine bir hil'at (Hükümdarların takdir için bir kimseye verdikleri cübbe) gönderip bunu giymesini, kendi egemenliğini tanımasını istemiştir. Zira Timur ve oğulları kendilerini Oğuzhan neslinden sayarlar. Büyük hanlığın kendilerine ait olduğunu iddia ederler. İşte bu iddia karşısında II. Murad kendi bağımsızlığını göstermek üzere Oğuzname destanını kullanmış ve Osman Bey'in Oğuzhan'ın neslinden olduğu iddiasını benimsemiştir. Kayı menşei iddiası, Timuroğulları'nın Oğuzhan'dan geldikleri iddiasına karşı siyasi bir iddiadır. Bu bir kurgudur. Fatih zamanında şehzadelere Oğuz, Korkut adlarını vermişler ve topların üzerine Kayı damgasını koymaya başlamışlardır. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Bunu 40 yıl önce de yazmıştım. " 







- Eski tarihçilerimiz birisinin naklettiği rivayeti aynen alır kitabına koyar. Bu sahte bir rivayet midir, yanlışlıklar var mı, sorgulamadan aynen kaynağının söylediği gibi alır. Bunun asıl bir sebebi "Müslüman yalan söylemez" inancı olabilir. Halbuki bir tarihi olay ve kişi hakkında söylenen rivâyeti tarihçi kullanırken, bunu süzgeçten geçirmek zorundadır. Buna "textkritik" metodu denir.


Bir misal vereyim. Sözde Osman'a rüyasında dünya hâkimiyeti müjdelenmiş. Bunu Şeyh Edebali yorumlamış. Bunu modern bir tarihçi kabul edebilir mi? 15. yüzyılda Aşıkpaşazâde'de, Neşri bunu gerçek gibi kayd ederler. Kaynaklarımız bunun gibi hurafeler içerir.


Osmanlı beyliğinin kesin biçimde Yalak-Ova savaşı sonucu kuruluşu meselesine gelince... 1302'de Osman Gazi'nin kazandığı Yalakova-koyunhisarı (Bapheus) Zaferi, Anonim Tevarih-Âli Osman'da uzun uzadıya anlatılıyor. Aşıkpaşazâde'de sadece iki cümle var, ayrıntısı yok. Bu önemli zaferin ayrıntılarını Osman Gazi'nın çağdaşı Bizanslı Georgios Pachymeres'in eserinde buluyoruz. Yalakova'da Osman Gazi'nin 5 bin kişilik bir kuvvetle Bizans kuvvetlerini denize döktüğünü yazıyor...


Bizans tarihçisi bu savaşı büyük bir zafer olarak tespit etmiş ve bundan sonra Osman'ın bayrağı altına Anadolu'dan gazilerin gelip katıldığını işaret etmiştir. Bu karşılaştırmalı olayı Girit'te bir sempozyumda bildirdim ve bu bildirim Yunanistan'da basıldı.


Türkiye'de İznik üzerinde bir kitap çıkarıldı, orada da neşredildi; bu makalede tüm kaynaklar gösterildi. Bırakın sıradan kimseleri tarihçiler bile bunu okumamış görünüyor. Osman Gazi'nin 1302'de tarih sahnesine çıkmış olduğunu, Bizanslı tarihcinin ifadesini esas olarak yazdım. Osmanlılarda hanedanın menşei hakkında başka bir teori vardır. Oğuznâme'de Türkler'in dip-atası Oğuz Han olarak kaydedilir. Sözde onun 6 oğlu olmuş. Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz...Gün en büyük oğluymuş... Onun oğlu da Kayı...


Oğuz Destanı diyor ki, Hanlık Oğuz Han'dan sonra Gün Han'ın hakkıdır ve ondan sonra da bütün Türk kabileleri üzerinde egemenlik Gün Han'ın oğlu Kayı'ya aittir. Osmanlı hanedanı da işte bu Kayı Han'dan geliyor. Bu şecereyi, ikinci Murad zamanında 1440'lara doğru Yazıcızade ortaya atmıştır.


Yazıcızade diyor ki, Osman Gazi zamanında kabileler toplandı ve Oğuzhan'ın vasiyeti gereğince Kayı Han neslinden gelen Osman'ı han ilan ettiler... Osmanlı hanedanı Kayı Han neslindendir. Bu hikâye, 1440'larda ileri sürülmüştür. Yazıcızade neden bunu yazdı, açıklanması kolay. Timur, Osmanlılar'ı yendikten sonra Yıldırım Bayezid oğulları üzerinde egemenliğini kabul ettirmiştir.


Timur'un oğlu Şahruh, İkinci Murat zamanında kendisine bir hil'at (Hükümdarların takdir için bir kimseye verdikleri cübbe) gönderip bunu giymesini, kendi egemenliğini tanımasını istemiştir. Zira Timur ve oğulları kendilerini Oğuzhan neslinden sayarlar. Büyük hanlığın kendilerine ait olduğunu iddia ederler. İşte bu iddia karşısında II. Murad kendi bağımsızlığını göstermek üzere Oğuzname destanını kullanmış ve Osman Bey'in Oğuzhan'ın neslinden olduğu iddiasını benimsemiştir.


Kayı menşei iddiası, Timuroğulları'nın Oğuzhan'dan geldikleri iddiasına karşı siyasi bir iddiadır. Bu bir kurgudur. Fatih zamanında şehzadelere Oğuz, Korkut adlarını vermişler ve topların üzerine Kayı damgasını koymaya başlamışlardır. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Bunu 40 yıl önce de yazmıştım.


Gelelim bana yapılan itirazlara: 

Deniyor ki Osmanlı devleti Bilecik'in Söğüt kazasında kurulmuştur... Osman Gazi'nin kariyerinde, beylik yani bir devlet kuruluncaya kadar bir takım aşamalar vardır. Babası Ertuğrul gelip Söğüt'te yerleşiyor...


Bir aşiret olabilir ama bu beylik, bir devlet kurulması şeklinde yorumlanamaz. Osman 1288'de Eskişehir yakınında tepede Bizans tekfuru elindeki Karacahisar kalesini fethetti. Bazıları bunu Osmanlı beyliğinin kuruluş tarihi olarak yorumlayabilir. Ondan sonra Osman 1299'a doğru Eskişehir'den Bilecik'e kadar geniş bölgeyi fethetti.


Yenişehir sınırında Bizans'a karşı yerleşti ve akınlara başladı. Bunun tarihi 1299'dur. Bu söylediğim tarihlerin herhangi birini beyliğin, devletin kuruluşu olarak alabilirsiniz. Ama bu aşamalardan hiçbiri Bapheus zaferi gibi çağdaş bir kaynak tarafından tam tarihiyle teyit edilmemiştir. Ancak Osman'ın 27 Temmuz 1302'de Bizans ordusuna karşı kazandığı zafer çağdaş Pachymeres tarafından zikredilmiştir. Bu nedenle bir tarihçi olarak 27 Temmuz 1302 tarihini alıyorum.


Prof.Dr.Halil İNALCIK.








Soy kütüğü kimine göre Gök Han, kimine göre de Gün Han'dır.


Halil İnalcık'ın Devlet-i Aliyye kitabında: "Eskişehir Mogol valisi Caca oğlu Nureddîn Bey'in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları, daha bu tarihten önce, Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. Bölgede Çepni, Bayat, Eymir, Avdan, Kayı/Oğuz/Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz." 


"Osman'la çağdaş olan tarihci Pachymeres'in Osman hakkında şu gözlemi ilginçtir: Uc bölgesinde Türkmenler arasında en atılgan, en enerjik akıncı önderi Osman'dır. Pachymeres, bölgede kendi başına hareket eden başka önderler olduğunu da (Osmanlı riviyetinde adı geçen Konur Alp, Akça Koca, Turgut Alp gibi) işaret eder. Bizanslı kronikci, Osmanlı rivayetlerinde olmayan bir başka önemli noktayı belirtir: Osman (Atmanes), Kastamonu (Paflaogonya) Uc emirleri Çoban-oğulları emrinde bir Uc savaşçısıdır."


SB * Çobanoğulları Kayı boyundandır. Açıklamalara göre diğer Uc Beyleri en çok galibiyet alan ve de Uc Beyi olan Osman'ın altında biraraya gelmiş. Bu da boyların karıştığını gösterir.


"Bapheus Savaşı Osman'a hanedan kurucusu bir bey ünü kazandırmış,, kendisinden sonra oğlu Orhan rakipsiz beylik tahtına geçmiştir. Böylece biz 27 Ternmuz 1302 tarihini Osmanlı hanedanının, dolayısiyle Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi olarak kabul edebiliriz."


Halil İnalcık "Osman Beg" (Soy kütüğü hakkında varsayımlar) PDF:



SB * Çepni, yukarıda da belirtildiği gibi bu bölgede gösterilir, bu boydan da olabilir, ayrıca bu benim düşüncemdir. Çepnilerde gözü pek, cesur Alpler olarak tanınır. Sonuçta Gök Han soyundan. Aşağıdaki bilgi ile daha anlaşılır hale gelir. "Gök Alp nesliyim"


"Osman Bey, Karacahisar'ın fethinden sonra Dursun Fakih'i buraya kadı atar ve ondan kendi adına hutbe okumasını talep eder. Dönemin anlayışı içerisinde kendi adına hutbe okutmak bağımsızlık alameti sayıldığından Dursun Fakih Konya Selçuklu sultanından izin alınması gerektiğini ileri sürer. Bundan sonrasını Aşıkpaşazade'nin üslubuyla izleyelim: " Osman Gazi eyidür: "Bu şehri ben hod kendi kılıcım ile aldum. Bundan Sultanun ne dahli var kim andan izin alam. Ona Sultanlık veren Allah bana da dahı gazayile hanlık verdi" dedi. " Ve eger minneti şu sancağ ise ben hod dahı sancak götürüb kafirler ile uğraşdum" der. "Ve eger iderse kim ben Al-i Selçukum dirse ben hod Gök Alp nesliyim. Eğer bu vilayete be anlardan öndin geldim dirse Süleyman Şah anlardan hod öndin geldi."41 bu diyalog içerisinde dikkat etmemiz gereken isim işaretlediğimiz Gök Alp olmalıdır. Yukarıda da sözünü ettiğimiz üzere kayda göre bizzat Osman Bey kendisini Gök Alp'e nesli saymakta dolayısı ile kendisinin Kayı boyuna mensup olmadığını ortaya koymaktadır."

"Kayı boyu mensubiyeti konusunda bir birlik söz konusu değildir. "

Osmanlı Vekâyinamelerindeki Soykütükleri Hakkında Notlar
Yrd. Doç. Dr. Cezmi Karasu -link



SB* Yani bu kesindir diyebileceğimiz bir cevap yok. Bence Gök Han soyundan. Bu boylar hep birbirine karışmış zaten. Tartışmanın gereksiz olduğunu da düşünüyorum, sonuçta hepsi Oğuz'dur, Türk'tür. Yoksa, hepsi Türk olan ama batılılarca bu boyları "sözde etnik" olarak böldükleri yetmiyormuş gibi, (yabancıların asla anlayamadığı şey bu boy adlarıdır, hep farklı etnik zannederler :) ) biz de Çepni, Kayı, Peçenek, vs. gibi boy ve aşiret olarak mı böleceğiz? 


Saygılar.
SB

 Çepni = Cesur ve Bahadır (Yiğit) ?
"Kaşgarlı ve diğer bazı kaynaklar da cepni veya cebi şeklinde geçer. Etimolojisi karanlıktır.
Reşideddin 'Düşman gördüğünde hemen savaşır',
Ebülgazi ise 'Bahadır' olarak vermiştir.
Düşüncemize göre verilen bu anlamların,
boy adının esas kökü ve etimolojisiyle ilgisi yoktur.
Halk etimolojisi = 
Halk sözleri manalandırırken, kendi çağlarındaki köklere, eklere veya bize kadar gelmiş,
kaybolmuş sözlere bakarak mana veriyordu."
B.Ögel



EK:

Şahruh'un gölgesinde harekete geçen Akkoyunlu Kara Yülük, Osmanlı Padişahına, Şahruh'a bağlı Türkmen Beyliklerine zarar vermekten kaçınmasını söyler. Kara Yülük, Şahruh'a yazdığı ileri sürülen bir mektupta da , Karamanoğlu, İsfendiyaroğlu, Hamidoğlu, İzmiroğlu, Dulkadiroğlu gibi Türkmen Beyleriyle Bizans İmparatoru, Dulkadiroğlu gibi Tükmen Beyleriyle Bizans İmparatoru, Trabzon ve Gürcistan Meliklerinin kulluklarını sunmak için Şah'ı beklediklerini bildirir. Gerçekten gerek Hıristiyanlar, gerekse Türkmen Beyleri Osmanlı'ya karşı yeni bir Timur'un Anaolu seferinin özlemi içindedirler. Bu koşullarda Çelebi Mehmet, yanıtında son derece aşağıdan alır, Şahruh'a bağlılığını ve itaatini tekrarlar ve Karamanoğlu'na karşı hareketini "nefis müdafaası" diye açıklar. İkinci Murat, Timurlu'ya bağımlılık politikasını ölümüne kadar izler. 1435'te Şahruh'un Akkoyunlu'ya, Dulkadirli'ye, Karamanlı'ya ve Osmanlı'ya yolladığı kaftanı giyerek Şahruh'a bağlılığını yineler. Murat, Malatya ve Divriği'ye kadar Anadolu içine girmiş Mısır Memluk Sultanı'na karşı da benzeri bir yumuşaklığı sürdürür. Dedesi Yıldırım'ın hatasını işlemekten kaçınır.

İşte bu büyük güçlükler arasındadır ki, Osmanlılar , Oğuzlardan olduklarını, Oğuzların hem de önde gelen Kayı boyundan çıktıklarını anımsarlar. Paralarda Kayı boyunun damgası yer alır. Tarihçi Yazıcıoğlu'nun düzenlediği şecere, Osmanoğullarını Oğuz Han'a ve Nuh'un oğlu Yafes'e bağlar. Timurluların Cengiz Han'ına karşı Oğuz Han çıkarılır. Akkoyunlular'ın Oğuzlardan Bayındır soyuna karşılık Kayı soyu ileri sürülür. Wittek, bu Oğuzculuğa "ulusal romantizm" akımı diyor; aslında tehlikeli bir durumda aşiret savaşçılarını kazanmak ve Timurlular ile Akkoyunlulara karşı ideolojik bir meşruiyet savaşı vermek söz konusudur. Romantizm değil gerçeklik egemendir. (syf 175)

Akkoyunlular yine de bu savaşçı ve dağınık Türkmen boylarını bir araya getirerek aşiretlere dayalı bir devlet kurmayı başarırlar. Mogol İlhanlı geleneklerine dayanarak feodalleşme yolunda ilerlemeye koyurlurlar. Kur'anı Türkçe'ye çeviren ilk hükümdar olan Uzun Hasan, bu yolda hayli çaba gösterir. Trabzon Rum İmparatorluğu ile kız alarak akrabalık ve dostluk ilişkileri kurar ve henüz daha pek güçlü bulunmadığı bir dönemde kendini Timurlu'nun mirasçısı sayar. 1459 yılında İstanbul'a elçiler yollayarak Fatih'ten uzun süredir ödenmeyen haracın gönderilmesini, Trabzon Rum  İmparatorluğu'ndan haraç almaktan vazgeçilmesini ve Rum Prensesi karısının çeyizi olan Kayseri bölgesinin kendisine verilmesini ister.

Uzun Hasan giderek güçlenir. Doğu Anadolu ve İran'a egemen olur. Timurluların mirasçısı durumuna geçer. Bu niteliği ile Osmanlı'yı kendine bağımlı sayar. Oğuz Han soyundan geldiğini söyleyerek, bütün Türkmenlerin liderliğinde hak iddia eder. Bunun içindir ki Osmanlı tarihçileri de, Osmanoğulları'nın Oğuz Han'ın meşru miraasçısı Kayı soyundan geldiklerini, Osman'ın Türk töresine göre Türkmen Beylerince Han seçildiğini ve Anadolu'daki bütün Türkmenlerin meşru egemeni bulunduğunu iddiaya koyurlurlar.(*) Fakat daha önce Timur'a bağlanan Anadolu Türkmen beyleri, bu kez Uzun Hasan'a koşarlar. Karamanoğlu Pir Ahmet ve Kasım, Candaroğlu Kızıl Ahmet, Germiyanoğlu, Dulkadiroğlu Şah Ahmet, Rüstem ve Süleyman, İnaloğlu vb., gibi Anadolu Beyleri, Hasan'ın yanındadırlar. Özellikle Kızıl Ahmet, Timur gibi Uzun Hasan'ın da Osmanlı'ya dersini vermesini ister. Hasan'a sığınan Osmanlı ulemasından Titrek Sinan, Sıvas Beylerbeyi'ne "Timur'dan daha büyük" olan Hasan'a direnmenin boşluğunu yazar. Hasan'ı "gerek soy ve sop, gerek kişisel yetenek bakımından" Fatih'ten üstün tutar. (sayfa 181)


Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi

(*) Timur, bir mektubunda Yıldırım Bayezıt'a "Alelade bir gezici Türkmen soyundan geliyorsun, Anadolu halkı bunu biliyor" diye hakaret etmiştir.
Türk-Osmanlı Alem 1825 - 1832
Rijksmuseum - Amsterdam



İlgili






31 Ağustos 2015 Pazartesi

Tarihçi Pachymeres ve Atman (Osman Gazi)





“Bizans kayıtlarına göre Osman veya Osmanlı ismine rastlamıyoruz. Osman Bey’e “Atman” diyorlar. Osmanlıya “Atmanik” diyorlar. Osmanlı da bu “Atma” adına Arapça aidiyet eki olan (i) harfini ekleyerek kendine “Atmi” diyor. Aslında Ertuğrul, Orhan, Gündüzalp, Aydoğdu gibi öz Türkçe isimlerin arasında bir Arap adı olan “Osman” isminin bulunmasına tarihçiler bir mana verememekte ve “Atman” adına daha sıcak bakmaktadırlar...Zaten yerel adı “Osman” değil, “Otman” dır.”
Prof.Dr. Levent KAYAPINAR.  





Dönemin tarihçisi Pachymeres "Atman" adını kullanır.











" The Alans, who should at least have been holding the rearguard had already made the crossing to Gallipoli; and once there they refused to lay down their arms. They had to be coerced into surrendering and begging the Emperor's foregiveness. Almost at the same time, in July 1302 the rest  of the alans, who had been sent to help hold the frontier at the Sangarios river in Bithynia, were driven back by the Turks. They were commanded by one of the Mouzalon family, and the total strength of the Byzantine army was not above 2000. The Turks numbered some 5000 and they were led by as ghazi emir to whom Pachymeres, writing only about five years later, gives the name of Atman (died 1326). This is the first mention in a contemporary source of Othman or Osman, the founder of the Ottoman or Osmanlı state." 

Donald M.Niool - The Last Century of Byzantium 1261-1453




"The only contemporary Byzantine reference to Osman Gazi is by the chronicler George Pachymeres. According to Pachymeres, the emperor Andronicus II Palaeologus (r.1282-1328) sent a detachment of 2000 men under a commander anmed Muzalon to drive back a force of 5000 Turkish warriors under Osman (whom he calls Atman) who had encroached upon Byzantine territory. But Osman forced Muzalon to retreat, which attracted other Turkish warriors to join up with him, in the spirit of gaza, or holy war against the infidel, attracted also by the prospects of plunder" 

John Freely, The Grand Turk: Sultan Mehmet II








PACHYMERES, Georgios (ö. 1310 [?])
Osmanlılar hakkında bilgi veren ilk Bizans tarihçisi.

1242 yılında İznik’te doğdu. İstanbul’un Latinler tarafından işgali üzerine bu şehre göç etmiş İstanbullu bir ailenin çocuğudur. İlk öğrenimini İznik’te tamamladı, 1261’de Latin işgalinin sona ermesi üzerine ertesi yıl İstanbul’a gitti. Burada Niketas Choniates’in eserinin devamı olarak 1203-1261 yılları arasındaki olayları anlatan Chronike Syngrafe’nin yazarı ve döneminin en ünlü âlimi Georgios Akropolites’in öğrencisi oldu. 


Klasik kültür konusunda aldığı eğitim ve bu konudaki yeteneğiyle kısa zamanda dinî ve siyasî makamlara ulaştı. Önce Ayasofya Kilisesi’nde papaz yardımcılığı (diakonos/diyakoz/zangoç) yaptı. Ardından papazlar yargıç meclisinde görev aldı ve saraylılar hiyerarşisine girdi. 1265’te Bizans’ta siyasî-dinî bir makam olan noterliğe yükseldi, 1277’de havâri tarihi öğretmeni (didaskalos tou apostolou) oldu, 1285’te “hieromnemon” makamına geldi. Son olarak Ayasofya Kilisesi dinî heyetinin ileri gelenlerinin hiyerarşisi içinde en önemli makam olan ve Ayasofya’ya sığınan köle, borçlu ya da cinayet zanlılarını dinleyerek günahlarından arınmaları için ceza veren “protekdikos”luğa yükseldi. 


Böylece, sarayda XI. yüzyıldan itibaren imparatorun din adamlarına ve halktan insanlara, VIII. Mikhail döneminden itibaren de sadece din adamlarına verilen en alt kademedeki yargıç rütbesi olan “dikaiophylax” unvanını aldı. Bu görevler Pachymeres’in hem kilise hayatını hem de imparatorluk ailesiyle devletin ileri gelenlerini yakından tanıma imkânı verdi. Kilisenin ileri gelenleri olan Jean Bekkos, İskenderiyeli II. Athanasios ve Theodosios Prinkipos’la dostluk kuran Pachymeres, Latin ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi konusundaki yoğun tartışmalar sırasında birlik fikrine muhalefet etti (Karagiannopoulos, s. 333-334). Ölüm yılı hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Tarihinin 1307 yılı olaylarıyla kesilmiş olmasından hareketle bu tarihten sonra 1310’da öldüğü tahmin edilir.


Georgios Pachymeres’in günümüze sekiz eseri ulaşmıştır. Bunlardan ilki on iki bölümden meydana gelen Aristoteles’in Felsefesinin Özeti’dir. İkinci eser, antik Yunan hatiplerinin çok tanrılı dünyadan aktardıkları güzel konuşma konularını içeren Belagat Egzersizleri’dir. Üçüncü eseri matematik, astronomi ve müziğe dair Quadrivium’dur. Dostu İskenderiyeli II. Athanasios’a bir ithaf mektubuyla başlayan Pseudo-Ddenys Areopagite’nin Eserinin Yorumlanması dinî mahiyet taşır. Diğer teoloji konulu çalışması, Lyon’da imzalanan kiliseler birliği antlaşmasını Ortodoks gözüyle değerlendirdiği Aziz Ruhun Kitabı’dır. İskenderiyeli II. Athanasios’a Yazılmış İki Mektup ve Çeşitli Şiirler başlığı altındaki eseri yedinci çalışmasıdır. 


Georgios Pachymeres’in Türk ve İslâm tarihi açısından en önemli eseri 1260-1307 yılları arasını kapsayan Syngrafikai Historiai adlı kitabıdır.


Eser, İstanbul’un 1261’de Bizanslılar tarafından yeniden alınmasından sonra VIII. Mikhail (1259-1282) ve II. Andronikos (1282-1328) dönemi tarihinin en güvenilir ve en ayrıntılı kaynağıdır. VIII. Mikhail devri altı kitap halinde olup diğer kısımlar 1307’ye kadar II. Andronikos zamanının olaylarını ihtiva eder. Kitapta basit bir anlatımdan ziyade edebîlik ve belâgat ön planda tutulmuş, Homeros’tan beri gelen tarihçilik geleneği sürdürülmüştür. Coğrafî yer adları ve kavim isimleri için Attiki lehçesinde kullanılan antik isimler tercih edilmiş ve adları unutulmuş pek çok yer ismi yeniden canlandırılmıştır. Bizans içindeki olaylar anlatılırken yer yer eleştiriler de yapılır. Yazar özellikle İmparator VIII. Mikhail’i eleştirir, onun ikiyüzlülüğünü ve asabiliğini vurgular.


Pachymeres, 27 Temmuz 1302’de vuku bulan Bafeus (Bapheus) savaşında Osman Bey’i zikreden ilk tarihçidir. Ancak eserinde sadece Osmanlılar’dan bahsetmez, Türk kavimlerinden olan Bulgarlar’a, Kumanlar’a, Memlükler’e, Moğol ve Tatarlar’a, Selçuklular’a da değinir. Kitapta Deştikıpçak’ta Altın Orda hanları Batu, Berke ve Mangıt emîri Tokta’dan, kumandan Nogay’dan; Selçuklu sultanları Gıyâseddin Keyhusrev, İzzeddin II. Keykâvus, oğulları Mansur ve Mesud, kardeşi Rükneddin IV. Kılıcarslan’dan; Dobruca’da Sarı Saltuk’tan; İlhanlı hanları Abaka, Argun, Geyhatu, Gāzân, Olcaytu’dan; Karesioğulları Beyliği’nden; Germiyan sülâlesinden; Menteşe Beyliği’nden; Osmanlı Beyliği’nden ve Candaroğlu Süleyman Paşa’dan; Marmara ve Batı Anadolu’da Bizans’a akınlarda bulunan pek çok Türk beyinden söz edilir 


(Pachymeres’in eserinde verilen bilgilerin dönemin diğer kaynaklarıyla karşılaştırılmadığı zaman ne gibi yanlış yorumların yapılabileceği ya da bu mukayeseli çalışma sayesinde anlaşılmaz gibi görünen pek çok metnin ve kelimenin nasıl çözüleceği hakkında bk. Beldiceanu-Steinherr, XXXII [2000], s. 425-434). 


Pachymeres’in eserinde Türkler’le ilgili başlıca konular şöylece sıralanabilir: 
1258-1261’den sonra Türkler tarafından doğu sınırındaki dağların işgali; 
Kotis’in tavsiyesi üzerine Mikhail Palaiologos’un Türkiye’ye kaçması (1256); 
Mikhail Palaiologos’un Türkiye’den dönüşü ve Makedonya seferi (1257); 
Tatarlar tarafından Türkiye’nin istilâsı ve Sultan İzzeddin II. Keykâvus’un kaçışı (1260); 
önceki imparatorların Tatarlar’a karşı tavrı (1260); 
VIII. Mikhail’in Tatarlar’a ve Mısırlılar’a gönderdiği elçiler (1261); 
Mısırlılar’ın Suriye’yi alması ve Nogay’ın Kırım’a yerleşmesi (1261); 
Sultan İzzeddin’in Enez’e, daha sonra Kırım’a kaçışı ve VIII. Mikhail tarafından çıkarılan tehlike (1264); 
İznik’in Tatarlar’ca istilâsına dair yanlış bilgilendirme (Şubat 1265); 
Nogay ve Tatar istilâları (Bulgaristan’dakiler, 1268); 
Tralles’in Türkler tarafından daha sonraki alınışı (1283-1284); 
I. Ioannes Angelos’u yenmek için VIII. Mikhail’in Tatarlar’a başvurması (1282 sonbaharı); 
Tatarlar’ın Trakya’dan gitmesi ve iktidarın II. Andronikos’a geçmesi (Aralık 1282); 
Alexsis Philandropenos’un etrafındaki Türkler’in tavrı (1296); 
Nogay’ın ölümü (1299) ve Teodor Svetoslav’ın tahta çıkışı (1297); 
II. Andronikos’un gayri meşrû kızının Tokta Han ile evlenmesi (Ağustos 1297); 
Leon Muzalon’un Bapheus’ta yenilgiye uğratılması (1302); 
Koitzimpaxis aracılığıyla II. Andronikos’un Solymampaxis’ le ittifak kurması (1302); 
genel yıkım ve Türk emîrlerinin ilerlemesi önünde Anadolu’dan göç edilmesi (1303); 
Anadolu’da Türkler’in ilerleyişi ve halkın mutsuzluğu (1304); 
Türkler’in Menderes Tripolisi’ni alışı (1304); 
Türkler’i yenmek isteyen Ioannes Choiroboskos adındaki çete başının ortaya çıkışı (1304); 
İlhanlı Gāzân Han’ın ölümü (1304); 
Andre Morisko tarafından Anadolu’da Katalan ordusundaki Türkler’in geri dönüşüne yasak konulması (1305 yazı); 
Bizans ordusunda yer alan Türkler’in ve Alanlar’ın ayrılması (1305 yazı); 
Kouboukleia’nın Türkler tarafından alınması (1305 yazı); 
Thyraia’nın işgalinden sonra Emîr Sâsân’ın Efes’i (Ephese) alması (Ekim 1305); 
Türk Melek İsaak’ın imparatorluk lehine davranması (Ekim 1305);
İzzeddin’in bir akrabasıyla evlenen Melek İsaak’la II. Andronikos arasındaki antlaşma (Temmuz 1306); 
Katalanlar tarafından Melek İsaak’ın ihanetinin ortaya çıkartılması ve onun idam edilişi (1306 sonbaharı); 
Türkler’in İznik yakınındaki Trikokkia Kalesi’ni zaptı (1307 ilkbaharı).


Eserin on üç nüshası bilinmektedir. Bunların büyük bir kısmı birbiriyle uyum göstermekle birlikte zaman zaman farklılıklar da görülür. Bu yazmalardan üçü Pachymeres’in eserinin basımında ve değerlendirilmesinde esas alınmıştır (bunlar Monecensis graecus 442, Vaticanus Berberinianus graecus 198 ve Vaticanus Berberinianus graecus 203 numaralarıyla Vatikan’da muhafaza edilmektedir). 


Özellikle sonuncu yazma, P. Poussines’in 1666’da Roma’da Pachymeres’in eserinin ilk altı bölümünü kapsayan kitabına ve 1669 yılında yayımladığı, Pachymeres’in yedi ve on üçüncü kitaplarını kapsayan bölümlerini ihtiva eden eserine temel teşkil etmiştir. Poussines’in neşrettiği Pachymeres’in bu eseri 1729’da Venedik külliyatı içinde XIII. cilt olarak yeniden yayımlanmıştır. Poussines bu çalışmasında her zaman Grekçe el yazmasının metnine sadık kalmamış, Venetus Marcianus graecus 404’te bulunan, Pachymeres’in eserinin daha basit bir Yunanca ile yazılmış özeti olan yazmayı da sık sık kullanmıştır. 


Poussines’in çalışması, 1835 yılında I. Bekker’in desteğiyle Bonn külliyatı içinde iki cilt halinde yeniden basılmıştır. Bekker bu yayımda Roma baskısında görülen imlâ hatalarının bir kısmını düzeltmiş, ancak çeviriden kaynaklanan hataları düzeltmeden bırakmıştır. Buna rağmen Bonn baskısı, Pachymeres’in eserinin 1666-1669 ve 1729 yayımlarından sonra gerçek anlamda ikinci baskı olarak kabul edilmelidir. 


Eser, 1865 yılında J. P. Migne’nin Paris’te neşrettiği Patrologiae Cursus Completus: Series Graeco-Latina içinde 143 ve 144. ciltler halinde Bekker’in Bonn baskısını esas alarak bir defa daha yayımlanmıştır. 


P. Poussines’in neşrini esas alan L. Cousin kitabı Fransızca’ya (Historie de Constantinople depuis le règne de l’ancien Justin jusqu’à la fin de l’empire, VI. l’Historie des empereurs Michel et Andronique, écrite par Pachymere, Paris 1685), A. Karpov da Rusça’ya (Georgija Pachimera Istorija o Michail i Andronik Paleologach trinacat knig. I. Carstvovanie Michaila Paleologa [1255-1282], St. Petersbourg 1862) çevirmiştir. 


Pachymeres’in eserinin yayımları ve çevirileri Poussines’in yaptığı yayıma dayandığından onun yaptığı hatalar ve açıklamalar daha sonra modern tarihçiler tarafından pek çok keyfî yorumun yapılmasına ve tarihî muhtevanın bozulmasına sebep olmuştur (Beldiceanu-Steinherr, XXXII [2000], s. 425-434).


Eserin modern bir edisyonu Vatikan, Paris, Tübingen ve Atina gibi şehirlerin kütüphanelerinde muhafaza edilen, 1308-1650 yılları arasında istinsah edilmiş on yedi yazma üzerinde karşılaştırmalı çalışma yapılmak ve Vaticanus Berberinianus graecus 203 nüshası temel alınmak suretiyle Vitalien Laurent ve Albert Failler tarafından gerçekleştirilmiştir (Pachymérès, Relation historiques [ed. Albert Failler], I-II, Paris 1984-2000 [Corpus Fontium Historiae Byzantinae XXIV: 1-2, Series Parisiensis]). 


Pachymeres’in eserinin metni bu son baskıda dört cilt halinde yayımlanmış, V. ciltte indeksi verilmiştir. İlk dört ciltte orijinal Yunanca metin tek numaralı sayfalarda gösterilirken Fransızca çevirisi çift numaralı sayfalarda yer almıştır. Bu yayımın orijinal yazmaları karşılaştırmanın dışında diğer bir özelliği, Pachymeres’in olayları anlatırken sürekli biçimde hikâyesini keserek geriye dönük olaylar hakkında bilgi verme alışkanlığından kaynaklanan ve modern araştırmacılara olayların kronolojisini tesbitte zorluk çıkaran unsurların diğer tarihî kaynaklara dayanılarak dipnotlarla açıklanmış olmasıdır.


Doç.Dr.Levent Kayapınar  


BİBLİYOGRAFYA:

I. Bekkerus, Georgh Pachymeris de Michaelle et Andronico Palaelogis, Bonn 1835, I-II; J. P. Migne, Patrologiae Curcus Completus, series Graeco, Paris 1857-66; a.e., series Latina, Paris 1844-1855; K. Krumbacher, Geschichte der Byzantinischen Litteratur, München 1897, s. 288-291; M. E. Colonna, Gli Storici Bizantini dal IV al XV Secolo, Napoli 1956, s. 93-95; G. Moravcsik, Byzantinoturcica, Berlin 1958, I, 280-282; I. E. Karagiannopoulos, Pegai tes Byzantines Historias, Thessalonike 1970, s. 333-334; A. M. T., “Pachymeres, George”, The Oxford Dictionary of Byzantium (ed. A. P. Kazhdan v.dğr.), New York 1991, III, 1550; I. Beldiceanu-Steinherr, “Pachymères et les sources orientales”, Turcica, XXXII, Paris 2000, s. 425-434.
















_____________________
_____________________