Translate

14 Mayıs 2016 Cumartesi

ÖN-TÜRK UYGARLIĞININ ÖNEMİ




Üç İskit-Türkü ve Bir Hellen - MÖ.490-480 (Sürahiden detay) 






Ön-Türk Uygarlığı, Avrasya coğrafyasındaki bütün Türkler için kültürel ve özellikle siyasi açıdan çok önemlidir. Özellikle Türkiye’de binlerce yıllardan beri yaşayan Türkler için Ön-Türk Uygarlığı çok önemlidir. Binlerce yıldır bugünkü Türkiye topraklarında yaşadığımız halde, bu konuyu halk bilmemektedir. Çünkü Ön-Türk uygarlığı okullarda Türk milletine öğretilmemektedir. Okullardaki tarih kitaplarımız 1939’dan beri yörüngesine girdiğimiz Batılı ülkelerin çıkarları doğrultusunda yazılmaktadır. Binlerce yıllık Türk tarihi ve kültürüne son yıllarda içten ve dıştan alabildiğince hayâsız saldırılar yapılmaktadır. “19. Yüzyılda” ve “20. yüzyılın” başında eski Türk tarihi ve Ön-Türk Uygarlığı ile ilgili yeni bulguların, hem de yabancılar tarafından bulunup açıklanması bizim için çok önemlidir. Şimdilerde coğrafi adı olan Orta Asya ile anılan Türkistan tarihi ile ilgili bu ilmi gerçekler Cumhuriyetin kurulmasından sonra Atatürk tarafından Türkçeye çevirtilerek Türk halkının bilgisine sunulmuştur. Okullarda tarih kitaplarına aktarılmıştır. Ön-Türk Uygarlığının Türk kültür kimliği bağlamında neden önemli olduğunu belgelerle açıklamağa, anlatmağa çalışan pek çok çalışma var.


Türklerin Asya’dan dalgalar halinde binlerce yıldır gelerek Anadolu’ya yerleştiğini anlatan, bütün bu bilgileri içeren ve bu bağlamda basılan “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı eser 1931’de İstanbul’da 30000 adet basılırken, acaba bugün bu tür eserler neden basılamamaktadır? Türklerin Anadolu’ya son gelişi olan 1071 tarihi neden günümüzde Türklerin ilk gelişi gibi gösterilmek istenmektedir? Çünkü Türkler Ön-Türklerden beri binlerce yıldır Anadolu’nun sahipleridir. Bu soruların cevaplarını 19. yüzyıldan beri yabancı bilim adamlarının belgeleri ve bunları doğrulayan en son DNA ve karbon testleri ile ispatlanan bilgileri, araştırmaları, kaynakları ile bulabilirsiniz. 



ÖN-TÜRK UYGARLIĞININ ÖNEMİ

1) Ön-Türk Uygarlığının Türkiye, KKTC, Azerbaycan,  Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, II. Dünya Paylaşım Savaşından beri Komünist Çin’in işgalinde bulunan Doğu Türkistan, Tacikistan, Rusya Cumhuriyetin de Özerk bölgelerde yaşayan, Balkanlarda, Orta Doğuda, Avrupa’da, Amerika’da ve Avustralya’da yaşayan tüm Türklerin, tüm Türk boylarının ortak tarihinin temelidir.

2) Ön-Türk Uygarlığı, Ergenekon gibi Türk destanlarının kaynağıdır.

3) Türk damgaları ile başlayan Türk alfabelerinin, Türk yazısının kaynağıdır Ön-Türk Uygarlığı.

4) Ön-Türk Uygarlığı Türk dili, Türkçe ve lehçeleri ile Türk kültürünün temelidir.

5) Ön-Türk Uygarlığı Türkiye’nin binlerce yıldır dalgalar halinde Orta Asya coğrafyasından, yani Türkistan’dan Anadolu’ya göçünü ispatlayan bir olgu olduğu için önemlidir. Anadolu binlerce yıldır Türklerin vatanıdır. 1071 Malazgirt zaferi Türklerin Anadolu’ya son geliş tarihidir. Batılı Hristiyan tarihçiler ve Tanzimat’ın Frenkleşmeci, Batılılaşmacı tarihçilerin dayanaksız olarak iddia ettiği gibi ilk gelişi değildir.

6) Bizim tarihçilerin çoğu neden bu konunun önemini bize yansıtmaz veya yansıtamaz!

7) Ön-Türk Uygarlığı Avrasya’daki geniş Türk Dünyası için çok önemlidir.

8) Türkleri binlerce yıldır yaşadığı Anadolu topraklarından söküp atma planı yapan yabancı odaklar Anadolu’daki Ön-Türk Uygarlığını gizleme çabası içinde tarih kitaplarımızdan bu bilgileri 1939’dan beri çıkartma çabasına girmişlerdir. Son elli altmış yıldır ekonomik ve siyasal emperyalizmin projelerini yapan sömürgeci ülkelerin, yeni bir açılımla bütün dünyada kendi çıkarları doğrultusunda büyük bir kültür emperyalizmi uyguladıklarını izliyoruz. Kültürlerine sahip çıkmayan veya çıkamayan toplumlar varlıklarını devam ettiremezler. Bir ülkenin toplumsal birlik ve beraberliğini koruyabilmek için her şeyden önce milli ve kültürel değerlerine sahip çıkarak, onları yaşatarak milli kimlik ve egemenlik korunabilir. 


Geçen asrın başında Ön-Türk uygarlığı ile ilgili araştırmalar sonrasında Atatürk Batılı yabancı ilim adamlarının “19. Yüzyılda” ve “20. yüzyılın” başında kadim Türk tarihi, Ön-Türk Uygarlığı ile ilgili yeni bulguları bulup açıklanmasından sonra, bu bilgileri Türk toplumuna tercüme ettirerek kazandırmıştır. Bu bilgiler bizim için çok önemlidir. Çünkü bu bilgilerle kimliğimizin ne kadar eski olduğunu anlıyoruz. Milli kimliğimiz ortaya çıkmıştır. Ancak günümüzde Batı ve Doğu’dan gelen Türklük düşmanlığı ne yazık ki had safhaya varmıştır. Dolayısıyla Ön-Türk Uygarlığı tarihi ve kültürel ve hatta siyasi açıdan daha da önem kazanmıştır.


Cumhuriyet sonrasında, Türkistan ve Türkiye’deki, Batılıların Proto-Türkler dediği, Ön-Türkler önem kazanıyordu. Türk toplumu bu bilgiler ışığında 1930’lu yıllarda tekrar Türk milleti kimliğine kavuşuyordu. Fakat bu bilinçlenme Batı’nın işine gelmiyordu. Atatürk’ün vefatından sonra Türk kültürüne saldırılar hemen 1939’da başlamıştır. Nihal Atsız’dan, Alparslan Türkeş’ten Sami Yavrucak’a kadar Türk kültürüne kendini adamış olanlar işkence görmeğe başlıyordu.


Türklerle ilgili en eski yazılı yabancı kaynak Çin kaynaklarıdır. Birkaç yıl öncesine kadar Çince kaynaklara göre Türklerle ilgili en eski kaynak M.Ö. 1766’da yazılmıştır deniyordu. Diğer bir deyimle 4000 yıllık yabancı yazılı kaynağa dayalı belgeli bir tarih. Ancak Sovyetlerin çöküşünden sonra Türkistan ve Türkiye’de yapılan araştırmalar M.Ö. 2500’ü işaret ediyor. 2012’de Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yayını olan Türk Dünyası Tarih Dergisinde yayınlanan bir makalede Hakkâri Yüksekova Gevaruk Yaylasında kayalardaki binlerce yıllık Ön-Türklere ait Yazıt çizimleri fotoğraflayan rahmetli Servet Somuncuoğlu Anadolu’daki binlerce yıllık Türk varlığını belgeliyordu. 2011’de yayınlanan “Kök Türk Tarihi” adlı kitabında Prof. Dr. Saadettin Gömeç Türk tarihinin M.Ö. 3000’lere kadar geriye gittiğini İ.Kafesoğlu’na da dayanarak yazıyordu. Yeni arkeolojik kazılarda karbon testleri zamanın belirlenmesinde daha objektif, tarafsız verilere ulaşmamızı sağlıyor. 2013 yılında yayınlanan bir kitaba göre, “Orta Asya Türk uygarlığının geçmişi M.Ö. 5000 öncelerine kadar uzanır.”


“1721 yılında Asya’daki Türk topraklarında Türk tarihi açısından bir dönüm noktası olan çok önemli bir olay yaşanıyordu. Türklerin tarihinin geçmiş dönemlerine ışık tutacak araştırmalar o yıl başlıyordu.” Orhun Anıtları bulunuyordu. “Kadim Türklerin bu çok önemli eserlerine ait ilk bilgiler her ne kadar 12. Yüzyılda tarihçi Alâeddin Atâ Melik Cüneynî tarafından yazıldıysa da, kimsenin dikkatini çekmemişti.” “İsveçli subay Philipp Johann von Strahlenberg 1709 yılında Poltava savaşında Ruslara esir düşmüştü. Ruslar onu Sibirya’ya sürmüştü. Türklerin bu çok önemli anıtlarını ilim dünyasına ilk defa Strahlenberg tanıtmıştır. Çin kaynakları da Türk tarihi için çok önemli olan Orhun Abidelerini hakkında bilgi veriyordu.” “Hun Türklerinin tarihi, son araştırmalara göre, yazılı Çin kaynaklarında M.Ö. 2255’e kadar geriye gitmektedir.” 


M. S. 683 – 734 yılları arasında yaşamış olan Bilge Kağan Orhun Anıtlarında bakın ne diyordu: “Ey Türk Beyleri İşitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Ey Türk milleti, senin devletini ve yasalarını kim bozabilirdi.” Kadim Türk tarihinin tekrar bize kavuşması bu yıllarda başlıyordu. Orhun Yazıtları ibret verici siyaset felsefesi içeriğiyle bizler için bugün dahi hala yol göstericidir.


1821’den sonra yoğunlaşan Orta Asya Türk kurganlarında yapılan kazılar ve burada bulunan gereçlerin, damgaların, Ön-Türk alfabesinin değerlendirilmesi daha çok Rus, Alman, Danimarkalı, Fransız ve İngiliz bilim adamları tarafından yapılmıştır. Atatürk bu eserlerin önemini kavrayarak bir kısmını Türkçeye kazandırmıştır. Tarih atlaslarındaki Türklerin Orta Asya’dan göçü, yani dünyaya yayılışı haritaları işte o zaman oluşmuştur. Birçok yabancı kaynağa göre Türklerin Orta Asya’dan Batı’ya ve Güneye göçü fetih gayesi ile değil, Orta Asya’daki iklim şartlarının kötüleşmesinden olmuştur. 


Bugün Ön-Türk uygarlığını görmezden gelmeğe çalışanlar bu göç haritalarını şoven milliyetçi olarak aşağılamakta, alaycı bir tutum içine girmektedirler. Gök-Tanrıya inanan, yani tek tanrıya inanan binlerce yıllık geçmişimizi dinsiz dönem gibi yanlış bir değerlendirme ile görmezden gelmektedirler. Unutulmamalı ki kitabı olan dinler gelmeden önce “tek bir tanrıya” inananlar sadece “Gök-Tanrıya” inanan Türklerdir. Bu Türk medeniyetinin çok önemli bir olgusudur. Türklerin Asya’dan dalgalar halinde binlerce yıldır gelerek Anadolu’ya yerleştiğini kaya damgaları, yazıtlar, mezarlar ve diğer belgelerle anlatan, bütün bu yeni bilgileri içeren ve bu bağlamda basılan kitaplar ve çalışmalar Türk halkına neden ulaştırılmaz? “Türklerin Anadolu’ya son gelişi olan 1071 tarihi neden günümüzde Türklerin ilk gelişi gibi gösterilmek istenmektedir?”  2014 yılına gelindiğinde, “son araştırmalara ve arkeolojik kazılara göre Türklerin Ön-Asya’ya gelişi sanıldığı gibi Selçuklularla sınırlı değildir. Türklerin bu topraklara gelişi milattan on bin yıl önceye uzanır.”


Türkistan’da bulunan on binlerce Türk kurganında yapılan arkeolojik kazılar son yıllarda hızlanmıştır. Kazakistan ve Türkmenistan’da Ön-Türklerle ilgili birçok yeni bulguya ulaşılmıştır. Türkistan denen bölgede bugün kardeş Türk Cumhuriyetleri Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan bulunmaktadır. Doğu Türkistan 2. Dünya Paylaşım Savaşından beri Komünist Çin’in işgalindedir. 2014 Temmuzunda Ramazanda yüce dinimiz İslam’ın vecibelerini yerine getirmeğe çalışan Doğu Türkistanlı Uygur Türklerine Çin baskısı sürmekte. Çeşitli bahanelerle Ağustos 2014’te otuz Türkü idam ettiler.


1.Dünya Paylaşım Savaşı sonrasında Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik kültür politikası değişmiştir. Çünkü bu araştırmalar sonucu Türklerin belki de en eski kültür olduğu ve Avrasya’nın her yerine yayıldığı, kaya resimleri, Göktürk alfabesinin öncüsü kaya damgalarının Altaylardan Anadolu’ya, Midilli’ye Girit’e Alp dağlarına Fransa’ya, İskandinav ülkelerine kadar yayıldığı ortaya çıkıyordu. Avrasya coğrafyasındaki kaya damgaları ile Ön-Türk Uygarlığı artık ispatlanıyordu. Alp dağlarının adı Türkçe idi ve ne zaman bu Türk ismi verildiği bilinmiyordu. Hun’lardan Avar’lardan önce Batıya giden Ön-Türkler gerçeği Batıyı rahatsız etmiştir. Avrupa kökünü antik Yunan’a oradan da Sümer’e bağlayarak kendine bir geçmiş arama peşinde idi. Bu arada Sümer ve Türk bağlantısı Batılılar tarafından gerçekler çerçevesinde ortaya konuyordu, yani Sümer Türkleri ile. Tarih Türklerle başlıyor ve yazılıyordu ve bu bilgiler çerçevesinde Avrupa kökünü kaybediyordu. Kurulmuş hayaller yıkılamazdı. Dolayısıyla Türklere tekrar geçmişini unutturmak gerekiyordu.


Ancak Kurtuluş savaşında yenildiği Atatürk’ün bileğini Batı, bükememiş ve emperyalist kültür ve tarih politikasını, milli şuuru olan Atatürk Türkiye’sine kabul ettirememiştir. Kasım 1938’de Atatürk vefat eder etmez Batı ülkeleri Türkiye’yi tekrar baskı altına almak için fazla uğraşmamıştır. Birkaç ay sonra İnönü Hükümeti Şubat 1939’da Tevfik Rüştü Aras’ın radyoda açıkladığı İngiltere ve Fransa ile yapılan kültür (!) anlaşması ile Türkiye bağımsızlığını bırakarak günümüze kadar uzanan Batıya kültürel ve siyasi bağımlılık dönemine giriyordu.


“2003’da Atatürk döneminde okullarda okutulan tarih kitaplarının tıpkı baskısı yapılmıştır.” İlgilenenler araştırıp farkı görebilirler. Batı hayranları ve ümmetçiler Batının Türkleri ve Türk tarihini ortaya çıkarmama çabası ve politikasını görmezden gelirler. Bunun en son örneği Avrupa Parlamentosundan Almanyalı vekili Karen Fogg’un 2011 yılında günlerce tartışılan “Türkler ve Türk tarihi aleyhine söylediği sözler e-mailleridir. Türkiye’den sözleri dolayısıyla erken ayrılmak zorunda kalan Karen Fogg: “Bir de şu Türk tarihinden kurtulsak.” “Türklere tarihinden kurtulmasını nasıl öğretebiliriz?” demiştir.”


Gelişen şartlar nedeniyle kendi kültürümüzü daha iyi bilmek durumunda olduğumuz açıktır. Bu çalışma ile kendi kültürümüzün bazı önemli olgularını hatırlatmak, özellikle gençlere tanıtmak çabasındayız. Bu şekilde Türk kültür kimliği bilincine ufak bir katkıda bulunmak düşüncesindeyiz. Hüseyin Namık Orkun’un 1944 yılında yazdığı “Yeryüzünde Türkler” adlı ufak cep kitabının, Türk kültür kimliği bilinci konularında herkese ilham veren kitapların başında geldiğini belirtmek isterim.


“Ön-Türk Uygarlığı” adlı Haluk Tarcan’ın yazdığı 2004 yılında basılmış olan, resmi tarihin çöküşü ve Avrasya’daki Türk tarihinin on dört bin yıl geriye giden araştırmalarını yazdığı kitap çok önemlidir. Ön-Türk Uygarlığı hakkında onlarca kitap yayınlamış olan büyük araştırıcı mümtaz insan Kazım Mirşan’ı yad etmeden geçemeyiz. Bu konuda 2010 yılında benim de bir kitabım yayınlanmıştır. Ne yazık ki “Türk Kültür Kimliği” ve Türk Sanatı yeterince gençlerimize tanıtılmamaktadır. Bilge Kağan’ın Orhun Anıtlarında 735 yılında Türk yazısı ile yazdırdığı: “Ey Türk Milleti! Üstte mavi gök çökmedikçe altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini, töreni kim bozabilir ?” söylemi bin beş yüz yıldır anlamını ve önemini korumaktadır.


Biz de geniş Ön-Türk Uygarlığının, Türk Kültürünün, Türk Kültür Kimliğinin tanıtılmasına hizmet etmek için, âcizane bu makaleyi hazırlamaya girişerek, okuyucuya sunma çabası içinde olduk. Daha çok Ön-Türk Uygarlığını irdelediğimiz bu çalışma geniş Türk tarihinden ve Türk Kültür Kimliğinden ancak ufak bir kesit olabilir. Binlerce yıllık Ön-Türk Uygarlığı dönemi kültür kimliğimizin temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle kültür kimliğimizin üstünde durmak gerekir. Türk kültür kimliği coğrafyası Altaylardan, Yakutistan’dan, Doğu Türkistan’dan Türkiye üzerinden Balkanlara, son yıllarda Türkiye’den giden işçilerle Almanya, Hollanda, İsveç, İngiltere, A.B.D. ve Avustralya’ya kadar ulaşmaktadır. Türk kimliğinin temelinde Ön Türk Uygarlığı vardır. “Türk kültürel kimlikli olmak, Türk soylu olmak değil, Türk kültürlü olmaktır.” “Türk kimliği Türk kültürü ile izah edilebilir. Ancak Türk kültürü Türk ırkı ile sınırlı değildir.”


Türk kimliği, Türk kültür kimliği bekli de bugün hala çoğumuzun farkında olmadığı, fakat Ön-Türk Uygarlığından beri binlerce yıldır içimize yerleşmiş “Türk Töresi” nin hoşgörü ve adalet anlayışı ile Türk soyundan gelmeyenleri de içine almıştır. Ön-Türk Uygarlığının önemi, binlerce yıldır, daha çok iklim değişiklikleri nedeniyle, Türklerin ve atalarının dalgalar halinde Orta Asya denen Türkistan’dan bugünkü Türkiye’ye gelmeleri ve Ön-Türklerin binlerce yıldır Anadolu’nun ilk sahipleri oluşudur. 1071 Türklerin Anadolu’ya ilk değil, SON gelişidir. Ön-Türk Uygarlığı araştırmaları için neler yapmak gerektiğini irdelemek ise başka bir yazı konusu olabilir.



Dr.A.Akif Poroy
makalesi: TURAN-SAM, Cilt 6, Sayı 24 (2014)

IMPORTANCE OF PRE-TURKISH CIVILIZATION
The Proto-Turkish civilisation has a great importance for all Turks living in Eurasia both culturally and politically. Specially for Turks living in Turkey for thousends of years. The Proto-Turkish civilisation in Anatolia is a prove that Turks moving in waves from Central Asia to Analia for thousends of years. Proto-Türkish civilizasion is also the fundament of the Turks or Turkic nations of Central Asia, from Azerbaican, Türkmenistan, Kazahistan, Uzbekistan, Kırgızitan, Tacikistan and Eastern Turkestan. Anatolia has been Turk’s country for tausands of years. Malazgirt victory in the year 1071 has been the last invasion wave of the Turks to Anatolia, but not the first wave as it is written by the Western Christian historiographers and also by westernised writers of “Tanzimat”.


KAYNAKÇA
1.Klaproht, J.V: Abhandlung über die Sprache und Schrift der Uiguren, Berlin,1812
2.Radloff, W: Die Denkmaeler von Koscho-Zaidam. Lieferung, St.Petersburg1843
3.Levschin,A: Deskription des hodes et des steppes des Kirghiz – Kazak, Paris,1848
4.Adrianoff, A.V: Viborki iz dnevnikov kurgannıkh raskopok, Minusinsk, 1900
5.Von Le Coq, A: Türkische manichaica aus Chotscho, I.Abh. K.P. AkademischeWissen., Berlin, 1911
6.Taşağıl, Prof.Dr.Ahmet: Kök Tengri’nin Çocuklar, s.45, Bilge Kültür SanatYayın, İstanbul, 2013
7.Saltoğlu, Cengiz: Anadolu’da Türk Oyma (Runik) Yazıtları XI, Türk DünyasıAraştırma Vakfı Tarih Dergisi, sayı: 305, s. 42 – 50, Mayıs 2012
8.Gömeç, Prof. Dr. Saadettin: Kök Türk Tarihi, Berikan Yayınevi, Ankara, 2011
9.Uğurlu, Nurer: Proto-Türk Kavimleri, s.7,Örgün Yayınevi, İstanbul, 2013
10.Poroy, Dr.A. Akif: Sadrazam Topal Osman Paşa, s.142 -143. SiyahBeyazYayınları, İstanbul, 2014
11.Orkun, Hüseyin Namık: Eski Türk Yazıtları, Atatürk Kültür Dil ve TarihYüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu Yayınları. S.18 – 20, 415 – 417., Ankara, 1994
12.Görgünay, Neriman: Oğuz Damgaları ve Göktürk Harflerinin ElSanatlarımızdaki İzleri, s.55, Kültür Bakanlığı Yayını, No:2987, Ankara, 2002
13.Taşağıl, Ahmet: Kök Tengri’nin Çocukları, s.51, Bilge Kültür Sanat, İstanbul,2013
14.Ergin, Muharrem: Orhun Abideleri, 1000 Temel Eser, İstanbul, 1970
15.Bang, W.: Über die köktürkische Inschriften auf der Südseite des KültiginDenkmals, Leipzig, 1896
16.Tekin, Talat: Orhon Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 2006
17.Tarcan, Haluk: Dünya Tarihini Değiştiren Ön-Türk Kültürü, Kitap 2, İstanbul,Mart 2012
18.Strzygowski, J.: Völkerwanderung, s.187, Wien, 1917
19.Hirth, F.: Die Wolga – Hunnen, s.2
20.Almasy, G.: Zentralasien, die Urheimat der Türkvölker, s.179 – 207, 1902
21.Mirşan, Kazım: Türklerin Kaybolan Ataları, MMB Yayını, İzmir, 2011
22.Cevizoğlu, Hulki: Tarih Türkler’de Başlar, Ceviz Kabuğu Yayınları, Ankara,2012
23.Cevatbeyli, Rahim: İran 5+1 Antlaşması, Dış Dinamiklerin İran Üzerine GüçDengelerinin Korunmasına mı Hizmet Ediyor?, s. 36, Turan, Sayı: 22, 2014
24.Tarih Dersleri (1931 – 1941): cilt: I – IV, Birinci Basım: Devlet Matbaası,İstanbul, 1931, 5. Basım, Kaynak Yayınları: 315, İstanbul, 2003
25.Cevizoğlu, Hulki: Tarih Türklerde Başlar, s.36, Ceviz Kabuğu Yayınları,Ankara, 2012
26.Orkun, Hüseyin Namık: Yeryüzünde Türkler, Çınaraltı Yayını, İstanbul, 1944
27.Tarcan, Haluk: Ön-Türk Uygarlığı – Resmi Tarihin Çöküşü, Töre YayınGrubu, İstanbul, 2004
28.Poroy, Dr. A. Akif: Atatürk Ön-Türk Uygarlığı ve Türk Kimliği, TruvaYayınları, İstanbul, 2010
29.Kalafat, Yaşar: Bölgesel İstikrarda Türk Halk Kültürünün Yeri ve Önemi,
http://turkoloji.cu.edu.tur/halk bilim/kalafat/05.pdf. 15.4.2007
30.Kalafat, Yaşar: Güney Türkistan’dan Türkiye’ye Meseleler ve Türk KültürKimliği, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, s.22, İstanbul, 1995