Translate

25 Şubat 2014 Salı

Mezopotamya ve Proto-Türkler



Sumer Kralı,MÖ.2500   -   Acaba Taşbabalara örnek midir?



KUZEY MEZOPOTAMYA''DA 
ARKELOJİK ARAŞTIRMALAR VE PROTO-TÜRKLER

Mezopotamya, iki nehir arasındaki (Dicle-Fırat) ülke manasına gelmekte olup arapçada da nehreyn aynı manada kullanılmaktadır. Mezopotamya'ya MÖ.3500'lerde gelen Sumerliler, burada insanlık tarihine ışık tutacak parlak bir medeniyet yaratmışlardır.

Bugün kullandığımız zaman ölçüsü birimi saatin altmışlık sistemini, ilk yazı olan çivi yazısını, onlar bulmuşlardır. (1)

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sumeroloji Kürsüsü'nü kuran ve Amerika'da ölen Prof.Dr.Beno Landsberger, 1937 yılında toplanan II.Türk Tarih Kongresi'nde "Some Questions on the History of Asia Minor - Ön Asya Kadim Tarihinin Esas Meseleri" adlı tebliğinde şöyle der:

"Eğer biz Mezopotamya ve anadolu ile meşgul olduğumuz vakit, Çin hatta Mısır'dan farklı olarak, yalnız antropolojik değil, aynı zamanda cihan tarihi araştırmasının bahis mevzu olduğu hissini her vakit taşırsak, bu kültürlerle deruni bir karabet hakkındaki karanlık hissimiz yerine, kültür an'anesinin mevcut olduğunu gösteren bürhanı ikame edebilirz." (2)

Yine Prof.Dr.B.Landsberger "sumer dili yalnız fenomenolojik bakımdan değil, aynı zamanda, tarihi bakımından da bütün Asya boyunca uzanan dağlık havalide konuşulan geniş bir dil grubuna ait bulunuyor. Bu nev'iden olup, bugün yaşamakta bulunan biricik dil ailesi Türk dilleridir. İşte bir Sumerli için konuşmak demek, tanzim etmek demektir...Büyük adam, kral, göz açmak = görmek" demektedir. (3)

Sumer medeniyeti, Sami olan Akadlılar tarafından ortadan kaldırılmadan önce, canlı bir dil olarak edebiyatı çivi yazısına geçirilmiş, çivi yazılı kaynaklar ülkelere yayılmış, Babilliler tarafından da kullanılmıştır.

Tesirleri ise, Ahdi Atik'in ilk bahislerinde en aşikar biçimde Tufan hikayesinde görülmekte olduğunu Yahudi asıllı Prof.Dr.Benno Landsberger açıkca belirtmiştir. (4)

MÖ.2150-1950 yıllarında Mezopotamya'da hüküm süren Gutium veya Kutium milletinin Akadça nisbet eki olan kısmını atarsak Gut kalmaktadır. Gut = Guz = Oğuz kavmi olma ihtimali yüksektir. B.Landsberger " ..tarihimizde Türklerle en yakın bir suretle münasebattır olan, hatta belki de ayniyet gösteren kabile budur" demektedir. (5)

B.Landsberger, söz konusu tebliğinde Gut dilinden kalan bozulmamış bazı kelimeleri vererek , Türkçe ile karşılaştırır. Şöyle ki:

1.Yarlagan = Haber veren olabilir. Orhun kitabelerinde yargan'ı hatırlatır.

2.Tirigan = yardım eden manasına gelir ve Uygurca Tiriga mükemmel kelimesini hatırlatır. (6)

3.Şarlak yahut Çarlak = Birçok lehçelerde kanatlı ve memeli hayvan adıdır. Anadolu'da bugün küçük çağlayanlara da (şelalelere) şarlak adını verirler.

4.Laşirap yahut lasirap = Kral listelerinde takriben MÖ.2000'de yazılıp , nakledilen isimlerde şöyledir:
* El-ulumeş = memleketini büyütmüş, büyüten anlamına gelebilir.
*İnima-bakış = Çeşitli manalara gelebilir.
*Nikillakap
*Warlagaba
*Yarla
*Yarlaganda
*Tiriga
*İnguşu yahut İnkişu
*İgeşaus
*İbate yahut İbatı

Görülüyor ki Gutium kral isimleri , Türkçe ile manalandırılabiliyor.

Bu düşünceyi, A.Ü.D.ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk dili ve Edebiyatı profesörlerinden Dr. Vecihe Hatipoğlu'da desteklemektedir.(7) Şöyle ki;

"Güney Mezopotamya'daki Sumer uygarlık halkası , daha yukarılarda Kuzey Mezopotamya'ya yayılarak sürdüren, yaşatan Gud'lar daha sonra da Kas'lardır. Kısaca, Sumer uygarlığı kuzeyden güneye iner. Kıvançla belirtmek gerekir ki, Kas'ların dillerinin Türkçe oluşunun açıklaması ile , Sumerce sorunu da aydınlığa kavuşmuştur. Son incelemelere göre, hiç kuşkusuz kesinlikle Sumerce Türkçedir demek doğru olur."

Sumerce'nin Türkçe olduğunu ilk kez yirminci yüzyılın başlarında (1915) Prof.Fritz Hommel açıklamıştı. (8)

"Atatürk bu çok önemli açıklamayı eşsiz görüşü ile hemen benimsemiş, bu konunun ve buna benzer başka konuların gerçekçi bilim yöntemleriyle incelenmesi için 1936 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini kurmuş ve bu fakültesye batının ünlü sumeroloğu Prof.B.Landsberger'i öğretim görevlisi olarak yerleştirmiştir."

Prof.Dr.Vecihe Hatipoğlu, söz konusu makalesinde ; yukarıda gördüğümüz Prof.Landsberger'in 1937 yılındaki tebliğine atıf yapmış ve ve Farslılar'ın Araplar'ın Eski Çağlardan beri, Oğuzlar'a Guz demelerine dikkat çekerek bu olayın sebeblerini araştırmış, Oğuz adının aslında guz olabileceğini düşünerek, MÖ.1700 yıllarında Mezopotamya'da 560 yıl hükmetmiş olan Kas'lara ulaşmıştır.

Prof.Hatipoğlu'na göre "Türk tarihi MÖ.3500 yıllarında yaşamış olan Sumerliler'in tarihi ile başlatılmalıdır...MÖ.3500 yıllarında yaşamış olan Sumerliler'in MÖ.2500 yıllarında hükümran olan Gud'lar, MÖ.1700 yıllarında egemenlik kuran Kas'lar (Guz'lar) arasındaki zaman farkı, egemenlik zamanlarının farklılığıdır. Yoksa Türkler bu yörelerde aralıksız uzun yüzyıllar yaşamışlardır. MÖ.1700 yıllarında III.Babil Krallığı Kas hükümdarı Gandaş (Kan-Daş) kurmuştur. Daha sonra gelen Kas hükümdarlarının bazıları şunlardır:

Agum I (Agu-m) (9) , Agum II , Agum III ;
Kastilaş (Kas-Dili), 
Ulamburlaş (=Alaca-kurt =Kızıl Kurt);
Ulam-batur (=Kızıl-Kahraman)
Karaindaş (=Kara in daş (10) = Yurd daş gibi)
Karahardaş (Kara-Kardaş)
Karadunlaş (Kara donlu = Kara elbiseli) (11)
Kadaşman-Enlik (Ka daş man Enlil = Tanrı Enlil'in akrabası, Enlil soyundan)
Kadaşman Turgu veya Durgu (Kadaşman-Dursun)
Kudur-Enlil (=Güçlü Enlil)
Marduk - apla İddin (Tanrıça Marduk Abla veya Ana sahip)

gibi "Türkçe ile açıklanabilen kelimeler mevcuttur.

Yazar misallere şöyle devam eder "Bunlar dışında tanılama biçiminde kurulmuş kral adları vardır : Nazibugaş (Naz-i-bugaş) ; Nazi-maruttaş (Naz-i-Marut-taş) ; Kurigalsu (Meta-tezle,-kur-i-gazlu veya guz-lu) ; Nazibugaş (Naz-i-bug-aş) adı dil bakımından olduğu gibi tarih bakımından da çok önemlidir.

Naz sözcüğü eski farsçadan alındığı gibi , bug soyu, ya da boyunun Oğuzların yanında büyük önemi vardır. Oğuzlar evlenmek için hep "bug" boyundan kız almak istemişlerdir ve almışlardır. "Bugaş" sözcüğü, bug boyu ile ilgili olabilir. Kasların kullandığı bu sözcüğe çok yakın bir sözcük de Gud kral adlarından İnim-Bakaş biçiminde görülmektedir.

"Kas dilinde kral adlarından başka pek çok sözcük de bugünkü Türkçeyle doğrudan bağlanabilir. "İranlı,Fars" anlamı veren "Tacik" sözcüğüne rastlanıldığı gibi "kadın esir" anlamını veren "kukla" sözcüğüne de rastlanır ki, bugünkü anlamlarıyla en güzel biçimde bağdaştığı görülür" demektedir, Prof.Dr. Hatipoğlu.

A.Ü.D.ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sumeroloji Kürsüsü kıdemli öğretim üyesi, Prof.Dr.Benno Landsberger, muhterem hocam, Prof.Dr.Emin Bilgiç de " Sumerce, Ural-altay dillerinden Türkçe ve Macarca, Kafkas dilleri ile yapı konusunda bir hayli benzerlikler gösterdiği" ifade etmektedir.(12)

"Sumerce, cümle teşkili bakımından kopleksif denilen muğlak fakat mantıki sıraya bağlı cümle teşkili karakteri ile de Türk dile ailesine yakın ve kursif denilen Sami ve Hind Avrupa dillerinin daha sade ve düz cümle kuruluşuna uzak bir yapıya sahiptir. Sumerce de kompleksif cümle yapısı ile ilgili olarak zincirleme cümle şekli vardır. Sumerce'nin bu hali de Türkçeye benzer. Yani ibareler arka arkaya sıralanır ve sonunda bir gramer eki ile bağlanan bir bütün teşkil eder." (13)

"Bu dilde temel gramatik vahdeti (birliği) münferit kelimelerden ziyade kelimeler bütününü teşkil eder. Onun gramatik edatları veya ekleri, kelime köklerine ayrılmaz şekilde bağlı olmaktan çok müstakil hüviyetlerini muhafaza eder."

" Sumerce'nin altı sesli harfi vardır; bunlardan üçü açık vokaller olan a,e,o ; diğer üçü ise kapalı vokaller olan a,e,u'dur. Bunlar kesin şekilde telaffuz edilemezler ve ekseriyetle bir ahenk kaidesine uyarak değişikliğe uğrarlar. Bu, bilhassa gramatikal ek olan vokallerin kısa ve aksansız oluşu hususunda doğrudur. Vokaller bir kelimenin sonunda veya iki konson arasında hazfedilir."

"Sumerce'de köklerin büyük kısmı tek heceli olmakla beraber, oldukça fazla çok heceli kelime vardır. Kelime köklerinin mükerrer kullanılışı, eşya ve amellerin cemi (çoğulu-plural) şeklini meydana getirir..."

"İsimler ekseriya birleşik kelimelerden meydana gelir : Önce tek heceli birkaç kelime alalım : lu (adam) , dup (tablet) , di (hüküm) , ur (köpek) , ma (gemi) , a (su) , şim (güzel koku) vs....lu-gal (büyük adam-kral) , dup-sar (tablet yazan = katip) , di-ku (hüküm kesen = hakim) , ur-zir (zincir köpeği = ev köpeği) , ur-mah (büyük köpek = arslan) , ma-lah ( gemi yürüten = gemici,kaptan) , a-zu ( su bilen = doktor,tabib) , şim-nu (güzel koku çıkaran, ıtriyatçı) vs. (14)

"Bütün bunlardan sonra belirtilmesi gereken husus, dünya dillerinin veya dil ailelerinin hemen hepsi ile mukayesi edilmiş olan sumerce'nin bunlardan herhangi birisi ile kesin yakınlığının ortaya konamamış olmasıdır. Kompleksif dil karakteri, zincirleme ibarelerden cümle teşkili ve bazı kelime yakınlıkları ile Türkçe'de ve Sumerce'de birinci şahsın (m) ile ve ikinci şahsın (s) ile gösterilmesi gibi haller , Sumerce ile Türkçe'yi , Asya coğrafi bütününün başka dillerini de bütün ilave edebileceğimiz büyük dil grubuna bağlar. Ancak, Sumerce sayılan diğer hususiyetleri Türkçe'de yoktur."

"Sumerce mukayese edilen diğer dillerle bünye bakımından belki daha yakın benzerlikler gösterir. Fakat bunlar o kadar umumi şeyler ki, dil akrabalığına delalet etmezler."

"Lugat bakımından ise ,yalnız Türkçe ile Sumerce arasında kanaat verici etimolojik bazı yakınlıklardan bahsedilmesi mümkündür. Bu yakınlığın önde gelen taraftarlarıından F.Hommel bu nevidin 350 kadar kelime üzerinde durmuşsa da bunlar bugünki seviyesinde yeniden incelemek durumundadır. Bunlar arasında en ikna edici görünen Türkçe Tengri ve Sumerce Dingir kelimelerinin etimolojik yakınlığı, son tahlil ve teşhişlerle Dingirin Proto-Farsça'ya ait olması ihtimali ile şüpheye düşmektedir."

Prof.Dr.Emin Bilgiç geniş makalesinde Sumer dili, yazının MÖ.3100'lerde icadından sonra , çağının tarihi, edebi dini, hukuki, iktisadi muhabere dili olmuş ve sadece Sumerliliğin Sumerce'nin değil Hitit, Urartu, Babil ve Asurlular'ın ortadan kalkışına , hatta Hz.İsa'nın doğumuna kadar Orta Doğu'nun mektep ve ilim dili olmasına devam etmiştir.

Bu sebeble de Hititler, Hurriler, Urartular, Yahudiler, İsrailliler onların eserlerinden bazılarını kendi dillerine tercüme ederek, geniş ölçüde taklid etmişlerdir. İbrani edebi eserlerinin bir çokları şekil ve muhteva bakımından tesir altında kaldıkları gibi, hatta eski Yunanlılar da Sumer edebi eserlerinin derin tesirini girmişlerdir. Böylece MÖ.1100 tarihinden itibaren İsrailliler, Yahudiler, Asur ve Babil kültürü ile temasa geçmeleri sonucu, bu kardeş kavimler, dünyada ilk defa monoteistlik (tek Allah'a tapılan din) din fikrine gebe oldukları bu sırada karşılaştıkları kültürün özü ve manevi cephesi üzerinde daha çok durmuşlardır, demektedir.

Mısır'da olduğu gibi boğa heykeline tapınma adeti Sumerliler'de yoktur. Kesinlikle girmemişlerdir. Boynuzlu taç Tanrılık alametidir. Dagan Sumerlilerin garp tanrısıdır. Sumerlilerin dini çok tanrılık esasına dayanmakta olup her tanrının belli bir mevkii olmasına karşılık, mahalli tanrıların bütün memleket veya kainat tanrıları şeklinde tekamül ederek bir sistem içine yerleştirerek pantheonu yaratmışlardır.

Şimdi tekrar Sumerliliğin ve Sumerlerin Klasik Çağ olan MÖ.2150-1950 yıllarına dönerek Prof.Dr.E.Bilgiç'in adı geçen makalesinden o devrin önemli isimlerine göz atalım:

"Çeşitli eski Sumer kültür merkezlerinde Akadlı halk yanında ve idaresinde yaşamaya devam eden Sumerlilerde yeniden uyanan Sumerlilik idraki ve Sumer kültür memleketine kuzey-doğudaki Zagros Dağları bölgelerinden yavaş yavaş Gutiumlu'ların hırs ve alaka duyarak inmeye başlamaları neticesinde mukavvemet cepheleri gelişmiş , Akad Devleti çökmüş, Yeni Sumer Devri açılmıştır.

"Bu devrede IV.Uruk Hanedanı Güney Mezopotamya'nın güneyinde pek çok edebi inşaat kitabeleri ile tanınan ve Sumer dili ve edebiyatının klasik örneklerini meydana getiren Gudea da biraz daha şimalde (kuzeyde) Lagaş'ta Sumerliliği canlı tutmaya ve geliştirmeye çalışıyorken, dağlık bölgelerden göçen Gutiumlular bütün cenubi (güney) Mezopotamya'ya hakim olmuştur, adları Türkçeyi andrıan krallarının idaresinde bu kültür memleketini 90 yıl kadar işgalleri altında tutmuşlar, ilk zamanlarda yadırgamalarına rağmen buranın, temeli ve özü Sumerlilere ait kültürünü de kısmen benimsemişlerdir."

"Lagaş'da yeni Sumer çağında yeniden kurulan ve Gutium rallarına tabi olarak hüküm süren şehir - devleti beylerinin sırası tertiplenen eski listelere göre : Ur - Baba, Ur-Gar, Namhani, Gudea, Ur-Ningirsu, Pirig-mevs. Yeni Lagaş hanedanının kurucusu Ur-Baba'ya kendisinden sonrakilerin nisbetinin ve onların sırasının şöyle olduğu neticelerine varılmıştır.

"Kurucu Ur-Baba'dan sonra yerine , onun damadı Gudea geçmiştir. Sonra Gudea'yı oğulları Ur-Ningirsu ve Pirigme takip etmiş ve bunların ikisinin beyliği on seneyi bulmuştur. Ancak bunlardan sonra Ur-baba'nın ikinci damadı olan Ur-Gar ve üçüncü damadı olan Namhani veya Nammahni arka arkaya Lagaş Beyi olmuşlardır."

"Namhani'nin hem Lagaş hem de Umma'nın beyliğini birlikte yürüttüğü ve Gutiumlular ile işbirliği yaptığı anlaşılmaktadır."

"V.Uruk Hanedanının kurucusu ve kudretli tek kralı olan Utu-Hegal kitabesinde Gutiumlular'ı şiddetle itham etmekte ve onları 'dağların yılanları ve akrepleri' olarak vasıflandırmakta, Sumer ilini istilalarından nefretle bahsetmekte ve son Gutium kralı Tirikan'a karşı kazandığı zaferi anlatmaktadır. 


(Bkz. Hz.Nuh'un Yafes'ten torunu Tiras'ı hatırlatmaktadır. Tirikan bu da bizim tezimizi kuvvetlendirecek bir donedir. Sadi Bayram)


"Öte yandan Utu-Hegal'ın valilerinden olan Ur-Nammu ile ilgili metinde Utu-Hegal'ı onun yedinci saltanat yılında nasıl bertaraf ettiği ve Lagaşlı Ur-Baba'nın Gutiumlularla işbirliği yapan ve Sumer memleketini onlara ezdiren damadı Namhani'ye hücum ederek onu öldürdüğü kayıtlıdır."

"Böylece yeni Sumer veya klasik Sumer Çağında Lagaş şehir beyi Namhani V.Uruk hanedanının kurucusu Utu-Hegal, Gutiumlular'ın son kralı Tirikan ve III.Ur sülalesinin kralı Ur-Nammu arasında herhalde daha yaşlıdan daha gerce doğru bir çağdaşlık münasebeti kurulmuş olmaktadır.

Bu durumda Gutiumlular'ın Utu-Hegal tarafından Sumer memleketinden sürülmesi ve Lagaş şehir beyliğinin Namhani'den sonra bir sükünet devresine girmesi ile klasik Sumer Çağının ilk devresi kapanmış olmaktadır. Yeni Sumer Çağının ikinci yarısında ise, hem siyasi tarih, hem de arkeolojik buluntular bakımından hemen tek başına III.Ur hanedanı temsil eder.

"Hanedanının hepsi de ayrı ayrı kudretli olan, ünvanları, icraatları ve hududları ile şehir-devleti anlayışını aşan, son ikisi Sumerli olmasına rağmen Akadca ad taşıyan beş kralı şunlarıdr. (Takriben MÖ.2110-2000)

Ur - Nammu (18 yıl)
Şulgi (48 yıl)
Amar-zuenna (9 yıl)
Şu-Sin (9 yıl)
İbbi-Sin (25 yıl)

"Ur-Nammu şimdiki bilgilerimize göre, Eski Sumer Devri son Lagaş kralı Urukagina'nın talimatnamesi bir tarafa Mezopotamya ve Ön Asya tarihinde ilk kanun koyan Sumer kralıdır. Kanunun metni çok kırık parçalanmış olarak ele geçmekle beraber, bulunması gerekli kanun tekniği ve muhteva unsurlarını cemettiği anlaşılmaktadır. Kanunun Prolloğu teolojik, tarihi ve ahlaki olmak üzere üç husus ihtiva etmektedir. Asıl kanunun metninin baştan kalan kısım 22 maddeden ibarettir. Bunlar büyücülüğe, asker kaçaklarına ve yaralanmaya ait pragraflardır. Bu pragraflar kısım kısım daha sornaki Eşnunna, Hammurabi ve Hitit kanunlarındaki bazı hükümlere esaslı suretle benzerlik göstermektedir."

"İkinci kral Şulgi içlerinde en başarılı idi. Hayatında ve ölümünden sonra kendisine bir ilah gibi tapılmıştır."

"III.Ur Hanedanı Çağında Elamlılara ve şimali (kuzey) kavimlere karşı neticeli harpler yapılmıştır. Kral Amar- Zuenna zamanında ise Asur, Ur Devletine ait olmuştur."

"Ur-Nammu ile hayatlarının bir safhasında çağdaş oldukları anlaşılan Lagaş Şehir beyi Gudea, başlıbaşına, Sumer dili ve edebiyatının, Sumer Sanatının kitabeleri, heykelleri , statüleri, inşa ettirdiği mabetleri , vs. ile kudretli ve silinmez bir temsilcisi olmuştur. Bıraktığı çeşitli neviden onlarca uzun-kısa kitabeleri ve metinleri Klasik Sumerce'nin kaynaklarını teşkil ederek - Sumeroloji sahasının ölmez isimlerinden Adam Falkenstein'in iki ciltlik metinlerden bol emsali Gudea Dili Grameri'ni yazmasına amil olmuştur."

"Bütün bunlara rağmen Sumerlilerin idaresindeki halkın bir kısmını teşkil eden Akadlıların ve sonradan Mezopotamyaya gelip onlara katılan Bati Samilerinin yeniden uyandırmaya muvaffak oldukları Samilik duygusu, Akad Çağında müstakil hüviyetlerini kazanıp gelişen akad dili ve edebiyatı klasik sumer çağında da varlığını koruyup yaşamaya devam etmesi, yeni Sami göçleri (Ammurrular, Kenanlılar) ile bu şuurun beslenip durması sebebiyle, yeni bir Sami hamlesi, Elamlılarla ittifakı halinde, son Sumer devlet veya şehir-devletlerini ortadan kaldırmaya yetmiştir. (15)

Muhterem hocam Prof.Emin Bilgiç'in fevkalade önemli geniş bir araştırma mahsülü olan "Atatürk ve Sumerlilerin Tarihi" konulu makalesinden uzun iktibaslar yaptık. 

Bunun sebebi, Sumerlilerin tarihinin bizim için son derece önemli olması ve okuyucularımızın herhangi bir hataya düşmemeleri, hayatımın boyunca hakikatleri arayıp bulabilmek amacı, bulduğumuz ip uçlarını tarafsız bir gözle değerlendirmek veya değerlendirilmesi için okuyucularımıza sunmaktır.

Okuyucularımızın fikirleri daha detaylı, anlayabilmeleri, tezimizi araştırabilmeleri, tahkiki için tekrar Sumer Tarihine ait kaynaklara daha az zaman ayırabilmelerini temin maksadıyla metnin bir kısmını hemen hemen aynen vermeye çalıştık. Parantez içinde iki benzerliğe işaretle yetindik.

Yukarıda gördüğümüz Sumer kültürünün zihnimizdeki sıcaklığı muhafaza edilirken bir konunun daha düşünülmesinde fayda mülahaza ediyoruz :


Hz. Nuh'un oğlu Yafes bölümünde, metnini uzun olarak sunduğumuz Saklab'ın büyüme şeklini tekrar hatırlayalım.

Mecmel el-tevarih ile Gerdi zi'nin Zeyn el-ahbar adlı eserinde Yafes'in annesinin doğarken öldüğü ve kurt sütü ile beslendiği kayıtlı.


Bu bize Ergenekon Destanını hatırlatıyor ve tema aynı, efsanelere göre de doğru bir varyant....





Sadi Bayram
Kaynaklara göre Güneydoğu Anadolu'da Proto-Türk İzleri

kitabı pdf olarak:





Ur kraliyet mezarından çıkan ahşap kutu "Barış" ve "Savaş" olarak iki yüzü var. MÖ.2500
Kraliyet ailesinin elinde birer kadeh...
Acaba Taşbabaların elindeki Ant Kadehleri gibi mi?


_______________________


(1) Prof.Dr.Emin Bilgiç, Atatürk,Fakültemiz...a.g.e.s.120
(2)Prof.Dr.Benno Landsberger, Ön-Asya KAdim Tarihinin Esas Meseleleri II.Türk Tarih Kongresi Tebliğleri , İstanbul,20-25 Eylül 1937, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Kenan Matbaası,İstanbul 1943,s.102
(3)Benno Landsberger a.g.e.s.103
(4)Benno Landsberger a.g.e.s.104
(5)Benno Landsberger a.g.e.s.104
(6)Benno Landsberger s.104; ayrıca Tiriga Yafes'in oğlu Tiras'ı hatırlatmaktadır. Karşılaştırınız E.Bilgiç.a.g.e.s.101
(7) Prof.Dr.Vecihe Hatipoğlu, Türk Tarihinin başlangıcını ararken, Milliyet Gazetesi,20 Eylül 1978
(8)Fritz hommel, Etnologie und Geographie des Alten Orienta, München,1925-26.Fritz Hommel Zwelhundert sümeero-türkische wörtverglichungen als grondlage zu einennenen kapital der sprachwisenschaft, München 1915
(9) Sayın saygıdeğer anlamını veren "Agum" sözcüğünün AGU biçiminde olduğunu belirtmektedir. ki bu sözcük "Ağa/Aga" sözcüğünün aslıdır. Bkz.Fritz Hommel, Altaraclitische Über lieferung, München 1897,s.169: Prof.Dr.Vecihe Hatipoğlu a.g.e.s.2
(10) Antalya'da Karain Mağarasının bulunuşu bu tür özel adların varlığını gösterir. V.Hatipoğlu a.g.s.2
(11) V.Hatipoğlu a.g.e.z. Kara-Donlu deyimi "karaelbiseli" anlamına rahip sınıfını göstermiş olabilir. Ahlat'ta şehit düşen Abdurrahman Gazi'nin mezarına "Karadonlular" denilmesi dikkat çekmelidir.
(12) Prof.Dr.Emin Bilgiç, Atatürk,Fakültemiz ve Kürsümüz,Sumerlilerin Tarihi, kültür ve Medeniyetleri, dil ve Tarih coğrafya Fakültesi, Atatürk'ün 100 doğum yılına armağan dergisi, Ankara Üniversitesi matbaası, Ankara,1982 s.105
13) E.Bilgiç a.g.e.s.105
14) E.Bilgiç a.g.e.s.106
15)E.Bilgiç a.g.e.s.102


Mezopotamya MÖ. 3100-2900
Ancient Man in Britain (Footprints of Early Man) 
Donald MacKenzie


Stephen Langdon tarafından 1926 da bulunmuş ,
Oxford, Asmholean Müzesi'nde olduğu söyleniyor




_______________