Translate

20 Şubat 2014 Perşembe

HAZARLAR / AŞKENAZİ ve HİTLER AVRUPASI





Üstte: Hakasya Kaya Resimleri MÖ.3000-2000 ve bugünün İsrail'inden Migdala MÖ 50-MS.100
Altta: Hakasya - Karaçay/Malkar-Memluk Türkleri tamgası ile "Yahudi"lerin kullandığını karşılaştırın!

Menorah dedikleri Yedi Kollu Şamdan kullanımı kutsal kitaplarına göre Musa ile başlamış, demek ki MÖ.1200 den önce kullanımı "Yahudi"ler de yok!














Hazarların Menşei


Doğu Avrupa’da ilk defa muntazam devlet kuran Türk topluluğu Hazarlar’dır. Sabarlar’ın yaşadığı sahad, Sabar ismi yerine birden bire ortaya Hazar adının çıkması Sabarlar ile Hazarlar arasında bağlantı olduğunu göstermektedir (1). Aslında Belencer ve Semender adlı iki Sabar kabilesinin, Hazarlarda da ortaya çıkması, Hazar kelimesinin aynı Sabar kelimesi gibi, anlam taşıması (2), Hazarlar’ında Sabarların içinde bir kabile olduğunu ve Sabarların yıkılışından sonra büsbütün Sabar topluluğuna bu adın verildiğini göstermektedir. Bu görüşü destekleyen delillerden birisi de 10. yy. tarihçilerinden El-Mesudi’nin “İranlılar’ın Hazar dediği topluluk Türkler tarafından Sabar diye anılır”şeklindeki kaydıdır.


Hazarlarda tıpkı kendilerinden önceki Sabarlar gibi kaynaklarda farklı şekillerde zikredilmişlerdir (3). Hazar Hakanlığı topraklarında türlü Türk grupları vardı. Bu nedenle çeşitli Türk lehçeleri konuşulmakta idi (4).


Hazarların Coğrafi durumu çok önemli bir mevkiide bulunduğu için Hazarlarınsiyasi tarihine başlamadan önce bölgeye bakmamız gerekir. Hazar ülkesi önceleri Terek nehri boylarında iken sonra ağırlık merkezi Aşağı İtil boyuna kaydı. Burası İtil, Yayık, Don ve Kuban gibi dört büyük nehrin havzasını teşkil ediyor aynı zamanda devrin en önemli ticaret yolları üzerinde bulunuyordu. Bu yollardan en önemlisi İtil (Volga) nehrinin kendisi idi; İslam dünyası (Suriye, Irak, İran ve Türkistan) ile Çin ve İskandinavya arasındaki ticaret faaliyeti buradan geçiyordu. Aynı şekilde Harezm’den Aşağı İtil boyuna ve oradan da Karadeniz sahillerine giden Kervan yolu da gidiyordu.



Hazar Devleti’nin Kuruluşu



Hazar ismi ilk defa 558’de Sasani-Sabar savaşlarında geçmekte, 576 yılında Gök-Türk hakimiyeti Karadeniz’in kıyılarına ulaşınca bu sefer Çin kaynaklarında T’ang-Shu’da T’u-küe Ho-sa ve K’o-sa diye geçer. 586 yılındaki Bizans kaynağında ise artık iyice tanınırken aynı zamanda Türk adı ile de anılıyorlardı (5) . Bu sıralarda Hazarlar Batı Gök-Türk Hakanlığı’nın batıda en uç noktasını meydana getiriyorlar ve yine Batı Gök-Türkler’in arzusu ile Sasaniler’e karşı Bizans’a yardım ediyorlardı. İslam ve Ermenikaynaklarına göre Hazarların Gök-Türkler’e bağlılığı 7. yy’ın ikinci yarısına kadar sürmüştür.


Bu devirde Hazarlar’ın Derbend’i geçerek, Gürcistan ve Azerbaycan’a akınlar yaptıklarını ve Tiflis’i kuşattıklarını görmekteyiz. 626 yılında Avarlar’la Sasaniler İstanbul’u kuşatınca, Bizans imparatoru Heraklios Tiflis’e gelip Hazar Başbuğu “Yabgu” (6) ile görüşerek ondan sağladığı 40 bin kişilik ordu ile Bizans içlerine yürüdü. Daha sonra yine Hazarlar’dan Çorpan Tarhan Sasanilere karaşı başarılar kazanıp Anadolu’yu Sasanilerden kurtarmıştır. Bu sırada Yabgu Tiflis’e girip, bazı Ermeni kütlelerini hakimiyetine aldı (629). Hazar Hakanlığının gerçek kuruluşu 630 yılındadır. Bu tarihte doğuda Gök-Türk devleti fetret devrine girince Hazarlar müstakil bir devlet olarak tarih sahnesine çıktılar. Hazar devleti kurulur kurulmaz, o zamanın iki büyük devleti Sasani-Bizans savaşlarında rol oynamaya başladı. Hazarlar Bizans’la dostluk kurup, Sasaniler’e saldırdılar. Türk-Bizans ortak hareketi neticesinde Sasani imparatorluğu zayıfladı. Arkasındanda İslam kuvvetleri tarafından çökertilip tarih sahnesinden çekildi (634-637) (7).



Prof. Dr. Ahmet Taşağıl
devamı kendi sitesi














HİTLER AVRUPASI VE YAHUDİ SOYKIRIMI


Geleneksel teoriye göre Avrupa yahudilerinin yani Aşkenazi'lerin kökeni Fransa ve Almanya'nın doğusundan daha doğuya yani Polonya ve Doğu Avrupaya göçen gerçek, yani semitik yahudilerden oluşuyor. Avrupa yahudilerinin çoğunluğunu Doğu Avrupa yahudileri oluşturuyor, yani daha çok Polonya Yahudileri. Bu teoriye göre Batı Avrupa'daki veba salgını ve Haçlı Seferleri sırasında yani 2. milenyum başlarında (1100'ler civarı), Fransa ve Almanya'nın Batı bölgesi olan Ren bölgesindeki yahudiler katliama uğramıştı ve kaçanlar Doğuya göç etmişti.


Oysa Arthur Koestler'in bahsi geçen kitabında da belirtildiği gibi o sırada Almanya'nın batısında çok az sayıda yahudi yaşıyordu ve doğuya bir göç olmadı hiç! Yahudiler kendi bölgelerindeki güvenli bölgelere sığındılar.


Peki başta Polonya olmak üzere Doğu Avrupa Yahudilerini oluşturan ve II. Dünya savaşına kadar gelen ve Hitler tarafından kıyıma uğratıldığı söylenen Yahudiler nereden gelmişti ve kökenleri neydi?;


19. Yüzyıl ortalarından itibaren yapılan araştırmalar ve teorilere göre bu yahudiler gerçek yahudi yani semit değillerdi! Ari ırkın kökeni sayılan Kafkasyadan gelen 7. ve 10. yüzyıl arasında Karadenizin kuzeyinde Kiev (kuyuev) ile Hazar denizi arasında büyük ve çok güçlü bir imparatorluk kuran HAZAR TÜRK krallığınin soyundan geliyorlardı. yani bu yahudiler semit soyundan gelen gerçek yahudiler değil TURAN-TÜRK soyundan gelen Türkçe konuşan sonradan din olarak museviliği benimsemiş bir milletin soyundan geliyorlardı.


Bu teoriyi 19. yüzyıldakileri saymazsak ilk olarak 1940'lı yıllarda kendisi de bir Hazar Türk yahudisi olan ve daha sonra katolikliğe dönen Benjamin Freedman dile getirmişti. Daha sonra bu konu yine kendisi de bir Türk Hazar yahudisi olan eski komünist Macaristan doğumlu İngiliz vatandaşı Arthur Koestler tarafından yazılan ünlü 'Onüçüncü Kabile' kitabında dile getirildi ve büyük sansasyon yarattı. 



HAZAR TÜRKLERİ TARİHİNE GİRİŞ
Yazar Kevin Alan Brook, link













Günümüzde bu teori artık geniş bir kabul görmekte ve şu an Dünyada hararetli bir şekilde tartışılmaktadır;


Buna göre Türk soyundan gelen Hazarlar 700'lü yıllarda Kafkasyanın Kuzeyinde Karadenizin Batı kıyılarında çok güçlü bir imparatorluk kurdular. Hazarlar savaşçı ve fizik olarak çok güçlü, güzel insanlardı (çoğunlukla sarışın ve mavi gözlü).


O tarihlerde güneyde Müslüman Arapların devleti daha Batıda Hristiyan Bizans devleti vardı. Bu iki din ve devlet arasında sıkışan Hazarlar siyasi bir karar alarak Musevi dinini benimsiyorlardı (740 yılları) ( Bazı tarihçilere göre sadece kral ve çevresi museviliği seçti, ama genel görüşe göre kralla birlikte halkın çoğunluğu bu yeni dini benimsedi. Halkın arasında azınlık olarak Müslüman ve Hristiyanlar da vardı) daha sonra musevilik iyice revaç bularak Hazarları tam olarak kuşattı. Hazarlar savaşçı bir millet olmakla beraber aynı zamanda ticaretten çok iyi anlayan Asya ile Avrupa arasında ticaret köprüsü kuran bir kavimdi. Arapların Kafkasyanın Kuzeyine İslamı yaymasını Hazarlar durdurmuştu. bazı tarihçilere göre gerçek Semit Yahudiler Hazarlar ile temas kurarak onların Museviliği seçmesine neden olmuşlardı. böylece Yahudiler Dünya Yahudiliğini koruyacak çok güçlü bir orduya sahip olmuşlardı


2. Milenyumun başlarında 1000 yıllarında Hazar krallığı Ruslar tarafından yıkıldı. (Oysa Hazar Krallığı kurulduğunda daha Rusya diye bir devlet tarih sahnesinde yoktu!) bundan sonra bir süre daha bu bölgelerde Hazarlar yaşadıysa da büyük çoğunluğu Batıya doğru göçmeye başladı ve o zamanki Polonya-Litvanya topraklarına yerleştiler. Polonyalılar tarafından çok iyi karşılandılar. Hazarlar başta Polonya olmak üzere Ukrayna ve Orta Avrupa ülkeleri olan Macaristan (( bir Türk kavmi olan Magyarlar Hun kökenli olup (İngilizce Hungary, Macarcada bir çok Türkçe kelime olup en yaygın erkek ismi Attila'dır) Hazarlarla akrabaydı.)), Avusturya, Almanya, Romanya vb. gibi ülkelere göçerek yerleştiler. 


Daha sonra Ukraynalı Kozak kralının Hazar ülkesinde geride kalan Hazar köylerine hücum etmesi üzerine bu Hazarlar da Polonyaya göç edince, kıtlıktan, Polonyadaki Hazarlar kütleler halinde Macaristan ve Avusturyaya göç etmeye başladılar. bu göçler II. Dünya savaşına kadar sürdü.


Bu arada Polonyaya gelen diğer göçmenler Almanlardı ve kültür bakımından üstündüler. Hazarlar burada ticari kabiliyetlerini kullanarak ticaret yapıyorlardı. Dil olarakta Almancaya önem verdiler. Bu arada bazı gerçek yahudiler de Hazarların ticari kapasitesinden ve museviliği yaşama arzusundan etkilenerek Polonyaya geldiler. Bunlar kültür bakımından daha üstün Alman Yahudileriydi ve Hazarların dini bakımdan eğitimlerine yardımcı oldular. Zamanla hazarlar bir Almanca-İbranice-Slavca karışımı olan ve İbranice harflerle yazılan YİDDİSH dilini konuşmaya başladılar.


Evet kısaca Alman (Aşkenazi) yahudisi denilen ve bir yanılsama olarak Almanya ile bir alakası olmayan Avrupa yahudilerinin hikayesi böyle.


Dolayısıyla Dünyadaki gerçek Yahudiler Türkiye, Kuzey Afrika, Akdeniz kıyıları, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın batısında yaşayan yahudilerdi ve bunlar azınlıktadır. Avrupa'nın Doğusunda ve Rusyada yaşayan yahudilerin % 95'i Türk Hazar kökenlidir ve semitik gerçek Yahudilerle uzaktan yakından bir kan bağı mevcut değildir.


Bundan dolayı Hitlerin toplama kamplarında toplanan ve kırılan Yahudiler Türk Hazar Musevileridir...




Cengiz Özakıncı'nın 'Derin Yahudi Siyon-Türk Zelda























Eski Yunanca'da Türkçe sesler olan "ç" ve "j" yoktur. "Ç" harfini yazabilmek için Yunan kaynakları "z" , "tz" ve "gg" seslerini kullanmış.  Panialı Prisk Atilla'nın babasının adını (...yunan alfabesi ile yazılmış-SB) "Mundiuk" şeklinde yazmış. Türkçesi Muncuk ya da boncuktur.


İskit kelimesi ise Herodot'un kitabında (...yunan alfabesi ile yazılmış-SB) şeklinde yazılır ve "Skuzes" demektir. Heredot'un bu yazdığını ruslar "Skif" , İngilizler ise "Scyht" olarak okur. Biz de eski tarihi İngilizlerden aldığımız için "İskit" şeklinde okumuşuz. Asur kaynaklarında ise bu kelime "Aşguzay/İşguzay" olarak geçiyor. Hatta İskitlerle Kimmerlerin kavgası Asur kaynaklarında "Aşguzaylarla Gimmirayların kendi kavgası" diye geçiyor.


Kelimelerin sonlarındaki - ay ekleri etnik (etnonim) benzerliği ortaya koyuyor. Terimin "Kuz" kökünü Asur kaynakları daha iyi koruyup saklamış. Bu "Aşguzay" kelimesi Yahudi kaynaklarına "AŞKENAZİ" olarak geçer.  Bu durumda kelimenin kökü "Kuz/Guz" dur. Sonuç olarak İskit diye adlandırılan kavim Skuz/Guzlar yani OĞUZLAR'dır.


Böylece Türklerin kadim tarihten beri aynı isimle adlandırıldığı ortaya çıkıyor. Guz, Oğuz, Uz, Uts ve Gots bunlardan birkaçıdır. V.V.Barthold Deşt-i Kıpçak olarak adlandırılan bozkırın 10.yy'daki isminin Guz Bozkırı olduğunu yazar.


Skuzlar ya da Guzlar hem Hunluların hem de Peçeneklerin atalarıdır. Zaten Rusya Avrupa'daki İskit ve Hun mezarlarından çıkan kemikler üzerinde yapılan incelemeler onların baskın bir biçimde R1a ve R1b'li olduklarını söylüyor. Atilla'nın R1b'li olduğunu Macarlar söylüyor ! 


Türk haplotipi R'dir ve R'nin iki evladı olmuştur: R1a ve R1b. ... R1a bugün dünyada yarısı Slav yarısı Türk olan Slav kısmı Hind-Avrupa dilini konuşan ; Türk yarısı da Türkçe konuşan bölünmüşlüğün acısını hem kendisi yaşayıp hem de dünyaya tattıran koldur. R1b kolu ise yine bugün dünyada Türkiye Türkleri de dahil olmak üzere yarısı Türk'üm deyip Türkçe konuşan , diğer yarısı da Hind-Avrupa Dilini konuşan bütün Avrupa milletlerini meydana getiren koldur. 




Osman Çataloluk
Türk'ün Genetik Tarihi - sayfa 119











First, it is wrong to attribute a haplogroup to a nation. Second, all these haplogroups emerged 30.000 to 15.000 years ago, that means, no nationalities or ethnicities have yet occurred, they where in hunter-gatherer life. Most of the nations, become a nation from 3000 BC. In other words, many nations reduce a single haplogroup is scientifically not possible. Likewise, no nation occur from a single haplogroup. Therefore "reference to haplogroup and determined a nation" is not possible. "Half of R1a is Slavic, half is Turkic. Slav speaks Indo-European, Turkic speaks Turkish, painfull of division. R1b half is Turkish , other half is Indo-European speaking Europeans." says Çataloluk. So : R1a can you see also in Tatars (Tatar culture don't exist by the way Russians called, and in time the Europeans, all muslims Tatar) , Kipchaks, some Altai groups, Kyrgyz, Uzbeks, Turkmens...That means Turks, especially North Turks. If we wanna know more about a nation we must look also; archeological, linguistic, cultural, traditions too. Race and nation is also different. There is only, for some 4, for others 5 races. They use "Caucasian "white race"" only for Arian, Semitic and Indo-Europeans, yet it is a lack of information made by conscious. The other races are Mongoloid, Congoid, Capoid and Australoid. And Turks are not Mongoloid, yet the Turks are mixed with the Mongoloid race in Central Asia after Chingiz Khan. If we were Mongoloid, then the other Turks in West must look like Mongoloid, instead they are white race. Race mixing needs more then thousands and thousands years to look like that. So, the Turks are in this "Caucasian" "white race" too. And if you call Arian "White race", then the Turks are also Arian, but Arian race don't exist at all. The Turks are a large nation with many tribes then the other nations, and everyone is mixed with migrations. And we are all HUMAN. - SB







Yahudi asıllı Profesöre Siyonistlerden tepki yağıyor.
"Yahudi kavmi yok. Yahudilik dini var. 
İsrail toprağı diye bir toprak yok" ve 
"İsrail toprağı ne zaman ve nasıl uyduruldu" 
temalı kitabın yazarı Yahudi asıllı 
Prof. Sholomo Sand Siyonistleri çok kötü kızdırdı.














IN THE EARLY TIMES PALESTINE WAS 
NOT SEMITIC BUT TURANIAN

What disturbed me, as it had done others, was the necessity of accounting for the supposed influence of various populations, particularly of the Semitic population in Palestine.


In various papers these names in Palestine were proved to be identical with those in Asia Minor, Greece, Italy and Spain. 


The clear evidence of Genesis is that the early population of Palestine was not Semitic but TURANİAN, and as we have lately found, allied to the populations of Khita class in the regions already cited. .... page 10


Examination of the legend of Atlantis in reference to Protohistoric communication with America  
Hyde Clarke (Royal Historical Society)
Hyde Clarke was : 
Member of the American Oriental Society
Member of the German Oriental Society
Member of the Philoligical Society of Constantınople
President of the Academy of Anatolia


TIMES OF ABRAHAM - Henry George Tomkins


Was there Really a Holocaust?
By Dr. E. R. Fields


The Holocaust has become the greatest instrument of sympathy which any nation has ever been able to use to gain support for wars, expansion and foreign-aid: This has made Israel the world’s sixth strongest military power. The gravest threat to all this wealth and influence is the growing doubt over the question of whether or not a real holocaust of 6 million Jews actually took place.


Numbers of Victims Don’t Add Up
The World Almanac for 1947 states that back in 1939 the world Jewish population was 15,688,259. The Almanac’s figures were supplied by the American Jewish Committee. Next the Jewish-owned New York Times of February 22, 1948 stated the world Jewish population for that year amounted “to 15,600,000 to 18,700,000 in addition to the 600,000 to 700,000 living in Palestine.” How could the Jewish population increase so rapidly over the war years if they had lost 6,000,000 people? (See Note 1).


Following the rise of Hitler there were no more than 4 million Jews at most living in areas occupied by the Third Reich at the height of its power. Yet on June 30, 1965, the West German government announced that some 3,375,000 Jewish holocaust “survivors” had applied for reparations money. The International Red Cross had already reported in 1946 that of registered Jewish camp inmates no more than 300,000 could have died, and their audit to December 31, 1984 records a total 282,077 registered deaths of all internees in all German Concentration Camps from all causes.


It is interesting to note that in the Jews’ real “bible”, The Talmud, it is claimed that 800,000 Jews were slaughtered by the Romans in Hadrian’s era. Yet there is no historical evidence to support this claim either. The Jewish-owned New York Times, in 1945 carried an article by the well known Jewish writer C.L. Sulzberger. It openly stated that Soviet Russia had supplied the figure of 4 million Jews having been put to death “in the gas chambers of Auschwitz.” Thus it was the Judaeo-Communists and the Jews who initially originated these figures which today are accepted as “gospel truth”. It is claimed that from 1934 to 1945 some 50,000 people died in the huge Bergen-Belsen camp. This count is considered exaggerated, still Time Magazine reports that of this figure 20,000 died of typhus during the single month of March, 1945! If nearly half died of this plague in just one month at the end of the war there is no way Bergen-Belsen could have been an “extermination camp”. (See Note 2).


Himmler – “Reduce Deaths at all Costs”
Heinrich Himmler, chief of the Concentration Camps issued orders on December 28, 1942, that “The death rate in the concentration camps must be reduced at all costs” (Reitlinger, “The Final Solution”). The camps had been hit with a deadly typhus epidemic that spread by fleas and body lice. Stomach pain, high fever, emaciation and death can quickly follow. All of the camps were factories and the loss of workers was hurting war production. Inspector of the camps, Richard Glucks responded to Himmler’s order on January 20, 1943, “Every means will be used to lower the death rates” (Nuremberg Tribunal Document No. 1523).


On April 10, 1943, Oswald Pohl, head of the Economic Administration Office of the camps issued a letter stating that persons with tuberculosis were being sent to the camps resulting in the “shockingly high mortality figures” (Nuremberg Documents). Later, on September 30, 1943, Pohl was able to show that the camp death rate had been reduced from 8.5% in July, 1942 to 2.8% in June 1943.


The German SS arrested Buchenwald Commandant, Karl Koch in 1943 for mistreating and even executing some prisoners. After an investigation Koch was found guilty by SS Judge Konrad Morgen and shot. Does this sound like a policy of “extermination?”


After the War, with suspicion rapidly rising about the holocaust claim, a committee of Jewish leaders from New York and Paris met with communist leaders in Warsaw. There they established the “Committee for the Investigation of War Crimes and War Criminals”. It was after this meeting that the announcement was made that all gas chambers were located in Poland.


The Problems of Mass Gassing
In 1945 it was announced that gas death chambers existed in all concentration camps in Poland, Germany, Austria and Alsace. Some 15 years later, in 1960, this was revised to the new claim that gas chambers existed only in camps located in Soviet held Poland. Simon Weisenthal of the Los Angeles Holocaust Center states in the paper, “Books and Bookmen”, April 1975, page 5, “No gassing took place in any camp on German soil.” The pressure had been growing since The Vatican, Red Cross, English Intelligence and German Intelligence chiefs Canaris and Oster (who collaborated with the British) either did not know or did not believe in rumors of gassings.


This brings up the following questions:
1). Germans are meticulous record keepers but there is not one order for the construction of any gas chamber, no blueprint, no photo of any gas chamber or gassed victims.
2). There have been thousands of investigations of alleged Nazi war criminals, hundreds of trials, yet not one person was ever accused of being involved with actual gassings! No reliable witness on either side has ever come forward who saw a single person gassed – AND THERE ARE SUPPOSED TO HAVE BEEN OVER 10,000 MASS GASSINGS!


3). Photos of bodies at Dachau and Belsen camps are of prisoners who died of typhus and malnutrition. Many Germans also died from typhus.


4). The Vatican and Red Cross interviewed thousands of freed camp inmates at the end of the War about alleged gas chambers. The response was always the same, “The detainees themselves have not spoken of them” (Red Cross document No. 9925, June 1946).


Forced Confessions of Gassings
Rudolf Hoess was the commandant of Auschwitz from 1940 to 1943. When captured by the Soviets they extracted a confession to mass gassings using Zyclon-B gas. Such “confessions” are about as reliable as any forced by Stalin from victims tortured before taking the stand to confess during the Moscow show trials of 1936. The communists wrote the “Confession’ and Hoess signed it. Later he was hanged. An assistant commandant refused to sign – he died in his cell. Hoess’ statement read, “half an hour after having released the gas, they opened the door and started the ventilation machines. They began immediately to extract the bodies while eating and smoking.”


Was Hoess trying to get a message across that there were no gassing? Zyklon-B is not “ventable”. The manufacturers state Zyklon-B adheres to surface clothing and skin. They say that only after a 24 hour period, wearing a gas mask with the strongest filter, could any bodies be removed without killing such workers.


If we believe the Hoess confession that the workers ran into the gas chamber “eating and smoking” – without gas masks – only minutes after the gassing – ALL WOULD HAVE DIED!


Gas Stories not Possible
The Jew Mosche Pearlmann in his book, “The Capture and Trial of Adolph Eichmann” states on pages 375 and 385 that Zyclon-B crystals were introduced from the ceilings of the gas chambers and “became immediately gaseous.” The American Cyanamid Co. of Linden N.J. states: “We know of no chemical process whereby HCN (Zyklon-B) may be made to become instantly gaseous upon exposure to air.” (See Note 3).


Claims of William Shirer
Shirer claims the gas was released from overhead through fake shower outlets, (page 970) and quickly killed its victims. The truth is that Zyklon-B gas is lighter than air and would rise to the ceiling so that anyone throwing themselves to the floor would be saved. Shirer also quotes the Soviet written confession signed by Hoess as stating (page 968), “We knew when the people were dead because their screaming stopped.” If anyone were actually killed with a cyanide type gas they would die instantly thus there would be no screaming at all. The truth is that Zyklon-B was used to delouse inmates’ clothing of lice and fleas which carry typhus.


The Problem of the Crematoriums
At the Auschwitz I camp there were only 6 crematory ovens. At the hospital in Auschwitz II there are 46 single cremators. In the Lubin camp there were only 6. THAT’S ALL! In these three camps 3 to 4 million Jews were supposed to have been exterminated and their bodies cremated. Furthermore, these cremation ovens were very small with only 18′ doors and required from 4 to 6 hours to burn each body using a large amount of coal. Cremation was used in the camps for those who passed away in order to prevent epidemics. No large supplies of coal were ever stored at the camps for cremations. A VERY INTERESTING NOTE appears only in the German edition of William L. Shirer’s book, “The Rise and Fall of the Third Reich.” It seems the Didler-Werke Company, which built the crematory ovens, sued Shirer who previously wrote that millions of people were gassed and then burned in this company’s ovens. In an out-of-court settlement of the suit Shirer agreed to add the following footnote on page 972 of the German edition: “The Didler-Werke have raised objection to the name of their firm appearing in the chapter concerning the extermination camps. Dr. S. Trastel, a professor of engineering in a statement of August 1961 established that the measurements are those which are standard for a crematory oven of not very modern design intended for small cemeteries and would be unsuitable for mass burning.” WHY IS THIS DELETED FROM THE ENGLISH EDITION???


On the question of cremating 6,000,000 people – this would leave 15,000 tons of ashes! Such gigantic piles of ashes created over the short 2 1/2 year period the holocaust supposedly took place would have been very difficult to dispose of. No one has ever come forward to report seeing such huge piles of tons of ashes. It was not until 1960 that the Soviets opened the Auschwitz camp to tourists and independent investigators. No gas chamber could be found. The official answer was that it was “taken to another camp for gassings and then later went into oblivion!” (See Zimunism).


What Experts say about the Holocaust
Dr. Harry Elmer Barnes, eminent historian, author of 40 books, many of which are standard college texts, noted in Rampart Journal, 1967. “It has been demonstrated that there had been no systematic extermination in those camps.” Thies Christopherden, a German soldier and author wrote: “I was at Auschwitz! There was no gas chamber there.” Paul Rassiner, historian and anti-Nazi activist, who served a prison sentence in Buchenwald and the Dora camps stated in 1962. “The claim that a holocaust took place is an historic lie – the most tragic and most macabre imposture of all time.” Prof. Robert Faurisson, a specialist in Document Analysis at the University of Lyon. France, stated on April 25, 1979. “The holocaust lie, which is largely of Zionist origin, has made an enormous political and financial fraud possible, whose principal beneficiary is the state of Israel.”


Why the Holocaust Campaign
Hardly a week goes by when there are not stories in the press, on TV-News or movies about the alleged holocaust. What is the long range design for this constant attempt to fill Germans and indeed all Christians with a feeling of guilt over a holocaust which never occurred?


Bernard Postal wrote in the Jewish Week, July 14, 1979, “Not until after the holocaust, did anti-Semitism become taboo. There was a time when anti-Semitic speeches were an open factor in national campaigns. The holocaust put a taboo on overt anti-Semitism among upper-level statesmen and publicists.”
S.E.D. Brown of South Africa, a noted journalist writes, “The holocaust instills a guilt complex in those said to be guilty and spreads the demoralization, degeneration, and eventually the destruction of the natural racial elite among a people. This transfers effective political control to the lowest elements who will cowtow to the Jews.”


Zionist spokesmen often boast of: “The shattering effect of the holocaust on the Christian conscience resulting in a feeling of collective indebtedness to the Jews.”


Massive unending U.S. Foreign Aid to Israel in made possible because anyone who dares to oppose these outrageous giveaways is condemned as being “anti-Semitic” and “insensitive” to holocaust victims. The Jews hold an unnatural violent hatred for the German people. Jews seek to turn all other peoples of the world against the Germans and keep that nation divided for all time to come. That is why no peace treaty has been signed as yet with Germany and why they still live under Allied military occupation laws.


A Question of Fund-raising
The Wall Street Journal quotes a Jewish professional fund-raising consultant firm of Milton Goldin Co., as saying the main theme of Jewish fund-raising is the holocaust and has been for 38 years. When they don’t use the holocaust the money collection sharply drops off. Thus the more the Press, TV and Hollywood promotes the holocaust the more money the United Jewish Appeal and other Zionist funds can extract from gullible people (Note 4).


Holocaust Silences Opposition
Jewish leaders have discovered that by repeating holocaust stories over and over again they can instill a guilt complex within all Gentiles. This effectively silences most critics of Zionist political goals.


What about Real Holocausts?
Why doesn’t the Jewish-controlled press, TV and film industry give massive media attention to real victims and to proven holocausts of Gentiles in recent history.