iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2020 Cumartesi

Pan-Türkizm / Pan-İranist

 

Sorunlardan biri de, Ermenistan veya İran'da, bizi pan-türkizmle suçlamalarıdır. Ancak, kendilerini asla pan-hint/iranimz olarak tanımlamazlar. Bu gerçekten harika !...

Azerbaycan ve Türkiye Türkleri aynı soydan geliyor ve kesinlikle aynı dili konuşuyorlar. Ancak Ermenistan ve İran için aynı şeyi söyleyemem. Ermenistan tarihte hiçbir zaman büyük bir devlet olmadı, her zaman küçük bir beylikler halindeydi. Dünya çapında kabul gören "Ermenistan" adı ise Ermeni kökenli bile değildir, Türkçedir. Arsak hanedanı da Ermeni değil Türk'tür. Bu da bizi İran'daki Sasanilere getiriyor. Arsakların sona ermesiyle Sasani dönemi başlar.

Sasani imparatorluğunda çok sayıda Türk askeri vardı. Bu askerler aileleriyle birlikte İran'da yaşıyordu. Sasaniler'in çöküşünden sonra 1925'e kadar İran hiçbir zaman Farslar tarafından yönetilmedi. Arap hanedanları Emevi ile Abbasi ve Samaniler (*) dışında ki, Samaniler MS 9. yüzyılda antik Fars kültürünü canlandırdı, ama o da sadece 100 yıl sürdü.

Ama bir de can alıcı nokta var; Antik dönem İran coğrafyası o kadar da saf Pers değildi. Doğudan gelen Ahamenişler bu bölgeye ancak MÖ 8. yy'dan sonra gelmişti. "Pers" kelimesi bile Farsça kökenli değil, Türkçeydi. Bölgeye adını veren Türk boyu Bars/Pars'tan alıyordu adını. Bu nedenle Ahameniş halkına bölgede yaşadıkları için "Parslılar" denildi ve sözcük zamanla "Pers (Fars)"e dönüştü. Kiros ve Darius ordusunda da çok sayıda Türk boylarından savaşçı vardı. Ve dürüst olmak gerekirse, bu Türk boyları olmasaydı Persler bir imparatorluk kuramazlardı!

Milattan sonraki dönemlerde ise, Samanilerin (*) Türk Karahanlılar tarafından yıkılmasıyla İran coğrafyası Türk boyları/devleetleri tarafından yönetildi. İran'ı yöneten diğer Türk boyları/devletleri ise; Gazneliler, Selçuklular, İldenizliler, Harzemşahlar, Timur dönemi, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safeviler, Afşar dönemi ve Kaçarlar'dır. Kaçar devletinin sona ermesiyle İran'da Fars dönemi başlar... Bu da İran'da 900 yılı aşkın Türk hakimiyetini gösterir. Ah evet, bir de Moğollar var, ancak onların da ordusunun çoğunluğunu Türkler oluşturur ki birçok generali de Türk kökenlidir.

Sonuç; Tarihe dönüp bakarsak, her iki devletin - Ermenistan ve İran'da yaşayanların damarlarında birçok Türk boyunun kanı akar. Birçok Kıpçak ve Alban Türkü asimile oldu ve Ermenileşti... Bugün İran'da 40-45 milyon Türk yaşıyor ve birkaç milyon Türk de İranlaşmış. Ve bu pan-türkizm değil, bu Türk Tarihidir. ...


Semra Bayraktar (SB)

(*) Samanilerin de Türk kökenli olduğu söylenir.



One of the problem is, accusing us with pan-turkism, in Armenia or İran, but never see themselves as pan-indo/iranism, that's just marvelous !..

Azerbaijan and Turkiye Turks comes from the same Turkish root, and they speak definitely the same language. However I can't say the same thing about Armenia and İran. Armenia was never a big state in history , always as little principality. The worldwide accepted name "Armenia" is not even Armenian of origin, it's Turkish. Arsacid (Arsak) dynasty was not an Armenian, but Turkish. Which brings us to Sasanids in İran. With the ending of Arsacids begins the Sassanid period.

Sassanid empire had many Turkish soldiers. These soldiers lived with their families in İran. After the collapsing of Sassanids, İran was never ruled by the İranians till 1925. Except Arabic dynasties Umayyad and Abbasid, and Samanids (*) who revived ancient İranian culture in the 9th c AD, which last only 100 year.

But there is also a catch; Ancient İranian was also not so pure İranian. Persians (Ahamenish) came only after the 8th c BC in this region from east. Even the word "Pers" was not Persian of origin, it's Turkish and it comes from Pars, Turkish tribe name which gave the name to the region, and therefore Ahamenish people were called as "people from Pars", and Pars became "Persian". There was also many soldiers of Turkish tribes in the army of Cyrus and Darius. And honeslty, without these Turkish tribes they couldn't built an empire!

In the AD times, after the collapsing of Samanids(*)  by the Turkish tribe/state Karakhanids (Karahanlılar), other Turkish tribes/states who ruled İran are; Ghaznavids (Gazneliler), Seljuks (Selçuklu), Eldiguzids (İldenizli), Khwarazm (Harzemşahlar), Timurid (Timur), Karaqoyunlu (Karakoyunlu), Aqqoyunlu (Akkoyunlu), Safavids (Safevi), Afsharid (Afşar) and Qajar (Kaçar). With the end of Turkish Qajar state, begins the İranian period again... That'makes more then 900 year Turkish rule in İran... Oh yes, there was also a period of the Mongolians, which most of the army and the generals were of Turkish origin.

The conclusion is; both states - Armenia-İran - have many Turkish tribes blood in their veins, if we look back in history. Many Kipchak and Alban Turks are assimilated, became Armenian. 40-45 million Turks live in İran today and a few million Iranianized Turks... And it is not pan-turkism, it is Turkish History...


Semra Bayraktar (SB)

(*) The probability of the Samanids being of Turkish origin is much higher then of İranian.




İSLAM DÜNYASININ İNHITATI SEBEBI SELÇUK İSTILÂSI MIDIR?
Şemseddin GÜNALTAY




26 Ağustos 2020 Çarşamba

Büyük İskender ve Terhis Edilen Ordu

 



Gavgamela muharebesi ve Ön Asya ülkelerinin zaptı

... İskender 330 İlkbaharında İran'ın uzey bölgelerine girerek Ekbatana şehrini işgal etti. Ordusunda bulunan Yunan erlerini terhis etmek, bunları birçok para ve armağanlarla yurtlarına göndermek suretiyle "Panhellen öç seferi"nin sona erdiğini resmen ilân etti. O andan başlayarak İskender öç seferinin komutanı olmaktan çıkmış "Asya Kralı" olarak fetihlerde bulunmaya başlamıştır....


Doğu İran ve Orta Asya Ülkelerinin zaptı

İskender'in MÖ 330 ile 327 yılları arasında doğu İran ve Orta Asya'da yaptığı savaşlar Pers krallığının doğu satraplıklarını ele geçirmek amacını güdüyordu. Bütün bu savaşlar çok güç koşullar altında yapılmıştır. Çünkü bu ülkelerde oturan insanlar son derece cenkçi idiler. Bunlar pek erken kabullendikleri Zaratuştra dininden ötürü dinsel ve ulusal duygularını pekiştirmişlerdi.

İskender çok engebeli olan bu ülkelerde ağır silâhlı büyük ordularla iş görülemiyeceğini, ancak çete harbi yapmakla başarıya ulaşabileceğini takdir ederek ordu teşkilâtında büyük değişiklikler yaptı, süvarı alaylarını daha küçük birliklere (lohos'lar, 329'dan sonra hipparhia'lar) ayırdı; düşman süvarilerini örnek alarak ok ve kargı atan süvari kıtaları meydana getirdi. Piyade, mümkün olduğu kadar çabuk manevra yapabilmesi için, hafif silâhlar verdi; ağır silâhları ise kalelerin ve ülkelerin işgali işlerinde kullandı. Diğer taraftan ordusunun ikmalini pek uzakta kalan anayurttan sağlayaman İskender Med'leri, Pers'leri ve Orta Asya'nın bazı cenkçi kavimlerini silâh altına aldı.


Ord.Prof.Dr. Arif Müfid Mansel. / Ege Ve Yunan Tarihi, Türk Tarihi Kurumu, 1999








Büyük İskender'in komutanları da kendisi gibi Makedon kökenliydi. Prof.Dr. Mansel'in de dediği gibi, eğer Grek savaşçılar terhis edilip geri gönderildiyse ve de orduya doğulular alındıysa, o zaman doğuda bir Grek varlığından bahsedilemez. Olsa olsa "Hellen kültürünü içselleştirmiş Makedonlular ile Doğulu kavimler" olarak adlandırılabilinir. Ayrıca, birçok kaynakta "Grek savaşçıları" "mercenaries", yani "paralı asker" olarak geçer.

Bu doğu seferinde, her ne kadar yeri geldiğinde savaşmış olsalar da Sakalar ile Erpatalar da hem savaşçı olarak, hem de at tedarik ederek, İskender'in ordusuna katılmıştır.


SB



Büyük İskender ve İskit kralının kardeşi "Carthasis"

Büyük İskender ve Amazonlar

Büyük İskender Tarzı Sakal Traşı





20 Mart 2019 Çarşamba

Siyavuş ile Alp Er Tonga




Siyavuş ile Alp Er Tonga

Ortalarında Strabon'un "Coğrafya"* adlı eserinde "OXUS - OCHUS", yani "OĞUZ" olarak geçen "Ceyhun Nehri".
Alp Er Tonga'nın sancağında Kün
Minyatür 15.yy - Metropolitan Müzesi
*Strabon, kitap 11.7-8




Siyavush and Alp Er Tonga (Afrasiab) 
by the river Oxus (Amudarya), 
15th c. miniature. - Metropolitan Museum

Siyavush, the son of Kay Kavus ran away from home to Turan, and married the Khagan Afrasiyab's daughter Firangiz.

* Turan = Tur, the root word for Turk, - an plural; Turks, Turan / Turkish Land.
* Khagan = Kağan, ety.Tr., also used as male name/surname.
* Afrasiyab = Alp Er Tonga/Tunga, died in 625 BC. King of Sacae (Saka) Turks.
* Alp = brave warrior, hero, ety.Tr., also used as male name.
* Er = Ety.Tr., meaning man, male, soldier.
* Firangiz = -giz in Firangiz ; gız-kız ; meaning girl, ety.Tr.
* Tomyris of 5th BC, Queen of Massagetae (Big Saka) Turks, who behead the Great Cyrus is the granddaughter of Afrasiyab. 
* Tomyris = ety.Tr., Tomars, Tömür, Tomris ; meaning iron, iron coeur. Also used as female name "Tomris".

* Amu Darya River = Ceyhun today.
In the ancient times called as OXUS - OCHUS, which is OGHUZ (OĞUZ), as in OGHUZ TURKS.

"... and towards the Ochus River..." ; 
"...where the Ochus and the Oxus and several other rivers rise..." 
Strabo 11.7-8



There are 24 Oghuz Tribes, and much more sub-tribes.
Five of them : 
Seljuks Empire - İran and Turkey (of Kınık tribe), 
Ottoman Empire - İran, Turkey and Europe (of Kayı tribe), 
Safavids in İran (of Akkoyunlu - Aqqoyunlu - White Sheep Turkomans - tribe)
Afsharids in İran (of Avshar - Avşar - tribe)
Pechenegs in Europe (Peçenek tribe)

Turkey, Turkmenistan, Azerbaijan, Gagauzia, Turks in Syria and Irak are Oghuz Turks, mixed with other Turkish tribes, like Cumans, Kipchaks, Khazars, Huns, etc.


SB




2 Ağustos 2018 Perşembe

Nasır Purpirar ve Persopolis






Persepolis asla bitirilmemiştir. Sadece %30 u yapılmıştır. Şuan ki hali, aslında 2500 yıl önceki halinin aynısıdır. Persepolis Elamlara ait zigurat üzerinde bulunmaktadır. İran coğrafyasında gece-gündüz sıcaklık farklılıkları yüzünden taş binalara uygun değildir. Ayrıca kullanılan figürler yerli figürler değildir, bunların çoğu Mezopotamya'ya aittir. 

Bitmemiş bir "sarayda" resmi törenleri, kutlamaları nasıl yapıyorlardı? Purim Katliamı'nın üzeri nasıl örtülmüştür ? 

Hepsini video/belgeselde anlatmaktadır... Bir önceki paylaşım da "Purim Katliamı"ile ilgilidir.




"Nasır Purpirar'ın* "İran Tarihinin Temeli Üzerine Düşünürken" başlıklı seri kitaplarında ortaya konulmuş olan belgeler 
ve kaynaklar esas alınarak hazırlanmıştır."
"KİMSESİZ SARAYLAR"





* İranlı tarihçi ve yazar. Purpirar bugünkü Farsların eski Perslerle ilgisinin olmadığını iddia eder. Fars milletçilerinin Darius ve Keyhüsrev'i (Kyros-Kuruş) İran şahı gibi gösterdiklerini, ama onların aslında Slav olduğunu açıklar. Söz konusu kişilerin İran`la herhangi bir ilgisi olmadığını belirten Purpirar, onların Yahudilerin maddi imkanlarından ve idarecilik yeteneklerinden istifade ederek, ilk önce Mezopotomya`ya girdiklerini kaydeder. Purpirara göre İran Şahı olarak tanıtılan Kuruş, Babil`e hakim olarken, İran`ın ne olduğu konusunda bile bir fikri yoktur. Kuruş`un yazdırdığı fetihnamede Babil`den söz ettiği ve o yazıda İran veya benzeri hiçbir deyime rastlanmıyor. “12 Asır Sükut” eserinde çeşitli belgelerden yararlanan Purpirar, Tevrat`ta İran`ın tarihi ve medeniyeti ile ilgili birçok ipucu bulunduğunu kaydediyor. Purpirar`a göre, bugün İran diye adlandırılan ülkenin tarihini ve medeniyetini Farsların iddia ettiği gibi Persler yaratmamıştır. Fars milliyetçilerinin, uydurma bir tarih yazarak, üstünlük iddialarını kuvvetlendirmeye çalıştığını savunur. Eseri , İran İslam Cumhuriyetinde infial uyandırmış , adeta yer yerinden oynamıştır. Gözaltına alınan ve sorgulanan Purpirar`a ağır eziyet çektirilmiş ve hain ilan edilmiştir. İran`da bu yazarın kitaplarının basılması ve satışı yasaklandıktan sonra kitaplar Singapur ve başka ülkelerde bastırılmıştır. 






Nasir Purpirar - On İki Asır Sukut: (PDF)
Kitabından:

Охuculаrın mütаliəsinə təqdim оlunаn bu kitаb Оrtа Şərqin, хüsusən bu gün Irаn аdlаnаn ölkənin tаriхinin təməli bаrədə dərin, dəqiq və ciddi аrаşdırmаlаrdаn ibаrətdir. Fаrs şоvinistlərinin uydurduqlаrı sахtа tаriх nəzəriyyələri bu kitаbın müəllifi tərəfindеn ifşа və еlmi surətdə rədd еdilməkdədir. Ilk dəfə оlаrаq bölgəmizin tаriхinə işıq tutаn bu əsər, tаriхi sənədlərin Hеrоdоtlаr, Qrişmənlər tərəfindən məqsədli şəkildə nеcə sахtаlаşdırıldığı bаrədə həqiqətən, аğılаsığmаz və hеyrətаmiz bilgilər vеrməkdədir.

Möhkəm tаriхi dəlillərə əsаslаnаrаq müəllif sübut еdir ki, Dаryuşun (Dаrаnın) iqtidаrа gəlişindən Iskəndərin zühurunа qədər Həхаmənşilər sаrаyını аçıq-аşkаr Yəhudilərin rəhbərləri və pеyğəmbərləri idаrə еtmişdir.

Müəllif Irаn sözünün qеyri-tаriхi və mifik bir аd оlduğunu iddiа еdir və tərcüməçilərin də yаnlış və sахtа оlаrаq «Pеrs» sözünü «İrаn!» оlаrаq tərcümə еtdiklərini söyləyir. Bu gеrçəyi nəzərə аlаrаq biz də İrаn sözünü dırnаq içində vеrəcəyik. 

Tərcüməçi.


Nəticə:

1. Yüzlərcə sənədin qərərsizcə аrаşdırılmаsı göstərir ki, Yəhudilərin sifаrişi və аrха duruşu ilə Həхаmənşilər аdı ilə «Irаn» tаriхinə girən qövm qətiyyən yеrli və «Irаn»lı оlmаmışlаr. Şаyəd оnlаrı yеrli оlmаyаn yеgаnə mühаcir qəbilələr kimi аnlаmаq оlаr ki, milаddаn öncə 650-ci ildlə və yа dаhа dоğrusu Bаbilin süqutundаn qısа bir zаmаn öncə Bаbilə, Bеynəlnəhrinə və sоnrа dа «Irаn»а sохulmuşlаr.

2. Ən pis hаl оdur ki, bəzi nəzəriyyələr əsаsındа оnlаrın Оrtа Şərqə girişlərini milаd öncəsi birinci minilliyin əvvəlləri оlаrаq fərz еdək. Bеlə оlduğu durumdа 450 il kimi uzun bir zаmаn içərisində nəinki hаnsısа bir bölgədə istiqrаr və istiqlаl əldə еdə bilməyən, həm də özlərindən hеç bir mаddi və kültürəl mirаs burахmаyаn köksüz, sоysuz və kimliksiz bir qövmlə rаstlаnаcаğıq. Həхаmənşilər impеrаtоrluğundаn öncəki Оrtа Dоğu tаriхində «Həхаmənşilərə» mənsub еdiləcək hеç bir mаddi və sənət örnəkləri kəşf еdilməmişdir.

3. Оnlаrın birdən-birə və bir gеcədə zühur еtmələri Yəhudilərin «Irаn»dаkı pərаkəndə оlаrаq güclü mövcudluqlаrı ilə həmzаmаndır. Yəhudilərin bu qövmün dəstəkləməsi hеç bir hаzırlıq müqəddiməsi оlmаdаn vəhşi bir impеrаtоrluğu dоğurmuşdur ki, Оrtа Dоğunun müхtəlif qövmlərindən yаlnız və yаlnız Yəhudi qövmü оnlаrı qurtаrıcı kimi хаtırlаyır.

4. Əski Оrtа Şərq və Bеynəlnəhrin (Ikiçаyаrаsı) mədəniyyəti ilə hеç bir bаğlаntısı оlmаyаn bu qəbilənni özəlliyi еlə idi ki, Bеynəlnəhrin mədəniyyətini dərk еdəcək durumdа və səviyyədə dеyildilər. Bеynəlnəhrin impеrаtоrluqlаrı tərəfindən tаriхi və düzəni uçurulаn Yəhudilər öz məğlubiyyətlərinin intiqаmını Bеynəlnəhrin mədəniyyətlərindən аlıb və Urşəlimə dönüş imkаnlаrını ələ gətirmək məqsədi ilə bu qəbilənin içindən bir sərdаrı təqviyyət еtməyə, gücləndirməyə bаşlаdılаr. Bəniisrаilin bilginləri, hələ bu günə qədər yurdu bəlli оlmаyаn Kоrоşlа (Kirlə) аnlаşdıqdаn sоnrа əsir düşmüş, sürgün еdilmiş və ruhən də sаrsılmış Yəhudilər də hərəkətlilik və güvən hissi yаrаtmаq üçün Tövrаtа ilаhi vədlər аdındа bölümlər аrtırdılаr. Bu bölümlər müqəddəs kitаbın silinməz, аyrılmаz pаrçаlаrı оldulаr. Bu, Həхаmənşilərin (Əhəmənilərin) Оrtа Şərqdəki zühurlаrı ilə bаğlı, оnlаrın tаriхə girişləri ilə əlаqədаr dоğru təsviri оrtаyа qоymаğı hədəfləyən bugünkü tаriхçilər üçün ən əlvеrişli qаynаqdır.

5. Bu qövmün qələbəsindən sоnrа gеniş kültürəl təzаhürlərə sığınmа təlаşlаrı göstərir ki, pərdə аrхаsındа üstün bir zəkа mövcudmuş. Bu pərdə аrхаsındа zəkа, iqtidаrın möhkəmlənməsi üçün öz plаnlаrını gеrçəkləşdirir, təcrübə və bilgilərini diktə еdirmiş. Həm Bаbildəki Kоrоşun dаş yаzılаrı, həm Dаryuşun Bisütundаkı kitаbəsi, həm Аryаrmən və Аrşаmın iki sахtа kitаbələri və həm də Pаsаrqаddаkı sахtа sətirlər hаmısı bir yеrdə özgə və gəlmə bir qövmü yеrli göstərmək məqsədi ilə оluşdurulmuşlаr. Tаm kimliksiz və əlаmətsiz оlаn bir qövmün impеrаtоrluğа yüksəlişindən sоnrа bu qədər özü və sоyu bаrədə kitаbələr vаrеtmə zərurəti hаrdаn qаynаqlаnır? Yаlnız, bircə cаvаb vаrdır ki, bu məcburi dаnışmаlаrın, məcburi kitаbə yаzmаnın оrtаyа qоyduğu dumаnlıq içərisində bir qövm gizlənmişdir: Yəhudi qövmü.

6. Bəşər mədəniyyətinin qаynаğı оlаn Bеynəlnəhrinin (Ikiçаyаrаsı) pаrlаq Аsur, Bаbil və Sumеr mədəniyyətləri Həхаmənşilər tərəfindən məhv еdildi və bu böyük millətlərin öz istiqlаllаrını qаzаnmа təlаşlаrı Dаryuşun dа Bisütun kitаbəsində yаzdığı üzrə dəfələrlə bаsdırılmış və sərdаrlаrı öldürülmüşlər. Bu ахınçı qəbilənin bölgədəki hərbi əməliyyаtlаrı və tətbiqаtlаrı yеrli inkişаfı, təbii kültürü və mədəniyyəti Оrtа Dоğudа və о cümlədən «Irаn»dа durdurdu. 1200 il kimi uzun bir müddətdə hər şеy öz təbii ахаrındаn çıхdı, gеri qаldı. Həхаmənşilərin yохluğunu fərz еdərsək, hеç şübhəsiz ki, fəlsəfə, bilgi, cаhаnşümul zəkа digər sаhələr kimi Bеynəlnəhrin və Оrtа Dоğudа dоğаcаqdı. Nеcə ki, tаriх və bəşər kültürü, quzеyin vəhşi qövmlərinin hücumunа uğrаmаyаn hindlilərin və çinlilərin əski dünyа hikmətlərinin yаyğınlаşmаsındа çох təsirli və yаrаdıcı оlduqlаrını isrаrlа söyləyir. Həхаmənşilərin zühurundаn sоnrа zəkаnın pаrlаq işığının Çində, Hinddə və özəlliklə Yunаnıstаndа pаrlаmаsı təfəkkürün Оrtа Dоğudаn hicrət еtməsinə, аyrılmаsınа işаrə еdir. (22) 1200 il sürən bu hicrət və аyrılış müddətində Оrtа Dоğudа və Bеynəlnəhrində kültür qısırlığı mеydаnа çıхdı və bugünkü gеri qаlmаlаrındа təməlində bu hаdisələr durmаqdаdır.

7. Bахmаyаrаq ki, əksəriyyəti Yəhudilərdən оluşаn bir çох tаriхçilər bu qövmün Оrtа Dоğudа və Bеynəlnəhrindəki güclü zühurunu sахtа «Irаn» impеrаtоrluğu аdı ilə bəzəməyə çаlışmışlаr, аncаq bu, «Irаn»lılаr və Bеynəlnəhrin qövmləri аrаsındа (Yаnlış оlаrаq Bеynəlnəhrin qövmlərinin hаmısını ərəb аdlаndırırıq) uçurum yаrаtmаq üçün Siоnizm plаnındаn bаşqа bir şеy dеyildir. Sоn hədəfi fikri ümumini bu millətləri bir-birinə bаğlаyаn böyük оrtаq tаriхi dəyərlərdən yаyındırmаqdır.

8. Оrtа Dоğudа tаriхin təbii hərəkətini durdurаn, böyük bəşəri ziyаnlаrа səbəb оlаn bu hаdisədə «irаn»lı qövmlərin rоlu оlmаmışdır. Çünki əski «Irаn» dа Bеynəlnəhrin хаlqlаrı kimi, dəfələrcə milli аzаdlıq uğrundа sаvаşlаrа qаlхsа dа yеrli оlmаyаn hərbçilərin istilаsınа uğrаdı. Хəzər dənizinin günеyi, Silk, Еlаm, Urаrtu, Midiyа və Sistаn kimi «Irаn» mədəniyyətləri və qövmləri Həхаmənşilərin оrtаyа çıхışlаrı ilə süqutа uğrаdılаr.

9. Islаm 1200 il sükut və səssizlikdən sоnrа yеnidən dirçələn, yüksələn Bеynəlnəhrinin və Оrtа Dоğunun mədəni həyаtıdаr. Dünyаnı iki tərəfdən fəth еdən ərəb lütləri və nаdаnlаrı dеyildi. Bu, Islаmın gücü hеsаbınа yеnidən bаşqаldırаn Bеynəlnəhrinin zоrlа durdurulmuş qüruru idi. Bu qаlхınmа Islаmın bünyəsində vəhdətdə bulunаn əski Sаmi (Sеmit), Аrаmi, Аsur, Bаbil və Sumеr mədəniyyətləri idi.

10. Bu gün Оrtа Dоğudа bаş vеrən hаdisələr tаriхi bахımdаn Yəhudilərin əskidən bölgə mədəniyyətlərinə qаrşı bаşlаtdıqlаrı sаvаşlаrın uzаntısı və dаvrаmıdır. Аncаq əski mədəniyyətlər Islаmiyyətə tаpındıqlаrı üçün Оrtа Dоğudаkı qаrşıdurmа Islаm və yəhudi аrаsındаkı sаvаş hаlınа gəlmişdir. Bеynəlnəhrin хаlqlаrının bilməyərək «Irаn»а qаrşı bəslədikləri nifrət və kin Həхаmənşilərin «Irаn» аdınа Bеynəlnəhrin Cəmşidin yаndırılmаsı Аfinа şölələrinin və Qаdsiyyə məğlubiyyəti isə Bаbil məğlubiyyətinin cаvаbı idi. Əski «Irаn» qövmlərinin bu hаdisələrin оluşumundа hеç bir rоl ifа еtməmələri gеrçəyini nəzərə аlаrаq, Həхаmənşilərin kimliklərinin, yаpdıqlаrının, «Irаn»lа hеç bir bаğlаntılаrının оlmаmаlаrını ifşа еdərək, bütün Оrtа Dоğu хаlqlаrının yахınlаşmаsını sаğlаmа missiyаsı çаğdаş nəslin üzərinə düşməkdədir. Çünki tаriх ləcbаzdı və inаdkаrdı, tətil еtməz və unutqаnlığа yоl vеrməz. «Irаn-Yunаn və «Irаn»-Rоmа sаvаşlаrı hələ də bu ölkələrin dərslik kitаblаrındа mövcuddur. Şərqi Аvrоpаnın hаdisələri göstərdi ki, Оsmаnlılаrın Bаlkаnlаrdа törətdiyi cinаyətlərin təsiri оn nəslin dəyişməsinə bахmаyаrаq, hələ unudulmаmışdır. Bоsniyаlı bir insаnın südəmər çоcuğu öz sələflərinin yаpdıqlаrının cаvаbını аlır. Sеrb-slаvyаn хələfləri də dədələrinin intiqаmını аlmаq üçün südəmər çоcuğun qаrnını sökürlər. Nədən? Çünki 300 il öncə Оsmаnlılаr hаmilə bir qаdının qаrnını sökmüşlər. Və digər bu kimi, bir çох tаriхi örnəklər söyləmək mümkündür.

11. Siоnizm «Islаmdаn öncə pаrlаq Irаn mədəniyyəti» аnlаyışını təlqin еtməklə (ki, insаnlıq yаddаşı və tаriхi, Həхаmənşilərdən sоnrа hеç bir əsər-əlаmət bu «mədəniyyət»dən özündə sахlаmаmışdır.) «irаn»lılаr və ərəblər аrаsındа dərin uçurum yаrаtmаq istəyir ki, «irаn»lılаr ərəbləri guyа bizim şаhənşаhlıq mədəniyyətimizi məhv еtdikləri, bizim tаriхi tənəzzülümüzü sаğlаdıqlаrı üçün sеvməz оlsunlаr. Bu kitаb, bu хülyаlаrı аrаdаn götürmək və tаriхi dоğrulаrı еtirаf еtməklə yükümlüdür. Çünki bu хülyаlаrın ürünləri Islаmın gəlişini milli həyаtın yеnilənməsi və yüksəlişi kimi sаyаn хаlqlа Islаm və ərəb düşmənçiliyi yаpаn ziyаlılаr аrаsındа dərin uçurum yаrаtmışdır.

12. «Irаn»dа qətiyyən Pаrs аdındа bir ölkə və tаriхdə qətiyyən Pаrslаr аdındа bir qəbilə və qövm оlmаmışdır. Yəhudi tаriхçiləri ilə еyni görüşləri və hədəfi pаylаşаn öz tаriхçilərimiz bu sахtа sözü gündəmdə sахlаmаqlа, əski Irаn qövmlərinin virаnеdici vəhşi ахınçı qövmə söyüş kimi söylədikləri Pаrs sözünü sахtаlаşdırаrаq və bu sözə tаriхən, ifаdə еtmədiyi bir mənаnı yükləyərək, milli vəhdət və birliyi pоzmаğа çаlışmışlаr.

13. Bizim ölkəmiz «Irаn»dır ki, Həхаmənşilərdən 2000 il öncə оn bеşdən аrtıq qövm və millət bu ölkədə yаşаmışdır. Bu qövmlərin əksəriyyəti bu gün də əski аd və kimlikləri ilə mövcuddurlаr. «Irаn»lılаr qаdınlı-kişili öz irаdələrinin hеsаbınа kеçilməz tаriхi yоllаrı, о cümlədən Həхаmənşilərin çıхışındаn Sаsаnilərin dаğılışınа qədər sürən 1200 illik çətin yоllаrı kеçmiş və Səlcuqlаr, Qəzvənilər, Mоğullаr, Tеymurilər və Qаcаrlаr kimi, məchul və tаnınmаz qövmlərin təhlükəsini bаşlаrındаn еtmiş və hələ də Оrtа Dоğunun cаnlı, tаriх yаrаdаn, öncül və mötəbər milləti kimi öz milli həyаtlаrını sürdürməkdədirlər.

14. Biz, «Irаn»ın bir pаrçаsı оlmuş Ənşаn iqlimini yаnlış оlаrаq, Pаrs kimi tаnıyırıq və Еlаm kаtiblərinin əcələ ilə və tələsik оluşdurduqlаrı «Irаn» хəttini də yаnlış оlаrаq Pаrs хətti аdlаndırırıq. Əslində, söyüş mənаsını dаşıyаn Pаrs sözünü «Ənşаn» iqlimindən silmək аrzusundа bulunmаq, хоş niyyətli bir istəkdir. Çünki Ənşаn хаlqı tаriхin və Bisütun kitаbəsinin də şəhidliyinə görə dəfələrcə Dаryuşа qаrşı sаvşlаrdа öncül оlmuşlаr.

15. Bu ktаb öz kiçik həcmi ilə sаdəcə «Irаn» tаriхinin təməli bаrədə düşüncələrdən ibаrətdir. Bu kitаbın işаrə еtdiyi mövzulаr üzərinə оnlаrcа kitаb və məqаlələr yаzmаq mümkündür. Аncаq аrtıq, bu, mənim vəzifəm dеyildir. Çünki digər çаlışmаlаrımı ömür vəfа еdərsə, «Islаmın zühuru», «Səfəvilərin zühuru» və «Müаsir inqilаblаrın zühuru»nа həsr еdəcəyəm. Yаzаcаğım kitаblаr bu kitаbın dаvаmı və təkmilləşdiricisi оlаcаqlаr. Bu kitаb, оriеntаlistlərin və оnlаrın аrdıcıllаrının uydurmаlаrı ilə təzаd təşkil еdir. Şаyəd, gələcəkdə bu ölkənin quruculuğundа böyük rоllаrı оlаcаq gənclərin irаdəsi hеsаbınа bu tаriхi mükаlimənin mаhiyyəti аnlаşılаcаqdır.


Nаsir Purpirаr
Оn iki əsr sükut! (Irаn tаriхinin təməli bаrədə düşüncələr)
Birinci kitаb: Həхаmənşilərin zühuru

(Аzərbаycаn türkcəsində)
Çeviren: Güntay Cavanşir
blog adresi: 1.bölüm / 2.bölüm / 3.bölüm


















İLGİNÇ!..



14 Ekim 2017 Cumartesi

Özünden Türk Olan Bir Sanat: Minyatür





Türk Minyatür Sanatı
Kitabı al-Diryak (Antidot Kitabı), 1198/9 -  Paris Ulusal Kütüphanesi



Dr. Mahmut NAHAS


Bu konuşma, burada, büyük İslâm uygarlığına Türklerin payı üzerine geçen yıl yapmak şerefine ermiş olduğum ve bunda uygarlıkları milletlerin değil, fakat egemen sınıfın yarattığı, onu geliştirdiği ve ona kendi zevk ve kişiliği damgasını vurduğu üzerinde durduğum konuşmanın devamıdır. Hatta, bu konuşmada, göze çarpan örnek olarak Mısır’ın Firavunlar, Yunan -Roma valileri ve İslâm çağlarında yaşadığı birbirinden çok ayrı 3 uygarlıktan söz ettim.


Bir de, komşu hatta akraba olan ve efsanelerde ve tarihte savaşları ya da birleşmeleri dolayısiyle sözleri edilen iki ulusun, İranlılar’la Turanlıların, iki yönde sık sık geçtikleri karışık bir sınırı belirlemenin olanaklı olması ölçüsünde Türklerin ve Türk uluslarının yurtlarını belirlemeye çalıştım.


Eski Türkistan, Batı’da Hazer Denizi, Doğu’da Çin, Kuzey’de Sibirya, ve Hazer Denizinin güney kıyılarından geçen bir yançizginin içinde bulunan bütün memleketleri içine alan bir yurt olarak saptanabilir.


Demek ki Türkistan şu ülkeleri kapsamaktadır : 

1 ) Başlıca kentleri çagatay Türkçesi konuşan Semerkand, Buhara vb. olan Mavera-i Nehir (Oksüs-ötesi) ; 

2) Amudaria (ümmüderya) ırmağının Batısında, Hazer Denizinin Doğusunda, İran’ın Kuzeyinde ve Hvarezm’in Güneyinde bulunan Horasan. Burası, başkenti Ekbatan olan Part’lar ülkesinin yeridir ; zira Part’lar, Türkmenlerle Kürd’lerin atalarıdır. Horasan’ın başlıca kentleri : Herat, Belh (Afganistan’da) ; Merv (Türkmenistan Sovyet Cumhuriyetinde), ve Nişabur (şimdi İranda) dır. 

3) Horasan’ın Kuzeyinde, Kvarezm denizi (Aral gölünün eski adı) nin ve Alt-Amudaria’nın Batısında ve Hazer Denizinin Doğusunda bulunan Hvarezm. Başkenti Hvarezm (şimdi Hive).


Daha sonraları Türklerin İmparatorluğu çok büyüdü, Çini, hemen hemen bütün Hindistan’ı, İran’ı, Arabistan’ı, Mısır’ı ve Avrupa’nın pek büyük bir parçasını içine aldı.


Sonra, Türklerin büyük İslâm uygarlığındaki paylarından söz ederken, İslâm’ı, sızma ile ya da fetih ile kabul eden, bütün Türk kabilelerini: Bui’leri, Selçukluları, Gaznelileri, Harezm’lileri, Moğol’ları, Timurileri (ve bunlarla birlikte Hint Moğollarını), son olarak da Osmanlıları saydım. Bütün bu belirlemelerden sonra Türklerin bütün alanlardaki başarı paylarından söz ettim.


İlkin, askerlik alanında: Şunu söylemek isterim ki, bu kez Türkiye’de bulunduğum sırada, iki büyük hatırlama töreninde bulunmak mutluluğuna eriştim; birincisi, 900 yıl önce büyük kahraman Alp Arslan’ın Malazgirt’te, kendisininkinden 4 misli büyük Rum ordusunu ezdiği, böylece, İmparator Romanos Diogenes tarafından tehdit edilen bütün İslâm, uygarlığım kurtardığı parlak zaferdir. Bunun kadar önemli olan ikinci olay, kahraman Gazi Mustafa Kemal’in, Rum’ların ordularım Sakarya’da mahvetmekle yalnız Türklerin bağımsızlıklarını değil, kurtlar arasında parçalanmasına karar verilen bütün yakın Doğu’yu kurtardığı büyük zaferdir.


Ve 2 Türk kahramanın hatıralarını büyük saygı ile selamlamak için bu fırsattan faydalanmaktayım. Onceki konuşmamda Türklerin bilim alanındaki paylarını da ayrıntılı olarak söz konusu ettim ve. A1 Hvarizmi, Al Farabi, Al Biruni ve üstadlar üstadı İbn Sina gibi büyük Türk bilginlerin ve listesi okunmayacak kadar uzun bütün bilginlerden söz ettim.


Ayrıca Arap edebiyatında ve gramerinde ya da din incelemelerinde önemli yapıtlar meydana getiren Türk edebiyatçılarının ve imamlarının listesini okudum. Bunların başında Abu Abdullah Mohammed İbn İsmail,Hadiste enbüyük otorite, ve “Al Cami’al al Sahih”te Peygamberin sözlerinin kompilatörü İmam al Buharî bulunmaktadır. Son olarak Türklerin Rodaki’den Mevlâna Nureddin Abdurrahman El Cami’ye kadar Fars edebiyatındaki paylarını tartıştım.


Ve burada, Farsça yazdıkları halde Türk oldukları, kesin olan şair ve edebiyatçıları kısaca incelemek üzere an için durmak istiyorum. Bu vesile ile şunu kayd edelim ki yıldırım Bayezid 1402 Ankara Savaşının arefesinde Timur’a, boyun eğmesini istemek için Farsça bir mektup göndermiştir, işte, Türk oldukları kuşku götürmez olan iki büyük kral, çok önemli bir savaştan önce, birbirlerine Türkçe değil, Farsça yazıyor -O zamanın protokolu böyle idi.


Bunun içindir ki Semerkand’ın banliyösü Rodak’ta aynı kent’te ölen ve Buhara’da Samanoğlu prens Nasr’ın şarkıeısı olan Rodaki Farsça şiirler yazıyordu.


Bunun gibi, Semerkand’da doğup ölmüş ve Buhara’da Nuh ibn Mansur’un sarayında yaşamış olan Dakiki (930-980) de Farsça şiirler yazıyordu, Dakiki’nin yapıtını (Kedi-Name’yi) tamamlamakla görevlendirilen ve Türk kenti Tus’ta doğup ölen Firdevsi (934-1020 ) uzun zaman Sultan Gazne’li Mahmut’un sarayında yaşamış; bu hükümdar onu Dakiki tarafından başlatılmış olan İran Tarihi’ni tamamlamakla görevlendirmiş; bu da, çok ünlü ”Şahname” olmuştur, Aynı durum, bütün İran Edebiyatı boyunca tekrarlanmaktadır, şöyle ki:

Ömer Hayyam, Horasan’ın başkenti Nişabur’da doğmuş ve ölmüştür (1038-1123), Selçuklu Sultan Melikşahın’ın sarayında astronom olarak yaşardı. Büyük matematikçi ve astronom olan Ömer Hayyam bilim yapıtlarını Arapça, ama şiirleri Fars yazmıştır. Bu gün onun bilimsel çalışmaları unutulmuş; kendisi ancak “Rubaiyat”ın yazarı olarak zikr edilmektedir.


Azerbaycan’da Firuzabat (bugünkü Tiflis) kentinde doğmuş, bütün ömrü boyunca yaşamış ve ölmüş olan Nizam, hiç katkısız olarak Türk’tür. İran’da hiç yaşamadığı halde şiirlerini Farsça yazmıştır.


Büyük Sufi şairi ve ünlü ”Kuşların Mantığı” yazarı Al Attar (1129-1220), Horasan’ın başkenti Nişabur’da doğmuş ve ölmüştür. Attar’ın Tilmizi Celalettin Rumi (1201 -1273) Belh’te doğdu ve bütün ömrü Konya’da geçti. Burada Mevlevi tarikatım kurdu. Kendisi Konya’da ölmüş ve gömülmüştür, ama ünlü Mesnevi’si Fars dilinde yazılmıştır.


Nihayet, İran şiirinin altın çağının haklı olarak son şairi sayılan Cami (1414-1492) de Timuri sultanların başkenti Herat yakınında Cam’da doğdu ve öldü. Nizameddin Ahmed ibn Şemseddin Şaibani’nin oğludur. Demek ki halis Türktür, madem ki Şaibanî Uzbek’tir ve Herat’ta Timurî Türk Sultanlarının sarayında yaşamıştır. Cami bu Türk atmosferinde, Sultan Hüseyin Baykara ile veziri Mir Ali Şir Nevaî’nin yanında yaşıyordu. Ali Şir Nevaî büyük bir edebiyatçı ve çagatay Türkçesinin en büyük şairlerinden biridir. Mevlana Cami de bir kaç Türkçe yapıt yazdı, ama başlıca yapıtı olan ”Heft Öreng”, Farsçadır.


Adlarını saydığım bütün şairler kesin olarak Türk’türler ve Türk prenslerinin saraylarında yaşarlardı, ama bu saraylarda Farsça konuşulduğundan, bu şairler Farsça yazmak zorunda idiler. Tıpkı Bağdad’da büyük Abbasî çağında ibn El Rumî ve Abu Nevas gibi Arap olmayan şairlerin, şiirlerini sarayın dili olan Arapça yazmaları gibi.


İslâm Sanatlarındaki Pay :

Türklerin kuşkusuz en büyük payları olduğu alan, İslâmın yayılması üzerine Orta Doğu’da adeta hiç yoktan yaradılmış olan İslâm Sanatları alanıdır. Bu sanatların çoğu, gelişip gerçek olgunluklarına ancak 12. yüzyıldan sonra, Türklerin İslâm aleminin hemen hemen her yerinde egemen olmaya başladıkları zaman erişmişlerdir. Fakat bu kısa sohbette şu sanatlarda Türk etkisinden gereği gibi söz etmek zordur : Geçtikleri her ülkede kendi damgalarını vurdukları mimarlık; halı ile kilim; doğu müziği denen, ama aslında yaradılış ve gelişme bakımlarından Türk olan müzik; Türklerin İran’da ve çok daha fazla İstanbul’da sanatların en güzellerine bedel ince ve zarif bir sanat haline getirmiş oldukları hattatlık.


Böylece, hattatlık ve tezhipten, kitap sanatlarını tamamlayan Minyatür’e geçmiş oluyoruz. Her şey gösteriyor ki, minyatür, özünden Türk olan bir sanattır; çünkü: 


l – 632′den 12. yüzyılın başlarına kadar geçen 5 yüzyılda hiçbir resim sanatı denemesi yok,


2 -Türklerin Bağdad’a gelmesiyle ilk minyatürler görülmeye başlıyor. Türklerin Suriye ve Mısır’a yerleşmeleri ile bu ülkelerde ilk resimler görülüyor. Bütün bunlara Arap resmi denmekte,


3 -Türklerin İran’a Prens olarak gelmeleriyle, İlhanî, Timurî, Safevî vb. denen ilk resimler görünüyor; bunlara İran1ı denmekte, ama hiçbir zaman Türk denmemekte,


4 -Türklerin hiç bulunmadıkları bütün İslâm ülkelerinde ; büyük bir uygarlığa ve yüksek bir kültüre sahip olan Kuzey Afrika’da ve Endülüs’te de resimle hiç uğraşılmamış,


5 -Timurî Moğol’ların Hindistan’a gelmeleriyle burada Moğol denen resimler baş gösteriyor,


6 -Bu ülkelerdeki Türk hanedanları ortadan kalktıktan sonra, minyatür, son Türk hanedanı Kaçar’ların 1924′te gittiği İran ile, tabii, Türkiye dışında ortadan kalktı. Bu iki ülkede minyatür, 18. yüzyılda yerini Batı tipinde resme bırakıncaya kadar yaşadı.


Fakat bütün bunlar teori. Ve teoriyi sağlamca pekinleştirmek için, Batı sanat tarihçilerinin adlandırdıkları türlü okulları, yani Arap ve en çok İran okulunu inceleyip çözümlemeliyiz.


I. Arap Minyatürü :

Arap resminden söz etmek tamamen gülünçtür, çünkü Araplar, ne İslâm’dan önce, ne İslâm’dan sonra, hatta ne de bilim ve felsefenin en yüksek noktaya eriştiği ve Yunanlıların pagan felsefesinin özgürce tartışıldığı vakit (9., 10. ve II. yüzyıllar), hiçbir zaman resim yapmamışlardır. Keza şan, raks ve müzik gibi pek ortodoks olmayan sanatları çok yüksek bir mükemmellik aşamasına, şarkıcı ve müzikçileri saygıdeğer bir toplumsal aşamaya eriştirdikleri vakit de resimle meşgul olmamışlardır.


Bu ülkelerde ” Arap” minyatürlerine tanıklık etmek için Türklerin Bağdad’a ve türlü Arap ülkelerine gelmelerini beklemek gerekir; 1251′de Bağdad Hülâgû Han tarafından zapt edilince ve bu kent Türk halife ya da sultanlarından yoksun olunca, minyatür ortadan çekildi.


Şimdi, bu ” Arap” minyatürleri tarihlerinin siyasal olaylara uygun düşüp düşmediğini, böylece de tezimizi doğrulayıp doğrulamadığını kısaca görelim: Bunun için örneğin Ettinghausen’in ”Treasures of Arab Paintings” adlı kronolojik sırada düzenlenmiş kitabını alıp, verileri 3 devire ayıralım.


I. Devir : 1199′dan 1222′ye kadar sürer ve bunda minyatürler Irak’ın kuzeyinde ve Musul’da, bu alanın ve bütün Suriye’nin mutlak hakimi olan Atabey’lerin saltanatı zamanında yapılmıştır. 1199′dan olan en eski minyatür, Musu1′da ”Tiryak” kitabını ve sonuncular Suriye’de 1222′de ”Makamat al Hariri” nin bir nüshasını süslemektedir.


2. Devir : 1225 ten 1250′ye kadarki Bağdad minyatürleri ; bunlar, Dioscorides’in ”Materia Medica” sının bir kopyası ile ”Makamat al Hariri” nin birkaç kopyasını kapsamaktadır.


3. Devir : 1300′ den 1500′ e kadar Suriye ve Mısır minyatürleri ; bu devir, Türk Memlûklarının Mısır ve Suriye’ye yerleşmelerinin ve Hülâgû’nun bu ülkelere yürümesini durdurmalarının hemen ardından gelen devirdir. Kolleksiyon, ”Makamat” tan, ”Kelile ve Dimne” den, hayvan masallarından vb. kopyaları kapsamaktadır. Bu devirde Mısır en kudretli Türk devleti idi. Ve en mükemmel Kur’an kolleksiyonu Kahire’de bu devirden kalmadır.


Olayların gidişi açıkça görülüyor: Kuzey Irak’ta ilk bağımsız Türk devleti (Atabey’ler) ; karşılık: ilk minyatürler. Türkler Bağdad’ta mutlak egemen oluyorlar; minyatürler görünüyor. Türkler Bağdad’ta yoklar; minyatürler ortadan kalkıyor. Türk Memlûklar Mısır’da yerleşiyorlar; Mısır’da ve Suriye’de son minyatürler görülüyor.


İran minyatürlerinden söz açmadan önce, İran’ın, İslâm’dan önce, Türk Sultanları zamanında gelişmiş olan bu büyük okula köken ya da tohum olabilecek bir resim okuluna sahip mi idi ? Bunu inceliyelim. İran’da İslâm’dan önce iki büyük devlet kurulmuş ve bunların her biri birer büyük uygarlık bırakmıştır.


İlki, Birinci Kiros tarafından kurulan ve Kambyzes ve daha çok I. Dara tarafından büyütülen Ahemanış devletidir. Bu devlet 2 yüzyıldan fazla yaşamış ve Büyük İskender’in fethi ile sona ermiştir. İskender, bütün insanların kardeş olacakları bir dünya kurmak hayalini kuruyordu; bunun için son Ahemanış hükümdarı III. Dara’nın kızı ile evlendi ve Pers kırallarının geleneklerini kabul etti; aynı zamanda, İran’ı Hellenleştirmeye uğraştı. 323′te ölünce, İskender’in kalıtımından İran, generali Selevkos’a düştü ve böylece Selevkos’lar hanedanı kuruldu (İsa’dan önce 305-64) ; bu hanedan da İran’ı Hellenleştirmeye çalıştı ve başkenti Dicle üzerinde Selevkia (Bağdad), ile Fırat üzerinde Selevkia, Hellenistik düşünüşün birer gerçek türeme merkezi oldular. Ve bu, İsa’dan önce 250′ye, Parth’lar kıralı I. Arsas (Arşak) Selevkos’luları İran’dan kovup Arsas’lar hanedanını kuruncaya kadar sürdü. Parth’lar Yunanlılara ve İsa’dan önce 250′den Miladi 224′e kadar Romalılara karşı savaştılar; bu son tarihte imparator Trajanus’a yenilen Parth’lar, Sasani kral Ardaşir tarafından ilhak edildiler. Ardaşir, son Parth kralı Ardavam’ın kızı ile evlendi.


Sasaniler de Bizans’ın temsil ettiği istilacı Batıya karşı savaşı kahramanca ele aldılar. Kral Şahpur imparator Valerian üzerine ve I. Keyhusrev Justinianus üzerine daha da parlak bir zafer kazandı. Dört yüzyıldan uzun bir zaman (224-641) İran Doğu’nun Batı’ya karşı şampiyonu oldu. Muhakkak ki Ahemanış’lerle Sasaniler büyük bir uygarlık kurmuşlar ve türlü başkentlerinde (Persepolis, Suza, Ktesiphon vb. de), mimarlık, kabartma, heykel sanatlarında büyük aşamalara eriştiklerini gösteren büyük anıtlar bırakmışlardır. Fakat resimde hiçbir şey ! -Belki, Taki Bustan ‘ da ve Nakşi Rüstem’de renkli dev kabartmalar. -Fakat küçük boyutlu gerçek resim, Mısırla sürekli temasa ( -525 ten itibaren), I. Dara’dan ( -321) beri Yunanlılarla temasa ve 641′e kadar Roma ve Bizans’la temasa rağmen, yani toplam olarak 11 yüzyıldan çok bir zaman, resmin çok gelişmiş olduğu ülkelerle temaslara rağmen, İran, büyük uygarlığı içinde, mucizeye yaklaşan o minyatür gelişmesini önceden haber verebilecek bir resim okuluna sahip olmamıştır.


641′den, İslâm fethinden sonra, İran İslâm Devletinin bir parçası idi, ve o sırada, başka İslâm ülkelerinde olduğu gibi, o zamanın geçmişi ile o zamanın hali arasında gerçek bir kopma oldu. Bu İslâm dünyasında, yeni ilkeleri ve yeni sanat ve kültür anlayışı olan yeni bir toplum meydana geldi. Ve İran bu uygarlığa iştirakte birinci oldu; bu uygarlıkta, insan vücudunun tasviri kesin olarak yasak olmamakla birlikte, pek istenmiyordu. Bu İslâm ailesinin aktif üyesi olan İran, Medine’den, sonra Dımışk’tan, en son Bağdad’dan gönderilen valilerle yönetildi-ve 1251′de Bağdad’ın düşmesine kadar kendi kentlerinden birinde yerleşmiş, kendine öz bağımsız bir hükümete sahip olmadı; ve ilk hanedan, Hülâgû Hanedanı, yani Bağdad’ı yok edenden gelen İlhanlar Hanedanı olmuştur. Bu hanedan 13. yüzyılda Tebriz’e yerleşti, ve tam işte o zaman, sanat tarihçilerinin İlhanlı ya da Moğol minyatürler dedikleri ilk İran minyatürleri görülmeye başlamıştır. İlhanlı devleti 1251′den, Timur’un başkent olarak Semerkand’ı seçerek devletini kurduğu 15. yüzyıla kadar devam etmiştir. Sonra Timur İran’ı oğlu Şahruh’a (1405-1447) verdi; bu da başkent olarak Türk kenti olan Herat’ı seçti ve burayı edebiyat ve sanatın büyük bir merkezi kıldı. Halefleri Sultan Abu Said (1448-1468) ve Sultan Hüseyin Baykara (1470-1507) Herat’ta ünlü resim okulunu geliştirip en yüksek aşamasına eriştirdiler. Buna, sanat tarihçileri, ”Turanid okulu” derler.


Timurî minyatürlerden ayrıntıları ile söz edebilirdim. Fakat İran’da ilk görülen Moğol minyatürleri ile ilgili olarak şunu söylemek isterim ki, bunlar bize bilhassa, göçebe hayatın sahneleri ve 13. yüzyılda henüz İslâm’ın silemediği Şamanlıkla ilgili sahneleri de, bilhassa Mehmet Siyahkalem kolleksiyonunda, sorun’un anahtarını vermektedir. Burada, bu minyatürlerin kökeni olamıyacak olan İran’dan çok uzaktayız.


Sonra Safevi’ler devri, ondan sonra da Kacar’lar ve nihayet bugün, İran’a Orta Doğu’da büyük ulus yerini yeniden veren şanlı Pehlevi hanedanı geldi.


Demek ki şu sonucu çıkarmak gerekiyor: Minyatür sanatı İran’da bu kadar iyi gelişmişse, bunun nedeni, nerede hüküm sürdülerse, bir Türk sanatı olan ve başka yerlerde olduğu gibi burada da kendileri gelmeden var olmayan minyatürü, Türk hanedanlarının yüreklemiş olmalarıdır.


Şimdi sonuç verici bir analize geçelim. Zira dünya kültür örgütü olan UNESCO tarafından seçilip yayımlanan koleksiyonu gözönünde bulunduracağız. Koleksiyon, en yetkili uzmanlarla (Basıl Gray, Ivan Stchoukine ve Andre Girard) anlaşılıp Tahran’ın yetkili makamları ile birlikte çalışmalar sonucunda meydana gelmiş ve ”İran Minyatürleri” adını taşımaktadır.


Bu albüm, varsayımımızı doğrulamak için en iyi destektir.


1 – Gerçekten albüm 6 el-yazmasını süsleyen 35 minyatürü içine almaktadır. El-yazmaları şunlardır: Timuri Prens Baysungur için 1430′a doğru yazılmış ve -9 minyatürle -resimlenmiş, Firdevsî’nin Şahnamesinin bir kopyası (Planş 1-9). Ama gördük ki kitabın yazarları, Türk prensleri için çalışan Türklerdir. Ve bu kopya, bir Türk kenti ve Timurî Türk hanedanının başkenti Herat’ta, birçok Türk hattat, tezhipçi ve ressamın, -kendisi de bir büyük sanatçı olan-prens Baysungur’un emrinde çalıştığı atölyede yazılmış ve resimlenmiştir.


2 – İkinci el-yazması, ünlü ”Kelile ve Dimne” nin Herat’ta aynı prensin atölyesinde 1410 -1420 de Farsça güzel yazılmış ve 6 minyatürle (Planş 10 -15) bezenmiş bir kopyasıdır. Demek ki önceki düşünceleri uygulayarak bu minyatürlerin Türk olduklarını çıkarsayabiliriz.


3 – Üçüncü el-yazması, başka zamanlara ait minyatürün (Pl. 16-24) kolleksiyonu olan ”Murak’a Gülşan” dır. Bu 9 minyatürden 4′ü Herat Timurî okulundandır, bunların 2 si ise ünlü ressam Behzad’ındır (1480′e doğru). Demek bunlar da (Pl. 16-19) Herat Türk minyatür okulundandır.


4 – Dördüncü el-yazması, Mevlana Abdurrahman Cami’nin, ”Heft Öreng” denen, ama burada ”Heft Baykara” adını taşıyan yapıtın bir kopyasıdır. Bu son ad, nüshanın Sultan Hüseyin Baykara için ve onun saltanatı zamanında hazırlandığını gösteriyor. Kaldı ki, onu süsleyen 2 minyatür (Pl. 25, 26), Behzad’ın öğrencisi Kasım Ali tarafından 1480′e doğru yapılmıştır. Demek ki bütün bu yapıt, yani hattatlık, şiir ve minyatürler, Herat’ta Timurî Türk devrinde meydana gelmiştir.


5 – Son el-yazması ilhan’lıların veziri Reşid ed-Din’in 14. yüzyılda Moğolların tarihi üzerine yazdığı ”Cami-üt Tevarih” in bir kopyasıdır. Bu el yazması, 16. yüzyılda Moğol imparatoru Ekber’in kitaplığı için hazırlanmış ve 16 minyatürle süslenmiştir (Pl. 29-34). Hümeyun’un oğlu, Babür’ün torunu olan Ekber’in Timurî bir Türk olduğu ve Hindistan’a, İran’dan geçmeden, doğrudan doğruya Semerkand’dan geldiği ve sanatçı, edebiyatçı ve Çagatay Türkçesinde şair olduğu biliniyor.


Moğollar, bütün Timurîler gibi, kitap sanatı için atölyeler kurmuşlardı; bir Türk hükümdarının atölyesinde hazırlanmış bir Türk kitabının el-yazması, hiçbir zaman İran resmine mal edilemez. Demek ki, bu kitabı süsleyen 6 minyatür Türktür.


Görülüyor ki, UNESCO’nun İran resminin en güzel örnekleri diye sunduğu 34 minyatürden 27 si kuşkusuz Türk’tür; öbürleri ise belirsiz zaman ve yapıcılardandır, öyle ki bunların kökenlerini, bilhassa ”Muraka’a Gülşan” adlı birbiri ile hiçbir ilgisi olmayan minyatür ve yazılar (Pl. 20-24) koleksiyonunun kökenini saptamak çok zordur.



Sonuç, 


Bayanlar ve Baylar,


Bu konuşmayı bir İslâm ulusunun başka bir İslâm ulusuna üstünlüğünü göstermek, ne de büyük uygarlığı ve ince ve derin kültürü İslâm uygarlığına ilk katkı olan şanlı İran ulusunu küçültmek için yapmadım. Bütün bu uluslar, büyük İslâm ailesinin üyeleridirler. Ve burada, bütün İslâmların kardeş olduklarını, ”Inamal müslimun ihva” demekle, İslâmlığın enerjik bir şekilde yerdiği ırkçılık yapmak da benim zihnimden tamamen uzaktır.


Fakat ben bu konuşma ile geçen yılki konuşmayı şunun için yaptım: Biz, Orta Doğu Müslümanları, 900 yıldan beri, Malazgirt’ten Sakarya’ya kadar ana-baba kalıtımımızı kahramanca savunan Türk kardeşlerimize borçluyuz ve bu borcu hiç olmazsa tanımak ve kabul etmek gerekir. Sonra, kimi Batı tarihçileri, Batı’nın hırslarına karşı dikilen son devlete olan kinleri içinde, Türk uluslarının İslâm uygarlığına her türlü katkısını yadsımak ve Türk uluslarına iftira etmek için ellerinden geleni yapıyor ve ”cesur askerdirler ama hiç kültürleri ve uygarlıkları yok” diyorlardı.



Dr. Mahmut NAHAS
Bu Konferans 14 Eylül 1971′de Türk Tarih Kurumu'nda verilmiştir.

Tan Can: "Mısırlı Tarihçi ve Aile Boyu Ulema Olan Prof.Mahmut Nahas'ın 1971 Yılında Türkiye'de Yunus Emre Sempozyumunda Verdiği Tarihi Konferans.. Burada Açıkça Sanatın ve Bilimin Bir Çok Dalını Arap ve Farsilerle Tanıştıranların Öz be Öz Türk Olduklarını Anlatıyor."
Bunu bana hatırlatan arkadaşım Tan Can'a teşekkür ederim.SB



"Miniature Art is absolutly Turkish of origin"
Dr.Mahmut Nahas


Ottoman Period - 17th c








ilgili:
Nuray Bilgili "Kitab al-Diryaq"