eski türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2020 Cuma

Aryanlar - Türkler




Aryanlar tarihsel dilbilimin aksine Pers dilli halklardan değildi. Aksine, antik Çin kaynaklarının karşılaştırmalı bilimsel analizine göre, Aryan dili Türk dilli uluslara aitti. MÖ 2.binyılın ortalarında güneye yapılan göçü arkeolojik olarak izini sürebiliyoruz.

Soğd dil bilimci M.Iskhakov'a göre, eski Türk yazıtlarının çok sayıda sürümleri vardı. Eski Türk yazılı anıtları sadece Orhun ve Yenisey'de değil, aynı zamanda Güney Sibirya'da, Altay Dağlarında, Yakutia'da (Sakha), Obi ve İrtiş nehri havzasında, Moğolistan'dan Yedi-su, Talas ve Fergana vadisinde, Kaşkaderya vahasında, Kazakistan bozkırlarında, İtil/Volga ve Don nehri havzasında, Kuzey Kafkasya'da, Kuban nehir havzasına, Kırım'da, Moldova, Macaristan ve Bulgaristan'da da rastlanıyordu. Bu eski Türk yazılarının Tuna havzasına kadar yayılması, antik çağın Türk tarihinde, kültürel ve sosyopolitik alanını oluşturan geniş bir bölgeye tanıklık etmektedir.

Orta Çağ döneminde, Doğu Avrupa'daki Slavların güneye ilerlemesi ile bağlantılı olarak, Türk budunları arasında nispeten küçük bir boşluk oluşturmaktaydı. Ancak İtil/Volga bölgesinde, Kuzey Kafkasya'da, Kuzeybatı Hazar Denizi bölgesinde, Kırım ve Moldova'da Türk dilli halklar bugün dahi yaşamaktadır. Son binyılda Bulgarlar (Türkleri) bölgede hâkim olan dilin etkisiyle Slav dilli oldu. Altay dil ailesinden olan Macarlar ise bugüne dek Tuna kıyılarında yaşıyor (Macar dilinin Türkçe ile bağı yaygın olarak biliniyor, ama tartışılan bir sırdır (!)). Don-Kuban'da bulunan Türk dilli yazıtlarının tanınması ve bunların Türk uluslarına atfedilmesi kesinlikle şüphe uyandırmamaktadır. Bu açıdan dilbilimci A.M Scherbak'ın görüşü önemlidir; "Don havzasında - Novoçerkassk'tan Voronej'e kadar - bulunan Türkçe yazı örnekleri Peçeneklerle ilişkilendirilebilinir." (MS 750-900)

Eski Türk yazılı eserlerinin coğrafi alanını inceleyen Prof.M.İskakov, Türk yazısının bin kilometreye yayıldığı sonucuna vardı. Avrasya bozkırlarının vadi ve vahalarında birkaç yerel sürümlerinin ortaya çıkması sonucu coğrafi olarak Türk dilli uluslar sadece Altay dağlarının, Güney Sibirya ya da Doğu Türkistan topraklarıyla sınırlandırılamazdı. Çünkü bu yazılı anıtlar eski zamanlardan kalma Türkçe konuşan kabilelerin Orta Asya'nın tüm iç bölgelerinden, doğuda Yakutia'dan (Sakha) batıdaki Tuna'ya kadar ve Kıpçakların kuzey bozkırlarından güneydeki Turan'a (Tarım havzası, Seyhun-Ceyhun nehir havzası- Tibet'e kadar) kadar otokton, yani yerlisi olduğuna işaret ediyordu.

Ne yazık ki, tarih biliminde Türk dilli uluslar, bu bölgelerde "göçmen", "fatih" ya da "istilacı" olarak gösterilmektedir. Bu görüşün bilimsel bir temeli yoktur! Gerçekte 'göç', en ama en eski tarihlerde gerçekleşmişti. Örneğin Tunç Çağı döneminde eski çiftçilerin göçü verimli topraklara olan ihtiyaçla bağlantılıdır. Ayrıca göçebe kabileler de sığır (hayvancılık) yetiştirmek için meralara ihtiyaç duyar. Bununla birlikte, bu göçlerin yaşanmış olmasıyla da 'eski zamanlarda Orta Asya'da sadece İranî dilli kabileler yaşıyordu' olgusunu da kanıtlanamaz. Türk dilli uluslar bölgenin diğer halklarıyla birlikte yanyana yaşamıştır. Bu gerçek Tunç Çağı (MÖ 3200 – MÖ 1200) dönemi sonrası arkeolojik verilerle de kanıtlanmaktadır.

A.Askarov
Aryan Sorunu; Yeni Yaklaşımlar ve Görüşler
Arkeolojik ve Yazılı Kaynaklarda Özbekistan Tarihi, 
Taşkent, 2005



ENG:

Contrary to the historical linguistics, they were not the peoples of the Iranian languages; on the contrary, according to the comparative scientific analysis of the ancient Chinese sources, the Arian language belonged to the Türkic-lingual ethnos. Their migration to the south in the middle of the 2nd millennium BC is well traced on the archeological material.

According to the information of the Sogdiologist M.Iskhakov, the ancient Turkic writing had numerous local versions. The ancient Turkic written monuments are found not only in Orkhon and Yenisei, but also in the Southern Siberia, in Mountain Altai, in Yakutia (i.e. Sakha), in the Ob and Irtysh river basins, from Mongolia to the Jeti-su, in the Talas valley, in Fergana valley, in the Kashkadarya oasis, in Kazakhstan steppes, Itil/Volga basin, in the Don river basin, in the Northern Caucasus, in the Kuban river basin, in Crimea, in Moldova, in Hungary and Bulgaria. The spread of the ancient Turkic writing to the basin of Danube testifies about a wide arena where in antiquity formed the Türkic historical, cultural, and sociopolitical space.

During the  Middle Age period, in connection with the advance of the Slavs in the Eastern Europe to the south, in the chain of Türkic ethnos formed relatively small gap, but in the Itil/Volga area, in the Northern Caucasus, in the northwestern Caspian sea area, in Crimea and Moldova, the Türkic-lingual peoples live till now. In the last millennium Bulgars, under an influence of the prevailing surrounding language, became Slavic-lingual (see the linguistic and historical analysis of P. Tzvetkov “Origin Of Bulgarians”). The Magyars, who belong to the Altai linguistic family, till now live on the banks of Danube (The Türkic component of the Hungarian language is a widely known and argued secret). A recognition of the Don - Kuban complex of written monuments as a variation of the Türkic writing does not leave any doubts of its attribution to the Türkic ethnos. In this respect is important the opinion of a known linguist A.M Scherbak, who came to a conclusion that “significant number of the Türkic writing samples found in the basin of Don, from Novocherkassk to Voronej, can be attributed as belonging to Besenyos (Badjinaks)” (750 - 900 AD).

Professor M.Ishakov, after studying the geographical area of ancient Turkic written monuments, came to a conclusion that distribution of Türkic writing along the thousand kilometers, in the valleys and oases of the Eurasian steppes, and emerging of several its local variations, cannot be geographically restricted only to the territory of the Mountain Altai, Eastern Turkestan, and Southern Siberia, because the finds of written monuments point that the Türkic-lingual tribes from the most ancient times were autochthonous population in all inner part of the Central Asia, from Yakutia in the east to Danube in the west, and from the Kipchak northern steppes to the southern Turan (Iskhakov, 2003, pp. 7-12) (Iskhakov D.M. Southeast Tatarstan: Problem of study the ethnic history of the region in the XIV-XVII centuries. / Elmet - Almetievsk. 2003 ?).

Unfortunately, in the historical science settled an opinion that Türkic-lingual tribes came there as “immigrants”, “conquerors”, “invaders”. This view has no scientific base. In reality, the migration took place in the most ancient and ancient history of our peoples. For example, during Bronze Epoch the migration of the ancient farmers was connected with a need for fertile lands, and migration of the nomadic tribes was connected with acquiring pastures for cattle.

However, these migrations did not prove that since most ancient times in the Middle Asia lived only Iranian-lingual tribes. Simultaneously, in these territories side by side also lived Türkic-lingual tribes and peoples. This historical truth is well traced on an archeological material since an Bronze Epoch.

A.Askarov
The Aryan problem: new approaches and views
History of Uzbekistan in archeological and written sources
Tashkent 2005



Academician of the Uzbekistan Academy of Sciences Prof. A.Askarov addresses the controversial subject of the Arian phenomenon in conjunction with the Türkic history. The text is a double translation from the Uzbek to Russian, and then to English. Though some inaccuracies may result from incorrectly transmitted idiosyncrasies of the terms and grammar in the double translation, the gist of the matter and the logic of the arguments are loud and clear.
N.Kisamov



Türkçesi ; SB



21 Haziran 2019 Cuma

Doğu Toros Petroglifleri: Tırşin Yaylası ve Çevresi




Kaya resimlerinin tarihlendirilmesi günümüzde de halen tartışılan sorunsallardan biridir. Bu durum, kronolojik olarak tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Genel olarak sembolizma, üslup ve kontekst üzerine yapılan tarihlendirme çalışmaları yetersiz kalmaktadır. Resmetme faaliyetinin yapıldığı alanlar ve dağılımı düşünüldüğünde, kaya resimlerinin sürekliliği ve değişkenliği göz önünde tutulmalıdır. Farklı coğrafyalarda yapılan resmetme faaliyetinin çoğu zaman benzer form ve öğeleri içerek şekilde yapılmış olması, analojik yöntemin eksik kalabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda kontekst, üslup ve tekniğe dayalı karşılaştırmalar en sık kullanılan tarihlendirme yöntemi olsa da, özellikle son yıllarda artan çalışmalarla birlikte, çeşitli tarihlendirme yöntemleri, (14) etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.



Çalışma konumuzu oluşturan Doğu Anadolu Bölgesi ve Anadolu’daki kaya resimleri şu ana dek yalnızca sembolizma ve kontekst üzerinden tarihlendirilmiştir. Van-Hakkari dağlık bölgesindeki arkeolojik çalışmaların azlığı ve buluntuların eksikliği, kaya resimlerinin değerlendirilmesini zorlaştıran diğer nedenler arasındadır. Tırşin Yaylası kaya resimleri için, Muvaffak Uyanık ve Herbert Künh, belirgin bir tarihlendirme yapmamakla birlikte; kaya resimlerinin Epipaleolitik ve Neolitik Dönem’de yapılmış olabileceğini belirtmektedirler (Uyanık, 1974, s. 102). Yakındoğu ve Anadolu’da kaya resimleri üzerine çalışmış olan E. Anati, Tırşin ve Gevaruk Yaylası’ndaki figürleri beraber değerlendirerek Neolitik, Kalkolitik, Tunç (Erken Tunç ve 2.bin yıl) ve Demir Çağı olmak üzere dört gruba ayırmıştır (Anati, 1968, s. 35).

M. Özdoğan ise, Tırşin Yaylası’nda yer alan bazı betimlerin, Göbekli Tepe’de yoğun bir şekilde görülen sembolizmaya bağlı olarak, Neolitik Dönem özellikleri taşıdığını öne sürmüştür (Özdoğan, 2000, 2004). Tırşin Yaylası’ndaki bir sirk gölü çevresinde Neolitik Dönem özellikleri taşıyan obsidyen dilgi parçalarının bulunmuş olması da bu fikri destekleyen bir kanıt olarak görülmüştür (Özdoğan, 2004, s. 298). Uyanık’ta yayladaki çalışmasında obsidyen ve çakmaktaşı alet parçaları bulduğunu belirtmiştir (Uyanık, 1974, 54-57).

Bu bağlamda, Tırşin Yaylası ve çevresinde yer alan kaya resimleri için bir kronolojik önerme yapmak oldukça zordur. Üslup ve sembolizmaya bağlı olarak, tespit ettiğimiz figürlerin en az iki döneme işaret ettiğini, büyük boyutlu gerçekçi figürlerin bölgenin erken örneklerini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Tarihöncesi dönemde yapılmaya başladığını düşündüğümüz figürlerin yanında bazı resimlerin özellikle Tunç Çağı’nda da yapılmış olması muhtemeldir. Yoğunluk olarak daha az olduğunu söyleyebileceğimiz bazı figürler ise Demir Çağı ve sonrasında yapılmış olmalıdır.

Doğu Toros Petroglifleri: Tırşin Yaylası ve Çevresi
Hale Tümer
ANADOLU ARAŞTIRMALARI, 2018, Sayı 21.pdf: 
(14) Radyokarbon, likenometri, lüminans analizleri ayrıca uranyum seri (U-series), potasyum argon gibi radyometrik ve izotopik analizler kaya resimlerini tarihlendirme amacıyla kullanılmaktadır.







Bayan Yürek - Kazakistan - Türk Kaya Resimleri

HAKKARİ





10 BİN YILLIK KAYA RESİMLERİ KAYIT ALTINA ALINDI
Milliyet, 21.10.2014

Hakkari'nin Norduz bölgesindeki Trişin Yaylası'nda bulunan ve 10 bin yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen kaya resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Merkezi Müdürü Yrd. Doç.Dr. Konyar ve ekibince fotoğraflanarak kayıt altına alındı. Konyar: "Kaya resimleri, arkeoloji literatürü ve bölgenin pristoryası için çok önemli. Kaya resimleri açısından en erken örnekler burada yer alıyor".

Hakkari'nin Norduz  bölgesindeki Trişin Yaylası'nda, 10 bin yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen  kaya resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve  arkeoloji Merkezi Müdürü Yrd. Doç.Dr. Erkan Konyar ve ekibi tarafından  fotoğraflanarak kayıt altına alındı.

İlk kez 1960 yılında bulunan ve o dönemden sonra bölgede yaşanan terör  olayları nedeniyle gidilemeyen Trişin Yaylası'ndaki kaya resimleri, bölgede  çatışmaların sona ermesiyle yeniden incelendi.

Yörede Van Müze Müdürlüğü'yle çalışma yürüten Konyar, ekibiyle 1960  yılından bu yana ilk kez kaya resimlerinin bulunduğu Trişin Yaylası'na giderek  araştırma yaptı.

Kaya resimlerini tek tek inceleyerek fotoğraflayan Konyar, bölgede  göçebe toplulukların yaptığı çok basit kaya resimlerinin olduğunu ve bunların  tarih açısından önemli bilgiler sağlayacağını bildirdi.

Hakkari'nin dağlık alanları arasında kalan yaylanın deniz seviyesinden  3 bin metre yükseklikte olduğunu kaydeden Konyar, şunları söyledi:

"Burası 1960 yılında keşfedilmiş ama o tarihten bu yana arkeologlar  buraya gelememiş. Bu yıl 50 yıl aradan sonra ilk kez bir arkeolojik ekip alanı  ziyaret etti. Kaya resimlerini inceliyoruz. Trişin Yaylası'ndaki kaya resimleri,  arkeoloji literatürü ve bölgenin prehistoryası için çok önemli. Kaya resimleri  açısından en erken örnekler burada yer alıyor. Kum taşından kaya blokları  üzerinde gruplar halinde bazen tek tek vurgu şeklinde işlenmiş, dağ keçisi, yaban  geyiği, yılan ve insan betimleri var. Dönemin koşulları ve ihtiyaçları  çerçevesinde resimler şekillendirilmiş. Bunları, avın iyi gitmesi için yapılan  törensel resimler olarak tanımlayabiliriz."

Konyar, bölgede yüzlerce kaya resminin bulunduğunu ve bunların bir  kısmının korunduğunu belirterek, bölgenin korunması için gerekli önlemlerin  alınması gerektiğini vurguladı.

Kaya resimlerinin belgeleme ve fotoğraflama çalışmasını yaptıklarını,  önümüzdeki dönemlerde de bu çalışmalara devam edeceklerini kaydeden Konyar, "Kaya  üstü resimleri açısından burada yerleşmeler olduğu tahmin ediliyor. Göçebe  toplulukların yaptığı çok basit kaya resimleri var. Kronolojisiyle ilgili  değerledirmeler yaptığımızda, bunların 10 bin yıl önce bölgede yaşayanların  yaptığı sanatsal üretimler olduğu söylenebilir" diye konuştu.



HAKKARİ KAM (Şaman)

ALTAY KAM

Bu fotoğraflar G.Kubarev'in "Karakol-Altay Petroglifleri"makalesindendir.


SB


Komana Mezar Taşı ile Kıpçak Mezar Taşları



Komana antik şehirden mezar taşı
"Doğu Roma Dönemi", Ballıdere/Tokat.





Doğu Roma dönemine tarihlendirilen Ballıdere/Tokat'ta bulunan 'Grek' alfabesiyle yazılmış mezar taşı. (en solda)

Arkeoloji okuyanların mutlaka Türkoloji eğitimi de alması gerekiyor. Çünkü bu mezartaşı Kıpçak mezartaşları ile birebir benzerlik gösteriyor. Kafkaslardan (antik dönemde diğer adı İber olan) İspanya'ya (İber Yarımadası) giden ve antik dönemde Anadolu'da 'Tabal' halklarından olabileceği düşünülen (Prof.Zübeyir Koşay) Baskların mezar taşlarıyla da birebir benzerlik göstermektedir.

Tüm bunlara antik kentin adını kanıt olarak ekleyebiliriz: "Komana" adının Kuman Türklerinden kalma olduğu Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu tarafından kanıtlanmıştır. Ve bilinir ki Doğu Roma döneminde Hıristiyanlığı seçmiş birçok Kıpçak-Kuman Türkleri bu bölgeye yerleşmiştir. Biraz daha dikkatli bir çalışma ve eğitimle Komana'da bulunan bu mezar taşının Türklere ait olduğu ortaya çıkar.

Milattan önce ve sonra olmak üzere; Türk arkeolojisini, Türk kültürünü, Türk dilini, Türk geleneğini ve Türk sanatının devamlılığını görmezden gelmeyin! "Hellen ve Roma akıl tutulması"ndan lütfen kurtulun ! İonlar bile "Grek" değil !

SB




solda : Komana "Doğu Roma Dönemi", Ballıdere/Tokat.
ortada: Kıpçak/Alban, Güney Azerbaycan.
sağda: Basklar, İber Yarımadası.



Kazı alanından yapılan açıklama:

"Komana Arkeolojik Araştırma Projesi, Orta Karadeniz Bölgesi, Klasik Çağ kenti Komana’nın lokasyonunu belirlemek ve kentsel dokusunu anlamak amacı ile 2004 yılında başlamıştır. Komana, Mitridat Krallığı’nın idaresinde önemli bir kült merkezi olmuş Roma İmparatorluk Dönemi’nde de özerkliğini korumuştur. Anadolu tanrısı Ma’ya adanmış olan kutsal alan, aynı zamanda çevre bölgeler için bir ticaret merkezi ve olasılıkla Mitridat Krallığı için banka görevi görmüştür. Kutsal alanda düzenlenen festivaller, zengin pazar yeri, kutsal fahişeleri ve kenti çevreleyen verimli arazisi ile Anadolu’nun tüm bölgelerinden ziyaretçi akınına uğramış olmalıdır. Komana ilk olarak 19. yüzyılda Avrupalı gezginler tarafından ziyaret edilmiş ve Tokat’ın 9 km kuzeydoğusunda, İris nehri (Yeşilırmak) yanında bulunan Hamamtepe höyüğü antik kentin merkezi olarak tesbit edilmiştir.

Karadeniz Bölgesi’nin içkesimlerinde, günümüz Tokat sınırları içerisinde, Hellenistik Dönem’de faaliyet gösteren iki tane tapınak devleti bulunmaktaydı. Bunlardan daha büyük olan? Komana, ana tanrıça Ma’ya ithafen yapılmış, Kapadokya tipi bir mabeddi (Wilson 1960, 228). Mabed çevresindeki topraklar tapınağa ait olup 6000 adet serf tarafından işleniyordu (Strabo 12.3.34). Komana tapınak devleti aynı zamanda polis statüsünde bulunmakta ve yıl boyunca çevreden gelen ziyaretçiler tarafından bir ticaret merkezi olarak da kullanılmakta idi. 
Komana’daki kutlama ve ibadet yöntemleri Kapadokya’daki Ma mabedindekiler ile benzerlik göstermekte idi. Hatta Strabo’ya göre (12.3.32) Komana Pontika Kapadokya’daki mabedin bir kopyasıydı: 

"…ve orada neredeyse aynı türde dini törenler bulunur; kehanet alma şekli aynıdır; özellikle de ilk kralların yönetiminde olduğu gibi, rahipler aynı şekilde saygın bir yere sahiplerdir; yılda iki kere, tanrıça heykelinin kentte gezdirildiği Exodi olarak anılan festivalde rahip tanrıçanın tacını giyerek kraldan sonraki en saygın şereflere tabi olur."

Pontus Krallığı döneminde Komana ve diğer tapınak devleti Zela kendi topraklarını işleyen, ve festival zamanlarında sayısız ziyaretçiye ev sahipliği yapan bağımsız devletler niteliğindeydiler. Bu bağımsızlıklarına rağman Pontus Krallığı döneminde diğer kentlerle aynı tipte şehir sikkeleri basmışlardır....

Tümülüsler: 
Geçmiş yıllarda olduğu gibi birçok tahrip edilmiş tümülüse rastlanmıştır. 2007 çalışmaları sırasında, tümülüslerin sadece kuzeyde ve güneyde bulunan tepelerin üzerlerinde değil ovada da yer aldıkları anlaşılmıştır.

Maltepe Tümülüsü:
Dağlık bölgedeki tümülüslerden birincisi Gaziosmanpaşa köyünün doğusunda bulunan Maltepe tümülüsüdür. Tümülüsün çevresi ortalama 170-180m çapı ise 60 m’dir. Tümülüs tahrip edilmiştir ancak üzerinde ve etrafında az miktarda seramik, kiremit kırıkları ve harç kalıntıları görülebilmektedir.

Kemiktepesi :
İkinci tümülüs Tokat-Niksar yolu üzerinde, Şenköy köyünün doğusunda yolun hemen kuzey tarafında Kılıçtepesi veya Kemiktepesi olarak bilinen hakim bir tepede bulunmaktadır. Tümülüs uzaktan kolaylıkla algılanabilmektedir. Bu tümülüsde de yaklaşık 5-6 metrelik bir çukur kazılarak kaçak kazılar yapılmış, tümülüs tahrip olmuştur. Arkeolojik herhangi bir malzeme görülmemektedir.

Poligon Tümülüsü:
Yine tepe üzerinde bulunan bir diğer tümülüs ise Tokat’ın hemen doğusunda bulunan Dedeli köyü ve kuzeyindeki Yelpe köyü arasında yeralır. Tamamı kazılarak tahrip edilmiştir.

Tokat’ın batısı ve doğusundaki ovalık alanlarda da 3 adet tümülüs tesbit edilmiştir. 

Bekçitepe Tümülüsü: 
Bu tümülüslerden Tokat’ın batısında Taşlıçiftlik köyünün girişinde yeralan Bekçitepe Tümülüsü Tokat Müzesi tarafından daha önce sit alanı olarak tescillenmiştir. Tümülüs üzerinde ve etrafında tarım faaliyetinin devam ettiği ve kaçak kazıların tümülüsü tahrip etmekte olduğu görülmüştür. Kaçak kazılarda bir duvar ortaya çıkarılmıştır.

Karakaya Tümülüsü:
Tokat’ın doğusunda, Karakaya köyünün kuzeyinde, Tokat-Niksar karayolunun hemen güneyindeki tarlaların arasında bir tümülüs görülmüştür. Bu tümülüsün neredeyse yarısı ağır bir şekilde, olasılıkla iş makinalarıyla tahrip edilmiştir. Tümülüsün ve kazılmış alanların yüzeyinde bol miktarda Geç Antik Çağ’a ait seramik ve insan kemikleri bulunmaktadır.

Us Tümülüsü:
Son olarak Tokat’ın batısında bulunan Kemalpaşa kasabasının yolunun girişinde üzerinde poligon noktası ve Lokantacı Osman Us ve ailesine ait modern mezarlar bulunan bir tepe görülmüştür. Üzerinde arkeolojik herhangi bir malzeme bulunmamasına rağmen bu tepenin bir tümülüs olması gerektiğine karar verilmiştir.... "


* Haritada gösterilen yer bir zamanlar Kaşka, Kimmer ve Hun Türklerinin bölgesiydi, yani milattan önce de Türkler Karadeniz bölgesinde yaşıyordu.

* Kapadokya'daki tapınak ile benzerlik göstermesi gayet doğal, çünkü Kapadokya'da bir zamanlar Kimmer Ülkesi olarak (Gmirra) anılıyordu.

* Harita gösterilen Armenia Minor bir coğrafi terimdir, devlet değil! Aslı Hayk olan bugünün Ermenileri hiçbir zaman devlet olmamış, sadece prenslik-beylik gibi siyasi varlıkları vardır. Armen kelimesi Türk boyu Erman'dan gelir. (bknz. Ermen Boyları ve Pseudo-Ermeni Haylar (Milattan Önce Türk -Ermeni İlişkileri) / Prof. Dr. Firidun Ağasıoğlu Celilov)

* Yabancıların (Türk özelliğini saklamak için) özellikle "tümülüs" dediği "Kurganlar" Türk kültürüne aittir.

* Arkeoloji okuyanların mutlaka Türk boylarını, tarihi, geleneğini, kültürünü, dilini ve sanatını bilmesi gerekiyor!

* Anadolu'da görülen her şey Yunan, Roma, Pers veya Doğu Roma değil!

SB





Slovakya'da da Kıpçak-Kuman benzeri mezar taşı var. (link)


Kuman Türk Beyliği - Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu







2 Ağustos 2018 Perşembe

PURİM KATLİAMI



PURİM YAHUDİ BAYRAMI'NIN KÖKENİ : 
"PURİM KATLİAMI"
Olaylar MÖ 5.yy'da geçer....

Ester - Mordekay - Kral Ahaşveroş (Kserkses)
Fresk MS 3.yy Dura (Europos) - Suriye
Şam Ulusal Müze


ESTER KİTABI
Eski Ahit (Tevrat-Zebur),Kutsal Kitap, 2002


Ahaşveroş (Kserkses) Hoddu’dan Kûş’a (Bugünkü Pakistan’dan Sudan’a) uzanan bölgedeki yüz yirmiyedi ilin kralıydı. O sırada ülkeyi Sus Kalesi’ndeki tahtından yönetiyordu. Krallığının üçüncü yılında bütün önderlerinin vegörevlilerinin onuruna bir şölen verdi. Pers ve Med ordukomutanları, ileri gelenler ve il valileri de oradaydı. Ahaşveroş tam yüz seksen gün süren şenliklerle krallığının sonsuz zenginliğini, büyüklüğünün görkemini ve yüceliğini gösterdi. Bunun ardından, sarayının avlusunda küçük büyük ayırmadan,Sus Kalesi’nde bulunan bütün halka yedi gün süren bir şölen verdi. ...

O sırada Kraliçe Vaşti de Kral Ahaşveroş’un sarayındakikadınlara bir şölen veriyordu. Yedinci gün, şarabın etkisiyle keyiflenen KralAhaşveroş, hizmetindeki yedi haremağasına -Mehuman, Bizta,Harvona, Bigta, Avagta, Zetar ve Karkas’a- Kraliçe Vaşti’yibaşında tacıyla huzuruna getirmelerini buyurdu. Kraliçe Vaşti güzeldi. Kral halka ve önderlere onun ne kadar güzel olduğunu göstermek istiyordu. Ama Kraliçe Vaşti haremağalarının kraldan getirdiği buyruğu reddedip gitmedi. Bunun üzerine kral çok kızdı, öfkesinden küplere bindi. Kral yasaları bilen bilge kişilerle görüştü. Çünkü kralın, yasaları ve adaleti bilen kişilere danışması gelenektendi.

Kendisine en yakın olan Karşena, Şetar, Admata, Tarşiş, Meres, Marsena ve Memukan onunla yüzyüze görüşebiliyorlardı. Pers ve Med İmparatorluğu’nun bu yedi önderi krallığın en üst yöneticileriydi. Kral Ahaşveroş onlara, “Kralın haremağaları aracılığıyla gönderdiği buyruğa uymayan Kraliçe Vaşti’ye yasaya göre ne yapmalı?” diye sordu. Memukan, kralın ve önderlerin önünde şu yanıtı verdi: ”Kraliçe Vaşti yalnız krala karşı değil, bütün önderlere ve kralın bütün illerindeki halklara karşı suç işledi. Bütün kadınlar, kraliçenin davranışıyla ilgili haberi duyunca, ‘Kral Ahaşveroş Kraliçe Vaşti’nin huzuruna getirilmesini buyurdu, ama kraliçe gitmedi’ diyerek kocalarını küçümsemeye başlayacaklar. Bugün kraliçenin davranışını öğrenen Pers ve Medli soylu kadınlar da kralın soylu adamlarına aynı biçimde davranacak. Bu da alabildiğine kadınların küçümsemesine, erkeklerin de öfkelenmesine yol açacak. Kral uygun görüyorsa ferman çıkarsın; bu ferman Persler’le Medler’in değişmeyen yasalarına eklensin. Buna göre Vaşti bir daha Kral Ahaşveroş’un huzuruna çıkmasın ve kral ondan daha iyi birini kraliçeliğe seçsin. Kralın fermanı büyük krallığının dört bir yanına ulaşınca, ister soylu ister halktan olsun, bütün kadınlar kocalarına saygı gösterecektir.”

Bu sözler kralın ve önderlerinin hoşuna gitti. Kral, Memukan’ın önerisine uyarak, 22 krallığın bütün illerine yazılı buyruklar gönderdi. Her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazıldı. Her erkeğin kendi evinin egemeni olduğu her dilde vurgulandı.

Bu olaylardan sonra öfkesi dinen Kral Ahaşveroş, Vaşti’yi,yaptıklarını ve ona karşı alınan kararı anımsadı. Kralın özel hizmetkârları, “Kral için genç, güzel, eldeğmemiş kızlar aransın” dediler, “Kral, egemen olduğu bütün illerde görevliler atasın. Bu görevliler bütün genç, güzel, el değmemiş kızları toplayıp Sus Kalesi’ndeki hareme getirsinler, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegay’a teslim etsinler. Güzelleşmeleri için ne gerekiyorsa verilsin. Sonunda kralın hoşuna giden kız, Vaşti’nin yerine kraliçe olsun.” Kral bu öneriyi beğendi ve söyleneni yaptı.

Sus Kalesi’nde Mordekay adında bir Yahudi vardı. Benyamin oymağından olan Mordekay, Kiş oğlu Şimi oğlu Yair’in oğluydu. Kiş, Babil Kralı Nebukadnessar’ın Yahuda Kralı Yehoyakin ile birlikte Yeruşalim’den sürgün ettiği kişilerden biriydi. Mordekay’ın Hadassa adında bir amca kızı vardı. Annesiyle babasını yitiren Hadassa’yı Mordekay evlat edinip büyütmüştü. Hadassa’nın öbür adı Ester’di; endamı ve yüzü güzeldi. Kralın buyruğu ve fermanı yayınlandıktan sonra çok sayıda genç kız Sus Kalesi’ne getirilip harem sorumlusu Hegay’a teslim edildi. Saraya getirilen kızlar arasında Ester de vardı.

Hegay Ester’i beğendi ve ona ayrıcalık tanıdı. En iyi biçimde beslenip güzelleşmesi için ne gerekiyorsa hemen sağladı; ayrıca kralın sarayından seçilen yedi hizmetçiyi buyruğuna verdi. Sonra onu hizmetçileriyle birlikte haremin en güzel bölümüne yerleştirdi. Ester halkını da, soyunu da açıklamadı. Çünkü Mordekay bunları açıklamasını yasaklamıştı. Mordekay, Ester’in nasıl olduğunu ve ona nasıl davranıldığını öğrenmek için her gün haremin avlusunun önünde gezinip dururdu.

Her genç kız sırası geldiğinde Kral Ahaşveroş’un huzuruna çıkacaktı. Ama kızlarla ilgili kurallar uyarınca, önce on iki ay süren güzellik bakımını tamamlaması gerekiyordu. Altı ay süreyleher kıza mür yağı sürülüyor, altı ay da kremler, losyonlar uygulanıyordu. Kralın yanına girme sırası gelen genç kız, haremden heristediğini alıp birlikte saraya götürürdü. Akşam kralın yanına giren kız, ertesi sabah ikinci hareme, cariyelerden sorumlu haremağası Şaaşgaz’ın yönetimindeki hareme dönerdi. Yalnız kralın beğendiği, adıyla çağırdığı kız yeniden onun yanına girebilirdi. Kralın yanına girme sırası Mordekay’ın evlat edindiği Ester’e - Mordekay’ın amcası Avihayil’in kızına - gelince, Ester, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegay’ın kendisine önerdiklerinden başka bir şey istemedi. Kendisini gören herkesin beğenisini kazandı.

Ahaşveroş’un krallığının yedinci yılında, Tevet diye adlandırılan onuncu ayda, Ester saraya, kralın yanına götürüldü. Kral Ester’i öbür kızlardan daha çok sevdi, en çok ondan hoşlandı, en çok ona ayrıcalık tanıdı. Kraliçelik tacını ona giydirip Vaşti’nin yerine kraliçe yaptı. Ardından Ester’in onuruna büyük bir şölen verdi. Bu şölende bütün önderler ve görevliler hazır bulundu. Kral bütün illerde bayram ilan etti ve krallara yaraşır cömertlikle armağanlar dağıttı.

Kızlar ikinci kez toplandıklarında Mordekay, kralın kapı görevlilerinden biri olmuştu. Ester, Mordekay’ın verdiği buyruk uyarınca, soyunu ve halkını henüz açıklamamıştı; kendisini büyüttüğü günlerde olduğu gibi, Mordekay’ın sözünü dinlemeye devam etti. Mordekay kralın kapı görevlisiyken, kapı nöbetçilerinden ikisi, Bigtan ve Tereş, Kral Ahaşveroş’a öfkelendiler; onu öldürmek için fırsat kollamaya başladılar. Durumu öğrenen Mordekay bunu Kraliçe Ester’e iletti; o da Mordekay adına krala bildirdi. Durum araştırıldı; doğru olduğu anlaşılınca da iki adam darağacına asıldı ve olay kralın önünde tarih kayıtlarına geçirildi.

Bu olaylardan sonra Kral Ahaşveroş, Agaklı Hammedata’nın oğlu Haman’ı yüksek bir göreve atayıp onurlandırdı. Onu bütün önderlerden daha yetkili kıldı. Kralın buyruğu üzerine saray kapısında çalışan herkes Haman’ın önünde eğilip yere kapanırdı. Ama Mordekay ne eğildi, ne de yere kapandı. Kralın kapı görevlileri Mordekay’a, “Kralın buyruğuna neden karşı geliyorsun?” diye sordular. Görevliler ona bu soruyu her gün sordularsa da Mordekay onlara kulak asmadı. Bunun üzerine durumu Haman’a bildirdiler. Çünkü Mordekay onlara kendisinin Yahudi olduğunu söylemişti ve böyle davranmaya devam edip etmeyeceğini görmek istiyorlardı. Haman, Mordekay’ın eğilip yere kapanmadığını görünce öfkeden kudurdu. Yalnız onu öldürmeyi düşünmekle kalmadı, onun hangi halktan geldiğini bildiği için bütün halkını, Ahaşveroş’un egemenliğinde yaşayan bütün Yahudiler’i ortadan kaldırmaya karar verdi.

Bu işe en uygun ayı ve günü belirlemek için Ahaşveroş’un krallığının on ikinci yılında, birinci ay olan Nisan ayında Haman’ın önünde pur, yani kura çekildi. Kura, on ikinci ay olan Adar ayına düştü. (Not: “Nisan” ayı o dönemde Mart sonuyla Nisan başlangıcını kapsardı.)

Haman Kral Ahaşveroş’a şöyle dedi: “Krallığının bütün illerinde, öbür halkların arasına dağılmış, onlardan ayrı yaşayan bir halk var. Yasaları bütün öbür halklarınkinden farklı; kendileri de kralın yasalarına uymazlar. Onları kendi hallerine bırakmak kralın çıkarlarına uygun düşmez. Kral uygun görüyorsa, yok edilmeleri için yazılı bir buyruk verilsin. Ben de hazineye ödenmek üzere kralın memurlarına on bin talant gümüş vereceğim.” (Not: “On bin talant”: Yaklaşık 345 ton)

Bunun üzerine kral mühür yüzüğünü parmağından çıkartıp Agaklı Hammedata’nın oğlu Yahudi düşmanı Haman’a verdi. Ona, “Para sende kalsın; o halka da ne istersen yap” dedi. Birinci ayın on üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı ve Haman’ın buyruğu her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazılarak satraplara, il valilerine ve bütün halk önderlerine gönderildi. Buyruk Kral Ahaşveroş’un adını ve yüzüğünün mührünü taşıyordu. Krallığın bütün illerine ulaklar aracılığıyla mektuplar gönderildi. Bu mektuplar, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü, genç, yaşlı, kadın, çocuk, bütün Yahudiler’in bir günde öldürülüp yok edilmesini, kökünün kurutulup mal mülklerinin de yağmalanmasını buyuruyordu. Bu fermanın metni her ilde yasa olarak duyurulacak ve bütün halklara bildirilecekti. Öyle ki, herkes belirlenen gün için hazır olsun. Ulaklar kralın buyruğuyla hemen yola çıktılar. Ferman Sus Kalesi’nde de duyuruldu. Sus halkı şaşkınlık içindeyken kral ile Haman oturmuş içki içiyorlardı.

Mordekay olup bitenleri öğrenince giysilerini yırttı, çula sarınıp başından aşağı kül döktü, yüksek sesle ve acıyla feryat ederek kent merkezine geldi. Varıp sarayın kapısında durdu. Çünkü çula sarınmış hiç kimse bu kapıdan içeri giremezdi. Kralın buyruğunun ve fermanının ulaştığı her ilde Yahudiler büyük yas tuttular, ağlayıp feryat ettiler, oruç tuttular. Birçoğu da çula sarınıp kül içinde yattı. Hizmetçileriyle haremağaları gelip Mordekay’ın durumunu anlatınca, Kraliçe Ester çok sarsıldı. Çulunu çıkartıp giyinmesi için Mordekay’a giysiler gönderdi, ama Mordekay bunları kabul etmedi. Bunun üzerine Ester kralın kendi hizmetine atadığı haremağalarından biri olan Hatak’ı çağırttı; Mordekay’dan ne olup bittiğini ve nedenini öğrenmesini buyurdu.

Hatak saray kapısının açıldığı kent meydanına, Mordekay’ınyanına gitti. Mordekay başına gelen her şeyi ona anlattı. Yahudiler’in yok edilmesi için Haman’ın saray hazinesine vaat ettiği paranın miktarını bile tam tamına ona bildirdi. Ester’e gösterip açıklaması için Sus’ta yayımlanan, Yahudiler’in kökünün kurutulmasını isteyen fermanın bir kopyasını da ona verdi. Ester’in krala çıkmasını, ondan merhamet dileyip kendi halkı için yalvarmasını istedi. 

Hatak geri dönüp Mordekay’ın söylediklerini Ester’e bildirdi. Ester Mordekay’a şu haberi götürmesini buyurdu: “Kralın bütün adamları ve illerinde yaşayan halk biliyor ki, çağrılmadan sarayın iç avlusuna girip kralın yanına yaklaşan her erkek ya da kadın için tek bir ceza vardır. Kral altın asasını uzatıp canlarını bağışlamadıkça bu kişiler ölüme çarptırılır. Ben de otuz gündür kralın huzuruna çağrılmış değilim.” Ester’in bu sözleri kendisine iletilince, Mordekay ona şu yanıtı götürmelerini istedi: “Sarayda yaşadığın için bütün Yahudiler içinde kurtulacak tek kişinin sen olacağını sanma. Şu anda susarsan, Yahudiler’e yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.”

Bunun üzerine Ester Mordekay’a şu yanıtı gönderdi: “Git, Sus’taki bütün Yahudiler’i topla; benim için oruç tutun; üç gün, üç gece hiçbir şey yemeyin, içmeyin. Hizmetçilerimle ben de sizin gibi oruç tutacağız. Ardından, kurala aykırı olduğu halde kralın huzuruna çıkacağım; ölürsem ölürüm.” Mordekay oradan ayrıldı ve Ester’in söylediği her şeyi yaptı.

Üçüncü gün Ester kraliçe giysilerini kuşanıp sarayın iç avlusunda, taht odasının önünde durdu. Kral bu odanın giriş kapısının karşısındaki tahtında oturuyordu. Avluda bekleyen Kraliçe Ester’i görünce onu hoşgörüyle karşılayıp elindeki altın asayı ona doğru uzattı. Ester yaklaşıp asanın ucuna dokundu. Kral ona, “Ne istiyorsun Kraliçe Ester, dileğin ne?” diye sordu. “Krallığın yarısını bile istesen sana verilecektir.”

Ester, “Kral uygun görüyorsa, bugün kendisi için vereceğim şölene Haman’la birlikte gelsin” diye karşılık verdi. Kral adamlarına, “Ester’in isteğini yerine getirmek için Haman’ı hemen çağırın” dedi. Böylece kralla Haman Ester’in verdiği şölene gittiler. Şarap içerlerken kral yine Ester’e sordu: “Söyle, ne istiyorsun? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.”

Ester, “İsteğim ve dileğim şu” diye yanıtladı, “Kral benden hoşnutsa, istediğimi vermek, dileğimi yerine getirmek istiyorsa, kral ve Haman yarın kendileri için vereceğim şölene gelsinler, o zaman kralın sorusunu yanıtlarım.” Haman o gün şölenden mutlu ve sevinçli ayrıldı. Ama Mordekay’ı sarayın kapısında görünce ve onun ayağa kalkmadığını, kendisine saygı göstermediğini farkedince öfkeden kudurdu. Yine de kendini tuttu ve evine gitti. Sonra dostlarını ve eşi Zereş’i çağırttı.

Onlara sonsuz zenginliğinden, çok sayıdaki oğullarından, kralın, kendisini nasıl onurlandırdığından, öbür önderlerinden ve görevlilerinden üstün tuttuğundan söz etti. “Üstelik, Kraliçe Ester, verdiği şölene kralın yanısıra yalnız beni çağırdı” diye ekledi, “Yarınki şölene de kralla birlikte beni davet etti. Ne var ki, o Yahudi Mordekay’ı sarayın kapısında otururken gördükçe bunlardan hiçbirinin gözümde değeri kalmıyor.” Karısı Zereş ve bütün dostları Haman’a şöyle dediler: “Elliarşın yüksekliğinde bir darağacı kurulsun. Sabah olunca kraldan Mordekay’ı oraya astırmasını iste. Sonra da sevinç içinde kralla birlikte şölene gidersin.” Haman öneriyi beğendi ve darağacını hemen kurdurdu. (Not:“Elli arşın”: Yaklaşık 23 m.)

O gece kralın uykusu kaçtı; tarih kayıtlarının getirilip kendisine okunmasını buyurdu. Kayıtlar Kral Ahaşveroş’u öldürmeyi tasarlamış olan iki görevliden söz ediyordu. Kapı nöbetçisi olarak görev yapmış olan Bigtan ve Tereş adındaki bu iki adamı Mordekay ele vermişti. Kral, “Bu yaptıklarından dolayı Mordekay nasıl onurlandırıldı, ona ne ödül verildi?” diye sordu. Hizmetkârlar, “Onun için hiçbir şey yapılmadı” diye yanıtladılar. Kral, “Avluda kim var?” diye sordu. O sırada Haman sarayın dış avlusuna yeni girmişti. Kraldan, hazırlattığı darağacına Mordekay’ın asılmasını isteyecekti. Hizmetkârlar krala, “Haman avluda bekliyor” dediler. Kral, “Buraya gelsin” dedi.

Haman içeri girince kral ona, “Kralın onurlandırmak istediği biri için ne yapılmalı?” diye sordu. “Kral benden başka kimi onurlandırmak isteyebilir ki?” diye düşünen Haman şu yanıtı verdi: “Kral onurlandırmak istediği kişi için kendi giydiği bir kral giysisini ve üzerine bindiği sorguçlu atı getirtir, giysiyi ve atı en üst yöneticilerinden birine verir; o da kralın onurlandırmak istediği kişiyi giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirir. Önden giderek, ‘Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır’ diye bağırır.”

Kral Haman’a, “Hemen git” dedi, “Giysiyle atı al ve söylediklerini kralın kapı görevlisi Yahudi Mordekay için yap. Söylediklerinin hiçbirinde kusur etme.” Böylece Haman giysiyi ve atı aldı, Mordekay’ı giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirmeye başladı. Önden giderek,”Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır” diye bağırıyordu. Sonra Mordekay saray kapısına döndü. Haman ise utanç içinde başını örterek çabucak evine gitti.

Başına gelenleri karısı Zereş’e ve bütün dostlarına anlattı. Karısı Zereş ve danışmanları ona şöyle dediler: “Önünde gerilemeye başladığın Mordekay Yahudi soyundansa, ona gücün yetmeyecek, önünde yok olup gideceksin.” Onlar daha konuşurken, kralın haremağaları gelip Haman’ı apar topar Ester’in vereceği şölene götürdüler. Böylece kral ve Haman, Kraliçe Ester’in şölenine gittiler.

O gün şarap içerlerken kral Ester’e yine sordu: “İsteğin nedir, Kraliçe Ester? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.” Kraliçe Ester şöyle yanıtladı: “Ey kralım, eğer benden hoşnutsan ve uygun görüyorsan, isteğim canımı bağışlaman, dileğimde halkımı esirgemendir. Çünkü ben ve halkım öldürülüp yok edilmek, yeryüzünden silinmek üzere satıldık. Eğer köle ve cariye olarak satılmış olsaydık sesimi çıkartmazdım; böyle bir sorun için kralı rahatsız etmek uygun olmazdı.”

Kral Ahaşveroş Kraliçe Ester’e, “Böyle bir şeyi yapmaya cüret eden kim, nerede bu adam?” diye sordu. Ester, “Düşmanımız, hasmımız, işte bu kötü Haman’dır!” dedi. Haman kralla kraliçenin önünde dehşete kapıldı.

Kral öfkeyle içki masasından kalkıp sarayın bahçesine çıktı. Haman ise Kraliçe Ester’den canını bağışlamasını istemek için içerde kaldı. Çünkü kralın kendisini yok etmeye kararlı olduğunu anlamıştı. Kral sarayın bahçesinden şölen salonuna dönünce, Haman’ı Ester’in uzandığı sedire kapanmış olarak gördü ve, “Bu adam sarayda, gözümün önünde kraliçeye bile el uzatmaya mı kalkıyor?” diye bağırdı. Kral sözlerini bitirir bitirmez Haman’ın yüzünü örttüler.

Krala hizmet eden haremağalarından biri olan Harvona şöylededi: “Bakın, kralı uyarıp hayatını kurtaran Mordekay için Haman’ın hazırlattığı elli arşın yüksekliğindeki darağacı Haman’ın evinin önünde hazır duruyor.” Kral, “Haman o darağacına asılsın!” diye buyurdu. Böylece Haman Mordekay için hazırlattığı darağacına asıldı; kralın öfkesi de yatıştı.

O gün Kral Ahaşveroş Yahudi düşmanı Haman’ın malını mülkünü Kraliçe Ester’e verdi. Ester’in Mordekay’a yakınlığını açıklaması üzerine Mordekay kralın huzuruna kabul edildi. Kral, Haman’dan geri almış olduğu mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Mordekay’a verdi. Ester de onu Haman’ın malının mülkünün yöneticisi atadı. 

Ester yine kralla görüştü. Ağlayarak onun ayaklarına kapandı. Agaklı Haman’ın Yahudiler’e karşı kurduğu düzene ve kötü tasarıya engel olması için yalvardı. Kral altın asasını Ester’e doğru uzatınca Ester ayağa kalkıp kralın önünde durdu ve şöyle dedi: “Kral benden hoşnutsa ve uygun görüyorsa, benden hoşlanıyorsa ve dileğimi uygun buluyorsa, Agaklı Hammedataoğlu Haman’ın krallığın bütün illerinde yaşayan Yahudiler’in yokedilmesini buyurmak için yazdırdığı mektupları yazılı olarak geçersiz kılsın. Halkımın felakete uğradığını görmeye nasıl dayanırım? Soydaşlarımın öldürülmesine tanık olmaya nasıl dayanırım?”

Kral Ahaşveroş, Kraliçe Ester’e ve Yahudi Mordekay’a,”Bakın” dedi, “Haman’ın malını mülkünü Ester’e verdim ve Yahudiler’i yok etmeyi tasarladığı için Haman’ı darağacına astırdım. Ama kral adına yazılmış ve onun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. Bunun için, uygun gördüğünüz biçimde kral adına Yahudi sorunu konusunda şimdi siz yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin.”

Bunun üzerine üçüncü ay olan Sivan ayının yirmi üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı. Mordekay’ın buyurduğu her şey, Hoddu’dan Kûş’a dek uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudiler’e, satraplara, vali ve önderlere yazıldı. Heril için kendi işaretleri, her halk için kendi dili kullanıldı. Yahudiler’e de kendi alfabelerinde ve kendi dillerinde yazıldı. Mordekay Kral Ahaşveroş adına yazdırdığı mektupları kralın yüzüğüyle mühürledi ve kralın hizmetinde kullanılmak üzere yetiştirilen atlara binmiş ulaklarla her yere gönderdi.

Kral mektuplarda Yahudiler’e bütün kentlerde toplanma ve kendilerini koruma hakkını veriyordu. Ayrıca kendilerine, çocuklarına ve kadınlarına saldırabilecek herhangi bir düşman halkın ya da ilin silahlı güçlerini öldürüp yok etmelerine, kökünü kurutmalarına ve mallarını mülklerini yağmalamalarına izin veriyordu. Bu izin Kral Ahaşveroş’un bütün illerinde tek bir gün - onikinci ayın, yani Adar ayının on üçüncü günü - geçerli olacaktı. Bütün halklara duyurulan bu fermanın metni her ilde yasa yerine geçecekti. Böylece Yahudiler belirlenen gün düşmanlarından öç almaya hazır olacaklardı.

Kralın hizmetindeki atlara binen ulaklar, kralın buyruğuna uyarak hemen dörtnala yola koyuldular. Ferman Sus Kalesi’nde de okundu. Mordekay, lacivert ve beyaz bir krallık giysisiyle, başında büyük bir altın taç ve sırtında ince ketenden mor bir pelerinle kralın huzurundan ayrıldı. Sus Kenti sevinç çığlıklarıyla yankılandı. Yahudiler için aydınlık ve sevinç, mutluluk ve onur dolu günler başlamıştı. Kralın buyruğu ve fermanı ulaştığı her ilde ve her kentte Yahudiler arasında sevinç ve mutluluğa yol açtı. Şölenler düzenlendi, bir bayram havası doğdu. Ülkedeki halklardan çok sayıda kişi Yahudi oldu; çünkü Yahudi korkusu hepsini sarmıştı.

Kralın buyruğu ve fermanı, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü yerine getirilecekti. Yahudi düşmanları o gün Yahudiler’i alt etmeyi ummuşlardı, ama tam tersi oldu; Yahudiler kendilerinden nefret edenleri alt ettiler. Yahudiler kendilerini yok etmeyi tasarlayanlara saldırmak üzere Kral Ahaşveroş’un bütün illerindeki kentlerde bir araya geldiler. Hiç kimse onlara karşı koyamadı. Çünkü Yahudi korkusu bütün halkları sarmıştı. İl önderleri, satraplar, valiler ve kralın memurları, Mordekay’dan korktukları için Yahudiler’i desteklediler. Mordekay sarayda güçlü biriydi artık; ünü bütün illere ulaşmıştı. Gücü gittikçe artıyordu.

Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, öldürdüler, yok ettiler. Kendilerinden nefret edenlere dilediklerini yaptılar. Sus Kalesi’nde beş yüz kişiyi öldürüp yok ettiler.

Yahudi düşmanı Hammedata oğlu Haman’ın on oğlunu-Parşandata, Dalfon, Aspata, Porata, Adalya, Aridata, Parmaşta, Arisay, Ariday ve Vayzata’yı- öldürdüler. Ama yağmaya girişmediler.

Sus Kalesi’nde öldürülenlerin sayısı aynı gün krala bildirildi. O da Kraliçe Ester’e, “Yahudiler Sus Kalesi’nde Haman’ın on oğlu dahil beş yüz kişiyi öldürüp yok etmişler” dedi, “Kimbilir, öbür illerimde neler yapmışlardır? İstediğin nedir, sana vereyim; başka dileğin var mı, yerine getirilecektir.”

Ester, “Eğer kral uygun görüyorsa, Sus’taki Yahudiler bugünkü fermanını yarın da uygulasınlar” dedi, “Haman’ın on oğlunun cesetleri de darağacına asılsın.”

Kral bu isteklerin yerine getirilmesini buyurdu. Sus’ta ferman çıkarıldı ve Haman’ın on oğlu asıldı.

Sus’taki Yahudiler Adar ayının on dördüncü günü yeniden toplanarak kentte üç yüz kişi daha öldürdüler; ama yağmaya girişmediler.

Krallığın illerinde yaşayan öbür Yahudiler de canlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için bir araya geldiler. Kendilerinden nefret edenlerden yetmiş beş bin kişiyi öldürdüler, ama yağmaya girişmediler.

Bütün bunlar Adar ayının on üçüncü günü oldu. Yahudiler ondördüncü gün dinlendiler ve o günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Sus’taki Yahudiler ise kendilerini savunmak için on üçüncü ve on dördüncü günler bir araya geldiler. On beşinci günde dinlendiler. O günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Taşradaki kentlerde yaşayan Yahudiler işte bu nedenle Adarayının on dördüncü gününü şölen ve eğlence günü olarak kutlarlar ve birbirlerine yemek sunarlar.

Mordekay bu olayları kayda geçirdi. Ardından Kral Ahaşveroş’un uzak, yakın bütün illerinde yaşayan Yahudiler’e mektuplar gönderdi. Her yıl Adar ayının on dördüncü ve on beşinci günlerini kutlamalarını buyurdu.

Çünkü o günler, Yahudiler’in düşmanlarından kurtulduğu günlerdir. O ay kederlerinin sevince, yaslarının mutluluğa dönüştüğü aydır. Mordekay o günlerde şölenler düzenleyip eğlenmelerini, birbirlerine yemek sunmalarını, yoksullara armağanlar vermelerini buyurdu. Böylece Yahudiler, Mordekay’ın buyruğunu kabul ederek başlattıkları kutlamaları sürdürdüler. Çünkü bütün Yahudiler’in düşmanı Agaklı Hammedata oğlu Haman onları yok etmek için düzen kurmuştu. Onları ezip yok etmek için pur, yani kura çekmişti.

Ama kral durumu öğrenince, Haman’ın Yahudiler’e karşı kurduğu düzen geri tepti; kral, Haman’ın ve oğullarının darağacına asılmaları için yazılı buyruklar verdi.

Pur sözcüğünden ötürü bu günlere Purim adı verildi. Böylece Yahudiler, Mordekay’ın mektubunda yazılı olanlardan, görüp geçirdiklerinden ve başlarına gelenlerden ötürü bu iki günü buyrulduğu biçimde ve günlerde her yıl kutlamayı kabul ettiler. Bu gelenek kendileri için, soylarından olanlar ve onlara katılan herkes için geçerli olacaktı. (Not:“Purim”= “Kuralar”)

Böylece bu günler her ilde, her kentte ve her ailede kuşaktan kuşağa anımsanacak ve kutlanacaktı. Purim günleri Yahudiler için son bulmayacak ve bu günlerin anısı kuşaklar boyu sürecekti.

Avihayil’in kızı Kraliçe Ester ve Yahudi Mordekay Purim’le ilgili bu ikinci mektubu tam yetkiyle yazıp uygulamaya koydular. Mordekay, Ahaşveroş’un egemenliği altındaki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudiler’e esenlik ve güvenlik dilekleriyle dolu mektuplar gönderdi. Kraliçe Ester’le birlikte daha önce kararlaştırdıkları gibi, Purim günlerini belirlenen tarihte kutlamalarını buyuruyordu. Bu kutlamalara kendilerinin de, soylarından gelenlerin de katılmalarını, oruç tutmada ve ağıt yakmada belirlenen kurallara uymalarını istedi. Purim’e ilişkin bu düzenlemeler Ester’in buyruğuyla onaylandı ve kayda geçirildi.

Kral Ahaşveroş ülkeyi en uzak kıyılarına dek haraca bağlamıştı. Büyüklüğü, kahramanlıkları ve Mordekay’ı her bakımdan nasıl onurlandırdığı Pers ve Med krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudi Mordekay, Kral Ahaşveroş’tan sonra ikinci adam olmuştu. Yahudi soydaşları arasında saygı gören ve çoğunluk tarafından sevilen biriydi. Çünkü halkının iyiliğini düşünüyor, bütün soydaşlarının esenliği için çaba gösteriyordu.


ESTER KİTABI
Eski Ahit (Tevrat-Zebur),Kutsal Kitap, 2002





Bu olaya bir de farklı açıdan bakalım...


О dövrün məktublаrını, milli sənədlərini məhvеtmə təlаşınа rəğmən, yеnə də Tövrаtdаkı məlumаtlаr əsаsındа Yəhudilərin dövlət təşkilаtındаkı rоllаrını аnlаmаq mümkündür.

«Sоnrа krаl Dаryuş (Dаrа) bu məlumаtı müхtəlif irqlərdən və dillərdən оluşаn dünyаnın bütün qövmlərinə göndərdi, yаzdı: «Bоllucа sаyğılаrlа! Bеləliklə, əmr еdirəm ki, mənim krаllığımın təbəəsi оlаn hər kəs Dаniеlin аllаhındаn qоrхmаlı və оnа hörmət еtməlidir. Çünki, о, diri və əbədi оlаn аllаhdır və оnun səltənətinə zаvаl yохdur. Qurtаrıcı оdur. Göylərdə və yеrdə möcüzələr göstərib və hеyrətаmiz işlər yаpаn оdur. Dаniеli аslаnlаrın аğzındаn qurtаrаn оdur». Bеləliklə, Dаniеl Pаrs krаllаrı Dаryuşun və Kоrоşun səltənəti dönəmlərində müvəffəq оlmuş, istəklərinə çаtmışdır». (15)

Tövrаtın bu mətnindən аnlаşılаn оdur ki, Dаryuş Tövrаtın vədələrini gеrçəkləşdirməkdədir və Yəhudiləri аllаhın sеçgin qövmü kimi tаnıyır. Əcəbа, о, əvvəldənmi Musа dininə inаnırmış ki, bəlli zəruri səbəblər üzündən gizlin sахlаyırmış? Dаryuşun iqtidаrа gəlişindən Iskəndərin zühurunа qədər Həхаmənşilər sаrаyını аçıq-аşkаr Yəhudilərin rəhbərləri və pеyğəmbərləri idаrə еtmişdir. Üstdəki işаrə də bu hаdisəni dоğrulаyаn sənədlərdən birisidir. Sаdəcə, Yəhudilərin böyük аlimləri və Tövrаtdа kitаbı оlаn Əzrа, Nəhimа, Mоrdахаy, Dаniеl kimi pеyğəmbərlər və minlərcə аdsız-sаnsız Yəhudi müşаviləri dеyil, həm də Yəhudilərin mələkələri, təbibləri, münəccimləri və sеhrbаzlаrı öz еvləri kimi, bütün hər şеyi Həхаmənşilər sаrаyındа ələ kеçirmişlər.

«Ərdəşir səltənətinin 20-ci ilində Kislеv аyındа Şuş səltənət sаrаyındа оlаrkən, Yəhudiyyədən yеnicə gəlmiş Yəhudi qаrdаşlаrının bir bir nеçə аrхаdаşlаrı ilə birgə Yəhudilər və Urşəlim bаrədə sоrdum. Cаvаb vеrdilər: «Оnlаr şiddətli bir еhtiyаc və yохsulluq içərisində yаşаyırlаr. Şəhərin hаsаrı hələ düzəlməyib və yаndırılmış dаrvаzаlаr hələ təmir еdilməyibdir»... О zаmаn mən pаdşаhın sаqisi idim. Dörd аy sоnrа bir dəfə krаl Ərdəşirə şərаb cаmını təqdim еdərkən, məndən sоrdu: «Nədən bu qədər tutqunsаn? Хəstə ki, dеyilsən, yəqin ki, bir fikir səni rаhаtsız еtməkdədir». (О vахtа qədər pаdşаh hеç vахt məni tutqun görməmişdi). Оnun bu suаlındаn çох qоrхdum. Dеdim: «Pаdşаhın ömrü uzun оlsun. Dədələrimin dəfn оlunduğu bir şəhər virаn ikən və qövmüm аclıq və səfаlət içərisində yаşаmаqdа ikən, mən nеcə tutqun оlmаyа bilərəm?» Krаl sоrdu: «Istəyin nədir?» О zаmаn göylərin Tаnrısınа duа еdərək, dеdim: «Əgər pаdşаh rаzı оlаrsа, krаl mənə mərhəmətdə bulunursа, öz yurdumа gеtmək və dədələrimin ulu şəhərini bərpа еtmək istərdim». Pаdşаhın yаnındа bir mələkə оturmuşdu. Rаzılаşаrаq sоrdu: «Səfərin nə qədər çəkər və nə zаmаn dönəcəksən?» Mən, dönüşüm üçün bir zаmаn söylədim və sоnrа dа pаdşаhа dеdim: «Krаl məsləhət bilirlərsə, Firаt çаyının qərbindəki vаlilərə bir məktub yаzsınlаr ki, mənim Urşəlimə gеdişim üçün şərаit yаrаtsınlаr. Bir mətkub dа səltənət оrmаnlаrının rəisi Аsаnа yаzınız və оnа buyuruq vеriniz ki, Tаnı еvinin qаlаlаrının dаrvаzаlаrını, Urşəlimin hаsаrlаrını və öz еvimi təmir еtmək üçün mənə tахtа vеrsin». Pаdşаh mənim bütün istəklərimi qəbul еtdi. Çünki, ulu Tаnrının iltifаtı bаşımın üstündə idi. Firаt çаyının qərbinə çаtdığımdа, krаlın məktublаrını ilgili vаlilərə və şəхslərə vеrdim. Bunu dа söyləməyim gərəkir ki, pаdşаh mənim güvənliyim üçün nеçə sərdаr və bir çох süvаri görəvləndirmişdi». (16)

Yəhudilərin Həхаmənşilər sаrаyındаkı hаkimliyini isbаt еtmək üçün bundаn dаhа mötəbər sənəd оlа bilərmi? Tövrаt Burаdа dа Dаryuş dövrü ilə Ərdəşir dövrünün yеrini dəyişdirmişdir. Çünki Əzrаnın, Nеhеmyаnın, Mоrdахаyın, Еstərin və Dаniеlin Yəhudi sürgünləri içərisində оlduqlаrı bəllidir, bu surətdə Nеhеmyа Ərdəşirin sаrаyındа sаqiçilik еtmək üçün ən аzı 150 il yаşаmаlı idi.

«Nəbukidnəsirin sürgün оlаrаq Bаbilə götürdüyü bir çох əsirlər Yəhudiyyəyə və Urşəlimə gеri döndülər və hər kəs öz dоğulduğu yеrə gеtdi. Bu səfərdə Yəhudilərin rəhbərləri bunlаrdı: Zеrubаbil, Yəhuşе, Nеhеmiyа, Əzrа, Rəmiyа, Nəhmаni, Mоrdахаy, Bəlşаn, Məsfаrt, Bəğvаy, Nəhum, Bəənе».(17)

Tövrаtın Dаryuş zаmаnındаkı hаdisələri Хəşаyаrşа və Ərdəşir dönəminə аid еtmə isrаrlаrındаn digər örnəklər də gətirmək оlаr. Ərdəşirin iqtidаrının bаşlаnışı tаm yüz il Dаryuşun iqtidаrının bаşlаnışındаn sоnrа оlmuşdur. Tövrаtın tövsiyələrinə görə bütünü ilə Bаbil əsаrətindən qurtulmuş və Ərdəşir dönəminə qədər yаşаyаn kişilərin və qаdınlаrın ömrünü hеsаb еdərsək, о zаmаn оnlаrın hər birinin ömrü 260 ildən аrtıq оlur.

«Yəhudilərin kаhini və аlimi Əzrаyа Ərdəşir pаdşаhın yаzdığı məktub budur: Krаl Ərdəşirdən göy Tаnrısı şəritətinin kаhini və аlimi Əzrаyа! Fərmаn vеrmişəm ki, ölkəmdə yаşаyаn bütün Isrаil хаlqı, kаhinlər və Lеvеlilər hər kəs istərsə, səninlə birgə Urşəlimə gеdə bilərlər. Urşəlimdə хаlqın vəziyyətini sənin аllаhının buyuruqlаrı əsаsındа düzənləmək üçün sən mənim yеddi müşаvirim tərəfindən оrаyа göndərilirsən. Həm də bizim, Isrаilin аllаhınа hədiyyə еtdiyimiz аltun və gümüşləri, Yəhudilərin və kаhinlərin vеrdikləri hədiyyələri özünlə Urşəlimə аpаrırsаn». (18)

Dаryuşun sаrаyının mələkəsi оlаn Еstər və müşаviri оlаn Mоrdахаy dа bеləcədir. Аncаq Tövrаt Хəşаyаrşа dönəmində bu mələkənin yаşının 120-nin üstündə оlmаsınа rəğmən, оnu Dаryuşа dеyil, Хəşаyаrşаyа bаğışlаyır və Mоrdахаyın güclü оlduğu vахtı Хаşəyаrşа zаmаnınа аpаrır.

«Хаşəyаrşа ölkəsində yаşаyаn hər kəsə хərаc müəyyən еtdi. Хəşаyаrşа qüdrət və əzəməti, Mоrdахаyın iqtidаrа yüksəlişinin tаm şərhi və pаdşаhın оnа vеrdiyi məqаm «Midiyа və Pаrs pаdşаhlаrının tаriхi» аdlı kitаbdа yаzılmışdır. Хаşəyаrşаdаn sоnrа Yəhudi Mоrdахаy məmləkətin ən güclü şəхsi idi. О, öz qövmünün rifаhı və güvənliyi üçün əlindən gələni yаpdı. Bu üzdən Yəhudilər оnu çох sеvirdilər».(19)

Tövrаtın Dаryuş zаmаnındа bаş vеrmiş hаdisələri sоnrаkı dövrlərə ötürməsini nеcə təbir еtmək. Yоzmаq оlаr? Əgər Tövrаt аçıq-аydın Həхаmənşilərin ilk sultаnlаrının zаmаnındаkı hаdisələrin yеrini dəyişdirirsə, dеmək ki, оriеntаlistlərin iddiа еtdikləri üzrə Həхаmənşilər və Yəhudilər аrаsındаkı münаsibətlər «ilаhi» və «əхlаqi» dеyil, bütün bu münаsibətlər аncаq və аncаq «siyаsi» оlmuşdur. Tövrаt Yəhudilərin Dаryuşun sаrаyınа hаkim оlmаlаrı ilə bаğlı hеyrətаmiz bir bilgi vеrməkdədir. Bu fəslin sоnluğu оlаrаq о tаblоnu gətirirəm. Bu tаblо göstərir ki, əcnəbi bir qövm «Irаn» və «Irаn»lı аdı ilə əski Оrtа Dоğu tаriхinə bir qаrа kölgə kimi girmiş və sənət, kültür və yаrаdıcılıqdа birbirləri ilə yаrışаn qövmləri kənаrlаşdırmışlаr. Bu qövmlər bu günə qədər hələ də itirilmiş аzаdlıqlаrının gеriyə dönməsinin həsrətindədirlər.

[bu bölümde Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər. 2: 407, 8: 7-11, 9: 2-7, 9: 10 18, 9: 28-32. verilir. Purim Katliamı bu sayfada zaten vardı eklemedim - SB]

Bu hаdisəni də Törаt Хəşаyаrşа dövrünün sоnunа bаğlаyır ki, dоğru dеyildir. Çünki Mоrdахаyın sürgünlər zümrəsi içərsində оlduğunu охuduq və Tövrаt özü də bunu təsdiq еdir. Urşəlim milаddаn əvvəl 586-cı ildə süqut еdir və Хаşəyаrşаnın səltənəti isə 465-ci ildə, yəni Nəbukidnəsrin qələbəsindən 121 il sоnrа sоnа vаrmışdır. Bu məlumаtlаrа görə əgər Mоrdахаyı sürgün аnındа, həttа 9 yаşlı fərz еdərsək, Хəşаyаrşаnın səltənətinin sоnundа 130 yаşlı əprimiş bir qоcа оlmаlıdır ki, bu dа Tövrаtın təsvir еtdiyi tаblоyа uyğun gəlmir. Lаkin, əgər Tövrаtın sаydığı hаdisələrin zаmаnını Dаryuş dönəminə аid bilərsək. О zаmаn Həхаmənşilər tаriхi ilə ilgili bаşqа kоr bir düyün də аçılmış оlur və о dа Dаryuşun səltənətinin əvvəllərində bаş vеrmiş «Muğöldürmə» hаdisəsidir.

«Yоlа düşdülər və gördükləri hər Muğu öldürdülər. Yеddi аrхаdаşın qəhrəmаnlığındаn хəbər tutаn pаrslаr iki Muğ qаrdаşlаrının оnlаrа qаrşı еtdikləri hiylələrdən də хəbərdаr оldulаr. Həzərаtlаr kimi, оnlаr dа əllərinə qılınc аlıb və qаrşılаrınа çıхаn Muğu öldürdülər. Əgər gün bаtdıqdаn sоnrа Muğlаrı öldürmənin dаyаndırılmаsı ilə bаğlı fərmаn çıхmаsı idi, yеr üzündə Muğlаrın nəsli kəsiləcəkdi. Pаrslаrın təqvimində bu hаdisə qızıl хəttlə yаzılmışdır. Оnlаr hər il bu münаsibətlə bаyrаm еdərlər. Bu bаyrаm mərаsiminin аdı «Muğöldürmə» оlаrаq tаriхə kеçmişdir. О gündə hеç bir muğ еvdən dışаrıyа çıхmаğа cürət еdə bilməzdi».(20)

Dаryuşun zаmаnındаkı «Muğöldürmə» bаyrаm törəni ilə Yəhudilərin «Purim» аdlı düşmən öldürmə törənini nədən еyni hаdisə оlаrаq dəyərləndirmirik? Yəhudilər Kəmbuciyə zаmаnındа dа məmləkət işlərini ələ kеçirməyə çаlışmışlаr. Аncаq Yəhudilərin bu plаnlаrı Kəmbuciyə zаmаnındа bəlli kəsimlər tərəfindən əngəllənmişdir. Dаryuş zаmаnındа sаrаyı ələ kеçirən Yəhudilər оnlаrlа hеsаblаşmаğа bаşlаmışlаr. Yəhudilərə qаrşı müхаlifət və müqаvimət еdənlər əski Оrtа Dоğunun nеçə tаnrılı kültürləri idi ki, tаriх оnlаrı «Muğ» (21) оlаrаq tаnımаqdаdır.

["Muğ" dediği Medler (Türkler) / Zerdüştlüğün Yunan ve Roma'ya Etkisi - SB]

Bir dаhа kitаbın sоn fəslinin ilk cümləsinə qаyıdırаm: «Sözün əsil mənаsındа Həхаmənşilər tаriхi Yəhudi qövmü tаriхinin yеni bir səhifəsidir. Əgər Həхаmənşiləri Yəhudilərin bir «bоyu» kimi аdlаndırsаm, hеç də yаnılmış dеyiləm» və öz iddiаlаrımı müdаfiə еdirəm: Yəhudilərin bilginləri sərgərdаn və аdsız bir qəbilənin bаşçılаrının qüdrət tələblik хəyаllаrındаn, kimliksizliklərindən, kültürsüzlüklərindən və хunхаrlıqlаrındаn yаrаrlаndılаr. Yəhudilər mаddi və əqli yаrdımlаrı ilə оnlаrı bir impеrаtоrluq təsisçiləri səviyyəsinə qədər yüksəltdilər. Sоnrа dа оnlаrın əli ilə çох uzun vədəli öz mənаfеləri üçün zəkаlı və dinаmik оlаn Bеynəlnəhrin mədəniyyətini və gəlişməkdə оlаn Оrtа Şərq mədəniyyətini məhv еtdilər. Bununlа dа öz qövmlərinin və məbədlərinin təhlükəsizlik və güvənliyi güvəncə аltınа аlmаğа çаlışdılаr. Yəhudilərin bu biçim özünü qоrumа məntiqi tənqid оlunаsı dеyildir. Yаlnız sоn 200 ildə Yəhudilərin tаriхə müdахilə, hədəfli tаriхyаzmа və аrхеоlоji «аrаşdırmа»lаrlа çirkin siyаsi hədəflərə хidmət еdərək, mədəniyyətin bаşlаnğıcını Həхаmənşilər dövrünə intiqаl еtmələri qınаnılаsıdır. Yəhudilər Оrtа Şərq ilə bаğlı qərəzli və sахtа bir tаriх zеhniyyəti оluşdurаrаq, nəinki Оrtа Şərq və Bеynəlnəhrin (Ikiçаyаrаsı) хаlqlаrının bir-birinə yахınlаşmаsını əngəlləmişlər, həm də Irаndа köksüz, sоysuz və nаğılvаri bir milliyyətçi оrtаyа аtаrаq. Məntiqsiz bir milli özünü böyükgörmə fikrini təlqin еtməklə ərəb və Islаm düşmənçiliyini körükləmişlər. Yəhudilərin bu plаnlı çаlışmаlаrı Irаndаkı bilgisiz ziyаlılаrlа хаlq kütlələri аrаsındа dərin bir uçurumun оrtаyа çıхışını sаğlаmışdır və indiki şərаitdə bu uçurumun аrаdаn qаldırılmаsı qеyrimümkündür.

Nаsir Purpirаr
Оn iki əsr sükut! (Irаn tаriхinin təməli bаrədə düşüncələr)
Birinci kitаb: Həхаmənşilərin zühuru
dipnotlar:
(15) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Dаniеl. 6: 25-28.
(16) Tövrаt. Əhdi-Ətiq.Nеhеmiyа. 1: 1-3, 2: 1-9
(17) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Nеhеmiyа. 7: 6-7.
(18) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər, 10: 1-3.
(19) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər, 10: 1-3
(20) Mеri Bоys. Zərdüşt аyininin tаriхi, s.131.
(21) Dаryuşun zаmаnındа Yəhudilərin sаrаyа, siyаsətə, intisаdiyyаtа və оrduyа аşkаr və pərdəаrхаsı hаkimiyyətləri bаrədə gеniş bir аrаşdırmа yаpılmаlıdır. Tövrаt zikr еdir ki, Dаryuşun izni ilə Yəhudilər istiqlаltələb qövmləri, yəni Yəhudi müхаlifətlərini bütünü ilə qətl еtdilər. Bеləliklə, Dаryuşun zаmаnındа kültür, zəkа və milliyyət çırаğı Оrtа Şərqdə və Bеynəlnəhrində Yəhudilərin və iqtidаrın хеyrinə sönmüş və söndürülmüş оlur ki, bu fəlаkətin qаrаnlıqlаrı və təsirləri hələ də sürməkdədir.


Irqçilik, dinçilik, kültürçülük və həttа ifrаt vətənçilik qаynаqlı sаvаşlаr insаn cəhаlətinin özəllikləridir. Dinin inаnclаr dışındаkı mədəni dünyа аnti Yəhudi dеyildir. Yəhudilər, оnlаrа еdilən tаriхi zülmlərə bахmаyаrаq, öz əski kimliklərini, inаnclаrını möhkəmcə qоruyub sахlаyаn əski Оrtа Dоğu qövmlərindən birisidir. Kimsə mənim kitаbımın bu fəslini аntiyəhudi оlаrаq dəyərləndirərsə, bu, оnun düşüncəsizliyi üzündəndir və ciddi məsələləri cəzb еtmək istеdаdındаn məhrum оlmаsı аnlаmındаdır. Mənim nəzərimcə, Həхаmənşilər dönəmində Yəhudi qövmünün Оrtа Dоğu tаriхinə müdахiləsi, Yəhudi qövmü öncüllərinin tаriхi fürsətdən yаrаrlаnаrаq öz qövmlərini qurtаrmаq üçün uzаqgörənliklərini və zəkicə, аğıllıcа dаvrаnışlаrını isbаt еtməkdədir. Yəhudilərin böyükləri və lidеrləri hеç tərəddüd еtmədən öz qövmlərinin mənаfеyi dоğrultusundа ələ düşən fürsət dоğrucа dəyərləndirmişlər. Bu gün Оrtа Dоğu хаlqlаrı və həttа bir çох Yəhudilər Siоnizm idеоlожisi ilə sаvаşırlаr. Bəzi аntiyəhudilərin, Yəhudilərə həyаt hаqqı tаnımаdıqlаrı kimi, Siоnist firqə də Оrtа Dоğunun əski mədəniyyətləriən, о cümlədən ərəblərə və fələstinlilərə hеç bir həyаt və insаn hаqqı tаnımırlаr. 




* Dura 1920'ler İngilizlerin işgali sırasında bulunmuştur.
Dura antik şehir Hellen, Roma ve Partlar arasında sürekli el değiştirmiş. Partların "Yahudilere" yardım ettikleri de bilinir. Hatta bu Purim Katliamı'ndan (ya da Muğ Katliamı) kaçınmak için bölge halklarının da (Persler, Partlar, vs.) "Yahudiliğe" geçtiği de olayların gidişatından anlaşılır. 


* Tarihi kesin olarak verilen iki sinagog vardır; Dura Sinagog'u MS 244/5 ve Gaza Sinagogu MS 508/9. En eski sinagog tasviri ise Orta ve Aşağı Mısır'da bulunan ve MÖ 3.yy'a ait olan taş yazıtlarda görülür. Ayrıca Samaritan Delos Sinagog'u için de MÖ 150-128 tarihi verilir, ama bazıları Dura Sinagog'unu inşa edilmiş ilk sinagog olarak kabul eder. Musa ile yollara düşen Yahudiler demek ki MÖ 1200'lerden MÖ 3.yy'a kadar hiçbir şekilde sinagog inşa etmemiş! Manisa Sardis'teki sinagog MS.4.-5.yy'dan kalmadır. Avrupa'daki ilk sinagogun da bugün müze olarak kullanılan ve MS 1100 de inşa edilmiş olan "Erfurt Sinagogu-Almanya" veriliyor. Hani bunun "İsrail'i" ya da "Vaad Edilmiş Topraklar" dedikleri bölgedeki en eski "Sinagogları" nerede? Kudüs'teki tapınağı ise sinagog olarak görmüyorlar, ki onu da Süleyman'ın buyruğu ile "Turanlı" ustalar yapmıştı. 

Sinagog bilgilerini , her ne kadar güvenmesem de, wiki den aldım, hem de sansürlenen, "sionistlerin" kontrolü altındaki wikiden! ("World's oldest synagogues" başlığı altındadır.)

Ek olarak, "Purim Katliamı" bana bir filmi hatırlattı "Arınma Gecesi" (The Purge) ...

SB



Diaspora Synagogues / Synagogues in Galilee / Synagogues in Judea and Jerusalem : link


Part "Türk" Savaşçı steli - MS 2.yy / Dura / Suriye