Medler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2018 Salı

Asur mu? Kimmer-İskit mi?



Basında çıkan yeni bir haberden:

Arslantepe ve Asur arasındaki ilişkiyi açığa çıkaran tablet / Sözcü, 19 Ekim 2018


"Höyükte yürütülen iki yıl önceki kazılarda bulunan ve Geç Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 200 yıllık fil dişi tablet, Arslaptepe ile Asurlular arasındaki ilişkiyi gün yüzüne çıkardı. MÖ bin 200’lü yıllara ait olduğu düşünülen tablet, dikdörtgen çerçeveye sahip. Çerçeve içerisine, orta kısma bir palmet ve palmetin her iki yanında birer dağ keçisi figürü ve üst köşelerde birer lotus çiçeği işlenmiş. Yüksekliği 4,3, eni 8,1 santimetre olan tabletin kalınlığı 0,8 santimetre.

Kazı Başkanı Roma La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcelle Frangipane, fil dişi tabletin çok önemli bir buluntu olduğunu belirterek, “Bir mobilyanın dekorasyonu olabilir. Güzel bir sanat eseri ama höyüğün tarihi açısından önemli. Tabletteki süsleme stili güneyden geliyor, Suriye ve Irak ile buranın belki bağlantısı vardı. Suriye, Irak ve Nemrut’daki motiflerle aynı, belki aralarında ticaret bağlantısı vardı. Tam olarak aralarındaki bağı bilmiyoruz. İlk defa buradaki toplulukla güney (Asur) arasındaki bağı gösteren bir şey bulduk. Bu tür eserler Suriye ve Mezopotamya’da var ama burası için ünik bir eser” dedi."




Gelelim işin bam teline...

ÇİFT TEKELİ HAYAT AĞACI betimlemesi, kazı başkanının geldiği şehrin kurucuları olan Etrüskler'de de görülüyor. Ayrıca Suriye ve Mezopotamya'dan önce görüldüğü yer Türkiye'dir. Tarihi MÖ 10bin-9bin arasına yerleştirilen KÖRTİK TEPE ile GÖBEKLİTEPE'dir ! Bu sanatı devam ettiren İskitleri söylemiyorum bile... ki ne Romalılar ne de Hellenliler bu sanat stilini kullanmamışlardır. Hatti etkisinde olan Hititler, Kimmer -İskit etkisinde olan "Frigya coğrafyası"nda da görülür. Mezopotamya'da ise Sumerliler kullanmıştır, tekelerin ne Akad ne de Asurlularla ilgisi vardır!...

Ah bu "akademisyenler"....


Göbeklitepe

Körtik Tepe
ve


"Atının kuyruğunu bağlamış,boynuna beçkem takmış,at üstünde ok atan Asur Kralı Ashurbanipal, British müzesinde."
(Bu resim ve açıklama için Oktay Polat'a teşekkürler)


Bu "kuyruğu düğümlü bekçemli at" ile betimlenen Aşurbanipal'ı tabi ki "enişte Bartatua" ve Kimmer/İskit/Medlerle olan yakın ilişkileri ile açıklayabiliriz. Sonuçta bu betimlemedeki gelenek bir Asur değil Türk geleneğidir. (Ya da, Bartatua veya bir başka İskit liderin temsilidir, olamaz mı?!)


Yaklaşık MÖ 678 de, İskitler İşpaka [Aspak (-os) olarak 'grek' kaynaklarda] liderliğinde Medlerle ittifak kurup Asurlara savaş açar.  Asurlar ise Kimmerler ile ittifak kurmuştur. Van Gölü civarında savaşırlar ve Asur kralı Esarhaddon'un önderliğinde İskitler yenilirken İşpaka'da MÖ 675'de ölür. İskitlerin başına bu sefer Bartatua (bazı kaynaklarda Partatua) geçer. Yenilginin ardından gelen barış ile Bartatua Esarhaddon'un kızı ile evlenir ve İskitler ile Asurlar arasında bir ittifak kurulur. Asurlar bu sefer de Medlerle savaş halindedir, Bartatua liderliğinde İskitler bu sefer Aşurbanipal (ö.MÖ 627) liderliğindeki Asurlulara yardım eder. Zaferden sonra Bartatua Esarhaddon'un emrinde bir vali olarak Medlerin bölgesine atanır. Bartatua'nın adı Heredot 1:103'te Protothyas olarak geçer.


Bu arada İskitlerin soydaşları olan Kimmerler Asur sınırlarını zorlamaktadır. Bartatua Esarhaddon'un emri ile Kimmerlerin peşinden gider ve Anadolu'nun iç kısımlarına kadar onları kovalar. Bartatua öldükten sonra oğlu Madyas İskitlerin başına geçer ve Medlerle savaşa girerler. Medlerin bölgesini kontrol altına aldıktan sonra Medlerle beraber Asurların başkenti Nineveh'i (Ninova) MÖ 610 gibi işgal ederler. Bartatua'nın oğlu Madyas Mısır'a kadar uzanır, Mısır kralı I. Psamtik onlara yalvarır ve armağanlar sunarak daha fazla ilerlemelerini engeller. 

I.Psamtik (ö.MÖ 610) ve "Bekos" ile ilgili olarak: 
(Heredot 1:105 Psammetikos, 2:2 Bekos)

Mısırlılar Psamtik'ten önce kendilerini dünyanın ilk insanları sanıyorlardı. Psamtik krallığa geçince ilk insanların kim olduğunu merak eder bir deney ile "Phrygia/Frigyalılar" olduğuna hükmeder. Bir çobana rasgele iki çocuk verir ve konuşmadan onları yetiştirmesini ister. İlk söyleyecekleri söz çok önemlidir. Çocuklar iki yaşına geldiğinde çobanı kapıda karşılar ve "bekos" derler. Çoban bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra krala gider olan biteni anlatır. "Bekos" ekmek demektir ve "Frig" dilindedir sonucuna varırlar. Herodot bunları aktarırken hikayeyi Hephaistos rahiplerinden dinlediğini de ekler.  

Buradaki itirazım "bekos"un Frigce olmadığı ve de Friglerin Mısır'da olmadığınadır. Bir kere Psamtik'in döneminde Anadolu'nun o bölgesi zaten Frigya coğrafyası olarak anılmaktadır ama hiç bir Frig Mısır'a gelmemiştir. Truva Savaşı'ndan sonra Mısır'a getirilenler Truvalıdır ve Homer de dahil birçok kişi Truva'yı Frigya olarak da anmaktadır ki zaten dönem de Muşkili Mita (Midas)ın krallığı dönemidir. Ve bu ifade Mita'nın döneminden sonra yazılmış kitaplarda geçmektedir. Ayrıca Hephaistos bir Pelasglıdır, Pelasglar da Truvalılar da hem müttefik hem de aynı dili konuşur. Herodot ve Homer gibi antik dönem yazarlarının hangi dönemde yazdığı, orjinal olup olmadığı ya da etnik veya coğrafi bir isim kullanıp kullanmadığını araştırmacılar değerlendirmelidir. Çünkü Friglerin krallık tarihi Gordias ve Midas (Muşkili Mita) ile sınırlıdır ve Kimmer ile İskitlerle (Muşkiler) de içiçe yaşamışlardır. Birçok buluntuya "Frigya coğrafyası"nda bulunduğu için "Frig" olarak adlandırmakla yanlış yapmaktadırlar. Çünkü, "Frig başlığı", "Frig kurganları", "Frig atlı betimlemeleri" hep Kimmer ve İskitleri göstermektedir.

Mısırlıların atası Menes/Manes iken Lydia'da da efsanevi kurucu bir Manes (Mö 2bin) vardır. Her iki isim de Kırgız-Türk destanı Manas ile açıklanabilir ve Manas'ın atası da Karkar/Gargar olarak geçer. Gargar ise Truva'da hem bir yerleşim yerinin adı hem de Zeus'un Gargar Tepesinden savaşı seyrettiği yerin adıdır.



Bekos kelimesine gelince, -os zaten Yunanca eril ektir, yani geriye sadece Bek kalır [bek - ek ?!]... Belki de "Frigce" değil başka bir dildendir...

Bek hecesinin Türkçedeki açıklaması:

*bek:
DS 11:600 bek (I) "sert, katı, sağlam, kuvvetli." (bk. DS 11:602 bekimek; bekişmek " 1. pekişmek, sertleşmek, katılaşmak, sıkışmak, 2. [berkimek (II)] iyileşmek, sağlamlaşmak"; DS 11:603 bekitmek (I), DS 11:635 berk (I) [bek (I)] "sert, katı, sağlam, kuvvetli"; DS 11:635 berkitmek (I) "1. [bekiştirmek] sağlamlaştırmak, pekiştirmek.")
TS 1:483 bek (II) (pek) "katı, sert, sıkı, sağlam."
M III 36:3 bek katığ, AY 190:12 bek katığ süzük kirtgünç könülin;
KB 2768 bağırsak kişi ol kişi ödrümi / bağırsaknı bek tut ay er ködrümr, DLT 1:333 bek nen (Bk. berk), (bk. DLT IV:80 bekiş- "pekişmek, sağlamlaşmak", DLT IV:80 bekit-; DLT IV:81 bekü-: berkişmek, DLT IV:84 berk "muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam"; DLT IV:85 berkit- "berkitmek, sağlamlaştırmak.") [EDPT 323 bek (?pek), DTS1. 92 bek II, ESTJa. 11:117]

89. bekmez ~ bekmes
DS 11:604 bekmez "pekmez."
TS 1:485 bekmez "pekmez."
DLT IV:80 bekmes "pekmez (Oğuzca). Bk. pekmes." 

DERLEME SÖZLÜĞÜ'NDE GEÇEN EN ESKİ TÜRKÇE KELİMELER I


Kim bu Medler?

"Maday'ın Cenubi Azerbaycan arazisinde, Mezopotamya'nın bilavasite komşuluğunda yaşamış Midiyalılardan (Medler-SB) olduğunu bir çok araştırmacılar kabul eder. Maday etnoniminin muasır Türk halklarının etnonimiyasında rast gelinmesi bu etnonimin Türk menşeli olduğunu tastikleyen belgelerdendir."

Aralık Denizi Havzasının Erken Sakinleri: Türkler





Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay'ın Bartatua için bir açıklaması vardır:

ALP (P) - ƏR (AR) -TONQA (TATUA). Partatua adı AL Ər Tonqa adının aççur dilində təhrif edilmiş şəklidir. Bəzi mütəxəssislər qədim mənbələrdə işquzların həm də “sak” adlandırıl-ması faktından çıxış edərək Alp Ər Tonqanı sak hökmdarı, onun xaqanı olduğu Turan dövlətini isə iskit-sak dövləti saymışlar (Гейбуллаев, 1991, c. 326-329; Əlibəyzadə, 1998, s. 241; Anadol, 1991). Eyni fikrə Yeni Türk Ensiklopediyasında da rast gəlirik (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985, Xl, s. 4363). Camal Anadol yanlış olaraq, Alp Ər Tonqanı Partatuanın oğlu Madiy ilə eyniləşdirmişdir (Anadol, 1991). Eyni səhvi Məhəmməd Tağı Zöhtabi və Elməddin Əlizadə də təkrarlamışlar (Əlibəyzadə, 1998, s. 241). Gerçək isə budur ki, Alp Ər Tonqanın mixi yazılardakı adı Partatuadır və bu ad böyük türk qəhrəmanı və hökmdarının adının aşşur dilindəki cüzi təhrifi ilə ortaya çıxmışdır:

ALP ƏR TONQA
P — AR — TATUA

Ət-Təbəri Naxçıvanın Alp Ər Tonqa tərəfindən inşa edildiyini yazmaqdadır. “Avesta” Alp Ər Tonqanın bol duzlu Çiçəstə gölü sahilində qətlə yetirildiyi bildirilir. “Bundaxşinin kitabı”nda söylənilənlərdən isə belə məlum olur ki, Çiçəstə gölü Aturpatakanda, yəni Azəbaycanda yerləşir. (Касумова, 1985, c. 20). Bu məlumatlardan göründüyü kimi, Alp Ər Tonqa Cənubi Azərbaycanda yerləşən bol duzlu Urmiya gölü sahilində qətlə yetirilmişdir.Onun Azərbaycanda öldürüldüyünü Yeni Türk Ensiklopediyası da təsdiqləməkdədir: “Alp Ər Tonqa iranlılarla çox uzun bir mücadiləyə girmiş…, Altaylara qədər təqib edilmiş, yenə həmlə etmiş, nəhayət, Azərbaycanda… öldürülmüşdür (m.ö.624).” (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985, Xl, s. 4363).



O zaman, Alp Er Tunga Aşurbanipal ile akraba oluyor, sonuçta Bartatua Aşurbanipal'ın kızkardeşi ile evliydi...


Aşurbanipal'a tekrar dönecek olursak bundan sonrasını Hasan GÜLMUHAMMET'in "ELAM SİYASAL VE KÜLTÜR TARİHİ" makalesinden okuyalım:


Urtaki Dönemi
Babil yıllıklarında adı geçen son Elam kralı Urtaki veya Urtak’tır (M.Ö. 674-664). Bu kralın döneminde Elam’la Asur’un ilişkileri iyi olarak görülmektedir. Onun Asur’un yardımıyla hakimiyete gelme olasılığının olduğu ileri sürülmektedir. Onun krallığında  Asur’da  tutsak  tutulan  Elam tanrıları kendi ülkelerine geri verilmiştir. Elam ise Babil’e hiç karışmamaktaydı ve  Asur kralı Asur-banipal (M.Ö. 668-627) bile Elam’da kıtlık zamanı oraya tahıl ve yiyecek göndermiştir (Mecidzade, 1991: 30-31).

Bu iyi ilişkiler uzun sürmemiştir. M.Ö. 665 civarında Urtaki aniden Babil’e saldırmıştır; ancak güçlü kral Asur-banipal ordusunu göndererek onu geri oturtmayı başarmıştır. Asur kaynakları savaştan az sonra Elam kralının öldüğünü haber vermektedir (Yusifov, 1993: 323).


Teumman'ın başı ağaca asılmış, Aşurbanipal eşiyle zaferini kutluyor.
Teumman kelimesinin Teoman olması...


Teumman Dönemi
Urtaki’den sonra Elam tahtı ve tacı 2. Şilhak-inşuşinak’ın oğullarından Tamti-humban-inşuşinak’ın eline geçmiştir. Bu kralın adı Asur kayıtlarında Teumman biçiminde kaydedilmiştir. O, bütün taht rakiplerini öldürerek durumunu biraz istikrarlı hale getirmiştir. Bu durumdan dolayı Urtaki'nin üç oğlu Asur'a sığınmıştır. Bazı Elam kaynaklarında 2. Humban-haltaş, Urtaki ve Teumman'ın kardeş olduğu kaydedilmiştir. Oysa bu kral kendisini 2. Şilhak-inşuşinak'ın oğlu saymaktaydı (Waters, 1999: 473). Yusifov'a göre Urtaki ve Teumman hakimiyeti birlikte yönetmişlerdir (Yusifov,1993: 323).

Bu kralın bazı imar ve bayındırlık faaliyetleri bilinmektedir. O, Susa’da yeni tapınaklar yaptırmıştır. Onun döneminde Elam’ın zayıf olduğunu anlayan Asur kralı Asur-banipal M.Ö. 653 yılında Elam’a hücum etmiş ve Der’i fethetmiştir. Ulay ırmağı yakınlığında vuku bulan bu savaşta Asurlular galip gelip Elam kralı Tamti-humban'ı öldürmüşlerdir (Waters, 1999: 476). Asur-banipal Urtaki’nin ona sığındığı bir oğlunu 2. Humban-nikaş adıyla Madaktu ve Tammaritu adında diğer oğlunu Hidallu hükümdarlığına atamıştır; ama bu bilgileri veren Asur kayıtlarına rağmen bazı kaynaklar Susa’nın bu zaman Atta-hamiti-inşuşinak'ın elinde olduğunu yazmaktadır (Mecidzade, 1991: 31).

M.Ö. 650 civarında Asur kralı Asur-banipal ve Babil kralı olan kardeşi Şamaş-şum-ukin arasında ciddi bir çekişme ve çatışma yaşanmaktaydı. Elamlılar geçmişteki yenilgilerini telafi etmek ve belki de kaybettiklerini almak için bu fırsattan yararlanmaya çalışmaktaydılar. 2. Humban-nikaş Asur’la savaşa kalkışmış ama Der yakınlığında mağlup olmuştur. Aynı işi kardeşi Tammaritu (M.Ö. 652-649) da yapmıştır. O, Keldani Nabu-bel-şumati ile ittifak yaratarak Asur’la savaşa girişmiştir. Savaşta alınan yenilgiden dolayı Elam'da ciddi iç kargaşalar ortaya çıkmış ve Tammaritu çareyi Asur’a sığınmakta görmüştür. Elam tahtına İndabibi veya İndabigaş geçmiştir, ama onun krallığı Tammaritu'nun üç yıllık krallığından da kısa olmuştur. Asur kralı Asur-banipal’ın saldıracağı tehdidinden sonra bu yeni kral katledilerek yerine 3. Humban-haltaş geçmiştir (M.Ö. 648-640) (Stolper, 1984: 51).

Urtaki ve Teumman kelimeleri önceki Elam adlarına benzemiyor.  Teumman Hunların meşhur imparatoru Teoman'a çok benzemektedir. Urtaki ise ortak kelimesine benzemektedir. Bu iki kralın ortaklaşa krallık yaptıkları bu benzetmeyi desteklemektedir (Yusifov, 1993: 323).

Elam'ın Sonu
Bundan sonra Elam tarihinde tam bir kargaşa tanığı olunmaktadır.  3. Humban-haltaş ve Asur desteğini arkasında bulunduran Tammaritu arasında ciddi bir rekabet yaşanmaktaydı. Bu gergin ortamda Tammaritu Asur tarafından Elam tahtına oturtulmuştur. M.Ö. 646 yılında 3. Humban-haltaş Elam tahtından Tammaritu'yu kovarak krallığa başlamıştır. Bu ise Asurlulara yeni bir hamlenin başlatılmasına zemin yaratmıştır (Pirnia, 1987: 138).

M .Ö. 645 yılı civarında Asurbanipal büyük bir orduyla Elam'a hücum etmiştir. Elam'ın bir takım kentleri özellikle Susa, örneği görülmemiş çok şiddetli bir yağma ve yıkıma uğramıştır. Bu defa amacının Elam’ı tarih sahnesinden silmek olduğu anlaşılmaktadır. Asur-banipal'ın hatıratı bu yıkım sahnesini şöyle anlatmaktadır: Ben büyük ve kutsal kent, gizemli tanrıların meskeni Susa'yı Asur ve İştar'ın isteğiyle fethettim; saraylarına girdim ve sevinç ve neşe ile orada ikamet ettim. Servet, mal, altın ve gümüşü bol olan hazinelerinin kapısını açtım. Bugüne kadar krallık yapmış kralların topladığı ve benden başka kimsenin ulaşıp alamadığı serveti ganimet olarak sahiplendim. Elam krallarının Sumer, Akad ve Karduniaş (Babil) ülkelerinden talayıp Elam'a getirdikleri altın ve gümüşleri, süs eşyalarını, krallık simgelerini, savaş silahlarını; kralların, üstünde oturdukları, uyudukları, yemek yedikleri bütün saray eşyalarını ganimet alarak Asur'a getirdim.

Ben lacivertli kerpiçlerle yapılmış Susa zigguratını, binanın perdahlanmış ve parlak bakırdan yapılmış süslerini kırıp dağıttım. Kimsenin göremediği ve hep gizemli yerlerde yaşayan İnşuşinak, Sumudu, Lakamar, … gibi tanrı ve tanrıçaları bütün süsleriyle, servetleriyle, eşyalarıyla ve rahipleriyle birlikte Asur memleketine getirdim. Ak mermerden yontulmuş veya bakır, gümüş ve altından dökülmüş otuz iki kraliyet heykelini Asur'a getirdim. Bütün Şadu ve Lamassuları ortadan kaldırdım. Girişlerin süsü olan öfkeli boğaların heykellerini yerlerinden kopardım. Elam tapınaklarını yerle bir ettim ve tanrıları ve tanrıçalarını yağmaladım. Ordum hiçbir yabancının giremediği kutsal bahçelere girip sırlarını gördü ve ateşe verdi.

Benim tanrıçam İştar'dan korkmayıp atalarıma zarar ve ziyan veren eski kralların mezarlarını yıkarak cesetlerini güneş ışığına maruz bıraktım. Onların kemiklerini Asur'a gönderdim. Ben kralların ruhlarını, onlara adaklar adamayı ve şereflerine içki içmeyi yasak etmekle rahatsız kıldım. Elli beş günde Elam'ı bir harabe ve çöle çevirdim. Kentlerini tuzluk ve çayırlığa çevirdim. Sayıları çekirge sürüsünden fazla olan kralların kızlarını, kralların karılarını, eski ve yeni Elam krallarının ailelerini, valiler ve muhtarlarını, istisnasız olarak bütün uzmanlarını, erkek ve dişi bütün sakinlerini, büyükbaş ve küçükbaş bütün hayvan sürülerini ganimet olarak Asur'a gönderdim. Bütün vahşi hayvanlar benim sayemde bundan sonra oralarda rahat yaşayacaklardır. İnsan sesi, büyük ve küçük hayvanların sesi, sevinç çığlıkları artık orada olmayacaktır (Beyani, 1973: 101-103).

Elam bundan sonra ciddi olarak bir daha baş kaldıramamıştır. Kısa bir süre sonra da 3. Humban-haltaş’ın yakalanarak Asur’a nakledilmesiyle direnişi tam olarak çökmüştür. Bundan sonra Asur kaynakları Elam konusunda bir şey yazmamaktadırlar (Mecidzade, 1991: 32).

Elam-Türk akrabalığının ciddi ölçülerde olduğu sanılmaktadır. Bu bağın iyice ortaya koyulması, çoğu araştırmacılara göre Elamlılarla akraba sayılan Kas, Kut, Lullubi, Ellipi, Tukriş gibi komşu halkların da Turani kavimler oldukları görüşünü güçlendirecektir. Özellikle dillerinin yapısı ve ortak sözcüklerle gramer açısından bu ilişkilere baktığımız zaman Elamlıların Turani bir kavim oldukları ortaya çıkmaktadır. Diğer alanlardaki bağları da bu dil bağına eklediğimiz zaman aralarında ilişkinin daha güçlendiği görülmektedir.  


Oxus [(Oksus dedikleri, ama Oğuz olan kelime) Amuderya] hazinesinden altın plakada bir İskit Savaşçısı

MÖ 1100 - Bir "Bozkır" Savaşçısı dedikleri "Asur" mührü
Bozkır savaşçıları kimlerdir?...

Semra Bayraktar





2 Ağustos 2018 Perşembe

PURİM KATLİAMI



PURİM YAHUDİ BAYRAMI'NIN KÖKENİ : 
"PURİM KATLİAMI"
Olaylar MÖ 5.yy'da geçer....

Ester - Mordekay - Kral Ahaşveroş (Kserkses)
Fresk MS 3.yy Dura (Europos) - Suriye
Şam Ulusal Müze


ESTER KİTABI
Eski Ahit (Tevrat-Zebur),Kutsal Kitap, 2002


Ahaşveroş (Kserkses) Hoddu’dan Kûş’a (Bugünkü Pakistan’dan Sudan’a) uzanan bölgedeki yüz yirmiyedi ilin kralıydı. O sırada ülkeyi Sus Kalesi’ndeki tahtından yönetiyordu. Krallığının üçüncü yılında bütün önderlerinin vegörevlilerinin onuruna bir şölen verdi. Pers ve Med ordukomutanları, ileri gelenler ve il valileri de oradaydı. Ahaşveroş tam yüz seksen gün süren şenliklerle krallığının sonsuz zenginliğini, büyüklüğünün görkemini ve yüceliğini gösterdi. Bunun ardından, sarayının avlusunda küçük büyük ayırmadan,Sus Kalesi’nde bulunan bütün halka yedi gün süren bir şölen verdi. ...

O sırada Kraliçe Vaşti de Kral Ahaşveroş’un sarayındakikadınlara bir şölen veriyordu. Yedinci gün, şarabın etkisiyle keyiflenen KralAhaşveroş, hizmetindeki yedi haremağasına -Mehuman, Bizta,Harvona, Bigta, Avagta, Zetar ve Karkas’a- Kraliçe Vaşti’yibaşında tacıyla huzuruna getirmelerini buyurdu. Kraliçe Vaşti güzeldi. Kral halka ve önderlere onun ne kadar güzel olduğunu göstermek istiyordu. Ama Kraliçe Vaşti haremağalarının kraldan getirdiği buyruğu reddedip gitmedi. Bunun üzerine kral çok kızdı, öfkesinden küplere bindi. Kral yasaları bilen bilge kişilerle görüştü. Çünkü kralın, yasaları ve adaleti bilen kişilere danışması gelenektendi.

Kendisine en yakın olan Karşena, Şetar, Admata, Tarşiş, Meres, Marsena ve Memukan onunla yüzyüze görüşebiliyorlardı. Pers ve Med İmparatorluğu’nun bu yedi önderi krallığın en üst yöneticileriydi. Kral Ahaşveroş onlara, “Kralın haremağaları aracılığıyla gönderdiği buyruğa uymayan Kraliçe Vaşti’ye yasaya göre ne yapmalı?” diye sordu. Memukan, kralın ve önderlerin önünde şu yanıtı verdi: ”Kraliçe Vaşti yalnız krala karşı değil, bütün önderlere ve kralın bütün illerindeki halklara karşı suç işledi. Bütün kadınlar, kraliçenin davranışıyla ilgili haberi duyunca, ‘Kral Ahaşveroş Kraliçe Vaşti’nin huzuruna getirilmesini buyurdu, ama kraliçe gitmedi’ diyerek kocalarını küçümsemeye başlayacaklar. Bugün kraliçenin davranışını öğrenen Pers ve Medli soylu kadınlar da kralın soylu adamlarına aynı biçimde davranacak. Bu da alabildiğine kadınların küçümsemesine, erkeklerin de öfkelenmesine yol açacak. Kral uygun görüyorsa ferman çıkarsın; bu ferman Persler’le Medler’in değişmeyen yasalarına eklensin. Buna göre Vaşti bir daha Kral Ahaşveroş’un huzuruna çıkmasın ve kral ondan daha iyi birini kraliçeliğe seçsin. Kralın fermanı büyük krallığının dört bir yanına ulaşınca, ister soylu ister halktan olsun, bütün kadınlar kocalarına saygı gösterecektir.”

Bu sözler kralın ve önderlerinin hoşuna gitti. Kral, Memukan’ın önerisine uyarak, 22 krallığın bütün illerine yazılı buyruklar gönderdi. Her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazıldı. Her erkeğin kendi evinin egemeni olduğu her dilde vurgulandı.

Bu olaylardan sonra öfkesi dinen Kral Ahaşveroş, Vaşti’yi,yaptıklarını ve ona karşı alınan kararı anımsadı. Kralın özel hizmetkârları, “Kral için genç, güzel, eldeğmemiş kızlar aransın” dediler, “Kral, egemen olduğu bütün illerde görevliler atasın. Bu görevliler bütün genç, güzel, el değmemiş kızları toplayıp Sus Kalesi’ndeki hareme getirsinler, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegay’a teslim etsinler. Güzelleşmeleri için ne gerekiyorsa verilsin. Sonunda kralın hoşuna giden kız, Vaşti’nin yerine kraliçe olsun.” Kral bu öneriyi beğendi ve söyleneni yaptı.

Sus Kalesi’nde Mordekay adında bir Yahudi vardı. Benyamin oymağından olan Mordekay, Kiş oğlu Şimi oğlu Yair’in oğluydu. Kiş, Babil Kralı Nebukadnessar’ın Yahuda Kralı Yehoyakin ile birlikte Yeruşalim’den sürgün ettiği kişilerden biriydi. Mordekay’ın Hadassa adında bir amca kızı vardı. Annesiyle babasını yitiren Hadassa’yı Mordekay evlat edinip büyütmüştü. Hadassa’nın öbür adı Ester’di; endamı ve yüzü güzeldi. Kralın buyruğu ve fermanı yayınlandıktan sonra çok sayıda genç kız Sus Kalesi’ne getirilip harem sorumlusu Hegay’a teslim edildi. Saraya getirilen kızlar arasında Ester de vardı.

Hegay Ester’i beğendi ve ona ayrıcalık tanıdı. En iyi biçimde beslenip güzelleşmesi için ne gerekiyorsa hemen sağladı; ayrıca kralın sarayından seçilen yedi hizmetçiyi buyruğuna verdi. Sonra onu hizmetçileriyle birlikte haremin en güzel bölümüne yerleştirdi. Ester halkını da, soyunu da açıklamadı. Çünkü Mordekay bunları açıklamasını yasaklamıştı. Mordekay, Ester’in nasıl olduğunu ve ona nasıl davranıldığını öğrenmek için her gün haremin avlusunun önünde gezinip dururdu.

Her genç kız sırası geldiğinde Kral Ahaşveroş’un huzuruna çıkacaktı. Ama kızlarla ilgili kurallar uyarınca, önce on iki ay süren güzellik bakımını tamamlaması gerekiyordu. Altı ay süreyleher kıza mür yağı sürülüyor, altı ay da kremler, losyonlar uygulanıyordu. Kralın yanına girme sırası gelen genç kız, haremden heristediğini alıp birlikte saraya götürürdü. Akşam kralın yanına giren kız, ertesi sabah ikinci hareme, cariyelerden sorumlu haremağası Şaaşgaz’ın yönetimindeki hareme dönerdi. Yalnız kralın beğendiği, adıyla çağırdığı kız yeniden onun yanına girebilirdi. Kralın yanına girme sırası Mordekay’ın evlat edindiği Ester’e - Mordekay’ın amcası Avihayil’in kızına - gelince, Ester, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegay’ın kendisine önerdiklerinden başka bir şey istemedi. Kendisini gören herkesin beğenisini kazandı.

Ahaşveroş’un krallığının yedinci yılında, Tevet diye adlandırılan onuncu ayda, Ester saraya, kralın yanına götürüldü. Kral Ester’i öbür kızlardan daha çok sevdi, en çok ondan hoşlandı, en çok ona ayrıcalık tanıdı. Kraliçelik tacını ona giydirip Vaşti’nin yerine kraliçe yaptı. Ardından Ester’in onuruna büyük bir şölen verdi. Bu şölende bütün önderler ve görevliler hazır bulundu. Kral bütün illerde bayram ilan etti ve krallara yaraşır cömertlikle armağanlar dağıttı.

Kızlar ikinci kez toplandıklarında Mordekay, kralın kapı görevlilerinden biri olmuştu. Ester, Mordekay’ın verdiği buyruk uyarınca, soyunu ve halkını henüz açıklamamıştı; kendisini büyüttüğü günlerde olduğu gibi, Mordekay’ın sözünü dinlemeye devam etti. Mordekay kralın kapı görevlisiyken, kapı nöbetçilerinden ikisi, Bigtan ve Tereş, Kral Ahaşveroş’a öfkelendiler; onu öldürmek için fırsat kollamaya başladılar. Durumu öğrenen Mordekay bunu Kraliçe Ester’e iletti; o da Mordekay adına krala bildirdi. Durum araştırıldı; doğru olduğu anlaşılınca da iki adam darağacına asıldı ve olay kralın önünde tarih kayıtlarına geçirildi.

Bu olaylardan sonra Kral Ahaşveroş, Agaklı Hammedata’nın oğlu Haman’ı yüksek bir göreve atayıp onurlandırdı. Onu bütün önderlerden daha yetkili kıldı. Kralın buyruğu üzerine saray kapısında çalışan herkes Haman’ın önünde eğilip yere kapanırdı. Ama Mordekay ne eğildi, ne de yere kapandı. Kralın kapı görevlileri Mordekay’a, “Kralın buyruğuna neden karşı geliyorsun?” diye sordular. Görevliler ona bu soruyu her gün sordularsa da Mordekay onlara kulak asmadı. Bunun üzerine durumu Haman’a bildirdiler. Çünkü Mordekay onlara kendisinin Yahudi olduğunu söylemişti ve böyle davranmaya devam edip etmeyeceğini görmek istiyorlardı. Haman, Mordekay’ın eğilip yere kapanmadığını görünce öfkeden kudurdu. Yalnız onu öldürmeyi düşünmekle kalmadı, onun hangi halktan geldiğini bildiği için bütün halkını, Ahaşveroş’un egemenliğinde yaşayan bütün Yahudiler’i ortadan kaldırmaya karar verdi.

Bu işe en uygun ayı ve günü belirlemek için Ahaşveroş’un krallığının on ikinci yılında, birinci ay olan Nisan ayında Haman’ın önünde pur, yani kura çekildi. Kura, on ikinci ay olan Adar ayına düştü. (Not: “Nisan” ayı o dönemde Mart sonuyla Nisan başlangıcını kapsardı.)

Haman Kral Ahaşveroş’a şöyle dedi: “Krallığının bütün illerinde, öbür halkların arasına dağılmış, onlardan ayrı yaşayan bir halk var. Yasaları bütün öbür halklarınkinden farklı; kendileri de kralın yasalarına uymazlar. Onları kendi hallerine bırakmak kralın çıkarlarına uygun düşmez. Kral uygun görüyorsa, yok edilmeleri için yazılı bir buyruk verilsin. Ben de hazineye ödenmek üzere kralın memurlarına on bin talant gümüş vereceğim.” (Not: “On bin talant”: Yaklaşık 345 ton)

Bunun üzerine kral mühür yüzüğünü parmağından çıkartıp Agaklı Hammedata’nın oğlu Yahudi düşmanı Haman’a verdi. Ona, “Para sende kalsın; o halka da ne istersen yap” dedi. Birinci ayın on üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı ve Haman’ın buyruğu her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazılarak satraplara, il valilerine ve bütün halk önderlerine gönderildi. Buyruk Kral Ahaşveroş’un adını ve yüzüğünün mührünü taşıyordu. Krallığın bütün illerine ulaklar aracılığıyla mektuplar gönderildi. Bu mektuplar, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü, genç, yaşlı, kadın, çocuk, bütün Yahudiler’in bir günde öldürülüp yok edilmesini, kökünün kurutulup mal mülklerinin de yağmalanmasını buyuruyordu. Bu fermanın metni her ilde yasa olarak duyurulacak ve bütün halklara bildirilecekti. Öyle ki, herkes belirlenen gün için hazır olsun. Ulaklar kralın buyruğuyla hemen yola çıktılar. Ferman Sus Kalesi’nde de duyuruldu. Sus halkı şaşkınlık içindeyken kral ile Haman oturmuş içki içiyorlardı.

Mordekay olup bitenleri öğrenince giysilerini yırttı, çula sarınıp başından aşağı kül döktü, yüksek sesle ve acıyla feryat ederek kent merkezine geldi. Varıp sarayın kapısında durdu. Çünkü çula sarınmış hiç kimse bu kapıdan içeri giremezdi. Kralın buyruğunun ve fermanının ulaştığı her ilde Yahudiler büyük yas tuttular, ağlayıp feryat ettiler, oruç tuttular. Birçoğu da çula sarınıp kül içinde yattı. Hizmetçileriyle haremağaları gelip Mordekay’ın durumunu anlatınca, Kraliçe Ester çok sarsıldı. Çulunu çıkartıp giyinmesi için Mordekay’a giysiler gönderdi, ama Mordekay bunları kabul etmedi. Bunun üzerine Ester kralın kendi hizmetine atadığı haremağalarından biri olan Hatak’ı çağırttı; Mordekay’dan ne olup bittiğini ve nedenini öğrenmesini buyurdu.

Hatak saray kapısının açıldığı kent meydanına, Mordekay’ınyanına gitti. Mordekay başına gelen her şeyi ona anlattı. Yahudiler’in yok edilmesi için Haman’ın saray hazinesine vaat ettiği paranın miktarını bile tam tamına ona bildirdi. Ester’e gösterip açıklaması için Sus’ta yayımlanan, Yahudiler’in kökünün kurutulmasını isteyen fermanın bir kopyasını da ona verdi. Ester’in krala çıkmasını, ondan merhamet dileyip kendi halkı için yalvarmasını istedi. 

Hatak geri dönüp Mordekay’ın söylediklerini Ester’e bildirdi. Ester Mordekay’a şu haberi götürmesini buyurdu: “Kralın bütün adamları ve illerinde yaşayan halk biliyor ki, çağrılmadan sarayın iç avlusuna girip kralın yanına yaklaşan her erkek ya da kadın için tek bir ceza vardır. Kral altın asasını uzatıp canlarını bağışlamadıkça bu kişiler ölüme çarptırılır. Ben de otuz gündür kralın huzuruna çağrılmış değilim.” Ester’in bu sözleri kendisine iletilince, Mordekay ona şu yanıtı götürmelerini istedi: “Sarayda yaşadığın için bütün Yahudiler içinde kurtulacak tek kişinin sen olacağını sanma. Şu anda susarsan, Yahudiler’e yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.”

Bunun üzerine Ester Mordekay’a şu yanıtı gönderdi: “Git, Sus’taki bütün Yahudiler’i topla; benim için oruç tutun; üç gün, üç gece hiçbir şey yemeyin, içmeyin. Hizmetçilerimle ben de sizin gibi oruç tutacağız. Ardından, kurala aykırı olduğu halde kralın huzuruna çıkacağım; ölürsem ölürüm.” Mordekay oradan ayrıldı ve Ester’in söylediği her şeyi yaptı.

Üçüncü gün Ester kraliçe giysilerini kuşanıp sarayın iç avlusunda, taht odasının önünde durdu. Kral bu odanın giriş kapısının karşısındaki tahtında oturuyordu. Avluda bekleyen Kraliçe Ester’i görünce onu hoşgörüyle karşılayıp elindeki altın asayı ona doğru uzattı. Ester yaklaşıp asanın ucuna dokundu. Kral ona, “Ne istiyorsun Kraliçe Ester, dileğin ne?” diye sordu. “Krallığın yarısını bile istesen sana verilecektir.”

Ester, “Kral uygun görüyorsa, bugün kendisi için vereceğim şölene Haman’la birlikte gelsin” diye karşılık verdi. Kral adamlarına, “Ester’in isteğini yerine getirmek için Haman’ı hemen çağırın” dedi. Böylece kralla Haman Ester’in verdiği şölene gittiler. Şarap içerlerken kral yine Ester’e sordu: “Söyle, ne istiyorsun? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.”

Ester, “İsteğim ve dileğim şu” diye yanıtladı, “Kral benden hoşnutsa, istediğimi vermek, dileğimi yerine getirmek istiyorsa, kral ve Haman yarın kendileri için vereceğim şölene gelsinler, o zaman kralın sorusunu yanıtlarım.” Haman o gün şölenden mutlu ve sevinçli ayrıldı. Ama Mordekay’ı sarayın kapısında görünce ve onun ayağa kalkmadığını, kendisine saygı göstermediğini farkedince öfkeden kudurdu. Yine de kendini tuttu ve evine gitti. Sonra dostlarını ve eşi Zereş’i çağırttı.

Onlara sonsuz zenginliğinden, çok sayıdaki oğullarından, kralın, kendisini nasıl onurlandırdığından, öbür önderlerinden ve görevlilerinden üstün tuttuğundan söz etti. “Üstelik, Kraliçe Ester, verdiği şölene kralın yanısıra yalnız beni çağırdı” diye ekledi, “Yarınki şölene de kralla birlikte beni davet etti. Ne var ki, o Yahudi Mordekay’ı sarayın kapısında otururken gördükçe bunlardan hiçbirinin gözümde değeri kalmıyor.” Karısı Zereş ve bütün dostları Haman’a şöyle dediler: “Elliarşın yüksekliğinde bir darağacı kurulsun. Sabah olunca kraldan Mordekay’ı oraya astırmasını iste. Sonra da sevinç içinde kralla birlikte şölene gidersin.” Haman öneriyi beğendi ve darağacını hemen kurdurdu. (Not:“Elli arşın”: Yaklaşık 23 m.)

O gece kralın uykusu kaçtı; tarih kayıtlarının getirilip kendisine okunmasını buyurdu. Kayıtlar Kral Ahaşveroş’u öldürmeyi tasarlamış olan iki görevliden söz ediyordu. Kapı nöbetçisi olarak görev yapmış olan Bigtan ve Tereş adındaki bu iki adamı Mordekay ele vermişti. Kral, “Bu yaptıklarından dolayı Mordekay nasıl onurlandırıldı, ona ne ödül verildi?” diye sordu. Hizmetkârlar, “Onun için hiçbir şey yapılmadı” diye yanıtladılar. Kral, “Avluda kim var?” diye sordu. O sırada Haman sarayın dış avlusuna yeni girmişti. Kraldan, hazırlattığı darağacına Mordekay’ın asılmasını isteyecekti. Hizmetkârlar krala, “Haman avluda bekliyor” dediler. Kral, “Buraya gelsin” dedi.

Haman içeri girince kral ona, “Kralın onurlandırmak istediği biri için ne yapılmalı?” diye sordu. “Kral benden başka kimi onurlandırmak isteyebilir ki?” diye düşünen Haman şu yanıtı verdi: “Kral onurlandırmak istediği kişi için kendi giydiği bir kral giysisini ve üzerine bindiği sorguçlu atı getirtir, giysiyi ve atı en üst yöneticilerinden birine verir; o da kralın onurlandırmak istediği kişiyi giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirir. Önden giderek, ‘Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır’ diye bağırır.”

Kral Haman’a, “Hemen git” dedi, “Giysiyle atı al ve söylediklerini kralın kapı görevlisi Yahudi Mordekay için yap. Söylediklerinin hiçbirinde kusur etme.” Böylece Haman giysiyi ve atı aldı, Mordekay’ı giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirmeye başladı. Önden giderek,”Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır” diye bağırıyordu. Sonra Mordekay saray kapısına döndü. Haman ise utanç içinde başını örterek çabucak evine gitti.

Başına gelenleri karısı Zereş’e ve bütün dostlarına anlattı. Karısı Zereş ve danışmanları ona şöyle dediler: “Önünde gerilemeye başladığın Mordekay Yahudi soyundansa, ona gücün yetmeyecek, önünde yok olup gideceksin.” Onlar daha konuşurken, kralın haremağaları gelip Haman’ı apar topar Ester’in vereceği şölene götürdüler. Böylece kral ve Haman, Kraliçe Ester’in şölenine gittiler.

O gün şarap içerlerken kral Ester’e yine sordu: “İsteğin nedir, Kraliçe Ester? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.” Kraliçe Ester şöyle yanıtladı: “Ey kralım, eğer benden hoşnutsan ve uygun görüyorsan, isteğim canımı bağışlaman, dileğimde halkımı esirgemendir. Çünkü ben ve halkım öldürülüp yok edilmek, yeryüzünden silinmek üzere satıldık. Eğer köle ve cariye olarak satılmış olsaydık sesimi çıkartmazdım; böyle bir sorun için kralı rahatsız etmek uygun olmazdı.”

Kral Ahaşveroş Kraliçe Ester’e, “Böyle bir şeyi yapmaya cüret eden kim, nerede bu adam?” diye sordu. Ester, “Düşmanımız, hasmımız, işte bu kötü Haman’dır!” dedi. Haman kralla kraliçenin önünde dehşete kapıldı.

Kral öfkeyle içki masasından kalkıp sarayın bahçesine çıktı. Haman ise Kraliçe Ester’den canını bağışlamasını istemek için içerde kaldı. Çünkü kralın kendisini yok etmeye kararlı olduğunu anlamıştı. Kral sarayın bahçesinden şölen salonuna dönünce, Haman’ı Ester’in uzandığı sedire kapanmış olarak gördü ve, “Bu adam sarayda, gözümün önünde kraliçeye bile el uzatmaya mı kalkıyor?” diye bağırdı. Kral sözlerini bitirir bitirmez Haman’ın yüzünü örttüler.

Krala hizmet eden haremağalarından biri olan Harvona şöylededi: “Bakın, kralı uyarıp hayatını kurtaran Mordekay için Haman’ın hazırlattığı elli arşın yüksekliğindeki darağacı Haman’ın evinin önünde hazır duruyor.” Kral, “Haman o darağacına asılsın!” diye buyurdu. Böylece Haman Mordekay için hazırlattığı darağacına asıldı; kralın öfkesi de yatıştı.

O gün Kral Ahaşveroş Yahudi düşmanı Haman’ın malını mülkünü Kraliçe Ester’e verdi. Ester’in Mordekay’a yakınlığını açıklaması üzerine Mordekay kralın huzuruna kabul edildi. Kral, Haman’dan geri almış olduğu mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Mordekay’a verdi. Ester de onu Haman’ın malının mülkünün yöneticisi atadı. 

Ester yine kralla görüştü. Ağlayarak onun ayaklarına kapandı. Agaklı Haman’ın Yahudiler’e karşı kurduğu düzene ve kötü tasarıya engel olması için yalvardı. Kral altın asasını Ester’e doğru uzatınca Ester ayağa kalkıp kralın önünde durdu ve şöyle dedi: “Kral benden hoşnutsa ve uygun görüyorsa, benden hoşlanıyorsa ve dileğimi uygun buluyorsa, Agaklı Hammedataoğlu Haman’ın krallığın bütün illerinde yaşayan Yahudiler’in yokedilmesini buyurmak için yazdırdığı mektupları yazılı olarak geçersiz kılsın. Halkımın felakete uğradığını görmeye nasıl dayanırım? Soydaşlarımın öldürülmesine tanık olmaya nasıl dayanırım?”

Kral Ahaşveroş, Kraliçe Ester’e ve Yahudi Mordekay’a,”Bakın” dedi, “Haman’ın malını mülkünü Ester’e verdim ve Yahudiler’i yok etmeyi tasarladığı için Haman’ı darağacına astırdım. Ama kral adına yazılmış ve onun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. Bunun için, uygun gördüğünüz biçimde kral adına Yahudi sorunu konusunda şimdi siz yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin.”

Bunun üzerine üçüncü ay olan Sivan ayının yirmi üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı. Mordekay’ın buyurduğu her şey, Hoddu’dan Kûş’a dek uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudiler’e, satraplara, vali ve önderlere yazıldı. Heril için kendi işaretleri, her halk için kendi dili kullanıldı. Yahudiler’e de kendi alfabelerinde ve kendi dillerinde yazıldı. Mordekay Kral Ahaşveroş adına yazdırdığı mektupları kralın yüzüğüyle mühürledi ve kralın hizmetinde kullanılmak üzere yetiştirilen atlara binmiş ulaklarla her yere gönderdi.

Kral mektuplarda Yahudiler’e bütün kentlerde toplanma ve kendilerini koruma hakkını veriyordu. Ayrıca kendilerine, çocuklarına ve kadınlarına saldırabilecek herhangi bir düşman halkın ya da ilin silahlı güçlerini öldürüp yok etmelerine, kökünü kurutmalarına ve mallarını mülklerini yağmalamalarına izin veriyordu. Bu izin Kral Ahaşveroş’un bütün illerinde tek bir gün - onikinci ayın, yani Adar ayının on üçüncü günü - geçerli olacaktı. Bütün halklara duyurulan bu fermanın metni her ilde yasa yerine geçecekti. Böylece Yahudiler belirlenen gün düşmanlarından öç almaya hazır olacaklardı.

Kralın hizmetindeki atlara binen ulaklar, kralın buyruğuna uyarak hemen dörtnala yola koyuldular. Ferman Sus Kalesi’nde de okundu. Mordekay, lacivert ve beyaz bir krallık giysisiyle, başında büyük bir altın taç ve sırtında ince ketenden mor bir pelerinle kralın huzurundan ayrıldı. Sus Kenti sevinç çığlıklarıyla yankılandı. Yahudiler için aydınlık ve sevinç, mutluluk ve onur dolu günler başlamıştı. Kralın buyruğu ve fermanı ulaştığı her ilde ve her kentte Yahudiler arasında sevinç ve mutluluğa yol açtı. Şölenler düzenlendi, bir bayram havası doğdu. Ülkedeki halklardan çok sayıda kişi Yahudi oldu; çünkü Yahudi korkusu hepsini sarmıştı.

Kralın buyruğu ve fermanı, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü yerine getirilecekti. Yahudi düşmanları o gün Yahudiler’i alt etmeyi ummuşlardı, ama tam tersi oldu; Yahudiler kendilerinden nefret edenleri alt ettiler. Yahudiler kendilerini yok etmeyi tasarlayanlara saldırmak üzere Kral Ahaşveroş’un bütün illerindeki kentlerde bir araya geldiler. Hiç kimse onlara karşı koyamadı. Çünkü Yahudi korkusu bütün halkları sarmıştı. İl önderleri, satraplar, valiler ve kralın memurları, Mordekay’dan korktukları için Yahudiler’i desteklediler. Mordekay sarayda güçlü biriydi artık; ünü bütün illere ulaşmıştı. Gücü gittikçe artıyordu.

Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, öldürdüler, yok ettiler. Kendilerinden nefret edenlere dilediklerini yaptılar. Sus Kalesi’nde beş yüz kişiyi öldürüp yok ettiler.

Yahudi düşmanı Hammedata oğlu Haman’ın on oğlunu-Parşandata, Dalfon, Aspata, Porata, Adalya, Aridata, Parmaşta, Arisay, Ariday ve Vayzata’yı- öldürdüler. Ama yağmaya girişmediler.

Sus Kalesi’nde öldürülenlerin sayısı aynı gün krala bildirildi. O da Kraliçe Ester’e, “Yahudiler Sus Kalesi’nde Haman’ın on oğlu dahil beş yüz kişiyi öldürüp yok etmişler” dedi, “Kimbilir, öbür illerimde neler yapmışlardır? İstediğin nedir, sana vereyim; başka dileğin var mı, yerine getirilecektir.”

Ester, “Eğer kral uygun görüyorsa, Sus’taki Yahudiler bugünkü fermanını yarın da uygulasınlar” dedi, “Haman’ın on oğlunun cesetleri de darağacına asılsın.”

Kral bu isteklerin yerine getirilmesini buyurdu. Sus’ta ferman çıkarıldı ve Haman’ın on oğlu asıldı.

Sus’taki Yahudiler Adar ayının on dördüncü günü yeniden toplanarak kentte üç yüz kişi daha öldürdüler; ama yağmaya girişmediler.

Krallığın illerinde yaşayan öbür Yahudiler de canlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için bir araya geldiler. Kendilerinden nefret edenlerden yetmiş beş bin kişiyi öldürdüler, ama yağmaya girişmediler.

Bütün bunlar Adar ayının on üçüncü günü oldu. Yahudiler ondördüncü gün dinlendiler ve o günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Sus’taki Yahudiler ise kendilerini savunmak için on üçüncü ve on dördüncü günler bir araya geldiler. On beşinci günde dinlendiler. O günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Taşradaki kentlerde yaşayan Yahudiler işte bu nedenle Adarayının on dördüncü gününü şölen ve eğlence günü olarak kutlarlar ve birbirlerine yemek sunarlar.

Mordekay bu olayları kayda geçirdi. Ardından Kral Ahaşveroş’un uzak, yakın bütün illerinde yaşayan Yahudiler’e mektuplar gönderdi. Her yıl Adar ayının on dördüncü ve on beşinci günlerini kutlamalarını buyurdu.

Çünkü o günler, Yahudiler’in düşmanlarından kurtulduğu günlerdir. O ay kederlerinin sevince, yaslarının mutluluğa dönüştüğü aydır. Mordekay o günlerde şölenler düzenleyip eğlenmelerini, birbirlerine yemek sunmalarını, yoksullara armağanlar vermelerini buyurdu. Böylece Yahudiler, Mordekay’ın buyruğunu kabul ederek başlattıkları kutlamaları sürdürdüler. Çünkü bütün Yahudiler’in düşmanı Agaklı Hammedata oğlu Haman onları yok etmek için düzen kurmuştu. Onları ezip yok etmek için pur, yani kura çekmişti.

Ama kral durumu öğrenince, Haman’ın Yahudiler’e karşı kurduğu düzen geri tepti; kral, Haman’ın ve oğullarının darağacına asılmaları için yazılı buyruklar verdi.

Pur sözcüğünden ötürü bu günlere Purim adı verildi. Böylece Yahudiler, Mordekay’ın mektubunda yazılı olanlardan, görüp geçirdiklerinden ve başlarına gelenlerden ötürü bu iki günü buyrulduğu biçimde ve günlerde her yıl kutlamayı kabul ettiler. Bu gelenek kendileri için, soylarından olanlar ve onlara katılan herkes için geçerli olacaktı. (Not:“Purim”= “Kuralar”)

Böylece bu günler her ilde, her kentte ve her ailede kuşaktan kuşağa anımsanacak ve kutlanacaktı. Purim günleri Yahudiler için son bulmayacak ve bu günlerin anısı kuşaklar boyu sürecekti.

Avihayil’in kızı Kraliçe Ester ve Yahudi Mordekay Purim’le ilgili bu ikinci mektubu tam yetkiyle yazıp uygulamaya koydular. Mordekay, Ahaşveroş’un egemenliği altındaki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudiler’e esenlik ve güvenlik dilekleriyle dolu mektuplar gönderdi. Kraliçe Ester’le birlikte daha önce kararlaştırdıkları gibi, Purim günlerini belirlenen tarihte kutlamalarını buyuruyordu. Bu kutlamalara kendilerinin de, soylarından gelenlerin de katılmalarını, oruç tutmada ve ağıt yakmada belirlenen kurallara uymalarını istedi. Purim’e ilişkin bu düzenlemeler Ester’in buyruğuyla onaylandı ve kayda geçirildi.

Kral Ahaşveroş ülkeyi en uzak kıyılarına dek haraca bağlamıştı. Büyüklüğü, kahramanlıkları ve Mordekay’ı her bakımdan nasıl onurlandırdığı Pers ve Med krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudi Mordekay, Kral Ahaşveroş’tan sonra ikinci adam olmuştu. Yahudi soydaşları arasında saygı gören ve çoğunluk tarafından sevilen biriydi. Çünkü halkının iyiliğini düşünüyor, bütün soydaşlarının esenliği için çaba gösteriyordu.


ESTER KİTABI
Eski Ahit (Tevrat-Zebur),Kutsal Kitap, 2002





Bu olaya bir de farklı açıdan bakalım...


О dövrün məktublаrını, milli sənədlərini məhvеtmə təlаşınа rəğmən, yеnə də Tövrаtdаkı məlumаtlаr əsаsındа Yəhudilərin dövlət təşkilаtındаkı rоllаrını аnlаmаq mümkündür.

«Sоnrа krаl Dаryuş (Dаrа) bu məlumаtı müхtəlif irqlərdən və dillərdən оluşаn dünyаnın bütün qövmlərinə göndərdi, yаzdı: «Bоllucа sаyğılаrlа! Bеləliklə, əmr еdirəm ki, mənim krаllığımın təbəəsi оlаn hər kəs Dаniеlin аllаhındаn qоrхmаlı və оnа hörmət еtməlidir. Çünki, о, diri və əbədi оlаn аllаhdır və оnun səltənətinə zаvаl yохdur. Qurtаrıcı оdur. Göylərdə və yеrdə möcüzələr göstərib və hеyrətаmiz işlər yаpаn оdur. Dаniеli аslаnlаrın аğzındаn qurtаrаn оdur». Bеləliklə, Dаniеl Pаrs krаllаrı Dаryuşun və Kоrоşun səltənəti dönəmlərində müvəffəq оlmuş, istəklərinə çаtmışdır». (15)

Tövrаtın bu mətnindən аnlаşılаn оdur ki, Dаryuş Tövrаtın vədələrini gеrçəkləşdirməkdədir və Yəhudiləri аllаhın sеçgin qövmü kimi tаnıyır. Əcəbа, о, əvvəldənmi Musа dininə inаnırmış ki, bəlli zəruri səbəblər üzündən gizlin sахlаyırmış? Dаryuşun iqtidаrа gəlişindən Iskəndərin zühurunа qədər Həхаmənşilər sаrаyını аçıq-аşkаr Yəhudilərin rəhbərləri və pеyğəmbərləri idаrə еtmişdir. Üstdəki işаrə də bu hаdisəni dоğrulаyаn sənədlərdən birisidir. Sаdəcə, Yəhudilərin böyük аlimləri və Tövrаtdа kitаbı оlаn Əzrа, Nəhimа, Mоrdахаy, Dаniеl kimi pеyğəmbərlər və minlərcə аdsız-sаnsız Yəhudi müşаviləri dеyil, həm də Yəhudilərin mələkələri, təbibləri, münəccimləri və sеhrbаzlаrı öz еvləri kimi, bütün hər şеyi Həхаmənşilər sаrаyındа ələ kеçirmişlər.

«Ərdəşir səltənətinin 20-ci ilində Kislеv аyındа Şuş səltənət sаrаyındа оlаrkən, Yəhudiyyədən yеnicə gəlmiş Yəhudi qаrdаşlаrının bir bir nеçə аrхаdаşlаrı ilə birgə Yəhudilər və Urşəlim bаrədə sоrdum. Cаvаb vеrdilər: «Оnlаr şiddətli bir еhtiyаc və yохsulluq içərisində yаşаyırlаr. Şəhərin hаsаrı hələ düzəlməyib və yаndırılmış dаrvаzаlаr hələ təmir еdilməyibdir»... О zаmаn mən pаdşаhın sаqisi idim. Dörd аy sоnrа bir dəfə krаl Ərdəşirə şərаb cаmını təqdim еdərkən, məndən sоrdu: «Nədən bu qədər tutqunsаn? Хəstə ki, dеyilsən, yəqin ki, bir fikir səni rаhаtsız еtməkdədir». (О vахtа qədər pаdşаh hеç vахt məni tutqun görməmişdi). Оnun bu suаlındаn çох qоrхdum. Dеdim: «Pаdşаhın ömrü uzun оlsun. Dədələrimin dəfn оlunduğu bir şəhər virаn ikən və qövmüm аclıq və səfаlət içərisində yаşаmаqdа ikən, mən nеcə tutqun оlmаyа bilərəm?» Krаl sоrdu: «Istəyin nədir?» О zаmаn göylərin Tаnrısınа duа еdərək, dеdim: «Əgər pаdşаh rаzı оlаrsа, krаl mənə mərhəmətdə bulunursа, öz yurdumа gеtmək və dədələrimin ulu şəhərini bərpа еtmək istərdim». Pаdşаhın yаnındа bir mələkə оturmuşdu. Rаzılаşаrаq sоrdu: «Səfərin nə qədər çəkər və nə zаmаn dönəcəksən?» Mən, dönüşüm üçün bir zаmаn söylədim və sоnrа dа pаdşаhа dеdim: «Krаl məsləhət bilirlərsə, Firаt çаyının qərbindəki vаlilərə bir məktub yаzsınlаr ki, mənim Urşəlimə gеdişim üçün şərаit yаrаtsınlаr. Bir mətkub dа səltənət оrmаnlаrının rəisi Аsаnа yаzınız və оnа buyuruq vеriniz ki, Tаnı еvinin qаlаlаrının dаrvаzаlаrını, Urşəlimin hаsаrlаrını və öz еvimi təmir еtmək üçün mənə tахtа vеrsin». Pаdşаh mənim bütün istəklərimi qəbul еtdi. Çünki, ulu Tаnrının iltifаtı bаşımın üstündə idi. Firаt çаyının qərbinə çаtdığımdа, krаlın məktublаrını ilgili vаlilərə və şəхslərə vеrdim. Bunu dа söyləməyim gərəkir ki, pаdşаh mənim güvənliyim üçün nеçə sərdаr və bir çох süvаri görəvləndirmişdi». (16)

Yəhudilərin Həхаmənşilər sаrаyındаkı hаkimliyini isbаt еtmək üçün bundаn dаhа mötəbər sənəd оlа bilərmi? Tövrаt Burаdа dа Dаryuş dövrü ilə Ərdəşir dövrünün yеrini dəyişdirmişdir. Çünki Əzrаnın, Nеhеmyаnın, Mоrdахаyın, Еstərin və Dаniеlin Yəhudi sürgünləri içərisində оlduqlаrı bəllidir, bu surətdə Nеhеmyа Ərdəşirin sаrаyındа sаqiçilik еtmək üçün ən аzı 150 il yаşаmаlı idi.

«Nəbukidnəsirin sürgün оlаrаq Bаbilə götürdüyü bir çох əsirlər Yəhudiyyəyə və Urşəlimə gеri döndülər və hər kəs öz dоğulduğu yеrə gеtdi. Bu səfərdə Yəhudilərin rəhbərləri bunlаrdı: Zеrubаbil, Yəhuşе, Nеhеmiyа, Əzrа, Rəmiyа, Nəhmаni, Mоrdахаy, Bəlşаn, Məsfаrt, Bəğvаy, Nəhum, Bəənе».(17)

Tövrаtın Dаryuş zаmаnındаkı hаdisələri Хəşаyаrşа və Ərdəşir dönəminə аid еtmə isrаrlаrındаn digər örnəklər də gətirmək оlаr. Ərdəşirin iqtidаrının bаşlаnışı tаm yüz il Dаryuşun iqtidаrının bаşlаnışındаn sоnrа оlmuşdur. Tövrаtın tövsiyələrinə görə bütünü ilə Bаbil əsаrətindən qurtulmuş və Ərdəşir dönəminə qədər yаşаyаn kişilərin və qаdınlаrın ömrünü hеsаb еdərsək, о zаmаn оnlаrın hər birinin ömrü 260 ildən аrtıq оlur.

«Yəhudilərin kаhini və аlimi Əzrаyа Ərdəşir pаdşаhın yаzdığı məktub budur: Krаl Ərdəşirdən göy Tаnrısı şəritətinin kаhini və аlimi Əzrаyа! Fərmаn vеrmişəm ki, ölkəmdə yаşаyаn bütün Isrаil хаlqı, kаhinlər və Lеvеlilər hər kəs istərsə, səninlə birgə Urşəlimə gеdə bilərlər. Urşəlimdə хаlqın vəziyyətini sənin аllаhının buyuruqlаrı əsаsındа düzənləmək üçün sən mənim yеddi müşаvirim tərəfindən оrаyа göndərilirsən. Həm də bizim, Isrаilin аllаhınа hədiyyə еtdiyimiz аltun və gümüşləri, Yəhudilərin və kаhinlərin vеrdikləri hədiyyələri özünlə Urşəlimə аpаrırsаn». (18)

Dаryuşun sаrаyının mələkəsi оlаn Еstər və müşаviri оlаn Mоrdахаy dа bеləcədir. Аncаq Tövrаt Хəşаyаrşа dönəmində bu mələkənin yаşının 120-nin üstündə оlmаsınа rəğmən, оnu Dаryuşа dеyil, Хəşаyаrşаyа bаğışlаyır və Mоrdахаyın güclü оlduğu vахtı Хаşəyаrşа zаmаnınа аpаrır.

«Хаşəyаrşа ölkəsində yаşаyаn hər kəsə хərаc müəyyən еtdi. Хəşаyаrşа qüdrət və əzəməti, Mоrdахаyın iqtidаrа yüksəlişinin tаm şərhi və pаdşаhın оnа vеrdiyi məqаm «Midiyа və Pаrs pаdşаhlаrının tаriхi» аdlı kitаbdа yаzılmışdır. Хаşəyаrşаdаn sоnrа Yəhudi Mоrdахаy məmləkətin ən güclü şəхsi idi. О, öz qövmünün rifаhı və güvənliyi üçün əlindən gələni yаpdı. Bu üzdən Yəhudilər оnu çох sеvirdilər».(19)

Tövrаtın Dаryuş zаmаnındа bаş vеrmiş hаdisələri sоnrаkı dövrlərə ötürməsini nеcə təbir еtmək. Yоzmаq оlаr? Əgər Tövrаt аçıq-аydın Həхаmənşilərin ilk sultаnlаrının zаmаnındаkı hаdisələrin yеrini dəyişdirirsə, dеmək ki, оriеntаlistlərin iddiа еtdikləri üzrə Həхаmənşilər və Yəhudilər аrаsındаkı münаsibətlər «ilаhi» və «əхlаqi» dеyil, bütün bu münаsibətlər аncаq və аncаq «siyаsi» оlmuşdur. Tövrаt Yəhudilərin Dаryuşun sаrаyınа hаkim оlmаlаrı ilə bаğlı hеyrətаmiz bir bilgi vеrməkdədir. Bu fəslin sоnluğu оlаrаq о tаblоnu gətirirəm. Bu tаblо göstərir ki, əcnəbi bir qövm «Irаn» və «Irаn»lı аdı ilə əski Оrtа Dоğu tаriхinə bir qаrа kölgə kimi girmiş və sənət, kültür və yаrаdıcılıqdа birbirləri ilə yаrışаn qövmləri kənаrlаşdırmışlаr. Bu qövmlər bu günə qədər hələ də itirilmiş аzаdlıqlаrının gеriyə dönməsinin həsrətindədirlər.

[bu bölümde Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər. 2: 407, 8: 7-11, 9: 2-7, 9: 10 18, 9: 28-32. verilir. Purim Katliamı bu sayfada zaten vardı eklemedim - SB]

Bu hаdisəni də Törаt Хəşаyаrşа dövrünün sоnunа bаğlаyır ki, dоğru dеyildir. Çünki Mоrdахаyın sürgünlər zümrəsi içərsində оlduğunu охuduq və Tövrаt özü də bunu təsdiq еdir. Urşəlim milаddаn əvvəl 586-cı ildə süqut еdir və Хаşəyаrşаnın səltənəti isə 465-ci ildə, yəni Nəbukidnəsrin qələbəsindən 121 il sоnrа sоnа vаrmışdır. Bu məlumаtlаrа görə əgər Mоrdахаyı sürgün аnındа, həttа 9 yаşlı fərz еdərsək, Хəşаyаrşаnın səltənətinin sоnundа 130 yаşlı əprimiş bir qоcа оlmаlıdır ki, bu dа Tövrаtın təsvir еtdiyi tаblоyа uyğun gəlmir. Lаkin, əgər Tövrаtın sаydığı hаdisələrin zаmаnını Dаryuş dönəminə аid bilərsək. О zаmаn Həхаmənşilər tаriхi ilə ilgili bаşqа kоr bir düyün də аçılmış оlur və о dа Dаryuşun səltənətinin əvvəllərində bаş vеrmiş «Muğöldürmə» hаdisəsidir.

«Yоlа düşdülər və gördükləri hər Muğu öldürdülər. Yеddi аrхаdаşın qəhrəmаnlığındаn хəbər tutаn pаrslаr iki Muğ qаrdаşlаrının оnlаrа qаrşı еtdikləri hiylələrdən də хəbərdаr оldulаr. Həzərаtlаr kimi, оnlаr dа əllərinə qılınc аlıb və qаrşılаrınа çıхаn Muğu öldürdülər. Əgər gün bаtdıqdаn sоnrа Muğlаrı öldürmənin dаyаndırılmаsı ilə bаğlı fərmаn çıхmаsı idi, yеr üzündə Muğlаrın nəsli kəsiləcəkdi. Pаrslаrın təqvimində bu hаdisə qızıl хəttlə yаzılmışdır. Оnlаr hər il bu münаsibətlə bаyrаm еdərlər. Bu bаyrаm mərаsiminin аdı «Muğöldürmə» оlаrаq tаriхə kеçmişdir. О gündə hеç bir muğ еvdən dışаrıyа çıхmаğа cürət еdə bilməzdi».(20)

Dаryuşun zаmаnındаkı «Muğöldürmə» bаyrаm törəni ilə Yəhudilərin «Purim» аdlı düşmən öldürmə törənini nədən еyni hаdisə оlаrаq dəyərləndirmirik? Yəhudilər Kəmbuciyə zаmаnındа dа məmləkət işlərini ələ kеçirməyə çаlışmışlаr. Аncаq Yəhudilərin bu plаnlаrı Kəmbuciyə zаmаnındа bəlli kəsimlər tərəfindən əngəllənmişdir. Dаryuş zаmаnındа sаrаyı ələ kеçirən Yəhudilər оnlаrlа hеsаblаşmаğа bаşlаmışlаr. Yəhudilərə qаrşı müхаlifət və müqаvimət еdənlər əski Оrtа Dоğunun nеçə tаnrılı kültürləri idi ki, tаriх оnlаrı «Muğ» (21) оlаrаq tаnımаqdаdır.

["Muğ" dediği Medler (Türkler) / Zerdüştlüğün Yunan ve Roma'ya Etkisi - SB]

Bir dаhа kitаbın sоn fəslinin ilk cümləsinə qаyıdırаm: «Sözün əsil mənаsındа Həхаmənşilər tаriхi Yəhudi qövmü tаriхinin yеni bir səhifəsidir. Əgər Həхаmənşiləri Yəhudilərin bir «bоyu» kimi аdlаndırsаm, hеç də yаnılmış dеyiləm» və öz iddiаlаrımı müdаfiə еdirəm: Yəhudilərin bilginləri sərgərdаn və аdsız bir qəbilənin bаşçılаrının qüdrət tələblik хəyаllаrındаn, kimliksizliklərindən, kültürsüzlüklərindən və хunхаrlıqlаrındаn yаrаrlаndılаr. Yəhudilər mаddi və əqli yаrdımlаrı ilə оnlаrı bir impеrаtоrluq təsisçiləri səviyyəsinə qədər yüksəltdilər. Sоnrа dа оnlаrın əli ilə çох uzun vədəli öz mənаfеləri üçün zəkаlı və dinаmik оlаn Bеynəlnəhrin mədəniyyətini və gəlişməkdə оlаn Оrtа Şərq mədəniyyətini məhv еtdilər. Bununlа dа öz qövmlərinin və məbədlərinin təhlükəsizlik və güvənliyi güvəncə аltınа аlmаğа çаlışdılаr. Yəhudilərin bu biçim özünü qоrumа məntiqi tənqid оlunаsı dеyildir. Yаlnız sоn 200 ildə Yəhudilərin tаriхə müdахilə, hədəfli tаriхyаzmа və аrхеоlоji «аrаşdırmа»lаrlа çirkin siyаsi hədəflərə хidmət еdərək, mədəniyyətin bаşlаnğıcını Həхаmənşilər dövrünə intiqаl еtmələri qınаnılаsıdır. Yəhudilər Оrtа Şərq ilə bаğlı qərəzli və sахtа bir tаriх zеhniyyəti оluşdurаrаq, nəinki Оrtа Şərq və Bеynəlnəhrin (Ikiçаyаrаsı) хаlqlаrının bir-birinə yахınlаşmаsını əngəlləmişlər, həm də Irаndа köksüz, sоysuz və nаğılvаri bir milliyyətçi оrtаyа аtаrаq. Məntiqsiz bir milli özünü böyükgörmə fikrini təlqin еtməklə ərəb və Islаm düşmənçiliyini körükləmişlər. Yəhudilərin bu plаnlı çаlışmаlаrı Irаndаkı bilgisiz ziyаlılаrlа хаlq kütlələri аrаsındа dərin bir uçurumun оrtаyа çıхışını sаğlаmışdır və indiki şərаitdə bu uçurumun аrаdаn qаldırılmаsı qеyrimümkündür.

Nаsir Purpirаr
Оn iki əsr sükut! (Irаn tаriхinin təməli bаrədə düşüncələr)
Birinci kitаb: Həхаmənşilərin zühuru
dipnotlar:
(15) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Dаniеl. 6: 25-28.
(16) Tövrаt. Əhdi-Ətiq.Nеhеmiyа. 1: 1-3, 2: 1-9
(17) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Nеhеmiyа. 7: 6-7.
(18) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər, 10: 1-3.
(19) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər, 10: 1-3
(20) Mеri Bоys. Zərdüşt аyininin tаriхi, s.131.
(21) Dаryuşun zаmаnındа Yəhudilərin sаrаyа, siyаsətə, intisаdiyyаtа və оrduyа аşkаr və pərdəаrхаsı hаkimiyyətləri bаrədə gеniş bir аrаşdırmа yаpılmаlıdır. Tövrаt zikr еdir ki, Dаryuşun izni ilə Yəhudilər istiqlаltələb qövmləri, yəni Yəhudi müхаlifətlərini bütünü ilə qətl еtdilər. Bеləliklə, Dаryuşun zаmаnındа kültür, zəkа və milliyyət çırаğı Оrtа Şərqdə və Bеynəlnəhrində Yəhudilərin və iqtidаrın хеyrinə sönmüş və söndürülmüş оlur ki, bu fəlаkətin qаrаnlıqlаrı və təsirləri hələ də sürməkdədir.


Irqçilik, dinçilik, kültürçülük və həttа ifrаt vətənçilik qаynаqlı sаvаşlаr insаn cəhаlətinin özəllikləridir. Dinin inаnclаr dışındаkı mədəni dünyа аnti Yəhudi dеyildir. Yəhudilər, оnlаrа еdilən tаriхi zülmlərə bахmаyаrаq, öz əski kimliklərini, inаnclаrını möhkəmcə qоruyub sахlаyаn əski Оrtа Dоğu qövmlərindən birisidir. Kimsə mənim kitаbımın bu fəslini аntiyəhudi оlаrаq dəyərləndirərsə, bu, оnun düşüncəsizliyi üzündəndir və ciddi məsələləri cəzb еtmək istеdаdındаn məhrum оlmаsı аnlаmındаdır. Mənim nəzərimcə, Həхаmənşilər dönəmində Yəhudi qövmünün Оrtа Dоğu tаriхinə müdахiləsi, Yəhudi qövmü öncüllərinin tаriхi fürsətdən yаrаrlаnаrаq öz qövmlərini qurtаrmаq üçün uzаqgörənliklərini və zəkicə, аğıllıcа dаvrаnışlаrını isbаt еtməkdədir. Yəhudilərin böyükləri və lidеrləri hеç tərəddüd еtmədən öz qövmlərinin mənаfеyi dоğrultusundа ələ düşən fürsət dоğrucа dəyərləndirmişlər. Bu gün Оrtа Dоğu хаlqlаrı və həttа bir çох Yəhudilər Siоnizm idеоlожisi ilə sаvаşırlаr. Bəzi аntiyəhudilərin, Yəhudilərə həyаt hаqqı tаnımаdıqlаrı kimi, Siоnist firqə də Оrtа Dоğunun əski mədəniyyətləriən, о cümlədən ərəblərə və fələstinlilərə hеç bir həyаt və insаn hаqqı tаnımırlаr. 




* Dura 1920'ler İngilizlerin işgali sırasında bulunmuştur.
Dura antik şehir Hellen, Roma ve Partlar arasında sürekli el değiştirmiş. Partların "Yahudilere" yardım ettikleri de bilinir. Hatta bu Purim Katliamı'ndan (ya da Muğ Katliamı) kaçınmak için bölge halklarının da (Persler, Partlar, vs.) "Yahudiliğe" geçtiği de olayların gidişatından anlaşılır. 


* Tarihi kesin olarak verilen iki sinagog vardır; Dura Sinagog'u MS 244/5 ve Gaza Sinagogu MS 508/9. En eski sinagog tasviri ise Orta ve Aşağı Mısır'da bulunan ve MÖ 3.yy'a ait olan taş yazıtlarda görülür. Ayrıca Samaritan Delos Sinagog'u için de MÖ 150-128 tarihi verilir, ama bazıları Dura Sinagog'unu inşa edilmiş ilk sinagog olarak kabul eder. Musa ile yollara düşen Yahudiler demek ki MÖ 1200'lerden MÖ 3.yy'a kadar hiçbir şekilde sinagog inşa etmemiş! Manisa Sardis'teki sinagog MS.4.-5.yy'dan kalmadır. Avrupa'daki ilk sinagogun da bugün müze olarak kullanılan ve MS 1100 de inşa edilmiş olan "Erfurt Sinagogu-Almanya" veriliyor. Hani bunun "İsrail'i" ya da "Vaad Edilmiş Topraklar" dedikleri bölgedeki en eski "Sinagogları" nerede? Kudüs'teki tapınağı ise sinagog olarak görmüyorlar, ki onu da Süleyman'ın buyruğu ile "Turanlı" ustalar yapmıştı. 

Sinagog bilgilerini , her ne kadar güvenmesem de, wiki den aldım, hem de sansürlenen, "sionistlerin" kontrolü altındaki wikiden! ("World's oldest synagogues" başlığı altındadır.)

Ek olarak, "Purim Katliamı" bana bir filmi hatırlattı "Arınma Gecesi" (The Purge) ...

SB



Diaspora Synagogues / Synagogues in Galilee / Synagogues in Judea and Jerusalem : link


Part "Türk" Savaşçı steli - MS 2.yy / Dura / Suriye