kimmerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimmerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2025 Salı

Bu Türklerin alınlarında siyah dövmeli haç işareti vardı


Maurikius (20 yıl), 7.Yıl (MS 588/589)

Bu yıl; Pers (SB) hükümdarı Khosroes'i (1) oğlu olarak kabul eden kıvrak zekalı imparator Maurikius, Melitene (2) Piskoposu olan akrabası Dometianus'u, savaş komutasını teslim ettiği Narses'le birlikte ona [Hüsrev'e] gönderdi. Onlar, Khosroes'in ve Doğu Roma'ın (SB) askeri gücünün tümü ile birlikte Pers (SB) ülkesini istila ettiler. 

Baram [Behram] bunu öğrendiği zaman, emri altındaki kuvvetleri topladı ve Alexandrina (3) denilen bir yerde ordugahını kurdu; buraya yerleşmekle, Armenia'dan ilerleyen orduların Narses ile birleşmesini önlemeyi amaçlıyordu. Çünkü İmparator Maurikius, Baram'a karşı birlikte savaşsınlar diye, magister militum per Armeniam (4) İoannes Mysrakon'a, ordularını yanına alıp Narses'le birleşmesini emretmişti.

Gece boyunca Doğu Roma (SB) kuvvetlerin tümü birleştirildi ve Baram'a karşı savaşmak için hazırlık yapıldı. Korkuya kapılan Baram ise bir tepenin yanında ordugah kurmuştu. Yaşanan korkunç çatışmada cereyan ederken Hintli hayvanları, yani Baram'ın fillerini küçümseyen Narses, barbarların (Perslerin, SB) ordusunun merkezi phalanxını (5) bozguna uğrattı. Bu gerçekleşirken Baram'ın diğer phalanxları da karşı koyamadılar ve gaspçının kuvvetlerinin çoğu kaçtı. 

Narses Persleri (SB) takibe başladı ve öldürdü, 6.000 kadar esiri de Khosroes'e getirdi. Khosroes onların tamamını cezalandırarak mızrakla infaz ettirdi. Ancak içlerindeki Türklerin tümü Byzantium'daki [başkent] imparatora gönderildi.

Bu Türklerin alınlarında siyah dövmeli haç işareti vardı, imparator kendilerine bu haç işaretini nasıl elde ettiklerini sorduğunda, uzun yıllar önce Türkiye'de (6) bir salgın hastalığın ortaya çıktığını, aralarından bazı Hıristiyanlar'ın (7) kendilerine bunu yapmalarını önerdiğini ve o zamandan beri ülkelerinin emniyette olduğunu söylediler. (SB)

Roma (SB) askerleri, Baram'ın çadırını ve ordu yükünü filleriyle birlikte ele geçirip hepsini Khosroes' e [Hüsrev' e] getirdiler. Baram, Pers (SB) ülkesinin iç bölgelerine kaçtı ve böylelikle savaş onun aleyhine sona ermiş oldu. Büyük bir zafer elde eden Khosroes, tahtını yeniden ele geçirdi ve Romalılara (SB) bir galibiyet ziyafeti verdi. Fakat Narses, ülkesine dönmek üzere iken Khosroes' e, "Bugünü unutma, hatırla Khosroes! Hükümdarlığını sana dostça bağışlayan Romalılardır! (SB)', dedi.

Bir suikasta kurban gitme endişesine kapılan Khosroes, Maurikius'tan 1.000 Romalıdan meydana gelen bir muhafız alayı talep etti. Bu barbara karşı büyük bir sevgi besleyen Maurikius, onun isteğini yerine getirdi. Böylece Romalılar (SB)'ın Pers savaşı sona erdi.


Theophanes Confessor'ün Kroniğinde Türkler

Çev. Hatice Aydın, 2021

Dipnotlar:

(1) Chosroes: Sasani İranı'nda 590-628 yılları arasında hüküm sürmüş olan II.Hüsrev Perviz'dir. IV Hürmüz' ün oğlu ve Sasaniler'in büyük hükümdarlarının sonuncusudur. Meşhur İranlı kumandan Behram Çubin'in, babası IV Hürmüz'e karşı giriştiği isyanı bastırdıktan sonra tahta oturmuştur. Sasaniler bu dönemde Hazarlar, Müslüman Araplar ve Bizans ile yoğun ilişki ve mücadele halinde olmuşlar.

(2) Bugünkü Malatya

(3) Muhtemelen Arbela (Erbil).

(4) Magister militum per Armeniam: Anadolu'nun kuzeydoğusundaki Doğu Roma ordularının başkumandanı. İmparatorluğun bu bölgedeki askerleri ağırlıklı olarak Ermenilerden oluşmaktaydı.

(5) Phalanx. Falanks. Mızraklı ve kalkanlı birlikler. Geçmişi MÖ 25. yüzyıla kadar uzanan phalanx, MÖ 8. yüzyılda Homeros aracılığıyla ilk defa Grek kaynaklarında görülmüş, o tarihten itibaren Grek savaş stratejisiyle ilişkilendirilmiştir. Antik Çağ savaşlarının en etkili ve kalıcı askeri oluşumlarından biri olan phalanx, kelime olarak da Grekçe "parmak" anlamına gelmektedir. Phalanx birlikleri, uzun mızraklarla ve birbirine kenetlenen kalkanlarla donatılmış savaşçılardan oluşuyordu.

(6) Türkistan (Orta Asya), Türk Kağanlığı toprakları. Tarihte Türk toprakları için kullanılmış olan "Türkiye" kelimesi Theophanes'in kroniğinde iki yerde geçer. İlki 588-589 yıllarının anlatıldığı kısımda Türk Kağanlığı (Göktürk) toprakları olarak geçerken, ikincisi 730-731 yıllarının anlatıldığı kısımda, Hazar Kağanlığı topraklarını ifade etmek için kullanılmış. Dolayısyla "Türkiye" kelimesi tarihte ilk defa 6. yüzyıla ait Doğu Roma (Bizans) kaynaklarında görülmektedir. 9. ve 10. yüzyıllarda ise İdil Nehri'nden Orta Avrupa'ya kadar uzanan saha için kullanılmış olup bu kullanım Kafkasya bölgesinde bulunan Hazar Kağanlığı'nı ifade etmek için "Doğu Türkiye'si", Arpad Hanedanı'nın kurmuş olduğu Macar Devleti için de "Batı Türkiye'si" şeklinde kendini göstermiştir. Yine "Türkiye" adı, Bizans İmparatoru VII. Constantinus Porphyregenitus tarafından bizzat kaleme alınmış olan De Administrando İmperio adlı eserde, Arpad'ın Macaristanı'nı ifade etmek için defalarca anılmıştır.

(7) Burada bahsedilen Hristiyanlar, Orta Asya'daki Nasturilerdir.


SB NOTLAR

Parantez içine aldığım SB olan yerlerde İngilizce çevirisinin aksine Türkçe çevirisinde "Bizans" ve "İran" kelimeleri kullanılmış. Yanlıştır.



- İtirafçı Theophanes (8.-9.yy) Hazarlı IV.Leo'nun* döneminde sarayda görev aldı. 787'deki İkinci İznik Konseyi'ne katıldı. İkonoklazmaya** direndiği için V.Leo'nun*** döneminde hapse atıldı. 818'de öldü. Doğu Roma'nın 285-813 arası tarihi olaylarını yazdı.

* Hazarlı IV.Leo'nun (750-780) babası V.Konstantin, annesi Hazar Kağanı Bihar'ın kızı Çiçek (Tzitzak)'tir.

** İkona : Türkçe "ay-kön" kelimesinden gelir ve "gerçeği söyle" anlamındadır;

-Ay, ayğ, "söz, kelime, söylemek", (Tonyukuk yazıtı).

-Kön, "doğru olmak, itiraf etmek, doğruyu söylemek".

*** V.Leo (775-820) için her ne kadar "Ermeni" kökenli deseler de babası Bardas'ın Türk kökenli olma olasılığı var. Çünkü, Kaşgarlı'da Bargan, Kıpçaklar'da Barkan adı görülmekte ki Kıpçakların "Ermenileştiği" de bilinmekte. Ayrıca V.Leo bir Türk olan general "Bardanes Tourkos"un kızıyla evlenmişti.

Hatice Aydın'ın dipnot 7'de belirttiği Suriye'den gelen Nasturiler Orta Asya Türkleri arasına Hristiyanlığı yaymıştı. Ancak haç işareti Türklerin Tengri için kullandıkları bir damgaydı ki Kimmer-Türkleri bile Tengri'yi daire içinde haç ile temsil ederdi. Nasturi inancında olan Türkler ise yazıtlarında Asur abecesini kullanmış olsalar da Türk diliyle yazmıştı. Hristiyanlık 6.yy'da Hunların (Akhunlar) arasında da yayılır, hatta İncil Hun-Türkçesine çevrilir. Ve bırakın İsa'nın dönemini, İsa'dan 400 yıl sonra bile "haç" Hıristiyanlığın sembolü değildir.

"Haçlar ile ilgili olarak, onlara ibadet etmiyoruz - biz Hıristiyanların - onlara ihtiyacı yok; sen, putperestler, ahşap putları kutsal sayanlar, ahşap haçlara tapıyorsunuz."- Minucius Felix (MS 3.yy,kilise babası)

Nasturiler Nestorius'un takipçileri için kullanılan bir terimdir. Nestorius Meryemana'nın 'insan İsa'yı doğurmasından dolayı ona Theotokos değil Kristokos denilmesini önerir. Çünkü tanrının oğlu olamazdı. Ancak 431'deki III. Efes Konsili'nde bir sonuca varılamayınca imparator 433'te bu tartışmaya son verir. İskenderiye Piskoposu Kyril'in önerisi kabul edilir ve İstanbul patriği olan Nestorius görevinden alınarak Antakya'daki manastıra sürülür. Kyril ise ödüllendirilir. Ayrıca İskenderiye Kütüphanesi'nin bilim insanı Hypatia'nin ölümünü azmettiren kişi işte bu Kyril'dir (Cyril). Kyril daha sonra "aziz" (!) ilan edilmiştir.












Görseller: Çeşitli bölge ve zamanlardan Türklere ait "Tengri" damgaları; Orta Asya'dan Taşbaba, Saymalıtaş, Turova ağırşakları, Kimmer Taşbabaları, Hasankeyf, Spiti Vadisi, Gemikaya, Hatti, Özbekistan, Taşkent, Samsun, Çeçenistan ve Aydın Yörükleri.



4 Ocak 2025 Cumartesi

Kimmer Türkleri

 

Kimmerlerin esas işareti haç olup...

Ekber Necef / video

"Türklərin Qafqazdakı varlığını 11-ci əsrdən götürmək utopiyadır | QƏRBİ AZƏRBAYCAN XRONİKASI, Baku TV"

Kimmer Türkleri - Tengri tamgasıyla Taşbaba / Ukrayna


Mamikonyanlar "Kara Hunlar"dır ve Fergana bölgesinden buraya gelmişlerdir.

Kafkas Hunları; Hristiyanlığın yayılması, Kayseri Piskoposluğuna bağlı kalması ve dilinin de Süryanice olması; Albanlar Massaget+İskitler'dir, Batı kaynakları onlara Alban demiştir; Oğuz ve Kıpçak birdir, sadece dilde "lehçe" olarak ayrılır. - Ekber Necef

______

Torbalı Gurgur Dağı Lahti; bir Kimmer Lahtidir.






Prof. Dr. M.Taner Tarhan. / İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi - Türkiye

Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler

"Kimmerler ve İskitler Eskiçağ'daki "Türk Kültür Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Milli Tarihimiz"in ilk temsilcileridir. Çünkü, Eskiçağ ve devamındaki çesitli yazılı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerin ışığı altında ve bu bilgileri doğrulayan, zenginleştiren muhteşem arkeolojik bulgular yardımıyla, adları günümüze kadar ulaşmış olan ilk Türkler ve ilk Türk Devletleridir. Onların öyküsü "tarihî gerçekler" olarak, bir anlamda -çok uzun süreli- Eskiçağ'daki "Türk Dünyası"nın öyküsüdür. Her ne sebeple olursa olsun, inkârı mümkün olmayan gerçekleri vurgulamak için "İlk Türkler" başlığın özelliğini özellikle kullandığımızı, öncelikle ifade etmek isteriz."

"Kimmer ve İskitler'in -hâlâ- 'İndo-İranî" kökenli olduklarını savunanları, insafa davet ediyoruz."


Prof. Dr. Mir Fatih Zekiyev / Kazan Devlet Üniversitesi - Tataristan

Ön ve Orta Asya, Kafkasya, Karadeniz'in Kuzeyi, İdil-Ural ve Batı Sibirya'daki Eski Türkler

 "Karadeniz'in kuzeyinde milattan çok öncesinden itibaren Tavr, Trak, Onogur, Kimmer, Sıkıdı (Rusçası: Skif) vb. gibi isimleri taşıyan Türki dilli kavimler yaşamıştır."


Prof. Dr. Ekrem Memiş / Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi - Türkiye

Ortadoğu'da Türklerin Varlığı Tartışmaları

"Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu'ya giren Kimmer ve İskit kavimleri de Urartu'nun zayıf düşmesinde yardımcı faktor olarak rol oynamış olabilir. ...

Troyalıların İtalya kıyılarına ayak bastıkları bu ikinci göç (MÖ 8.yy) hareketinin cereyan ettiği sıralarda Avrasya steplerinden gelerek Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu'ya giren iki Türk kavmi ile karşılaşıyoruz. Bunlar, Kimmer ve İskit kavimleridir. Kimmerler, Anadolu'da Frig Devleti'ni yıkarak yaklaşık bir asır bu ülkede egemen olmuşlar, sonra da Lidyalılar tarafindan ortadan kaldırılmışlardır. İskitler ya da diğer adıyla Sakalar denilen Türk kavmi ise 28 yıl Doğu Anadolu'ya hükmettikten sonra, Kimmerlerin boşalttığı Güney Rusya'ya yerleşerek orada Büyük İskit İmparatorluğu'nu vücuda getirmişlerdir. Fakat bir kısım Sakalar, Güney Rusya'ya dönmek yerine batıya doğru yürümeye devam ederek, Anadolu'yu baştan başa geçtikten sonra deniz yoluyla İtalya'ya gelmişlerdir. İşte Sakaların bu grubu ile daha önceden İtalya'ya göç etmiş olan Batı Anadolulu Troyalılar İtalya'da karışıp kaynaşarak, bizim Etrüskler ya da Tursakalar dediğimiz kavmi meydana getirmişlerdir. Bir başka deyişle, Etrüskler adı verilen kavim, Troyalılar ile Sakaların birleşmesiyle oluşmuş yeni bir Türk topluluğudur."


****


R1b Haplogrubu (M343, M269, L23)

İlhan Cengiz

Tengritagh Akademiyesi, 24. Juli 2015 

Uyghur Academy of Art and Science/link

R-M343 olarak da bilinen R1b haplogrubu, Türk halklarında görülen Y-DNA (baba hattı) haplogruplarından biridir. R1b haplogrubu, çok eski zamanlara dayanması nedeniyle günümüzde doğal olarak çok sayıda millette görülmektedir.

R1b’nin Yaşı ve Kolları

R1b, 22200 yıl önce R haplogrubundan ayrılan koldur. R1b’nin yaklaşık 22200-18700 yılları arasında yaşayan ataları M343 olarak adlandırılmaktadır. R1b haplogrubunun büyük çoğunluğunu tahmini olarak 16700 yıl önce ana koldan ayrılan R1b1a (L389 veya bir alt dalı P297) oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra R1b1b ve R1b1c adlarıyla diğer minör kollar da mevcuttur.

R1b1a’nın çok fazla kolu olması nedeniyle bu kollar hakkında fazla detaya girmeyeceğiz. Ancak R1b1a’nın 15900 yıl öncesinden itibaren kollara ayrıldığı ve yaklaşık 6000 yıl öncesinde bu ayrışmanın daha da çeşitlendiği görülmektedir. Aşağıdaki görselde R1b’nin ana kollarını gösteren bir soy ağacı yer almaktadır.

R1b haplogrubu, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında görülmektedir. Bu haplogrubun yaklaşık 16700 yıl önce belirginleşen üç farklı dalı belirli bölgelerde daha fazla görülmektedir.

R1b1a, hem Asya’da hem Avrupa’da görülen bir daldır. R1b1a’nın alt kollarından L23, hem Batı Avrupa’da hem Orta Asya’da en çok görülen R1b dalıdır. Bu dal aynı zamanda Türkiye’de de görülmektedir. L23’ün Batı Avrupa’da görülen alt dalları genel olarak P312 gibi Türklerde pek görülmeyen dallardır. L23’ün alt dallarından Z2103’ün türevleri hem Asya hem Avrupa’da görülebilmektedir.

R1b1b, pek yaygın olmayan bir daldır. Bu dal ile ilgili pek fazla veri bulunmamaktadır. Ancak bazı çalışmalara göre Türkiye’de ve Orta Asya’da mevcuttur.

R1b1c, genel olarak Afrika’da Nijerya, Çad, Kamerun, Sudan gibi ülkelerde görülen R1b dalıdır, ancak bu dal Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’da da az miktarda görülmektedir. V88 olarak da bilinen R1b1c ile ilişkili SNP’ler, genel olarak PF6279, PF6281, F3867, PF6289, M18, V35, V69 şeklinde sıralanabilir.

Türklerde R1b’nin Kolları 

Haber et al (2012), Cristofaro et al (2013) ve Balaresque et al (2015)’in yaptıkları çalışmalarda, Orta Asyalılarda R1b1a’nın P297, M478 ve M269’un dalları görülmektedir. L23, U106, U152 gibi dallar da yine Orta Asya’da görülen M269’un alt dallarındandır. Yine Trofimov(2007)’un ve Lobov(2009)’un çalışmalarına göre Rusya’da Başkurtlar ve Tatarlarda görülmektedir. FTDNA Kazakistan DNA projesinde R1b1a’nın iki ana kolu olan M73 (R1b1a1) ve M269 (R1b1a2)’un alt dalları (L23 gibi) çeşitli Kazak, Kıpçak ve Tatar boylarında görülmektedir.

R1b, Türk halkları arasında en fazla Rusya’da yaşayan Başkurtlarda görülmektedir. R1b haplogrubu, Başkurt halkında, Trofimov (2007)’un çalışmasına göre %45 oranında, Lobov (2009)’un çalışmasına göre %35.2 oranında en fazla görülen haplogruptur. Bu haplogrup, Rusya’da Tuymaznskyli Tatarlar’da %16 oranında görülmektedir (Trofimov, 2007). Yine Cristofaro (2013)’nun çalışmasına göre Afganistan Özbeklerinde %11 oranında görülmektedir. R1b, Balaresque (2015)’in çalışmasına göre Orta Asya’da Özbekler, Karakalpaklar ve Taciklerde mevcuttur. Bu çalışmada özellikle Karakalpaklarda görülmesi dikkate değerdir. Cristofaro (2013)’nun çalışmasına göre R1b haplogrubunun çeşitli alt dalları Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar, Moğollar, Tacikler ve Hazaralarda mevcuttur.

R-U106, 4900 yaşındadır ve L23’ün alt dallarındandır. Bu dal hem Orta Asya’da hem Doğu Avrupa’da görülmektedir. Özbeklerin yanı sıra Tacikler ve İranlılarda da kısmen görülmektedir.

Aşağıdaki bağlantıda çeşitli genetik makalelerden derlediğimiz 248 adet R1b örneği, ülkeleri, etnik kimlikleri ve 12 marker y-str bilgileri ile tablo halinde sunulmuştur. Tabloda Asyalı halklar mavi zeminde, Avrupalı halklar ise farklı zeminde gösterilmiştir. Ayrıca y-str sıralaması, FTDNA projelerindeki y-str marker sıralaması temel alınarak yapılmıştır. Listede Orta Asyalılarda R1b’nin çeşitli dalları ve L23’e bağlı dallar mevcuttur.

Antik R1b Örnekleri 

Antik R1b örnekleri içerisinde en eskisi Haak (2015)’ın çalışmasından M.Ö. 5650-5555 yıllarına tarihlendirilen Tataristan’daki R1b1a örneğidir. Bu örnek taşıdığı kültürün izleri nedeniyle Mezolitik (Orta Taş Çağı) dönemine tarihlendirilmektedir. R1b’nin Afrika’da yaygın görülen dalı R1b1c (V88) ise İspanya’da Neolitik döneme ait bir alanda tespit edilmiştir. Bu örnek ise M.Ö. 5178-5066 yıllarına tarihlendirilmiştir. R1b1c, muhtemelen çok daha eski çağlarda ana kol R1b1’den ayrılarak İspanya’ya gitmiştir. Bu noktadan hareketle R1b1c’nin Afrika’ya geçmiş olabileceği üzerinde durulabilir.

R1b1a’nın bir kısmı Ural dağlarının güneyinde kalırken bir kısmı M.Ö. 2000’lerde İç Avrupa’ya, bir kısmı M.Ö. 700 -1500 civarında Kafkasya’nın güneyine inmişlerdir. R1b’yi bugünkü Türkiye topraklarına taşıyan halklar arasında İskitler, Kimmerler ve Türkler etkili olmuştur. Tataristan ve Başkurdistan çevresinde bulunan antik R1b verilerinden anlaşıldığı üzere, R1b’nin bir kısmı da aynı dönemlerde veya daha eski zamanlarda Orta Asya’ya yayılmıştır. Orta Asyalı ve Urallı R1b’ler Ön Türklerin oluşumunda yer alan gruplardandır. Bir miktar R1b de yine M.S. 11. ve 13. yüzyıllarda Moğol istilasına paralel olarak kitlesel Türk göçünde yer alarak Orta Asya’dan Güney Asya ve Ön Asya’ya göç etmişlerdir.

R1b Göç Yolları 

Jean Manco’nun çeşitli makalelerden derlediği antik R1b örneklerinin konumlarını gösteren bir harita hazırladık. Bu haritada mavi yıldız bugüne kadar bulunan en eski R1b1a örneğidir. Turuncu kareyle gösterilen antik örnekler M.Ö. 1000-3000 arasına tarihlendirilen örneklerdir. Görüldüğü üzere bir kol Ural Dağlarının güneyinde kalırken diğer kol Avrupa içlerinde yer almıştır. Her iki kolda da L23 dalı görüldüğü için, ayrılma M.Ö. 4000’lerde gerçekleşmiş olabilir.

ELEŞTİREL BAKIŞ AÇISI

R1b, diğer haplogruplar gibi çok sayıda alt dala sahiptir ve bilinen dalları bir çok halkta görülmektedir. 6000 yıllık geçmişe sahip olan L23 dalı da hem Türki halklarda hem de Ermeniler ve Avrupalılarda görülen ortak dallardan biridir. Ancak burada vurgulanması gereken husus şudur. Antik DNA verileri R1b’li Ermenilerin atalarının kuzeyden, yani Ural bölgesinden veya Kafkasya’nın kuzeyinden geldiğine işaret etmektedir. Bu da Ermenilerin önemli bir kısmının aslında Türklerle aynı kökenden olduğunu açıkça göstermektedir.

Ancak Türkiye’de genetik konusunda yeterli bilgisi olmayan bazı kimseler, genetik test yaptırdıklarında sonuç R1b çıktığında maalesef kendilerini Ermeni kökenli zannedebilmekte veya kökenleriyle ilgili şüpheye düşebilmektedir. Oysa ki bu yazımızda da ifade ettiğimiz gibi R1b haplogrubu, Orta Asya’da Türk halklarında yaygın görülen bir haplogruptur; ancak Orta Asya’dan yeteri kadar test yaptıran olmadığı için bunu ancak bilimsel çalışmalardan takip edebilmekteyiz. Nitekim dünya genelinde genellikle Ermeni, Yahudi, Arap ve Avrupa kökenliler genetik testlere yoğun rağbet göstermektedir. Diğer taraftan Orta Asya ve Rusya’da yaşayan Türkler, bu konulara pek meraklı olmamaları nedeniyle veya yeterli mali güce sahip olmadıkları için test yaptıramamaktadırlar. Bunun neticesinde test yaptıran nadir bir Türk vatandaşı 20.000 ilâ 3000 yıllık haplogrup dallarında Ermeniler, Avrupalılar, Yahudiler vb ile 12-25 marker bazında eşleşebilmektedir. Oysa ki bu eşleşmeler test yaptıran kişilerin 4000 ilâ 30.000 sene önce, henüz günümüz etnik gruplarından çok daha eski zamanlarda, ortak ataya sahip olduklarına işaret etmektedir. Bir kimsenin Ermeni veya başka kökenli olduğunu kanıtlayabilmesi için yakın dönem 67 ilâ 111 marker bazında bir Ermeni ile eşleşmesi gerekir. Çünkü Ermeni toplumunun oluşum süreci M.S. 500’lere dayanmaktadır.

Dikkat edilirse R1b olan Ermenilerin büyük bir çoğunluğu da R1b olan Orta Asyalı ve Türkiyeli Türklerle yaklaşık 6000 yıl öncesinden aynı kökten gelmektedir. Nitekim Güney Kafkasya’da bulunan iki adet antik R1b örneği M.Ö. 1000’lere tarihlendirilmektedir. Aynı dönem Kimmerlerin Kuzey Kafkasya’da faal oldukları dönemdir. Bu dönemi müteakip Kimmerler, Anadolu ve Azerbaycan’ı istila ettiler. Ancak R1b’yi sadece Kimmer ve İskitlere bağlamak da doğru değil. R1b, Güney Kafkasya’ya daha eski zamanlarda da gelmiş olabilir. Fakat mevcut antik DNA bilgileri R1b’nin Türkiye, Azerbaycan ve İran coğrafyasında M.Ö. 1700 senesinden daha eski zamanlara gitmediğine işaret etmektedir. Ancak ileride daha eski R1b örnekleri bulunursa bu bilgiler güncelliğini kaybedebilir.

Kafkasya’nın kuzeyinden gelen Kimmerler (belki İskitler veya her ikisi) kuşkusuz, Ural’ın güneyinde yaşayan Türk halklarıyla ortak haplogruplara sahipti. R1b haplogrubu zaman içerisinde Orta Asya’nın bir çok köşesine, belki daha eski devirlerde Altaylar ve Moğolistan’a kadar çok geniş bir alana yayılmışlardır. Kuşkusuz bundan 3-4 bin sene önce de insan grupları tek bir haplogruptan değil, çeşitli haplogruplardan oluşuyordu. Nitekim Neolitik ve Bronz dönemlere özgü arkeolojik alanlarda birden fazla haplogrup çeşitlerine rastlanmaktadır. Bu da farklı ata soylarından insanların Paleolitik devirlerden beri bir arada ortak dil ve kültür çevresinde yaşadıklarını göstermektedir.

R1b haplogrubu, Türkiye’de %16 gibi yüksek bir oranda görülmektedir. Tarihsel bağlamda değerlendirme yapıldığında, R1b haplogrubunun Orta Asya ve İdil-Ural bölgesinde mevcut olması bu haplogrubun tamamı olmasa da büyük bir kısmının Türkiye topraklarına yaklaşık 800 yıl önce Orta Asya’dan geldiğine işaret etmektedir. Kendini Ermeni, Laz, Rum vb olarak tanımlayan gayri-Türk R1b’ler ise yine aynı topraklardan (Kafkasya’nın kuzeyinden) 3000 sene önce bu topraklara gelen Kimmer veya İskitlerin torunlarıdır. Özetlemek gerekirse R1b’nin Orta Doğu’ya varışı, M.Ö. 1700’den itibaren ve akabinde M.Ö. 1. milenyumda İskit-Kimmer aracılığıyla ve M.S. 6.-13. yüzyıllar arasında ise kitlesel Hun-Türk göçleriyle gerçekleşmiştir.

Kaynaklar: 

1. Haber et al (2012). Afghanistan’s Ethnic Groups Share a Y-Chromosomal Heritage Structured by Historical Events. PLoS One. 2012; 7(3): e34288.

2. Cristofaro et al (2013). Afghan Hindu Kush: Where Eurasian Sub-Continent Gene Flows Converge.

3. Balaresque et al (2015). Y-chromosome descent clusters and male differential reproductive success: young lineage expansions dominate Asian pastoral nomadic populations.

4. Trofimov, (2007) Variability of Mitochondrial DNA and Y-DNA in Populations of Volga-Ural Region, 03.02.07, P.111, Institute of Biochemistry & Genetics, Russia.

5. Artyom Sergeevich Lobov (2009). Structure of the Gene Pool of Bashkir Subpopulations, Russian Academy of Sciences, Institute of Biochemistry and Genetics, Ufa Scientific Center.

6. Kazakhstan DNA Project, FTDNA, 2015.

7. Haak et al (2015), Massive migration from the steppe is a source for Indo-European languages in Europe, Web: http://biorxiv.org/content/early/2015/02/10/013433

8. Ancient DNA Samples, Jean Manco, http://www.ancestraljourneys.org






Yoksa bazılarımız hâlâ "Batılıların" masallarına inanmayı mı tercih ediyor?..

SB

15 Temmuz 2024 Pazartesi

Hitit İmparatorluğunda Dil

 


Hitit İmparatorluğunda Dil

Konuşulup yazılan dillerin sayısı ve çeşitliliği söz konusu olduğunda, Boğazkale-Hattuşa Tevrat'taki ünlü Babil kulesinden de kötüdür, keza bu metropolde en azından 8 adet dil yazılmış ve konuşulmuştur. Bunlar arasında Hititçe, çivi yazısı Luvicesi, resim yazısı Luvicesi, Palaca, Hattice, Hurrice, Sümerce ve Akadca en başta gelmekteydi. Belki bir de eski Mısır resim yazısı ile Girit ve kısmen Kıta Yunanistan'ında kullanılan Linear A ve Linear B yazıları da kullanılmakta, daha doğrusu tanınmakta idi

Yazıya geçirilmeyen eski Anadolu dillerinin ise neler olduğunu tespit etmek, olanak dışıdır; bunlar arasında en azından Kaşkaca, Arzawaca, Iştanuwaca, Hayaşaca ve Hurrice-Luvice karışımı bir dil olan Kizzuwatnaca'yı saymak gerekir.

Yukarda saydığımız yazıya geçmiş dillerden bazılarının neler olduğunu açıklama ve bunlar arasında en başta Hititçeyi ele almak gerekir. Hititçe, Hind-Avrupa dil ailesine mensup bir dildir. Ancak, yazıyla birlikte en başta Sümerce, Akadca ve Hurriceden ve en belirgin şekliyle Hattice olmak üzere birlikte yaşadığı yerli Anadolu dillerinden alınan çok fazla yabancı kelime yüzünden dil tamamen yabancılaşmıştır ve Hint-Avrupa kökenli sözcük dağarcığının sayısı çok azalmıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Hititçenin durumu, tıpkı Arapça ve Farsça kelimeler ile karmaşık terkiplerden oluşan Osmanlıca gibidir. Bundan dolayı nasıl ki iyi Arapça ve Türkçe bilen bir insan sathi de olsa Osmanlıcayı anlayabilirse, iyi Sümerce, Akadca ve Hind-Avrupa dillerden Grekçe ve Latince bilen bir insan, bir Hitit metninin içeriğini az çok anlayabilir. Zaten Hititçeyi çözmekle üne kavuşan B. Hrozny'nin yaptığı da bundan ibaretti. Kendisinden önceki araştırmacılar bunu başarmışlardı; örneğin Knudtson isimli bir bilgin, daha Boğazkale tabletleri bulunmadan önce Mısır'daki el Amarna' da bulunan iki adet Hititçe mektubu ana hatlarıyla tercüme edebilmişti.

Belirtmek gerekir ki, Osmanlıca tüm yabancılaşmalara rağmen nasıl özünde Türkçe kalabilmişse, aynı şekilde Hitit dilinin yapısı, yani grameri Hind-Avrupai kalmıştır. Diğer kültür dilleriyle kıyaslandığında, yüksek bir edebi seviyeye ulaştığı söylenemez. Askeri faaliyetlerin, dini ayinlerin anlatılmasında, birçok süslemeden, edebi ifadeden yoksun basit edebiyat türlerinin yazılmasında kullanılmış olmakla birlikte, hiçbir zaman Sümerce, Akadca ve Hurrice gibi yüksek bir edebiyat dili olamamış, hele Akadca gibi bir diplomasi dili hiç olamamıştır.

Dille ilgili yazılı belgeler, yani çivi yazılı tabletler en başta başkent Hattuşa olmak üzere, az miktarda Anadolu'nun diğer kentlerinde, Kuzey Suriye ve Mısır' da bulunmuş olup, en başta Ankara, İstanbul ve son zamanlarda Çorum olmak üzere yurtdışına kaçırılmış olanlar bugün dünyanın sayılı müzelerinde korunmaktadır. Tabletlerin toplam sayısı 30.000'i geçmekteyse de birçoğu kırık döküktür veya aynı tabletin kırılmış, kopmuş parçalarıdır, bunlar bir gün birbiriyle yapıştırıldığında (join) bu sayı tabiatıyla azalacaktır.


Prof.Dr. Ahmet Ünal / Hititler Devrinde Anadolu I 



Hint-Avrupalı Kavimlerin Anayurdu Tartışması - Hiç Bitmeyen Bir Senfoni

Prof.Dr.Ahmet Ünal

Hint-Avrupalı kavimler anavatanlarını terk etmeden önce yüksek bir kültür seviyesine ULAŞMAMIŞ olduklarından, anavatanları denilen ve nerede olduğu bir türlü anlaşılmayan topraklar üzerinde, mimari, seramik, sanat eserleri, mezar buluntuları ve yazılı kaynaklar vb. gibi elle tutulur maddi kalıntılar bırakmamışlardır. İşte bundan dolayı anavatanlarının lokalizasyonu bir türlü yapılamamaktadır. Tarihte her az bilinen konu gibi bu nokta da en başta milliyetçilik ve ırkçılık açısından spekülasyon ve suistimallere neden olmuştur ve hâlâ da olmaktadır.

19.yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı bilim adamları arasında Hint-Avrupalı kavimlerin anavatanı neresiydi konusu tartılmaya açıldığından beri, her nedense hep Orta Avrupa üzerinde durulmuş, Batı ve Güney Avrupa bakış açısının dışında bırakılmıştır. Avrupa'da, ataları Hint-Avrupalıların anavatanlarına sahip olabilmek pahasına alabildiğine bir yarış başlamıştı. (...) Koyu bir Alman milliyetçisi olan Kossinna Gustav ... onun 1902 yılında yayımladığı ^Die Indogermanische Frage archaologisch beantwortet^ başlıklı makalesi, hiç kuşkusuz uzun bir araştırmanın ürünüdür, ama ortaya koyduğu sonuç, tamamen ideolojiktir ve bilim açısından hiçbir değeri yoktur. Çünkü Kossinna, o zamana kadar anavatan tartışmalarında hiç dikkate alınmayan Kuzey Almanya ve Hollanda ovalarının Hint-Avrupalıların anavatanı olduğunu savunacak kadar kuzeye ve ileriye gitmiştir. Tekrar vurgulayalım, burada arkeolojik verilerden çok onun şovenizmi ve kullandığı bilim dışı linguistik kriterlerden hareket ediliyordu. Hiçbir gerekçe göstermeden ^bundseramik^ adı verilen kaba seramik türünün bu ovalarda çiftçilikle uğraşan Neolitik Devir Hint-Avrupalıların ürünü olduğunu söylemiştir.

Anavatanı Anadolu olarak kabul eden veya Hititler Anadolu'ya çok erken tarihlerde getirmek isteyen görüş sahiplerine göre, şimdiye kadar yerli Anadolu halkı Hattilere atfedilen Alacahöyük kral mezarlarında bulunan sanat değeri yüksek, derin ve köklü bir öbür dünya görüşünü yansıtan altın, gümüş, demir, tunç eserler, işte bu "öncü" Hitit prenseslerinin eseridir. Hiç de sağlam temellere oturmayan bu ÜTOPİK tezin amacı, çok değerli ve eşsiz Alacahöyük kral mezarları eserleri ile KURGAN ve MAİKOP kültürlerinin benzer değerdeki buluntularını, Hint-Avrupalı kavimlere mal etmektir ve ne yazık ki, GİZLİ ve SİNSİ bir İDEOLOJİNİN ürünüdür!

Defalarca vurguladığımız gibi ileri sürülen tezler ve yapılan kıyaslamalar inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Örnek olarak kısa bir süre önce Irene Gambaşidze'nin bir konferansında, Güney Gürcistan'ın Meşeti Bölgesi'ndeki Borzomi Vadisi'nde bulunan ve MÖ 18-16. yüzyıllara tarihlendirilen sahte kubbeli mezar anıtlarını, Hitit kralı Şuppiluliuma'ya ait yine kubbeli olan ve su veya yeraltı kültüyle ilgili olduğu sanılan Boğazköy Güneykale'deki yapılarla mukayese etmesi gösterilebilir. Bu kıyaslama yapılırken aradaki 300-400 senelik zaman farkı göz ardı ediliyordu.

Önemle vurgulamak isterim ki, duyarlı ve konuyu bilen araştırmacılar, Kafkasya ve Doğu Anadolu'da en geç MÖ IV.binyıldan beri oralarda Hint-Avrupalıların değil, bugün olduğu gibi Kafkas kavimlerinin oturduklarını, bu kavimlerin arasında en azından Hurriler ve belki de Hattiler'in olduklarını kabul etmektedirler. Unutmamak lazımdır ki, linguistik kriterler ve maddi kültür verileri de bu tezi bütünüyle desteklemektedir.

Böyle Pan-Indogermanist ideolojik görüşlere bilerek veya bilmeyerek bazı Türk araştırmacıların da katıldıklarını üzülerek gözlemlediğimizi zaten söylemiştik; şimdi kısaca bunlara değinelim. Bu insanların arasında bulunan bir araştırmacı popüler bir "boyalı" dergide yayımlanan yazısında kazmakta olduğu Bafra Ovası'ndaki İkiztepe'nin arkeolojideki rolünü büyütebilmek ve orada bulunan Alacahöyük eserleri kadar olmasa bile yine de çok değerli Eski Tunç çağı madeni silah ve takıları, Hint-Avrupalılara peşkeş çekebilmek için "Hint-Avrupalıların İkiztepe'deki Ataları" başlığı altında şöyle yazmaktadır: ... 

Bu araştırmacı, hocası Renfrew'ya destek veren, Anadolu'nun yerli halkını Proto-Hint-Avrupalıların oluşturduğu, Hattilerin ise sonradan Anadolu'ya geldikleri görüşünü başka yerlerde de defalarca tekrar edip durmuştur. Ama biz bu görüşü asla ciddiye alamadığımızdan dolayı, burada kesinlikle daha fazla üzerinde durmak istemiyoruz; ama yeri geldiğinde başka bir yerde ayrıntılarıyla bu tezleri de tıpkı yıllarca bilim dünyasını boş yere uğraştıran Zalpa = İkiztepe tezini sildiğimiz gibi temizleyeceğiz.

Bir başka Türk mitoloji uzmanı araştırmacı da genel modaya uyarak Maikop kültürünü ve Alacahöyük kral mezarlarını Hint-Avrupalılara, daha doğrusu Hititlere mal etmek istemektedir. Bu yazara göre Alacahöyük standartları ve güneş kursları Maikop buluntularına benziyormuş. Maikop kültürü ise zaten Hint-Avrupa asıllı olduğundan, onlar da aynı kökendenmiş...!

Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler Devrinde Anadolu"


*

NOT:

Ahmet Ünal kitabında ismini vermese de biz kim olduğunu bilelim !

Çünkü her sakallı "dede" değildir. Bir unvana sahip olması "ona saygı gösterilmeli" anlamına da gelmez! İkiztepe Höyüğü'nü kazan kişi Önder Bilgi'dir... ve "Hattilerin göçmen, Hititlerin ise Yerli" olduğunu iddia etmiştir. Oysa Ahmet Ünal'ın da dediği gibi Anadolu'yu Hint-Avrupacıcılara "peşkeş" çekmektedir!...(Önder Bilgi, link) Ayrıca Aktüel-Arkeoloji dergisinin 64.sayısında da Önder Bilgi'nin "Hint-Avrupalıları Anadolu'nun yerlisi" olarak gösteren bir makalesi yayınlanmıştır!

İkiztepe ile Kırım Kimmerlerini kıyaslayalım
Tengri Tamgalı Kimmer Türk Taşbabası





Bazılarının bize Pan-Turancı, Pan-Türkçü diyerek aşağıladığını sananlar, asıl karşı tarafın, yani Pan-İranist ve Pan-Hint-Avrupacıcıların neler yaptığını, neler yaptırdığını görsün!.. Kavgamız işte bu kendilerine "biliminsanı" diyenlere, Hint-Avrupacı-Renfrewcu sahtekarlara karşıdır. Bunu Prof. Dr. Semih Güneri de söyler ve "Türk-Altay Kuramı" kitabını Hint-Avrupacıcılara karşıt yazmıştır. Ayrıca, Çatalhöyük kazı başkanlığı oldu bitti ile Sayın Çiler Çilingiroğlu'ndan alınarak A.Türkcan'a verilmiştir ki Türkcan'ın da "Hint-Avrupacı-Renfrewcu"  (YT-dk 1.17.38) olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız !..


SB

Anadolu Hint-Avrupalıların anavatanı değildir !

Hattiler Yerli , Hititler işgalcidir.

Farklı dönemlerden Taşbabalar

Parmakları belirgin Türk Taşbabaları

Batı Türkmenistan / 6.-10.yy arası
Kültür Merkezi Devlet Müzesi Türkmenistan
Metropolitan "Saray ve Kozmos: Selçukluların Büyük Çağı, 2016" sergisinden


 

İskit-Türk, Hermitage Müzesi


Bulanık-Muş


Irak'tan Türk Taşbaba


Kırgızistan






Kimmer Türkleri - Kırım





EK:

Yemen'de Türk Taşbabalar - Balballar



Okunev'den başlayıp Kıpçaklar'da biten sıralama / Kyzlasov çizimi


14 Ocak 2024 Pazar

İndo-Aryan Biziz

 Doç.Dr. Tuğrul Kihtir,

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" konferansından


 "Bu bölüm bizim tarihimizin üvey evladı muamelesi görmüş bir bölümüdür. Hunlar, Göktürkler, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar, Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, ... say say bitmez bizim tarihimizin kavimleri, boyları, ama bu Ak-Hunlar, Kızıl-Hunlar ve Kuşanlar bizim tarihimizin güney ucudur. Bugün Güney-Asya'da eğer Türk Devleti'nin dostları varsa bu insanlara borçludur... Tarihimiz, bırakın başka tarihlere örnek olmayı, artı, çalınıyor. 15.yüzyıldan itibaren başlayan bu hareket, 18.yüzyılda Avrupa'nın kendisine köken aramasında; ve son zamanlarda da daha eski, Antik Yunan'dan da eski kültür de gerekiyor; çünkü dünya MÖ 500'lerde başlamadı, ondan öncesi de olması gerekti; ve Avrupa toplumları Hint-Avrupalı teorisiyle; Avrupa'dan beyazların MÖ 4000 - 5000 yıllarında , 3000 yıllarında 1500 yıllarında gelerek Sibirya'da yaşayan insanlara medeniyet öğrettiklerini; Afanasyeva kültürünü, Andronova kültürünü, hatta Tagar, Taştık kültürlerini kendilerine ait olduklarını iddia ediyorlar.


Ancak görebildiğimiz bir şey yok, Asya'da Avrupalı yok. Ve atlı arabalarıyla gelip Güney-Sibirya'ya kadar, yani o kadar sistematik bir şekilde söyleniyor ki bu, sadece Uralların batısından doğu kenarlarına değil, taa bizim ilk anavatanımız Yenisey'in çıkış noktalarındaki, oraya Yukarı Havza denir, oysa güneydedir, Baykal Gölü'nün hemen yanındaki bölgeye bile Avrupalılar gelmişler orada yaşayan Sibiryalılara kültür getirmişler. Fakat o zaman at bir binek aracı olarak kullanılmıyor. Atın bir binek aracı olarak kullanılması MÖ 2000'li yıllar. Ve çekici araç olarak kullanılıyor at. Ayrıca Avrupalıların mezarlarında at yok. Bizim kurganlarımız at dolu. Hatta Atlı-Kavim anlamında Tegrek, Kangılı, Tiyele kavimlerinin isimleri Türk Kavimleri. Çinlilerin verdiği. Adında tekerlek geçen bir kavim Uralların batısında yok. Tekerlek, at, demir ve pantolon o zamanki Bozkır kültürünün temel unsurlarıdır.


Herkes yerleşik hayatın daha üst düzey bir medeniyet olduğunu düşünür; "Şehirli". Oysa göçer hayat Di-Cosmo'nun dediği gibi, ki bir Sinolog'tur kendisi, Bozkır hayatındaki dinamik yaşam, üretim tarzı, insanlarda feodal sisteme giden yolu daha önce açan bir yoldur. Ve üretim ilişkilerinde de aşama kaydetmiştir. Çinlilerin kuzey komşuları; Mustafa Kemal Atatürk'ün de çok sevdiği ve konferanslara da davet ettiği Sinolog Eberhard bu konuları çok yazmıştır; MÖ 3000 yılından önce Çin'de tanrılar tarım tanrılarıdır. Gök Tanrı yoktur. Tien-Shan = Tanrı Dağları deniliyor ya işte tanrının oğlu oluyor Çin hükümdarı, ama Çin tarihine bakarsak eğer, efsanevi bir Shia Hanedanı var, bulgusuz, sonra Shan Hanedanı var, sonra da Zhou Hanedanı var.


Zhou Hanedanı'nın başlangıçı MÖ kimilerine göre 1200'ler, kimilerine göre de 1050'liler. O devirden önce tarım tanrıları var, gök tanrı yok. Gök Tanrı kuzeyden gelir. Semavi din kuzeyden gelir. Ve Orhun Abideleri'nde olduğu gibi tanrı tarafından kutsanmak, kutsanmak, kutlu olmak, kut almak, şad olmak, bunları hep kuzeyli kavimlerin kültürleridir. Çin'e demir kullanmayı da Türkler öğretmiştir. Çin'in ilk petroglifleri de yine Güney-Sibirya kökenli insanların çizdiği ve tarzda petrogliflerdir. Çin MÖ 200'lü yıllara kadar şuanki hacminin onda biri kadar. Sürekli ondan sonra genişlemiş.


Esas alan, coğrafya, üretim, hareket, Tekerlekli Kavimler diyor, (yani bunlar uzaylı mı der gibi), tekerlek yok yani. Tekerliği icat eden Türk kavimleri. Evcilleştirilen atı binek hayvanı olarak binen Türk kavimleri. Demiri işleyen Türk kavimleri. Ve Romalılar etekle ata binerken, Çinliler yumuşak ayakkabı kullanırken, Türkler pantolon, çizme giyiyor ve atların üzerinde ipe geçirdikleri üzengiyi kullanıyor. Türkler üzengiyi icat etmiştir. Ata daha iyi yön verebiliyor, atına daha çok hakim oluyor. Demir kuzeyden girer Çin'e. Bunlar kesin şeyler. Ben bunları bir bilim adamı, bir akademisyen olarak, objektif olarak konuşuyorum. Milli duygularla konuşmuyorum. Yalan ortay çıkar. Zaten binlerce kitap var. Kitaplarımın hepsi dipnotludur ve uluslararası kabul görmüş akademisyenlerin, ki çoğu da yabancıdır, referanslarıdır.


Medeniyetin çeşitli aşamaları var. Demir çok önemli bir aşama. İnsanlık tarihine bakarsanız, son kitabım, Ön-Türkler tarihini yazdım, tarih uygarlık ve genetiği ile beraber, göç yolları çok önemli çünkü, batıdan mı doğudan mı, hangi genler nereye gitmiş, bunlarla kanıtlıyoruz, gizlenmemiş araştırmaları o da, doğu araştırmaları Kore ve Japonya'dan geliyor, batıdan gelen araştırmalar genellikle farklı oluyor. Haplogruplar artık bilinen şeyler. Hangi insanlar hangisini taşıdığı biliniyor. Kızıl Hunların ki adları Kidarit'tir aynı zamanda, bu Kızıl Hunların yaşadığı yerden alınan gen araştırmasına göre aynı bölgede yaşıyorlar. Benim soyadım da Kihtir'dir.


Özetle, medeniyetin aşamaları açısından, Türkiye Cumhuriyeti'ne gelmeden önce, MS 16.yüzyıla kadar bir Türk Çağı var. Ortaçağ bir Türk Çağı'dır. Bunlar tesadüf mü oldu? Yani bize batıdan gelmişler, Güney-Sibirya'da seramiği falan öğretmişler, ama hepsini Türkler yenmiş. Madem o kadar üstün medeniyetli insanlar batıda, doğudakiler onları nasıl yenmiş? Biz ırkçılık yapmıyoruz, biz mantık konuşuyoruz. Demiri işlediğiniz zaman, ata bindiğiniz zaman, atın üstüne pantolonla bindiğiniz zaman, o demirden silah yaptığınız zaman ve demirden üzengi yaptığınız zaman, işte süper güçsünüz. O zamanın şartlarında süper güç olmak bu.


İnsanlık tarihine bakarsanız, devletleşme süreci demir çağının sonlarında başlar. Paleolitik dönemde herkes balık tutar, avcılık yapar. Sonraki dönemler, Neolitik, Kalkolitik (Bakır Çağ) ve Tunç Çağı dönem. Neolitik dönem MÖ 8000 -5000, Bakır Çağ MÖ 5000 - 3000, Tunç Çağ MÖ 3000 - 1200 ve binden sonra Demir Dönemi. Yani MÖ 1000'den önce demir yok. Zaten MÖ 12000'lere kadar her yer buzul. Demirle vuran tuncu kırıyor. Demirle vuran süper güç oluyor. Olay bu kadar basit. Türklerin ata mesleği demirciliktir. Zaten Göktürkler'in efsanesinde de Avarlara demircilik yaparlar. Sonra onlar yenerler ve bağımsız olurlar. Atı da var, o da mesafe demek. Ticaret yollarını kontrol etmek demek. Böylece süper güç oluyor.


Batıda güçlü devletler yok, Roma haricinde. Roma'nın da kökeni zaten Etrüskler. Etrüsklerin baş-tanrıçasının adı Turan (Venüs). Bunları biz söylemiyoruz. Bunları Roma'nın kuruluş efsanesini anlatan Vergili Aeneas destanında söylüyor. Turovalıların kim olduğunu söylüyor.


Ve eski zamanlarda Türk kavimleriyle Avrupa kavimleri savaşsalar da bir ortak kültürdeler. Daha henüz dinler girmemiş devreye. Dinler girince insanlar ayrışıyor. Dinden önce ufak çatışmalar, sonra barışmalar. Zaten demir de bulunmamış. Genelde kontrol altında bir yaşam var kavimler arasında. Ama ne zamanki demir bulunuyor, bir taraf üstün geliyor, her tarafı alıyor, öbür taraf da ona düşman oluyor ve kültüründen çıkartıyor. İşte Türkler batının efsanelerinden, İskandinav sagaları dahil, çıkartıldılar. İskandinavların baştanrısı Odin Tyrkialı'dır. Uralların güneyinden geldiğini yazar sagalar. Ve alfabeyi de Odin beraberinde getirmiştir. Runik alfabeyi. Ancak İskandinav runik alfabesinin Türk, Göktürk alfabesiyle benzerliği ortaya çıkınca runik araştırmalar duruyor. Çünkü direk oraya varacak sonu. Şuanda yıllarca runik alfabe çalışması yok. Çünkü her şey ortada. Odin'in runik yazıyla beraber Uralların güneylerinden İskandinavya'ya gelmiş olması, Tyrkland'dan (=Türk Yurdu. SB.) gelmiş olması ortaya çıkacak.


İstanbul'un 1453'deki fethinden sonra Papa II.Pius, önce kardinaldi, 1458'de Papa oldu, bütün Avrupa efsanelerinden İzlanda, İskandinav, Turova hikayelerinden Türklerle ilgili bölümleri kodekslerden çıkarttı. Turova Savaşı'na bakarsanız zaten orada savaşan iki Yunan kavmi değildir. Nasıl ki şuan Ege'nin iki tarafında kıta sahanlığı ve nimetlerinin paylaşılamamasından dolayı yıllardır iki taraf savaşıyorsa, bu Turova Savaşı da aslında Anadolulu halklarla Egeli bir kavmin savaşı. Şimdi Akhalar'dan önce de Pelasglar var. Nitekim Herodot Pelasglar'dan göçer, ata binen (??- SB), savaşçı bir kavim olarak bahsediyor. Sanki Kimmerleri tarif ediyor, İskitleri tarif ediyor, eski Türkleri tarif ediyor. Kimmerler, ki Annemarie v.Gabain dahil, birçok tarihçinin artık üstünde hem fikir olduğu üzere Avrasya kökenli, ortak Türk kökenli kavimler bunlar. Kimmerler, Traklar ki onlarda da kurgana gömme var. Batılılar tümülüs diyor ama bildiğimiz kurgan onlar. Kültür, dil Altay Dil Grubu ya da Hint-Avrupa Dil Grubu olmasıyla her şey apaçık anlaşılıyor. Bir de genetik analizler girdi ki artık çarpıtmaktan, gizlemekten ya da kabul etmekten başka dördüncü bir seçenek yok. 


Türkler kimdir? Asya'dan geldik Moğol'a benzemiyoruz.

Türkler Asyalı beyaz ırktandır. İndo-Aryan aramaya gerek yok, İndo-Aryan biziz."

Doç.Dr. Tuğrul Kihtir

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferansından bir kesit. TDAV, 18 Kasım 2023, devamı için YT linki:





14 Ocak 2023 Cumartesi

Gordion Kurganları

 

Gordion ve çevresindeki kurganlar. 

Kurgan MM Frig değil, Saka-Türk boyu olan Muşkili Mita'nın kendisi ya da babası Gordios'a (Goroğlu) ait. İki Atlı-Kurgan KY (MÖ 780) Kimmer-Türk olarak açıklandı. Bu iki at ahşap odanın çatısında yatıyordu. Kurgan da sonradan taşlarla örtüldü. Kurgan P (MÖ 760) ise bir çocuk teginine ait ve çıkarılan eserler de İskit-Türk sanatıyla aynı. Hatta Kurgan-III'teki bir buluntu Ordos-Hun-Türk buluntularıyla kıyaslanıyor.

Bugün başka bir kaynaktan (ben de saklı) öğrendiğim ise Gordion'daki bir başka kurgandan SEKİZ ya da daha fazla (demek ki tam hesaplayamamışlar) AT iskeleti bulunduğudur. Bu kurgan MÖ 6.yy'a ait, atların altında ise ahşap oda yok. Ancak bu kurganın hangisi olduğu belirtilmiyor! Ayrıca Gordion'daki başka kurganlardan İskit-Türk koşum malzemeleri de çıkarılmış.

Ahşap odaları, taş ve toprak yığmalı kurganlar Frig değildir! Olsaydı geldikleri yerde de olurdu! Mellink'in de dediği gibi "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını bilmiyoruz...."

"Frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır. (...) Goroğlu Türkmenistan'da mezarda doğmuş anlamında kullanılır ve öte dünyaya doğacak olması anlamına gelir." (Yaşar Çoruhlu - Eski Türklerin Kutsal Mezarları, Kurganlar*)

Casus-arkeo Rodney S.Young'un sadece Kurgan Z için "Kurgan Z şüphesiz 'kafesli' odalar inşa eden ALTAY halkıyla soyunu paylaşan birine aitti" demesi de "olayı" kurtarmıyor!

Herkes biliyordu, hâlâ biliyorlar!

SB



* Kurgan = Korgan

 "Kör/gör şeklini Türkmen şivesinde bulmak mümkündür. Gör (gö:r/go:r) kelimesi mezar anlamında gelmektedir. Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan'daki bir şeklinde 'Goroğlu' mezarda doğmuş (Kendisini yer büyütmüş, topraktan doğmuş) bir yiğit olarak anlatılmaktadır. Bu husus mezarın yeniden doğulacak veya öteki dünyada yaşanacak yer olarak algılanması konusuna uygundur. Kazak şivesinde de kor kelimesi ölünün gömüldüğü yer anlamına gelmektedir. (...) Kelimenin daha çok korumak kelimesiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Kaşgarlı Mahmud'da koru dikenli tel, korı kökü ise korumak anlamına gelmektedir. Böylece korıgan 'korunulan yer' demektir. Nasıl Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan varyantlarından birinde Köroğlu'nu yer (mezar, toprak) koruyor ve doğuruyorsa benzeri şekilde öldükten sonraki yaşama inanan çeşitli Türk toplulukları da 'mezarı', 'cesedin konulduğu yer' ve ikinci yaşamına geçeceği yer, 'ev/saray' olarak algılamışlardır. Mezarla yer/toprak ilişkisi Kaşgarlı Mahmud'un eserinden de belli olmaktadır. (...) Eski Uygurcaya baktığımızda burada 'kor' kelimesinin yine Kaşgarlı Mahmud'da olduğu gibi zarar, ziyan olarak verildiği, 'koramak' fiilinin, bir anlamının kaybetmek, ziyan etmek, azalmak olduğu belirtiliyor. Yine eski Uygurcada 'korımak', korumak anlamında ele alınmıştır. Aynı Türk şivesinde 'kuratmak': toplamak, yığdırmak; 'kurgag veya kurgak': kara toprak ve daha önce söylediğimiz gibi, kurgan, kale manasına gelmektedir. Buradan korumak amacıyla mezarın üzerindeki yığının, toprağın söz konusu olduğunu ve bunun kurgan'ı oluşturduğu anlaşılıyor. (...) kurgan veya korgan kelimesinin kale, şehir (ordu ve balık) ve tepe, yığın, korumak anlamlarının zaman zaman yan yana yer aldığını görüyoruz (...) Kurgan veya korıgan kelimesi aslında mezarın üstündeki yığın, tepe, toprak anlamına geliyor. Bu tepe ve toprağın ana fonksiyonu cesedin öteki dünyadaki yaşamını sürdürebilmesi için, onu korumak olmaktadır."

Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu, "Kurganlar"


"...Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmek..."

"MÖ 780-770 yıllarına tarihlenen Gordion KY Tümülüsü, hem at gömme geleneğinin Anadolu uygulamaları hakkında bilgi vermesi açısından, hem de tümülüsün değişen kronolojisi itibarıyla oldukça önemlidir. Önceki yıllarda yürütülen çalışmalar sırasında Kimmer istilası sonrasına, MÖ 7. yüzyılın başlarına tarihlendirilen tümülüsün tarihinin neredeyse bir yüzyıl geriye çekilmiş olması, bize göre Anadolu ve Frig arkeolojisi açısından yeni sonuç ve sorularla doludur. Kohler tarafından incelenen tümülüste saptanan uygulamalar ve buluntular, önceki çalışmalarda Anadolu’ya yabancı bir geleneğin varlığı şeklinde değerlendirilmiştir. Tümülüs için önceden önerilen MÖ 7. yüzyılın başları tarihi bu düşünceyi doğrular nitelikteyse de yeni kronoloji itibarıyla bu görüşün desteklenebilmesi artık tartışmaya açık durumdadır.

Frig tümülüslerinin en bilindik ve kapsamlı incelenen örnekleri başkent Gordion’da yer almakta, tümülüslerin yayılım alanı oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır. Başkent Gordion’da bulunan yaklaşık 150 örneğin dışında Ankara il merkezinde de yaklaşık 20 Frig tümülüsü saptanmıştır. MÖ yaklaşık 850-825 yılları arasına tarihlendirilen Gordion’daki W Tümülüsü, Frig tümülüsleri arasında kazısı gerçekleştirilmiş bilinen en eski örnektir. Gordion’daki diğer tümülüsler son çalışmalarla artık MÖ 740’lara tarihlenen görkemli MM Tümülüsü’ne göre oldukça küçük boyutlu olmalarına karşın, buralarda defnedilen kişilerin de toplumun yüksek kesiminden kişiler olduğu düşünülmektedir. Bu noktada, MÖ 780-770 gibi, Kimmer istilasından çok daha eski bir döneme tarihlenen mezar ve sahibinin, Frig krali ailesiyle olan bağının sorgulanması gerekmektedir.

KY Tümülüsü’nde atlarıyla birlikte gömülen kişi kimdi? Bu kişi önceden düşünüldüğü üzere Kimmer kökenliyse istiladan neredeyse bir yüzyıl önce Frig krali mezarlığına hangi nedenlerle defnedilmişti? Özellikle Demir Çağı içinde Asya kökenli göçebe toplumlarla ilişkili sayılan bir gömme biçeminin Frig başkenti Gordion’un en eski tümülüslerinden birinde uygulanmış olması, uygarlığın en güçlü olduğu dönemlerdeki etnik bileşenleri ve olası kökenleri hakkındaki bilgilerimizi sorgulamamızı gerektirir mi? Benzeri soruları bugünkü bilgilerimiz ışığında yanıtlandırmak zor ve yanıltıcı olsa da doktora çalışmamızda değindiğimiz üzere (Erdan 2015), Frig kültürünü oluşturan -Anadolu ve Doğu kaynaklı- öğeler bütünü bir arada değerlendirildiğinde, Gordion’daki at gömme uygulamasının da katkısıyla en azından Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Anadolu’da at gömme geleneği KY Tümülüsü’nü takip eden süreçte Elazığ, Eskişehir, Amasya ve Ankara’da tekrar karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada uygulamanın belli bir etnik kimlikle ilişkilendirilmesi durumunda, at gömme geleneği ve uygulayıcılarının Demir Çağı Anadolu'sunda etkin bir sosyo-kültürel göç olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.

Yeni kronoloji ışığında; K III Tümülüsü MÖ 780-770, P Tümülüsü MÖ 760’lara, MM Tümülüsü MÖ 740’lara ve J Tümülüsü MÖ 600’lere tarihlendirilir."

Emre Erdan, ADÜ, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, 2016


Gordion Kurgan KY'den Kün-Ay bronz plakalar, tıpkı Hun-Türk Noin-Ula Kurganı'ndan çıkanlar gibi


Asya Hun-Türklerinde saç stilleri ile altta Gordion'dan çıkarılan ve "Kibele" olarak adlandırılan, ancak
Türk Taşbabası olanın saç şekliyle karşılaştırınız.

Ortadaki "Kybele" değildir ! O bir Taşbaba'dır.

Doğu Kazakistan'dan Taşbabalar - Zeynolla Samaşev'in kitabından

Gordion Kurgan B'den Taşbabalar (iddia ettikleri gibi bir İdol değildir)


Altay'dan bir Türk Taşbaba/Balbal (İdol mu diyeceğiz yani şimdi bunlara!!!)



Tarih sahnesine MÖ 8.yy'da çıkan "Frig"lerin titizlikle kayıt tutan Hitit yazıtlarında adlarının hiç geçmemesi ve hatta Doğu kaynaklarında Muşki olarak geçmesi, kurganların Kimmer-Saka ile birlikte görülmesi, taşbabalarının, atlı gömünün, İskit sanat eserlerinin bulunması ve "Frig" olarak tanıtılan buluntuların ki en belirgin olanları başlıklar (İskit/Sakalara ait) ile çengelli iğnelerin (Fibulaların en eskisi Kafkas Kimmer-İskit mezarlarında) "Frig"lere özgü olmaması ve "eski Frigce" olarak tanımladıkları , ancak Türkçe olan Ova/Oba ve Bediz sözcükleri.... gibi veriler "Frig"leri değil Türk boylarını işaret etmektedir.


Türkoloji ile Klasik Arkeoloji beraber okunmalı.

Çünkü Anadolu'nun "Klasik" döneminde Türkler var.

Dikte edilip ezberletilen tarihi bırakın ve arkeolojik bulgulara bakınız!

Bu veriler yalan söylemiyor!

Yer Adları gibi Kurganlar da, Taşbaba/Balballar da, Türkçe de

Türklerin Tapu Senedi'dir!



Hep sorgulamıştık, sizlerin de sorgulama zamanı gelmişti....
SB

Dürüst Olunuz !