hint avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hint avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2026 Çarşamba

Luvi Aldatmacası

  


LUVİ ALDATMACASI 

Ahmet Semih Tulay

23 Temmuz 2024 / link


Son birkaç yıldır yazılı basında ve şu günlerde de sıklıkla sosyal medyada yer alan ve tartışılan bir konu var. Luviler….. Bu konuyu gündeme getiren ve sürekli gündemde tutmaya çalışan kişi kendini doğa bilimci, arkeolojik peyzajların rekonstrüksiyonu uzmanı ve aynı zamanda kaşif olarak nitelendiren Alman kökenli İsviçre vatandaşı Dr. Eberhard Zanger adında biridir. Kendi söylemiyle arkeoloji konusunda bilgisi olmadığı için İsviçre’de yaşayan arkeolog Serdal Mutlu’yu yanına alarak iddialarını kanıtlamaya çalışmaktadır.

Kendisinin Luvi dili ve uzmanı olduğu iddiasında bulunan Eberhard, 1994 yılından bu yana MÖ 2. binyılda Batı Anadolu’da Luvi adında bir uygarlığının var olduğunu öne sürmektedir. Aslında Luvi terimini ilk kez ortaya atan 1920 yılında İsviçreli Emil Forrer adında bir dilbilimci ve 1950’li yıllarda İngiliz prehistoryen James Mellaart adındaki şaibeli bir bilim adamıdır. 2017 yılında İngiliz “Independent” gazetesince haber yapılan ve buna bağlantılı olarak bizim basınımızda da yoğun ilgi gören “Beyköy Yazıtı” gündeme oturmuştu.

Habere göre; 2012 yılında J. Mellaart öldükten sonra bu yazıtın kopyası onun evinde bulunmuş ve Afyonkarahisar-İhsaniye-Beyköy köy camisinin temelinde olduğu iddia edilen bu taşın üzerindeki Luvice yazılar çözülmüştü? 10/15 metre uzunluğunda 35 cm enindeki kireçtaşı bir blok üzerine kazınan bu yazıt gömülü ise yazılara nasıl ulaşılmıştı? İddiaya göre 1878 yılında köylüler yazıtı caminin temelinde inşaat malzemesi olarak kullanmadan önce, Fransız arkeolog George Perrot dev kitabenin üzerindeki yazıları bir kağıda kopyalamıştı.

Gazete haberi üzerine Beyköy Camisi’nde yapılan incelemede temelin zemindeki ana kaya oturduğu saptanmıştır. Böylelikle bunun bir yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Şubat 2018’de Mellaart’ın evinde Beyköy yazıtı ve kimi taslak metinler üzerinde yapılan inceleme sonunda bunların tamamının sahte olduğu ve gerçekte Mellaart’ın yirmi yıl boyunca bu belgeleri kendisinin oluşturduğu anlaşılmıştır. Yani bilime sahtekarlık karıştırılmıştır. Beyköy Yazıtı’nın sahte olduğunu kanıtlayan İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nden Hititolog Doç. Dr. Hasan Peker, yazıtı çözdüğünü iddia eden Dr. Fred Woudhuizen ve Dr. E. Zangger’i eleştirerek, “olmayan bir şey üzerine bilimsel çalışmalar yapmak gerçeğin üstünün örtülmesi ve yok sayılmasıdır.” demiştir. 

Zangger’in ilgi görmeyen bir başka uçuk iddiası da Truva’nın Atlantis olduğu iddiası gibi Truvayı Luvi uygarlığının bir parçasıymış gibi göstermesidir. Bu arada Bilge Umar adlı iktisatçı bir kişi yazmış olduğu “Türkiye’de Tarihsel Adlar” adlı kitapta Anadolu’daki kent adlarının neredeyse tamamına yakınını Luvi diliyle ilişkilendirip bu akıma hizmet ettiğini söylemem gerekir.

Peki, E. Zangger ve yandaşları neden bu işi gündeme getirmişlerdir? Yanıtı gayet açıktır.  Bunun altında uluslararası siyasi ve politik planlar vardır. Batılılar önceleri batı uygarlığının temelini Eski Yunan uygarlığında aramışlar, ancak Anadolu’nun bu konuda daha baskın olduğunu anlayınca bu kez gözlerini bu topraklara dikerek kökenlerini Anadolu uygarlıklarına dayandırmak istemişlerdir. Örneğin, Almanlar kökenlerini Galatlara dayandığını kanıtlamak için Anadolu’da çok sayıda arkeolojik kazı yapmışlardır. Sonuç: Kocaman bir sıfır. 

Genel olarak Avrupalılar Anadolu’nun günümüzden 10.000 yıldan beri Hint-Avrupai halkların ana vatanı olduğu iddiasındadırlar. Bunlara göre Anadolu Tunç Çağı kültürü ve sanatının yaratıcısı  “Hint-Avrupalı halklar”dır. Bu halkların öncüleri Hititli, Luvili, Palalı halklar ve henüz adı bilinmeyen Hint-Avrupalı topluluklardır. Yani Anadolu Hint-Avrupalı halkların da anavatanıdır. Bu topraklarda konuşulan dil ise “Proto Anatolian languages”tir. Yani Hint-Avrupacadır. Hititlerin ve Hattilerin Asyalı oldukları kesinleştikten sonra bu kez bu iddia sahipleri Luvi yalanına sarılmışlardır. Ancak Luvi dili diye savundukları dil incelendiğinde karşımıza Hattice ve Hititçe çıkar. Hatti dili ise Asya kökenli bitişken bir dildir. Yani Luvi dili dedikleri aslında Hatti ve Hitit dilinin bir lehçesi olmaktan öteye gidemez.

Zangger ve yandaşları Anadolu’da yaşamış ancak hiç bir devlet kuramamış, dili tam olarak çözülememiş Luviler üzerinden yeni bir kök arayışına girerek sahte belgelerle, önce Hititlere, sonra Truva ve öteki krallıklara ait her şeyi Luvilere aitmiş gösterme çabasına giriştiler. Zangger planını daha rahat uygulamak için 2014 yılında “Luvian Studies” adlı bir vakıf kurdu. E. Zangger ve yurt dışındaki Luvian Studies Vakfı’nın ve Türkiye’deki işbirlikçileri uydurma tezlerinin yaymak için sosyal medyada yoğun bir çalışma içine girmişlerdir. 

Zangger’in görüşlerini aktaran bir makaleyi Türkiye’nin değişik yerlerindeki gazetelerde ve sosyal medyada noktasına virgülüne dokunmadan değişik yazar adlarıyla yayınlatırken bu konuda Zangger ve S. Mutlu birlikte yazdıkları hatalarla dolu bir kitap ile Luviler yalanını yaymaya çalışmışlardır. “Luvi Uygarlığı” adlı bu kitapta arkeolojik kazıların yeterince derinliğe ulaşmadığını, bu nedenle de Luviler hakkında ayrıntılı bilgi edilemediği iddiasındadırlar. Ne kendisinin ne de yardımcı S. Mutlu’nun demek ki Anadolu’daki kazılar konusunda da hiç bir bilgileri yoktur. 

Bir başka konu söz konusu Luvi kitabının kaynakça bölümünde bir tek Türk bilim adamının adı yoktur. Kanımca tüm arkeoloji dünyasının tanıdığı Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel, Prof. Dr. Bahadır Alkım, Prof. Dr. Muhibbe Darga, Prof. Dr. Halet Çambel, Prof. Dr. Refik Duru Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Prof. Dr. Tahsin Özgüç gibi Anadolu uygarlıkları hakkında otorite olan daha onlarca Türk bilim adamını duymamışlar. Bu arada not düşeyim az önce adlarını saydığım öğrencisi olduğum hocalarımdan Luvi diye bir şey duymadım.

Avrupa merkezli kimi vakıfların Anadolu’dan vatan yaratmak için başlattıkları ve Türkiye’deki kimi kuruluş ve kişiler tarafından da desteklenen “Luvicilik” akımında bir de Luviler’den Aleviliğe ve Kürtlere bir kök yaratma çabası içine girdikleri de gözlemlenmiştir. Bunların düşüncesinde Alevi inançlarının kökeninin Luvi inançlarına dayandığı gibi saçma bir düşünce vardır. Luvilerden “ışık ülkesinin halkı” gibi söz edenlere bir notum var. Işık ülkesi Luvi değil, tüm maddi uygarlık ögeleriyle bildiğimiz gerçekten ışıklar içindeki Likyadır.

Prof. Dr. Ahmet Ünal, Luvilerin iddia edildiği gibi Anadolu’nun geçmişinde önemli bir yeri olmadığı, abartıldığını, birkaç kaya kabartması, tek tük hiyeroglif yazıt, mühürler ve kimi seramik parçaları dışında araştırmalarda Luvi varlığı izlerinin çok zayıf olduğunu; gerçekte ise Luvi Ülkesi ya da Devleti diye kendi içinde tutarlı bir coğrafi bölge olmadığını belirtmektedir. Prof. Dr. Semih Güneri ise Luvi dili, Luvi kültürü diye tanımlanmış bir süreç olmadığını söyleyerek şu soruları sormaktadır. Hangi Luvi? Luvi hangi arkeolojik kültürü niteler? Nerede Luvi tarzı çanak-çömlek? Luvi mimarisi? Luvi tasvir sanatı? Nerede Luvi’ce tarihsel metinler? Ki Luvi coğrafyasını bize tanımlasın, Luvi tarihinin ana hatlarını bize anlatsın.

Sonuç:  Luvi halkı ve dili ile ilgili olarak kadim belgelerde herhangi bir kayıt yoktur. Luvilerin hiçbir zaman bağımsız bölgeleri olmamıştır. Bir tane Luvi kralının adı yoktur. Luvi mitolojisi, söylemleri yoktur. Luvi uygarlığına ait özgün maddi eserler yoktur. Luviler Batı Anadolu’da Hititlerin gölgesinde yaşamış yerli basit bir topluluktur. Bu gerçeğe karşın Anadolu’da bir Luvi uygarlığının olduğunu gündeme getirmek batılılarca kotarılan tam bir toplum mühendisliği, Anadolu kronolojisini değiştirme sevdasıdır. Luvi uygarlığı kocaman bir yalan ve bir aldatmacadır. E.Zangger ve yandaşları tarafından Anadolu kültürü üzerinde acemice planlanmış, kurgulanmış ve siyasal politik amaçlı oyunlardan biridir.


Ahmet  Semih Tulay

(Arkeolog, Milet Müzesi'nin eski müdürü)

________________


SB



"U-ba-ti = arazi, hibe edilen saha" anlamında olan ve "kesinlikle Luviceden Hititlere geçmiştir" denilen UBATİ sözündeki
"ba'nın Hatti kökenli olması" denilmesiyle ;
UBATİ'nin
2- Hattilerin Türkçe konuştuğu, (Ba > Uba > Oba]
3- Arazi anlamından çıkarılan sonuca göre> UBA(-ti) sözünün OBA olduğu,
4- Sumercede "yaşam yeri, saha" anlamında UB sözünün kullanıldığı,
5- Türkçede aynı anlamda OBA (kökü OB) olarak hâlâ kullanıldığı,
Bu sebeple de;
1- Kesinlikle Luvice kökenli OLMADIĞI ...!

Frigce diye açıkladıkları "OUA"  da Türkçedeki OVA sözünün kendisidir.
Aynı zamanda Lukka (Likya) ve Karia yazıtlarında da UBA (OBA) olarak geçer!

Luvice de, Frigce de yok, Türkçe var!

En büyük luvici İlya Yakuboviç bile Turovalıların dili için "luvice en olası aday değil" derken, "bir takım kişiler" hangi cesaretle "Turovalılar Luvi dilli" diyebiliyor? Vahiy mi gelmiş? "Yaz kızım/oğlum...."

Valla sıkıldım bu luviperestlerden!

"Homeros Destanı'nda Troya'nın öne çıkan, hatta en önemli rolü, Troyalıların Grek etnik kökenine dair ikna edici bir argüman teşkil eder mi? İlyada'nın Hektor'u ve diğer bazı Troyalı karakterleri büyük bir sempatiyle tasvir etmesine ve Akhaların Troyalı düşmanlarıyla tercüman olmadan konuştukları bir dizi sahneye rağmen cevap olumsuzdur. Watkins'in (1986: 62) ölçülü sonucuna katılmak için daha da fazla neden vardır: “Luvilerin Wilusa hakkında bir şarkısı ya da destanı varsa, bu Wilusa'nın Luvice konuştuğu anlamına gelmez”.

Benim iddiam, “Troyalıların dili” tartışmasında çivi yazılı kaynaklardan elde edilen yetersiz onomastik kanıtlar kullanılmak istendiğinde, Luvicenin en olası aday olarak ortaya çıkmadığını ileri sürmekten öteye gitmiyor."

Ilya Yakuboviç, Sociolinguistics of the Luvian Language, Vol 1, 2008


Hititolog Prof.Dr. Ahmet Ünal bile "abartıldığını" söyler ve yazar. / link


Prof.Dr. Semih Güneri
"Sahte Luvi hiyeroglif yazıları ve James Mellaart" makalesi


Prof.Dr. Semih GÜNERİ (FB hesabından):

"Son birkaç yıl içinde 'Luvi' diye bir sözde kültür uyduruldu. Anadolu'nun yerli kültürüymüş. Hint Avrupalıymış. Birkaç resim yazısı işaretiyle nasıl anladılarsa Hint Avrupalı olduklarını? 

Bütünüyle uzmanlık alanıma girdiği için yazdıklarıma güveniniz. 'Luvi', ...şunlar..., ...bunlar..., ...onlar... gibi Hitit tarihi metinlerinde anılan etnik gruplardan biridir. Kim oldukları, ne konuştukları belli değildir. Hiçbir şekilde arkeolojik kültürünü bilmediğimiz, bilinmeyen, tamamen önemsiz bir topluluktur. Anadolu'nun Güneyinde bulundukları düşünülür. 

Her şeyden önce bir bölgede konuşulan dili belirleyen, bölgenin baskın arkeolojik kültürdür. Neolitik Çağlardan Demir Çağlarına, Anadolu'da baskın arkeolojik kültürü belirleyen Hurri ve Hatti etnik kültürüdür. Hurri'nin de ve Hatti'nin doğrudan ve dolaylı yazılı belgeleri vardır. Bu iki baskın etnik kültürün arkeolojik kültürleri de yukarıda anlattığım gibidir. Hurri arkeolojik kültürü Hitit sanatı diye uydurulan Anadolu Tunç Çağı sanatını temsil eden arkeolojik belgelerin toplamıdır.  Yakında çıkacak kapsamlı Hurri (çift 'r') kitabım bu konuya son noktayı koyacak. 

Hatti sanatı nedir sorusunun yanıtı ise, Alaca Höyük Kral Mezarlarında bulunan tunçtan Güneş Kurslarıdır, altın kadın heykelcikleridir, altından kap kacak süs eşyalarıdır. Hitit Luvi hiyeroglifi denilen hadisenin böyle bir arkeolojik karşılığı yoktur. Kesinlikle yoktur. 

Yazıya gelince, Mısır resim yazısından türetilmiş ve sadece mühürler üzerinde birkaç tekil işaretten ibarettir. Yani herhangi bir olayı anlatan tam bir hiyeroglif metin yoktur. Bunların tersini yazan anlatan hiçbir bilgiye inanmayınız. Ve sıkı durunuz: Hattice ve Hurrice eklentili dillerdir, Asyalı dillerdir, bu iki etnik grup Anadolu'ya eklentili dillerin kaynak bölgesi olan Kuzey Asya'dan gelmiştir."


Ataman is not Luwian, but Turkish !
Even "Karian armon" is Turkish ; Erman/Arman.

ER = Tr., Man, soldier, male.

suffixes -man -men ; from the Sumerian period always in use in Turkish;
- Declares the multitude (kocaman = huge),
- Creates names (Ataman, Alpman, Arman, Erman, Yalman, Öymen),
- Declares few / more (küçümen = small),
- Made profession names (eğitmen = instructor),
- Generates item names (yayman = big sack ; elemen = sieve); ılıman = mild,
- Produces title word [Ataman = ancestor leader; Kölemen = slave man /or tribe name of Turkish Mamluks (Kipchak Turks), who established a state in Egypt- Syria] or Turkish tribe name Kuman (Cuman),
- Generates words related to human physics (Şişman = Fat),
- Generates place names (Kağızman, Adıyaman, Dalaman)




Lukkaca (Likce) dedikleri URT(T)A,  tanrısal ad ARMA ve ERMMENENİ sözcükleri Türkçe kökenlidir.
URTTA < YURT - YURDU
ARMA(n) < ARMAN - ERMAN
ERMMENENİ < ERMAN + ENİ/ENE (ANA)
ARMAN URTTA = ERMAN YURDU

NOT: Ermen/Arman kelimesinin Türkçe olduğuna dair bakınız:
Ermen Boyları ve Pseudo-Ermeni Haylar / Prof.Dr. Firudn Ağasıoğlu




"Bu gün Hint-Avrupa medeniyet ve dillerinin yayıldığı bütün yerlerin altında bir Türk katı bulunmaktadır...
Roma-Latin dilinin altında Etrüsk,
Yunan dilinin altında Pelasg, Sami dillerinin altında Sümer... "
Sabir Rüstemhanlı-Gök Tanrı.



Dil ve köken çalışmaları yapanlar araştırmalarına Türkçeyi dahil etmediği sürece
yaptıkları o çalışmalar bilimdışıdır.
Ve
'Sözde' akademisyenler Hititçe- Luvice diyerek masal anlatmaya devam ediyor...

Ais = Ağız ; Hititçe değil TÜRKÇE



ilgili






8 Aralık 2025 Pazartesi

Kadmos

 

Kadmos ejder-yılanla savaşıyor. Euboea'dan (Ayboğa), MÖ 560–550. Louvre Müzesi


Tyr (Tur) oğlu Kadmos, Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europe’yi ararken yorulmuş ve bir yerlere yerleşmeye karar vermişti. Delphi’deki kehânet merkezine danıştıktan sonra Thebes’e geldi. Suyu koruyan Ares’in ejderini öldürdüğü için Ares’e yedi yıl boyunca hizmet etti. Sonra da Thebes’e kral oldu ve Thebalıların atası sayıldı.

* Ares Yunanca değildir. Türkçedir. Alp Er Tonga’nın oğlu Alp Arız ile Sakaların soyundan gelen Alban-Türklerindeki Oroiz (Oruz) adları Ares ile ilgilidir. Oğuz Han’ın sol kanat komutanı Urum Kağan’ın kardeşi Uruz Bek’in adında da Ares görülür. Savaş tanrısı Ares ismi ve sıfatıyla Saka Türklerinden Greklere geçmiş bir tanrıdır. Günümüzde kullandığımız vuruşmak fiili (vuruş, uruş) savaşmak, dövüşmek, kavga etmek anlamlarına gelir ki Başkırt Türklerinde İreş (savaş, kavga) ve Kırgız Türkçesinde Araz (savaş, kavga)’dır.(kaynaklar kitabımda) Ares adının kökenini Gut Türklerinde Ariis/Aries Kan, yani Aris Kağan özel isminde de buluruz.

* Türk Kültüründe Ejder-Yılan suyun koruyucusudur.

* Kadmos Yunanca değildir. "Yazıyı Fenike'den getiren Kadmos" diyen Herodot'a (2.49) istinaden "Fenikeli" sanılan Kadmos Hint-Avrupalı olmayan Pelasg boyu Kar'lardan. Kadmos Mısır'a gidip dönenlerden olduğu için Mısırlı, hatta Fenikeli  sanıldı. Bu durumda yazı da Fenike kökenli değil, Pelasg kökenliydi.

* Tur (Tyr), Pelasgların diğer adı olan Tyrrhen'den türetildi. İtalya'da Etrüsk olarak adlandırılanlar da Pelasglardı.

* Kadmos'un "kaçırılan" kızkardeşi Europe'nin (Ayrope) adı da Hint-Avrupa dillinden olmadığı gibi ne Yunanca, ne de Fenikece. Makedonya'da Europa adında bir yerleşim vardı. Zaten sadece Trakya bölgesi Europa olarak anılıyordu. Avrupa kıta adını ise MS 8.yy'dan sonra aldı, ancak 11.yy'da genelleşti.

* Europe ile Kadmos genellikle Boeotia bölgesiyle ilişkilendirilmiştir. Boeotia (Boğa), Thebai/Thebes (Tepe) ile Euboea/Euboia (Ay Boğa) yer adları Türkçe kökenlidir. Ayrıca bölgenin en eski kralı olarak Ogyges gösterilir ki o da Oğuz'dur. Tepe'de geçen diğer Türkçe isimler; Atamaz (Athamaz), Ergin/Erkin (Erginos), Orhan/Orhun (Arrhon), Az/As (Azeus), Buzağı (Buzyge). Ayboğa (Euboia) Grek ağızlarında "Euboia"dan > Europe"ye dönüşmüş gibi duruyor. Ataları olan İo'nun adı da Türkçe Ay'dır. Ben ona Ay Kız demeyi tercih ediyorum. Ay Kız'ın babasının adı da İnachos olarak geçer, yani Türkçe İnag/k, tıpkı Hazar Türklerinden İnak et-Türkî (9.yy) adındaki gibi.


Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.
MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya
Palermo Arkeoloji Müzesi


Zeus'un boğa kılığına girerek Europe'ye musallat olması da bir fikir verebilir. Bu arada Grek kültüründe "şamanizm" kültürü yoktur. Yani Zeus'un boğa donuna girmesi Greklerin kültürüne terstir. Ayrıca Europe'nin çocuklarının adları: Rhadamantus, Minos ve Sarpedon... bunların adları da ne Hint-Avrupa ne de Grekçedir. Minos ile Manas, Sarpedon ile Sarp Türkçedir. Rhadamantus'u ise çözemedim. Zaten "Minos Uygarlığı" da Grek uygarlığı değildir. Denizli'deki Baba Dağı'nın eski adı da Kadmos'tur. Ayrıntılar "Turova ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.


SB


Hiçbiri "Grek" ya da HA değildi.


EK

Kökenleri Belirsiz Olanlar

Ejder

Sardesli Artemis

Boğa Başlı İnsan

Orat - Ortak


18 Mayıs 2025 Pazar

Karlar - Karia

 

"Eğer Karialılar, Lelegler ve Pelasglar soydaşsa ve Lydialılar ile Mysialıların da atalarıysa, o zaman bunların kökeni Hint-Avrupa olamazdı."

SB - Turova ve Saka Türkleri 📕





KARLAR-LELEGLER

"Karlar Leleg adını taşıyordu... Eski Yunan yazarlarına göre Karialılar, Ege'nin yerli ulusudurlar. Karialılar kendilerine Anadolu'nun yerlileri sayarlar. Bazı bilginler Karlar'ı , Eski Tunç Çağı'nın ikinci yarısı içinde (İÖ 2300) Anadolu'ya gelmiş olan Luvi dil grubuna giren toplumun devamı olarak görürler. Ancak Karia yer adları ve dinleri bu halkın Luviler gibi Hint-Avrupa karakteri bir dil konuşmadıklarını belirtir."

Doç. Dr. Veli Sevin, "Anadolu'da Yunanlılar" , 1982

Anadolu Uygarlıkları. Görsel Anadolu Tarihi Ansiklopedisi, Cilt 2.




"Gerek Karialılar, gerek Lelegler Anadolu kıyılarında yaşıyorlardı. Aralarında pek belirgin bir ayrım yoktur. Herodotos, Lelegleri, eski budunsal adı koruyan Karialıların bir kolu olarak görmektedir. Leleglerin, Karialılarca köleleştirilen ayrı bir halk olduğu ve ilk başlarda Samos ve Khios adalarında yaşadığı yolunda görüşler de vardı. Tarihsel dönemde, Lelegler artık bir anı olmaktan öteye geçemezken, Karialılar kendi adlarını taşıyan ülkenin Yunanlı olmayan sakinleri olarak herkesce bilinmekteydiler." (...) Karia'daki başlıca Yunan yerleşim merkezi, Herodotos'un doğum yeri olan Halikarnassos'du. Tarihçi Herodotos'un kendisinin de Karia'lıların soyundan gelmesi olasıydı, çünkü babasının adı Lykses, amcasının adıysa Panyasis'di; bunlar, Yunan adları değildir. Gerçi Yunan etkisine Lykia'lılardan daha açıktılar ama, Karia'lılar da kendi dillerini ve kültürlerini korudular.


George Thomson, Tarih Öncesi Ege / The Prehistoric Aegean


"The Carians and Leleges both belonged to the Anatolian seabord, and the distinction between them is somewhat indefinite. Herodotus regards the Leleges as a branch of the Carians that retained the old national name. Other views were that they were a distinct people reduced by the Carians to serfdorn, and that originally they had been confined to Samos and Chios. In historical times they were little more than a memory, whereas the Carians were universally familiar as the non-Greek inhabitans of the country that bore their name."


"Herodot bile bir Kar idi, Grek değil!"
"Karya'nın Yunanla hiçbir ilgisi yoktur."
Ark.Rh. Canan Küçükeren




Biri Selçuklu 11.-12.yy'dan, diğeri Karia kenti İasos'tan (Yasos, Yas-os, Yas/Yaz)
MÖ 6. yy "Avcı" betimlemesi.

* Antik dönem "Grek" eserlerinin kaçında tavşanlı-avcı betimlemesi görülmekte?
* Bu betimleme "Yunan" kültüründe devam etmiş midir?


TÜRKÇE OB/OBA/OVA = Kabile, bir aşirete mensup büyük bir aile, mahalle. Konak yeri ve burada konaklayan halk/aile. Beş-on evli köy.
Hangi Obadansın? = Hangi soydansın, kimlerdensin?

Sumer UB = Yaşam yeri, saha;
Asur UBADİNNU/UPATİNNU;
Hitit UBATİ = (anlamı) Arazi yardımı (olarak verilmiş);
Sözde Luvice UBADİD/UWA = UBA kökünden. (anlamı) Arazi ve kiracılar (olarak verilmiş);
Likya/Lukka, Karia UBA;
Sözde Frigce OWA/OİA/OUA = Köy;
Spartalılarda OBAİ/OBAE = Kabile, köy. Her boy on OBA'dan, her OBA otuz aileden oluşuyor.

Asurlarda, Hititlerde, sözdeLuvicede, Likyada, Kariada, sözdeFrigcede ve Spartalılarda geçen OBA Türkçe kökenlidir.

SB
kaynaklar 'Turova ve Saka Türkleri'nde




Place Names from Before Greek Period



Olcas Süleyman; 
"Hint-Avrupa dil ailesine dâhil edilmiş olan birçok dilin yapısı ve şekli tarihî olarak çok kısa süre içerisinde kökünden değişmiştir.
Hâlbuki Türk dilinde aynı zaman içerisinde hiç bir değişiklik olmamıştır."

2 Şubat 2025 Pazar

Yabancı Hastalığı


 "Yabancı Hastalığı";

Yunan'dan daha fazla "Yunan", Avrupalı'dan daha fazla "Avrupalı

_______________________________________________


Prof.Dr. Ahmet Ünal bir tespitte bulunuyor....


Ankara Üniversitesi'nde Güterbock'tan sonra Hititoloji'yi sürdüren hocam Hititolog Sedat Alp. Soldan sağa klasik arkeolog Ekrem Akurgal, Roma hukuku tarihçisi Kudret Ayiter ve Germenist Yaşar Önen'le birlikte Almanların boyunlarına taktıkları haçlı liyakat madalyalarını kutlarken. Ne kadar da mesut ve memnun görünüyorlar! Bu hocalar her nedense sanki marifetmiş gibi bu ucuz bronz nesnelerle aşırı derecede öğünürler, evlerine misafir ettikleri herkese gösterirler, öz geçmişlerine bile sokarlardı.

Öğündükleri konular ve hizmeteri neydi bilemiyorum ama madalyaların niçin verildiğini çok iyi biliyorum. Erol Manisalı'nın "içimizdeki Danimarkalılar" dediği insanlar bunlardı ve Atatürk Cumhuriyeti'nin sefasını olabildiğince sürdürdüler ve bizden sonra 'Nuh Tufanı'dır ilkesine göre davrandılar. Âdeta Türkiye bizden sorulur zihniyetiyle davrandılar, dostları yabancılara kazı ruhsatı verilmesine hep ön ayak oldular. Bu olayların Oryantalizm'in yöntemlerinden birisi olduğunu başka yerlerde fazlasıyla göreceğiz. Bu bir suçlama değil, tespittir; dileyeni tartışmaya çağırıyorum!

Prof.Dr. Ahmet Ünal / Hitit Dilbilgisi




15 Temmuz 2024 Pazartesi

Hitit İmparatorluğunda Dil

 


Hitit İmparatorluğunda Dil

Konuşulup yazılan dillerin sayısı ve çeşitliliği söz konusu olduğunda, Boğazkale-Hattuşa Tevrat'taki ünlü Babil kulesinden de kötüdür, keza bu metropolde en azından 8 adet dil yazılmış ve konuşulmuştur. Bunlar arasında Hititçe, çivi yazısı Luvicesi, resim yazısı Luvicesi, Palaca, Hattice, Hurrice, Sümerce ve Akadca en başta gelmekteydi. Belki bir de eski Mısır resim yazısı ile Girit ve kısmen Kıta Yunanistan'ında kullanılan Linear A ve Linear B yazıları da kullanılmakta, daha doğrusu tanınmakta idi

Yazıya geçirilmeyen eski Anadolu dillerinin ise neler olduğunu tespit etmek, olanak dışıdır; bunlar arasında en azından Kaşkaca, Arzawaca, Iştanuwaca, Hayaşaca ve Hurrice-Luvice karışımı bir dil olan Kizzuwatnaca'yı saymak gerekir.

Yukarda saydığımız yazıya geçmiş dillerden bazılarının neler olduğunu açıklama ve bunlar arasında en başta Hititçeyi ele almak gerekir. Hititçe, Hind-Avrupa dil ailesine mensup bir dildir. Ancak, yazıyla birlikte en başta Sümerce, Akadca ve Hurriceden ve en belirgin şekliyle Hattice olmak üzere birlikte yaşadığı yerli Anadolu dillerinden alınan çok fazla yabancı kelime yüzünden dil tamamen yabancılaşmıştır ve Hint-Avrupa kökenli sözcük dağarcığının sayısı çok azalmıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Hititçenin durumu, tıpkı Arapça ve Farsça kelimeler ile karmaşık terkiplerden oluşan Osmanlıca gibidir. Bundan dolayı nasıl ki iyi Arapça ve Türkçe bilen bir insan sathi de olsa Osmanlıcayı anlayabilirse, iyi Sümerce, Akadca ve Hind-Avrupa dillerden Grekçe ve Latince bilen bir insan, bir Hitit metninin içeriğini az çok anlayabilir. Zaten Hititçeyi çözmekle üne kavuşan B. Hrozny'nin yaptığı da bundan ibaretti. Kendisinden önceki araştırmacılar bunu başarmışlardı; örneğin Knudtson isimli bir bilgin, daha Boğazkale tabletleri bulunmadan önce Mısır'daki el Amarna' da bulunan iki adet Hititçe mektubu ana hatlarıyla tercüme edebilmişti.

Belirtmek gerekir ki, Osmanlıca tüm yabancılaşmalara rağmen nasıl özünde Türkçe kalabilmişse, aynı şekilde Hitit dilinin yapısı, yani grameri Hind-Avrupai kalmıştır. Diğer kültür dilleriyle kıyaslandığında, yüksek bir edebi seviyeye ulaştığı söylenemez. Askeri faaliyetlerin, dini ayinlerin anlatılmasında, birçok süslemeden, edebi ifadeden yoksun basit edebiyat türlerinin yazılmasında kullanılmış olmakla birlikte, hiçbir zaman Sümerce, Akadca ve Hurrice gibi yüksek bir edebiyat dili olamamış, hele Akadca gibi bir diplomasi dili hiç olamamıştır.

Dille ilgili yazılı belgeler, yani çivi yazılı tabletler en başta başkent Hattuşa olmak üzere, az miktarda Anadolu'nun diğer kentlerinde, Kuzey Suriye ve Mısır' da bulunmuş olup, en başta Ankara, İstanbul ve son zamanlarda Çorum olmak üzere yurtdışına kaçırılmış olanlar bugün dünyanın sayılı müzelerinde korunmaktadır. Tabletlerin toplam sayısı 30.000'i geçmekteyse de birçoğu kırık döküktür veya aynı tabletin kırılmış, kopmuş parçalarıdır, bunlar bir gün birbiriyle yapıştırıldığında (join) bu sayı tabiatıyla azalacaktır.


Prof.Dr. Ahmet Ünal / Hititler Devrinde Anadolu I 



Hint-Avrupalı Kavimlerin Anayurdu Tartışması - Hiç Bitmeyen Bir Senfoni

Prof.Dr.Ahmet Ünal

Hint-Avrupalı kavimler anavatanlarını terk etmeden önce yüksek bir kültür seviyesine ULAŞMAMIŞ olduklarından, anavatanları denilen ve nerede olduğu bir türlü anlaşılmayan topraklar üzerinde, mimari, seramik, sanat eserleri, mezar buluntuları ve yazılı kaynaklar vb. gibi elle tutulur maddi kalıntılar bırakmamışlardır. İşte bundan dolayı anavatanlarının lokalizasyonu bir türlü yapılamamaktadır. Tarihte her az bilinen konu gibi bu nokta da en başta milliyetçilik ve ırkçılık açısından spekülasyon ve suistimallere neden olmuştur ve hâlâ da olmaktadır.

19.yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı bilim adamları arasında Hint-Avrupalı kavimlerin anavatanı neresiydi konusu tartılmaya açıldığından beri, her nedense hep Orta Avrupa üzerinde durulmuş, Batı ve Güney Avrupa bakış açısının dışında bırakılmıştır. Avrupa'da, ataları Hint-Avrupalıların anavatanlarına sahip olabilmek pahasına alabildiğine bir yarış başlamıştı. (...) Koyu bir Alman milliyetçisi olan Kossinna Gustav ... onun 1902 yılında yayımladığı ^Die Indogermanische Frage archaologisch beantwortet^ başlıklı makalesi, hiç kuşkusuz uzun bir araştırmanın ürünüdür, ama ortaya koyduğu sonuç, tamamen ideolojiktir ve bilim açısından hiçbir değeri yoktur. Çünkü Kossinna, o zamana kadar anavatan tartışmalarında hiç dikkate alınmayan Kuzey Almanya ve Hollanda ovalarının Hint-Avrupalıların anavatanı olduğunu savunacak kadar kuzeye ve ileriye gitmiştir. Tekrar vurgulayalım, burada arkeolojik verilerden çok onun şovenizmi ve kullandığı bilim dışı linguistik kriterlerden hareket ediliyordu. Hiçbir gerekçe göstermeden ^bundseramik^ adı verilen kaba seramik türünün bu ovalarda çiftçilikle uğraşan Neolitik Devir Hint-Avrupalıların ürünü olduğunu söylemiştir.

Anavatanı Anadolu olarak kabul eden veya Hititler Anadolu'ya çok erken tarihlerde getirmek isteyen görüş sahiplerine göre, şimdiye kadar yerli Anadolu halkı Hattilere atfedilen Alacahöyük kral mezarlarında bulunan sanat değeri yüksek, derin ve köklü bir öbür dünya görüşünü yansıtan altın, gümüş, demir, tunç eserler, işte bu "öncü" Hitit prenseslerinin eseridir. Hiç de sağlam temellere oturmayan bu ÜTOPİK tezin amacı, çok değerli ve eşsiz Alacahöyük kral mezarları eserleri ile KURGAN ve MAİKOP kültürlerinin benzer değerdeki buluntularını, Hint-Avrupalı kavimlere mal etmektir ve ne yazık ki, GİZLİ ve SİNSİ bir İDEOLOJİNİN ürünüdür!

Defalarca vurguladığımız gibi ileri sürülen tezler ve yapılan kıyaslamalar inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Örnek olarak kısa bir süre önce Irene Gambaşidze'nin bir konferansında, Güney Gürcistan'ın Meşeti Bölgesi'ndeki Borzomi Vadisi'nde bulunan ve MÖ 18-16. yüzyıllara tarihlendirilen sahte kubbeli mezar anıtlarını, Hitit kralı Şuppiluliuma'ya ait yine kubbeli olan ve su veya yeraltı kültüyle ilgili olduğu sanılan Boğazköy Güneykale'deki yapılarla mukayese etmesi gösterilebilir. Bu kıyaslama yapılırken aradaki 300-400 senelik zaman farkı göz ardı ediliyordu.

Önemle vurgulamak isterim ki, duyarlı ve konuyu bilen araştırmacılar, Kafkasya ve Doğu Anadolu'da en geç MÖ IV.binyıldan beri oralarda Hint-Avrupalıların değil, bugün olduğu gibi Kafkas kavimlerinin oturduklarını, bu kavimlerin arasında en azından Hurriler ve belki de Hattiler'in olduklarını kabul etmektedirler. Unutmamak lazımdır ki, linguistik kriterler ve maddi kültür verileri de bu tezi bütünüyle desteklemektedir.

Böyle Pan-Indogermanist ideolojik görüşlere bilerek veya bilmeyerek bazı Türk araştırmacıların da katıldıklarını üzülerek gözlemlediğimizi zaten söylemiştik; şimdi kısaca bunlara değinelim. Bu insanların arasında bulunan bir araştırmacı popüler bir "boyalı" dergide yayımlanan yazısında kazmakta olduğu Bafra Ovası'ndaki İkiztepe'nin arkeolojideki rolünü büyütebilmek ve orada bulunan Alacahöyük eserleri kadar olmasa bile yine de çok değerli Eski Tunç çağı madeni silah ve takıları, Hint-Avrupalılara peşkeş çekebilmek için "Hint-Avrupalıların İkiztepe'deki Ataları" başlığı altında şöyle yazmaktadır: ... 

Bu araştırmacı, hocası Renfrew'ya destek veren, Anadolu'nun yerli halkını Proto-Hint-Avrupalıların oluşturduğu, Hattilerin ise sonradan Anadolu'ya geldikleri görüşünü başka yerlerde de defalarca tekrar edip durmuştur. Ama biz bu görüşü asla ciddiye alamadığımızdan dolayı, burada kesinlikle daha fazla üzerinde durmak istemiyoruz; ama yeri geldiğinde başka bir yerde ayrıntılarıyla bu tezleri de tıpkı yıllarca bilim dünyasını boş yere uğraştıran Zalpa = İkiztepe tezini sildiğimiz gibi temizleyeceğiz.

Bir başka Türk mitoloji uzmanı araştırmacı da genel modaya uyarak Maikop kültürünü ve Alacahöyük kral mezarlarını Hint-Avrupalılara, daha doğrusu Hititlere mal etmek istemektedir. Bu yazara göre Alacahöyük standartları ve güneş kursları Maikop buluntularına benziyormuş. Maikop kültürü ise zaten Hint-Avrupa asıllı olduğundan, onlar da aynı kökendenmiş...!

Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler Devrinde Anadolu"


*

NOT:

Ahmet Ünal kitabında ismini vermese de biz kim olduğunu bilelim !

Çünkü her sakallı "dede" değildir. Bir unvana sahip olması "ona saygı gösterilmeli" anlamına da gelmez! İkiztepe Höyüğü'nü kazan kişi Önder Bilgi'dir... ve "Hattilerin göçmen, Hititlerin ise Yerli" olduğunu iddia etmiştir. Oysa Ahmet Ünal'ın da dediği gibi Anadolu'yu Hint-Avrupacıcılara "peşkeş" çekmektedir!...(Önder Bilgi, link) Ayrıca Aktüel-Arkeoloji dergisinin 64.sayısında da Önder Bilgi'nin "Hint-Avrupalıları Anadolu'nun yerlisi" olarak gösteren bir makalesi yayınlanmıştır!

İkiztepe ile Kırım Kimmerlerini kıyaslayalım
Tengri Tamgalı Kimmer Türk Taşbabası





Bazılarının bize Pan-Turancı, Pan-Türkçü diyerek aşağıladığını sananlar, asıl karşı tarafın, yani Pan-İranist ve Pan-Hint-Avrupacıcıların neler yaptığını, neler yaptırdığını görsün!.. Kavgamız işte bu kendilerine "biliminsanı" diyenlere, Hint-Avrupacı-Renfrewcu sahtekarlara karşıdır. Bunu Prof. Dr. Semih Güneri de söyler ve "Türk-Altay Kuramı" kitabını Hint-Avrupacıcılara karşıt yazmıştır. Ayrıca, Çatalhöyük kazı başkanlığı oldu bitti ile Sayın Çiler Çilingiroğlu'ndan alınarak A.Türkcan'a verilmiştir ki Türkcan'ın da "Hint-Avrupacı-Renfrewcu"  (YT-dk 1.17.38) olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız !..


SB

Anadolu Hint-Avrupalıların anavatanı değildir !

Hattiler Yerli , Hititler işgalcidir.

31 Ocak 2022 Pazartesi

Linear A Grekçe Değildir

 

Linear A Grekçe/Hellence olmadığı gibi Hint-Avrupa da değildir.


Linear-A (MÖ 18.yy) Hellence değil de, Anadolu dilleriyle aynı ise ki Hititler (siyasi hayatı MÖ 17.yy'da başlar) henüz yoktur, Pelasgların dili olabilir. Çünkü Ege'nin her iki tarafında yerli konumundadırlar. Demek ki Pelasgların yazısı vardı (Ayrıca bnz. Lemnos Yazıtı). Bu aynı zamanda Etrüsklerin de Pelasglar olması ve yazıyı da götürdüklerini gösterir. Yani Etrüskler abeceyi Greklerden almamış, kendi abecelerini geliştirmişlerdir.

Makedonyalı Kral Philip ve oğlu İskender olmasaydı "Hellen Uygarlığı"nı bırak "bir bütün Grek ulusu" olmayacaktı, onun krallığı altında birleştiler. 2000 yıl sonra da Osmanlı'yı parçalamak için "Hellen" aşıkları türedi ve tekrar başkaları tarafından "Hellenes" olma yolları döşendi... Oysa her iki dönemde de - İskender öncesi Persler (ordusunda Türk boyları var) dönemi ile Osmanlı döneminde - "Grekler"e hiçbir şekilde kültürel, dilsel, geleneksek baskı uygulanmamış ve serbest bırakılmışlardı. Yani "Hellen mucizesi" hiçbir zaman kendileri tarafından doğurulmamıştı.

SB

Soru: 
Firudin Ağasıoğlu'nun "Tanrı Elçisi İbrahim" kitabında geçen ve  İbrahim'in atalarından gösterilen PELEG ve ARGU adları, Grek kaynaklarına PELASG ve ARGOS olarak geçmiş olma ihtimali nedir?...



"Çift Ağızlı Balta" gerçekte "Yüce Tanrı"nın sembolüdür.
Nasıl mı?

(Bu karşılaştırma Hatti-Turan'a aittir)

Linear A (solda) , Girit hiyeroglif (ortada) ile Göktürk abecesi AG < Sumerlerde A : Yüce Tanrı 'AN'ın sembolü



Verilere göre, Zeus'a atfedilen "Çift Taraflı Balta" ne demek?..
Gerçekte, Yüce Tanrı anlamında olan tamga, çift taraflı balta betimlemesine dönüşmüş...

Tutturmuşlar "Çift taraflı/ağızlı balta" da "balta" diye... ;)
SB






Prof.Dr. Halil Demircioğlu'nun makalesinden









Peki Linear B?
Yazıtlarda Grekçe olmayan sözcükler var...




ilgili:




20 Şubat 2021 Cumartesi

Minos - Hatti İlişkisi

 


Görsel 1- Knossos - MÖ 1450-1400 / MİNOS - GİRİT

Görsel 2- Hüseyindede Vazosu - MÖ 16.yy / HATTİ - ÇORUM


"MÖ 16. yüzyıl sanatının gelişmiş bir örneğini temsil eden Hüseyindede Vazosu’nda, Orta Anadolu HATTİ GELENEĞİNİ SÜRDÜREN, içerisinde birçok mahalli festivali barındıran ilkbahar ya da tarım yılının başlangıcındaki önemli bayramlardan birinde gerçekleştirilen törenler anlatılmış olmalıdır." (aktüelarkeoloji)


* MİNOS = Ne Hint-Avrupalı, ne de Grek, Linear A hala çözülemedi! (Türkçe içinde aramadıkları için, hatta H-A sınıfına dahil ettikleri Luvicede ararlar ! Oysa Minoslular H-A değildir!) 

[non-indoeuropean Minoans]




* HATTİ = Ne Hint-Avrupalı, ne de Semitik (tabii ki ne de 'Grek') 

[non-indoeuropean Hattians. Even the sun disc, which they named "Hittite sun disc", is not Hittite, but Hattian. Because Alacahöyük kurgans belongs to the Hattians, and at the time 2500 BC there was no Hittite in Asia Minor,i.e. Türkiye.)




Bu spor/eğlence betinlemenin aynısı Mısır'da, Hiksosların (İke-Sus) başkenti Avaris'teki Tell-el-Dab Tapınağı'nda da var. Bazılarına göre Hiksos, bazılarına göre ise Thutmose 18.Hanedanlık döneminde 'Giritli' sanatçılar tarafından yapılmış.


Semra Bayraktar