turova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2025 Cumartesi

Sarpedon

 


Ermes'in (Hermes) emriyle Lukkalı (Likya) Sarpedon'un cesedi Hypnos (Uyku) ile Thanatos (Ölüm) tarafından taşınıyor. MÖ 515

Turova’da ortak düşmana karşı göğüs gerip, Eke Tur’a (Hektor) bile “nereye gitti senin eski gücün,” diyebilecek kadar da cesur olan yiğit Sarpedon, Kurtların Ülkesi’nden geliyordu.

Karaçay-Malkar Türkçesinde parlak tüylü kurt anlamına gelen Sarpuru sözcüğünün bulunması ise ilginçti.


SB

Kaynaklar Turova ve Saka Türkleri'nde 📕


8 Aralık 2025 Pazartesi

Oz Damgası

 

Eski Türklere ait "OZ damgası" - Güneş hareket ediyor, hayat hareket ediyor.


1. resim 1939 yılında Qobustan'da cingirdağ yazilitapa buyukdaş küçükdaş dağlarında bulunan saksafon konteyneri.

2. resim Qobustan cingirdaş (yaş 10 bin civarı).

3. resim Azerbaycan'ın güneyindeki Erdebil ilinin Germi şehrinde bulunan yaklaşık 2200 yıllık "Öz" damgalı parça.

4. resim: Quba'nın Alpan köyünde bulunan, bin yıldan fazla eski "kendi" halısı.


Bunun gibi o kadar çok örnek var ki Azerbaycan'da arkeolojik kazılarda bulunan bu gibi yüzlerce maddi ve manevi miras nesne, halı ve benzeri nesne, bu damganın Azerbaycan topraklarında yaşayan eski Türklere ait olduğunu gösteriyor.

Eski inançlara göre bu damga, prototürklerin Tanrı'ya ulaşmasını yansıtır. Dairesel burç, eski Türk kültüründe çok önemli ve olumlu anlamlı bir işaretti. Şimdiki zamandaki olumsuz anlamlarla ilişkilendirilmesi ( XX yüzyılda Naziler tarafından istismar edilmesi) sembolün eski anlamını değiştirmez. Bu sembol Türk kabileler aracılığıyla Hindistan'a geçmiş ve daha sonra Naziler tarafından kullanılmıştır. Türkler "Öz" damgasını da "kelle damga", "kolları katlanmış damga", "kelepçeli damga" olarak bilirlerdi. Genellikle, güneş burcunun anlamında ya da dönemin ve hayatın sürekliliğinde kullanılırdı. Göytürk yazılı anıtlarında ve Orkhon-Yenisey kültüründe bu simgeye benzer işaretler bulunuyor.

Okuduğum bazı çalışmalarda bu işaret "Gök Tanrısından Gelen Güç" olarak yorumlanıyor. Dolaşım formu göksel gücü ve hareketi temsil eder.

Pula dikkat edin. Dört yöne doğru gidiyor. Şaman, antik Mag ve Türk felsefesine göre, bu yönler şöyledir:

Doğu - doğum

Batı - Gün Batımı

Güney - ısı, enerji

Kuzey - serin, sessiz

Hava,Ateş,Su,Toprak aynı zamanda qədim Azerbaycan'da yansıyır ve bunlar da qədim Novruz bayramımızın unsurları sayılır.

Bu dört yönün bir noktada - merkezde birleşmesi, eski Türklerin uzay anlayışının bir sembolüdür. Bu Türk felsefi fikrine göre evren kaostan değil, ritim, dolaşım ve uyum üzerine inşa edilmiştir.

Eski zamanlarda "hakikat aşıklarının" insan ruhunu Tanrı'ya getirdiği inancı o kadar güçlüdü ki, onlara "OZAN" denirdi.

Güneş, yaşam, mutluluk, güneşi simgeleyen, yaşam, mutluluk, kaya resimlerinde gördüğümüz dünya görüşünü 8. milenyumdan bugüne getirdi.

"OZ" olarak Tanrı'ya kavuşma fikri köklerini Ahmad Yasavi'nin temel felsefesinden alır. Bu nedenle Ahmad Yasavi için inşa edilen türbenin temel dekorasyonu gamalı haç tarafından yapılmıştır.

Tek kelimeyle, onun damgası bize bir mesaj veriyor:

"Dünya dörttür, her şey birbirine bağlıdır. “


Zaur Aliyev Felsefe Doktoru, doçent.


Not: "Yeni Taş (Neolitik) döneminde Çin, Hindistan, Mısır gibi antik ülkelerde resmi (fotografik) yazılar ortaya çıktığında, bu kültür Azerbaycan'da daha erken - orta taş (mezolitik) aşamasında ortaya çıkmaya başlamıştır. "Fiktografik yazılar Azerbaycan'da Qobustan'da, Qazax bölgesinin "Baba Derviş" adlı antik yerleşim yerinde, Gədəbəy, Mingəçevir'de keşfedildi".

Nasır Rzayev, bilim insanı, sanat bilimleri doktoru.


*

Bir tane de ben ekleyeyim - SB
Turova'dan






Truva

 

Bir belgesel izledim, baştan söyleyeyim, iyi hazırlanmış ama...


* İlyada kaçırılmayı değil, savaşı anlatır.

* Savaşa çağıran Menelaos değil Aka Memnon'dur.

* İlyada'da Kral Pirim'in danışmanı Antenor Oduseus ile Menelaos'un elçi olarak gelip ağırladığından bahseder, ancak bu olay Turova kıyılarına geldiklerinde yaşanır. Çünkü Aulis'te toplanırlarken Nestor ile Palamedes gönülsüz olan Oduseus'u almaya gider. Sonra da Nestor ile Oduseus Akil'i almaya gider. Üstelik bu gidiş gelişler bir kaç gün sürmüyor. Ayrıca Akil Skyros Adası'na bırakıldığında 9 yaşındadır. Bir de Eke Tur ile Büyük Ayaz'ın dövüşmesi sonrasında Turovalılar toplanır ve oğullarını kaybeden Antenor Elene'yi verme teklifini sunar, ancak Pars tarafından red edilir ve aklını çelmiş tanrılar diyerek onu azarlar. Baba Pirim de oğluna hak verir.

* Toplanan savaşçılar Turova'ya hemen yelken açmaz. İlk önce Aulis limanında toplanırlar ki bu hazırlık 10 yıl sürer. Sonraki 8 yılı Ege Denizi'ndeki adaları ve Batı Anadolu kıyılarını yağmalayarak geçirirler. (Adı Telepinu'dan türetilen Mysia kralı Telephos'un 8 yıl sonra iyileşmesi miti). Yani kuşatma 10 yıllık değildir.

* Bulan da Schliemann değildir.

* Belgesellerde "Yunanlılar (Greek) ve Troyalılar" diye hitap edemezsiniz, çünkü o dönemde onlara "Yunan/Greek" denilmiyordu. Eğer Troyalılar diye hitap ediliyorsa karşılığında da Argoslular ya da Akhalar demeniz gerekiyor. 🙃


SB




Kaçan Helena

 

Gelin Elene Menelaos'tan kaçarken, Afrodit ile Eros da yardım ediyor. (MÖ 450-440)


Akil (Ağil) Aga Memnon'a;

“Troyalılarla savaşa gelmiş değilim ben, hiçbir şey yapmadılar, dokunmadılar bana… Tek gönlün olsun diye senin, köpek suratlı, tek Menelaos’la sen, Troyalıların sırtından ün alasınız”, diyerek yakınıyordu.


SB

Turova ve Saka Türkleri (devamında...)📕



Dokumacılar

 

Yağ Şişesi, MÖ 550-530, Metropolitan Müzesi


Dokumacılar

Doğudakilerin kız kaçırdığına dair yazılı hiçbir belge/kanıt yoktur. Asıl Ege'nin batısındakiler kız kaçırıyordu. Özellikle de dokumacıları... Örneğin bu kaçırılan dokumacı kızların bir çoğu Akhaların yaşlı danışmanı Nestor'un vatanı Pylos'ta* dokumacı-işçi olarak çalıştırılıyordu.

Zaten bu sebeple de Peisistratos döneminde Atina'nın baş tanrıçası yapılan ve aslı Turovalı olan Athena (Ak Ene) ile dokuma ve nakışta usta Anadolulu (Lidyalı) Arakhne arasında geçen dokuma yarışması efsanesi de kıskançlık sonucu üretildi. Üstelik yarışmayı da Arakhne kazanmıştı. Yine de, MÖ 5.yy’dan sonra Akropolis’teki tanrıça Athene tapınağının arka odasına kapatılan 7-11 yaşındaki kızların dokumaları bile Anadolu kızlarının dokumalarını geçemeyecekti.

SB
Turova ve Saka Türkleri 📕

* Pylos, MS 6.-9.yy'da Avar Türkleri'nin yerleşmesiyle Avarinos adını aldı. Pirî Reis'te Avarin olarak geçen kent, daha sonra Navarin'e dönüştü.




18 Ekim 2025 Cumartesi

Wood'tan İnciler

 



Efes Artemis Tapınağı'nı "kazan" John Turtle Wood'tan inciler....


Dr. Henry Schliemann beni ziyaret etti.

Bir gün çalışmaları denetlerken kazı alanının kenarından aşağıya doğru inen eğimli yoldan hızla inen bir figür gördüm. Birkaç saniye içinde orta boylu, zeki bir adamla karşı karşıya idim. Adam bana kendini Dr. Schliemann olarak tanıttı.

Etrafına bakıp heyecanlı bir sesle, "Demek Diana Tapınağı'nın gerçek kaldırımı burası? Sizinle tokalaşayım Bay Wood; kendinizi ölümsüzleştirdiniz!" diye bağırdı.

Dr. Schliemann daha sonra bana büyük projesini anlattı. Homeros'u incelediğini, Truva'yı bulma arzusuyla dolup taştığını ve onu bulabileceğinden emin olduğunu söyledi. Türklerin ona çalışma izni verip vermeyeceğini sordu. Ona, Babıali'nin yakın zamanda yayınladığı ve kazılar için artık ferman verilmeyeceğini bildiren yasadan bahsettim.

"Ama," dedi Dr. Schliemann, "bulduklarımın hiçbirini kendime saklamak istemem, hepsini Türklere veririm; gelirimden yılda 1.500 pound harcayabilirim." ...

J.T.Wood (1805-1894)
Discoveries at Ephesus




Bir gülme tutuyor...
Her ikisi de yalancıydı...
SB








18 Haziran 2025 Çarşamba

CASUS ARKEOLOGLAR 8 - SB

 “Bazı akademisyenler ve uygulayıcılar, kişinin kendini çevresinden soyutlayıp tamamen akademik bir çalışma yürütebileceğini savunsa da arkeolojinin sosyal ve siyasi bir boşlukta gerçekleşmediği uzun zamandır kabul edilmektedir.”

(Pantzou, 2012)



II.Dünya Savaşı Dönemi...

MacVeagh kontrol edebileceği bir istihbarat, ekibinde “kalıcı istihbarat çalışması” yapacak ve “Yunanistan’daki istihbarat operasyonlarını denetleyecek” bir OSS adamı istiyordu. Else, MacVeagh’in OSS adamı olarak Carl Blegen’i “durumu değerlendirmek ve gelişen siyasi durumun gerçeklerine dayanarak Yunanistan’daki OSS faaliyetleri için kesin bir politikaya varmak” için önerdi.

Blegen, Ocak 1942’den beri Yunanistan’a geri dönmenin yollarını arıyordu. Blegen o yılın Eylül ayında FNB’deki OSS kariyerine Meritt’i takip ederek Yunan Bölümü’ne, ardından Çeşitli Diller’e ve ardından Şansölye’ye başkanlık ederek başladı. Alison Frantz her pozisyonda onun yanında siyasi analist olarak çalıştı. İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde Meritt için yarı zamanlı dizinleme yaparken Frantz, FNB’de gönüllü okuyucularından biri olarak çalışıyordu. Daha sonra R&A’ya geçti ve ardından 1942’de Blegen’e katıldı. Shear ve Young’ın katkıda bulunduğu Yunanistan Krallığı monografisini düzenlemişlerdi. Daha sonra, 1943'te, ABD'deki önemli yabancı dil gruplarının her biri hakkında yazılacak diğer çalışmalara örnek teşkil etmesi amacıyla "ABD'deki Yabancı Uyruklu Gruplar: Yunanlılar" başlıklı bir kitap taslağı hazırladılar." (...)



Carl Blegen, "Yunanistan'da çalışmış en ünlü Amerikalı arkeologdur ve hiçbir Amerikalı Yunan Arkeolojisi üzerinde ondan daha büyük bir etki yaratmamıştır" denilerek Yunanistan'da tanıtılır. Öyle ki Blegen Turova'yı "Yunan" olarak görüyordu. Batıya doğru yönelmiş Tunç Çağı Yunanistan'ını Anadolu'ya bağlayan bir "Kraliyet Köprüsü" konumundadır, diyordu. (Engstrom, 2023/ASCSA)


Yunan Masası'nda çalışan Amerikalı arkeologlar hem kendi ülkeleri hem de evlat edindikleri "evleri" adına çalıştılar. Savaşın başındaki yardım çalışmaları ve pragmatik "filhelenizmleri" sayesinde sadece Yunanistan'daki Yunanlılarla değil, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yunan-Amerikan topluluklarıyla da bağ kurdular. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin Yunanistan'la ilgili istihbarat toplama ve yönetme görevini kabul eden bu kadın ve erkekler sadece kendi işlerine ve yurtdışındaki yaşam tarzlarına devam etmeye ve ev sahibi ülkenin acı çeken sakinlerine de yardım etmeye adamışlardı.

Homeros'un Turova'sının ve Perikles'in Atina'sının antik kalıntılarını kazarken, bir gün modern Yunanistan hakkındaki bilgilerini savaş zamanında pratik kullanıma dönüştüreceklerini hayal bile edememişlerdi.

Christian Freer, 1944'ten 1946'ya kadar Yunanistan'ın her yerinden ama özellikle de Türkçe ve Yunanca'daki yetkinliğinin “en değerli olduğu” Doğu Makedonya ve Trakya'dan istihbarat toplayan Turovalı arkeolog Jerome Sperling'in çalışmalarını değerlendirdi. Freer onun performansını “üstün” ve çalışmalarını da “gerçekten olağanüstü” olarak değerlendirdi. Freer'in istisnai olarak nitelendirdiği özelliklerin çoğu iyi bir saha arkeoloğunun sahip olması gereken özelliklerdi.

Savaş sonrası dönemde arkeologlar araştırma yaptıkları ülkelere geri dönerken, savaşta yaptıkları çalışmalar tartışılmadı. Soğuk Savaş döneminde CIA'in saldırganlığı arttıkça, istihbarat çalışmaları genel olarak güvensizlik duyulan bir şey haline geldi ve arkeologların savaş sırasında yaptıkları “gizli” ve "efsane" konusu oldu. (...)


Allen'in kitabından çeviri ve ek bilgiler SB



* Carl Blegen (1887-1971); Arkeolog. Casus.

Profesör, Yale ve Cincinati Üni. ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu Atina). 1932-1938 TUROVA KAZISI. ABD Atina Büyükelçiliği Kültür Ataşesi. "Turovalı" Blegen'in Dışişleri Bakanlığı yetkisi P-7 idi. Yunanistan'a Fulbright eğitim sistemini getiren Carl Blegen, Sperling, Dorothy Cox, Marion Rawson ve John Caskey ile birlikte Turova'da çalıştı. Türk arkeologlarından Hamit Zübeyir Koşay, İstanbul Arkeoloji Müze müdürü Aziz Oğan ve komisyon üyesi Remzi Oğuz Arık 1935-1936 döneminde Blegen'e eşlik etti. Blegen'in bir "Philoi (Arkadaş)" olmasından dolayı adına ASCSA'da bir kütüphane kuruldu.

"Ben Blegen, Troyayı Kazmaktan Geliyorum" Sergisi/Troya Müzesi, 2024







* Christian Freer; ABD Ordusu İstihbaratı (G2) Kahire; Yunan Masası Kahire'nin vekil başkanı; OSS Atina'nın icra memuru; 1945-1946 OSS Atina Şefi.

* Rodney S. Young (1907-1974); Arkeolog. Casus (detayı 1. bölümde).

* Jerome L. "Jerry" Sperling (1908-1997); Arkeolog. Casus (detayı 1. bölümde).

* Benjamin Dean Meritt (1899-1989); Arkeolog, Casus (detayı 2.bölümde).

* Alison Frantz (1903-1995); Arkeolog. Casus (detayı 4.bölümde).

* T. Leslie Shear (1880-1945); Arkeolog. Casus (detayı 4.bölümde).

* Lincoln MacVeagh (1890-1972); Arkeolog. Casus. Diplomat (detayı 4.bölümde).

* COI = Coordinator of Information, predecessor of OSS = Bilgi Koordinatörü, OSS'nin öncülü.

* OSS = Office of Strategic Services = Stratejik Hizmetler Ofisi, CIA öncülü.

* FNB = COI and OSS Foreign Nationalities Branch = COI ve OSS için Yabancı Uyruklular Şubesi



* 1- Fulbright Antlaşması; 1949'da ABD ile imzalanan bu antlaşma Milli Eğitim Sistemimiz ile çelişir. Komisyon 4 Türk ve 4 Amerikalı eğitimci üyeden oluşurken ABD Ankara Büyükelçisi başkandır. Yani başkan CIA'dır. Önce OSS arkeologları geldi, kazıp yorumladılar ki hâlâ o "taraflı bilinçle" devam ediyorlar. Şimdi de CIA eğitimcileri geleceğimizi şekillendiriyor, tarihimiz hakkında karar veriyor. Bu sistemde çalışanların bütün masraflarını da Türkiye karşılıyor. Kendi kendimizi baltalıyoruz! Eğitimimizin millilik özelliği yok edildi. Dayatılan Fulbright eğitim programıyla çocuklarımızı tarihimizden, kültürümüzden uzaklaştırıyoruz, değerlerimizden koparıyoruz. Sömürge eğitim üzerinden ilerliyor, ayrıca FETÖ gibi tarikatlar eğitimin içine sokuldu. Bu antlaşma iptal edilmeli !




* 2- : MÖ 6.yy'da bile her şeyi Greklere atfetmek sorgulanıyordu;

"Side ahalisinin mutlak surette Yunanlılara irca temayülünü göstermesinin [*Arrianus'un (MS 2.yy ) halkı Yunanlılara meyletmesi], buna mukabil ondan daha eski olan Hekataios'un [MÖ 5.yy] kaydında böyle bir husustan hiç bahsedilmemiş bulunmasının sebebi âşikardır.... Bilhassa Büyük İskender [MÖ 4.yy] devrinde "Panhellenismus"un yayıldığının hatırdan çıkarılmaması gerektiğini de düşünmek lâzımdır. Bu "Panhellenismus"un Arrianus tarafından verilen malûmata tesir etmemesi vârid olamaz [*Panhellizm (=Hellen seviciliği) Arrianus'u etkilemiştir]... Hekataios... "bu kitapta bulunan her şeyi - doğru addettiğim gibi - böylece kaydediyorum; çünkü Yunanlıların ananeleri birbirini nakzetmekte [birbirini bozması, çelişkili] olup bana da gülünç görünmektedir" ... Her şeyi Yunanlılar'a irca etme [vermek] teşebbüsünün daha MÖ 6.yy'da şüphe ile karşılanmış bulunduğunu da söyleyebilmekte idi. Hele bilhassa Küçük Asya'da her şeyi Yunanlılara götürme gibi hatalı bir tarih ircaına karşı yaptığımı tenkitte haklı olmamız gerektir..." - Bossert, 1950



* 3- Siyasi gözle bakan Arkeologlar;

Nemrut Dağı'nda kazılar yapan arkeolog Theresa B. Goell'ün biyografisini yazan Sanders & Gill (2004), Kıbrıs'ın Türkler tarafından işgali (!) yüzünden Theresa'nın gezisi aksadı, demekte! Arkeologların biyografisi yazılırken bile "işgal" sözü kullanılmakta! Oysa Türkiye bir garantör ülke olarak diplomatik yolları denemiş, bir sonuç alamamış ve Kıbrıs Türkleri'nin kıyımına son vermek için "kurtarma" amaçlı ki adından da belli, Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlatmıştı.






CASUS ARKEOLOGLAR 7 - SB

 



II.Dünya Savaşı, Yunanistan Alman-Nazi işgalinde...

Allen'in kitabından iki bölüm:


- Ocak 1945: Çanakkale'de...

"İki adam 29 Temmuz'da İskenderiye'den ayrılmış ve iki hafta sonra “Boston”a varmışlardı. Khalkidiki güvenlik taburlarının istilasına uğramıştı ve bir önceki seferin mürettebatı Kassandra Yarımadası'na (Halkidiki) bir ajan indirdikten sonra dövülüp soyulduğu için “çok güvensizdi”. Caskey ve Savage Pelion üzerinden gitmeyi önerdiler ama Young buna karşı çıktı. On sekiz gün boyunca “Boston ”da bağlantılar, nokta işaretleri ve alıcı grupla ilgili ayrıntılar için beklediler. Nihayet 1 Eylül'de yola çıktılar ve gece denize açılamayacakları için "Portland"ta demirlediler. İkinci gün alacakaranlıkta, Troas kıyısındaki Türkler tarafından makineli tüfekle tarandılar, hiçbir kayıp vermediler ve ertesi gün "New Orleans"ın ağzına ulaştılar. Oradan bütün gece yelken açarak Pelion'a (Teselya) ulaştılar ve burada Albay Bakeless ile buluştular. Teğmen Downey ile kalıp gerillaların seyahat izni vermesini beklediler."


Blegen'in Atina'daki adresi "Ploutarchou 9"

- Ocak 1946: Savaş sonrası...

"Ocak 1946'da Stratejik Hizmetler Birimi'nin (SSU) adı Merkezi İstihbarat Grubu (CIA) olarak değiştirildi ve hala Savaş Bakanlığı tarafından kontrol ediliyordu. Sperling Amerika'dan yarbay rütbesiyle döndü, Blegen ve Hill ile birlikte Ploutarchou Dokuz'a (Atina) taşındı ve artık ABD Ekonomik Araştırma Birimi adını alan Atina istasyonunu devraldı. Sperling ve Karamessines, aralarında idari asistan ve operatör olarak listelenen Clio Adossides'in de bulunduğu birkaç ajanla birlikte Blegen'in biyografileri üzerinde çalıştılar. Bu arada, Penn ya da Princeton'da bir iş için “olta atan" Young, OSS'deki hizmetlerinden dolayı Bronz Yıldız ile ödüllendirildi."


Çeviri ve ek bilgiler SB.

Kod adı "Boston" = Reşadiye/Çandarlı

Kod adı "Portland" = Ayvalık

Kod adı "New Orleans" = Meriç Deltası


OSS'in Casus Arkeologları:

* John L. Caskey; Blegen'le birlikte TUROVA-KUMTEPE kazısı.

* Jerome L. Sperling;  Blegen'le birlikte TUROVA-KUMTEPE kazısı.

* Carl Blegen; 1932/38 TUROVA kazısı.

* Rodney S. Young ; 1950/74 GORDİON kazı başkanlığı.



* Margaret "Miggy" Carlisle Hill Wittmann (ö. 1997);

Arkeolog. Casus. Washington'un Yunan Masası rapor memuru; ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu, Atina).  1938'de ülkesinin "Yunanistan'ı terk edin" çağrısına uyarak Washington'a döndü. Başkent tarafından "Gizli Servis" adına "Yunan Masası"na atanmıştı. 1945'te Harvardlı Sanat Tarihçisi Jr.Otto Wittmann'la evlendi. Margaret'in en iyi arkadaşı arkeolog Doreen casusluk yapmamıştı, ancak sıkı bir "Hellensever"di.

Doreen Canaday Spitzer (1914-2010); Arkeolog. Bryn Mawr Koleji mezunu.. Savaş öncesi Yunanistan'dan ayrıldı. Amerika'da Yunanistan'a yardım etmek için elinden geleni yapan bir "philhellenist" idi. Öyle ki evinde "Yunan Bağımsızlık Günü" kutlamalarını bile başlatmıştı.



Margaret ile Doreen Taygeteus Dağlarını katırlarla geçerlerken. Langada Geçidi Sparta ile Kalamata arasındadır.



ABD Büyükelçiliği:

* Albay Bakeless, Ankara ABD Büyükelçiliği'nden genç askeri ataşe.

* Teğmen Downey, bilgi yok.

* Teğmen John Savage (MU= OSS'in Deniz Birimi), şef (Ağustos 1944). Kod adı "Shrike" (= Örümcekkuşu). İkmal memuru. Atina Koleji'nde eski kimya öğretmeni; Eylül 1943'te İzmir'e geldi; Gizli kimliği "konsolosluk çalışanı"ydı.


Yunan:

* Clio Adossides Sperling ; Casus. Piyanist. OSS'nin (Office of Strategic Services, CIA'in öncüsü) Yunan masasında çalışmıştı. Kahire 15 Mart 1943, tercüman, şifre çözücü personeli. OSS Atina 1944-46. İtalya Yunanistan'ı işgal etmeden önce bir konser vermiş ve eşi Teğmen Costas da Yunan Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RHAF) alınmıştı.

"Clio, Yunanistan'ın en büyük orkestra şeflerinden birinin çırağıydı, Mozart, Debussy, Beethoven ve Chopin'i seviyordu. (23) Clio Berlin Olimpiyatları ile bağlantılı olarak Almanya, Fransa ve İsviçre üzerinde yapılan bir dizi rekabetçi uçuşta kocasının navigatörü olarak görev yapmıştı ki Yunanistan'a bronz madalya kazandırmışlardı. Alman basını da atılgan pilot ile cazibeli gelinini göklere çıkarmıştı. Çift ise dünyanın çevresini dolaşmayı hayal ediyordu. Ancak ulusal kahramanlar Atina'ya döndüklerinde Metaksas Yunanistan'ı faşist bir diktatörlüğe dönüştürmüştü. Sonra araya savaş girmiş ve Costas askere alınmıştı. Clio, İtalyan işgalinin arifesinde Korfu'da bir konser verip eve döndüğünde Costas çoktan hava kuvvetleri filosuna katılmıştı." (Allen)

Clio, casus arkeolog Jerry Sperling'den önce Anastasios ile Ellie Adossides'in büyük oğlu Costas ile evliydi. Peki Adossides’ler kimdi?.. 

“1873 yılında seçkin bir Osmanlı ailesinde doğan Anastasios, maceralarına genç bir adam olarak İstanbul’da (makalede ‘Konstantinopolis’! SB) başladı. Babası hem Samos Prensi hem de Girit Valisi olarak Babıali'ye hizmet etti. Sorunları, 1901 yılında gazeteci olarak çalışırken, "Georges Dorys" takma adıyla, ‘Abdülhamid in Time’ adlı Osmanlı padişahının acımasız biyografisini yayınlamasıyla başladı. Anastasios evdeyken güvendiği bir Arnavut uşağı, polisin evi kuşattığını ona bildirdi. Bir Fransız subayının üniformasını giyerek arka kapıdan kaçmayı başardı. Daha sonra, Rus konsolosluğundaki akrabalarının yardımıyla, limanda demirli bir Fransız gemisine doğru yola koyuldu. Gemide kolera olduğunu öğrendi. Paradoksal olarak, kolera onun kurtuluşuydu. Polis gemiye binmekten korkuyordu. Gemi doktoru hastalanınca görevini üstlendi ve Marsilya'daki karantinadan sonra Paris'te gazetecilik kariyerine devam etti. 1907'de Adossides, Atina'da tanıştığı Ellie ile evlendi. Ellie, 1878'de Selanik'te soylu bir ailede doğmuş, evde eğitim görmüş ve ardından Almanya ve İsviçre'de okula gönderilmişti.  (…) Eğer bir karı koca Atina'daki Amerikan Klasik Çalışmalar Okulu'ndan (ASCSA) özel bir onur almaya layıksa, o da Anastasios ve Ellie Hatzilazarou Adossides olurdu. Hem Anastasios hem de Ellie hayatlarının çoğunu halkın gözü önünde, Yunanistan'a ve onun durumunda ASCSA'ya hizmet ederek geçirdiler.“

Adossidesler ile "Turovalı" Calvertlar evlilik bağı ile akrabadır. Balkan Savaşı sırasında Makedonya Valisi, I.Dünya Savaşı sırasında Kiklad ve Samos valisi olan Anastasios Adossides'in kız kardeşi Hélène (1854-1951) Frederick Richard James Calvert (1853-1927) ile evliydi. Schliemann'dan 8-9 yıl önce Turova'yı bulan Frank Calvert (1828-1908) ise Frederick'in amcasıydı. Calvert ailesinin Akça Köy’de Batak Çiftlik "Thymbra" adında bir çiftlikleri vardı. Birçok buluntu bu çiftlikte barındırılıyordu ki daha sonra Çanakkale’deki müzeye verildi. Carl Blegen bile "Calvert Çiftliği"nde misafir edildi. Çiftlik 1939'da kamulaştırıldı.

Calvert Ailesinin Çanakkale'deki evleri




* Thomas Hercules Karamessines (1917-1978);

TÜRKİYE'de "Karşı Casusluk (X-2)". Önce OSS, sonra Atina Büyükeliçiliği'nde CIA şefiydi. Şili Devlet Başkanı Salvador Allende hükümetini devirmede aktif rol aldı. Allende'den sonra diktatör Pinochet geldi! 2023'te gizliliği kaldırılan belgelerde Nixon ile Kissinger'in Allende'ye yapılan darbeyi bildiği yazar. Tabi ki biliyorlardı, darbeyi yaptıranlar kendileriydi! Karamessines kimlerin adamıydı?..






31 Mayıs 2025 Cumartesi

CASUS ARKEOLOGLAR 4 - SB

 

"Arkeologların savaş sırasında yaptıkları “gizli” ve efsane konusu olur."


Kazı görevlileri sadece bilimsel değil, aynı zamanda antik kalıntılara ulaşmak için modern evlerin kalıntılarını, büyük miktarlarda toprağı ve büyük taş ve mermer bloklarını kaldırmak gibi işin daha sıradan pratik yönlerinin de sorumluluğunu üstlendi. Sahayı yeniden inşa etmek için verimli ve gözlemci olmaları, açtıkları çukurları incelemeleri, saha defterlerini günlük olarak güncellemeleri ve sonuçları haftalık raporlarda sentezlemeleri gerekiyordu. Her biri Shear'a (*) rapor veriyor ve tek bir ustabaşının yardımıyla, fiziksel emeği yerine getiren ve kendilerine “delikanlılar (boys)” olarak hitap ederek babacan bir şekilde davrandıkları on ila elli Yunan işçiden oluşan çete sürüsünü denetliyor, onlara ilham veriyor ve yönetiyorlardı. Bu arada arkeologlar Yunanistan topraklarına derin kökler salıyordu.

Kazılar dışında Young (*), Gene Vanderpool ile “Yaşlı At” diye hitap ettiği Princetonlu arkadaşı Alison Frantz'a (*) sevgiyle bağlandı. O ve Lucy Talcott (*), Young'ı evlat edinerek tenis maçlarıyla Cape Sounion'da barbeküler düzenlediler. Parnes Dağı ile Attika sahillerini gezdiler. Delphi ve adalara geziler düzenlediler.  Hymettus ile Lycabettus Dağıyla birlikte denize bakan çatı teraslarında yıldızların altında akşam yemekleri düzenlediler. Bitmek bilmeyen öğle yemekleri, çaylar ve akşam yemekleri dışında, Troya kazılarını yürüten Carl Blegen (*) ile Okul'un ticari irtibat sorumlusu Anastasios Adossides ve kızının, Okul kazılarına katılan ABD'nin Yunanistan Büyükelçisi Lincoln MacVeagh'ın (*) evlerindeki resmi akşamlara katıldılar. Zaman içinde Agora ekibinin birçok üyesi evlendi, ancak Young ve Frantz bekar kaldılar ve devrimlerle darbeler boyunca süren derin bir dostluk kurdular.

Arkeologlar 1939'da yaklaşan savaşın işaretlerini okumuşlardı ama yine de çok geç olmadan son bir kürek toprak kazmak için Yunanistan'a gitmek için cesaretlendiler. Bazıları kazıdan kazıya mekik dokuyordu: "Truvalı" Blegen ilkbaharda Young'la birlikte Hymettus Dağı'nda bir hafta kazı yaptıktan sonra güneybatı Yunanistan'daki Pylos'ta yeni kazılara başladı. Pete Daniel (*) GKRY-Kourion'da kazı yaparken kendini her an patlayabilecek “bir volkanın kenarında” gibi hissetmiş ve savaş durumunda Helenistik mezarları bomba sığınağı olarak kullanmak konusunda endişeyle şakalaşmıştı.

Mussolini Nisan 1939'daki Arnavutluk'un işgaliyle denizaltılarına İtalyanların elinde bulunan Türkiye'nin güneybatısında Oniki Ada'da devriye emri verdi. Bu arada İngiliz Kraliyet Donanması da İyon Denizi'ndeki varlığını güçlendirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı ise Amerikalılara Yunanistan'ı terk etmelerini tavsiye etti. Bir Agora arkeoloğu da çocuklarıyla eşyalarını toplayıp hemen ayrıldı. Ardından Blegen yeni kazılarını iptal etti, Troya'daki eski kazılarını da tasfiye etti ve Kıbrıs'taki Amerikalı kazıcılara ziyarete gitti. (...)

Avrupa'da savaş ilan edilip Okul da savaş durumuna geçtikten sonra, Young'ın en iyi arkadaşları Washington'un uyarılarına karşı gelmiş ve Yunanistan'da kalmışlardı. Gene Vanderpool, yeni ailesini taşımak zor olduğu için fırtınayı atlatmaya karar vermiş, Alison Frantz ise “yapılmamış işlerin peşini bırakmayı” reddetmişti. Birlikte Agora müzesini söktüler ve eşyaları saklamak üzere paketlediler. Frantz Princeton'daki annesine haftada bir mektup yazıyor ve “o kadar huzurlu ki dünyanın dört bir yanımızda parçalandığına inanmak zor” diyerek deniz kenarındaki sığınağına çekiliyordu. (...)

Frantz cesaretini toplayıp işine devam etti ama İngilizlerin Almanya'ya uyguladığı ablukanın etkilerini, ithal mallar dükkanlardan kaybolurken hissetti. Şeker, kömür ve gaz karneye bağlandı; et üç günde bir bulunabiliyordu; ekmek fasulyeden yapılıyordu ve kahvenin yabani otlara oranı her geçen gün azalıyordu. Ancak Frantz en çok “Atlantik'in yanlış tarafında yakalanan” “sürgünler” olarak adlandırdığı arkadaşlarından mahrum kalmaktan yakınıyordu. Evlerini boşalttı. Amerika'dakilere orada çalışabilmeleri için eserlerin fotoğraflarını gönderdi ve günü gününe yaşadı. Ekim ayı geldiğinde aksayan ulaşımdan dolayı mektuplar azalmıştı.

Frantz “burada epeyce İngiliz var” diye söylendi. Ama bu arkeologlar “daha uygun nitelikteki” işlere, yani "istihbarata" transfer olmuşlardı. Seferber edilenler arasında, Arnavutluk sınırındaki araziyi ve lehçeyi o bölgede bir yıl arkeolojik araştırma yaptığı için iyi bilen Cambridge'li, Miken kazı başkanı ve Blegen'in yakın arkadaşı Alan Wace (*) de vardı.

I. Dünya Savaşı sırasında Atina'daki İngiliz Okulu'nun müdürü olan Wace, İngiliz elçiliği kançılaryasında görevlendirilmiş ve burada telgrafları kodlayıp çözerek Türkiye'den kaçan İngiliz Levantenlere yardım edilmesini sağlamıştı. Onlar da, İngiliz Mısır'ına giderken ona askeri istihbarat sağladılar. Wace, Gelibolu'dan sonra Britanya'nın “pasaport kontrol ofisini” kurdu ve Yunanistan ile Mısır arasında casusların rahatça geçişiyle mücadele etmek için şüpheli kişilerin listelerini hazırladı. Bu savaşın başlangıcında, Amerikalı arkeolog eşi ve kızıyla birlikte sessizce İngiliz Okulu'na yerleşti. Amerikalılara Miken hakkında ders verdi ve istihbarata geri döndü. Wace, düşman işgali altındaki ve tarafsız ülkelerde gizli bilgi ve karşı istihbaratla ilgilenen elit bir gizli istihbarat toplama operasyonu olan MI-6 için çalıştı. “Pasaport kontrol memurları” aynı zamanda MI-6 istasyon şefleriydi. Wace bu görevde uluslararası iletişimi tarıyor ve düşman istihbarat örgütlerini izliyordu. Bu arada Alman arkeologlar da aynı şeyi yaptı.

İngiltere, tıpkı I. Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi bu kez de Yunanistan ve Türkiye'yi bir karşılıklı yardım anlaşmasına bağladı; ancak on dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyıldaki dört bölgesel savaş sırasında düşman olan Ege'deki komşular tedirgin müttefiklerdi. Yine de her ikisi de daha fazla kan dökülmesine hazırlıklı değildi ve tarafsız bir yol izlediler. Böylece 1939'da Ege'ye savaş gelmedi....


Allen'in kitabından çeviri ve ek bilgiler SB



* Theodore Leslie Shear, (1880-1945);

Amerikalı arkeolog. Casus. Princeton Üni. Profesör. Birinci Dünya Savaşı öncesi Sardis  (1910) ve Knidos kazıları. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sardis kazı evinden buluntular kaybolur (!). İkinci Dünya Savaşı'nda OSS Ajanı. ASCA üyesidir.






* Eugene Vanderpool (1906-1989);

Arkeolog, T.Leslie Shear ile Homer A.Thompson altında Atina Agora'da kazılar yürüttü. Savaş sırasında Almanlar tarafından üç yıl esir tutuldu. Serbest kaldıktan sonra Fullbright bursiyeri olarak kazılara geri döndü ve profesör oldu. ASCSA (Atina Amerikan Klasik Okulu) ve DAI (Alman Arkeoloji Enstitüsü) üyesi. "Yunanistan'ın uluslararası prestijini yükseltmeye yardımcı olan ve yabancılara verilen "Anka Yoldaşlığı (Order of the Phoenix, Greece)" ödülünü aldı. Young ve Vanderpool St. Paul Okulu-New Hampshire ile Princeton'dan okul arkadaşlarıydı. Babaları ve büyükbabaları da Newark'ta onlarca yıldır arkadaş ve meslektaştı. Young'ın babası Vanderpool's bankasının yönetim kurulundaydı ve ikisi de dindar Episkopalyenlerdi: Vanderpool'un büyükbabası Wynant, Grace Kilisesi'nin rektörüydü ve Young'ın babası Episkopal katedrali Trinity Kilisesi'nin cemaatindendi. Columbia Ünivesitesi'ni 1754'te King's College (Kralın Koleji)" adıyla Trinity Kilisesi kurmuştu. (Kilisenin mal varlığı dudak uçuklatır).


* Alison Frantz (1903-1995);

Arkeolog, casus. Atina Amerikan Klasik  Okulu (ASCSA). Columbia Üni. Atina Agora kazıları ve fotoğrafçısı. Savaş sonrası ABD Atina Büyükelçiliği Kültür Ataşesi. Yunanistan'a Fulbright eğitim sistemini getiren grupta. Blegen'in asistanı. "Turovalı" Blegen'in Dışişleri Bakanlığı yetkisi P-7 iken Frantz'ınki P-4'tü.


* Lucy Talcott (1899–1970);(görsel)

Washington başkanlık bölümü sosyal bilim analisti. Radcliffe; ASCSA, Agora kayıt memuru; Yale Klasikler Bölümü personeli. 1946'da Agora kazılarına geri döner ve 1958'de antik Yunan çanak çömleği üzerine kendi araştırmalarına odaklanana kadar kayıt memuru olarak devam eder. 1947'de Oscar Broneer ile "Triumph over Time" üzerinde çalışır. Crosby gibi Talcott da 1956'da Kral Paul tarafından ödüllendirilir. 1970'te Agora kazı serisinin bir cildini ortak yayınlar.

* Rodney Young (detay Casus Arkeologlar 1'de)



* Carl Blegen (1887-1971);

Arkeolog, Profesör, Yale ve Cincinati Üni. Casus. ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu Atina). 1932-1938 TUROVA KAZISI. ABD Atina Büyükelçiliği Kültür Ataşesi. "Turovalı" Blegen'in Dışişleri Bakanlığı yetkisi P-7 idi. Yunanistan'a Fulbright eğitim sistemini getiren casus-arkeolog Carl Blegen, Sperling, Dorothy Cox, Marion Rawson ve John Caskey ile birlikte Turova'da çalıştı. Türk arkeologlarından Hamit Zübeyir Koşay, İstanbul Arkeoloji Müze müdürü Aziz Oğan ve komisyon üyesi Remzi Oğuz Arık 1935-1936 döneminde Blegen'e eşlik etti. Blegen'in bir "Philoi (Arkadaş)" olmasından dolayı adına ASCSA'da bir kütüphane kuruldu.



* Lincoln MacVeagh (1890-1972);

Arkeolog, diplomat, asker ve yayıncı (Dial Press). Episkopal Groton Okulu, Harvard Üni. Sorbonne Üni/Paris. Atina ABD büyükelçisi 1943-47. 

Lincoln'un dedesi Wyne McVeagh de Osmanlı İmparatorluğu'nun 1870/71 dönemi ABD büyükelçisiydi. Schliemann'a göre Saffet Paşa Wyne aracılığı ile ona ulaşmış ve kazılara devam etmesi için yardım edeceğini, ama  bulduklarının yarısını istediğini bildirmiş. Saffet Paşa niye bir Amerikalı büyükelçi aracılığına ihtiyaç duysun? Yoksa asıl rüşveti isteyen Amerikalı Wyne de Schliemann bunu örtbas mı ediyor?

Wyne McVeagh ABD Hazine Bakanlığı yapmış bir hukukçu idi. Yale üniversitesinde okumuş ve ABD iç savaşında binbaşı rütbesine kadar çıkmıştı. O aynı zamanda bir Delta Kappa Epsilon kardeşiydi. Kimler yoktu ki bu kardeşlikte; ABD başkanları, Harvardlı Theodore ile Franklin D. Roosevelt'ler, 1974'te Türkiye'ye silah ambargosu yasasını onaylayan Gerald Ford ve Yale'den Baba- oğul Bush'lar. Ya da Harvardlı banker J.P.Morgan gibi kişiler bulunmakta.


*EK*: Schliemann'dan:

"Aralık 1870'te İstanbul'daki Saffet Paşa'ya gittim ve ona sekiz aylık boş çabalardan sonra nihayet Truva'nın ana alanını 1000 frank karşılığında satın almayı başardığımı ve bana kazı izni verir vermez pazarlığı sonuçlandıracağımı söyledim. Troya ya da Homeros hakkında hiçbir şey bilmiyordu; ama ona konuyu kısaca açıkladım ve orada bilim için çok değerli antik eserler bulmayı umduğumu söyledim. Bununla birlikte, çok miktarda altın bulacağımı düşünüyordu ve bu nedenle ona verebileceğim tüm ayrıntıları vermemi istedi ve sonra sekiz gün içinde tekrar aramamı istedi. Yanına döndüğümde, iki mal sahibini araziyi kendisine 600 frank (24l.) karşılığında satmaya zorladığını ve istersem orada kazı yapabileceğimi, ancak bulduğum her şeyin kendisine teslim edilmesi gerektiğini dehşetle duydum. Bu iğrenç ve aşağılık davranışı hakkında ne düşündüğümü ona en açık dille anlattım ve artık onunla hiçbir işim olmayacağını ve hiçbir kazı yapmayacağımı ilan ettim.

Ancak o sırada Amerikan Konsolosu olan Bay Wyne McVeagh aracılığıyla, bulunanların sadece yarısını kendisine vermem şartıyla kazı yapmama izin vermeyi defalarca teklif etti. Bu beyefendinin iknası üzerine, kendi payıma düşen kısmı Türkiye dışına çıkarma hakkına sahip olmam şartıyla teklifi kabul ettim. Ancak bana tanınan bu hak, Nisan 1872'de bir bakanlık kararnamesiyle iptal edildi; bu kararnamede, bulunan eski eserlerden payıma düşen kısmı ihraç edemeyeceğim, ancak bunları Türkiye'de satma hakkım olduğu belirtiliyordu. Türk Hükümeti bu yeni kararnameyle yazılı sözleşmemizi kelimenin tam anlamıyla bozdu ve ben her türlü yükümlülükten kurtuldum. Bu nedenle, benim hiçbir hatam olmadan bozulan sözleşme konusunda artık en ufak bir endişem yoktu. Bulduğum değerli her şeyi kendime sakladım ve böylece bilime kazandırdım; ve eminim ki tüm medeni dünya bunu yaptığım için beni onaylayacaktır. Yeni keşfedilen Truva antik eserleri ve özellikle de Hazine, en iyimser beklentilerimin çok ötesinde ve Saffet Paşa'nın bana oynadığı aşağılık oyunun ve kazılarım sırasında günde 4¾ frank ödemek zorunda kaldığım bir Türk memurun sürekli ve tatsız varlığının karşılığını tam olarak veriyor." (Schliemann)


Troya Müze müdürü Rıdvan Gölcük ile Troya Kazı Başkanı Prof.Dr. Rüstem Aslan anlatısı:

Rıdvan Gölcük: 1870 senesinde Troya'da başladığı ilk kazı kaçak gazı bir yıl önce Osmanlı'nın bu konuda bir kanunu var, Nizamnâmesi var. 1869'daki bu kanun kazı yapmak için Osmanlı'dan izin alınması gerektiğini söylüyor. Bu eserlerin yurt dışına çıkarılamayacağını söylüyor. 1870 yılında kaçak bir kazı girişimi oluyor ve uyarılıyor. "Ne yapmam lazım. İstanbul'a gidip Marif'ten izin almam gerek." Kazı yaptığı alanın sahibi Kumkale köylüsüne diyor ki "Ben İstanbul'a gidip iznimi alacağım ve geldiğimde de araziyi senden satın alacağım." Şu sebeple, ilk kanunun, primitif bir kanun, son derece önemli ama, açık bir noktası var. Arazi sizinse, mülk sizinse, çıkanlar sizin. Bu sebeple araziyi satın almak istiyor ve İstanbul'a çıkıyor. Marif'te Saffet Paşa var karşısına. 

Saffet Paşa'ya diyor ki "Ben kazı izni almak istiyorum Kale-i Sultaniye'de". (Saffet Paşa) "Neden, nerede?", (derken). (Schliemann) "Ben Homeros'un İlyada'sında geçen Troya kentini bulmak istiyorum. Kale-i Sultaniye'de Hisarlık köyündeki Asarlıktepe'de kazı yapmak istiyorum", (diyor). Saffet Paşa çok zekice tüm mevkiyi öğreniyor, diyor ki "siz şimdi geri dönün yaklaşık 8-9 gün içinde kazı izniniz elinize ulaşacak." Schliemann'ı uğurluyor. Bir memurunu çağırıyor ve diyor ki "Kale-i Sultaniye'ye gidip şu araziyi devlet adına satın alacaksın." Bu Türkiye'deki ilk arkeolojik alan kamulaştırması, Osmanlı Devleti'nin ilki.

Saffet Paşa bu arada Asar-ı Atika Nizamnâmesi'ni çıkartan kişi. Saffet Paşa bu kamulaştırmayı yapmasaydı ve Schliemann köylüden o araziyi satın alsa ve o arazi onun mülkü olsaydı, neyin kaçırılıp kaçırılamamış olmasından çok bahsedemeyecektik. Ama Saffet Paşa'nın müthiş bu öngörülü davranışı sonrasında Schliemann bunları devletten, Osmanlı İmparatorluğu'ndan çalmış oldu. Kimi zaman burada yanlış önyargılar oluyor, acaba işte hediye mi edildi, verdik mi (gibi)? Hayır Osmanlı'nın bu konuda kanunu var. Hediye yok, kamulaştırma var. Bütün önlemler sıkı sıkıya  alınmış. Ama 1873'te hazinelerin kaçırılması maalesef söz konusu oldu."

Prof.Dr. Rüstem Aslan:  "Sonra bir mahkeme süreci falan, başka bir ilk daha var. Yani kaçırdıktan sonra. 31 Mayıs'ta çıkartıyor, 6 ya da 7 Haziran'da kaçırıyor ve Ağustos ayında da yayınlıyor. Yayınladıktan sonra da kıyamet kopuyor. Yani Osmanlı Devleti zaten işin farkında. Saffet Paşa dönemin müze müdürü Anton Dethier'i* mahkeme süreci için, o bütün zorluklara rağmen Osmanlı Devleti'nin o dönemde yaşadığı, işte siyasi, ekonomik zorluklara rağmen, mahkeme süreci için Atina'ya yolluyor. Bir 8 aylık mahkeme süreci var. Osmanlı Devleti'nin eski eserleri almak için açtığı ilk dava. Davanın  ikinci aşaması da var. Davayı kazanıyor, bölüşülmek için Schliemann'ın evini basıyorlar. Mahkeme polisleriyle beraber tabii." 

Rıdvan Gölcük: "Hatta dedektif gönderiliyor Atina'ya, Hazineler aranıyor."

Rüstem Aslan: "Sonunda uzuyor ve bu süreci Osmanlı Devleti para alarak kapatıyor. Yani çok uzayacak hazinelerin ne olduğu belli değil. Fakat Osmanlı Devleti'nin eserleri almak için açtığı ilk dava ve kazandığı ilk dava."

(Troya'da Bulunan Hazine Nerede? Başka Meseleler 18 Mayıs 2025 YT : )



* John Franklin "Pete" Daniel III (1910-1948);

Arkeolog. Pennsylvania Üni, Profesör. Casus. Binbaşı. Kod adı "Ördek (Duck); Kıbrıs Şefi; 1942-44 Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Yunan Masası; 1944 önce Meis Adası'nda (Kızılhisar), sonra da Kargı Koyu-Datça'da Şef; Young ile birlikte Gizli İstihbarat Şubesi (SI) operasyonu; Atina Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA); Agora (Atina), Kourion (GKRY) kazıları; Hetty Goldman'la (detay Casus Arkeologlar 2'de) birlikte TARSUS kazıları. SARDES, TUROVA ve GORDİON kazıları. 1944 yılında Türkiye'de casusluk döneminden kalma "gizli limanları"nın olduğu yerlerde, Bodrum, Antalya, Fethiye, Kuşadası ve Çandarlı'de kazı izni istemişti. TÜRKİYE'nin FULBRİGHT'a geçmesini sağlayan kişi. 1946'da Kahire'deki (!) müzakeler sonunda 1949'da Türkiye'nin anlaşmayı onaylaması! John F. Daniel 1947'de American Journal of Archaeology'nin baş editörü. 1948'de Gordion'da öldü, Kourion GKRY'de gömüldü. Asistanı arkeolog Ellen Kohler* Daniel ölümünün casusluk faaliyetleri yüzünden şüpheli olabileceğini söyledi.



*EK*: Ellen Kohler (ölümü 2008); 

Amerikalı Arkeolog. Pennsylvania Üni Müzesi. Gordion kazılarında Rodney Young ile birlikte çalıştı. 60 yılını verdiği Gordion'da kazılan eserlerin kataloglanması ve korunmasıyla ilgilendi, binlerce kazı kaydını işledi. Türkiye'de lakabı "Bayan El"dı. Savaş sonrasında Daniel III'ün "American Journal of Archaeology"deki idari asistanıydı.



* Alan John Bayard Wace (1879-1957);

Arkeolog, 1914-1923 yılları arasında Atina'daki İngiliz Okulu'nun (BSA) müdürü. Teselya, Lakonia, Mısır ve Yunanistan'daki Bronz Çağı Miken bölgesinde geniş çaplı kazılar yaptı. 1934'te Cambridge Üniversitesinde Klasik Arkeoloji profesörüydü. Carl Blegen'in yakın arkadaşı. Birinci Dünya Savaşı'nda da casusluk faaliyetleri yapan Wace İkinci Dünya Savaşı'nda İngiliz İstihbarat Ajanı (MI6) ve Kahire bölüm başkanıydı. 1940'da kurulan İngiliz istihbaratı SOE (Özel Harekat Yöneticisi)'in amacı; "Alman işgali ya da Türkiye'nin Mihver bloğu ile işbirliğine girmesi gibi politik şartların değişme ihtimaline karşın İngiliz istihbaratı Türkiye'de sabotaj, casusluk ve propaganda gibi yıkıcı faaliyetleri içeren geniş çaplı bir organizasyon yapmak istemişti." İngiliz SOE, CIA öncülü OSS ile birlikte çalışıyordu. Büyük İskender'in mezarını bulma girişiminde bulundu ancak başarısız oldu. 1952 Mısır devriminden sonra görevden alındı. 1957'deki ölümüne kadar kazı ve yayınlarına devam etti.  



Bu adrenalini yüksek bir "maceranın" içinden gelenler ve de "Hellensever (Philhellenist) olanların "Grek Kültürü" dışında düşünmeleri mümkün değildir. Yani tarafsız olamazlar. Önyargılı yaklaşımları yüzünden araştırmalarını sorgulamamıza iter. 

SB