ephesus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ephesus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2025 Cumartesi

Wood'tan İnciler

 



Efes Artemis Tapınağı'nı "kazan" John Turtle Wood'tan inciler....


Dr. Henry Schliemann beni ziyaret etti.

Bir gün çalışmaları denetlerken kazı alanının kenarından aşağıya doğru inen eğimli yoldan hızla inen bir figür gördüm. Birkaç saniye içinde orta boylu, zeki bir adamla karşı karşıya idim. Adam bana kendini Dr. Schliemann olarak tanıttı.

Etrafına bakıp heyecanlı bir sesle, "Demek Diana Tapınağı'nın gerçek kaldırımı burası? Sizinle tokalaşayım Bay Wood; kendinizi ölümsüzleştirdiniz!" diye bağırdı.

Dr. Schliemann daha sonra bana büyük projesini anlattı. Homeros'u incelediğini, Truva'yı bulma arzusuyla dolup taştığını ve onu bulabileceğinden emin olduğunu söyledi. Türklerin ona çalışma izni verip vermeyeceğini sordu. Ona, Babıali'nin yakın zamanda yayınladığı ve kazılar için artık ferman verilmeyeceğini bildiren yasadan bahsettim.

"Ama," dedi Dr. Schliemann, "bulduklarımın hiçbirini kendime saklamak istemem, hepsini Türklere veririm; gelirimden yılda 1.500 pound harcayabilirim." ...

J.T.Wood (1805-1894)
Discoveries at Ephesus




Bir gülme tutuyor...
Her ikisi de yalancıydı...
SB








11 Ekim 2016 Salı

Etrüsklerden Romalılara



FASCES

Rufus'un kariyerini anlatan İki Fasces ile dekore edilmiş. Roma'nın mısır tedarikçisi ve Kıbrıs, Pontus, Bithyniae ile Asya'nın Valiliği ve Claudius döneminde Pamfilya senatörlüğü yapmıştır. Fascesler Etrüsk orijinli olup daha sonra Romalılar tarafından kullanılmıştır. 1925-1941 yıllarında Amerika'daki kongre binası dahil birçok kamu binaları, restoranlar ve ofislere "dekorasyon" amaçlı fascesler yerleştirilmiştir. Faşizm kelimesi de Fasces'ten türetilmiştir!

Marcus Calpurnius Rufus Mezartaşı - Efes
(British Müzesi!)

The tombstone of Marcus Calpurnius Rufus - Ephesus 
(in British Museum!)


Decorated with two fasces, sums up his career. He had been prefect of the Roman corn supply and governor of Cyprus, Pontus and Bithyniae, and finally Asia, where he died. Son of an important imperial priest during Tiberius's reign, and a senator of Pamphylia during the rign of Claudius. Fasces are Etruscan of origin, and adopted by Romans. Americans have placed fasces on congress and public buildings between 1925 and 1941. The term Fascism is derived from Fasces!

*

"Roma consul’leri bir makam koltuğuna (sella curulis) oturmuş, kenarlarında erguvan renkte şeritler bulunan bir toga (toga praetexta) giymiş, dışarıda yürüdükleri zaman ise, birbirine bağlı dallardan mütevellit bir demete sarılı çift ağızlı bir el baltasını (fasces) omuzlarında taşıyan on iki asker (lictores) önlerinden kendilerine refakat etmiştir. Imperium’u sembolize etmekte olan gerek consul’lerin kişisel donanımı, gerekse önlerinde giden askerler ve onların donanımı, Etrüsk orijinli geleneğin bir devamıdır."

(Jacques Heurgon, Daily Life of the Etruscans, New York 1964)
Dr.Murat Orhun,
Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Anabilim Dalı, Eski Çağ Tarihi Bilim Dalı, 
Akademik Bakış Cilt 3, Sayı 5, Kış 2009


C Norbanus Denarius. 83 BCE. 
Number behind, C NORBANVS below, diademed head of Venus right 
Corn ear, fasces and caduceus.

*

Attaleia Antik Kenti'nin en zengin ailelerinden Calpurnii'lere ait iki lahit mezar 2009 yılında inşaat sırasında Antalya'da bulunmuştu.

Antalya Müzesi tarafından yürütülen çalışmalarda bugüne kadar 802 kaya mezarı saptanırken, 450 mezar gün ışığına çıkarıldı. Kazı alanı sorumlusu Arkeolog Aynur Tosun, açılan mezarların Pamfilya türü lahit kapağı olduğunu belirtti. Aynur Tosun, “Mezarlar ana kayaya dikdörtgen olarak kazınmış. Açılan mezarların yazıtından anlaşıldığı kadarıyla İ.S. 2'nci yüzyıla ait olduğunu söylemek mümkün. Mezarın biri toprak dolu. Diğerinde ise bir iskelet gördük. Duvarındaki sıva ve nişler de göze çarpıyor. O dönemlerdeki insanlar da öteki dünya inançları olduğu için özel eşyaları ve hediyeleri ile birlikte gömüyorlardı.” Basın



______________________
______________________

TULAR


TULAR - SINIR (Border) 
Etruscan Language is Turkish
"Tular (sınır) sözü ilə bağlı çox maraqlı yorumlar oldu, özəlliklə Anadoluda tarla sınırına tul deyilməsi mənim üçün 
çox önəmli bəlgə oldu."


"Yetkililerin ve bilirkişilerin imzalamasıyla resmî bir hüviyet kazanır. îdendifikasyon krokilerinde resme çıkmamış veya görünmeyen sınırlar röperlenmek suretiyle belirtilir. Kıymetlendirmedeki kontrol için bazı ara TULLER çekilir. Toprağın kültür cinsi (Bağ, bahçe, tarla, v.ş.) not edilir. "




Tular Larna - Boundaries of the Larna Family

Etruscans spoke old Turkish. 
TULAR is Turkish, means also Boundary in Turkish, still in use in decrees.The "world" must look into the Turkish language, culture and history to solve their "mystycal history"!
Regards,
SB

*

Many ancient Greek and Latin authors who supply a wealth of observations about the Etruscan presence in Italy and the geography of the region known asTyrrhenia or Etruria. To appreciate the Etruscan concept of space, it is important to acknowledge the physical configuration of Etruria (While thewide open spaces of southern Italy or Sicily provide a sense of infinity, the Tuscan landscape presents a variety of smaller units, where valleys and rivers, fields and pastures alternate with wooded hills and high mountains. Depending on the area, one community would look out over an inviting set of rolling hills, continuing down into the plains along the Tyrrhenian shores, while others further inland were enclosed by steep mountain sides that provided protection but that also discouraged interaction with the inhabitants in the next valley over.

All these spaces were part of the daily experience of the Etruscans. From the earliest evidence of human habitation in Etruria we find that some spaces were set aside for living, other spaces for burials, and yet others for the worship of deities. Within all these aspects of Etruscan activity, some spaces may be called ritual because of a religious act that took place there, such as a sacrifice or a procession, and such a place may be synonymous with, or exist parallel to, a space that is sacred in and by itself. Such ritual and sacred spaces exist in contrast to those that were designated for secular activities, independent of divine intervention or involvement.

Any space, whether sacred or secular, was defined by its shape and boundaries. In a landscape like that of Tuscany,these spaces are most commonly defined by the natural setting, the presence of rivers and lakes, narrow valleys, caves, and groves. The terms for such spaces and boundaries are usually known from the Latin vocabulary (templum,* auguraculum,* limes,* limitatio,* pomerium*) but exist also in the limited Etruscan nomenclature preserved in inscriptions or referred to in Latin texts (‘‘boundaries,’’ tular,* and perhaps also ‘‘surveyor’s pole,’’ groma/gruma).

As with customs and traditions, more often than not there would have been no need to mark the boundaries of such spaces in any particular way since their existence was well known to the local inhabitants. The Latin texts indicate, however, that spaces and boundaries could be defined in some particular fashion, such as by a plowed furrow, and were thus made recognizable to any passerby. At other times a boundary was marked by especially designed boundary stones, inscribed in Etruscan with a formof the word tular translated as ‘‘boundaries’’.

As always, it is difficult to separate the original Etruscan traditions from their distinctly Roman counterparts in the historical and literary tradition. According to the so-called prophecy of Vegoia, the division of land and the establishment of boundaries was the result of Jupiter’s (i.e., Tinia’s) interaction with humans. The reason for his action was to create order and to prevent human greed for land from upsetting the established balance of ownership. In the specific case of boundaries, the Roman author Frontinus, best known for his treatise on aqueducts, quotes the polyhistor Varro as saying that boundaries were part of the Etruscan science or Etrusca disciplina since the division of the world according to the cardinal points of north, south, east, and west was designed by Etruscan priests, the haruspices.

But, in spite of Roman political supremacy in Italy and the Mediterranean, the Romans were the first to acknowledge the strength of the Etruscan influence on Roman religious traditions.

Ritual Space and Boundaries in Etruscan Religion-Ingrid E. M. Edlund-Berry

*

The Etruscans were more culturally advanced than the Latins. They made many contributions to Roman civilization. In the area of arhitecture, the Etruscans taught the Latins how to use the arch in building bridged. The Etruscans also laid the foundations of Rome's first sewer system. They drained the swamp at the foot of the Palatine. This later became the place where Rome's Forum or the public square, was built. The Forum housed a palace, government buildings, and law courts. 

The Etrsucans made a contribution in the area of languages as well.  They borrowed the Greek alphabet and made some changes in it. [No they didn't, the Greeks writing system begins from the 8th c BC, but the Etruscans was allready gone, circa 12th-11th c BC. and see, non-Hellenic Pelasgians "Lemnos inscription" a non-Hellenic inscription!.-SB] The Romans, in turn, borrowed the Etruscan alphabet.

The Romans also borrowed some Etruscans customs. One was the fight of enslaved people held at Etruscan funerals. These were models for the gladiatorial games with which the Romans amused themselves. These games were fights between armed men, between men and animals, between women and dwarfs and between animals. Another custom borrowed from the Etruscans was the Triumph, or the parade-like welcome given a Roman Hero returning from battle.

In addition, the Romans borrowed Etruscan symbols of authority. One of these was the fasces, or a bundle of rods bound around an axe. It became the symbol of a Roman ruler's power to beat or execute other people.

The Etruscan also introduced the Romans to certain religious beliefs. These included soothsayers and gods with human forms. The Etrsucan built the first temple on the Capitoline (kap'uh tuh lin), one of the seven hills of Rome. Today it is the center of Rome's municipal, or city, government.

The Romans founded their cities according to a ritual borrowed from the Etruscans. Soothsayers read omens that told where the city's boundaries should be. A ditch was dug to mark the boundaries. The plow used to dig the ditch had a bronze blade and was pulled by a white bull and cow yoked together. Workers then dug a trench at the center of the city. After each of the city's founders had tossed a handful of earth into the trench, the priests took over. They laid out the main street and determined the principal cross street. The place where the two streets met was marked by a stone.

The Etruscans believed that the stone covered a shaft leading to the underworld. Three times a year, an Etruscan priest lifted the stone to allow the souls of the dead to return to Earth. The Romans believed the place where the two streets met was the mundus (muhn'duhs), or the meeting point for the worlds of the living and the dead.

Etruscans were not the first to develop or use many of the ideas and practices the Romans borrowed from them. They were, however, the people who brought these ideas to the notice of the Romans. Thus, they played an important role in the development of Roman civilization.

Etruscans and Romans



Amphitheatres and gladiatorial combats are Etruscan origin and were borrowed by the Romans


Roads was borrowed from the Carthaginians by the Romans.


"The forms of the letters of a Greek inscription are also an approximate indication of its date. It is evident that it is impossible to find in an inscription of a certain date the use of a letter which was not as yet in the Greek alphabet at that same period. The Greek alphabet, like that of all the ancient nations of Europe, was at first composed only of sixteen letters, which were said to have been introduced by Cadmus from Phoenicia. At a later period Palamedes is supposed to have added the four double letters. Simonides is tated to have made the further addition. And as this alphabet came generally into use at Athens after the archonship of Euclides BC.403....

The Greeks, following the mode used by Eastern nations of Semitici origin (the language of the Aryan race are read from left to right), at first wrote from right to left; no monument, however, has come down to us that can with certainty be attributed to the period in whih this method was exclusively in use. Inscriptions of a single line are, it is true, written in this manner, as for instance, the inscription found by Colonel Leake on a small votive helmet at Olympia, and the inscription on an early vase of Athens. IMENOA . ANE . ENE . ANOT, but the first line of an inscription which belongs to the second mode of writing adopted at a later period by the Greeks, is always inscribed from left to right....




Kirchhoff distinguishes two main divisions of Greek alphabets - the east and the west; not that this geographical distribution is exact, but it is the most convenient. The eastern includes: first, the alphabets of the towns of Asia Minor - Halicarnassus, Ephesus, Teos, Miletus, Colophon and Rhodes, which agreeing essentially, became that Ionc alphabet that was adopted at Athens, BC.403, and is the Greek alphabet with which we are familiar;

Secondly, those of the Aegean Islands - Thera, Melos, Crete, Paros, Siphnos, Thasos, Naxos - in which (?)does not stand for Omega, but occasionally appears as O for Omicron, and there are other minute differences in the shape of the letters.

Thirdly, some of the alphabets of the mainland of Greece, which have a closer affinity to the Ionic [Ionians are not Hellen (Greek)-SB] than to their neighbours, viz. the old one of Attica, down to OL 94 - Argos, corinth and its colonies, Cocyra, and even Syracuse....

Handbook of Archaeology: Egyptian-Greek-Etruscan-Roman
Hodder M.Westropp





Even the She-Wolf and Gladiator Games are not Roman but Etruscan origin.



Roman Period  Mosaic 3th-4th c AD (Bonhams coll.)
Turkish Symbols (Marks)
Azerbaycan (1-3), Kırgız (4), Türkmen (5-6), Kazak (7), Özbek (8), Tuva (9), Başkırt (10), Çuvaş (11), Saha (Saka-Yakut) (12), Balkar (13), Karaçay (14), Hakas (15) Ukrayna Kazakları (16) 



more:



28 Nisan 2016 Perşembe

Gladyatörler




Pliny gibi antik çağ tarihçilerin not ettiği gibi, lakapları “Arpa Yiyenler” yani “Hordearii” olarak anılan Gladyatörler….
[Latince; Hordeum-Ordeum = Arpa]


EFES GLADYATÖR MEZARLIĞINDAN
Ortadaki kalkanını kaybetmiş bir Secutor, Retiarus ile karşı karşıya...


Efes’teki Toplu Gladyatör Mezarları (MS.2.yy)
Fotoğraf:Viyana Tıp Üniversitesi


Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün 1991-1995 arasında, Efes Stadyumu'nun arkasındaki "Damianus Stoası", yani Kutsal Yol’da yaptığı kazılarla ortaya çıkardığı 120 gladyatör mezarı, iki bakımdan önemli: Birincisi, bilimin onayını almış, bilinen ilk toplu gladyatör mezarı konumuna gelmesi; İkincisi ise, Roma dünyasının bu efsanevi dövüşçülerinin yaşam ve ölüm biçimleriyle ilgili önemli ipuçlarını vermiş olmasıdır.


Viyana Tıp Üniversitesi’nden patolog Prof.Karl Grossschmidt ve Prof.Fabian Kanz önderliğindeki 5 senelik araştırmada, Romalı gladyatörlerin sanılanın aksine hemen hemen hiç et tüketmediği, buğday, arpa ve yulaf gibi tahıl ve bakliyat ürünlerinin yanında, sebze ve kuru meyve ile beslendikleri ortaya çıktı. Gladyatörler et yemedikleri için, enerji ihtiyaçlarını sirke ve bitki külleri karışımından oluşan ve dönemin 'enerji içecekleri’ sayılan içeceklerle karşıladıkları düşünülüyor.

Araştırmada yaşları 20 ile 30 arasında değişen 67 birey belirlenmiş. Çoğu iyileşmiş yaralara ait izler taşıyor, demek ki bireyler iyi bir tıbbi bakımdan geçmiş. Bir tanesinde cerrahi amputasyon (kol veya bacak kesilmesi ) geçirdiğine dair izler bile var. Kemiklerde çoklu yara izlerinin bulunmayışı, kalabalık dövüşlerden çok, kuralları iyi belirlenmiş ikili dövüşlere katıldıklarını gösteriyor. Ancak ölümcül yaralara ait izler de vardır.



Kafatasları üzerinde bulunan üç uçlu mızrak (trident) darbeleri için araştırmacıların açıklamaları şu şekilde: "Bunlar kesinlikle gündelik yaşamda karşılaşılabilecek türden kazalarla alınan darbe izlerine benzemiyor. Ancak baş yaralanmalarının hepsi bu türden değil. Bazı kafatasları, olasılıkla ağır çekiç darbelerinden kaynaklı dikdörtgenimsi delikler içeriyor; ki bu da, arkeolog ve tarihçilerce kabul edilmiş “son vuruş” görüşünü desteklemektedir. Kazılarla bulunan silahlar dışında, yaranın bizzat kendisi de efsane olarak kabul edilen silah çeşitleri için kanıt olmuştur."

Yeterince ustalık veya cesaret gösteremeyen gladyatör, kurallara göre "iugula" çığlığı atabilirdi, yani "bir erkek/yiğit gibi” ölmek istediğini belirtebilirdi. Bu talep, görevli biri tarafından, dört noktalı iz bırakan bir çekiç ile “son vuruş” olarak yerine getiriliyordu. Bu görevli Etrüsk döneminde Charun (Karun), Roma döneminde Hermes olarak giyinirdi. Charun/Karun Yeraltı dünyasında yaşayan ve elinde bir çekiç tutan ruhlardan sorumlu iblisdir, yeraltı efendisi Aita (Ayta) ile karıştırılmamalıdır. Charun da ölümden sonra ruhlara rehberlik eder, tıpkı Hermes’in ruhlara rehberlik etmesi gibi….

Charun’un önünde Ajax Troyalı bir esiri öldürürken.
Etrüsk – MÖ. 4.yy-3.yy

Esir olmalarına rağmen toplumda askerlerden sonra gelen en prestijli kişiler Gladyatörlerdi. Latincede “Kılıç Adam” anlamına gelen Gladyatör dövüşleri Etrüsk kökenlidir. Ayrıca gladyatör oyunları da dahil her türlü yarışların düzenlendiği Roma'daki Circus Maximus’da Etrüskler tarafından inşa edilmiştir.

Romalılar profesyonel gladyatör oyunlarının prototipini, MÖ.4.-3.yy'da savaştıkları Sabinlerden olduğu söylenen Samnites kabilesinden görüp aldığı söylenir. Mağlup olan Samniteslerin ekipmanları da arenada kullanılmıştır; ayrıntılı bir miğfer, metal ve bantlarla takviye edilmiş geniş deri kemer, büyük dikdörtgen bir kalkan ve bir kılıç, yani "boğaz böler/bölen" anlamına gelen Gladius (Gulan dividere, divides the throat-Isidore Seville XVIII.6). Diğer gladyatör sınıfı da mağlup olan kabilelerin adını almıştır; Galli (Galyalılar) ve Thraeces (Trakyalılar) gibi. Samnites kabilesi Etrüsklerin yerleştiği Campania bölgesinde yaşıyordu. Bu bölgeye yerleşen diğer bir kabile ise Kimmerler'di (Campania'da Cimmerium kenti. Prof.Çingiz Garaşarlı.Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler-sy.94). İtalya'nın Capua şehrinde bir  Gladyatör Müzesi vardır. Campania bölgesindeki Capua şehirini de MÖ.800'lerde Etrüskler kurmuştur. MÖ.5.yy'da Samnites'in saldırılarından sonra Romalıların eline geçmiştir. (Capua was founded by the Etruscans around 800 BC)


Prof.Meijer kitabında "Damascuslu (Şam-MÖ.1.yy) Nicolaus: "Romalılar oyunları Etrüsklerden kopya etmiştir" örneğini vermiş olmasına rağmen Etrüsk kökenine karşı çıkar ve İtalya'ya MÖ.8.yy'da gelen Hellen kolonilerinden kaynaklandığını ileri sürer. Sebebini de Etrüsklerde Gladyatörlere ait hiçbir resim veya heykelin bulunmadığına bağlar. Oysa Hellenlerde gladyatör oyunları yoktur, ki onlara da Romalılardan geçer. Etrüskler, Troya Savaşı'ndan sonra MÖ.1200 yıllarında İtalya'ya göçtüklerinde cenaze merasimi olarak atalarının anısına, henüz vahşileşmemiş olan bu oyunları düzenlemişlerdir.

Etrüsklerde ölülerin ruhlarını yatıştırmak için asillere ait mezarlarda "kan kurbanı sunumu" olmasına rağmen, Munera denilen gladyatör oyunlarında kan kurbanı zorunluluğu yoktur. Munera'nın asıl anlamı sorumluluk, yükümlülük almaktır. Sorumlu kişi/aile bu tip oyunları düzenler ve özellikle finanse ederdi. Cumhuriyet döneminde, Muneraları (gladyatör oyunları) düzenleyen ailelerin prestiji artar, aile adına ün ve zenginlik katardı.

Roma'ya ilk kez MÖ.264 de Junius Brutus'un oğulları tanıştırmıştır. Babalarını onura etmek için 3 çiftten oluşan bir gladyatör oyunu düzenlemişlerdir. Gladyatör dövüşleri resmi olarak MÖ.1.yy ila MS.5.yy arasında yapılmıştır.

Bir cenaze töreni olarak başlamış olsa da, zamanla dini karakterinden sıyrılıp, siyasi ve milli gösterilerin vazgeçilmez bir halk eğlencesine dönüşmüştür. Hatta bu "eğlencelere" gladyatörler yetiştiren okullar (ludus) kurulur. Efes'teki en ünlü gladyatör okulu ise Vedius Ailesi'nin Şirince yolu üzerinde kurduğu okuldur, dövüşler ise Stadyum’da yapılır.

EFES Stadyum ve Vedius Hamam/Gymnasium Kompleksi
Helenistik dönemde yalnızca güneyinde oturma basamakları varken, İmparator Neron (M.S. 54–68) döneminde anıtsal yapı özel bağışlarla genişletilmiştir. Doğusunda galdyatörler ve hayvanlar için ayrılmış bölümü vardı. Yaklaşık 50 × 40 m. büyüklüğündeki arenası gladyatör dövüşlerine ayrılmıştır. 135 × 85 m. büyüklüğündeki Vedius Gymnasionu, çoğunluk Ephesos tipi gymnasion yapılarında olduğu gibi bir hamam-gymnasion yapılar bütünüdür. Efesli Publis Vedius Antoninus ve eşi Flavia Papiane tarafından bağışlanan yapı M.S. 147 ve 149 yılları arasında hizmete açılmış ve M.S. 5. yüzyılın başında bir değişiklik geçirdikten sonra aynı yüzyılın sonuna kadar kullanılmaya devam etmiştir. Aynı aile MS.2.yy’da Odeon “Kent Meclis” binasını da yaptırmıştır.



Roma döneminde 4 önemli okul/ludus var:
Ludus Magnus: Domitian tarafından kurulur (81-96)
Ludus Gallicus: Domitian tarafından kurulur (81-96)
Ludus Dacius: Domitian tarafından başlanmış, Trajan döneminde bitirilmiş okul.
Ludus Matutinus: Sadece Venatores ve Bestiarii yetiştiren ve hayvanlar dövüştüren okul.

Yılda iki kez yapılan gladyatör oyunları 10-12 gün sürerdi. Spartaküs İsyanları’ndan sonra (MÖ.73) senato bu dövüşlerin Roma içinde yapılmasına karşı çıksa da, Jül Sezar 20 yıl önce ölmüş olan babasının onuruna MÖ.65’te gümüş zırhlarla 320 çift gladyatör oyunları düzenlemiştir.

Sekiz yıl sonra (MÖ.46) da Sezar’ın kızı Julia doğumda ölünce tekrar bir “oyun” düzenlenir. Bu sefer hayvanlar da oyunlara katılır ve ilk kez bir zürafa Roma sokaklarında yürür. Bu dövüşte kendilerine tahsis edilen ödeme yapılmayınca, protestolar başlar ve Sezar’ın kendi askerleri de dahil olmak üzere bir çok kişi katledilir. MS.98-117 yılları arasında hüküm sürmüş Trajanus da tek bir oyun haftasında 10bin gladyatör dövüştürdüğü bilinir. (Pliny, Plutarch)

Bu vahşet dolu "oyunlarda" savaş esirleri, köleler ve mahkumlar, her silah, her duruş şekli için ayrı bir eğitim alır. Üç kez ayakta kalan gladyatör usta sınıfına geçer, beş kez ayakta kalan ise özgürlüğüne kavuşur. Kalanlar ise eğitmen olabilir. Gladyatör dövüşlerine karşı olanlar da vardır ve çeşitli şekillerde protesto etmişlerdir.

Efes Gladyatör mezarlarında ‘özgür-eğitmen’ gladyatörlerden birine ait olduğu sanılan iskeletin neredeyse tamamı bulunmuştur. Gladyatörün kafatasında iyileşmiş ve ölümcül olmayan yaralara ait izler görülür. Prof.Kanz’a göre büyük bir olasılıkla doğal nedenlerden 50 yaşında ölmüştür. Öğrencileri tarafından mezar anıt taşı dikilen Euxenius olabileceği de belirtiliyor.

Öğrencileri tarafından mezar anıt taşı dikilen Euxenius - EFES


Terminolojide:
Tiro – Yeni başlayan, acemi.
Magistri – Daha önce eğitilmiş ve arenada dövüşmüş gladyatör.
Lanista – Eğitim sürecini takip eden yönetici.
Doctores – Farklı stil mücadele uzmanları.
Rudis – Eğitimde gladyatörlerin kullandığı ahşap kılıç.




Teçhizatlarına göre bazı Gladyatör sınıfları:

EQUES: Küçük yuvarlak kalkan, mızrak ya da kılıç. Kılıç kolunda "manica" denilen metal ya da deriden zırh. Önce at üstünde mızrakla, sonra kılıçla, hep birbirleriyle çarpışmışlardır.

PROVOCATOR: Büyük dikdörtgen kalkan, miğfer, kısa kılıç.

MURMİLLO: Galya savaşından sonra adlandırılan gladyatör sınıfı. Büyük dikdörtgen kalkan, siperli miğfer, kısa kılıç. Silah kolunda deri veya metalden koruma, metal süsleriyle deriden kalın kemer.

SECUTOR: "Scutum" denilen büyük dikdörtgen kalkan, miğfer, kısa kılıç. Sol bacağında "ocrea" denilen metal ya da deriden zırh, sağ kolunda "manica" denilen metal ya da deriden zırh.

THRAEX: Trakya usulu silahlı, kare veya yuvarlak küçük kalkan, "sica" denilen ucu kıvrık bıcak, miğfer.

SCİSSOR: Miğfer, kılıç, ucunda ay şeklinde keskin bıcağı olan kolluk (bu yüzden gladyatör "makas" olarak adlandırılır)

RETİARİUS: Mızrak (trident), ağ (retiarius, Ağ-Adam/Savaşçı demek) ve hançer (pugio), miğfer kullanmaz.

HOPLOMACHUS: Hellen usulu silahlandırılmış (Hoplite) (Hoplomachus-silahlandırılmış savaşçı). Sağ kolunda deri kayışlarla tutturulmuş bronz veya demirden koruyucu "manica". Bacaklarında ağır zırhlar ve bronz miğfer. Kılıç ya da mızrak.

ESSEDARİUS: Muhtemelen Jül Sezar tarafından Britanya'dan getirilen gladyatörler. MS.1.yüzyıldan sonra arena savaşçıları olarak görülür. Arabadan dövüşürler.


Efes Teras Evleri-2'den Gladyatör Grafitisi 
Solda: Kalkanı ve miğferi ile Secutor
Sağda: Mızrağı ve ağı ile bir Retiarius


Kalkan kullanan gruplar kılıç boyutlarına ve kullanım şekillerine göre değişirdi. Çiftlerin oluşturulmasında kesin, net ve değiştirilemez kurallar vardı. Equites, Provocatores ve Essedari sadece kendi sınıfından bir rakiple dövüşebilen sınıflardı. Bunun sebebi, bazı ekipmanların diğer ekipmanlardan üstün olması ve gladyatörlerin bu silahlarla eğitim almamasından kaynaklanırdı. Murmillo olan, Thraex ya da Hoplomachus sınıfından olanlarla, Retiarius ise Secutor ya da nadiren Scissor'a karşı dövüşürdü.

Bunun yanında sayıları çok az da olsa kadın gladyatörler vardı. Bodrum’da bulunan bir anıt taşında iki Gladiatrices’in dövüştüğünü görüyoruz; Amazon ve Achillea. Kadın köleler ya erkek meslektaşlarının yanında dövüşür, ya da Domitianus’un şahsi eğlencelerinden sayılan cüce gladyatörlerle karşı karşıya getirilirdi.


İki kadın Gladyatör (Gladiatrices) Amazon ve Achillia
MS.1.-2.yy - Halicarnassus / Bodrum
 (İlyada'dan, Achilles (Aşil) ile Amazon Penthesilea sahnesi mi canlandırıyorlar?!)


MÖ.22’de Augustus'un “kadınların profesyonel gladyatörlüğünü engelleme” adlı kanunu senato tarafından kabul edilmez. Ancak MS.200’de Septemus Severus tarafından yasaklanabilmiştir. Böylece 200 yıl boyunca dövüştürülen Gladiatricesler de tarihe karışır. Gladyatör oyunları, İstanbul’da Theodosius tarafından MS.325’te, Roma’da ise Honorius tarafından MS.404’te tamamen kaldırılır. Bize de kanla yoğrulmuş acı hatıraları kalır.....


SB.

EFES - MS.2.-3.yy
Zaferlerini simgeleyen çelenklerle
Selçuk Efes Müzesi


Not: 

*"Efes Gladyatörleri" 2002'de Selçuk Müzesi'nde sergilendikten sonra Avusturya'ya gönderilmiştir.
* belgesel:Gladiator Graveyard Discovered in the Ancient City of Ephesus


Damianus Stoası 
Gladyatör Mezarlarının bulunduğu yer.


Selçuk Efes Müzesi "Gladyatör" sergisinden


EFES - MS.2.-3.yy

EFES - MS.2.-3.yy
Mücadeleyi kazandığını gösteren hurma dalı ile bir Secutor

EFES - MS.2.3.yy
"Son Vuruş"u yapan "Dis Pater" ile bir Gladyatör

EFES GLADYATÖR MEZARLARINDAN
MS.2.-3.YY
SELÇUK EFES MÜZESİ


EFES – MS.3.yy - Pergamon Müzesi/Berlin
Solda Asteropaios, bir Murmillo gladyatörü. Trakyalı gladyatör Drakon’a saldırırken. 
Her ikisi de kalkanlarını kaybetmiş.


EFES - MS.3.yy
Provocator Mezar Taşı
Göğüs zırhı taşıyan tek gladyatör, ağır teçhizatlı ve kumlu arenada dövüşmesini kolaylaştıran çıplak ayaklar.

Aslan ile Gladyatör - Roma Dönemi MS.1.-2.yy
Artemis Tapınağı - Efes / British Müzesi
Özel eğitimli canavar savaşçısı (venator) gladyatör ile aslan arasındaki mücadele. Görünüşe göre yazıtta mücadele aşamaları kaydedilmiş. 
"İlk (dövüş) - İkinci - Üçüncü ve Dördüncü. Gömülmek için götürüldü."


EFES - MS.2.-3.yy / Selçuk Efes Müzesi

EFES - MS.2.-3.yy



Secutor ile Retiarius - HİERAPOLİS 

Scissores Kalydon Odysseus'a karşı - HİERAPOLİS


Kibyra - Burdur


İzmir Arkeoloji Müzesi.

Gladyatör Retiarius
İzmir Arkeoloji Müzesi.

Gladyatörler Eridanos ve Stephanos
Milet Müzesi

Gladyatör - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi

Gladyatör ve vahşi hayvanlar - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi

Gladyatör - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi

Retiarius ile Secutor - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi


İzmir Arkeoloji Müzesi


Gladyatörler ve vahşi hayvanlar
Nysa - Sultanhisar / Aydın
Aydın Arkeoloji Müzesi

Gladyatörler - MS.2.-3.yy
Kibyra Necropolisi / Gölhisar
Burdur Müzesi

Gladyatörler - Priene - MS.1.yy
Neues Museum, Berlin

Gladyatörler - Sidas Kale
SAİTTAİ - SİDAS ANTİK KENTİ
Demirci ilçesinin güneyinde, İcikler Köyü sınırları içinde ve köye yaklaşık 5 km mesafede bulunmaktadır. Henüz kazı yapılmamış olmakla birlikte toprak üstünde bulunan birçok mimari parça ile belirgin bir halde olup,önemli bir kent olduğu ve Roma döneminde imar gördüğü anlaşılmaktadır.





Gladyatörler ve vahşi hayvanlar
Apri Antik Kenti-Kermeyan Köyü-Malkara/Tekirdağ 
İstanbul Arkeoloji Müzesi


Gladyatör Retiarius - MS.2.yy Tralles (Aydın)
İstanbul Arkeoloji Müzesi


Trakyalı Gladyatöre ait Mezartaşı - Roma dönemi MS.2.yy
Antalya Müzesi


Güreş Yarışması! - Mezopotamya - MÖ.2600 

_________________

Kaynaklar:
-Head injuries of Roman gladiators by Prof.Fabian Kanz:
-The Gladiators: History's Most Deadly Sport by Prof.F.Meijer
-Gladiator Gatorade
-The Gladiator Diet
-Gladiators Played by the Rules, Skulls Suggest
-The Roman Gladiator
-Gladiators-wiki
"The first traces of Etruscan civilisation in Italy date from about 1200 BC." 
-Yerli basın
-Damascuslu Nikolaos- tarihçi, filozof-MÖ.1.yy, İmparator Augustus'un Yaşamı
-fotolar  / fotolar