athena etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
athena etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2025 Salı

Güneşi Karşılama ve Nar

 



GÜNEŞİ KARŞILAMA BAYRAMI - YILBAŞI

GÜN YANIRGAN - GÜN CANIRGAN

YENİLENMİŞ GÜN BAYRAMI

Akay Kine (Kynyev)


“İlk bayram olan Yılbaşı, Güneş’in durumuna göre ayarlanır. Bu bayramın gününün belirlenmesinde Ay’ın döngüsü dikkate alınmaz. En uzun gecenin ve en kısa günün olduğu zamana denk getir. Bu bayrama Yılbaşı Bayramı ya da Güneşi Karşılama Bayramı denir. Bu dönemde Altay soğuk ve karlıdır. 21 Aralık'ı 22 Aralık'a bağlayan gece en uzun gece, en kısa gün yaşanır. Daha sonra Güneş artık çıkmaya, Gün-Güneş uzamaya başlar. Günün uzamaya başlamasına biz "Güneş yenilendi" diyoruz. Gün-Güneş uzamaya başlayıp gün yenilenince yılbaşı olur.

Güneşi Karşılama Bayramı ailevi bir bayramdır, çünkü onu herkes kendi ailesiyle kutlar. Bu bayramda Erlik Bey'e şükran sunulur ve dua yapılır. Ayrıca Gök, yer ve ev hayvanlarına dua yapılır, onlar yüceltilir, onlara teşekkür edilir, onlara alkış yapılır. Bu bayramdaki neredeyse tüm semboller yeraltına ait göstergelerdi.

Yılbaşında Güneş’e karşı bir köknar ağacı dikilir, onu ortaya alıp Güneş’in dönüşünün tersi yönde 7 kere bu ağacın etrafında hep beraber dönülür Ağacın etrafinda, Güneş’e karşı, hep birlikte yapılan 7 kere dönme ritüeli, Erlik Bey’e ulaşmak içindir. Çünkü yeraltı 7 kattır. Sembolik olarak 7 kere alkış yaparak dönülüp her dönüş, (her bir katın aşılması anlamındadır) ona ulaşılır. Dönülerekve ağacı değişip şekerleme ve yiyeceklerle süsleyerek toprak ile suyun maddi başlangıcına güç verilir. Toprak ve suyun üzerinde Erlik Bey’in gücü ve hâkimiyeti vardır. Yılbaşında ağaç dikmek geleneği şu anda Hıristiyanlarda devam etmektedir. Bu adet onlara bizden gitmiştir.

Yılbaşı ağacı için neden tören yapılmıştır? Bunu değişik yerlerde değişik şekillerde anlatırlar. Tarih boyunca bu tören farklı açıklamalarla yapılmıştır. Bu tören dünyanın yaratılışıyla da alakalı bir şeydir.

Gök Tanrı diye anılan Üç Kurgustan, 3 çocuğu arasında dünyayı paylaştırırken, büyük oğlu Erlik Bey 'Ben en büyük ve güçlü çocuk olarak bize bakan toprak ve suyun tüm gücünün sorumluluklarını kendimde taşıyacağım' demiştir. Çünkü toprağın gücü, tüm maddi başlangıçtır. Bu nedenle, toprağa Toprak Ana diyoruz. Toprağı, kadın olarak doğurgan kabul ediyoruz. Çünkü Gök'ten inen o ak tohum, toprağa girmiş ve orada 9 ay kalmış ve 9 ay boyunca gelişmiştir. Bu anlayış bizim dedelerimizle, bizim ritüellerimizde kendisi korumuştur. Doğum, ölüm, nikah zamanlarındaki ritüellerimizde kendisini korumuştur. Doğum, ölüm, nikah zamanlarındaki ritüellerde günümüzde de hâlâ yaşatılmaktadır. Erlik, Kurbustan'dan sadece bir kazığın açacağı delik kadar küçük bir toprak istemiştir. Gök Tanrı bu isteği kabul etmiştir. Erlik Bey yere bir kazık koymuş ve derin bir delik oluşturmuştur.

Tanrı, Türk töresine uygun düşecek şekilde Gök'ü küçük kardeşe, yani Bay Ülgen'e vermektedir. (Çünkü Türk töresine göre miras ev, ocak küçük çocuğa devredilir). Erlik Bey de Gök'de zorluk olmadığını düşündüğü için 'yukarıdaki gök başlangıcını, küçük kardeşim alsın' demiştir. Yerin ortasını da ortanca oğul alır. Yani erkek başlangıcı olan 9 kat Gök'ü Bay Ülgen'in 9 oğlu, 9 kardeş, 9 katmanda yönetir. Dişi başlangıç olan yedi kat toprağı Erlik Bey'in 7 kızı, 7 katmanda yönetir. Bu iki başlangıç bir yerde birleşerek, orta dünyayı oluşturur.

Biz de yılbaşında, Erlik Bey'in toprağın derinliklerine çaktığı kazık gibi yerin dibine gitsin, aşağıya ulaşsın diye Aşağı Dünya'ya ait olan köknar ağacını (Yılbaşı ağacının adı köknardır) dikerek toprağın altına nüfuz edip toprak ve suyun gücünü davet ederiz ve onların gücünden kendimize güç alırız. Toprak ve suyun üzerinde Erlik Bey'in hâkimiyeti var. Yılbaşında diktiğimiz köknar ağacı Erlik Bey'e ait ağaçlardandır. Sembolik olarak, Erlik Bey'in bir parmak ucu kadar sahip olduğu yere ve açtığı deliğe o ağaç dikilir. Yeni yılda hediyelerle bu ağaç süslenir ve bu ağaca değişik ödüller verilir. Ağaca asılan hediyeler genelde yiyecek türü olmuştur.

Gök Tanrı İnancının Bilinmeyenleri
Akay Kine'nin Bilgileri Işığında
Günnur Yücekal Arpacı

***

Nar'ın anavatanı Orta Asya'dıri bu da Sumerliler vasıtasıyla Mezopotamya'ya geldiğini gösterir. Nar'ın karşılığı Sumercede > Nur // Akadcada > Nurmu*. "Nur" Arapçada ışık, Moğolcada (нар = nar) güneş anlamındadır. Macarcada da güneşe (güne) "nap" derler. Hindistan'da ise 'nar'a "anaar (अनार)" denir.

Türkçe > nar; Berekettir, bolluktur, anatanrıçadır, dişildir. Güneş (ışık) ve 'ana' olmasaydı bolluk-bereket olabilir miydi?

Antik kentimiz Side'nin kelime anlamı da Nar'dır. Nar meyvesi kentin sembolü olarak kullanılmıştır. Kentin baş tanrıçası Athene, Atina Athene'sinden farklı olarak atribüsü Nar'dır ve bereketi simgeleyen anatanrıça kültü ile birleştirmiştir. Ayrıca Athene'nin ne kendisi ne de adı Grekçe değildir. Pelasg kökenli olduğunu söylerler ama adının Ak-Ene'den geldiğini ve Türkçe olduğunu söylemezler... ;)

SB



*Arapçanın atası Akadcaya Türkçenin etkisi için Elşad Alili'nin makalesi ile Naim Onat'ın makale ve kitaplarına bkz.


8 Aralık 2025 Pazartesi

Dokumacılar

 

Yağ Şişesi, MÖ 550-530, Metropolitan Müzesi


Dokumacılar

Doğudakilerin kız kaçırdığına dair yazılı hiçbir belge/kanıt yoktur. Asıl Ege'nin batısındakiler kız kaçırıyordu. Özellikle de dokumacıları... Örneğin bu kaçırılan dokumacı kızların bir çoğu Akhaların yaşlı danışmanı Nestor'un vatanı Pylos'ta* dokumacı-işçi olarak çalıştırılıyordu.

Zaten bu sebeple de Peisistratos döneminde Atina'nın baş tanrıçası yapılan ve aslı Turovalı olan Athena (Ak Ene) ile dokuma ve nakışta usta Anadolulu (Lidyalı) Arakhne arasında geçen dokuma yarışması efsanesi de kıskançlık sonucu üretildi. Üstelik yarışmayı da Arakhne kazanmıştı. Yine de, MÖ 5.yy’dan sonra Akropolis’teki tanrıça Athene tapınağının arka odasına kapatılan 7-11 yaşındaki kızların dokumaları bile Anadolu kızlarının dokumalarını geçemeyecekti.

SB
Turova ve Saka Türkleri 📕

* Pylos, MS 6.-9.yy'da Avar Türkleri'nin yerleşmesiyle Avarinos adını aldı. Pirî Reis'te Avarin olarak geçen kent, daha sonra Navarin'e dönüştü.




2 Ocak 2025 Perşembe

Athena, Athene, Akene


 Athena/Athene 'Ak-Ene'nin Grekleştirilmiş şeklidir. Türkçedir.

Ögel'den Ak-Ene;

Bir Ak-Ana (Ak-Ene) var idi, yaşardı su içinde,
Ülgen'e şöyle dedi, göründü su yüzünde:
- Yaratmak istiyorsan, sen de bir şeyler Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren! De ki hep ," Yaptım oldu!" Başka bir şey söyleme! Hele yaratır iken, "Yaptım olmadı!" Deme!

Ak-Ana bunu dedi, sonra kayboluverdi. Denize dalıp gitti, bilinmez noluverdi. Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç çıkmadı. İnsana buöğüdü iletmek bıkmadı.

(Verbitskiy'in Derlediği Altay Yaratılış Destanı)

"Ak" renkli "Deniz İlâheleri":
"Deniz İlâhesi" Türk mitolojisi içinde yabancı bir Tanrı değildir. Altay Türklerinin yaratılış destanlarını incelerken, Verbitskiy'in topladığı efsanede bir "Ak-Ene", yani Ak-Ana görmekteyiz. Tanrı Ülgen dünyayı yaratmayı düşünürken, su içinden birdenbire Ak-Ana görünüyor ve Ülgen'e akıl veriyor. Efsanenin metni, "Ak-Ana'nın buyruğu üzerine Tanrı böyle yaptı", demektedir. Bundan anlaşılıyor ki Ak-Ana, Tanrı Ülgen'den güçlü olmasa bile akıllı ve bilgili idi. Ayrıca Tanrı Ülgen'in kızlarına da "Ak-Kızlar" denirdi.

"Ak" sözü Altay Türkçesinde cennet anlamına gelirdi. Cennette oturan tanrılara da "Aktu", yani "Aklılar", rengi ve ruhu apak olan derlerdi. Bunlar göğün üçüncü katında otururlardı. Aynı katta "Süt-Ak-Köl" yani süt rengi gibi ak olan göl de vardı. İnsanların bütün hayatı ve ruhu bu göle bağlı idi. Bir çocuk doğacağı zaman Tanrı Ülgen oğluna emir verir, o da "Yayuçı", yani yaratıcılardan birine bu işi havale ederdi. Yaratıcı, bu Süt-Ak-Göl'den ruh alır ve doğan çocuğa verirdi. Başka Altay söylentilerine göre, "Enem Yayuçı", yani Anam-Yaratıcı göğün beinci katında oturur ve insan ruhlarının tek hazinesi olan Süt-Ak-Göl'ün işlerine bakardı. Doğacak çocuklar için ruhu gönderen de o idi. Bunun için Altay Türkleri ona bir hükûmdarlık ünvanı da verirler ve Hanı-Anam-Yaratıcı (Kan-Enem-Yayuçı) derlerdi.

Yakutlarda da bütün dünyayı ve her şeyi yaratan en büyük Tanrı Ak-Yaratıcı (Ürüng-Ayığ-Toyon) idi. Fakat bu erkekti. Ayrıca bir dişi yaratıcı da (Ayığsıt) vardı ki, bunun adının başında beyazlık veya aklık gösteren bir renk özelliği görmüyoruz. Ancak Ak-Ene/Ana gibi Beyaz Kadın Yaratıcı olması da çok muhtemeldi.  Yakutların esas Ana Tanrıları Hayat Ağacı'nın kökünde yaşayan ve insanlara can veren kutsal bir Tanrıça idi."

Ögel, Türk Mitolojisi, Cilt 1

Peki Athene/a neyi temsil ediyordu? Zeka, savaş ve sanatı, yani yaratmayı temsil ediyordu. En önemli sembolü de baykuş idi. Türk Dünyasında "ügi, ühi, ügü" ya da "bayğız" olarak söylenen "baykuş" kamların hayvanıydı. Bilgeyi, kehâneti, anneyi ve koruyucu vasfıyla nazarı temsil ediyordu. Bozoklar'dan gelen Bayat boyunun da ongunu baykuş olarak verilir ki gece doğanları idi.


Athene aynı zamanda zeytin ağacını Atina'ya getiren tanrıça olarak da kabul edilmişti. Bu da onun bir nevi "hayat ağacı" tanrıçası yapmıştı. Öyle ki Atina'ya da adını veren Athene (Ak-Ene)'nin heykellerini zeytin ağacından yaparlardı.

SB


Bergama Zeus Sunağı'ndan detay "Athena", MÖ 2. yy
Berlin Pergamon Müzesi.


___________






8 Mart 2019 Cuma

Antik dönem Atina'sında Aile




Dorlarla birlikte (MÖ 1100-700) kıta Yunanistan halkı anaerkil aile düzeninden babaerkil aile düzenine geçti. Bu dönemde erkek, kadını kaçırarak y ada onu satın alarak on sahip olurdu. Doğan çocuklarla birlikte tüm aile erkeğin otoritesi altında yaşardı.

Kral Kekrops'tan (*) önce evlilik kurumu yoktu. Babaerkillik ile erkekler asıl, kadınlar ise ikinci plandaydı. Atinalı bir kadının dışarıda bir erkekle birlikte görülmesi büyük ayıptı. Sokakta dolaşırken yanında bir kollayıcının bulunması şarttı. Soyun sürdürülmesine önem verilirdi. Çocuksuz ve bekarlara iyi gözle bakılmazdı. Hatta çocuksuz kimseler yüksek konumlara getirilmezdi. 

"Evde kalmış kız" olmak aşağılayıcı bir anlam taşıdığı için, Atinalı genç kızlar evlenmeye can atardı. Evliliğe adım atılırken bir anlaşma yapılır ve bu bir 'iş anlaşması' olurdu. Düğün törenleri gösterişli olur kadın ve erkek ayrı otururdu. Evlenen kadın kocasının koruması altına girer, malı da kocasının olurdu.


Hesiod'un Kadınları

Erkek evlenme çağına gelince evlenmelidir. Erkek için en büyük mutluluk, iyi bir karısının olması, en büyük felaket ise kötü bir eşe sahip olmasıdır. Erkek, eşini istediği gibi yetiştirebilmek için, genç bir kız almayı yeğlemelidir. Gerektiği zaman karısını para ile satın almalıdır.

Takıp takıştırıp, kıçını sallayıp
aklını çelmesin kadının biri.
Gözü ambardardadır diller dökerken sana
Ha kadına güvenmişsin, ha bir hırsıza.
Bir tek oğlu olsun baba mirasına konan
Ancak böyle çoğalır evin zengniliği
Sen yaşlanıp ölünce oğlun tutar yerini.


Platon'un Kadınları

Evlenme ve aile sevgisi vatan sevgini engeller. Bu sebeple memurlar ve askerler evlenmemeli, sadece devlet çıkarını düşünmelidir. Kadın mülkiyet gibi ortak olmalıdır.

Gelecek kuşakların sağlıklı olması için, 55 yaşını erkekler ile 40 yaşını aşmış kadınların evliliğinden doğan çocukları öldürmelidir. Çünkü bu yaştaki çiftlerin çocukları sakat doğar. Çocuklar, eğitimci erkeklere ve süt annelere bırakılmalı ve onlar tarafından yetiştirilmelidir. Anneler doğurduğu çocukları tanımamalıdır.


Aristo'nun Kadınları

Kadın aklı gelişmiş bir yaratık değildir. Çünkü onun iradesi zayıftır. Bu sebeple onun yeri yuvası olmalıdır. O erkeklerin yaptığı işleri görmek gücünden yoksundur.  Kadın politika yapamaz ve savaşamaz. Erkek ise akıllı, güçlü, cesur ve adildir; tüm bu sebeplerle ailenin doğal başkanıdır. Bununla beraber koca karısına karşı insanca davranmalıdır. Aile kurmak insan için zorunludur, çünkü doğal bir kurumdur.


Sokrates'in Kadınları

Aile hayatında kadın ve erkek eşittir. Bekar kimseler evelnip yuva kurmalıdır. Ailede erkeğin görevi dışarı hayatından, kadının görevi ise ev içerisinde olmalıdır. "Evleniniz; eşiniz iyi huylu çıkarsa mutlu, kötü huylu çıkarsa filozof olursunuz."


Nahit Bilgin
Felsefeden Ekonomiye Antik Yunan Dünyası
Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2004


Çeşme Başında Kadınlar
Hydria, MÖ 5.yy / Metropolitan Müzesi


(*) Kral Kekrops (Cecrops) Gaia'dan (Yer) dünyaya gelen Atina'nın mitolojik kurucusudur. Doğum adı Acte olduğu için şehre öncelikle Attika denilmiştir. Bel altı yılan kuyruğu, üstü insan olarak tasvir edilir. Tanrıça Athene'ye kurban sunan ilk kişi olarak Akropolis'teki tapınağı yaptırmıştır. Kente ad verileceği zaman Poseidon ile Athene arasında bir yarışma düzenlenir. Poseidon atları Athene ise zeytinağacı getirir. Çekişmeyi Athene kazanır ama Poseidon itiraz eder, Athene Kekrops'tan lehine karar vermesini ister. Böylece Kekrops Attika'nın ilk kralı olur. Hatta Acte ve Attika yerine Kekropeia olarak da anılmıştır kent. Kekrops'tan sonra krallık oğlu Erikthonis'a geçer. Erikthonis aynı zamanda Hephaistos ile Athene'nin oğlu olarak da geçer (bazı kaynaklarda Athene'nin evlatlığıdır). Kekrops için topluluğa şehir kurmasını ile ölüleri gömmeyi öğrettiği ve yazıyı getirdiği söylenir.


Bu anlatılan mitolojisidir. 
Şimdi mantık yürütelim:

Poseidon getirdiği atlar 'erkeklerin' işine yarayacaktır; savaşta, yolculukta, ticarette...gibi. Ama  'doyurma' görevi olan 'kadınların' işine yarayacak şey zeytin ağacıdır. At eti yemediklerine göre atlar karın doyurmayacaktır.  Bu bize şunu gösterir; Her ne kadar kadınların bu oylamadan sonra oy kullanmaları yasaklanmışsa da buradaki zafer 'kadınlar'a aittir. Zeytin ağacını 'Pelasg kökenli kadınlar'a borçludurlar. 

Athene'nin getirdiği zeytin ağacının kazanmasıyla şehrin adı Athene (Athína-Atina) olarak değişir ki kentin ilk halkı Pelasglardır. Böylece Athene şehrin baş tanrıçası olmuştur.  Ama gel gör ki tanrıça Athene 'Truva'dan Pallas ile birlikte çalınmış ve savaştan yüzyıllar sonra bir kült haline dönüşmüştür. Bu da tiran Peisistratos (MÖ 608-527) dönemine denk gelir ki hem heykellerinin yapımı hem de Akropol'deki Athene Tapınağı'nın kuruluş tarihiyle (MÖ 5.yy) uyuşmaktadır. Tapınağın yeri Pelasglar döneminde zaten bir kült merkezidir. Bu arada Athene'ye başka bir görev daha yazarlar; 'atların nasıl eğitileceğini gösterdi' derler. Hani 'atlar' Poseidon tarafından getirilmişti!

Erikthonis aynı zamanda Truva krallar listesinde Dardan (Dardanos)'ın Teuker (Türker)'in kızı Batieia (Batıay)'dan olma oğlu olarak geçer. Yani Paris onun soyundan gelmektedir. 'Güzel' Helena'yı İLK kaçıran kişi olan Atina kralı Theseus da Atinalı Erikthonis'in soyundandır. Tesadüf müdür? Hayır. Belki Helena'nın ilk kaçırılış öyküsü Paris'e yamanmıştır, ya da söz konusu 'yasal bir evlilik'tir...

- Ne Hephaistos ne Poseidon ne de Athene, ne 'Grek' kökenlidir ne de 'Grekçe' !..
- Zeytinağacı Anadolu'dan gitme.
- Yazı MÖ 8.yy'da kıta Yunanistan'a girmiştir, ama edebiyat eserleri yoktu. Anayasalarını yapan Solon (MÖ 6.yy) bile yazıyı Anadolu'da öğrenir.
- Homer'e atfedilen eserleri Anadolu'dan Atina'ya getirenler Solon'la Peisistratos'tur, öncesi yoktur. Bugün okunan 'İlyada' Peisistratos 'İlyada'sıdır ve tabi ki sansür edilerek, kesip biçilerek 'Akhalar'ın tarafını tutacaktır. Truvalıların açısından yazılan metin mutlaka vardır ama hasır altı edilmiştir.
- Erikthion ile ilgili olarak; 'Grekler' her şeye; kente, ataya; birer mitoloji uydurmuş ve bu şekilde diğer tarafla bir bağ kurmuştur. İsimleri ise ya Anadolu'dan ya da 'Barbarlar'dan almışlardır. ["barbarların kullandıkları isimlerden Yunanca isimler türetmek" (Strabon 13)]. Ve Dardan ile Theseus Erikthion'un soyundan ise o zaman her ikisi de Pelasg kökenlidir. 
- O dönemde 'Grekler' atları eğitmiyordu, eğitilmiş atların ticaretini yapıyordu. Aksine, Truvalılar 'atları evcilleştirenler, eğitenler' olarak geçer.


SB

Halikarnas Balıkçısı; 'Düşün Yazıları', 'Altıncı Kıta Akdeniz', 'Anadolu Tanrıları'.
George Thomson; 'Tarih Öncesi Ege'



4 Aralık 2017 Pazartesi

Truva Palladion'u, Nike ve Athena





"Troya Palladion'u gibi, Efes'in tapınak içindeki Artemis heykeli de gökten düşmüştü, ve düştükleri yere tapınak yapılmıştı. Troya Palladium'u, yani Pallas Athena heykeli Hellenler tarafından Truva'dan çalınmıştır... İlkel düşünce sisteminde tanrıların totemleri gökten düşerdi ve bu 'Hellen olmayan' halklara mahsustu. Mesela İskitlerin kutsal altınları, ki Heredot yazar, yaratılışta gökten düşenleri ilk alan kral olmuştur." (Edith Hall -Oxford Üni.)


"Athena adının kökeni bilinmediği gibi, Pallas'ın kaynağı da tartışma konusudur." (Azra Erat - Mitoloji Sözlüğü)

"Athena ismi Yunanca ile açıklanamamıştır" (Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, cilt:1)

"O'nun Anadolu kökeninden anlaşılıyor ki sözde "Hellen sömürgesi" kıyı kentlerinde kent tanrıçası olarak en büyük saygı gördü diye Athena Hellenleştirilemez." (Prof.Fahri Işık) 


Resimde; (MS 1.yy, Roma dönemi. Louvre Müzesi)

Nike, Troya Palladium'a sarıp sarmalanmış yılana bir şeyler veriyor (açıklamada yumurta diyorlar!). Aslında Nike ilklerdendir ve Athena'dan da büyüktür, ama ne yazık ki Athena'nın oyuncağı ve de daha küçük olarak betimlenir. Ayrıca, Athena ikinci kez Zeus'un kafasından doğurulmuştur, yani Hellenlerin tanrı panteonuna sonradan girmiştir! 


Nike, Titan olan Pallas ile Yeraltı dünyası nehrinin tanrıçası Styx'ın kızıdır. Styx, Okyanus kızlarının en büyüklerindendir, yani suyu temsil eder. Karkamış'ın en büyük tanrıçalarından birinin adı da Athi'dir. Babil ve Hitit tanrıları arasında da Athi vardır. Tanrıların yaratıcısı denizlerin tanrıçası Athi başlangıçta ki sudur, ama Ruh'tan Su'ya dönüştüğü yazar. 


Baal yazıtında şu cümle geçer : " Athirat'tan kim süt içecek?".. Türk mitolojisinde "Süt gölü (Ak göl)" den bir damla süt/su içmek "ilk ruhun verilmesi" demektir ve Umay Ana ile ilgilidir. Truva'da bulunan baykuş formlu vazolar da Schliemann'a göre bu Athi ile ilintilidir. Truva'da Athi-Ate olarak geçen tanrıçanın adı, Hellenlerin çalmasıyla Athena'ya dönüştürülmüş demek ki. Yunanistan'ın başkenti Atina adı da Athena'dan gelir, ama ne zaman verilmiş? Athena'nın yarışmayı kazanmasından sonra, ki Athena Truva savaşından sonra oraya gitmiştir!.. Athi-Ate aynı zamanda ATA olarak ta okunabilir...


Nike'nin küçümsenmesinden "önceden Barış vardı, ama Savaş daha önemlidir" anlamı çıkar...


SB.







"Trojan Palladion, the statue of Pallas Athena, which the Greeks stole from Troy."


"The most famous statue of Artemis of Ephesus, inside the temple, had an important feature in common with the Tauric xoanon. Both were believed to have been "sky-fallen" diopetes, to have dropped out of the sky to the ground at the location where the temple was built. So, for that matter, had the Trojan Palladion, the statue of Pallas Athena which the Greeks stole from Troy. The idea of primeval sky-fallen totems of gods was something the Greeks associated with non-Greek peoples, for example the sacred gold of the Scyrhians which Herodotus says fell from the sky at the moment of creation, before the first man to pick it up became king." - [Edith Hall (Oxford Uni., British scholar of classics)Adventures with Iphigenia in Tauris: A Cultural History of Euripides' Black..)]


"The name Athena can not explained in Greek language" (Mircea Eliade - A History Of Religious Ideas.. )

"The origin of the Athena name is unknown, also the source of Pallas is a matter of debate." [Azra Erat - Mitoloji Sözlüğü (Mythology Dictionary)]

"It is understood from the Anatolian origin of Athena, the city goddess who gets the greatest respect, of the so-called "Hellenic colony" in coastal cities,  can not be Hellenized". (Prof.Dr.Fahri Işık)





Uygarlık Anadolu’da Doğdu kitabından:




17 Temmuz 2016 Pazar

Side - Nar



SİDE kelimesi NAR anlamına geldiği gibi, NAR en erken dönemde de kent için kullanılan bir motiftir.


Apollo Tapınağı







Side'nin baş tanrısı Apollon boynunda pelerine benzeyen bir giyim parçası ile bir yanında yayı, diğer yanında oktanlığı ile betimlenmiştir. Köşelerde ise akanthus yaprakları ye alırken sadece bir köşede yarışmalarda birinci gelen atlet ve müzisyenlere verilen çelenk bulunmaktadır. Anadolulu bir tanrı olan Apollo Side'de şehrin kurucu tanrısı olarak tapınım görmüştür. Onuruna Pythia Bayramı kutlandığı bilinir, ama hiçbir zaman kehanet ocağı olmamıştır. Özellikle MS 2. yüzyılın sonu ile 3.yüzyılın başında Apollon Athena’dan daha çok önemsenmeye başlamıştır.






Kentin baş tanrıçası Athena başında miğferi, elinde mızrağı, kalkanı ve kutsal hayvanı yılan. Kaset köşelerinde ise palmiye dalı, rozet, Side'nin simgesi Nar ve zafer çelengi var. Athena Side'de köken bakımından Yunan Athena'sından ayrılmaktadır. Tanrıça savaşçı kimliği betimlenmiş olsa da Side Athenası'nın en belirgin atribüsü NAR'dır. Nar Anadolu ve Mezopotamya'da bereketi simgelediği için ana tanrıça kültü ile birleştirilmiştir. Bu yüzden Side Athena'sının özünde de eski bir toprak ana kültü yattığı düşünülmelidir. Athena Tapınağı ayrıca Asyl* yetkisi de almıştır.

[* Asylia, Hellenistik dönemde Laik ve İlahi kanunlar arasında bir dokunulmazlık zırhına sahip demektir ve Tapınaklara verilen bir özelliktir. Suçlu dahi olsa, kişi korunmak için tapınağa sığınabilirdi.-SB]






Artemis avcı kıyafeti ve oktanlığı ile betimlenmiştir. Köşelerde geyik ve iki köpek yer alır. Artemis diğer tanrılara göre daha küçük ve özensiz tasvir edilmiştir. Bunun sebebi Perge ile Side arasındaki soğuk savaştır, çünkü Artemis Perge'nin baş tanrıçasıdır. Apollo'nun ikiz kardeşi olduğu için tapınım görmüştür, ama Artemis Pergaia ile kesinlikle benzerliği yoktur.







Kybele başında diadem, kale tacı ve üzerine çektiği manto ile betimlenirken, bir yanında ayinlerde kullanılan ortası delik sığ bir kase olan phiale, diğer yanında tympanon (tef) yer alır. Köşelerde ise iki aslan, ziller ve Attis başlığı yerleştirilmiştir. Kybele Side sikkelerinde aslan üzerinde sıklıkla betimlenmiştir. Eski Anadolu kültlerinin Roma İmparatorluk Dönemi içlerine kadar yaşatıldığı da görülmektedir.








Dionysos'un kadınsı büstü metal bir Hydria üzerine yerleştirilerek çevresi sarmaşık dalları ile daire içine alınmıştır. Köşelerinde iki çam kozası*, zil, lagabalon (üzerine keçi ayağı postu geçirilmiş sopa), pan flütü, çifte balta, auloi (çift borulu flüt) ve üzüm salkımı bulunur. Dionysos tiyatronun koruyucu tanrısıdır.

[* Bu çam kozası bana göre enginardır. Çünkü, enginar akşamdan kalanlara iyi gelir ve afrodizyak özelliği vardır. Bu yüzden de Dionysos Şenlikleri'ne daha uygun düşer. Hatta 16.yy'da afrodizyak özelliği yüzünden kadınlar tarafından tüketilmesi yasaklanmıştır. 1946'da Marilyn Monroe'yu Enginar Güzeli seçmeleri de tesadüf değildir.-SB]






Dikkat çeken bir başka blokta ise orta kısmında bir ay ve yedi kollu yıldız betimlemesidir. Her iki yanında bulunan parçalar içerisinde dört kolu uzun, dört kolu biraz daha kısa Makedonya yıldızına (Makedonya yıldızı 16 kolludur) benzer betimlemeler bulunmaktadır. Buradaki Ay-yıldız Men kültü ile bağlanmak istenmiştir. Yalnız Side'de Men Kültü ile ilgili buluntular da yazıtlar ve mimari buluntular bunu destekler nitelikte değildir. Side şehrinde P tapınağı olarak isimlendirilen yapı Mansel tarafından Men Tapınağı olarak adlandırılmıştır. Tapınağın ithar yazısı bulunmadığı gibi, sözü edilen bezemeler arasında Men kültü ile ilintili bir bezemenin de olmayışı burasının bir Men tapınağı olduğu konusunda büyük bir şüphe uyandırmaktadır.

Prof. Dr. Hüseyin Sabri ALANYALI
Side Kazı Başkanı - link
Side Kazıları - link






KÜN-AY betimlemesi Göbeklitepe, Mezopotamya ve Orta Asya'da görülür.
Anadolu'daki her antik şehir ve betimlemeler Hellen (Grek) veya Roma demek değildir. Bu topraklarda Milattan Önceki dönemlerde de Türk vardır. Ve de Türk Tarihi ile ilgili verileri takip edenler bunun farkındadır.


"Türk bayraklarında hilal vardır ama Arap bayraklarında yoktur. Hilal, daha çok Türklerin etkisinde olan ülkelerin bayrağında mevcuttur." - link













Antalya Türkiye'nin en büyük üreticisi olmakla birlikte, Türkiye dünyada Hindistan ve İran'dan sonra üçüncü sıradadır.(link)

Batılılar ise Nar'ın faydalarını daha yeni öğreniyor ;)







We already knew :)

Pomegranates reveal its powerful anti-aging secret

ilgili makale
Pomegranate finally reveals its powerful anti-aging secret
Intestinal bacteria transform a molecule contained in the fruit with spectacular results








SB


15 Aralık 2015 Salı

Anadolu Athena'sı Üzerine







"Büyük Ana'nın Hellen kültürünün oluşumunda koyduğu çok önemli katkılarla pay sahibi olduğu bir gerçektir. Çünkü Hellen pantheonunun büyük tanrıçaları : Hera, Demeter, Aphrodite, Athena, Artemis ve ikinci dereceden diğer tanrıçalar, tümü Hellen öncesi kültür katmanından kök salarlar ve Büyük Ana'nın özelleştirilmiş görünüş biçimlerini oluştururlar. Bu Hellen tanrıçalarının adları da kısmen Hellen öncesi dillerden gelmedir. Örneğin Athene adının oluşumunu Leukophryene, Steunene, Kyrene ve benzerleri gibidir, Hellence değildir. (1)

Ege'nin doğu kıyısında Troas'dan ve Aiolia üzerinden İonia'ya kadar birçok yerleşimde, İlion, Assos, Pergamon, Phokaia, Erythrai, Smyrna, Kolophon, Priene ve Miletos kent tapınakları Athena'ya adanmıştı.

O'nun Anadolu kökeninden anlaşılıyor ki sözde "Hellen sömürgesi" kıyı kentlerinde kent tanrıçası olarak en büyük saygı gördü diye ATHENA HELLENLEŞTİRİLEMEZ.

Onun kutsal alanları da "İlion kaynaklı bir geleneğe dayanıyorsa" eğer, Batı Anadolu'daki kültleri "MÖ.11.yüzyıl Aiol ve İon sömürgecilerin kuruluşları" olamaz; kült yontuları, Hellen göçmenler tarafından kendi ata yurtlarından birlikte getirilmiş olarak da tanımlanamaz. Özü nedeniyle Athena kült heykeli de tıpkı Samoslu Hera, Ephesoslu Artemis ve Aphrodisiaslı Aphrodite'nin özünde olduğu gibi, yani "Anadolu Bacıları"nın özünde, Anadolu Büyük Ana'sının özgünleşmiş ayrı bir biçimini oluşturur.

Athena Nikephoros uzun ve kemerli bir peplos giymiştir; başında üzerine çarşafın geçirildiği sivri ve uzun bir polos taşır, boynunda, takılar asılı bir zincir, göğsünde, ortadakinin büyüklüğüyle vurgulandığı yedi küreli bir pektoral sarkar ve bir de aegis'i vardır. sağ elinde Nike, sol elinde yedi budaklı bir zeytin dalı tutmakta ve her iki elinden aşağıya ayrıca birer düğümlü yün ip sarkmaktadır. Kollar dirsekten üstte, bedene sıkıca yapışırken, aşağı kesimde iki yana açılır. Sol bacağına bir kalkan yaslıdır.

Tıpkı Athena Ergane resminde olduğu gibi, Anadolulu vasfı besbelli ortadadır. Bu gerçek, bilim dünyasında herkesçe kabul görmüştür ve Ephesoslu Artemis'in etkisi altında ortaya çıktığı kuşkusuzdur. Çünkü polos, gerdanlık, geniş kemer, "göğüs biçimli" nesneler ve her iki elden aşağı sarkan düğümlü yün ipler- değişik şekillendirilmiş olsa da- esasta Artemis Ephesia resminin de içeriğinde vardır ve onun beliryeci vasıflarrnı oluşturur. Sonuçta bunlar, Eski Anadolu'nun Büyük Tanrıçası'na özgü temel biçimlerdir. Athena Nikephoros'un konik biçimde sivriltilmiş uzun tanrısal başlığı Assoslu Athena Ergane'de de vardır, ve Anadolu Ana Tanrıçası'nın giydiği başlık tipinden sürer geleneğini.


Prof.Dr.Fahri Işık.
"Uygarlık Anadolu'da Doğdu"
İlion Athena Ergane'si ve Pergamon Athena Nikephoros'u ışığında Anadolu Athena'sı Üzerine
(1) C.Bosch, Das anatolischhe in der Geschichte II Türkischer Geschichtskongress, Ankara,1937.6.M.P.Nilson'a göre de, Geschichte der griechischen Religion I,1992; "ad olarak Athene -ene ile sonlanan kelime kümesine aittir ki bunlar genellikle yer adlarında oluşur ve büyük olasılıkla Hellen öncesi zamandan kaynaklanır"


"Athena ismi Yunanca ile açıklanamamıştır." -(Mircea Eliade-Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 1)


"Athena adının kökeni bilinmediği gibi, Pallas'ın kaynağı da tartışma konusudur." - (Azra Erat-Mitoloji Sözlüğü)

not: 
Assoslu Athena Ergane'nin resmini bulamadım, bulursam eklerim.SB



Efesli Artemis


Kaunoslu Artemis - Anadolu Bacıları









12 Aralık 2015 Cumartesi

Marsyas







Frigya'nın Kelanai (Dinar) kentinde doğmuş Marsyas.  Büyüdükçe müziğe merak sarmış. Frig havaları besteler, yurdunun doğa tanrısı Tanrı Pan'a ilahiler yazarmış. Yani öylesine severmiş müziği. O zamanlara kadar bir tuluma çeşitli düdükler takılır, öyle değişik sesler elde edebilirlermiş eski insanlar. Marsyas başka başka düdüklerden çıkan sesi, bir tek kamışa yedi delik açarak, bir düdükten elde etmiş.  İşte bugün çaldığımız flüt kaval ve ney'in atasını Frigya'lı Marsyas icat etmiştir. 


Marsyas flütü icat etmekle kalmamış, çok da güzel çalarmış. Gür Ormanlarla kaplı Frig dağlarında hem çalıp hem dolaşırken, güzel sanatlar Tanrısı Apollon'a rastlar ve Tanrıya meydan okur. Tanrı Apollon'un üç telli lir'i nasıl çaldığı dillere destan. Apollon bu küstahlığa çok kızar ama yarışmadan kaçmaz.


Frig Kralı Midas ve güzel sanatların koruyucuları dokuz peri kızı (Mouse'ler) hakem olarak çağırırlar. Tanrı Apollon üç telli lir'ini yine çok güzel çalar, ama Marsyas'ınki doğa ile daha uyumludur. Herkes hayretler içersinde büyülenmiş gibi dinler. Kral Midas oyunu Marsyas'a ,Mouse'ler de Apollo'nun kızgınlığına maaruz kalmamak için Apollo'ya verirler. Tanrıya hiç saygısızlık yapılır mı ? 


Tabii Apollo buna çok kızar ve Kral Midas'ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir. Marysas'ın da , bir tanrıyla aşık attığı için, ağaca bağlayıp derisini yüzer. Mouse'ler Apollo'nun verdiğini cezanın çok vahşice olduğunu düşünerek üzülürler ve ağlamaya başlarlar, gözyaşları Marsyas'ın kanı ile bir olup bir nehire dönüşür. O gündür bu gündür Marsyas Nehri akar. Günümüzdeki ismi de Çine Çayı'dır. Aydın'dan Yatağan'a doğru giderken Marsyas'ın flütünden çıkan müziğini mutlaka duyarsınız.




KAVAL

İnsanoğlunun üflemeli ilk çalgılarındandır. Çeşitli kaynaklarda ''ağız sazları'' arasında anılan çalgı. Orta Asya Türk uygarlıklarından itibaren bilinir. Ülkemizde yüzyıllardır, ''çoban sazı'' ya da ''düdük'' olarak tanınan kaval, Büyük Göç'le yayıldığı toplumlarda ise, farklı ad ve biçimlerde çalına gelmiştir.


Kaval, içi boş şey anlamına gelen, ''kav''dan türemiştir. Çalgıya yüzyıllar önce yakıştırılan bu ad, genelde tüm nefeslilere (yapısal biçimine) özgü ortak bir kavramı içerir. Kaval sözcüğü, Orta Asya Balasağun Türk kültüründe de kullanılmıştır. Ancak değişikliğin daha çok dil ve lehçelerden kaynaklandığı da bir gerçektir. Örneğin: Kırım lehçesinde ''Khoval'' (Çoban düdüğü), Çağatay lehçesinde, ''Khaval'' (Mağara, in ya da büyük çuval), Azerilerde ''kabak-kaval'' (büyük tef), Arapça'da ise, ''Geveze (konuşkan kişi) karşılığındadır. Bunların dışında dilimizde insan bacağındaki uzun, içi ilik dolu baldır kemiğine de şekil itibariyle ''kaval'' denilmektedir.


Yurdumuzda, halk ağzı ile ''gaval-goval ya da guvval'' olarak söylenen çalgı, sadece çobanlara özgü, ilkel bir müzik aleti olarak tanımlanmaktadır . Yurdumuzun çeşitli yörelerinde ''guvva-govel ve gaval'' olarak da söylenen kaval, genellikle çoban sazı olarak bilinir. Güney Anadolu'da halk ve göçebeler arasında adeta ;mukaddes bir alettir. Kaval, koyunlarında sevgili bir sazı olduğuna itikad olunur. Kaval çalmasını bilen her çoban kavalının nağmeleriyle sürüsünün sevk ve hareket işlerini idare ettiği genel kanıdır. Bu konuda da bir çok efsaneleşmiş halk hikayesi anlatılır. 


Kavalın geçmişi insanlık tarihi kadar eski olduğu söylenebilir. Araştırmacılar kavalın anavatanın ,Hazar Denizi ötesi Ural-Altay dağları arasındaki bölge olabileceği konusunda birleşmektedir. Nitekim Alman asıllı müzikolog Curts Sachs , kavalın Türkçe asıllı olduğunu belirtmiştir. Konuyla ilgili ayrıca Macaristan'ın Zulnak ili Jonoshid yöresinde 1933 yıllarında arkeolojik kazılar ile ortaya çıkartılan bir ''kurgan'' (mezar) da var. Türk çobanına ait ''ötkeçin''ne (kemikten yapılmış çifte kaval) rastlanmıştır. 


Kavim göçü çağından kalma bu nefesli sazı bir çok tipleri arasında inceleyen Macar Denes Van Bartha bu tür örneklerin yayılma merkezinin Ural ile Altay arasındaki Ön Türklere ait en eski uygarlık ürünü olduğunu ayrıca doğrulanmıştır. Anadoluya İskitler (MÖ.8.yy.-3.yy. -Scythian/ Skyth/ Saka Türkleri) vasıtasıyla geldiği söylenir.


İnsanoğlu, rüzgarın içi boş kamışlardan çıkardığı seslerden esinlenerek kavaldan ilk müzik seslerini çıkarmış, önceleri kamış üzerinde delikler bulunmaz iken daha sonraları çeşitli seslerinde elde edilmesi için kamış üzerine 3-5 delik açmıştır.


Asya müziğinin sistemi olan Pentatonik sistemdeki beşli sesler elde edildikten sonra da, delik sayısı sekize kadar artırılmıştır. Önceleri kamıştan yapılan kavallar zamanla hayvanların boynuz ve kemiklerinden yapılmaya başlanmıştır. İlk dönemlerde kartal ve turna gibi kuşların kanat kemiğinden yapılıp çalınanlarına ÖTKEÇİN adı verilmiş, bundan tek kemikten yapılanlarına ise bugün ÇIĞIRTMA adı verilmektedir.


Sibuzgu, sebezğu, sıvzğa, bırğa, burğa, borğu, tütek (düdük) gibi adlar ile anılıp çalınan düdüklere genelde SİPSİ adı verilmektedir. Avlanmayı bir sanat haline getiren Eski Türkler bu tür düdükleri avlanmakta da kullanırlardı, bunlarda dişi geyik sesini verdirerek erkek geyiklerin avlanmasını sağlarlardı. Anadolu insanının üzerinde unutulmaz apayrı bir yeri olan kaval, yüzyıllar boyunca duygularını dile getirmesinde vazgeçilmez bir parçası olmuştur. 


Tüm Yönleriyle Türk Halk Müziği ve Nazariyatı
Dr. Atınç Emnalar 
Ege Üniversitesi İzmir 1998



Dip not: 
"Eberhard’a göre Türkler fevkalâde iyi flüt çalardı: iki çeşit flüt kullanırlardı… Etrüsklerin ise flüt çalmaktaki ustalığı Yunanistan’da bile ün salmıştı ve Etrüsk kelimesi “iyi flüt çalan” manasına gelirdi." - Adile Ayda - Etrüskler Türk mü idi? /pdf




Sol başta Athena ile başlar ve Marsyas'ın cezalandırılmasına kadar, efsaneyi anlatır.



Yunanlılar bu flüte sahip olabilmek için efsanenin başına, herşeye bir mitoloji uydurmaları gibi, "Athena'nın bu flütü icat ettiğini, üflediğinde çirkinleştiğini, diğer tanrıçaların gülüp alay etmesinden dolayı dünyaya attığı" bölümünü eklerler. 


Ayrıca Apollo'nun, Marsyas'ın derisini bir İskitliye yüzdürdüğü de söylenir. Heredot kitabında İskitlerin deri yüzmesinden bahseder.....!



burada ise Marsyas Apollo tarafından derisi yüzülerek cezalandırılır




Ayrıca Midas için:  Midas'ın eşek kulakları ise ona takılmış bir lakaptır. Ülkenin her yerinde casusları ona her bir bilgiyi aktardığı için herşeyi duyar....  Hititçe yazılı kaynakların susması sonrası bu halkın akıbetine ilişkin bilgi veren başka bir kaynak olmaması, konu hakkında farklı yorumlara sebebiyet vermiştir. Hitit Devleti’nin son dönemlerinde doğu sınırları yakınlarındaki bir Kaška kenti olan Pahhuwa’da, Mita isimli bir isyancının ortaya çıktığı görülmektedir.  Bu kişi, Anadolu’yu istila etmeye çalışan Asurluların kaynaklarında Muškili Mita olarak geçmektedir. Muški isminde geçen šk etimolojik bağlantısı akla Kaška’yı getirmektedir. 


Bu neticede Kaškaların Hitit Devleti’nin son bulmasıyla birlikte Muški yerleşim alanları olan Orta Anadolu’ya kadar yayıldıkları düşünülebilir. Ayrıca Mita ismi Hitit Devleti’nin çökmesinin ardından birkaç yüzyıl sonra bölgede merkezi bir devlet kurmayı başarmış Friglerin mitolojik kralı Midas’ı da akla getirmektedir....


Irkçılık ile ötekileştirmenin, efsanelere sahip çıkmanın ve daha sonra da hak iddia etmenin soykırımın başka bir çeşidi olsa gerek...! - SB





* * *



BÜYÜK İSKENDER VE KÖRDÜĞÜM

Gordios'un tanrıçadan olma oğlu Midas...Muşkili Mita'nın (Kaşkalar) Hititlere isyan eden başkaldıran kişi olması gibi, Midas'ın içsavaşı durdurması mı başlatması mı?....
Arabanın boyunduruğundaki kayışlar kördüğüm ile bağlanmış olması....
Boyunduruk ve altın kara sabanın İskitlere ait olması.... 
Saban'ın bir İskit Türk boyu olması
Kara Saban ve Tanrı Sabazios/Dionysos Anadolu'dan/ Doğu mitinden Batı mitine geçmesi....
Kördüğümün Türk halılarındaki çifte düğüm olması... 
Pazırık Halısı MÖ.5.yy - 4.yy'a ait ise....
MÖ.4.yy da Büyük İskender'in KILIÇLA kestiği DÜĞÜMDE anlaşılır.
ve
MİDAS TÜMÜLÜSÜ DİYE ANILAN MEZAR GORDİOS'A AİTTİR.




Tavlada da oyunu kaybedince "MARS OLMAK" denir...
MARS İSKİT TÜRKLERİNİN KILIÇ TANRISIDIR.
KILIÇTA SAVAŞI TEMSİL EDİYORSA.... SAVAŞ TANRISI MARS KİMİNDİR?
ve
FRİG DEDİKLERİ UYGARLIK GERÇEKTEN DE FRİG MİDİR?
SB.




 Mars "Pyrrhus," detay - MS. 1.yy 
Capitoline Müzesi , Roma






7 Kasım 2015 Cumartesi

KURT DONUNA BÜRÜNMÜŞ TROYALI SAVAŞÇI DOLON





"Dolon attı omuzlarına KIVRIK YAYINI, BOZ BİR KURT POSTUNU giydi üstüne, başına sansar derisinden bir tolga koydu, sivri kargısını aldı eline, yürüdü Troya ordusundan gemilere doğru."
Homer, İlyada 10:335


Hector'un isteği üzerine, casusluk yapmak için gece dışarı çıkar ve Achaean'ların (Akhaioí-Akhalar) kampına gider. Farkedilmeden geçmek için, GRİ KURT postunu üzerine geçirir. Böylece bir savaşçıdan bir hayvana dönüşmüştür. Casusluk yapan kişinin de kurt gibi hızlı koşması gerekmektedir ve Dolon Troya'nın en hızlı koşan savaşçılarındandır.

Buna paralel olarak, Diomedes ve Odysseus'te aynı casusluk misyonuyla harekete geçer. Gece Dolon'u görürler, ama Kurt-Dolon gece karanlığında onları geçer. Dolon'un öne geçmesine izin verirler ve ona arkadan süpriz yaparlar. Artık Truva Kampına dönemez, iki Akhalı onu takip eder ve yakalar, konuşturmak için onu zorlarlar ve sonrada idam ederler, kalıntılarını da Athena'ya kurban ederler.

Dolon'un oğlu Eumedes (Dolon'un babasının adı verilmiş) Truva Savaşı'ndan kurtulur ve Aeneas ile birlikte İtalya'ya gider. Hatta onun komutası altında savaşır.

Dolon'un yakalanışı birkaç Attika vazosunda görülür. Dolon, MÖ.5.yy'da her zaman Kurt kılığında, her iki yönden yolu kesilmiş, Odysseus ile Diomedes arasında temsil edilir. Bu tür sanatsal yapıtlar ise Attika seramiklerinde çok nadirdir.

MS.1-2.yy'da Romalıların ordusundaki İskitler "Kurt Postu Giyen Askerler"dir. Kurt Savaşçıları da denir, cesur ve de vahşidirler, önden gönderilen keşif koludur. Bu Kurt Savaşçılar Marcus Aurelius Marius döneminde (MS.3.yy) yok olmuştur. Romalıların kullandıkları Kurt Alemlerini de İskitler getirmiştir.

Heredot (4:17, 105), Balkanlarda Borysthenes'in (ki burada da Boru - y = u olarak okunur - Börü) batısında yaşayan İskit boyu Neuriler'den bahseder. İskit, Budin (Boy-Budun) , Agathyrsos (Ağaçeri) ve Gelon (Jelon-Yılan) ile komşudurlar. Neuriler Kurt Savaşçılardır, çünkü senede bir kere Kurt'a dönüşürler.


Otto Maenchen-Helfen'ın "Hunlar" kitabında Neuriler Hun boyu olarak geçiyor.


"Neuri'lerin görenekleri Skyth'lerinki gibidir. - Dareios istilasından bir nesil önce ülkelerini yılanlar kaplamış, burası daha önce de zaten yılan doluymuş, yurtlarını bırakıp çıkmak zorunda kalmışlar. Kuzeyden küçük bir ordu gibi yenileri inmiş, ülke artık yılanlarla dolmuş, sonunda gidip Budin'lerin yanına sığınmışlar. Bana öyle geliyor ki, bunların tümü de gözbağcıydı. Skyth'lere ve Skythia'da yerleşmiş Yunanlılara bakarsanız, her Neuri yılda bir kez ve birkaç gün için kurt biçimine girer, sonra eski haline dönermiş. Aslında bu lafları şüpheyle karşılarım, ama ısırmazlarmış, bunu söyler, yemin bile ederler." Heredot 4:105


Odin'in babasının adı Bur, dedesinin adı da Buri'dır. Börü yani...ve onlarda da Kurt donuna bürünme vardır.

Kurt donuna bürünme Etrüsk sanatında da görülür, çünkü Etrüskler hayatta kalmış olan Truvalıların soyundan gelir. Kurt savaşçılarını, kurt donuna bürünme olayını kullanan diğer milletler, Kelt, Roma, İskandinav (özellikle Odin ve halkı geldikten sonra) , vs.. ya içindeki Türklerden yararlanmış, ya da direk olarak Türklerle temaslarında öğrenmişlerdir. Çünkü hayvan donuna bürünme, özellikle Gri Kurt, ne Hellenlerde ne de Romalılarda görülür, aksini söyleyen, bilim dünyasını aldatmaktadır. Ve bence "Kurt donuna bürünmüş" Etrüsk freskosunu (Tomba dell’Orco-MÖ.325 - Tarquinia) kullanan/yaptıran kişi de , Dolon'un soyundan geliyor olabilir.




Kurt Donuna Bürünmüş Sabazios (Saban İskit-Türk boyu), MS.1.yy


Amerika Yerlilerinde (önünde bir Tengri Tamgası ile)
Kızılderili ve Türk Efsanelerinde Kurt Totemi için bkz Eliyeva







Kurt Donuna Bürünme yüzünden de Kurt Adam efsanesi doğmuştur. 
Kurt Savaşçılar - Serdengeçtiler/Başıbozuklar


Roma'yı kuran Etrüsklerin mitolojisinde de olan savaş tanrısı Mars, Romulus ve Remus ikizlerinin de babasıdır, Kurt Savaşçılar da Mars'a bağlıdır, Kurt Mars'ın kutsal hayvanıdır. Dişi Kurt efsanesinin Romalıların tekeline geçmesiyle, Avrupa ve Akdeniz'in her yönüne dağılmıştır. "Kurt Savaşçılar", dedikleri gibi Roma (Latin) kökenliyse, neden yok olmuştur? Çünkü, onlara ait bir kültür değildir, öbür yandan Orta Asya'da devam ettirilmiştir. Şamanlar hala Kurt donuna bürünür. 




* * *


"Troyalı Dolon’un ismini Kırgız ve Kazak Türkçelerinde de görürüz. Mesela; 16.yüzyıldaki araştırmalarda, Kırgız atalarında bir BOY adı Dolon-biy olarak görülür."

"This Trojan personal name sounds completely the same as the Turkic personal names Dolon in Kirghizian and Dolan in Kazakh languages. In genealogies Dolon is presented as the ancestor of the Kirghizian tribes. In a 16th century source, for instance, we see a person by the name Dolon-biy among the ancestors of the Kirghizians. "


Prof.Dr.Chingiz Garasharly
of Philological sciences, Baku, 2011
Turkic Civilization Lost in Mediterranean



Doğu Türkistan'da da Dolan Türk boyu vardır.
[Dolan people: Dolan refers to a people or region of what is now Xinjiang Province, China. People who call themselves Dolan can be found in the Yarkand River valley, the Tarim River valley and the Lop Nur region of present-day Xinjiang.]



* * *


DOLON THE WOLF : A TROJAN HERO


At the request of Hector, he goes out at night to spy on the Achaeans (Akhaioí) camp. In order to pass unnoticed, he covers himself with the skin of a GREY WOLF. Thus he is transformed from warrior into animal. Speed is another factor, like a wolf, Dolon is one of the speed runner warrior of Troy.

In parallel, Diomedes and Odysseus are going on similar spying mission.They see Dolon, the wolf, pass them in the dark. They allow him to advance, and suprise him from the rear. He can no longer go back to the Trojan camp, the two Achaeans pursue him, capture him, and force him to talk, then they execute him and sacrifice his remains to Athena.

Dolon's son Eumedes, named after Dolon's father, survived the Trojan War, and goes to Italy with Aeneas, which he also fights under his command.

The episode of Dolon's capture is found on several Attic vases, with dolon always represented between Odysseus and Diomedes, who bar his path in both directions. The painters of the 5th century are more focused on Dolon's animal disguise. Artistic representations of such transformations are rare in Attic ceramics.

The Wolf skin is to be seen in Etruscan art too, Etruscans are the descendants of the survived Trojans.

Wolf warriors, wolf impersonation event which was used by other nations, like Celtic, Roman, Scandinavian, etc ..benefited from in Turkish with direct contact, or have Turks among them. Because, nor Achaeans (Hellens-Greeks) nor the Romans have this culture, wearing an animal skin, especially the GRAY WOLF. And I think, the person who used the "Wolfskin weared person" in Etruscan fresco is, of Dolon's descendant.






"Kurt Donuna Bürünmüş" bir Amazon
Amisoy /Samsun- y. MÖ.85-65

Bust of Amazon, wearing Wolfskin Headdress
Amisoy / Samsun Circa 85-65 BC. AMI-ΣOY, 
Nike walking right, holding wreath in right hand, palm over left shoulder. 

not: 
AMI-ΣOY (Σ-Sigma ; Y-Upsilon) = SOU = SOY = AMİSOY nasıl AMİSOS oluyor?
Samsun'da Türk Tamgaları - Prof.Dr.Emine Yılmaz

"The principal types that appeared during the reign of Mithradates VI and the cities that
minted them are as follows (Tekin, 1999: 24-26).
- Female bust in wolfs skin (Amazon?)- Nike
- Female head in wolfs skin- Herakles, standing"
/Indo-European or Iranian people do not wear animal skin! It comes from Shamanizm. Amazons are the children of Scythians and 
called by them as Oerpata (Man-Slayer in Turkish). SB





KURTTAN TÜREME İLE İLGİLİ OLARAK


* Etrüsk mezar taşı 5.yy - Tek çocuk

*Çocuk Lahti - MS.2.yy - Ostia/Roma
Dünya'nın içinde Dişi Kurt ve İkizler; 
Dünya'yı taşıyan Atlas; ve Kentaur'lar
Romulus ve Remus ikizlerinden Romulus 
Roma'yı kuran kişi olarak anlatılır.
Etrüskler'den "Tarkan" Hanedanlığı Roma'yı MÖ.509 'a kadar yönetmiştir. Roma'yı Romalıların kurduğunu "kanıtlamak" için MÖ.3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu Agustus döneminde de sürekli anlatılır, sırf Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu "Romalılara" unutturmak için....

* Leto "Kurtların Tanrıçası" - Dişi Kurt.

* Zırhlı İmparator Torsosu
MS.2.yy ilk yarısı (MS.117-138)
İmparator Hadrian'ın dönemi
Amasra Bedesten Mevkii -Amasra Müzesi.
Üzerinde Athena ve Dişikurt ile Remus Romulus ikizleri
Yani Çifte Dişikurt ATHENA=ASENA

* "Capitoline" Dişi Kurt-MÖ.400, İkizler ise MS.1400






* Hititler, Luvileri "Kurt-İnsanları" olarak tanımlamıştır. Ama Luvi diye bir etnik, devlet ya da uygarlık yoktur! Kurt İnsanları ancak Lukkalar olabilir!

* LİKYA - LUKKA - LUKİYA
"Doğrusu Lukiya'dır, kökünde LUK-os KURT kelimesi vardır." (Elşad Alili - Institution of Linguistics, Azerbaijan)

* Etrüskler, Grekler tarafından Tyrrhenoi, Tyrsenoi; Romalılar tarafından Tusci, Etrusci isimleriyle anılırlar iken, kendilerine ise, liderlerinden birinin adına bağıntılı Rasna, Rasenna isimlerini vermişlerdir.

* DİŞİ KURT LETO, TANRIÇA VE BOY ADI:
ATHENA=ASENA=A-SHIH-NA=R'ASENA

* ANADOLU'NUN BATISI EGE VE İTALYA'DA İKİZLER:
ROMULUS/REMUS ; DİŞİ KURT BESLER
APOLLO/ARTEMİS ; DİŞİ KURT BESLER
MİLETUS/KYDON ; DİŞİ KURT BESLER VE MİLETUS'UN İKİZLERİ BYBLİS/KAUNOS



Jean Paul Roux "Türk savaşçılar ait oldukları boyun ongun hayvanı olan kurt kılığına girerler" diyor ama "En Büyük Türk-Moğol efsanesi, kurtla ilgili olan efsanedir. Hem eskiden ve hem daha sonraları, arka planda Hiung-nu'larda var olmasının temel önemde olması yanında, bunun en eski kanıtı Hıristiyanlık çağının biraz öncesinde Shiratori'nin proto-Türkler dediği Vu-suen'lerde mevcut olmasıdır. Ancak bu efsane belki de Hint-Avrupa kökenlidir." de diyor... (Türklerin ve Moğolların Eski Dini,syf 157)



Ama bu olay HİÇ BİR ZAMAN Hint-Avrupa kökenli olmamıştır. Onların Kültüründe Kurt'tan türeme, dona bürünme yoktur, çünkü bu Kam'lığın (Şamanlığın) izlerini taşıyan milletlerde görülür. Moğollar'da milattan önce Batı Anadolu'da bulunmadığına göre....Hint-Avrupa diye bir olgu da yoksa, bu terim ilk defa 1813’de Thomas Young tarafından ortaya atılmışsa....






"Ellin (Hellen-Ellen) öncesi bin yıllarda Sümer-Hatti-Girit üçgeninde etkin durumda olan toplumların dili bizim dilimiz gibi eklemeli yapıya sahipti!"... Prof. Dr. Saleh SULTANSOY

R'Asena olan Etrüskler ile Asena olan Göktürkler kan bağı ile bağlıdır ve de tesadüf olması mümkün değildir.


SB.





Kurt ve Avcı




// Türk Mitolojisi ve Kültürü
// Turkish Myths and Culture
______________________
______________________