Translate

24 Kasım 2016 Perşembe

Kilikya - Cilicia





ÇUKUROVA - ESKİ ADIYLA KİLİKYA (KİLİKİA)



Strabon'dan okuyalım: [Kitap XIV:V:23]


" Her ne kadar Ephoros bu yarımadanın on altı kabile tarafından iskan edildiğini söylüyorsa da, bunlardan üçü Hellen ve diğerleri, karışmış olanların dışında, barbarlardır. Bunları şöyle toplayabiliriz: Kilikialılar, Pamphylialılar, Mariandynler, Troialılar ve Karialılar deniz kıyısında; Pisidialılar, Mysialılar, Khalybler, Phrygialılar ve Milyaslılar iç kısımda yaşarlar. Bu soruna hakim olan Apollodoros, Ephoros'un devrinden daha sonra gelen Galatları, önce sözü edilenlerden sonra, on yedinci kabile olduğunu söyler. Troia savaşları sırasında Hellenler henüz buraya yerleşmemişlerdi ve yabancı kabileler zaman aşımından ötürü daha fazla karışmışlardı; ve ozan, kataloğunda, Troialıların, Paphlagonialıların ve Lydialılarınkini sayacağı yerde Mysialıların, Phrygialıların, Karialıların, Lykialıların ve Meionialıların kabileleri ve örneğin: Halizonlar ve Kaukonlar gibi diğer bilinmeyen halkları ve "Katalog" dışında Keteiler ve Solymleri ve Thebe ovasından Kilikialıları ve Lelegleri sayar, fakat hiç bir yerde Pamphylialıları, Bithynialıları, Mariandynleri, Psidialıları, Khalybleri, Mysialıları veya Kappadokialıları saymaz. Çünkü bunlardan bazıları henüz bu bölgeye yerleşmemişlerdi ve diğerleri de öteki kabilelerin içinde yer alıyorlardı. Örneğin: Hidreiesler ve Termiller Karialıların ve Dolionlar ile Bebryklerin Phrygialılar arasında yer aldığı gibi." 





* Üçü Hellen, diğerleri Hellen değil..... * 
* "Batılıların" herşeyi "Hellen" yapma hastalığı! * 


Kilikya (Cilicia) : Heinrich Kiepert (1818-99)






"Yeğen Teucer" soyundan gelenler Olba (Uzuncaburç/Mersin)'yı kuranlardır.
"Yeğen Teucer" Truva savaşlarından bildiğimiz Ajax'ın, baba tarafından kardeşidir. 






"Troya yakınlarında bir başka yerleşim merkezi daha vardı Kilik'lerin. Burada yaşayanlar, güneydeki adaşlarıyla akraba olduklarını savunuyorlardı ve bunlardan bazıları Troya Savaşı'ndan sonra güney Kilikia'ya göç ettiler. Başka bir Kilikia kenti olan Olbe, torunları orada rahip-krallar olarak hüküm süren Teukros'un oğlu Aias tarafından kuruldu. Bu Teukros, Salamisliydi. Teukros, Troya Savaşı bittiğinde babası Telamon tarafından yurdundan kovulunca Kıbrıs'a doğru yelken açtı. Kıbrıs'da Akhaion Akte, Akha Kıyısı'nda karaya çıktı ve Kıbrıs Salamis'ini kurdu. Kıbrıs'daki Salamis kenti dördüncü yüzyılda hâlâ Teukros'un torunları tarafından yönetilmekteydi." - George Thomson, Tarih Öncesi Ege








"Anadolu’nun sadece yüzeysel olarak Türkleştiğini savunanlar bilmelidirler ki, bu toprakların Helenleşmesi veya Hıristiyanlaşması da aynı şekilde yüzeysel kalmıştır. Bundan dolayıdır ki, az sayıda Türk işgalleri ülkeyi çok kısa bir zaman içinde Türkleştirebilmiştir. Batı tarihçilerinin anlayamadıkları, bir fenomen olarak baktıkları olay, işte budur. Artık ülkeyi bu harabelikten Selçuklular ve Osmanlılar kurtaracaktır. "

Prof. Dr. Ahmet ÜNAL , 
HİTİT İMPARATORLUĞU’NUN YIKILIŞINDAN BİZANS DÖNEMİ’NİN SONUNA KADAR ADANA VE ÇUKUROVA TARİHİ / pdf









Baki Tonguç Arık
Oniki Asırlık Türk Yurdu Adana Fethinin Destanı

..Miladi yedinci asırdan itibaren islam nüfuzu ile beraber Türk nüfuzu da Kilikya'ya girmeğe başlamıştır. Hele Tarsus İslam mücahitlerinin savaş merkezi olduktan sonra Türk nüfuz ve varlığı buralarda daha kuvvetlenmiş, Selçuklular devrinde tamamen köklenmiştir.

Emeviler zamanında Arap istilası yayılmağa başladıktan sonra, Anadolu'nun cenup kısımları olan Ceyhanla Fırat arasındaki saha ile Kilikya da İslam hakimiyeti altına girmişti. Buralarda iki (Süğur) sınır bekçiliği kuruldu. Birinin merkezi Malatya ötekinin merkezi Tarsus'tu. İkisi de Elcezire vilayetine bağlanmıştı.
Emeviler fetihleri yaparken (Mevali) dedikleri Arap olmayan askerlerden çok istifade ediyorlardı. Buraların arasında askerlik ve ahlak yönünden en güvenlisi Türkler'di. Türkler aşk ve inanla dövüşüyorlardı.

Emeviler zamanında Kilikya'da görülmeğe başlanan Türk varlığı, Abbasi halifesi (El-Mehdi)nin devrinde (775-785) Kilikya'ya tamamen yerleşmişti. Halife Mehdi Fergane, Esbicap, Belh, Harzem, Herat, Semerkand ahalisinden bir çok Türk boylarını Anadolu'ya göndermişti. Başbuğları ile gelen bu Türk boyları Maraş, Misis, Adana, Tarsus, Anazarba (Anavarza), Malatya, Göynük, Diyarbekir, Ahlat, Malazgird, Erzurum taraflarına yerleştirilmişlerdi. Böylece Anadolu'nun cenup ve doğusu Türkler tarafından işgal olunmuştu.

Halife Memun da Horasan'dan bir çok Türk boyları getirterek buralara yerleşmişti. Memun ve Mutasım zamanlarında Türk nüfuzu, Abbasi devletinin askeri ve idari teşkilatında çok önemli bir duruma yükselmişti. Halife Mutasım zamanından itibaren hemen bütün (Süğur) valiliklerine Türk beylerinden vali tayin ediliyordu. Muhtelif tarihlerde tayin edilmiş Kuteybe bin Müslim ve Ahmed bin Said gibi, bir kaç Arap vali ayrı tutulacak olursa, bütün baliler Türklerdendi. Halifeler, Türklerden teşkil ettikleri ordulara ve bu orduların bağbuğlarına son derece güven gösteriyorlardı. Abbasi devletinin istila siyasetini yürüten kuvvetlerin başında bu Türk orduları ve bu orduların başbuğları vardı. Bu başbuğlar arasında Afşın, Kayı oğlu Ahmed, Vasıfüttürki, Doğanoğlu gibi bir çok Türk komutanları ün almışlardı. (...)

Konstantin oğlu Romanus (959-963) ve imparator (Nikefor Fokas) zamanlarında (963-969) Bizans saldırıları şiddetlenmişti. İmparator ordularının başında olduğu halde, bütün savaşlarda zaferler kazanıyordu. Bu arada Kilikya'ya da saldırarak Adana, Misis, Anazarba ve bütün Kilikya'yı almış, ortalığı kana boyayarak Kilikya'da yerleşmiş halkın bir kısmını katletmiş, bir kısmını Hıristiyanlığı kabule zorlamıştı. Bununla beraber, imparator (Nikefor)un kanlı icraatına rağmen, bir çok Türk boyları memleketin dağlık yerlerine çekilerek varlıklarını korumağa muvaffak olmuşlardı.

Bizanslıların bu kanlı iş ve yenişlerinin izi istekleri gibi pek uzun sürmemişti. Doğu Selçuk devletinin kuruluşundan sonra, Anadolu'ya ve Bizans'a karşı, Türk akınları daha sağlam ve köklü olarak yeniden başlamıştı. Türkler bu akınları artık tamamen kendi hesaplarına yapıyorlardı.

1059 dan itibaren Selçuklular idaresinde Türklerin temelli bir güdümle Anadolu'yu ele geçirmek için savaşlara giriştiklerini görüyoruz. 1067 de Malatya'da toplanan Bizans ordusuna, başta Afşin olmak üzere saldıran Türk beyleri Malatya ve Kayseri'yi aldıktan sonra orta Anadolu'ya kadar girmişler ve bir dönüş yaparak Kilikya'yı baştan aşağı hallaç pamuğu gibi allakbullak etmişler, Amanoslardan aşarak çıkış yerleri olan Halelbe varmışlardı.

Bu akınların ardı arası kesilmiyordu. 1069 da doğudan cenuptan Türk kahramanları tekrar Bizans ülkesine saldırmışlar 1070 te Sanduk bey akınlarını Anadolu'da Bizans'ın kalbine doğru uzatmıştı.

1071 de büyük Türk kahramanı Alparslan Malazgird meydan savaşında yüz bin kişilik Bizans ordusunu, kırk bin yiğit Türk süvarisi ile darmadağın ederek dehşetli bir bozguna uğratmış, imparatora yer öptürmüştü. Alp Arslan'ın bu cihan ölçüsündeki zaferi gerek dünya tarihinde, gerek Türk tarihinde çok önemli bir dönüm noktası oldu. Alp Arslan'ın kazandığı bu zaferle Anadolu'nun Türkler tarafından tamamen fethine ve kesin olarak yerleşmelerine yol açıldı.

Alp Arslan Malazgird meydan savaşını kazandıktan sonra komutanlarının her birine Anadolu'nun bir tarafını almak ödevini vermek suretiyle, fetih işine hemen kendisi başlamıştı. Fakat bu önemli ve yüce işi yürütmeye ölüm meydan vermedi.

Melikşah devrinde savaşlar hızını azaltmadan devam etti. Alp Arslan'ın Kızılırmağa kadar uzattığı Türk akınları, Melikşah zamanında, fetih halinde, buraları geçerek 1073 te Bursa'ya kadar dayanmıştı. Orta Anadolu'da bu savaşlar devam ederken Buldacı Bey komutasındaki bir Türk kolu da Maraş ve Ceyhan bölgesini ele geçirmeğe uğraşıyordu.

1077 de Kutulmuş oğlu Süleyman şah Anadolu Selçuk devletini kurarak, Anadolu'yu tamamen ele geçirme işine devam etti. Arap müverrihlerinden (Azimi) 1083 te Seyhan ve Ceyhan bölgesindeki Adana, Misis, Anazarba başta olmak üzere bütün Kilikya'daki şehirlerin Türkler tarafından alındığını yazmaktadır. (1)
Kutulmuş oğlu Süleyman şah Anadolu Selçuklu devletini kurmuş olmakla beraber yine bütün fetihlerini büyük Selçuklu evletine, Melikşah'a bildirerek saygı ve bağlılığını gösteriyordu. Bu suretle Anadolu Selçuklu devletinin eline geçirdiği yerler de büyük Selçuklu devletinin vilayet teşkilat kütüğüne kaydolunuyordu. Her bölgenin idaresi bir beye veriliyordu. Merkezi Tarsus olan Seyhan ve Ceyhan bölgesi de ayrı bir bey idaresinde idi.

Doğudan yapılan Türk akınlarından yılarak kaçan ve sığınacak yer arayan Ermenileri, ilk defa bu sırada, Kilikya'da görüyoruz. Kilikya'nın dağlık bölgelerinde yaptıkları kalelerin içinden dışarı taşmayan bir hayat kurmuşlardı. Bununla beraber bu hayatı sürükleyebilmek için Selçuklu devletine haraç vererek, Türkün kanatları altına sığınmaktan başka yol bulamamışlardı.

1095 te başlayan Birinci Haçlılar savaşı ve bundan sonraki Haçlı savaşları Ermenilerin Türklere dirsek çevirmelerine fırsat vermişti. Kılıç Arslan'ın Eskişehir önlerinde yenilmesinden sonra Torosları geçerek Kilikya'ya giren Haçlılar bir kolla da Antakya önünde Suriye Selçukluları ile 'Gerboğa'nın komutasındaki diğer bir Selçuk ordusunu bozmuşlardı. Bu yenilişler Selçuklu devletinin nüfuzunu kırmıştı.

Durumun bu şekilde gelişmesinden faydalanan Ermeniler 1124 tarihinde, Kilikya'da bir prenslik kurmuşlardı. Fakat bu hükümet taslağının istiklali hiç bir zaman tam olamamıştı. Daima kuvvetli bir koruyucu devlete haraç vererek prensliğin hayatını bir zaman için uzatmak imkanını elde edebiliyorlardı. 1144 tarihlerinde ikinci Haçlılar savaşında, Haçlı ordularının Anadolu'nun şurasında, burasında, çete savaşları ile hırpalanarak ezilmesi üzerine, esasen Haçlılara bir güveni olmayan, Bizans imparatoru Manoel Komnen (1158) elinden çıkmış olan yerleri geri almak üzere savaş açarak Kilikya'ya girmişti. Haçlı savaşları sıralarında Ermenilerin ellerine geçmiş olan bütün yerleri geri almış ve kendisini Ermenilere metbu olarak onaylatmıştı.

İkinci Kılıç Arslan devrinde (1176) Selçukluların imparator Manuel kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratmalarından sonra Bizanslılar, artık Selçuklulara karşı başarı umudunu yitirmişler ve cenup Anadolu ile ilgilerini hemen hemen tamamen kesmiş bir duruma düşmüşlerdi. Bu sırada meydanı boş bulan Ermeniler (1179) Adana, Tarsus ve Misis şehirlerini yeniden ellerine geçirmişler bu suretle de Bizanslılardan göya öcalmışlardı.

Fakat; Kilikya'ya şimalden cenuptan yeniden başlayan Türk akınları onları bu lokmaları rahat yemelerine meydan vermiyordu. Aşağıdan, yukarıdan gelen bu saldırışlar karşısında, hangi tarafın baskısı ağır olursa o tarafa haraç vererek kulluk sunarak yaşamaktan başka çare bulamıyorlardı.

Selçukluların nüfuzu yeniden, baskısını artırmağa başlamıştı. Rükneddin ile yaptığı taht kavgasında, yar olmayan talihine küsen, Gıyaseddin Keyhusrev memleketini bırakarak yabancı illere doğru geziye çıktığı zaman ilk konak olarak Kilikya'ya varmıştı. Ermeni Prensi ikinci Leon, Gıyaseddin'i tam anlamıyla bir metbu gibi karşılamıştı. Bununla beraber prensliğin yaşamasını iki yüzlü siyasette arayan Leon, bir yandan bu yaltaklanmaları yaparken öbür yandan da, ortaya çıkan fırsatları kaçırmak istemiyordu. Leon, Selçuklu ailesinin arasında uzayan saltanat kavgalarından faydalanarak, Karamana ve Kayseri'ye kadar saldırmaktan geri kalmıyordu. Küstahlığını her yıl vermek zorunda olduğu haracı vermemek suretiyle artırıyordu.

Birinci İzzeddin Keykavus zamanında da (1210-1212) haraç vermemekte inat ediyordu. Selçuklu haraç alımcısı Leon'un haraç vermemek için yaptığı inadı Selçuklu sultanına yanıkma zorunda kalmıştı. Sultan, alımcının yanıkması üzerine bir ordu ile Kilikya'nın dağlık yanına girerek 'Hacın'ı (2) almış ve 'Sis' üstüne yürümeye başlamıştı. Selçuklu ordusunu savaşla karşılamak isteyen Leon'un kuvvetleri Selçuklulardan korkunç bir dayak yiyerek çil yavrusu gibi dağılmıştı.


Baki Tonguç Arık
Oniki Asırlık Türk Yurdu Adana Fethinin Destanı
(Hukukçu, Adana'nın kurtuluşunda da görev almıştır.)
(1) Türk Tarihi, Selçuklu Devri - Prof. Mükrimin Halil Yinanç
(2) Şimdi adı Saimbeyli'dir.




***



Çukur-Ova Bölgesinin Fethi


Bilindiği gibi, eskiçağlarda ve Bizanslılar devrinde Çukur-Ova bölgesine Kilikya adı veriliyordu. Burası Emeviler zamanında İslamlar tarafından tamamiyle fethedilerek uç (sugur) beylerinin (amiller) idaresine verilmişti. Tarsus'ta oturan bu uç beyleri Kinnesrin (Haleb yakınında) valilerine bağlı idiler. Abbasiler zamanında bu uç bölgesine de Orta Asya'dan birçok Türk getirelerek yerleştirilmiştir. Bunlar bu uç amilliğinin merkezi olan Tarsus ile Misis, Anazarba ve Adana şehirlerinde oturuyorlardı. Bu Türkler aynı bölgede yerleşmiş olan diğer dindaşlariyle birlikte sık sık Bizans topraklarına akınlarda bulunurlar veya Bizanslılar'ın saldırışlarına karşı bu İslam uç'unu müdafaa ederlerdi. Bu uç beyleri çok defa mücahitlerin ileri gelenlerince kendi aralarında seçilirdi. Kendi adlarına para bastıran, emir, melik ve hatta sultan unvanlarını taşıyan bu uç beylerinden birçokları Türk idiler ki, bunların en tanınmışları şunlardır: Ebu Süleyman, Vasıf, Fazl b.Karin, Ferec, Amacur, Bilge-Çur, Yazmaz, Toğanoğlu Ahmed, Abu Sabit, Burdu (Bardu?) oğlu Rüstemi Munis, Hakan, Kay oğlu Ahmed.


Fakat Abbasi imparatorluğunun zayıf bir duruma düşerek parçalanması üzerine Bizanslılar, Nikephor Phokas zamanında (963-969) islamın bu uç bölgesini de tamamen zaptettiler. Buradaki halk göçmeye veya Hıristiyan olmaya mecbur edildi. Bizanslılar fethettikleri bu bölgeyi Selokya valiliğine (tem) bağladılar. Yalnız bu valiliğin merkezi Silifke'den Tarsus'a nakledildi. 1071 Malazkird savaşını takiben Anadolu'da yapılan fetihler esnasında Kilikya bölgesi de Türkler'in eline geçti. M.H.Yinanç'a göre Kilikya bölgesi, Anadolu'nun fethini müteakip teşekkül eden 19 beylikten (emaret) birisi idi. Bununla beraber bu bölgenin kimin tarafından fethedildiği bilinemiyor.


1097 yılındaki I.Haçlı Seferi neticesinde Kilikya'da bir çok bölgeler gibi, Türkler'in elinden çıktı. 1097 güzünde Tancrede ve Baudouin'in Ereğli'de diğer Haçlı başbuğlarından ayrılarak Kilikya'ya gelmeleri üzerine Tarsus, Adana ve Misis (Mamistra) Türk kuvvetleri tarafından boşaltıldı. I.Haçlı Seferi'nden Bizanslılar gibi Ermeniler de faydalandılar. Daha ziyade Toros dağlarında yaşıyan Ermeniler ovaya indiler ve 12.yüzyılın başlarında Çukur-Ova'da bir devlet kurdular. [aslında bir prenslik-SB] Bu Ermeniler, buralara Doğu-Anadolu ve Azerbaycan'dan, bilhassa Selçuklu istilası neticesinde gelmişlerdi.


(1220-1237) devrinde ise Ermeni devleti Selçuklular'ın tam bir tabii durumuna düştü ve bu Köse Dağ savaşına kadar devam etti. Selçuklular'ın Köse Dağ savaşında (1243 yılında) Moğollar'a yenilmeleri ve onlara vergi vermek zorunda kalmaları üzerine, Ermeniler Türk tabiiyetini atıp Moğollarınkini kabul ettiler. Böylece onlar, Moğollar'ın himayesinde Müslüman komşu devletlerin hücumlarından masun, rahat bir hayat süreceklerini ümid ediyorlardı. Fakat çok geçmeden karşılarında hamileri Moğollar'ı dahi yenilgilere uğratan Memlukler'i buldular.


Çukurova Tarihine Dair Araştırmalar
Prof.Dr.Faruk Sümer















"Geçmişin hangi bölümünün korunacağını, hangi bölümünün çarpıtalacağını, hangi bölümün tümden silinip 
ortadan kaldırılacağını belirleyen politikaları saptayan kimliği belirsiz beyinler vardır." 
"Geçmiş silinmekle kalmıyor, silindiği de unutuluyor, sonunda yalan gerçek olup çıkıyordu."
"Şimdi gerçek olan sonsuza dek gerçekti....  "  
George Orwell,1984










ilgili: