27 Ekim 2020 Salı

Turcae - Turks - Scythians

 


Turcae : İskit Halkı, Hazar Denizi - Karadeniz, Pliny 6, 19

Turcae, arum, m.peuple scythe, entre le Pont-Euxin et la mer Caspienne: Plin 6,19

Gaffiot, Félix (1934)


Turcae - Turci = bknz. Türkler

Türkiye = Avrupa, Asya ve Afrika'yı kapsayan, başkenti İstanbul olan büyük bir imparatorluk.

Türkler = Türkomanlar, Terekemeler, Türkmenler, Türkiye Halkı.

Charles Pye, 1803





"... the Thyssagetæ, and the Iyrcæ,(8).." Pliny 6.7

(8)  The more common reading is "Tureæ" a tribe also mentioned by Mela, and which gave name to modern Turkistan. (link: Pliny the Elder, The Natural History, John Bostock, M.D., F.R.S., H.T. Riley, Esq., B.A., Ed)


BUT, it is not Iyrae, it is IyrCae, with a C (k), so it is Turcae, and not Tureae!

SB


Schaffarik and Humboldt can re-educate themselves!

Dictionary of Greek and Roman Geography (1854), William Smith, LLD, Ed. / link




In whose history do we see the tradition, culture and the art of the Scythians? Of course, among Turks.

Scythians are not Indo-Iranian! Besides, Iranian people didn't drink mare's milk!

Scythians are Turks.

turkicworld / link



Kotol - Kotor - Kotyora / Kaşkalar ve Hunlar

 


* "Gürcüce"de "Kotora"nın anlamı : "Saçları kazımış".

* "Lazca"da ise "Kotula" deniliyor.

[Makale : YUNANCADAN MEGRELCEYE GEÇMİŞ SÖZ VARLIĞI, Doç. Dr. Nanuli KAÇARAVA, Alina BAĞİŞVİLİ - link]



* Ordu'nun eski adı : "Kotyora"

[Makale: ORDU İLİNİN ESKİ ADI "KOTYORA" VE TARİHİ ALT YAPISI, Prof. Dr. Necati DEMİR /link]


* MÖ 17.yy Anadolu'sunda Ordu Kaşka Türklerinin yurdu.

* Prof.Dr. Necati Demir'e göre Kotyara "Gut/Kut" Türklerinden kalma.

* "Saçları yanlardan kazıyıp, tepede kalın bir örgü bırakmaya" da Doğu Roma'da "Hun Modası" denirdi.


* Büyük İskender'in Kafkaslarda karşılaştığı "Bun Türkler (Bunturg)"

* Anadolu ve Kafkaslar

* Gut/Kut - Kaşka (Sak/İskit) - Massaget (Büyük Sak) - Hun

* Türkler




Yorumlarla gelen ekler:

Harun Özgen: "KOTUR; Türk lehçelerinin çoğunda kel, yara vb yüzünden takırlaşmış, dazlaşmış deri, cilt, Bu sözcük Türkiye Türkçesinde de var; 1) İnsan & hayvanlarda uyuz hastalığı; 2) Kel."


Murtaza Bulutay (Kazakistan): "Kazakçada kotur kelimesi var, saçın dökülmüş yerine denir. Hayvanlarda kılları dökülüp derisi görünür hale gelmiş yerlere kotur (qotur) denir."


Şakir Aksu: "Bizde (Hemşin) de bahçede yaprakları toplanmış, toprakta sadece kökü kalmış lahanaya Kotol derler. Kotol şekil olarak da kafadaki o saça benzer. Sözünü bilmeyen kişilere de Kotol vyea Gotol deriz."


Faik Kuyumcuoğlu: "Rize Hemşin'de böyle saç kazımaya 'kotol etmek' deniyor."

KOT KAFA





Sonuç:

El birliğiyle Türkçe ve Türk tarihine ışık tutan arkadaşlara teşekkürler.  Demek ki "Kotol/Kotor" ne Gürcüce ne de Lazca, "Kotol/Kotor" sözü Türkçedir, ki zaten bu "saç" modası da Türk boylarında görülüyordu 



SB

Not: Kaşkalar çok önemli!...



Kotol / Kotor ne Gürcüce, ne de Lazca... Kotol / Kotor Türkçedir.



Bana bir masal anlat, ancak içinde dürüstlük olsun....




Kıpçaklar ve Aziz Georgi

 

Selçuklu - 12.yy

Murad Adji:

"Gerçekten de yalanın ayakları kısa. Meğerse Doğu Kilisesi'nin Patrikhanesi bugünkü Rusya'nın kapsadığı bölgede faaliyet gösteriyordu. 304 tarihinden itibaren Kafkasya'nın Derbent şehrinde. Başında Türk din ruhbanı vardı. Avrupa ve Orta Doğu burada istavroz çıkartıyordu. Buradan Ermeni Kilise'nin kurucusu Maarifçi George, atlılar eşliğinde, çarın at arabasında, Kutsal Haçı Avrupa'ya götürüyordu. Gürcü, Alban, Suriyeli, Kopt ve Bizans Piskoposları ibadetlerini burada yapmıştı. Bunların hepsi 325 tarihinde yapılan Dünya Konsey'inde önce olmuştur. Bunlar nasıl unutulabilir.


Dünyanın en eski tapınakları Rusya'da bulunuyor, ama bilinmiyor. Çünkü Tarihin bir devri tamamen silinmişti.


Bir Hristiyan'ın 449 tarihinde Efes Kilise Konseyi'nin Kiev'in, daha doğrusu Beştau'un da dahil olduğu İskit Patrikhanesini onayladığını bilmemesi affedilemez. Demek, Kievliler daha önce Hristiyanlığı kabul etmişti.


Büyük Bozkır'da çok eski zamanlardan beri, hamileri Aziz Georgi'ye (Hıdır, Kıdır, Hızır...) hürmet ederlerdi. Neredeyse 1500 yıldır onun günü olan 6 Mayıs ve 9 Aralık'ta bayramlar kutlanırdı...


Gerçi atalarımız ona Georgi demez, Gürcü derlerdi....


XIV.yüzyılda bir yerlerden aniden, Moskovalı, yani Moskovskaya olduğu kabul edilen, sonradan Rusya'da Moskova'nın simgesi ve arması olarak kabul edilmiş olan muzaffer Aziz Georgi'nin yeni ikonası, esrarengiz bir şekilde ortaya çıkmıştır. İkonada havari Georgi mızrakla yılanı öldürmek üzeredir. Havari Georgi, ilk kez bir atlı olarak tasvir edilmiştir. Daha önce bunu kimse görememiştir. Moskovalıların başarısının sırrı, acaba burada mı gizli? Azizin hayatını okuduğumda bunu düşündüm. Her zaman olduğu gibi din, yani Hristiyanlık gene siyasete sinsice alet edilmiş ve ustaca kullanılmıştır.


Bilmem, hatırlar mısınız, Georgi askerlere ve hayvancılıkla uğraşanlara yardım ediyordu; onların hamisiydi... Billinen şeyleri anlatmaya gerek yok. Fakat Georgi Ejderha'yı NASIL yendi? Mızrakla değil! "Haç ve Sözle", yani kötülüğü Dua ile yenmiştir!


Ruslar, Aziz Georgi'yi bilinçli olarak seçmişlerdir. Çünkü o, Bozkırlara Hristiyanlığı getiren ve IV.yüzyıldan itibaren Deşt-i Kıpçak'ta Kıpçakların koruyucusu sayılan ve kabul edilen kişidir. Bu yüzden hürmet görüyordu. Moskova hükümdarları aziz tasvirlerini böyle nişan olarak kullanmışlardır. İngiliz tarihçisi D.Fletcher'e göre, bu kurnaz adımın mimarı İvan Dmitriyeviç Belski'dir. Belki de başkası. Mesele isimde değil.


Kadim ikonografi kaidelerine göre, havari Georgi'nin kemerine takılan hafif bir kılıç ve mızrağa dayanmış bir genç adam olarak tasvir edilmesi gerekiyordu. Eski ikonalarda at, yılan ve öldürme sahneleri elbette tasvir edilmiyordu. Çünkü askerlere ait kahramanlık sahnelerinde öyle hadiseler görünmüyordu. Ayrıca, Georgi öldürmek için havari olmamıştı ki!


Moskova ikonasında ise, o kadim konu değiştirilmiştir. Daha önce Aziz Georgi'yi kılıca yaslanmış şeklinde tasvir ediyorlardı. Ejderha, at ve katil yoktu. Halbuki Moskova Kremlinin ikonasında bunun hepsi mevcuttur. Muzaffer Georgi, Moskova'da, maalesef siyasi çıkarlar uğruna, sayısız yalanlarla yeni bir çehre ile tasvir edilmiştir. İkonalarda tasvir edilen konu ta başından beri yalanlara dayandırılmaktadır.


Efsaneye göre, Georgi'nin yaptığı duadan sonra Ejderha gücünü kaybetmiş ve askerin önüne uzanmıştır. Kurtulan kızz Ejderhaya tasma takarak onu "itaat eden bir köpek" olarak şehre götürmüştür. Aslında "itaat eden bir köpek" ifadesi de XII yy'da Altın Efsanesi'nden alınmıştır. Ünlü Ladojskaya ikonası da aynı temayı tekrarlıyor. Temayı değiştirme işini, Moskova'nun kendisi uydurmamıştır. Aslında o da Batıdan almıştır.


Georgi Menkıbesini, Batı Kilisesi, XIII.yüzyılda bilinçli olarak değiştirmişti. Bu hikâyeyi ben "Aziz Georgi'nin Sırrı" adlı kitabımda anlattım. Aziz Georgi'yi "ata" bindirmişler, "öldürmeye" zorlamışlar ve "katil" yapmışlardır. Batıda şövalyelik akımı tam o zamanda başlamıştı ve askerin yeni bir remze ihtiyacı vardı. Kilise bu tasviri Aziz Georgi'nin "yüz"ünde bulmuştur. Bozkırların aldığı darbe çok şiddetliydi: Aziz Georgi, kutsal remizleri olan "Ejderha"yı öldürüyor. Demek, Tanrı Bozkır'dan yüz çevirmiştir! Sonra yeni bir darbe geldi: 1666 tarihinde Kilise Konseyi'nde...


Herhangi bir halk için yeni bir ikona, belki de pek dikkat çekmezdi, ama Bozkırlılar için öyle değildi. Onlar bu yeni ikonada, Gök'ün yeri kararını okumuşlardır. bozkır yavaş yavaş direnmeyi bırakmıştır. I.Petro, daha sonra Bozkırlıları, Slav olarak değiştirmeye başladı.


İtiraz etmek isteyenleri düşünmeye davet ediyorum: Stepan Razin ve Emelyan Pugaçev hangi dili konuşuyordu? Ataman Ermak Timofeeviç, hangi emirleri veriyordu? Onların meşhur sloganını hatırlayınız: "Sarın na kiçku". Daha doğrusu, "Sarın kiooççak"; Türk dilinde bu "yaşasın kahramanlar!" demek. bu çağrıya cevap olarak, saldırıyla geçildiğinde "U-ura-a", yani "vur" sesleri yansırdı. Atilla zamanında da aynı şeyler yaşanıyordu..."


Murad Adji,

Kaybolan Millet (Deşt-i Kıpçak Medeniyeti)

Çev: Zeynep Bağlan Özer


Murad Adji'nin (link) bu iki kitabı da Türkçeye çevrilmeli.

* Aziz George ve Hunlar - 2019

* Büyük Bozkırın Sagaları - 2016


Ejderhayı öldürme motivi Sumerlilerden kalma

Suriyeli Yahya ve İkon - Murad Adji



Kazak Prof. Salkaraoğlu

 

"Eski Türkler Europoid ırkına ait.."...

"Yunanlıların İskit, Perslerin Saka, Çinlilerin Sai-jin dedikleri Eski Türkler..."...

Prof.Dr. Köşygara Salgarauly (Qoyçuqara Salqaraoğlu)


"Çok fazla suistimal var. Kasıtlı olarak çarpıtılmış birçok kanıt var.... Modern resmi tarih ile oynanılmış ve Avrupa merkez anlayışı ile yazılmış. "Göçebe" halklar birçok yerde yerleşik halkların bir parçası olmuştur, ancak hiçbir iz bırakmadan da kaybolmadılar. Eski uygarlığın başlangıcından beri Asur ve Babil'den, daha sonra Mısır'a ve daha sonra Yunanistan ve Roma'ya kadar, her döneme önemli katkılarda bulunan bu "yabancı göçebe halkların" izleri görülür. Sadece görmesini bilen gözler, bilgileri özümseyebilecek ve özetleyecek zihin gerek! Hatta eski Çin ve Hindistan'a yerleşmiş göçebe kabilelerin tarihini de içerir. Çünkü eski zamanlarda, Batı'da veya Doğu'da, bu "göçebelerin" müdahalesi olmadan, tüm bölgeyi fethedebilen ve imparatorluk düzeyinde köklü büyük devletler kurabilecek tek bir yerleşik halk yoktur... Antik çağın kadim yüzünü gösteren mevcut antik verilere daha yakından bakarsak, tarihte bilinen tüm eski uygarlıkların iki kültürün kesiştiği yerde ortaya çıktığını ve geliştiğini göreceğiz - yerleşik kültür ve sözde "göçebe "kültürü...

Göçebeleri sınıflandıran İngiliz Ansiklopedisi onlara şöyle diyor: “Vahşi göçebeler, yani toplayıcılar; Çobanlar, tüccar göçebeler, mevsimlik yerleşimciler, suç çeteleri, yerleşimciler ve fakir yerleşimciler. Çingeneler, dilenciler..." Oysa bu açıklamalar bugünün şartlarına göre yapılmıştır. Büyük Bozkır sakinleri, hayvancılıkla geçinirdi ve geçimlerini sağlamak için sürekli olarak diğer bölgelere göç ediyorlardı, ancak medeniyet sahibiydiler. Hatta bunların yerleşik olanları da vardı. Onlara vahşi diyerek ötekileştiremezsiniz. Onları "yerleşik" ve "göçebe" olarak ayrıştırmak zalimliktir...


Tuva Arjan Kurganları - Bu sanatı "göçebe" dedikleri yaptı. - SB



Nasıl ki yanlış ilk adım binlerce yanlış adıma yol açabiliyorsa, ilk tarihçilerin hataları da zaman içinde düzeltilmedi. Bu da bir dizi adaletsizlik ile suistimale yol açtı. Amerikalı araştırmacı E. Mackenzie'nin kitabında "Hiç kimse insanlık tarihini tarihçiler kadar çarpıtmadı" demesine rağmen hatalar düzeltilmedi. Oysa yanlışı düzeltmek ilerlemenin garantisidir. İlerlemek için çok fazla yaşam tecrübesi ve bilgisi olan bir toplum, seleflerinin hatalarını düzelterek ve tekrarlamayarak yeni başarılara ulaşabilecekti.

Bu açıdan bakıldığında, bir zamanlar vicdansız tarihçiler tarafından bencilce ve küstahça bilim camiasına sunulan yanlış ifadeler, insanlığın geri kalanını dünya medeniyeti sahnesine geride bırakan Avrupa halkı tarafından düzeltilip engellenmelidir. Bir şansı vardı, ancak, maalesef bu yapılmadı. Geçmişin hatalarını düzeltmek yerine onlar da geçmişin ilkelerini takip ederek bencil hırslarını doruklara çıkardılar. Maalesef bilime özgürce hakim olan ve hâkimiyetini sürdüren "Avrupa merkezcilik" olarak adlandırılan bu bencil Avrupalı küstahlığının temsilcileri, gelecek nesillerin zihinlerini şekillendirmek için yorulmadan çalışmaya devam ediyor. Böylelikle eski benmerkezci meslektaşlarının oluşturduğu tarihsel bilinci zamanlarının bilgisine uyarlamak ve uyumlu hale getirmek için Avrupa merkezciliğin bayrağını yükselten Avrupa-merkezci akademisyenler, eski "tarihi halklar" ve "tarihsel olmayan halklar" adlarını kaldırmış ve onların yerine yeni isimler kullanmıştır; Eski "tarihsel halklar" artık "yerleşikler" ve "tarihsel olmayan insanlar" da "göçebeler" olmuştur. Bu ifadeler de diğerleri tarafından derhal bilimsel dolaşıma sokulmuştur!"

Tarihi büyük bir dağ olarak düşünürsek, o dağın sadece bir taşının çalışılmasına, doktora ve adayın çalışmaları için yazılmasına izin verildi. Diğer taşlara dokunmamalısın!...

Genetikçilerin insanlığın ilk doğum yerinin Güneydoğu Afrika olduğunu söylediği doğruysa, sadece bir Kazak değil, bu bölgedeki tüm Türk halklarının kökenini aramak gerekir. Daha sonra Afrika'dan Asya kıtasına taşındılar. Herodot'tan önceki tarihçilere göre Kafkasya dünyanın kenarı olarak görülüyordu. Bu nedenle, bu Asya, Büyük ve Küçük Asya araştırılmalıdır... Tarihçiler Kafkasya'daki bu geniş bozkıra "Büyük Bozkır" dedi. Bozkırların tarihi genel olarak birleşme ve dağılmalardan ibarettir.

Herkes bilinçli gelişimin üç aşamasından geçmek zorundadır. Birincisi, tarihsel bilinçtir. Tüm toplumun bilişini oluşturur. İkincisi, ulusal bilinçtir. Toplumdaki insanları, ulusal çıkar ve devletin çıkarları doğrultusunda çalışmaları için eğitir. Üçüncüsü yurttaşlık bilincidir. Herkesi insanlığın pisliğinden kurtarır ve onları en yüksek ahlak ideallerine götürür...

Her halükarda, insanlığın binlerce yıldır yarattığı, geliştirdiği ve bugüne kadar getirdiği tüm zenginliği "yerleşimcilere", barbarca yıkım gücünü de "göçebelere" atfetmek tek taraflı yazılmış tarihtir. Ve bilimsel araştırmada tek yanlılık hiçbir zaman doğru olmamıştır. Bu nedenle, tarihsel gerçeğe ulaşmak için, herkesin ortak tarihimizi yeniden düşünmesi, XXI.Yüzyıl ışığında çalışması gerekir.

Vahşi olarak kabul edilen ve tamamen araştırma kapsamının dışında bırakılan "göçebelerin" antik kökenleri araştırılmalıdır. En iyisi sıfırdan başlamak, tüm hikayeyi yeniden yazmak: "Gerçek yerleşimciler kimler?", "Nereden geldiler ve nasıl ortaya çıktılar?", "Antik çağlarda bozkır", "Asya ve Küçük Asya'ya farklı zamanlarda farklı isimlerle gelen savaşçı göçebe kabileler kimlerdir? Hepsi aynı insanlar mıdır yoksa farklı dil, din ve tabiata sahip farklı halklardan mıdır?" , "Yaşam tarzlarının özellikleri nelerdir?", sorularına doyurucu cevaplar vermek gerekiyor... Avrupa merkezli tarih anlayışı ile yazılmış modern "resmi tarih" ile bu sorulara cevap veremeyiz...

"Saklar (Sak-İskit) Türk'tür."

Ортақ тарихтағы олқылықтар
16.08.2016 / link / link
10.04.2019 / link

Халқымыздың тарихы жайлы жазба деректер
29.01.2016 / link

Görseldeki kitabın Türkçeye kazandırılması dileği ile...
SB

Longobardlar, Gothlar ve İskoçlar

 

Longobard = Uzun Sakallı > Lombard'a dönüşüyor.



Lombardların MS 643'ten önce yazılı yasaları yoktur. Atalarının "yazılı olmayan gelenek ve kültürü" yaşlıların hatıratlarından MS 7.yy'dan sonra yazıya geçirilir.

Longobardlar (Uzun Sakallı) < Winniller, bir İskandinav kabilesi.
Doğum destanı; Origo Gentis Langobardorum.

* 7.yy'da ad değiştiren kabileler...
* 7.yy'da yazıya geçirilen anane...
* 7.yy'dan önce yazısı olmayan kabileler...




Türk boyları da zaman içinde farklı adlarla tarih sahnesinde yerini almıştı. Ancak Batılı onları Türk olarak görmez, ama iş kendilerine geldi mi, "Grek", "Roma", "Germen" ya da "Kelt" der ve tek çatı altında toplar. Sadece Avrupa'daki Türkleri tek çatı altında toplasak; Kimmer, İskit, Gelon, Agathirsi, Goth, Hun, Avar, Hazar, Kabaroy (daha sonra Macarlara katılırlar), ya da Kıpçak-Kuman, Peçenek, Bulgar, Çuvaş, Kırım, Gagauz, Osmanlı (tabi bir de bunların alt grupları var) gibi, hepsinin soyadı Türk dediğimizde Batılıların dudakları uçuklar, hatta bayılan falan da olabilir 😃


Ostrogotların kralı Büyük Theodorik (454-526)
Babası: Theodemir
Amcaları:  Balamir ve Bidemir
Kişilerin Türk olup olmamasını tartışmayacağım, olabilir olmayabilir de. Ancak Amal kardeşlerin adları Türkçe !...

Bana bir masal anlat, ancak içinde dürüstlük olsun...
SB


ENG:
Theodoric the Great (Flavius Theodoricus, 454-526)
King of the Ostrogoths
Father : Theodemir
Uncles : Valamir and Vidimir
I will not discuss whether these individuals are Turks or not. However, the names of the Amal brothers are Turkish of origin, and still in use as male or surname among Turks;
(theo) DEMİR - BALAMİR - [vidimir=bidemir (b/v)]

So, you can not write history without Turks or Turkish.
And tell me a story, but have honesty in it...
SB



Sezar ve Tacitus döneminden sonra Germen sözü genelleşiyor. Franklar Allemani derken, topluluklar kendilerine Longobard (Lombard), Goth, Vandal, Frisian, Kelt diyordu ama Germen demiyordu. Kayıtlı en erken Germenik dili ise 4.yy'da, Gothların Ulfila incilidir ki orada bile Türkçe kökenli olan ve Tanrı sözüne karşılık (ki baba dediklerini hepimiz biliyoruz) Ata sözünü kullanıyorlar. Türkçe özel isimleri var; Tulga gibi... Gothların çıktığı bölge İskitlerin ülkesiydi. Eski İngilizce ya da eski Almanca dedikleri dil ise 8.yy'dan başlar. Slavların tarih sahnesine çıkışı ise 6.yy'dır. Pliny ve Tacitus Venedileri Slavların atası olarak kaydetmiş, ancak Venedi Slavca değil. Ancak Germenler daha sonra Venedi sözünü Wends olarak değiştirdiklerinde Slavları kastetmişler. Yani kabile isimleri farklı diğer kabilelerde farklı "etnik" olarak kaydediliyor. Herkes kendine göre bir isim yapıştırmış, ki bu kabilelerin kendi kendilerini andıkları isim tarih içinde kaybolmuş. Gothların arasında İskitler, Sarmatlar, Hunlar var ki onlardan önce bölgede yaşamış olan Kimmerleri unutmamak gerek.

Ayrıca, German kabilleri olarak tanımlanan topluluğun, kendisine German dediğine dair bir kanıt olmadığı gibi, kelimenin dillerinde anlamı da yoktur. Bazı Kimmer ve İskit kabileleri de German/Germen olarak kaydedilmiş. Aralarında mutlaka Keltler de var, yani Germen dedikleri aslında karışık, hepsi "Hint-Avrupalı" değil, ama asimile olmuş. Atilla döneminde bile İskit ve Germen kabileleri karışmıştı.


This is not a "beast" as the Westerner scholars named it,
This is a "Wolf-Dragon", and to be seen in every Turkish art.




Bana bir masal anlat, ancak içinde dürüstlük olsun...
Tell me a story, but, with honesty in it...




16 Eylül 2020 Çarşamba

Mother Umay

 


Mother Umay, owner of the Tree of Life

Protector of women, children, and Turkish communities around the world. It is the most important sacred being, symbol of birth and fertility in Turkish mythology.

There is a battle scene on a Umay stone stel and a leader gets her blessing. This scene is also to be seen on Pazyryk felt in Hermitage Museum.

Today, Umay is used as a female name.

She gave her name to the month; May.


SB

Umay Ana - Kayın Ağası - Artemis

Umay - Mayıs

Koban Kültürü Kafkas Değil Kimmer ve Saka Kültürüdür




Pazyryk Felt - Mother Umay and a Leader

The same symbol on Mamluk Turkish Banner, with a "Fleur de Lis"
14th c AD, Egypt



DG Savinov, Ancient burial mounds Uzuntala - Altai, (the question of allocating Kurai culture).// Archeology North Asia. Novosibirsk, 1982/link





MAIA is the daughter of ATLAS, which is a TİTAN and son of IAPETOS/IAPETUS (Yapet-os/us/Yafes, leader of the TURANIANS. Because all his children and grand children are listed as Turkish Tribes: Gomer [=Kamer/Kimmerians. Father of Ashkenaz = Kassites, Sacae, Khazar + Diphath (Dip Oghuz) + Togarmah (father of Ughurs, Khazars, Bulgars, Gokturks, Oghuz, Pechenegs, Sabirs, Avars)], Magog = Saka, Madai = Meds, Javan = Pelasg/İon, Tubal = Tabal, Meshech = Meşe/Mişer, Tiras = Tracians, Trojans)


Franklar mı?

 

Franklar…mı?


Merovenj Hanedanı'nın ilk kralı I.Childeric (ö.481)'in mezarından çıkartılan buluntuların bir kısmı mezar hediyesidir. Bunların içinde en belirgin olanı ise Hun ordusunda rütbe olarak taşınan uçuç böceğine (bazılarına göre ağustosböceği!) benzer broşların da mezardan çıkmasıdır. Ancak Batılılar bu broşları, sanki Frank sanatıymış gibi tanıtırlar, oysa Hun ve Avarlara aittir. Bu uçuç böceği askeri bir rütbe dışında, Uç Beyliğini temsilen de verilmiş olabilir.


Hanedan adını Childeric'in babası Merovech'ten alan Merovenjler, Burgundlarla evlililk yoluyla akrabalık kurmuştur. Ancak ondan da önce, bir German boyu olarak geçen Burgundlar Atilla (ö.453) ile müttefik olup Hun ordusunda yer aldığı gibi batıda yer alan bir Uç Beyliğidir. Yani Childeric’in mezarından çıkartılan bu unvan broşları, Atilla’nın ordusundaki bir Burgund generalinden miras yoluyla sonraki kuşağına kalmış ve o da mezara koymuş olabilir. Yani, gerçekte bir mezar hediyesidir ve kesinlikle ne Frank, ne de German kültürüne ait değildir.


Franklar, German kabilelerinden gösterilir, ancak Kimmer ve İskitlerin yurdundan çıkmıştır. Bu durumda Frankların Kimmer ve İskitlerle karışmadığını kim söyleyebilir? Hiç kimse… Çünkü milattan önce adları geçen Kimmer ve İskitleri bir kenara bırakırsak, milattan sonraki dönemde bile Hunlar German ve İskandinav kabileleriyle, Avarlar ise Slav ve Frank kabileleriyle karışmıştır. Hatta Fransa'nın göbeğinde adını “Avara” nehrinden aldığı söylenen Avaricum (Bourges yakınlarında) adında bir yerleşim yeri bile görülmektedir.


Ayrıca karışık kabilelerden oluşan Sarmat kabilelerden bazılarının, Frank dedikleri topluluğa karıştığı görülmektedir. Hatta Sarmatlar German kabilelerin ataları olarak da kabul edilir ki bu da German sözünün Sarmatlar içinde bulunan ve Türkçe konuşan kabileler tarafından verilmiş olabileceğini akla getirir. Çünkü German adının Hint-Avrupa dillerinde hiçbir anlamı yokken, Türkçe kökenli olan "Erman" sözünden gelir. Eğer buradaki -man eki mübalağ (kocaman gibi) ekiyse o zaman Erman “Çok Er (Erler)” anlamını taşır ki bazı Batılı araştırmacılar da bu anlamı vermektedir, yani "Çok Adamlar". (Hatta, Ataman sözü gibi de ele alabiliriz...)


Frank sözünün de anlamını tam manasıyla çözememişlerdir. Kimi Romalıların mahkumları oldukları için prangadan (Francia) geldiğini söylerken, kimi de Frankus'tan geldiğini iddia eder... Ancak net olan bir şey varsa o da Francia sözünün ilk kez MS 3.yy'da Roma kaynaklarında geçtiğidir ve kesinlikle bir boy adı olarak kullanılmamıştır. Batı Roma imparatorluğunun en çok köle ticareti yaptığı bölge "Galya" olarak anılmaktaydı ki bugünün Fransa sınırlarını içeriyordu. Esir düşen ya da köle Saksonlar (İskitlere Saken demişlerdi) bu bölgeye getirilip, çeşitli kamu ve sivil yerlere hizmet etmeleri için yerleştiriliyordu. Ve o dönemde köle ticaretinin merkezi de Galya idi. Ayrıca ülkenin resmi adı ise ancak Karolingian döneminde (Şarlman, 8.yy) "Francia" olarak adlandırılmıştı. Yani Romalıların MS 3.yy'da buraya Fransa demesi olası dışıydı. Köle ticaret merkezi olması yüzünden de "Frank" sözünün pranga (köle, hizmetkar) sözünden türetilmiş olması daha uygundur. Yine de Batılılar bu anlamından ziyade, "güçlü, özgür, cesur" anlamlarını kullanmayı tercih eder.


Childeric'in oğlu I.Klovis (ö.511) Frank boylarını birleştirdiği için Fransa'nın İlk Kralı unvanını taşır. Yani, Türkler bir budun olarak Türk adını taşırken (Turuki/Turuci MÖ 13.yy) Fransızların ne adı, ne de sanı vardı! Hatta Romalı tarihçi Tacitus'un Germanica (MS 1.yy) adlı eserinde bile geçmezler. Turova hanedanlığı ile ilişkilendirmeleri de tamamıyla özentiden ibarettir. Çünkü her ne kadar Etrüsklerden sonra yazılmış olsa da, Romalıların efsanelerinde Turovalılar görülmektedir. Oysa Frank ve Germanların soy secere kayıtları yoktur. O dönemde yazıları yok ki edebiyatları ya da secere kayıtları olsun! Ayrıca Frankların "mitolojik" ata seceresi ancak MS 6.yüzyıldan sonra yazılmıştır. Yani, Frank ve Germanların İskit, Hun ve Avar Türkleriyle ilişkileri olsa da, ne "hayali" Frankus'la ne de Turovalılarla ilgileri yoktur... 

Tarihimiz çok zengin, başkalarının da iştahını kabartmakta, sahip çıkmak ise bizim görevimiz ve….


Ne mutlu ki Türküm…

Semra Bayraktar


* Yanlışlıkla "Altın Arılar" adını verdikleri bu Hun unvan broşları (Uç Beyliğini temsil eden uçuç böceği), Mayıs 1653 yılında Childeric I (ö. 481)'ın Tournai'daki mezarında bulunmuştur. Ancak bu broşlar Frank kültürüne ait değildir. (J.J.Chifflet, 1655 çizimleri) 

* J.J.Chifflet'in "Fleur de Lis"in tarih içinde değişimiyle ilgili çizimi.

Zambak, Pazırık, Hun ve Avar kurganlarından çıkan buluntularda sıkça görülen bir betimlemedir. Bu kurganlar da genellikle lider ve soylulara ait olduğundan, Fransızlar bunu da Hun-Avar kavimlerinden "ödünçleyerek" kraliyet sembolü yapmıştır.

* Hun kurganından çıkarılan Askeri Unvan Broşu - MS 5.yy ilk yarısı. / Macaristan Ulusal Müze(link)

Sanki "Dört Yıldızlı General" gibi...


NOT: 

* Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu : "Batı literatüründe cicada (Almancası zikaden) olan bu eserler Hun Sanatı eseridir."

* Prof.Dr. Ali Ahmetbeyoğlu (Avrupa Hun İmparatorluğu): "Hunlar devrinde cırcır böceği şeklinde yapılan süs eşyası çok yaygındı. Asya Hunları'ndan beri cırcır böceklerinin değişik madenlerden yapılarak kullanıldığı ve bunların rütbe ifade ettiği bilinirdi." 

* "The etymology of the name adopted by the new confederacy is uncertain!" - The Franks, from their first appearance in history to the death of King Pepin, Walter Copland Perry


Horse harness equipment from Altai Turkish kurgans (link), Pazyryk, and a belt buckle from an Avar kurgan.


"Fleur de Lis" is not French of origin [which became a kingdom after Clovis I (5th-6th c AD)], because it was already in use by the Turkish tribes; as Saka (Scythians, like in Pazyryk), Huns, Avars. Artifacts which was found in the kurgans belongs to the leader or a noble. Frank tribes borrowed from Hun and Avar Turks and made it a royal symbol.

These "fibulas" where discovered at the tomb of Childeric I in May 1653, in Tournai. But these "fibulas" are not of French culture. These were used as an army rank brooch among Hun-Turks and Avar-Turks. It looks like "Ladybird Beetle" with 4 stars, just like a 4 star general! Someone, who was at the army of the Hun-Turks, must went to the funeral of Childeric, who died in 481, and gave it as "tomb gift". (Drawings of J.J.Chifflet in 1655, unfortunately they did called "Golden Bees"!)

That's why Napoleon used if they were "Golden Bees", but it was wrong, because they were Ladybird Beetle. (Why are the Westerners so ignored to look into the Turkish Culture?!) The army rank fibula below, is one star :) (link for Napoleon)



Zavallı Napolyon, kandırılmış.. Atası Childreric'e atfen bu "Hun Asker Unvan Broşlarını"n ona "arı" olduğu söylenmesinden dolayı bütün eşyalarına işletmiş... Aynı zamanda Fransızların da sözde bir şeyler bilen akademisyenler tarafından kandırılması gibi...


Fransa, geçmişin kadar konuş!...


Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur...

 

TAŞBABA

Hermitage-Kazan Center'da "Altın Orda ve Karadeniz Bölgesi, Cengiz İmparatorluğu'ndan Dersler" Nisan - Ekim 2019 sergisinden.

Hermitage koleksiyonunun yanı sıra Moskova, Kırım, Astrakhan ve Beyaz Rusya'daki müzelerden 600 parça sergilendi.



Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur...


* "Altın Orda'nın içindeki Moğol nüfusu azdı, tamamı Kıpçak ve diğer Türklerden oluşuyordu. Ayrıca devlet yapısı Türk'tür.... Batu Han’ın kumandasında fütuhat yapan kuvvetlerin 600.000 kişiden ibaret olduğu söylenmektedir; bunun ancak 60.000’i Moğol’du; kalan kısmı muhtelif Türk kavimlerinden toplanmıştı; kumanda heyetinin ve bazı memuriyetlerin başında Moğollar bulunmakta idi. Tatar adinin menşeinin Türk olması lazım geldiğini söylemiştik. İşte bu sebeptendir ki, Moğol istilasını yapan bütün kuvvetlere Avrupalılar, Moğol ve Türk farkedilmeksizin “Tatar” demişlerdir. Bu sebepledir ki, Çingiz ordularındaki Türk kavimleri, kendilerine böyle tesmiye etmeseler bile, yabancılar karşısında böyle görünmeğe başlamışlardır. Çok zaman geçmeden İdil boyunda yerleşen Moğollar kalabalık Türk unsuru arasında eriyip gitmişlerse de, bu sahanın ahalisi Türk olmasına rağmen “Tatar” adiyle tanınmağa başlamışlardır. 


Altın Ordu’da tam bir din ve dil toleransı vardı... Rus kilisesi, Altın Ordu hanlarının verdikleri “yarlık” lar sayesinde tarhan’lık kazanmıştı; yani her nevi vergi ve mükellefiyetlerden kurtulmuştu; böyle olmasına rağmen, sonraları Tatarlar’a karşı Rus imha siyasetim besleyen müessese bilhassa kilise olmuştur, iki buçuk yüzyıl süren Tatar hakimiyetinin tesiri meyanında Altın Ordu hanları Rus ahalisi nazarında tam bir hükümdar gibi telakki ediliyordu; bu yüzdendir ki Rus knezleri ancak Altın Ordu hakimiyetinden çıktıktan sonra “Çar” lakabını almağa cesaret ettiler.


Prof.Dr. Akdes Nimet Kurat /link

Türk Dünyası El Kitabı 1992, Ankara . Sf. 400-408




* "Ruslarla Türklerin karşılıklı etkileşimlerinin zirvede olduğu dönem Altın Orda dönemidir. Bildiğimiz kadarıyla Altın Orda Devleti Türk-İslam Devleti'dir ve yaklaşık üç asır boyunca da Rus şehir Knezliklerini kendi hakimiyeti altında tutmaktadır. Bu sürede çeşitli etkileşimde bulunuluyor. Nitekim Rusların en önemli tarihçilerinden ve belki de ilk Rus Tarihini yazan Nikolay Karamzin (1766-1826) kendi eserinde Altın Orda dönemiyle ilgili şöyle bir cümle kaydetmiştir:

- Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur.


Tatar tarihçi Rızaeddin Fahreddin de (1859-1936) konuyla ilgili bir yorumda bulunuyor ve diyor ki: 

- Altın Orda Hanları olmasalardı bugünkü Rusya'nın kuruluşu mümkün olmayacaktı, ne Petrolar, ne de Katerinalar sayesinde bu mümkün olabilirdi.


Bunun en büyük nedeni tabi ki Altın Orda hakimiyetine girmeden önce Rus Knezlikleri -Şehir Knezlikleri- şeklinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Altın Orda Devleti hakimiyeti altına girdikten sonra ortak düşmana karşı birleştiler.

Prof.Dr. İlyas Kemaloğlu

Türk-Rus Münasebetleri /link







Moskova adını bile Meşe Türklerinde alır; Mushkiler

"Mossinyok-Mosk-Meşequ bizim Meşe/Meşer Tatar dediğimiz Türklerdir. Kuzeye göçen bazı Mosklar Moskova'ya adını vermiştir.
Mosok/Moskova, yani Mosk Ovası"



SB
___________




Nebra Diski Bir Türk Eseri

 

Nebra Diski - MÖ 1000-500 arası /Demir Çağ

Betimlemelerde Güneş, Ay ve Ülker (Ürgel) Yıldız Kümesi'ni görmekteyiz ve bence Akay Kine'nin anlattığı Akay Bayramı'na (Toy) işaret etmekte. 

O zaman şunu söyleyebilir miyiz?

Almanya'nın Saksonya eyaletindeki Nebra kentine yakın bir yerdeki höyükte 1999'da bulunan bu disk, Avrupa Saka/İskit Türklerinden kalmadır. German kavimleri İskitlere Saken demiştir ve bu Saken kavimleri daha sonra Saksonya'ya yerleşmiş ve eyalete adını vermiştir. Bu buluntu bir ticaret malı, ya da bir mezar hediyesi olabilir. Ancak hiçbir şekilde ne "Kelt" ne de "Germanik" kültürlerine ait olamaz. Çünkü onların gökyüzüyle ilgilendiklerini gösteren hiçbir bulgu veya belge yoktur, ki Akay Kine'ye göre Türkler bunu biliyordu ki toy düzenliyordu. Avrupalı kavimler de her şeyi Kimmer , Saka/İskit , Hun-Avar-Hazar Türklerinden öğrenmiştir.

SB

Ülker (Ürgel) ya da Yedi Kandilli Süreyya Yıldız Kümesi
Boğa Takımyıldızı içinde.
Titan Atlas'ın kızları: Pleiades>Yedi Kızkardeş
Kızlardan Taygete (Tayeçe) Leleglerin atası, yani Spartaların atası
Atlas, Titan Yafes (Iapetos)'in oğlu
Etrüsklerde Atlas'ın adı; Aril (Er-il)


Gök Tanrı İnancının Bilinmeyenleri, Din ve Millet Kavramları Akay Kine'nin Bilgileri Işığında


Akay Bayramı / Çağa Bayramı

"Moğollar buna Çağa Bayramı derler. Çağa da Ak anlamına gelir. Bu bayrama Moğollar ve Altay sahip çıkmış, korumuştur ve günümüzde de kutlanmaktadır.

Bu bayramın olması için mutlaka Ay ile Ülker Yıldızı'nın birleşmesi aynı hizaya gelmesi gerekir. Buradaki hesapta yıldızın, Güneş'in ve Ay'ın döngüleri dikkate alınır. Artık gün uzamaya ve Ülker Yıldızı hayatımıza etki yapmaya başlamıştır. Bu bayramda Ay'ın fazı çok önemlidir. Yeni ayda, bu bayram olur.

Bu bayramda yıldızların döngüsü çok önemlidir. Eğer yıldızlar yılın ortasında bağlanırlarsa, o yıl çok iyi geçer. Ülker Yıldızı Ay üzerinden geçerse o yıl iyi; altından geçerse o yıl kötü geçer. Bu yıldız ile Ay'ın birleşmesiyle Ay yenilenir ve hayvan doğumları başlar. Bu ayda artan hayvan çok sağlıklı olur. Ocak ayı sonu, Şubat başına rast gelen bu dönem, zor bir dönemdir; doğan hayvanları yaşatmak zordur ama eğer sağ kalırlarsa çok sağlıklı olurlar. Bu dönemde ilk süt alınır. Gök Tanrı'ya başvurulur.

Akay Bayramı'nda Güneş ve Ay'ın yenilemesi ile hayatı da yenilemiş oluyoruz. Akay Bayramı yeni başlangıç bayramıdır. Bu zamanda bütün canlıların uyanış dönemidir, hayvanların, otların uyanmaya başladığı bir dönemdir. Hayvanların doğurduğu ve yeni süt vermeye başladığı dönemdir. Bu bayramda süt ile ilgili ritüeller yapılır.

Çağa Bayramı'ndan Çiçek Bayramı'na kadar olan sürede asla hayvan öldürülmez ve avlanılmaz. Çünkü bu dönem hayvanların zayıf olduğu, yavru verdikleri ve onlara bakmak zorunda oldukları bir dönemdir. Bu yüzden bu dönemde onlara zarar vermek ve onları güçsüz düşürmek doğru değildir.

Güneşi Karşılama Bayramı aile içinde kutlanan bir bayramken Akay Bayramı toplumsaldır. Herkes bir meydana toplanır, oyun, güreş, şarkı yarışmaları yoluyla birlikte eğlenilir. Bu meydanda gösterilen oyun, dans ve türküler bir yandan şükra, yüceltme anlamını taşısa da diğer taraftan ulusumuzun sanat yeteneğini de sergiler.

Çiçek Bayramı

Çiçektin / Çiçeğin Bayramı yılın beşinci bayramıdır. Bu bayramda artık çiçekler açmış olmalıdır. Bu bayram için yine Yeni Ay olması gerekir ve Güneş'in durumu da göz önünde bulundurulur. 6 yıldızı içeren Ülker Yıldız Grubu'nun da gözde kaybolması gerekir. Bu yıldız grubu Haziran ayında görünmez. Bu yıldızlar görünmezz olunca Çiçek Bayramı kutlanabilir. Aralık sonundan Çiçek Bayramı'na kadar, bu yıldız grubu kaybolana kadar avlanmak yasaktır.

12 Hayvanlı Takvim

Türklerin 12 hayvanlı takvimini Çinliler alıp kendilerine mal etmişlerdir. Türk takvimindeki insan resmini kaldırıp onun yerine maymun resmi koymuşlardır... Hayvan takvimini uygulamak zordur, bunu Türkler gibi göçebe hayatı yaşayanlar kullanabilir. Göçebe Türklerin her zaman gece gündüz yolda olması gerekiyordu. Türk, gündüz Güneş'e, gece Ay'a, Ay olmadığı zaman da yıldızlara göre yönünü ayarlamıştır. Böylece Türkler her zaman Gök'ü tanımış ve onu hatıralarında korumuşlardır. Onlar yıldızların da bu Orta Dünya'ya etki ettiğini çok iyi biliyorlardı. Bunu bildikleri için, yıldız döngülerini de çok iyi bilmiş ve takip etmişlerdir.

Türklerin takvimi olan bu 12 hayvanlı Jüpiter takvimi günümüze kadar gelmiştir. Bu takvimde Orta Dünya'da yaşayan hayvanlar yer alır. Çin takvimindeki maymun resmi yerinde Türk takviminde insan vardır. Eski Türk takvimindeki bu insan, elinde Altın Kazığı tutar ve kazığın üstünde de Ülker Yıldız kümesi vardır. Takvimdeki Altın Kazığı tutup Gök ile irtibat kuran insan Türk'tür.


Günnur Yücekal Arpacı,

Gök Tanrı İnancının Bilinmeyenleri, Din ve Millet Kavramları Akay Kine'nin Bilgileri Işığında,

Çatı Kitapları, 2012


NOT:

"Günümüz almancasinda Sachsen Saklar demektir.. Sach tekil şahıs olarak Sak, Sachsen ise çoğul şahıs olarak Saklar oluyor... Aynen orjini gibi.. Esasen Saka değil Sak'tır. Saka isminde ki son daki a harfi aidet belirten bir bağlaç.. Aynen almanca da Türke denmesi, Türkçe de Türki gibi.. Burada da sondaki e aynen Saka'daki a gibi aidet belirten bir bağlaç." Tanju Can / Almanya


Göktürkler'de Kün-Ay (link)

Saklar'da (Pazırık >İskit ya da Hun) Kün-Ay




_________