hunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2020 Salı

Kotol - Kotor - Kotyora / Kaşkalar ve Hunlar

 


* "Gürcüce"de "Kotora"nın anlamı : "Saçları kazımış".

* "Lazca"da ise "Kotula" deniliyor.

[Makale : YUNANCADAN MEGRELCEYE GEÇMİŞ SÖZ VARLIĞI, Doç. Dr. Nanuli KAÇARAVA, Alina BAĞİŞVİLİ - link]



* Ordu'nun eski adı : "Kotyora"

[Makale: ORDU İLİNİN ESKİ ADI "KOTYORA" VE TARİHİ ALT YAPISI, Prof. Dr. Necati DEMİR /link]


* MÖ 17.yy Anadolu'sunda Ordu Kaşka Türklerinin yurdu.

* Prof.Dr. Necati Demir'e göre Kotyara "Gut/Kut" Türklerinden kalma.

* "Saçları yanlardan kazıyıp, tepede kalın bir örgü bırakmaya" da Doğu Roma'da "Hun Modası" denirdi.


* Büyük İskender'in Kafkaslarda karşılaştığı "Bun Türkler (Bunturg)"

* Anadolu ve Kafkaslar

* Gut/Kut - Kaşka (Sak/İskit) - Massaget (Büyük Sak) - Hun

* Türkler




Yorumlarla gelen ekler:

Harun Özgen: "KOTUR; Türk lehçelerinin çoğunda kel, yara vb yüzünden takırlaşmış, dazlaşmış deri, cilt, Bu sözcük Türkiye Türkçesinde de var; 1) İnsan & hayvanlarda uyuz hastalığı; 2) Kel."


Murtaza Bulutay (Kazakistan): "Kazakçada kotur kelimesi var, saçın dökülmüş yerine denir. Hayvanlarda kılları dökülüp derisi görünür hale gelmiş yerlere kotur (qotur) denir."


Şakir Aksu: "Bizde (Hemşin) de bahçede yaprakları toplanmış, toprakta sadece kökü kalmış lahanaya Kotol derler. Kotol şekil olarak da kafadaki o saça benzer. Sözünü bilmeyen kişilere de Kotol vyea Gotol deriz."


Faik Kuyumcuoğlu: "Rize Hemşin'de böyle saç kazımaya 'kotol etmek' deniyor."

KOT KAFA





Sonuç:

El birliğiyle Türkçe ve Türk tarihine ışık tutan arkadaşlara teşekkürler.  Demek ki "Kotol/Kotor" ne Gürcüce ne de Lazca, "Kotol/Kotor" sözü Türkçedir, ki zaten bu "saç" modası da Türk boylarında görülüyordu 



SB

Not: Kaşkalar çok önemli!...



Kotol / Kotor ne Gürcüce, ne de Lazca... Kotol / Kotor Türkçedir.



Bana bir masal anlat, ancak içinde dürüstlük olsun....




Kıpçaklar ve Aziz Georgi

 

Selçuklu - 12.yy

Murad Adji:

"Gerçekten de yalanın ayakları kısa. Meğerse Doğu Kilisesi'nin Patrikhanesi bugünkü Rusya'nın kapsadığı bölgede faaliyet gösteriyordu. 304 tarihinden itibaren Kafkasya'nın Derbent şehrinde. Başında Türk din ruhbanı vardı. Avrupa ve Orta Doğu burada istavroz çıkartıyordu. Buradan Ermeni Kilise'nin kurucusu Maarifçi George, atlılar eşliğinde, çarın at arabasında, Kutsal Haçı Avrupa'ya götürüyordu. Gürcü, Alban, Suriyeli, Kopt ve Bizans Piskoposları ibadetlerini burada yapmıştı. Bunların hepsi 325 tarihinde yapılan Dünya Konsey'inde önce olmuştur. Bunlar nasıl unutulabilir.


Dünyanın en eski tapınakları Rusya'da bulunuyor, ama bilinmiyor. Çünkü Tarihin bir devri tamamen silinmişti.


Bir Hristiyan'ın 449 tarihinde Efes Kilise Konseyi'nin Kiev'in, daha doğrusu Beştau'un da dahil olduğu İskit Patrikhanesini onayladığını bilmemesi affedilemez. Demek, Kievliler daha önce Hristiyanlığı kabul etmişti.


Büyük Bozkır'da çok eski zamanlardan beri, hamileri Aziz Georgi'ye (Hıdır, Kıdır, Hızır...) hürmet ederlerdi. Neredeyse 1500 yıldır onun günü olan 6 Mayıs ve 9 Aralık'ta bayramlar kutlanırdı...


Gerçi atalarımız ona Georgi demez, Gürcü derlerdi....


XIV.yüzyılda bir yerlerden aniden, Moskovalı, yani Moskovskaya olduğu kabul edilen, sonradan Rusya'da Moskova'nın simgesi ve arması olarak kabul edilmiş olan muzaffer Aziz Georgi'nin yeni ikonası, esrarengiz bir şekilde ortaya çıkmıştır. İkonada havari Georgi mızrakla yılanı öldürmek üzeredir. Havari Georgi, ilk kez bir atlı olarak tasvir edilmiştir. Daha önce bunu kimse görememiştir. Moskovalıların başarısının sırrı, acaba burada mı gizli? Azizin hayatını okuduğumda bunu düşündüm. Her zaman olduğu gibi din, yani Hristiyanlık gene siyasete sinsice alet edilmiş ve ustaca kullanılmıştır.


Bilmem, hatırlar mısınız, Georgi askerlere ve hayvancılıkla uğraşanlara yardım ediyordu; onların hamisiydi... Billinen şeyleri anlatmaya gerek yok. Fakat Georgi Ejderha'yı NASIL yendi? Mızrakla değil! "Haç ve Sözle", yani kötülüğü Dua ile yenmiştir!


Ruslar, Aziz Georgi'yi bilinçli olarak seçmişlerdir. Çünkü o, Bozkırlara Hristiyanlığı getiren ve IV.yüzyıldan itibaren Deşt-i Kıpçak'ta Kıpçakların koruyucusu sayılan ve kabul edilen kişidir. Bu yüzden hürmet görüyordu. Moskova hükümdarları aziz tasvirlerini böyle nişan olarak kullanmışlardır. İngiliz tarihçisi D.Fletcher'e göre, bu kurnaz adımın mimarı İvan Dmitriyeviç Belski'dir. Belki de başkası. Mesele isimde değil.


Kadim ikonografi kaidelerine göre, havari Georgi'nin kemerine takılan hafif bir kılıç ve mızrağa dayanmış bir genç adam olarak tasvir edilmesi gerekiyordu. Eski ikonalarda at, yılan ve öldürme sahneleri elbette tasvir edilmiyordu. Çünkü askerlere ait kahramanlık sahnelerinde öyle hadiseler görünmüyordu. Ayrıca, Georgi öldürmek için havari olmamıştı ki!


Moskova ikonasında ise, o kadim konu değiştirilmiştir. Daha önce Aziz Georgi'yi kılıca yaslanmış şeklinde tasvir ediyorlardı. Ejderha, at ve katil yoktu. Halbuki Moskova Kremlinin ikonasında bunun hepsi mevcuttur. Muzaffer Georgi, Moskova'da, maalesef siyasi çıkarlar uğruna, sayısız yalanlarla yeni bir çehre ile tasvir edilmiştir. İkonalarda tasvir edilen konu ta başından beri yalanlara dayandırılmaktadır.


Efsaneye göre, Georgi'nin yaptığı duadan sonra Ejderha gücünü kaybetmiş ve askerin önüne uzanmıştır. Kurtulan kızz Ejderhaya tasma takarak onu "itaat eden bir köpek" olarak şehre götürmüştür. Aslında "itaat eden bir köpek" ifadesi de XII yy'da Altın Efsanesi'nden alınmıştır. Ünlü Ladojskaya ikonası da aynı temayı tekrarlıyor. Temayı değiştirme işini, Moskova'nun kendisi uydurmamıştır. Aslında o da Batıdan almıştır.


Georgi Menkıbesini, Batı Kilisesi, XIII.yüzyılda bilinçli olarak değiştirmişti. Bu hikâyeyi ben "Aziz Georgi'nin Sırrı" adlı kitabımda anlattım. Aziz Georgi'yi "ata" bindirmişler, "öldürmeye" zorlamışlar ve "katil" yapmışlardır. Batıda şövalyelik akımı tam o zamanda başlamıştı ve askerin yeni bir remze ihtiyacı vardı. Kilise bu tasviri Aziz Georgi'nin "yüz"ünde bulmuştur. Bozkırların aldığı darbe çok şiddetliydi: Aziz Georgi, kutsal remizleri olan "Ejderha"yı öldürüyor. Demek, Tanrı Bozkır'dan yüz çevirmiştir! Sonra yeni bir darbe geldi: 1666 tarihinde Kilise Konseyi'nde...


Herhangi bir halk için yeni bir ikona, belki de pek dikkat çekmezdi, ama Bozkırlılar için öyle değildi. Onlar bu yeni ikonada, Gök'ün yeri kararını okumuşlardır. bozkır yavaş yavaş direnmeyi bırakmıştır. I.Petro, daha sonra Bozkırlıları, Slav olarak değiştirmeye başladı.


İtiraz etmek isteyenleri düşünmeye davet ediyorum: Stepan Razin ve Emelyan Pugaçev hangi dili konuşuyordu? Ataman Ermak Timofeeviç, hangi emirleri veriyordu? Onların meşhur sloganını hatırlayınız: "Sarın na kiçku". Daha doğrusu, "Sarın kiooççak"; Türk dilinde bu "yaşasın kahramanlar!" demek. bu çağrıya cevap olarak, saldırıyla geçildiğinde "U-ura-a", yani "vur" sesleri yansırdı. Atilla zamanında da aynı şeyler yaşanıyordu..."


Murad Adji,

Kaybolan Millet (Deşt-i Kıpçak Medeniyeti)

Çev: Zeynep Bağlan Özer


Murad Adji'nin (link) bu iki kitabı da Türkçeye çevrilmeli.

* Aziz George ve Hunlar - 2019

* Büyük Bozkırın Sagaları - 2016


Ejderhayı öldürme motivi Sumerlilerden kalma

Suriyeli Yahya ve İkon - Murad Adji



8 Ekim 2017 Pazar

Karga ve Kut



Muninn (akıl,bellek) ile Huginn (us,düşünce) = Odin'in Kargaları
Mundo ile Huldin = Marcellinus Comes (534) tarafından not düşülen Hun adları.


Munin - Hugin = Thought Memory - Crows of Odin
Mundo - Huldin = Hun names recorded by Marcellinus Comes (534, Latin chronicler of the Eastern Roman Empire)


Odin'in kargaları, önceki ozan anlatıları kaynak gösterilirek 13.yy'da Snorri Sturluson'un Prose Edda ve Heimskrigla'da yazıya geçirilmiş. Sturluson Odin ile Truva'nın Türk olduğunu da belirtir! SB





ESKİ TÜRK DÜNYA GÖRÜŞÜNDEKİ “KUT” VE “KARGA” KAVRAMLARI

•İskit/Türk Karga, MÖ 4.yy (Scythian, Bird/Crow, 4th century BC)
The Museum of Russian Art
•Anglo-Sakson, Karga, MS 6.yy (Anglo-Saxon, Bird/Crow ornament of a shield, 6th century AD)
British Museum, found in Kent, England





Kut kavramı Türklerin dünya görüşünde, yaşamında ve aile gelişiminde önemli rol oynamıştır. Kut kelimesi sadece bereket-birliğin, zenginliğin ve baht-rızkın ifadesi değil, aynı zamanda Tanrı’nın lütfu olarak düşünülmüştür. Kut kavramının ikinci bir anlamı da onun, insanın canı ve ruhu olarak da düşünülmesidir. Türk milletleri Kut kelimesini özel isimlerin kökü olarak da kullanmışlardır (kutun isimleri de olumlu şekilde etkileyeceğine inanmışlardır): İlteriş Kutluğ Kağan, Kutluğ-Demir, Kutan (Kıpçak Hanı Kotan), Kuttuk-Seyit, Kutum-Nazar, Kutpan, Kuttu-Bek, Kutluğ Boyla Tarhan vs. 


Ayrıca, “kut” kavramı herhangi bir kuş ile ilişkili olarak da değerlendirilebilir. Çünkü Türk halklarında “kutu uçtu”, “kut kondu” veya “baht kuşu kondu” gibi deyimlerin olduğu bilinmektedir. Acaba o hangi kuş olabilir? Kut kavramı ile ilişkili olan kuşun karga olduğunu Türk halklarının sözlü edebiyat ürünlerinde ve folklorunda görmekteyiz. Ayrıca, karga ile araştırma konumuz olan kut kavramının anlamsal yakınlığını gösteren bilgilerin (atasözleri, deyimler ve sıfat tamlamaları) başlangıçtaki anlamının eski Türklerden günümüze kadar değişmeden ulaştığını da görmekteyiz. 


“Karga” ve “kut” kavramlarının Türk halklarının dünya görüşünde kutsal tasvirler olduğu bellidir. Kargayı Türk halkların, yanı sıra çeşitli bölgelerde yaşayan eski halklar da (Çinliler, Kızılderilililer, Sibirya halkları vs.) kendi dünya görüşlerine yakın olarak saymışlardır. Sibirya’da yaşayan İtelmenler’de Kutha ile karga (Kutha-Karga) aynı anlamda kullanılmıştır. ...“karga’nın” birçok eski halklarda totem olduğunu ve onların dünya görüşünde önemli bir yeri olan “kutsallık sahibi” gibi kavramla tanındığı belirtilebilir. Halkın sözlü edebiyatında “baht kuşu”, “baht konmak” gibi olumlu kavramlar vardır.


“Uçmak” ve “konmak” kelimesi sadece uçabilen varlıklara söylenir. Türk halklarının bah-kut’u (baht) belli bir kuşla ilişkilendirdikleri bellidir. Karga ve kutla ilgili birçok kaynak inceledikten sonra kuşlar arasında karganın eski halklarda kutla bağlı olarak tanınmakta olduğu sonucuna varabiliriz.


Göktürklerde “karga” kutsal bir kuş – totem olmuştur. Karga güzelliğin işareti değil, sonsuzluğun, tokluğun, derin düşünceliliğin sembolü haline gelmiştir. Kazaklar bir kişiye darıldıklarında bir birine “bizim de elimize karga seslenir” yani bizi de Tanrı bağışlar veya elimize kut gelir diye, içlerinden sitem etmişlerdir. Genel olarak, karganın Türk halklarından, özellikle Kazak halkının dünya görüşüne yakın kuşlardan biri olduğu bilinmektedir. 


Sakalar’dan varlığını sürdüren desenleme sanatı günümüzdeki Kazak Türklerinin el sanatında kendi yansımalarını göstermektedir. Bugünkü Kazak el sanatında “Tumar”, “Su”, “Tuyıq”, “Qaşqar müyiz” diye adlandırılmış desenleme türleri sırasında “Qarğa tuyaq” (Karga pençe) türünü de rastlamaktayız. “Karga pençe” desenlemesi kutu korumak amacıyla yapılar ve karga sembolünün kutu korumasına inanılır .


Kül Tegin’in baş heykelinde kuş figürü tasvir edilmiştir. Bu kuş Türk Kağanlarının sülalesinin totem işareti olmakla birlikte insanın gövdesinden uçan “canının” ya da “kut’un” sembolik görüntüsü de olabilir. Kuş tasviri sadece Kül Tegin Anıtında değil, onun gibi Türk devrinde yapılmış başka heykellerde de çokça karşılaşılmakta dır. Örneğin, kuş tasvirinin göründüğü önemli anıtların biri – İlteriş Kutluğ Kağan’ın anıtıdır. Anıtın kafasındaki tımağın (şapka) siperlik kısmında uçmak üzere olan bir kuş tasvir edilmiştir.


Araştırmacılar heykellerdeki kuş tasvirini farklı sebeplerden dolayı çeşitlendirmiş ve yorumlamışlardır: kartal (Durmuş 2007: 42); semruk, atmaca (Ziene 2006: 84-90) vs. 647 yılında Batı Türk Kağanlığı kendilerinin sembolü olan “altın karga’yı” T’ang İmparatorluğuna hediye etmiştir (Zuev 2002: 26). Zuev çalışmasında Kül Tegin’in alnındaki kuş tasvirinin “Güneş-Karga” olarak adlandırılmasının yanlış olmayacağını düşünmüştür. Araştırmacının bu fikrine göre, yukarıdaki Kül Tegin, Bilge Kağan ve Kutluğ Kağanların baş kısmında tasvir edilen kuş figürünü – karga olarak yorumlamamız mümkün olabilir.


Bizim incelememize göre bu kuş tasvirleri uzak-karga olabilir. Uzakkarga, uzun ömürlü kuşlardan biri olduğu bilinmektedir. Gerçekten de, halk arasında karganın üç yüz yıla kadar yaşadığına dair bir inanç vardır. Kazaklar’daki kendileri hakkında “uzakız – karga soylu Kazakız” dedikleri atasözü de bunu kanıtlamaktadır. Bu atasözü tarihimizde gizli kalan bir gerçeği aydınlatmaktadır. Böylece kargayı “can-kut” sembolizmi ile birlikte Türk Kağanlarının sonsuz hayat yaşamındaki murat-maksadı, büyük hayalinden doğan idealinin meyvesi olarak düşünürsek yukarıdaki düşüncemizi tamamlamış oluruz. 


Amur halklarının, Kuzey Amerika Kızılderililerinin ve Çukçaların dünya görüşünde karga aydınlık ve ateşle ilişkilendirilerek gösterilmiştir. Yakut Türkleri’nde kargadan türediklerine inanan boylar mevcuttur (Ögel 2010, I: 33). Eski Kızılderililer mitolojisi ve Çin efsanelerinde de karga gökyüzü, sema ve güneşle ilişkilendirilerek betimlenmiştir (Seydimbek 1997:220). İdil Bulgarlarının mitolojisinde Alp Karga kötülüğe karşı gelen kutsal kuş olarak tasvir edilmiştir. Türk halkları arasındaki Başkurtlar’da günümüze kadar “Karga Toy” adlı bayram devam etmektedir (Kayırbekov 2012:219). Bunlardan karganın ne kadar önemli yere sahip olduğunu görüyoruz. 


Kuzey Amerika’daki Tlinkit, Atapaks kabilelerinde “el” kelimesinin bir anlamı “kargaymış” (Seydimbek 1997:220). Onlar tıpkı Paleoasya (Amur) kabileleri gibi, kargayı aydınlığı ve suyu, toprağı, ateşi ve diğer iyilikleri yaratan bir güç, tüm iyiliklerin alameti olan kutsallık olarak düşünmüşlerdir. Onların dünya görüşünde karga alp bir kuş olarak bilinmiştir. İtelmenler kargayı kut ile karşılaştırsa, Kızılderililer kabileleri kargayı halk ile özdeştirmişlerdir. Halkın olduğu yerde hayat, kut-bereket, mal-mülk ve yaşam vardır (Frezer 1989:150).


İlk Çin tarih yazıcısı Sima Qian’in meşhur “Tarih: Hatıralarında” Vusun halkına düşmanlar saldırıp, tüm halkı katlettiklerinde, sadece bir çocuk diri kaldığı, onu bir kurt yetiştirdiği ve onun üzerinde et ısıran bir karganın uçtuğu hakkında ilginç bilgiler vermiştir (Taşağıl 2004:17). Türkolog K. Salğaraulı bu malumatı kendi çalışmasında: “Bütün bunlar dolaylı olarak anlatılan bozkır düşünce geleneklerinin neticesini gösterir. Gerçekten de, uçsuz bucaksız bozkırda hiçbir alet olmadan ve yaya olarak dermansız kalmış aç bir insana ilk yiyeceklerini bulmaya yardımcı olan kurt ve karga olmuştur” diye yorumlamıştır (Salğaraulı 2007:122)


Bu olayı Bahaeddin Ögel şöyle dile getirmektedir: “Çocuk çölde emeklerken, üzerinde bir karga dolaşmış ve gagasında tuttuğu eti, ona yavaşça yaklaşarak vermiş ve uzaklaşmış” (Ögel 2010, I: 14). Benzeri olay Moğollarda da rastlanmaktadır. Budizmin ünlü kişilerinden Lama Jiambel Jöngdui hakkındaki bir hikâyede annesi ile mağarada kalan çocuğa karga gagasıyla et getirerek besleyici karakteriyle tanınmaktadır (Jila 2006:166-167). Zuev’in sunduğumuz kitabında yer almış P.Daffina’nın fikrine göre Vusun “U-Sun” kelimesinin etimolojisi “karga nesilleri” anlamına getirdiğini yazmaktadır (Zuev 2002: 26). Ayrıca, L.N.Gumilyov’un “Eski Türkler” çalışmasında “Garga-Pur” adlı Batı Türk Kağanlığına ait kabile adı rastlanır. O kendi çalışmasında bu kavme iki kelimeden oluşmuş olan, “pur” – erkek (Fars dilinde), “garga” – karga (Türkçe) bir tanımlama vermiştir (Gumilyov 1994:158)


Çin kaynaklarında Vusun halkını açlık döneminde Gökten gagasıyla et getirerek ölümden kurtaran da (kutkarga, Kut-Karga) karga diye belirtilmiştir. Buradaki “kutkar” kelimesi, Göktürk sözlüğünde herhangi bir tehlikeden kurtarmak, kurtulmak anlamına geldiğini göstermiştir (Drevnetuyrkskiy slovar’ 1969:473). Yani bu kelimeyi yukarıdaki “kut” ve “karga” kavramlarının köklerinin birleşmesinden oluşmuş olabilir diye yorumlayabiliriz. 


Karganın kurtarıcı karakteri çok eskiden bellidir (Özbaş 2010). Bu bahsedilen kaynaklara göre, karga toteminin ayrıca özel öneme sahip olduğu görülmektedir. Saka devrinde karga tasviri heykeltıraşlık sanatında görülmektedir. Almatı şehri yakınlarında tesadüfen bulunmuş Sakalar devrine ait bir şamdan bu fikri destekleyen görüntüleri sunmaktadır. 

Saka dönemine ait "Kurtlar ve Kargalar"
Ek bilgi arkadaşım O.Polat'tan:"Almatı yakınlarında Tamgalı yolu üzerinde Kargalı diye bir yerde binlerce karga var."SB



Şamdanın ortasında kurbana sunulmuş dağ keçisi, iki yanında ağızları geniş şekilde açmış olan iki börü (kurt), onların yanında iki karga, etraflarında ise on altı pars (leopar) tasvir edilmiştir. Bu şamdan İmangali Tasmagambetov’in “At Calındağı Örkeniyet” adlı kitabında bulunmaktadır. Bu kitapta “karga, sonsuz ve derin düşüncenin işareti, ömür ve ölümün arasındaki ara bağlantıdır” şeklinde kurban tabağındaki karga tasvirine tanımlama yapılmıştır (Tasmagambetov2003: 22). Bu şamdandaki tasvir Buryat halklarının mitolojisindeki heybetli güç Guçin-Gurbu-Gorbsen-han’ın saygısına kesilen kurban etinden üç karga gagalarsa, ruhlar memnun olacağına inanan bir efsane (Seydimbek 1997:220) ile uyum sağlamaktadır. 


Karga tasvirinin nitelikleriyle ilgili kaynaklar soy bilim efsaneleri ile sınırlanmamıştır. Mançurlar’da Kağanı ölümden kurtaran karga hakkında efsane de mevcuttur. Sibirya bölgesinde yaşayan halkların inancında karga bugüne kadar kutsal sayılmaktadır. Sahalar’ın Hangalas ve Şor kavimlerinde “Karga” isimli boy vardır. Kazakların Kerey boyunun adı “kara”, “karga” anlamı ile ilişkili olduğunu Reşideddin’in, G.N. Potanin’in çalışmaları arasında bulunan efsanelerde verilmiştir (Seydimbek 1997:220). Altay dilleri grubundaki halkların çok eski zamanlardan beri kargayı kutsal saydıkları da bizim fikrimizle bağlantılı olduğunu gösterir. Ama Türk inancında kutla birlikte hatırlanan karga İslamiyetin etkisiyle olumsuz anlamları taşımaya dönmüştür (Sax 2006,Özbaş 2010).



Nurbolat BOGENBAYEV, Aydın CALMIRZA
ESKİ TÜRK DÜNYA GÖRÜŞÜNDEKİ “KUT” VE “KARGA” KAVRAMLARI/pdf
The Concepts of “Kut” and “Crow” in Ancient Turkic People’s Worldview
L.N. Gumilyov Avrasya Millî Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Fakültesi, Türkoloji Bölümü


Kam Nazarlığı - Kargalar,Teke, Göz ve Çıngıraklar
Kimmer/İskit - MÖ 6.yy-5.yy
Ulsky Aul Kurganı No.2-Kuban bölgesi









ilgili:






Yurt - Otağ - Çadır



Otağ-Hakan çadırıdır (Kazakistan'da çadıra "shatyr" derler) Dünya literatürüne "çadır" anlamında olan "Yurt" kelimesi, Türkçe bilmeyen kişi tarafından (herhalde) "nerede yaşıyorsun" ya da "vatanın nerede" diye sorulmuş, ki cevabında çadırlar (evleri-konakları) gösterilip "yurdum" denilmiş ve bu şekilde "çadırın" karşılığı "yurt" olmuş (Bizde aynı şekilde kullanır hala gelmişiz...). Halbuki, Orhun anıtlarında bile çadırların kurulduğu yer-oba "yurt" olarak geçer. Otağ kelimesinin kökeninde Od (ateş) vardır ve "evlerin" merkezindeki "Ocak" Od Ana'nın kutsal mekanıdır. Hellenlerde (Grek) Hestia, Romalılarda ise Vesta olan "Ocak Tanrıçası" Türklerden geçmiştir.



Başka bir sorun da "batılılar"ın, "Yurt" kelimesini Moğolca sanmaları.. ancak çok fena yanılıyor... (aşağıdaki alıntıda "Tepee" kelimesi de gözden kaçmasın..)

"Batılılar tarafından yurt olarak bilinen ger, Moğolların geleneksel yaşam mekanlarıdır. Yuvarlak bir örgü duvar üstüne monte edilmiş merkezi bir duman çıkış halkasından (tono) yayılan direklerden (uni) inşa edilmiştir ve Amerikan Güneybatısı yerlileri Navahoların hooghan'larına yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca, Tsantang ve Urianhai dahil birçok Siberia halkı tepee'lerde yaşar. Her durumda ger'in konumu ve sembolizmi bütün Moğol toplulukları için geçerli olmaktadır. Göçebe yaşantısı gereği seyahatlerine uymak üzere ger ve tepee'ler (yurt) kolay sökülüp takılmak için tasarlanmışlardı, ama yine de nerede kurulursa da ger'in görüntü ve anlamı değişmez. " [Moğol Şamanizmin Ana Hatları - Julie Stewart "Mongolian Shamanism". Çev: Kemal Menemencioğlu]


* "Yurt", 2014 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi’ne kaydettirilmiştir.




Huş ağacı kabuğundan yapılan kutunun üzerinde çadır çizimleri.
Tsaraam Kurganı no.7 (Rusya ile Moğolistan'ın kuzey sınırına yakın)
Asian Hun-Turks, drawing of a Turkish Homes [(Tent=Chadyr (Çadır)) Otagh (Otağ)] on birchbark box.
Tsaraam Tomb no.7 (north of the border between Russia and Mongolia)



Unlike what's known among the scholars in the "west" ,"Yurt" is not Mongolian, but Turkish, because, it is "Ger" in Mongolian language.  And "Tepee" is also Turkish, means Hill, which we see among Pelasgians, Etruscans and Native Americans to... 



Chadyr (çadır) or Otagh (Otağ-khan's tent) is round tent covered with felt and used (still) by Turkish tribes. We do not call it as "Yurt", it is misunderstood by other nations who do not speaks Turkish. "Yurt" means "homeland", "Chadyr" (in Turkish state Kazakhstan it is Shatyr) and "Otağ" is a bigger tent, of the leader, mostly used for Ottoman Sultans Tent. Yurt is written on Orkhun Monuments as accomodation (yer-oba), Herodotus described the houses of the Scythians just like the Çadır (or Otağ) of Turkish people. 





Most information about the Scythians goes as:  "Scythian, also called Scyth, Saka, and Sacae, member of a nomadic people, originally of Iranian stock"... First, they are not nomad, but travel in winter-summer to the same places. Second, they are not İranian stock, but Turkish. Because the culture, language, tradition and life style lived among the "Huns" and "Gokturks Turkish Khaganate", and lives still among the Turkish tribes in Central Asia.


* "Yurt" is inscribed in 2014 on the Representative List of the Intangible Cultural Heritage of Humanity-UNESCO.


Noin-Ula (Noyon uul) and Pazyryk are absolutely Turkish Kurgans, because Xiognu - Asian Huns - European Huns (Attila) - Scythians are Turkish Tribes.



SB.





ilgili:









13 Ağustos 2016 Cumartesi

Atilla ve Papa - Türk Düşmanlığı






ATİLLA - PAPA

Priskos, Atilla ile Vatikan ve tüm batı ülkeleri ile arasında diplomatik yapan kişidir. Atilla'yı en ince ayrıntısına kadar tasvir yapan bir kişidir ve kitap yazar, bu tüm batı kaynaklarında mevcuttur.

Bu şahsın kitabını ülkemizde bir akademisyen de çevirmiştir. Elde olan nüshalarını çevirmiştir. Bir de sözde kayıp olan -Vatikan arşivlerinde bulunan- sıklıkla batı tarihçilerinin Priskos'un işte bu "kayıp parşömenlerine" dayanarak yazdıkları ve Türklere kin kustukları kitaplar da vardır.

En meşhuru sahte Hun tarihçisi diye batının dahi kabul ettiği Marsilyanus'tur. 4.asırda Heredot tarihinin kahramanlarını Hunlara uyarlayarak bir Hun tarihi yazar. Çağımızda bu hikayenin Heredot'ta geçtiği meydan çıkınca, batının dahi sahte Hun tarihçisi unvanını verdiği şahıs. Yine Bizans tarihçisi Papaz asıllı Türklere büyük kin duyan Jordanes'te "Priskos'un kayıp parşömenlerinden okuyup yazdım" diyen bir yalancıdır ki bu da Batı tarihçilerince tespit edilmiştir. Uzun uzun yazmayacağım bunlar zaten bilinen konulardır.

Atilla, Papa Leo'ya diz çöktürüp, köpek gibi yalvartıp, ayağını öptürmüştür. Bunu hazmedemeyen batı tarihçileri, güya Atilla, Papa'nın önünde kutsandı, hatta Hıristiyan oldu zırvasını yazsalarda, yazılı belgeler, özellikle batılı bazı kaynaklar yok edilmediğinden mecburen bu görüşlerini yalanlamıştırlar.

Papaların kölelerin ayaklarını öpme adeti, o zamanki Papa'nın Atilla'nın ayağını öpmesinden sonra başlamıştır. Atilla'nın, Papa'nın ayağını öptürmesini bir türlü hazmedemeyen Vatikan, sonradan "Bak Papa kölelerin ayağını öpüyor" hikayesini uydurmuşlardır. Bırakın bu ayakları, bırakın bu yalanları...
Hatta bu olaydan sonra "Hunlar Türk değil, Macar'dır" diye iddia etmeleri de yine bu dönemdedir. Sonra bu zırvayı da tarihin gerçekleri yüzünden Asya Hunlarının Türk olduğunu kabul etmişlerdir.(*SB)

Vatikan'da bilinen bir çok belge, kitap zaman zaman gün yüzüne; kazara veya çeşitli nedenlerle çıkmaktadır. Vatikan arşivlerinde kayıp denilen "Priskos'un parşömenleri" de dahil bir çok belge vardır. Vatikan'da her Papa değişiminde birçok tarihi kayıt, belge vs. yeminle ve mühürle yeni Papa tarafından teslim alınır. Papa'nın arşivcileri bu belgeler üzerinde çalışırlar. Bir Piskopos vardır ki bu kişi Alessandro Sperelli'dir. Papa tarafından görevlendirilen bu şahıs, arşiv yazıları ve Hıristiyan teolojisi üzerine kitaplar yazar. Bunlardan biri 1664 basım orjinal devrin Papa'sı imzalı aşağıdaki kitabıdır.

Bu Psikopos, aynı zamanda pastoral devrin üç Papası ile çalışır. Papa Urbanus, Papa İnnocentius (1644 yılı) Papa Alexander Septimus. 1664 basım Papa Celemens imzalı iki cild kalın kitap ve Vatikan arşivlerinde 83 sayfalık resim ve gravürlü Roma diplomasi tarih kitabı ki işte konu ile alakalı kitaptan bazı sayfalar (Keleş 2016,1-3)

Papa Leo kimdir? Papalar tarihinde, Roma'da Hun İmparatoru Atilla'yı, İtalya işgalinden dönmeye ikna eden kişi olarak geçiyor. Birçok tarihçi, 452 yılında Atilla'nın 100.000 kişilik ordusu ile Alp Dağları üzerinden İtalya'ya girşini hiçbir tereddüte mahal vermeden yazarlar. Papa 1.Leo bir heyetle Atilla'nın huzurunda çıkar ve Roma'nın bağışlanmasını Atilla'dan ister. Hatta birçok tarihçi, Atilla'nın Roma'yı alarak Hıristiyanlığı ortadan kaldıracağından endişe edildiğini söylerler.

Leo Atilla'nın önünde diz çöker, elini öper, af diler. Ancak Avrupalılar ve Vatikan tarihçileri bu durumu gururlarına yediremeyerek, "böyle bir olayın olmadığını" iddia ederler. Hatta Atilla'ya barbar diyerek, hakaret dahi ederler. Çünkü kuyruk acıları vardır. Ancak bütün tarihçiler, Papa Leo'nun Atilla'yı bir şekilde ikna ettiğini söylerler. Atilla Roma'yı işgal etmesine ve Roma'ya hakim olmasına rağmen, Papa'yı ve kiliseyi azad etmiştir. Yani Atilla eğer isteseydi o gün Hıristiyanlığı bitirmişti. Bugün Vatikan diye bir yerden artık söz edilmeyecekti.

Avrupalı bazı tarihçiler, Atilla'nın Papa tarafından neyin karşılığında ikna edildiğini eserlerinde açıkça sorarlar. Sahi neyin karşılığında? Vatikan, bu konuyu bugün şöyle açıklar: "Papa 1.Leo Atilla'yı ikna etmiştir. İsa mesihin yardımıyla." Vatikan, Papa'nın Atilla'nın önünde diz çöktüğünü ve yalvardığını söylemez. Böyle bir olayın kanıtı olmadığını söyler.

Ancak Vatikan'ın yalanını biz ortaya çıkaralım. Hem de tarihi bir belge ile. İşte Vatikan'ın yalanını ortaya çıkaracak bu belge: 470'li yıllara ait, Marinus'un yapmış olduğu yazı ve resimler. Bu yazı ve resimler bize şunu anlatmaktadır: Atilla ayakta, başında bir ışık hüzmesi var. Bu ışık hüzmesi, Hıristiyanlar'da azizliğe işaret eder.



Papa Leo, Atilla'nın elindeki ipe veya kırbaca bağlı bir şekilde yerde emekler halde tasvir edilmiştir. Atilla'nın elindeki kırbaç da olabilir ipte. Resimdeki çizimde alt tarafta muhtemelen Roma kilisesini betimleyen bir lahit bulunmaktadır. Atilla elindeki kırbaçla veya iple Leo'yu terbiye eder bir haldedir. Grekçe yazılarda okunabilen kısımda şunlar tercüme edilmiştir: Marinus Leo ile alay ederek; "Papa Leo Asyalı'yı 'Paraglit' ilan etti. Bu kelime çok ilginç. Barnabas İncili’nde geçen bir kelime. Ahmet, tavsiyeci, büyük ruh, arındırıcı anlamlarında kullanılır.

Bu Hıristiyan dünyasında bugün de tartışılan bir mevzuu. Bu metinde de o kelime şöyle geçiyor: Keşiş Marinus, Papa Leo ile dalga geçerken mealen şunu söylüyor. Leo Attila’yı İsa’dan sonra gelecek Barnabas’ın Paraklit’i yaptı. (Burada Marinus Barnabas’ı da sapkın ilan ediyor.) Yani Papa Leo, Attila’yı tabiri caizse peygamber ilan ediyor. Yani Paraklit’in Attila olduğuna inanıyor. Batılı tarihçiler soruyordu ya; Leo, Attila’yı neyin karşılığında ikna etti? Cevabı Marinus bize veriyor.

Papa Leo ile Attila arasındaki bu paraklit meselesinin elbette bir anlaşması var. Vatikan hazır arşivlerini açmışken bu belgeyi de açıklasın! Vatikan Gizli Arşivleri Müdürü Sergio Pagano asıl bu 
belgeyi ortaya çıkarsın. Bu belgeyi de halka açsın!

Demek ki, Attila’nın önünde 1. Leo diz çökmüş, yalvarmış, bununla da kalmamış Attila’yı da peygamber ilan etmiş, paraklit kabul etmiş. Attila Peygamber değildi. Bugün Vatikan ve Hıristiyanlık alemi varlıklarını Attila’ya yani bir Türk’e borçludur. Attila paraklit ünvanını kabul etmemiştir. Atilla sadece din adamlarına Türk’ün asaletini gösterip, merhamet etmiştir [Keleş 2016а, 3-6].


Prof. İvan Dobrev "Atilla" /link
Internationally Recognised Orientalist Professor in Linguistics and Specialist in Turkish and Bulgarian Languages, Literature and Culture Professional Translator from Turkish into Bulgarian and from Bulgarian into Turkish





"... Batı Roma İmparatorluğu, Hunlarla her zaman sıkı dostluk ve ittifak ilişkileri kurmuştur. Öyleki bu sıralarda karşılıklı  esir değişimi dahi yapmışlardır. Bu ittifakın alt teminatı Hunlara rehine olarak gönderilmiş olan
(aynı zamanda da elçi olarak) Dorystolon (silistre) doğumlu Aetius'tu.
O, Hunlardan başka şeyler yanında, ata binmeyi
yay ve kılıç kullanmayı da öğrenmişti..."
Ali Ahmetbeyoğlu - Avrupa Hun İmparatorluğu



(*SB) Asya Hunları, yani Teoman ve Mete'yi Göktürkler Atası olarak kabul eder.




Bu Rölyef kendi onurlarını kurtarmak için yapılmıştır. Atilla ne Roma ordusundan, ne de Papa'dan çekinmiştir.





Atilla'dan Merymenana'ya


Hunlarda AY KÜN tamgalarını kullanır, zaten Türklerin sembolüdür. Hilal'i gittikleri her yere götürmüşlerdir, "İslamın sembolü değildir" der Süleyman Ateş, Müslüman Türkler den dolayı Batı, İslamın sembolü olarak kabul etmiştir. Haçlı seferlerinde karşılarında hep Türkler vardır. Zaten Türkler yüzünden başlamamış mıydı? Mülk hakkının kendilerinde olduğunu sananlar "Kutsal topraklar"ı geri almak zorundadır. Halbuki amaçları diğer dinlerini kontrolü altına almak, diğer dinlere mensup insanların nüfusunu azaltmak ve Hıristiyanlığı Dünya dini yapmaktır. Mutlak Hakimiyet, Mutlak Egemenlik...





Meryemana Evi'ndeki Heykel (eski ve yenilenmiş) - 19.yy
Meryemana - 12.yy - Torcello Katedrali




Meryemana Anatanrıça yerine konmuştur.


Efes Konsili'ne gelinceye dek Anadolu, ataerkil olan Helen ve kısmen ataerkil olan Roma egemenlikleri altında bulunmuş olsa da, Anaerkil yapı MÖ.10binlerden beri devam eden bir gerçekliktir. Türklerde Anaerkildir. Hıristiyanlığı yaymak çok zordur, özellikle Tanrıçalara tapınılan şehirlerde, halk devşirilmeye müsait değildir. Ne yaptılar peki? İsa kimdir sorusuna cevap ararlarken, aslında Meryemana'ya sıfat bulmaya çalıştılar, ki "Hıristiyanlık Fotoğrafına" bir "Kadın" girsin, erkek egemenliğinden çıksın. 431 yılında, her nedense! İstanbul'da değilde Efes'te toplanan konsilde İsa'ya "Tanrı'nın Oğlu" sıfatı verilince Meryemana'ya da "Tanrı'nın oğlunun Anası" sıfatı verildi. Meryemana tıpkı Artemis, Kybele gibi bir yüce makama getirilmişti, daha ne isteyebilirlerdi ki, muhteşem bir plandı. Anatanrıça'yı hakimiyetleri "altına" almışlardı, işi bitmişti...


Meryemana heykelleri, çizimleri yapılmaya başlandı. Anatanrıçalar Kybele ve İsis'e benziyordu. Kucağında bir çocuk olan Anne. 


Ama asla Hilal kullanılmamıştı! Ya da dört köşesinde nokta olan ve artı ile temsil edilen Tengri tamgasını.





Manastırlarda 12.yy'dan itibaren Meryemana için kullanılan dört noktalı artı ,Tengri sembolü
Yaratılış'ı anlatan 12.yy bir halıdan detay
The Monastic Symbol uses dots from the 12th century for Virgin Mary and not before.



Orta Asya Türkleri


Hakas Türkleri


Türkmenistan'dan Tengri damgalı kolye ucu



Atilla ile başlayan Türk düşmanlığı 13.yüzyılda pekişmişti. Türklere ait ne varsa Vatikan ile Hıristiyanlar tarafından kullanılmaya başlandı. (Bu arada, Hıristiyanlık düşmanı da değilim!) 


Meryemana heykellerine ve çizimlerine Hilal eklendi: Meryemana'nın ayakları altında bir Hilal; Haç'ların altında bir Hilal; ya da, artık Meryemana'yı temsil eden dört noktalı artı tamgası; gibi. Hepsi Hıristiyanlaşmıştı. Tıpkı Haç'ın 4.yy'da Milano Fermanı'ndan sonra Hıristiyanlığın özgün simgesi haline gelmesi gibi...



Her şey üst üste geldi değil mi? 
Haç'ın Hıristiyanlığa kabulü 4.yy
Atilla'nın ayağını öpen Papa 5.yy
Efes Konsili Meryemana 5.yy
Haçlı Seferleri 11.yy - 12.yy - 13.yy....


Meryemana Evi'ndeki "Meryemana heykeli" de Hilal'in üzerinde durur. Heykel evin bulunmasından sonra, yani 19.yy'da konmuştur. Daha farklı bir Meryemana heykeli de olabilirdi. Yok, illaki Hilal üzerinde olacak! Bu topraklarda kimler yaşar? Buralarını kim çok ciddi bir şekilde istemektedir ve bu yüzden kimden kurtulunmalıdır? Kimdir ezeli düşman? Bu Türkler var ya bu Türkler, Protestanların bile yanında, Katoliklerin karşısında, yani Vatikan'ın karşısında durmuş, burnunu onun işlerine sokmuştur!.. 


Azılı bir Türk ve Müslüman düşmanı olan Papa X.İnnocent heykelinin altında, 29 Ekim 2004'teki imza törenine ne demeli? Hilal, 29 Ekim, İnnocent, vs... Batılılar bayılır böyle sembollere, tarihlere, isimlere, ince ayrıntılara... Yeter ki uyanık ol!


SB.











ilgili:

"Artı (+) Damgası ise Tengri (Gök Tanrı) demek olup, ölen kişinin günahsız olarak Tengri’ ye kavuştuğunu ifade etmektedir ve bir çok Türk boyunca arma olarak kullanılmıştır. Daha sonra Hiristiyanlık inancında Haç’a dönüşen Tamga daire içerisine alınmış haliyle de Türkler ve onlar vasıtasıyla diğer Pagan inanca sahip kavimlerce kullanılmıştır.

Viking Krallığının kurucusu Odin’in sembolü daire içerisine alınmış artı (+) Tamgası olup, Odin Haçı olarak bilinmektedir. Bugün Samsun Müzesi teşhirinde bulunan pişmiş toprak bir lahitte Odin Haçına rastlanması pagan geleneklerin Samsun’un Helenistik dönemine yansımış iz düşümü olarak değerlendirilebilir."

Dr.Emine YILMAZ - SAMSUN'DA TÜRK TAMGALARI
Arkeolog/Sanat Tarihçisi -Samsun,2011 





Odin ve Halkı Türk'tür. Snorri Sturlusson'un yazdıkları dışında Hunlarla karıştıklarını söyleyen İskandinav bilim adamları da vardır.

"Swedish Professor Åke Daun show that foreigners perceive Swedes as being cold heartless people with a sluggish mind. These are traits that can be attributed to their Attila-genes.... According to Professor of Archeology at the University of Oslo, Lotte Hedeager, the old Norwegian (and also Swedish) ruling class consisted of Huns. ... many of the names given in the Nordic sagas are parallel to the names of Hunnic kings, like Halfdan (Huldin), Roar (Ruga), Ottar (Ottar), and Adils (Attila). ... Atle, which is derived from Attila, is a common name in present day Scandinavia."
By Tor G. Jakobsen, NTNU / link


Hun- Atilla-Odin bağlantısı yapan Norveçli Prof.Lotte Hedeager. / link


'Haç ve gamalı haç Türk kültürünün ürünüdür' diyen Dr.Tahsin Parlak.





"As a sign of Tengri - Khan the Türks selected a direct equilateral cross, named “adji". It should be noted the cross also existed before as a sign of Türkic culture, ..."

Murad Adji - Türks and religions · Тюрки и религии
KIPCHAKS- An ancient history of Türks and Great Steppe








KIPÇAKLAR : Türklerin ve Büyük Bozkırın Eski Târihi'den Atilla bölümü:

"Attila’nın askerî birlikleri, çok geçmeden, Roma açıklarında durdular. “Mağlûbiyet kurbânı” Kıpçaklar, savaş sancaklarıyla Roma’ya geliyorlardı! Onları, başta piskopos Lev olmak üzere, asiller karşıladılar. Romalılar, kendilerine merhamet etmesi için Attila’ya yalvardılar; onlar, Türklerin iyi kalpli, başkalarına yardıma hazır ve kin tutmaz olduklarını biliyorlardı. Roma papası bile, yalvararak dizleri üzerine çökmüştü... Bu karşılaşma, Vatikan’da muhâfaza olunan, Rafael’in tablosunda yansıtılmıştır.

Kıpçakları durduran, tabiî ki, düşmanın göz yaşları değildir. Hattâ, İtalya’da vebânın ortalığı kasıp kavurduğu yalanı da değildir. Roma piskoposunun başı üzerinde tuttuğu haç. O durdurdu.

Bu, Tengri’nin haçı idi! Atlılar, onu Gök’ün irâdesi kabûl ediyorlardı. Roma, Türklerin mukaddes bildiği şeyi, başları üzerine kaldırmışlardı, Deşt-i Kıpçak’ın hâkimiyetini tanımışlardı. Savaş sona erdi.

Attila eve döndü."

Murad ACİ
Çev. Fahri UNAN - link









// VE AVRUPALILARIN "TÜRK" (MÜSLÜMAN) DÜŞMANLIĞI