meryemana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meryemana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Atilla ve Papa - Türk Düşmanlığı






ATİLLA - PAPA

Priskos, Atilla ile Vatikan ve tüm batı ülkeleri ile arasında diplomatik yapan kişidir. Atilla'yı en ince ayrıntısına kadar tasvir yapan bir kişidir ve kitap yazar, bu tüm batı kaynaklarında mevcuttur.

Bu şahsın kitabını ülkemizde bir akademisyen de çevirmiştir. Elde olan nüshalarını çevirmiştir. Bir de sözde kayıp olan -Vatikan arşivlerinde bulunan- sıklıkla batı tarihçilerinin Priskos'un işte bu "kayıp parşömenlerine" dayanarak yazdıkları ve Türklere kin kustukları kitaplar da vardır.

En meşhuru sahte Hun tarihçisi diye batının dahi kabul ettiği Marsilyanus'tur. 4.asırda Heredot tarihinin kahramanlarını Hunlara uyarlayarak bir Hun tarihi yazar. Çağımızda bu hikayenin Heredot'ta geçtiği meydan çıkınca, batının dahi sahte Hun tarihçisi unvanını verdiği şahıs. Yine Bizans tarihçisi Papaz asıllı Türklere büyük kin duyan Jordanes'te "Priskos'un kayıp parşömenlerinden okuyup yazdım" diyen bir yalancıdır ki bu da Batı tarihçilerince tespit edilmiştir. Uzun uzun yazmayacağım bunlar zaten bilinen konulardır.

Atilla, Papa Leo'ya diz çöktürüp, köpek gibi yalvartıp, ayağını öptürmüştür. Bunu hazmedemeyen batı tarihçileri, güya Atilla, Papa'nın önünde kutsandı, hatta Hıristiyan oldu zırvasını yazsalarda, yazılı belgeler, özellikle batılı bazı kaynaklar yok edilmediğinden mecburen bu görüşlerini yalanlamıştırlar.

Papaların kölelerin ayaklarını öpme adeti, o zamanki Papa'nın Atilla'nın ayağını öpmesinden sonra başlamıştır. Atilla'nın, Papa'nın ayağını öptürmesini bir türlü hazmedemeyen Vatikan, sonradan "Bak Papa kölelerin ayağını öpüyor" hikayesini uydurmuşlardır. Bırakın bu ayakları, bırakın bu yalanları...
Hatta bu olaydan sonra "Hunlar Türk değil, Macar'dır" diye iddia etmeleri de yine bu dönemdedir. Sonra bu zırvayı da tarihin gerçekleri yüzünden Asya Hunlarının Türk olduğunu kabul etmişlerdir.(*SB)

Vatikan'da bilinen bir çok belge, kitap zaman zaman gün yüzüne; kazara veya çeşitli nedenlerle çıkmaktadır. Vatikan arşivlerinde kayıp denilen "Priskos'un parşömenleri" de dahil bir çok belge vardır. Vatikan'da her Papa değişiminde birçok tarihi kayıt, belge vs. yeminle ve mühürle yeni Papa tarafından teslim alınır. Papa'nın arşivcileri bu belgeler üzerinde çalışırlar. Bir Piskopos vardır ki bu kişi Alessandro Sperelli'dir. Papa tarafından görevlendirilen bu şahıs, arşiv yazıları ve Hıristiyan teolojisi üzerine kitaplar yazar. Bunlardan biri 1664 basım orjinal devrin Papa'sı imzalı aşağıdaki kitabıdır.

Bu Psikopos, aynı zamanda pastoral devrin üç Papası ile çalışır. Papa Urbanus, Papa İnnocentius (1644 yılı) Papa Alexander Septimus. 1664 basım Papa Celemens imzalı iki cild kalın kitap ve Vatikan arşivlerinde 83 sayfalık resim ve gravürlü Roma diplomasi tarih kitabı ki işte konu ile alakalı kitaptan bazı sayfalar (Keleş 2016,1-3)

Papa Leo kimdir? Papalar tarihinde, Roma'da Hun İmparatoru Atilla'yı, İtalya işgalinden dönmeye ikna eden kişi olarak geçiyor. Birçok tarihçi, 452 yılında Atilla'nın 100.000 kişilik ordusu ile Alp Dağları üzerinden İtalya'ya girşini hiçbir tereddüte mahal vermeden yazarlar. Papa 1.Leo bir heyetle Atilla'nın huzurunda çıkar ve Roma'nın bağışlanmasını Atilla'dan ister. Hatta birçok tarihçi, Atilla'nın Roma'yı alarak Hıristiyanlığı ortadan kaldıracağından endişe edildiğini söylerler.

Leo Atilla'nın önünde diz çöker, elini öper, af diler. Ancak Avrupalılar ve Vatikan tarihçileri bu durumu gururlarına yediremeyerek, "böyle bir olayın olmadığını" iddia ederler. Hatta Atilla'ya barbar diyerek, hakaret dahi ederler. Çünkü kuyruk acıları vardır. Ancak bütün tarihçiler, Papa Leo'nun Atilla'yı bir şekilde ikna ettiğini söylerler. Atilla Roma'yı işgal etmesine ve Roma'ya hakim olmasına rağmen, Papa'yı ve kiliseyi azad etmiştir. Yani Atilla eğer isteseydi o gün Hıristiyanlığı bitirmişti. Bugün Vatikan diye bir yerden artık söz edilmeyecekti.

Avrupalı bazı tarihçiler, Atilla'nın Papa tarafından neyin karşılığında ikna edildiğini eserlerinde açıkça sorarlar. Sahi neyin karşılığında? Vatikan, bu konuyu bugün şöyle açıklar: "Papa 1.Leo Atilla'yı ikna etmiştir. İsa mesihin yardımıyla." Vatikan, Papa'nın Atilla'nın önünde diz çöktüğünü ve yalvardığını söylemez. Böyle bir olayın kanıtı olmadığını söyler.

Ancak Vatikan'ın yalanını biz ortaya çıkaralım. Hem de tarihi bir belge ile. İşte Vatikan'ın yalanını ortaya çıkaracak bu belge: 470'li yıllara ait, Marinus'un yapmış olduğu yazı ve resimler. Bu yazı ve resimler bize şunu anlatmaktadır: Atilla ayakta, başında bir ışık hüzmesi var. Bu ışık hüzmesi, Hıristiyanlar'da azizliğe işaret eder.



Papa Leo, Atilla'nın elindeki ipe veya kırbaca bağlı bir şekilde yerde emekler halde tasvir edilmiştir. Atilla'nın elindeki kırbaç da olabilir ipte. Resimdeki çizimde alt tarafta muhtemelen Roma kilisesini betimleyen bir lahit bulunmaktadır. Atilla elindeki kırbaçla veya iple Leo'yu terbiye eder bir haldedir. Grekçe yazılarda okunabilen kısımda şunlar tercüme edilmiştir: Marinus Leo ile alay ederek; "Papa Leo Asyalı'yı 'Paraglit' ilan etti. Bu kelime çok ilginç. Barnabas İncili’nde geçen bir kelime. Ahmet, tavsiyeci, büyük ruh, arındırıcı anlamlarında kullanılır.

Bu Hıristiyan dünyasında bugün de tartışılan bir mevzuu. Bu metinde de o kelime şöyle geçiyor: Keşiş Marinus, Papa Leo ile dalga geçerken mealen şunu söylüyor. Leo Attila’yı İsa’dan sonra gelecek Barnabas’ın Paraklit’i yaptı. (Burada Marinus Barnabas’ı da sapkın ilan ediyor.) Yani Papa Leo, Attila’yı tabiri caizse peygamber ilan ediyor. Yani Paraklit’in Attila olduğuna inanıyor. Batılı tarihçiler soruyordu ya; Leo, Attila’yı neyin karşılığında ikna etti? Cevabı Marinus bize veriyor.

Papa Leo ile Attila arasındaki bu paraklit meselesinin elbette bir anlaşması var. Vatikan hazır arşivlerini açmışken bu belgeyi de açıklasın! Vatikan Gizli Arşivleri Müdürü Sergio Pagano asıl bu 
belgeyi ortaya çıkarsın. Bu belgeyi de halka açsın!

Demek ki, Attila’nın önünde 1. Leo diz çökmüş, yalvarmış, bununla da kalmamış Attila’yı da peygamber ilan etmiş, paraklit kabul etmiş. Attila Peygamber değildi. Bugün Vatikan ve Hıristiyanlık alemi varlıklarını Attila’ya yani bir Türk’e borçludur. Attila paraklit ünvanını kabul etmemiştir. Atilla sadece din adamlarına Türk’ün asaletini gösterip, merhamet etmiştir [Keleş 2016а, 3-6].


Prof. İvan Dobrev "Atilla" /link
Internationally Recognised Orientalist Professor in Linguistics and Specialist in Turkish and Bulgarian Languages, Literature and Culture Professional Translator from Turkish into Bulgarian and from Bulgarian into Turkish





"... Batı Roma İmparatorluğu, Hunlarla her zaman sıkı dostluk ve ittifak ilişkileri kurmuştur. Öyleki bu sıralarda karşılıklı  esir değişimi dahi yapmışlardır. Bu ittifakın alt teminatı Hunlara rehine olarak gönderilmiş olan
(aynı zamanda da elçi olarak) Dorystolon (silistre) doğumlu Aetius'tu.
O, Hunlardan başka şeyler yanında, ata binmeyi
yay ve kılıç kullanmayı da öğrenmişti..."
Ali Ahmetbeyoğlu - Avrupa Hun İmparatorluğu



(*SB) Asya Hunları, yani Teoman ve Mete'yi Göktürkler Atası olarak kabul eder.




Bu Rölyef kendi onurlarını kurtarmak için yapılmıştır. Atilla ne Roma ordusundan, ne de Papa'dan çekinmiştir.





Atilla'dan Merymenana'ya


Hunlarda AY KÜN tamgalarını kullanır, zaten Türklerin sembolüdür. Hilal'i gittikleri her yere götürmüşlerdir, "İslamın sembolü değildir" der Süleyman Ateş, Müslüman Türkler den dolayı Batı, İslamın sembolü olarak kabul etmiştir. Haçlı seferlerinde karşılarında hep Türkler vardır. Zaten Türkler yüzünden başlamamış mıydı? Mülk hakkının kendilerinde olduğunu sananlar "Kutsal topraklar"ı geri almak zorundadır. Halbuki amaçları diğer dinlerini kontrolü altına almak, diğer dinlere mensup insanların nüfusunu azaltmak ve Hıristiyanlığı Dünya dini yapmaktır. Mutlak Hakimiyet, Mutlak Egemenlik...





Meryemana Evi'ndeki Heykel (eski ve yenilenmiş) - 19.yy
Meryemana - 12.yy - Torcello Katedrali




Meryemana Anatanrıça yerine konmuştur.


Efes Konsili'ne gelinceye dek Anadolu, ataerkil olan Helen ve kısmen ataerkil olan Roma egemenlikleri altında bulunmuş olsa da, Anaerkil yapı MÖ.10binlerden beri devam eden bir gerçekliktir. Türklerde Anaerkildir. Hıristiyanlığı yaymak çok zordur, özellikle Tanrıçalara tapınılan şehirlerde, halk devşirilmeye müsait değildir. Ne yaptılar peki? İsa kimdir sorusuna cevap ararlarken, aslında Meryemana'ya sıfat bulmaya çalıştılar, ki "Hıristiyanlık Fotoğrafına" bir "Kadın" girsin, erkek egemenliğinden çıksın. 431 yılında, her nedense! İstanbul'da değilde Efes'te toplanan konsilde İsa'ya "Tanrı'nın Oğlu" sıfatı verilince Meryemana'ya da "Tanrı'nın oğlunun Anası" sıfatı verildi. Meryemana tıpkı Artemis, Kybele gibi bir yüce makama getirilmişti, daha ne isteyebilirlerdi ki, muhteşem bir plandı. Anatanrıça'yı hakimiyetleri "altına" almışlardı, işi bitmişti...


Meryemana heykelleri, çizimleri yapılmaya başlandı. Anatanrıçalar Kybele ve İsis'e benziyordu. Kucağında bir çocuk olan Anne. 


Ama asla Hilal kullanılmamıştı! Ya da dört köşesinde nokta olan ve artı ile temsil edilen Tengri tamgasını.





Manastırlarda 12.yy'dan itibaren Meryemana için kullanılan dört noktalı artı ,Tengri sembolü
Yaratılış'ı anlatan 12.yy bir halıdan detay
The Monastic Symbol uses dots from the 12th century for Virgin Mary and not before.



Orta Asya Türkleri


Hakas Türkleri


Türkmenistan'dan Tengri damgalı kolye ucu



Atilla ile başlayan Türk düşmanlığı 13.yüzyılda pekişmişti. Türklere ait ne varsa Vatikan ile Hıristiyanlar tarafından kullanılmaya başlandı. (Bu arada, Hıristiyanlık düşmanı da değilim!) 


Meryemana heykellerine ve çizimlerine Hilal eklendi: Meryemana'nın ayakları altında bir Hilal; Haç'ların altında bir Hilal; ya da, artık Meryemana'yı temsil eden dört noktalı artı tamgası; gibi. Hepsi Hıristiyanlaşmıştı. Tıpkı Haç'ın 4.yy'da Milano Fermanı'ndan sonra Hıristiyanlığın özgün simgesi haline gelmesi gibi...



Her şey üst üste geldi değil mi? 
Haç'ın Hıristiyanlığa kabulü 4.yy
Atilla'nın ayağını öpen Papa 5.yy
Efes Konsili Meryemana 5.yy
Haçlı Seferleri 11.yy - 12.yy - 13.yy....


Meryemana Evi'ndeki "Meryemana heykeli" de Hilal'in üzerinde durur. Heykel evin bulunmasından sonra, yani 19.yy'da konmuştur. Daha farklı bir Meryemana heykeli de olabilirdi. Yok, illaki Hilal üzerinde olacak! Bu topraklarda kimler yaşar? Buralarını kim çok ciddi bir şekilde istemektedir ve bu yüzden kimden kurtulunmalıdır? Kimdir ezeli düşman? Bu Türkler var ya bu Türkler, Protestanların bile yanında, Katoliklerin karşısında, yani Vatikan'ın karşısında durmuş, burnunu onun işlerine sokmuştur!.. 


Azılı bir Türk ve Müslüman düşmanı olan Papa X.İnnocent heykelinin altında, 29 Ekim 2004'teki imza törenine ne demeli? Hilal, 29 Ekim, İnnocent, vs... Batılılar bayılır böyle sembollere, tarihlere, isimlere, ince ayrıntılara... Yeter ki uyanık ol!


SB.











ilgili:

"Artı (+) Damgası ise Tengri (Gök Tanrı) demek olup, ölen kişinin günahsız olarak Tengri’ ye kavuştuğunu ifade etmektedir ve bir çok Türk boyunca arma olarak kullanılmıştır. Daha sonra Hiristiyanlık inancında Haç’a dönüşen Tamga daire içerisine alınmış haliyle de Türkler ve onlar vasıtasıyla diğer Pagan inanca sahip kavimlerce kullanılmıştır.

Viking Krallığının kurucusu Odin’in sembolü daire içerisine alınmış artı (+) Tamgası olup, Odin Haçı olarak bilinmektedir. Bugün Samsun Müzesi teşhirinde bulunan pişmiş toprak bir lahitte Odin Haçına rastlanması pagan geleneklerin Samsun’un Helenistik dönemine yansımış iz düşümü olarak değerlendirilebilir."

Dr.Emine YILMAZ - SAMSUN'DA TÜRK TAMGALARI
Arkeolog/Sanat Tarihçisi -Samsun,2011 





Odin ve Halkı Türk'tür. Snorri Sturlusson'un yazdıkları dışında Hunlarla karıştıklarını söyleyen İskandinav bilim adamları da vardır.

"Swedish Professor Åke Daun show that foreigners perceive Swedes as being cold heartless people with a sluggish mind. These are traits that can be attributed to their Attila-genes.... According to Professor of Archeology at the University of Oslo, Lotte Hedeager, the old Norwegian (and also Swedish) ruling class consisted of Huns. ... many of the names given in the Nordic sagas are parallel to the names of Hunnic kings, like Halfdan (Huldin), Roar (Ruga), Ottar (Ottar), and Adils (Attila). ... Atle, which is derived from Attila, is a common name in present day Scandinavia."
By Tor G. Jakobsen, NTNU / link


Hun- Atilla-Odin bağlantısı yapan Norveçli Prof.Lotte Hedeager. / link


'Haç ve gamalı haç Türk kültürünün ürünüdür' diyen Dr.Tahsin Parlak.





"As a sign of Tengri - Khan the Türks selected a direct equilateral cross, named “adji". It should be noted the cross also existed before as a sign of Türkic culture, ..."

Murad Adji - Türks and religions · Тюрки и религии
KIPCHAKS- An ancient history of Türks and Great Steppe








KIPÇAKLAR : Türklerin ve Büyük Bozkırın Eski Târihi'den Atilla bölümü:

"Attila’nın askerî birlikleri, çok geçmeden, Roma açıklarında durdular. “Mağlûbiyet kurbânı” Kıpçaklar, savaş sancaklarıyla Roma’ya geliyorlardı! Onları, başta piskopos Lev olmak üzere, asiller karşıladılar. Romalılar, kendilerine merhamet etmesi için Attila’ya yalvardılar; onlar, Türklerin iyi kalpli, başkalarına yardıma hazır ve kin tutmaz olduklarını biliyorlardı. Roma papası bile, yalvararak dizleri üzerine çökmüştü... Bu karşılaşma, Vatikan’da muhâfaza olunan, Rafael’in tablosunda yansıtılmıştır.

Kıpçakları durduran, tabiî ki, düşmanın göz yaşları değildir. Hattâ, İtalya’da vebânın ortalığı kasıp kavurduğu yalanı da değildir. Roma piskoposunun başı üzerinde tuttuğu haç. O durdurdu.

Bu, Tengri’nin haçı idi! Atlılar, onu Gök’ün irâdesi kabûl ediyorlardı. Roma, Türklerin mukaddes bildiği şeyi, başları üzerine kaldırmışlardı, Deşt-i Kıpçak’ın hâkimiyetini tanımışlardı. Savaş sona erdi.

Attila eve döndü."

Murad ACİ
Çev. Fahri UNAN - link









// VE AVRUPALILARIN "TÜRK" (MÜSLÜMAN) DÜŞMANLIĞI 



2 Nisan 2015 Perşembe

KARİYE / CHORA 2/3




Hz.Meryem'in Ataları

İç narteksin kuzey bölümündeki kubbe yüzeyinde madalyon içersinde Meryem ve Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Hz. Meryem’in başının iki yanındaki monogramlar “Tanrı Anası” anlamına gelmektedir. Orta kısımda yer alan madalyonun etrafı 16 dilime ayrılmıştır. Bu kısımlarda alt alta ikişer sıra halinde Hz. Meryem’in ataları olan Kral Davut’un soyundan gelen on altı Yahudi kral tasvirleri bulunmaktadır. Üst kısımdaki bu 16 kral - peygamber ; Davud, Solomon, Roboam, Abia, Asa , Josaphat, Joram, Ozias, Joatham, Achaz, Ezekias, Manasses, Amon, Josias, Jechonias ve Salathiel’in tasvirleridir.

Alt kısımda ise sırasıyla; Hananiah, Azariah, Mishael, Daniel, Joshua, Moses, Aaron, Hur, Samuel, Job, ve Melchizedek’in figürleri yer almaktadır.



Meryem'in Hayatına dair sahneler

Meryem’in Sevilmesi: Tonozun doğu kısmında, Yoahim ile Anna oturur şekilde, çocukları Meryem’i severken tasvir edilmiştir. Sahnenin etrafında ise mimari yapılarla birlikte iki hizmetkar ve köşelerde ölümsüzlüğü ve bozulmayan ahlakı temsil eden iki tavus kuşu betimlenmiştir. Anna ve Yoahim’in üst kısmında “Theotokos’un (Tanrı Anası ) Sevilmesi” yazılıdır.

Meryem’in Takdis Edilmesi: Kuzeyde yer alan basık iç tonozun ortasında dekoratif bir madalyon betimi bulunmaktadır. Batı kısımda Yoahim, kucağında taşıdığı Çocuk Meryem’i takdis edilmesi için masa etrafında oturan 3 rahibe doğru yürürken tasvir edilmiştir. Burada Yoahim’in ellerinin örtülü oluşu dikkat çekmektedir. Tasvirin üst kısmında “Ruhbanların Takdisi” yazılıdır.



Orta mekana açılan ana girişin üzerindeki üçüncü bölümde, çocuğu olmayan Yoahim’in bir gün çocuğu olursa onu tapınağa adayacağını dilemesi üzerine, Meryem’in 5 yaşına geldiğinde annesi ve babası tarafından, ellerinde meşaleler taşıyan kadınlar alayı ile birlikte Rahip Zekeriya’ya teslim edilmesi sahnesi görülmektedir. 

Bu andan itibaren sadece yüksek rütbeli din görevlilerinin oturabileceği kiborion Meryem’e tahsis edilir ve 15 yaşına kadar tapınakta eğitim görürür. Rahibin arkasında dört sütunlu ve kubbemsi bir kiborion içinde, arkalıklı bir koltukta oturan çocuk Meryem’in sağ tarafında bir melek figürü yer almaktadır. Kiborion’un çevresinde “Kutsalın Kutsanması” yazılıdır.



Meryem’e Müjde Sahnesi: 

Kuzey kubbe pandantifinde, Meryem, mimari bir yapının önündeki kuyu başına su almak üzere geldiği sırada görülmektedir. Cebrail’in kendisine çocuğu olacağı haberini müjdelemesi üzerine, Meryem burada şaşırmış bir vaziyette tasvir edilmiştir. Burada Cebrail Luka İnciline göre Meryem’e “Allah seninledir, sen kadınların en mukaddesisin, gebe kalacaksın ve adını İsa koyacaksın ,Allah ona Davud’un saltanatını verecek ve o Yakub’un tahtına çıkarak sonu olmayan bir saltanat sürecektir” der. Meryem ise “Allahın dediği olsun fakat ben daha erkek yüzü görmedim” demesi üzerine Cebrail “kutsal ruh üzerine inecek ve doğacak çocuk Allahın oğlu adını alacaktır….” der Tasvirli sahnede “Kuyuda duyuru” yazılıdır. 



Yusuf, ortada katır üzerinde Meryem, önde ise Yusuf’un oğlu tasvir edilmiştir. Burada nüfus sayımı için Bethlehem’e gidiş sahnesi görülmektedir. Arka planda şehir tasvir edilmiştir. Tasvirli sahnede üstte “ve Yusuf , Nasıra şehri dışındaki Galile’den, Judaya’daki Bethlehem olarak adlandırılan Davud’un şehrine çıktı” altta ise “İşte Tanrının meleği O’na rüyasında göründü, dedi ki,Yusuf sen Davud’un oğlu, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma: çünkü kendisinde doğmuş olan Kutsal Ruhtur” yazılıdır. 



Valinin Önünde Vergi İçin Yapılan Nüfus Sayımı: 

Kuzey kısmın doğu lunetinde yer alan tasvirde, İmparator Augustus’un tüm Roma Eyaletlerinde vergi için nüfus sayımı yapılmasını emretmesi üzerine, yapılan nüfus sayımı anlatılmaktadır. Herkesin doğduğu şehirde yazılması gerektiğinden, Davud’un soyundan gelen Yusuf’un da ailesi ile birlikte nüfus sayımı için Bethlehem’e gidişleri tasvir edilmiştir. Suriye ve Filistin Valisi Cyrenius taht üzerinde oturur vaziyette, yanında ise askeri bir muhafız yer almaktadır. 

Valinin önünde elinde kılıç tutan sorguda görevli Romalı asker ile kayıtları yapan bir katip, karşısında hamile olan Meryem’in kaydını yapmaktadır. Çocuğun babası sorulduğunda Meryem sesiz kalmış, ancak arkasındaki Yusuf hemen cevap vererek çocuğun babasının kendisi olduğunu belirterek onu evlat olarak kabul etmiştir. Arkasında üç oğlu görülmektedir. “… çünkü o, Davud’un evinden ve soyundandı… vergilendirmek için evleneceği karısı (nişanlısı) Meryem’le ki o gebeydi” yazılıdır. Meryem’in başının üzerinde “Tanrı Anası” anlamına gelen monogramı görülmektedir. 



Doğu’lu 3 Kahin Kral Herod’un Huzurunda: 

Dış narteks güney kanadının ilk doğu lunetinde 2 bölümlü bir tasvir bulunmaktadır. Sol kısımda atları ile Beytülrahim yıldızını takip eden 3 Kahin kralın(Baltazar,Gaspar,Melkior) Kudüs’e gelerek, “Yahudilerin Kralı olarak doğan nerdedir? Çünkü doğuda onun yıldızını gördük, ona ibadet etmek için ve hediyelerini vermek geldik” şeklindeki sözlerinin Kral Herod tarafından duyulması üzerine, Kral Herod, baş papaz ve katiplerinden bu konu ile ilgili bilgi ister. Yeni doğan bu çocuğun Bethlehem’de olduğunu öğrenmesi üzerine 3 kahini çağırarak, kendisininde bu peygambere ibadet edeceğini söyler ve peygamberi onun için bulmalarını ister. 

3 kahin yeni doğmuş İsa’yı bularak, onun ilk ibadet edenleri olurlar. Kahinler Kral Herod’un kötü niyetini anladıklarından dolayı, İsa’nın nerede olduğu hakkında bilgi vermeden evlerine dönerler. Bu durum karşısında kandırıldığını anlayan Kral Herod, askerlerine Bethlehem’de bulunan ve iki yaşına kadar her erkek çocuğunun öldürülmesi emrini verir. Tasvirli sahnede mimari bir yapı önünde taht üzerinde oturan Kral Herod bir elinde asa tutarken diğer elini karşısında duran kahinlere uzatır vaziyettedir. Kralın arkasında bir muhafız, karşısında ayakta duran 3 kahin vardır. Soldaki uzun sakallı kahinin elinde İsa’ya sunulmak üzere içinde hediye olan bir kutu bulunmaktadır. 

Kutunun içinde bir tanrıya ilk kez sunulacak manevi semboller olan mür, tütsü ve altın bulunmaktadır. 

Tanrı = Tütsü ; 
İnsan = Mür, Koku ; 
Kral = Altın 

Tasvirli sahnede “ Ve işte doğudan Kudüs’ e bilge adamlar geldi, dediler ki, Yahudilerin Kralı olarak doğan nerede” yazılıdır.




Katliam’ın Emredilmesi: 

Dış narteks, güney kanadı, güney lunetinde, doğulu kahinlerin bebek İsa’yı bularak hediyelerini sunduktan sonra ülkelerine dönmeleri üzerine, Kral Herod, Bethlehem ve civarında ki 2 yaşına kadar olan erkek bebeklerin katliamını emrediyor. Solda taht üzerine oturan Kral Herod, arkasında iki muhafız, karşısında ise 3 asker yer alırken, panonun sağ kısmında ise, çocukların askerler tarafından öldürüldüğü katliam sahnesine yer verilmiştir. Bir anne karnı deşilen çocuğuna bakamıyor diğeri ise çocuğunu saklamaya çalışırken görülmektedir. Mozaikli sahnede “Sonra Herod, bilginler tarafından alaya alındığını gördüğünde, çok kızdı ve dışarı yolladı ve Bethlem’deki ve bunların bütün kıyılarındaki iki yaş ve altındaki bütün çocukları öldürdü” yazılıdır. 

Yas Tutan Anneler: 
Dış narteksin güney kanat, 2. bölüm batı kemerinde, günümüze tam olarak gelemeyen mozaik tasvirde, çocukları öldürülmüş anneler bir arada oturarak, ölen çocuklarının yasını tutmaktadır. Tasvirli sahnede, “Rama’da bir ses duyuldu, ağıt ve ağlama ve büyük yas” yazılıdır.

Elizabet ve Yahya’nın katliamdan kaçışı: 
Dış narteksin güney kanat, birinci kısımdaki batı kemerinde, Azize Elizabeth, kucağında oğlu Vaftizci Yahya ile dağda bir mağaraya sığınmaları betimlenirken, sol tarafta ise, bir asker bir elinde kılıç, diğer elinde kılıcının kını ile onlara doğru koşarken tasvir edilmiştir. Elizabeth ve oğlu, mucize eseri olarak mağaranın girişinin bir kaya ile kapanması sayesinde katliamdan kurtulmuştur. Mozaikli sahnede “Elizabet’in kaçışı”yazılıdır.



MATTA 2
16 Hirodes, yıldızbilimciler tarafından aldatıldığını anlayınca çok öfkelendi. Onlardan öğrendiği vakti göz önüne alarak Beytlehem ve bütün yöresinde bulunan iki ve iki yaşından küçük erkek çocukların hepsini öldürttü. 

17 Böylelikle Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: 

18 “Rama’da bir ses duyuldu, 
Ağlayış ve acı feryat sesleri! 
Çocukları için ağlayan Rahel 
Avutulmak istemiyor. 
Çünkü onlar yok artık!”





Meryem'in Ölümü - Koimesis

Naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahitin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüs’lü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır.

İsa, çift mandorla içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebek tutmaktadır, Mandorla (ışık halesi) içersindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim* mandorlanın üst kısmında kanatları açık vaziyette mandorlayı yukarı doğru çekerek sahneye hareketlilik kazandırmıştır. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir.

Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilerek üzgün bir ifadeyle bakmaktadır. Sahnenin üst kısmında "Tanrı anasının ölümü" tasvir edilmektedir.

*

Serafim (Seraphim- Seraphs) altı kanatlıdır , ikisini kullanır, alevler içinde kılıçta tutarlar, tanrı tahtının üstünde uçarlar, Hıristiyanlıktaki tasvirlerinde ayakları gözükmez , genital bölgesinin kapatılması olarak düşünülür. Tanrı’nın sevgisi ile yandıkları için ‘yanan melekler’ şeklinde de tasvir edililirler.




Khalke İsa'sı ve Meryem Ana 

İç narteks güney kanadı, doğu lunet duvarını kaplayan mozaik tasvirde Kariye’nin Deesis sahnesi işlenmiştir. Burada ayakta duran Tanrı Anası Meryem insanların günahlarından arınması için üzgün bir şekilde dua ederken ayakta olan İsa’nın sağında betimlenmiştir. 

Bu sahne Büyük Sarayın giriş kapısındaki tunç kapı “Khalke Kapısı” üzerindeki sahne ile benzerliğinden dolayı bu isimle anılmıştır. Meryem’in eteğinin yanında Prens İsaak Komnenos, sağ tarafta ise rahibe kıyafetleri içinde prenses Maria Palaiologos diz çökmüş dua eder vaziyette tasvir edilmişlerdir. Muhtemelen bu mozaik pano 12. yy. ve 14. yy’larda kiliseye hizmette bulunan, yapının tamirini yaptıran kişilere ait olmalıdır. 

İmparator VIII.Mikhael Palaiologos’un meşru olmayan kızı olan Maria, 1265 yılında Moğol Hanı Hülagü’ye eş olarak Karakurum’a gönderilmiş, ancak Karakurum’a varamadan Hülagü Han ölmüş, Maria onun oğlu Abaka Han ile evlenmiştir. 15 yıl burada yaşamış ve Hıristiyanlığı yaymıştır. Eşi öldürülünce de İstanbul'a geri dönmüştür. Bu evlilik nedeniyle Moğolların Maria’sı diye anılmaktadır. Rahibe olduktan sonra Melane adını almıştır.





kaynak: Kariye Müze

ayrıca 
Moğolların Maria'sı ve Kanlı Kilise ile ilgili 






Parekklesion daki Apsis duvarında yer alan piskopos figürleri

Piskopos figürleri gerçek insan boyutlarında yapılmış, kendi içlerinde önem sırasına göre sıralandırılmışlardır. Piskopos giysili olan bu azizlerin başlarının yanında adları yazılı, ellerinde ise kapalı kitap tutmaktadırlar. Bizans litürjisinin kurucuları olan iki piskopos aziz ortada yer alır. Orta sağ tarafta Aziz Basileos, onun sağında aziz Ioannes Khrysostomos, yanında aziz Athanasios, onunda sağında ismi silinmiş muhtemelen aziz Nikolaos yer almaktadır. Aziz Baselios’un solunda aziz Georgios Theologos, yanında İskenderiyeli aziz Kyrillos bulunmaktadır.




ek:


________








16 Eylül 2014 Salı

MERYEM ANA EVİ - SELÇUK/İZMİR


Tarihin ve efsanelerin birbirine bağlı olan eserinde Gregoire de Tours (538-594), Efes yakınındaki bir dağda bulunan küçük kilise­den saygıyla bahseden ilk kilise yazarıdır. "Efes'e yakın bir dağın tepesinde, çatısız dört duvar vardır, Yuhanna bu duvarların iç tarafında oturmuştur" demektedir. Acaba seyahat eden kişilerin raporlarına istinaden mi bu küçük kiliseden bahsedilmeye başlandı?

Böyle bir durumda ne çok çabuk doğrulayıcı, ne de şüpheci olmalı.



Kirkincelilerin (halen Selçuk'ta Şirince köyü) geleneklerine göre Efes'te Bülbül dağında Meryem'in oturduğu Ev'in mevcudiyetine inanırlardı. Bunlar Meryem Ana mevkiinden 17 km. uzaklıkta yerleş­miş ve her sene 15 Ağustos'ta (Meryem Ana'nın ölüm günü) ve Miraç' inin olduğuna inandıkları yerdeki mabedi ziyaret ederler idi. Meryem'in son günlerini Kudüs'te geçirdiğini savunan Ortodoks kilisesi ne bağlı olan bu Ortodoks köylülerinin ağzından, böyle bir doğrula­mayı duymak şaşırtıcıdır. 

Mamafih bu Hristiyanlar, Efes Hristiyanlarından gelen kuşaklar olduğu ve çeşitli zulümler sırasında Efes'in doğusundaki dağlarda sığındıkları düşünürsek, ortada şaşırtıcı bir şeyin olmadığını kabul edebiliriz. Türk dilini konuşup, atalarının örf ve adetlerini korumuşlardı.

Meryem Ana Ev'ini ziyaret günü dağda 5 saat yürüyüşü göze alan bu cesur insanlar, şüphesiz bunu ciddi bir nedene bağlıyorlardı. Bu hususta Mr. Poulin şöyle der: "Bu geleneği onlar icad etmedi. Bu gelenek onlara ne komşularından ne de Ortodoks kilisesinden gelmedi. Peki, ya kimden? Babalarından diye cevap verdiler. Bunu onlardan daha iyi bilen kimse yoktur."




EVİN MEYDANA ÇIKARILMASI

1881 yılında, Paris piskoposluğuna bağlı Gouyet adında bir rahip, Katharina Emmerik'in (1774-1824) yazdığı "Hazreti Meryem' in hayatı" kitabında anlatılan Meryem'e ait Ev'in, tanıma uygun olup olmadığını görmek için Efes'e gitmeye karar verir.

İzmir Başpiskoposu olan Monsenyör Timoni, onu cesaretlendirerek, araştırmalarına yardımcı olsun diye yanına bir genç verir. Rahip Gouyet, çantasına, üzerinde "zavallı, zararsız ve çaresiz bu yol­cuya lütfen saygı gösteriniz" sözlerinin yazılı olan bir pusula koyarak yola çıkar. Yolculuğu sorunsuz geçtikten sonra, Hazreti Meryem'in Evi'ni bulduğunu iddia ederek, raporunu Monsenyör Timoni ile Paris Piskoposluk otoritelerine, hatta Roma'ya verir. Fakat başarılı olamaz.

On yıl sonra, İzmir Fransız hastanesi rahibelerinden Marie de Mandat Grancey, hastanedeki rahibeler camiasına, Katharina Emmerik' in "Hazreti Meryem'in Hayatı" kitabını okutuyordu. Meryem'in Efes'teki yaşamı ve ölümü ile ilgili bölümler bittiği zaman, rahibelerin rahibi olan Lazarist M. Jung şöyle der: "Efes o kadar uzak değildir, gidip görmeye değer."


Ayni tarihlerde İzmir Fransız Koleji müdürü ve İbranice uzman, Yahudi geleneklerini iyi bilen Lazarist rahip Eugene Poulin'de Katharina Emmerik'in kitabını inceler ve Efes'e bir gezi tertiplenmeye karar verir. Kendisi gitmediyse de iki rahip ve iki Katolik görevli gönderir.

27 Temmuz 1891 de dört kişi yola koyulurlar, Efes'te civarı iyi tanıyan Mustafa adında bir zencinin yardımını isterler.

Fakat bir müddet evvel Mekitarist (Ermeni Katolik) bir rahip Değirmendere'de bir şeyler bulduğunu iddia ettiğinden, Ayasuluk (Selçuk) yerine, Aziziye (Çamlık) den dolaşırlar. 

Değirmendere'deki Ortodoks manastırına geldiklerinde heyet başkanı Jung, oradaki iki papaza Hazreti Meryem nerede öldü diye sorar. Karşılığında "Kudüs te" diye cevap alır. Cevaplarından, Meryem'in ölümü ile ilgili, Bizans'ın resmi geleneğine sadık kaldıkları anlaşılıyordu.

Değirmendere gezisi hiç bir olumlu sonuç getirmediğinden, dört arayıcı Kuşadası'nda gecelemeyi ve ertesi gün ellerinde pusula ile Ayasuluk'tan hareket ederek ve Katharina Emmerik'in kitabını rehber sayarak araştırmalarına devam etmeye karar verirler.


29 Temmuz 1891 günü, saat 11'e doğru yorgun bir vaziyette, tütün dikilmiş küçük bir yaylaya varırlar. Susamış olduklarından, tarlada çalışan kadınlardan su isterler. "Suyumuz kalmadı, fakat manastıra gidin, orada su bulacaksınız" diye cevap alırlar. Bir işaretle, oldukça harap olmuş bir evi gösterirler.

Susuzluklarını iyice giderdikten sonra dört araştırmacımız etraflarına bakar ve şaşkına dönerler. Ne? Harabeye dönüşmüş ev, evin arkasındaki dağ, karşılarında deniz fakat...Katharina Emmerik tarafından Meryem in Evi için yapılan tasvirin ta kendisi, tıpatıp uyuyor. Donakalmış ve heyecanlı bir şekilde, evi tasvir eden satırları bir daha gözden geçirirler. 

Vazifelerini tam yerine getirmek için, civardaki tepeleri araştırmak isterler. Katharina Emmerik gerçekten dağın tepe­sinden, Meryem Ana Evi'nin bulunduğu yamaç, Efes ve Deniz göründüğünü yazıyordu. İki gün boyunca, tepeden tepeye koştular fakat Meryem Ana Evi'nin bulunduğu dağın tepesinden başka hiçbir yerden aynı zamanda Efes ve Deniz görünmüyordu. Böylece Meryem'in evini bulmuşa benziyorlardı. Sevinç içinde, İzmir'e dönerler ve keşiflerini anlatmaya başlarlar.

Henry Jung'un amiri sayılan, Mr. Poulin, meslektaşını şakacı itham ederek, bizzat Efes'e gitmeye karar verir. Birinci keşif gezisinden onbeş gün sonra, yani 12 Ağustos'ta bizzat dağa tırmandıktan sonra, İzmir'e dönüşünde, tutkuyla meseleye sarılıp, derin ve bilimsel çalışmalarla bu işin peşine düşmeye karar verir.


Henry Jung bir Ayinde


Mr. Poulin gecikmeden 19 Ağustos'ta, ikinci kez Henry Jung'u ve kültürlü dört katoliği yanına alarak, Efes'in yolunu tutar. Altı gün boyunca fotoğraf çekerek, ölçerek ve önemli veriler elde etmek için orada kalırlar.

Mr. Poulin'in sık sık ziyaret ettiği ve rahip Gouyet'yi unutmayan İzmir Başpiskosposu Monsenyör Timoni, Efes'teki Meryem Ana'nın evi ile ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlar. Başkanlığında, yedi rahip ve beş laikten müteşekkil uzman bir heyet kurar.

1 Aralık 1892 tarihinde Monsenyör Timoni başkanlığındaki 12 kişilik heyet Meryem Ana'ya çıkar. Heyet, Katharina Emmerik'in anlattıktan ile bariz bir benzerlik olduğunu fark eder, yerinde hemen usulüne uygun şekilde bir tutanak tanzim edilir ve heyet üyeleri tarafından imza altına alınır.

Henry Jung'un Panaya Kapulu'yu keşfettiği tarih sayılan 29 Temmuz 1891 ile Monsenyör Timoni'nin aynı yere çıktığı tarih olan 1 Aralık 1892 arasında, rahibe Marie de Mandat Grancey bu yerin mülkiyetini kendi adına geçirtmek için çalışır, bu yerin satın alma görüşmeleri 15 Ocak 1892'den, 15 Kasım 1892 tarihine kadar sürer. Demek oluyor ki, rahibe Marie de Mandat Grancey bu yerleri satın aldıktan 15 gün sonra monsenyör Timoni Meryem Ana'ya çıkar.


Rahibe Grancey Meryemana evine giderken


Sonradan Mr. Poulin'in yazdığı gibi ev, çok güzel sekiz çınar ağacı ile çevriliydi. Bu çınarların bir kaç metre ötesinde, akarsuya doğru, uzun ve narin bir kavak ağacının tepesi ince bir ok gibi yükseliyordu. Bu büyük kayalıkların eteğinde, onu koruyan ve hükmeden bu dağda, koruyucu gölgeleriyle örtercesine gizleyen kavaklar altında, sanki bir sır saklıyormuş gibi bu tarihi ve küçük kilisenin, güzel ve saygıdeğer bir görünüşü vardı. Uzakları gözetleyip, yaklaşan düşmanı haber verircesine yükselen narin kavak ağacı ise, gelen ziyaretçilere sanki "Gelin burasıdır" diye sesleniyordu. (Poulin, Panaya Kapulu tarihi, el yazısı 1 cilt, sahife 30).

Mr. Poulin, yazılarında küçük kilise için "güzel ve saygıdeğer" olarak bahsetmektedir. Gerçekte Ev'in çatısı yoktu, dört duvar ise pek iyi bir durumda değildi. Rahibe Marie de Mandat Grancey kendi imkânlarıyla, drahomasının bir kısmını evin tamiri ve civarının tan­zimi için hasreder.

Temmuzdan Aralık 1894'e kadar çeşitli işlere girişilir. Böylece su kaynağına bir kanal açılır, daha pratik yollar tanzim edilir, küçük kilisenin bulunduğu yerden daha aşağısında teraslar yapılarak, bura­ya sebze bahçesi tesis edilir. Daha sonra, ziyaretçiler için, barınacak bir yer ve rahibeler için bir ev inşa edilir. En büyük problem ise küçük kilise idi. Hiçbir şeye dokunmamak için, bu dört duvarın üstüne istinad ettirilen camla örtülü bir çatı yapılır.


Böyle bir çatının, estetik kıymeti tartışma konusu olabilir, acaba mimari açıdan daha iyi yapılamaz mı idi? belki böyle yapmakla Meryem'e ait Ev'in harabeleri korunmuştur.

İzmir'de Aziz Polikarp kilisesinde, bugün hala görülebilen freskleri yapan mimar Raymond Pere, küçük kilisenin içinde mermerden küçük bir mihrap yapar, işte bu devrede, bir kenarında Meryem Ana heykeli dikilen ve küçük kiliseye doğru giden yolun sağına ve soluna zeytin ağaçları dikilir.



17 sene bu yerlerin sahibesi olduktan sonra, 1910 yılında rahibe Marie de Mandat Grancey, bu yerin mülkiyetini Mr. Poulin'e devreder 1915 yılında bu asil rahibe vefat eder.

1914-1918 savaş yıllarında, mülkiyet ile meşgul olunamamış. 1920 yılında, lazarist rahip olan Mr. Euzet ve Saint - Germain, Mer­yem Ana'ya çıktıklarında, Ev'i korumak için yapılan çatı mahvedilmiş, civarındaki güzel yeşil meşeler kesilmiş ve mihrabın parçalanmış olduğunu görürler. Dereye atılmış olan ve elleri kopmuş Meryem Ana'nın heykelini bulurlar. Bu heykel ancak 1931 yılında şeref köşe­sinde yer alır.

1928 yılında vefat eden Mr. Poulin, el yazısı ile yazılmış vasiyetnamesine istinaden Meryem Ana mülkiyetini, Mösyö Euzet'e bırakır.

Ancak, 1917 yılında mülkiyet, Devlet Hazinesinin namına geçmiştir. Bundan ötürü dava açmak mecburiyeti hasıl olmuştur. Mahkemede ilk hamlede Meryem Ana'nın yeri cebel olmadığını ve ziraat yapılabilir tarla olduğunu ispatlamak gerekiyordu. Bundan başka vasiyetnamenin Türkiye'de, İsviçre kanunlarından alınan Medeni kanunun meriyete girmesinden önce düzenlendiği ispatlandı. En sonunda, 1932 de Yargıtay Mr. Poulin'in vasiyetnamesine istinaden, Mr. Euzet'e mülkiyet hakkını tanıdı.

1947 de, bütün ormanların Devlete ait olduğu gerekçesiyle, yeni bir istimlak tehdidi ile karşı kalındı ise de Meryem Ana sahasında Orman ağacı niteliğinde ağaç olmadığını ispat etmek zor olmadı.

Nihayet, 1951 de Mr. Euzet, mülkiyeti, "Panaya Kapulu" Derne­ğine hibe eder. Türk Hükümeti tarafından tanınan bu dernek daha sonra "Hazreti Meryem Ana Evi Derneği" olarak isim değiştirerek bu antik Hristiyan madebini restore etmek ve daha iyi kıymetlendirmek için gerekli fonları toplamaya yetkili kılınır.

Bu derneğin çalışmaları ve Mr. Quatman ve Doktor Geschuvind yardımları sayesinde Meryem Ana Evi ve sahası kıymetlendi. Diğer taraftan, 1950'de Hristiyanlık için yüce sayılan bu yerin turistik değerini anlayan Türk Hükümeti, bugün Meryem Ana'ya çıkmak için takip ettiğimiz yolun döşenmesine özen göstermiştir.





1892 de Atina Fransız okulunun iki üyesi Meryem Ana'ya çıka­rak bu dini yerin ne denli eski bir eser olduğunu kavrarlar ve ikna olmuş bir vaziyette ayrılırlar. 1898 de Fransız hükümetinin mimarı olan Mr. Carre, derinlemesine yaptığı bir inceleme sonunda, bu önemli yapının birinci yüzyıla ait olduğunu teyit eder. Efes Artemis tapınağı araştırma müdürü Oxford'lu M.Hogart ve İtalyan Hükümetinin resmi mimarı M.Rosetti, aynı görüşü paylaşırlar. 

Daha sonraki yıllarda R.P.Lagrange ve M.Lambakis yaptıkları açıklamalarla, her ne kadar yapının daha yakın bir tarihe rastladığını söylerlerse de son araştırmalar Meryem Ana'ya ait Ev'in temelleri birinci yüzyıla ait olduğunu açıkça göstermektedir. 

1966'da profesör Prandi'nin mahallinde yaptığı kazılara istinaden, 1967 yılında Portekiz'in Lisbonne şehrinde aktedilen Beynelmilel Mariolojik (Meryem Ana ile ilgili) kongrede, verdiği izahata göre, küçük kilise duvarlarının, yapıcıların yıkmak istemedikleri daha eski temeller üzerine işlendiği ve yaptığı kazı esnasında bulduğu üç kabirden cesedin yönü Meryem Ana Evi'ne doğruydu, bu da Meryem Ana'ya ifade edilmek istenen saygının işareti olduğunu izahatına ilaveten bildirdi.

Meryemana.net'ten alıntıdır.
Kütüphanesi "read online" olarak açıktır.

Papa 2.Jean Paul ziyareti - 1979


ANNE CATHERİNE EMMERİCH

Meryem Ana’ya ilişkin modern tarih, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Ren’in Alman Kıyıları’nda, Vestfalya’nın bir kasabasında, Dülmen yöresinden bir köylü kadın olan Anna Katharina Emmerick’in (1174-1824) hasta yatağında başlar. O, şifa bulunamayan bir hastalığa yakalanmış, ıstırap içinde on iki yıldır yatalaktır. Fakat Mesih İsa’nın ve Meryem’in hayatı hakkında sahip olduğu özel görümler sayesinde teselli bulmuştur.

Bu görümlerin uzaması, hastanın asla tanıyamayacağı kişileri, yerleri ve olayları olağanüstü ayrıntılı bir şekilde bildirmesi, kamuoyunun ve birkaç entelektüelin merakını çekmiş, ilgi ve hayranlık uyandırmıştır. Bunların arasında, Klemens Brentano isimli alman romantizm akımı şairi, 1818’e doğru Emmerick’in "sekreteri" olarak Dülmen’e yerleşir.

Gün geçtikçe, Emmerick’in söylediklerini, Mesih Isa ve Meryem Ana’nın hayatı hakkındakiler de dâhil olmak üzere not etmiştir. Topladığı materyali gözden geçirirken, Brentano bunları yayınlamayı düşünür ve 1835 yılında "Rabbimiz Mesih İsa’nın Çilesi" adlı bir kitap yazar. Onun ölümünden sonra da (1842) "Anna Katharina Emmerick’in görümlerine göre Meryem’in Hayatı" basılır.

Bu kitabın sondan bir önceki bölümünde şöyle yazılıdır: “İsa’nın göğe yükselmesinden sonra Meryem, üç yıl Sion’da (Kudüs), üç yıl Beytanya’da ve dokuz yıl da Efes’te yaşadı. Sen Jean, Yahudilerin Lazarus ve kız kardeşini denizde terk etmelerinden sonra O’nu buraya getirmiştir. Meryem, tam Efes’te değil; az civarında, bazı dostlarının yerleşmiş olduğu yerde oturuyordu. Evi, bir dağın tepesinde, Kudüs’ten gelen yolun solunda, Efes’ten 3,5 mil uzakta bulunmaktaydı. 

Bu kentin güneyinden, bir takım dar patikalar, yabani bitki örtüsü kaplı bir dağın tepesine ulaştırır. Zirveye doğru engebeli bir yayla vardır. Burası da bitki örtüsü ile kaplıdır ve yaklaşık yarım mil genişliğindedir. Meryem Ana’nın ikametgâhı işte burada kurulmuştur. Söz konusu bölge oldukça ıssızdır, şirin ve bereketli tepeler ile süslenmiş, küçük toprak aralıklarında mağaralar görülebilir; düzenli ama el değmemiş tepeleri, piramit biçiminde, gölgeli ve düzgün gövdeli seyrek ağaçlarıyla güzeldir.

Aziz Yuhanna (Jean) Meryem’i oraya götürdüğü zaman - O’nun için bir ev de hazırlatmıştı - bölgede, birtakım Hristiyan aileler ve dindar kadınlar yaşamaktaydı. Yarısı, ağaç yapılarıyla eve dönüştürülmüş mağaralarda, yarısı da çadırlarda yaşıyorlardı.

Bu insanlar, büyük zulüm ve kıyımdan önce, yukarılara çekilmişlerdi. Aralarında birkaç yüz metre mesafe olan mağaraları mesken tutarak, doğal oyukları sığınak seçerek, ama son derece ıssız edilmiş yerleri ikamet olarak kullanmışlardı. Sadece Meryem’in evi taştan yapılmıştı. Evin arkasındaki keçiyolundan dağa tırmanılıyordu. Kayalık zirveden, adalarla bezenmiş denizi ve Efes’i görmek mümkündü. Bu ıssız ve ıssız yer, birkaç mil uzaklıktaki Efes’ten daha yakındı.

English:
The Dolorous Passion of Our Lord Jesus Christ
Catherine Emmerich

Deutsch:
Das Leben der Heilige Jungfrau 
Maria-Anna Katharina Emmerich
link 


English:
THE LIFE AND REVELATIONS OF 
Anne Catherine EMMERICH


Catherine Emmerich'ın hayatı 2 bölüm bir arada:
LIFE OF ANNE CATHERINE EMMERICH
VERY REV.K.E.SCHMOGER, C.SSR.


Français:
Vie D'Anne Catherine Emmerich



VISIONS d'ANNE-CATHERİNE EMMERİCH 
sur la vie De NOTRE-SEIGNEUR JESUS-CHRIST




-Burası gerçekten de Meryemana'nın yaşadığı ve gömüldüğü yer midir ? Yoksa siyasi bir çıkar mı vardır?

-Mary Magdalena - Mecdelli Meryem'in de Efes'te gömüldüğü söylentileri ...

-bulunan 3 lahitin kimliği...

-gezginlerin ,rahip ve rahibelerin günlüklerinin gizlenmesi...

-Wood ve Falkener'in bahsetttiği mezarlıklar...

-Aziz Pavlos'un bunlardan hiç bahsetmemesi ya da İncil hazırlanırken, bahsettirilmemesi ...

- İncil yazarlarından Yuhanna (St.John 67 yılında öldüğü söylenir) 'ın da ,mezarının Efes Ayasuluk 'ta olması ve bunlardan bahsetmemesi...




Aziz Luka diye anılan mezarın 
( J.T.Wood'un kitabı online sayfa 58, ) ,Magnesia kapısının orada Meryemana evine giderken bekçi gibi yolu gözlemesi...(ki bugün Aziz Luka olarak kabul görmez ! )

Ephesus. So-called Tomb of St. Luke 
(© F. Krinzinger, ÖAI).


Discoveries at Ephesus Wood 
including the SITE AND REMAINS OF THE GREAT TEMPLE OF DIANA   e-book

Modern Discoveries on the site of Ancient Ephesus 
by J.T.Wood  e-book







-3.Konsil'in Efes'te toplanması ( Artemis Kültü yüzünden, halk Hristiyanlığa geçmek istemiyordu, Meryemana'ya verilen bir ünvan ile bu problem aşılacaktı, nitekim 3. Konsil kararları ile Hz.İsa "Tanrının oğlu" sıfatını alınca ,  Meryemana da "Tanrının oğlunun annesi" THEOTOKOS ünvanını aldı. Böylece Meryemana ,Artemis'in sahip olduğu gençkız, kadın, anne ve Tanrıça gibi tüm ünvanlarına sahip olmuştu.)...


EFES KONSİLİ İngilizce 3 bölüm

AUTHORITATIVE CHRISTIANITY. VOLUME I ,
by JAMES CHRYSTAL,1895 - book

AUTHORITATIVE CHRISTIANITY. VOLUME II ,
by JAMES CHRYSTAL,1895 - book

AUTHORITATIVE CHRISTIANITY. VOLUME III ,
by JAMES CHRYSTAL,1895 - book



-ve tabii ki rahibe Grancey'in yeri satın alması, 
devretmesi, vakıf olması ve Vatikan....



Gizem hala devam ediyor, ettiriliyor...

SB.






İSİS VE MERYEMANA