Bizans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2024 Pazar

İstanbul Boğazı'nı Atlarla Yüzerek Geçmek

 

Türk Süvarisi - Turkish Cavalry


Doğu Roma ordusundaki Peçenek süvarilerinden* Selçuklular ile karşılaşmadan ayrılanlar da vardı. Peçenek başbuğlarından Katalim (1049) boğazı atlarıyla yüzerek geçiyor ve diğer taraftaki Peçeneklerle birleşiyor. Öyle ki II.Murat döneminde (1416) Amasyalı Bayazıt Paşa da atları yüzdürerek boğazı geçirtmiş...

Akdes Nimet Kurat - Peçenek Tarihi



* "1049 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Bizans'ın Anadolu'daki topraklarını yeni saldırılarla tehdit edince Ermenistan sınırında bulunan Bizans ordusuna yardım etmek üzere 15 Bin kişilik bir Peçenek süvari birliği yola çıkarılmıştır. Bu ordunun başına başbuğ olarak İstanbul'da bulunan Peçenek büyüklerinden dördü, Sülçe (Sulçu), Selte, Karama ve Kataleym (Katalim) tayin edilmişlerdir." (Mualla Uydu Yücel, "Doğu Avrupa Türk Tarihi" içinde)

📚


Swimming across the Bosphorus with Horses

Some of the Pecheneg-Turks cavalry* in the Eastern Roman army left without meeting the Seljuk-Turks. Katalim (1049), one of the Pecheneg chiefs, swam across the strait with his horses and united with the Pechenegs on the other side. So much so that during the reign of Murat II (1416, Ottoman-Turks), Bayazıt Pasha of Amasya had his horses swim across the strait...

Akdes Nimet Kurat - Pecheneg History

* "In 1049, when the Seljuk Sultan Tugrul Beg threatened the Byzantine territories in Anatolia with new attacks, a Pecheneg cavalry unit of 15 thousand men was sent to help the Byzantine army on the Armenian border. Four of the Pecheneg elders in Istanbul, Sulçe (Sulçu), Selte, Karama and Kataleym (Katalim) were appointed as the chiefs of this army." (Mualla Uydu Yücel)


Turks - Tarbagatay Petroglyphs / Kazakhstan



10 Kasım 2023 Cuma

Bizans Türkleri 1204-1461

 

Bizans Türkleri (1240-1461)*

Rustam Shukurov (Şükürov)

📚


... Bu genel tablo on birinci yüzyılın ikinci yarısındaki ve on ikinci yüzyıldaki Türk fetihleri sırasında değişti. Türk istilalarının kendine özgü yönlerinden ötürü geleneksel Müslüman savaş esirleri, tüccarlar, seyyahlar ve sınır askerleri kategorileri başat tip olmaktan çıktı. Yeni gelenlerin çoğunluğunu artık imparatorluk topraklarına faal olarak yerleştirilen ve devlet makamları tarafından vatandaşlığa alınan Türk paralı askerleri oluşturdu. "İskit" kökenli Türk paralı askerleri on birinci yüzyıl ortaları gibi erken bir tarihte Bizans ordusunda görev almaya ve çok geçmeden askeri mekanizmanın önemli bir kısmını teşkil etmeye başladılar. Aynı yüzyılın ilerleyen kısmında "İskitleri" "İranlı" paralı askerler tamamladı.


Türk paralı askerleri genellikle Hristiyanlığı kabul etmiş, devlete sadakatlerini kanıtlamış ve bu yolla Bizans askeri elitine katılmış Türk önderlerinin komutası altında askerlik yaptılar. Türk kökenli birçok Bizanslı soylu ailenin kurucuları mesleki kariyerlerine askeri komutan olarak başlamıştı. Bizans hizmetine giren Türklerin çoğunun çeşitli rütbelerden askerler değil kabile reisleri olması da mümkündür. Charles Brand'ın gösterdiği gibi Türkler Bizans ordusunun orta rütbelerinde de bulunabiliyordu. Bizans ordusundaki Türklerin sayısına dair kesin rakamlar mevcut değildir; bununla beraber Brand tarafından kaydedildiği gibi, Haçlılar arasında Bizans'ın Türklerle ittifaka girdiği izlenimi uyandığına göre herhalde sayıları buna yol açacak kadar yüksekti: "Bizans'a düşmanlık ve imparatorlardan kuşku duyulması on ikinci yüzyılda arttı ve Türklerden yararlanılması buna katkıda bulundu."


Kazhdan'a göre Bizans soylu sınıfına dahil Türk oranı aristokrat listeyi teşkil eden nüfusunu (2500 kişi) yaklaşık yüzde birine denk geliyordu (örneğin Ermeniler %15'ten daha az değillerdi). Öte yandan Bizans toplumundaki Türk göçmenleri inceleyen çalışmalar neredeyse yalnızca Bizans sarayı ve askeri elitinin üyeleri haline gelmiş soylu Türklere odaklanmaktadır. Bizzat Bizanslılar tarafından alt toplumsal sınıftan çok sayıda Türkün imparatorluk içindeki varlığı belirtildiği halde alt ve orta sınıflardan Türkler inceleme konusu olmamaktadır.


Balkanlardaki Peçenek yerleşimlerinin tahlili için ilk adımlar on yıllar önce Akdes Nimet Kurat tarafından atılmış, ancak daha sonra bilimsel çalışmalar sistemli şekilde sürdürülmemiştir. Sıradan halka dahil edilebilecek Türk sayısının aristokrat Türk sayısından çok daha fazla olduğu açıktır....


On üçüncü yüzyıldan on beşinci yüzyıla uzanan döneme ilişkin kaynaklar ise Bizans nüfusuna kölelerden aristokratlara dek tüm katmanları kapsayan kitlesel Türk akışının daha dengeli bir resmini çıkartmamıza izin vermektedir. Bizans İmparatorluğunda Laskaris ve Palaiologos dönemlerinde Türk varlığı uzun süredir bilimsel ilgiyi çekmiştir. Geç Bizans'ta Türk yerleşimcilerin mevcudiyetine dair artık herhangi bir kuşku duyulamaz. Bununla beraber şimdiye kadar Bizans bağlamında Türkler genellikle imparatorluk topraklarında geçici süreyle kalmış paralı askerler olarak değerlendirilmiştir; şu veya bu şekilde Bizans'ta yerleşmiş Türklerin başına daha sonra neler geldiği pek az incelenmiştir...


Deşt-i Kıpçak bölgelerinden (Trans-Tuna ve Güney Rusya bozkırları ile Kırım) Bizans'a gelen Asyalı göçmenler Kouman veya Koman köküne sahip çok sayıda adın gösterdiği gibi Kuman asıllıydı.... Kuzey Karadeniz'deki Kumanlar on üçüncü yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar Anadolu'ya göre daha az İslamlaşmış olduklarından kural olarak saf Türkçe adlara ve lakaplara sahipti. Komanitzes ve Komanka adlarında Slavonik eril son ek ve dişil küçültme sıfatının teşhis edilmesi ilginçtir. Bu da Balkanlarda Slav-Türk etnik ve dilsel karşılıklı etkileşimini gösterir...


On üçüncü yüzyılın ilk yarısında en azından iki Kıpçak kitlesi göç dalgası Balkan yarımadasını kapladı. Büyük bir Kıpçak grubu 1237'de Moğolların baskısıyla Deşt-i Kıpçak'tan ayrılıp Bulgaristan'a, sonra da Trakya'ya geçmek zorunda kaldı. Bir başka Kıpçak grubu da en azı 10.000 kişiyle birlikte 1241'de Macaristan'dan gelerek Bulgaristan, Trakya ve Makedonya'ya girdi. III.Ioannes Vatatzes (Batatzes) müzakereler ve hediyelerle 1241/42 civarında Balkan Kıpçaklarının bir kısmını yanına çekti ve Bizans ordusunun bünyesine kattı. Kumanlardan bazıları Balkanlardan Anadolu'ya Bizans ve Selçuklu sınırına aktarılırken bazılarına da Trakya ve Makedonya'da toprak verildi. III.Ioannes Vatatzes'in onlara Trakya ve Makedonya'nın tam neresinde toprak verdiğini bilmiyoruz; ancak mikrotoponiminden kimi bilgiler edinilebilir. Bizans ordusuna dahil edilen ve Balkanlarda faaliyet gösteren Kuman birlikleri (Sknthikón-Σκνθικόν) izleyen on yıllar içinde kaynaklarda sıkça zikredilmiştir. İstanbul'u Temmuz 1261'de Aleksios Strategosoulos komutasında yeniden ele geçirenler "İskitler"di. Anadolu Kumanlarının Menderes boylarına ve Frigya'ya (Filadelfiya'nın doğusuna) yerleştirildiğini biliyoruz.


Altınordu topraklarından gelen bir kısım "Kuzeyli Tourkopouloi" 1302 civarında imparatorun hizmetine girdi. Anlaşılan bunlar Kuman veya Kuman-Moğol gruplarıydı. Sayıları bilinmemektedir. Bizans topraklarına varışlarında vaftiz edildiler. 1305'te imparatora karşı ayaklandılar ve sonra başlarına ne geldiği belirsizdir. Bizans topraklarındaki bir başka büyük Kıpçak grubuna (yaklaşık 20.000 savaşçı) doğudan atıf 1320 civarına tarihlenmektedir. Bu Kumanlar 1320 civarında Sırbistan'dan hareket etmişlerdi; ancak kısa zaman sonra Altınordu'dan eski soydaşlarını toplayarak Trakya'ya akın düzenlemeye giriştiler.


III.Andronikos Palaiologos 1322 ile 1327 sırasında bunlara Limni, Taşoz ve Sakız'a gitmeleri emrini verdi. Açıktır ki eldeki kaynaklar tüm Kuman göçü vakalarını kaydetmemiştir. Athos Manastırlarına ait belgelere göre Kıpçakların gelişi on dördüncü yüzyılın ortalarına dek durmamıştır....


Anadolu'dan ve Altınordu'dan gelen Hristiyanlığı yeni kabul etmiş kişilere diplomatik görevler verilmekteydi. Altınordu'dan gelerek yurttaşlığa alınan Kocabahşı (Koutzimpaksis) II.Andronikos tarafından "aynı ırk ve dilden" olduğu isyancı Alan ve Kuman Türklerine karşı komutan olarak gönderilmişti. İmparator ırk ve dil ortaklığının yatıştırılmalarını kolaylaştıracağına inanıyordu. Aynı Kocabahşı (Kocabaşı) daha sonraları Altınordu hükümdarı Tokta'ya gönderilen Bizans heyetinin başına getirilmişti. Memlûk kaynaklarından nadir görülen bir vakayla karşılaşmaktayız: Kahire'ye gönderilen iki Bizanslı temsilci Aksungur ile Bahadır 1326/27 yılında İslamı kabul etmişti. Bu kişiler muhtemelen Hristiyanlığı kabul etmiş iki dilli Bizans göçmeniydiler ve dilsel yeteneklerinden ötürü Türkçe konuşan Mısır sarayına temsilci olarak gönderilmişlerdi. ...


Rustam Shukurov (Şükürov)

Bizans Türkleri (1240-1461)

📚



* Not: Kitabın Türkçesindeki başlık tarihi "1240-1461" değil "1204-1461" olacaktı, baskı hatası sanırım.

* İngilizcesi için: The Byzantine Turks, 1204-1461 - Rustam Shukurov


18 Mart 2023 Cumartesi

Kurt - Buri Alpler

 

KURT/BURİ-EVREN/BÜKE ALPLER

"Kurt savaşçı" ile miğferli bir asker bezemeli 12.yy taş kabartması 1895 yılında Tuzla'da bulunmuş. Aynı yıl benzer bir başka rölyef Eskişehir'den çıkmış. Bu rölyefin ise her iki tarafında da Kurt başlı çıplak bir adam var. Biri oval bir kalkan taşırken, diğerinin başında da dizgin bulunmaktaymış.

Bu rölyef Dragos Suyu Anlaşması'nı göstermektedir
(Görseldeki rölyef Bode müzesi Berlin'de)


* * *

Dragos Suyu Anlaşması

11 .yüzyılın son çeyreğinde, 1071 Malazgirt Savaşı'nı takip eden ilk on yıl içinde, Ege ve Marmara kıyılarına hatta İstanbul'un karşısında Kadıköy ve Üsküdar'a kadar uzayan Türk akınları yüzünden Bizans'ın Anadolu'da, gerek Bithynia gerekse Phrygia bölgelerinde sahip olduğu şehir ve kalelere ulaşması adeta imkansız hale gelmişti. Fakat Türk akınları ilerleyen yıllar içinde bu bölgelerde ulaştığı uç noktalarda kalıcı olamadı. 1081'de Bizans tahtına çıkan imparator I.Aleksios Komnenos (1081 - 1118) yirmi beş yıldan beri imparatorluğun içine düştüğü karışıklık ve zaafa son vermek üzere büyük bir gayretle harekete geçti. Süleymanşah ile yaptığı Dragos Suyu (*) Anlaşması sonucunda Türkler Boğaziçi kıyılarından Dragos Suyu'nun doğusuna çekilmeyi kabul ettiler.

Dragos Suyu Anlaşması sayesinde Anadolu'da barışı sağlamak ve hem de bu sayede Norman tehdidine karşı Süleymanşah'dan yardım elde etmek imkanını da buldu. Süleymanşah'ın gönderdiği yedibin kişilik askeri birlik ve yine yardım istediği Venedik'in sağladığı donanma desteğiyle dört yıl süren bir mücadeleden sonra Normanlar'ı yenmeyi başardı. Bundan sonra da Trakya bölgesine kadar ilerlemiş olan Peçenekler'i (1091) ve onların arkasından gelen Kumanlar'ı (1094) geri püskürterek Balkanlar'da sükuneti elde etti. Böylece on yılı aşkın bir süre aralıksız devam eden savaşlar sonunda elde edilen başarılar ile imparatorluk yeniden rahat nefes alacak duruma kavuşmuş oldu.

Norman savaşının son bulmasından sonra 1085 yılının sonunda İstanbul'a dönen imparator Aleksios, Süleymanşah'ın Çukurova bölgesini ve Antakya'yı zaptetmek üzere güneye giderken başkenti Iznik'in idaresiyle görevlendirdiği kumandanı Ebulkasım'ın, iki taraf arasında 108l'de yapılan Dragos Suyu Anlaşması'nın şartlarını bozarak Bizans arazisine akınlar düzenlediğini ve Türklerin yeniden İstanbul yakınına kadar ilerlemiş olduğunu gördü. Aleksios derhal karşı saldırıya geçerek Türk akıncılarını kıyı bölgelerinden uzaklaştırdı. Anna'nın ifadesine göre Tatikios (*) imparator Aleksios'un emriyle İznik'te hüküm süren Ebulkasım'a karşı gönderilmişti.

Süleymanşah'ın 1086'da ölümünden sonra ise Aleksios, Selçuklu başkenti İznik'de hüküm süren Ebulkasım'ın elinden Nikomedia (İzmit)'yı ve Kios (Gemlik)'u geri aldı. 1093 yılı başında İznik'de Türkiye Selçuklu tahtına çıkan Sultan I.Kılıç Arslan (1093- 1107) döneminde ise Bizans Türklere karşı İzmit Körfezi ile Sapanca Gölü arasında uzayan çizgi boyunca kuzeydoğu sınırını koruyabildiği gibi, Apollonias (Gölyazı), Kyzikos (Erdek yanında) ve Poimanenon (Eski Manyas / Soğuksu)'u geri almak suretiyle Marmara Denizi'nin güney sahil bölgesini de tekrar eline geçirdi . Buna mukabil Türklerin Anadolu'nun batısında Ege Denizi kıyılarına kadar yayılmalarını önleyemedi.

İmparatorluk, her ne kadar, Karadeniz'in kıyı ve dağlık bölgelerinde hakimiyetini hala devam ettirebilmekteyse de, Orta-Anadolu'da Eskişehir ovasına kadar uzayan Türk yerleşimini de durduramamıştı. Çünkü Balkanlar'da önce Normanlar'a, sonra Peçenek ve Kumanlara karşı yürüttüğü savaşlar İmparator Aleksios'un Anadolu'da Türklere karşı ciddi bir harekete girişmesini engellemekteydi.

Prof.Dr. Işın DEMİRKENT (Bizans Tarihi Yazıları)


* Dragos Suyu Maltepe ve Kartal ilçe sınırları içindedir. Dragos (Ejder/Evren/Büke) suyun iyesidir. Mitolojide ise kökeni ve adı Grekçe olmayan savaş tanrısı Ares'in bekçileridir.

"Türklerde Evren motifi bir alplik örneği olarak karşımıza çıkar. Orhun yazıtlarında alp anlamında Büke sözü belki de buna işaret etmektedir. Evren tipleri bazen buri (kurt) başlarına benzer. Ordos ve Sibirya sanatında, Partların bayraklarında, Türk Kağanlığı döneminin bayrak tepelerinde ve Türkistan ile Uygur duvar resimlerindeki bayraklarda evren başı olarak tekrar eden buri maskesi görülür. Kara-balgasun anıtındaki Kök/Gök-Büke'lerin başı da "buri" maskelerine benzer." - Dr. Emel Esin


* Komutan Tatikios da Türk kökenlidir.


SB


KURT/BURİ-EVREN/BÜKE ALPLER




30 Kasım 2020 Pazartesi

Bizans Grek değildi

 

IV Hazarlı Leo - 17.yy çizimi, Doğu Roma İmparatoru (751-780) - İl Başı (Basil)
Babası : V.Konstantin ; Annesi: Hazar Kağanı Bihar'ın kızı Çiçek (Tzitzak)

"Bizans devletinin Yunanistan ile hiçbir ilişkisi yoktur ve tarihin hiçbir devrinde bugünkü Yunanistan gibi bir devlet asla olmamıştır. Özellikle belirtilmelidir ki, Yunanistan'daki Bizans kalıntılarının sayısı, Anadolu'dakilerin 1/10 kadar bile değildir! Bizans döneminde Anadolu'da yaşayan yerli halk, misyonerlik kullanılarak ve zorlanarak Hristiyanlaştırılmış, istemediği halde yine zorla kiliseye sokulmuş ve anadili Grekçe olmadığı halde Grekçe verilen vaazları dinlemek ve Grekçe İncil'i okumak zorunda bırakılarak baskılarla Hellenleştirilmiştir.

Bazen Kilikya'da olduğu gibi Bizans'ın Hristiyan bağnazlığı o derece artmıştır ki, Müslüman veya pagan olanların çoğu katledilmiş, canlarını kurtarabilenlere ise eğer yaşamak istiyorlarsa Hristiyan olmaları şartı yüklenmiştir. Anadolu tarihinde hiçbir kavim bu derece gaddar yöntemlerle asimilasyon politikası izlememiştir; hatta yaptıkları gaddarlıklarla Tevrat'a giren Asurlular dahi din öğretisini de içeren böyle iptidai yöntemlere başvurmamışlardı.

Bu kadar akıl almaz yöntemlerle Prokrustes (*) yatağına sıkıştırılmış olan bir halklar konglomerasyonuna (**) Grek, Yunanlı, Rum demek çok yanlıştır, çünkü bunu derken Anadolu'ya sanki Bizanslılar çağında yeni "Bizans" göçleri olmuş olduğunu kabullenmek gibi çok ciddi bir yanılgıya düşeriz. Bizanslılar devrinde Anadolu'ya hiçbir zaman Grek/"Bizanslı" göçü olmamıştır; aksine Slavlar, Bulgarlar, Peçenekler, Avarlar, Türkler, Araplar, Persler, Moğollar gibi başka kavimler göçmüştür."


Prof.Dr. Ahmet Ünal // "Hititler" kitabından

(*) Prokrustes'n Yatağı : Atina-Megara arasından haydutluk yapan mitolojik bir karakter. Biri küçük diğeri büyük iki yatağı varmış. Gelip geçen yolcuları soyduktan sonra uzun boyluları kısa yatağa yatırır, ayaklarını keser; kısa boyluları da uzun yatağa yatırarak ayaklarından çekerek uzatırmış. Turovalı Elene (Helene)'yi daha çocuk yaştayken kaçıran Atinalı Theseus bu haydutun hakkından gelerek öldürmüş. Günümüzde sabit fikirleri olan kişilerin düşüncelerini zorla değiştirmeye kalkan kişiler için kullanılan bir deyimdir.

(**) Konglomerasyon : Değişik maddelerin bir araya gelerek içi boş organlarda kitle oluşturması.


"Sanatta Süreklilik" - "Soydaşlık" " Kültür ve Dil Birliği"
"Biz Anadolu'dan hiç gitmedik..."

İonlar Grek değildir, Pelasg kökenlidir. Ama göç sonrası karışmışlar ve bir çoğu Hellenleşmiştir. Ve İon sözünü bir Yunan'a çevirmişiz, yanlıştır. Gerçi Hellenlerde ancak ve ancak MÖ 5.yy'dan sonra Ellen sözünü etnik olarak kullanmaya başlamıştır, öncesi yoktur. İskender döneminde Anadolu'nun birçok yerinde "Yunanca" konuşulmuyordu ki MS 4.yy'da bile "Yunanca" konuşulmayan bölgeler vardı... Şimdi özetle ilk imparatorlara bakalım...


* Bizans (Byzantion) adı "Yunanca" değildir ve "Grek" kolonileri tarafından da kurulmamıştır.

* Bu imparatorluğun asıl adı Bizans değil, Doğu Roma'dır. Bizans adı 16.yy da tarihçi Wolf tarafından antik kent adına atfen "verilir".

* Roma İmparatorluğunu ikiye bölen ve doğuyu alan Diokletianus, bugünkü kıta Yunanistan'dan değil, İlirya'dan gelen bir Romalıdır. Batı Roma ise Maximian'ındır.

* Doğu Roma'nın kurucusu kabul edilen "Büyük" Konstantin Romalıdır ve bugünkü Sırbistan'dan gelir.

* İmparator Valentinian, bugünkü Hırvatistan'dan gelir, İlirya-Romalıdır.

* "Büyük" Theodosius, bugünkü İspanya'dan gelen Romalıdır.

* I. Leo, Trakyalı Romalıdır. Kimi Trak kavmi Bessi, kimi de Dacialı (ya da Getae) olduğunu söyler. Şu iyi bilinmeli ki Traklar çok yoğun bir şekilde İskitlerle karışmıştır, yani melezdirler.

* Makedonya'dan gelen I.Justin Trakyalı-Romalıdır, Yunancası çok zayıftır.

* "Büyük" Justinian Dardania'da doğmuş İlirya-Romalısıdır, Trak-Romalısı diyen de var, yine de "Grek" değildir...

* Heraklius'un Kapadokya Ermenisi olduğu söylenir, hatta Arsak kökenli derler. Ancak, Hint-Avrupacıcıların aksine, Arsakların Türk kökenli olduğunu belirtilen birçok Azerbaycan ve Türkmenistan tarihçisi var, Arsaklar Part-Türklerinin devamıdır. Heraklius döneminde Latinceye son verilerek, Yunancaya geçilir, kilisenin de etkisiyle Yunanca konuşulur. Heraklius gibi, Batı Türk Kağanlığı (Göktürk) da Sasanilerle sorun yaşıyordu ki Sasanilerin ordusu azımsanmıyacak kadar çok Türk askeri bulunuyordu. Batı Türk kağanı Tong Yabgu ile müttefikliğini pekiştirmek için Heraklius kızı Eudokia'yı Kağan'ın oğlu ile sözledi, ancak bu evlilik Tong'un ölmesiyle gerçekleşemedi.

* II. Justinianos'un eşi Hazar Türküdür. Buşir Kağan'ın kızkardeşi Theodora'dır.

* V. Konstantin'in eşi de Türktür. Hazar Kağanı Bihar'ın kızı Çiçek (Tzitzak) iken, oğulları IV.Leo "Hazarlı İmparator" olarak tanınır. Çiçek ile birlikte Doğu Roma'ya "Türk" tekstili girer, Hazar kostümleri popüler olur ve buna da "Tzitzak modası" demişlerdir.

* 11.yüzyılda imparator I. Aleksios'un kızı Anna Komnini bile eserinde "Romalı" sözünü kullanır.


Kökenleri değişen daha birçok imparator var, ancak artık "Grekleşmeye" başladıkları için bu örnekler yeter sanırım.


Bilgileri kaynaklara göre aktardım, yanlışım varsa da düzeltirsiniz. Yalnız, Doğu Roma tarihinin Türksüz anlatılamıyacağını da bilmeliyiz. Kuruluş sonrasına bile bakarak Anadolu'da öncelikle Hun - Avar - Hazar Türklerinin, sonra ise Selçuklulara kadar Kıpçak/Kuman ve Peçenek Türklerinin yerleşik yaşadıkları bir gerçektir ve birçoğu da Hristiyan dinini kabul ederek "Hellenleşmiştir". Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğundaki azınlıkları sayıyor ve gözümüze sokuyorlarsa, bizim de Doğu Roma İmparatorluğundaki Türkleri anlatmamız gerekiyor. Bir imparator "Ermeni (Armenian origin)" ya da "German (Germanic origin)" kökenli olması belirtiliyor da "Türk" olunca niye tüm kaynaklar susuyor? IV. Leo için Hazar diyorlar, ancak "Türk" demiyorlar "semi-nomadic Turkic" diyorlar. Oysa Hazarlar ne semi-nomadic ne de Turkic'tir!.. Hepimiz biliyoruz, Hazarların Türklüğünü ve "devlet" kuranlara da "yarı-göçebe" denilmesi büyük terbiyesizliktir !.. Basileus (Basil < Başil > İl Başı - Avrupalıların anlamdırdığı gibi bey/yönetici/lider/kral !) sözünün kökeni bile Türkçedir ve İskitler vasıtasıyla geçmiştir. Ayrıca kıta Yunanistan bile tam manasıyla "Grek" değildi. Birçok Hun, Avar, Hazar, Kuman da kıta Yunanistan'a yerleşmişti (bununla da ilgili bir paylaşım yapmıştım/link). Osmanlı döneminde bile Anadolu'da öyle abartılı bir "Rum" nüfus da yoktu. Yani bu tarihi olayların tek taraflı anlatılması öncelikle kendimize ihanettir.


Daha önce birçok kaynak paylaşmıştım, blogtan kaynak ve linklerle diğer paylaşımlara da ulaşabilirsiniz.


Semra Bayraktar


Aksoukh adı Türkçedir; Aksu.

"Vazelon manastırı kayıtlarından anlaşıldığı kadarı ile, bölgedeki Hristiyanların % 52.7 si Rum kökenli değildir. Bunların büyük bir kısmının Hristiyan Kıpçak Türkleri olduğuna dair çeşitli kayıtlar vardır. Grek kayıtlarından Komnenosların doğusundaki Kıpçak unsuruyla akrabalık münasebeti kurduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu evlilikler sonucu doğan çocukların ikinci isimleri hep Türkçedir.

Komnenos krallarından I. Jean’ın (1235-1238) diğer adı Aksuh (Aksu), Kral II. Aleksios’un (1297-1330) çocuklarının ikinci isimleri Michel Azahutlu (Atakutlu), Georges Ahpugas (Akboğa), Anna Anahutlu (Anakutlu)’dur."


Doç. Dr. İbrahim Tellioğlu

Doğu Karadeniz Bölgesinin Türk Yurdu Haline Gelmesi Hakkında Bir Değerlendirme


* Vardar Nehri'nin eski adı da Aksu'dur.

İngilizce İlyada'da "Axius" iken, Yunancasında Axioú (Ἀξιοῦ) olarak geçer....

Ne hazindir ki Türkçesinde "Aksios" demişlerdir!..

"Pyraikhmes komuta eder kıvrık yaylı Paionlara,

onlar ta uzaklardan gelmişler, Amydon'dan,

uzun kıyılarından Aksios'un,

Aksios yayılır tatlı bir suyla toprağa."

(İl.2:848/50)

Bazılarının da iddia ettiği gibi kökeni Hint-Avrupa dilinden değil, Türkçeden gelir.

SB

Doğu Roma Hakkında Notlar / link


"Bizans imparatorluğundaki etnik mozaik içinde bulunan Türk varlığının sayısı,

hiç de küçümsenemeyecek kadar çoktu."

"Bizans ... bir Grek Devleti değildi...."

Prof. Dr. Işın Demirkent /link

"Bizans'ta Türkler vardır." Prof. Dr. Levent Kayapınar / link

Doğu Roma İmparatorluğu'nda Bir Türk Komutan; Tatikios

ve Tatikios’un kumandasında bir başka Türk: İlhan / link

Doğu Roma İmparatorluğu’nda Türk Kökenli Bir Komutan: Bardanes Tourkos ve İsyanı / link

Doğu Roma İmparatorluğunda Bir Türk Komutan; George "Maniakes", Yani "Deli" George / link



29 Nisan 2020 Çarşamba

Doğu Roma'da Theme - Türklerde Tümen


Doğu Roma'da kullanılan Theme sistemi ve kelimesi Türklerden geçmiştir.

"Bizans İmparatorluğu ile yapılan savaşlar sonunda esir düşen veya anlaşmalı olarak kendi istekleriyle Bizans arazilerine iskan edilen onbinlerce Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman-Kıpçak Türkü’nün yerleşimi belirli bir sistem dahilinde gerçekleştirilmiştir. Bahsi geçen bu sistemin temeli İmparatorluğun yüzyıllar boyunca Pers ve Arap istilaları, iç savaşlar, hastalık, kıtlık gibi nedenlerle insan gücünün azalmasına bağlı olarak dışarıdan temin edilen yerleşimcilerle nüfusu azalan bölgelerin yeniden canlandırılmaya çalışılmasına dayanmaktadır. Nitekim, özellikle İmparatoratorluğa yönelik dış tehditler arttıkça böyle bir teşkilat geliştirilmiş ve bu teşkilata theme adı verilmiştir. Diğer bir ifadeyle theme’ler, başlangıçta olmasa dahi zamanla, askeri ve mülki idareyi bir elde toplayan Stratikosların emrinde bulunan idari birimlerdir.

Kelime olarak kökeni tam açıklanamayan theme’in Yunanca bir kelime olan ve İmparatorluk görevlileri tarafından kayıt defterine yazılma anlamına gelen thesis’den geldiğini ileri süren Aikatarina Christophilopolou’ya (7) karşın, Mark Wittow, kelimenin ‘step dünyasıyla’ ilgili olduğu görüşünün ikna edici olduğunu belirtmekte ve Türkçe’de 10.000 kişiden oluşan ve Tümen adı verilen askeri birlikle alakalı olabileceğinin altını çizmektedir. Nitekim, göçebe komşuları Türklerin savaş kabiliyetlerine aşikar olan Roma ve Bizanslıların kelimeyi almış olmalarının gayet doğal olduğunu belirten Witthow, kelimenin başlangıçta askeri birliği ifade ederken, 10. yy.’dan itibaren bu askeri birliklerin yerleştiği yerleri ifade etmeye başladığını belirtmektedir.(8)

Tüm Bizans tarihi boyunca themeler’den sınırlara yakın olanlar ayrı bir öneme sahip olmuştur. Bu birimlere askerler aileleriyle birlikte yerleştirilir vergiden muaf tutulur ve dolayısıyla askerlik karşılığı toprak sahibi olurlardı. Aslında bu türden sınır bölgelerine asker yerleştirme uygulaması eskiden limitanei olarak adlandırılan ve sınırlara asker yerleştirme anlamına gelen eski sistemin geliştirilmiş şeklidir. (9) Yabancı olan bu askerler aileleriyle birlikte ve kendi mülklerinde oturduklarından sahip oldukları toprakları müdafaya mecbur olurlardı ve bu da beraberinde İmparatorluğa sadakatı getirmekteydi. Genel olarak bakıldığında theme sisteminin Anadolu’da daha fazla geliştiği söylenebilir. 6. yy.’dan itibaren Anadolu’da meydana gelen nüfus azalmasına karşı oluşturulan bu themelere yerleştirilmek üzere İmparatorluğu’n çeşitli bölgelerinden özellikle de Balkanlar’dan yeni insanlar nakledilmiştir.(10) Diğer taraftan, zaman içerisinde benzer organizasyon Balkanlar’da da gündeme gelmiştir.

7. yy.’ın orijinal themeleri Anatolikon (669), Armeniakon (667), Thracian (680-685) ve Opsikion’dur (680). İlk iki theme eski “magister militum per orientem ve magister militum Per Armeniam” olarak adlandırılan ordulardır. Doğu ordusu Mezopotamya ve Suriye’den çekilip Güney- Orta Anadolu’ya yerleşmiş ve Anatolikon theme’i adını almıştır. Armenia ordusu da Yukarı Fırat bölgesinden çekilerek Kuzeydoğu Anadolu’ya yerleşmiş ve Armeniakon adını almış, Balkanlar’daki eski “Magister militum per Thraciam” olarak bilinen Batı birlikleri de Trakya’dan çekilerek verimli batı Anadolu topraklarına yerleşip Thrakesion theme’sini oluşturmuştur.(11) Son theme olan Opsikion ise İstanbul’a yakın, Kuzeybatı Anadolu’da ve İmparatorluk muhafız birliklerini ve 6. yy.’da merkezi ordudan kalan birlikleri içeren bir theme’dir. 

Ancak 9. yy.’a gelindiğinde Anadolu themeleri küçültülerek Opsikion, Bucellarion, Optimaton, Paphlagonia, Armeniakon, Chaldia, Colonea, Charsianon, Anatolikon, Thraceion, Kappadokya, Mezopotamya, Sebastea, Lycandus, Leontocomis, Seleukia ve Cbyraeots(12) adlarında yeni theme’ler oluşturulmuştur."


Yonca Anzerlioğlu
Bizans İmparatorluğu'nda Türk Varlığı
Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Enstitüsü
Türkler Ansiklopedisi, Cilt 6, s.351-375 ya da link
Dipnotlar:
[7] Aikatarina, Christophilopolou, Byzantine History, II, 610-867, trans. by Timothy Cullen, Amsterdam, 1993, s. 346.
[8] Mark Whittow, The Making of Orthodox Byzantium, 600-1025, London, 1996, s. 113.
[9] George Ostrogorsky, History of the Byzantine State, tran. By John Hussey, oxford, 1968, ss. 97, 131-132; Baykurt, op. cit., s. 115; Diehl, op. cit., s. 42.
[10] Peter Charanis, ”The Demography of Byzantine Empire,” Proceedings of 13th international Congress of Byzantine Studies, ed. by J. M. Hussey, D. Obelensky and S. Runciman, Sofia, 1935,.
[11] Witthow, op. cit., ss. 113-114; Christophilopolou, op. cit., s. 349.







Rusya'da Tümen Oblastı ve Tümen (Tyumen) adında bir kent de bulunmaktadır.

The name of the Russian city Tyumen is Turkish of etymology, just like the Theme's of the Byzantine Empire.
Tümen = Tr.ety., Army of 10.000 soldiers.
SB




19 Nisan 2020 Pazar

Tatikios; Doğu Roma İmparatorluğu'nda Bir Türk Komutan






Doğu Roma İmparatorluğu'nda Bir Türk Komutan; Tatikios
ve Tatikios’un kumandasında bir başka Türk: İlhan


"İmparator I.Aleksion Komnenos (1081-1118)'un en güvendiği kumandanlarından biri ve yakın dostu olan Tatikios'un hayatı ve faaliyetleri hakkında bize imparatorun kızı prenses Anna Komnene'nin babasının hayatını konu alan tanınmış eseri Alexiade ile, Anna'nın kocası Caesar Nikephoros Bryennios'un kaleme aldığı tarih eseri bilgi vermektedirler. Ayrıca Birinci Haçlı Seferi'ni anlatan çoğu çağdaş Haçlı eser ve yazarları, Gesta Francorum, Albertus Aquensis, Raimundus Aguilers, Tudobodus, Guibertus Novigenti, Baldricus ve Willermus Tyrensis İznik ve Antakya kuşatmaları sırasındaki olaylar içinde Tatikios'tan bahsetmişlerdir.

Anna Komnene'nin kaydına göre, müthiş bir savaşçı ve çarpışmalarda soğukkanlılığını kaybetmeyen, gözü pek bir kumandan olan Tatikios hür soydan gelmiyordu. Tatikios'un babası, Anna'nın büyükbabası dux Ioannes Komnenos tarafından bir yağma saldırısı sırasında esir alınmıştı. Anna, bu olayın hangi tarihte cereyan ettiğini kaydetmemiştir. Bununla beraber, büyük bir ihtimalle Tatikios da babası ile birlikte esir alınmış olmalıdır ki, o takdirde bu olayı 1057 yılından sonraki bir tarihe yerleştirmek gerekecektir. Çünkü Nikephoros Bryennios eserinde, Tatikios'un imparator Aleksios ile aynı yaşta olduğunu ve onunla beraber yetişip büyüdüğünü yazmıştır. Aleksios'un doğumu için 1057 yılı kabul edildiğine göre, Tatikios da aynı yıl, yani 1057'de doğmuş olmalıdır.

Anna Komnene'nin eserinde yabancılar için hemen hemen hiçbir methedici söz kullanmamasına rağmen, Tatikios'un cesareti ve savaşçılığının yanı sıra temkinli ve uzakgörüşe sahip bir kişi olarak övmesi dikkat çekicidir. Tatikios için Bryennios'un ifadesi de aynı şekilde övgülerle doludur; onun imparatora bağlılığını ve ileri görüşlü kişiliğini dile getirmiştir. Aynı zamanda Bryennios Tatikios'un adeta imparator Aleksios'un ailesinden biriymiş gibi olduğunu kaydetmiş ve böylece onunla Aleksios arasındaki samimiyeti vurgulamak istemiştir. Tatikios ile ilgili olarak Anna'nın şöyle bir kaydı da vardır: Anna babasının sonraları dizinden duyduğu ağrıya her ikisi polo oynarken istemeyerek Tatikios'un sebep olduğunu yazmıştır. Anna Komnene ve N.Bryennios'un hiç değinmedikleri fakat Haçlı yazarları tarafından dile getirilen bir husus da, Tatikios'un burnunun kesik olduğu ve onun burnunun yerinde altından yapılmış takma bir burun taşıdığıdır....

Tatikios'un ne ölümü ne de özel hayatı ile ilgili herhangi bir bilgi aktarılmamış. Evlenip evlenmediği veya çocukları olup olmadığı hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bununla beraber babasının Tatikios, annesinin Komnene olduğunu söyleyen Mikhail adında biri ,belki de gerçekten onun oğludur. Ayrıca 1104 sözleşmesinde, kuropalates ve anaagrapheos olan Konstantinos adındaki birinden 'megas primikerios'un yeğeni' diye bahsolunmuştur. Bunun dışında 12.yüzyıl sonunda imparator II.Isaakios Angelos'a karşı düzenlenen entrikalar içinde Konstantinos Tatikios adını taşıyan şahıs, belki de Tatikios'un torunlarından birisiydi.

Kinnamos'un eserinde de Tatikios adında bir kumandanın varlığından haberdar olmaktayız. Kinnamos, imparator Manuel'in Macarlara karşı 1167 yılında yaptığı sefer ve savaş sırasında ordusunda 'Aspietes' lakaplı Tatikios adında bir kumandanın bulunduğundan bahseder. Bu şahsın da megas primikerios Tatikios'un soyundan gelmiş olması pekala mümkündür."


Işın Demirkent
Tatikios (Türk Asıllı Bir Bizans Kumandanı)
Belleten, Cilt: LXVII – Sayı: 248 – Yıl: 2003 Nisan



Tatikios'un soyundan Konstantine Tatikios'un Sikkesi
12.yy'ın ilk yarısı
Yazıt: Tanrım, "en asil"* hizmetkarınız olan Konstantine Tatikios'a yardım edin.
*Protonobelissimos > en asil anlamına gelen fahri bir unvan.




"Tatikios İmparator Alexios’un babası, Ioannes tarafından esir alınmış bir Selçuklu Türk’üdür. İmparator’un çocuğu ile birlikte büyüyen ve tahta geçtiğinde de Bizans’ın askeri komutanlığını yapan Tatikios Bizans hizmetinde Aleksios’un tahta yükselmesinden sonra megas primikerios ünvanını almış ve bu ünvanla başarılı bir yaşam sürmüştür.

1081 yılında Makedonya’nın Ahrida bölgesinde yerleşik olan Türklerin önderliğini yapan Tatikios, Arnavutluğu ele geçiren ve Aşağı İtalya Normanlarının lideri Roverta Giskadru’ya karşı İmparator Alexios Komnenos adına savaşan komutandır. 1086 yılında Peçeneklere yenilmiş olan Bizans ordusunu toparlamak üzere Edirne’ye gönderilen Tatikios, burada Peçenekleri yenilgiye uğratmıştır. Bu arada 1094 yılında Nicephore Diogen’e karşı düzenlenen bir suikasti de engellemeyi başaran Tatikios, aynı yıl içerisinde bu defa Kuman Türklerine karşı Bizans topraklarını savunmuş, yine Kuman Türklerinin akınlarına karşı kaynak elde edilmesi için kilise mülklerinin müsaderesi hakkında düzenlenen Sinod’da idareciler arasında görev almıştır.

Bundan sonra ise daha önce de bahsedildiği gibi İznik kuşatması sırasında emrindeki Vardar Türkleri ile 40.000 kişilik bir ordunun başında İznik’teki Türklerin su takviyesini önlemekle görevlendirilmiştir. Bu kuşatmada gösterdiği başarıdan dolayı İmparator Alexius tarafından yine emrindeki Türkopoller ile birlikte 1098 yılında Antakya’ya kadar Haçlılara eşlik etmekle görevlendirilmiştir. Burada kendisine karşı girişilen bir komplo sonucu askeri birliği terk ederek önce Kıbrıs’a gitmiş daha sonra da İstanbul’a dönmüştür. Bundan yıllar sonra ise Tatikios 1099 yılında Kephale Periphanestate ünvanı ile Bizans deniz kuvvetleri amirali olarak atanmıştır...

1092-93 yılları arasında Bizans hizmetine giren bir başka Türk de İlhan’dır.

Bursa’nın batısında Kyzikos ve Apollonia adı verilen yerlerin savunmasını üstlenmiş olan İlhan, Bizans baskısına dayanamayarak bu yerleri Bizans’a teslim etmiş ve Bizans hizmetine girmiştir. Aldığı birçok hediye yanında Hristiyanlığı da kabul eden İlhan’ı bazı aile mensupları da takip etmiştir. Akrabaları ile Bizans ordusunda savaşan İlhan 1094-5 yılları arasında Tatikios’un kumandasında Kumanlara karşı savaşan Türk birliği içinde görev almıştır."


ve diğerleri...


"Türk olduğu açıkça belirtilen İsa (John İses), Bizans eğitimi almış bir Selçukludur. 1146 yılında Konya’ya düzenlenen bir saldırıda İmparator Manuel’in yanında yaverlik yapan Poupakes da daha sonra Grand Domestikos Aksukhos’un koruması olmuştur. "

"Nicephorus Chalouphes (Halife) adındaki Türk, önce Korinth adası valisi olmuşken, daha sonra bir dönem Venedik Bizans ilişkileri çerçevesinde Venedik’e Bizans elçisi olarak gitmiştir." 

"Prosouch, yine bir Selçuklu komutanı olup özellikle İmparator Manuel Dönemi’nde Antakya Hükümdarı Raymond’a karşı girişilen seferde görev almış bir kişidir.[69] Prosouch’un oğlu veya torunu olan Nicephorus Prosouchos askeri bir görev dışında hizmette bulunan Türkler arasındadır ve bir dönem Yunanistan’ın valiliğini yapmıştır."

"Tziknoglos retorik eğitimi almış olan ve Aya Sofya idaresinde görevli bir Selçuk Türkü’dür." 

"İshak, Manuel Dönemi’nde (1154-5) hizmet eden Türklerden birisidir."

"1156 yılında Normanlara karşı verilen bir mücadelede Bizans ordusu bünyesinde görev yapan küçük bir birliğin başındaki komutanın adı Pairames’dır (Bayram)."



Yonca Anzerlioğlu
Bizans İmparatorluğu'nda Türk Varlığı
Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Enstitüsü
Türkler Ansiklopedisi, Cilt 6, s.351-375







Doğu Roma'da her şey "Grek" değildir...
SB






16 Nisan 2020 Perşembe

Georgios Maniakes; Doğu Roma İmparatorluğu'nda Bir Türk Komutan



Doğu Roma İmparatorluğu'nda Bir Türk Komutan;
"Deli" Georgios "Maniakes"


Maniakes'in İsyanı - Psellos

"Bu adamı kendim de gördüm ve hayretler içersinde bakakaldım. Çünkü doğa, komuta etmek isteyen bir adamın tüm niteliklerini ona vermişti. Boyu on metreydi, onu görenler sanki bir tepeye ya da bir dağın zirvesine bakar gibi bakmak zorundaydı. Maniaces'in görünümünde bir yumuşaklık ya da hoşluk yoktu. İşin doğrusu, daha çok ateşli bir kasırga gibiydi. Sesi gök gürültüsünü andırıyordu. Elleri de yeterince güçlüydü, sanki duvarları ve pirinç kapılarını titretecek, yerinden oynatacaktı. Bir aslan gibi hızlıydı. Kaşları ürkütüyordu. Adamla ilgili beklediğiniz her şey özellikleriyle uyumluydu. Bazıları, hakkındaki korkunç söylentileri, kahramanlıklarını duymuş ve anlatılan abartılı görünüşünden dolayı ondan korkuyordu. Onu görenler ise gördükleri karşısında şaşkına dönmüştü...

Georgios Maniakes bir anda ordu komutanı rütbesine yükselmedi. Yani, bir gün trompet üflerken ertesi günü ona lejyonun önderliği emanet edilmedi. O basamakları kademeli olarak üst sıralara kadar yükseldi. Bununla birlikte, zaferi göğüslediği sırada tekrar hapse atıldı ve bir süre daha elde edeceği başarılarından uzak kaldı. İmparatora bir fatih olarak dönmüştü, ama sırtından bıçaklanmıştı. Üst düzey bir görevli ile birlikte tüm silahlı kuvvetlerin komutanı olarak Edessa'ya (Urfa) gönderilmişti. Bu askerler genç ve hırslıydı, böylece asla geçmemesi gereken bir yola çağırdılar. Burada hem onun, hem de bizim için işler ters gitmişti ve Edessa'da yakalanarak suçlandı... 

[Maniakes, 1030-1031 arasında Urfa'yı garnizon merkezi olarak elinde tutuyordu. Ancak tekrar Arapların eline geçti. (görsel) -SB]




Daha sonra Sicilya'yı feth etmesi için gönderildi....

İmparatorluğumuzun en soylu kısmını kaybedince İmparator Maniakes'i göndererek kaybettiğimiz yerleri tekrar geri almamızı istedi. Maniakes tüm gücüyle saldırdı. Düşmanı buralardan tamamıyle kovacak ve yolların kontrolünü geri alacaktı... Sicilya feth edilince oraya yerleşti. Ancak komşusu ondan nefret ediyordu. İmparatorla sıkı bir dostluk kurdu ve kızkardeşini de imparatora arkadaşlık etmesi için gönderdi. Aslında kızkadeşi vasıtasıyla imparatorun kulağına Maniakes hakkında doğru olmayan dedikodular fısıldıyordu. Maniakes'e karşı güvensizlik tohumları ekiliyordu. İmparator onu ödüllendireceğine hor görmeye başladı, bu da Maniakes'in İmparatorluğa karşı güvenini sarstı. Hatta Maniakes'in isyan ettiğini söylediler. Konstantin'in diploması yollarına başvurdu ama başarısız oldu. Çünkü gönderdiği elçi ne askeri deneyimi ne de gücü vardı. O sadece saraya girmeyi başarabilen bir sokak solucanıydı. Görevleri Maniakes'i öldürmek, ya da hapse atmak idi.

Elçi Maniakes'e doğru yelken açtı. Bir şeylerin döndüğünü anlayan Maniakes isyana hazır bir şekilde elçiyi bekliyordu. Aslında elçi gelmeden önce düşünceleri barışçıl idi ama elçi hiçbir şekilde güvence vermiyordu. Hatta elçi aniden bir ordu komutanı edasıyla atıyla Maniakes'e doğru hamle yaptı ve onu taciz etti. Kibirli bir şekilde ona vurdu ve korkunç bir şekilde cezalandırılacağını söyledi. Maniakes artık emindi, gizli niyetler vardı ve elçiyi vurmak için değil, korkutmak amacıyla elini kaldırdı. Elçinin yanındaki adamı ise isyana kalkıştığını söyleyerek yanındakilerini da şahit olmaya çağırdı. Maniakes'in de sonuçlarından kaçamayacağını da ekledi. Bu çok ciddi bir konuydu. Doğal olarak Maniakes'in ordusu onun yanında yer aldı ve elçi ile yanındakini öldürdüler. Artık imparator ile müzakere edilemeyeceğini de biliyorlardı ve açıkca isyanı başlattılar.

[Kendi askerleri tarafından imparator ilan edilen Georgios Maniakes İstanbul'a doğru yola çıktı, ancak Selanik'te İmparator'un sadık askerleriyle karşılaştı - SB]

Böylesine cesur ve strateji ustası olan birinin yanında savaşmak için sadece askeri çağdakilerin değil, genç yaşlı tüm erkeklerin akın akın gelmesi hiç de şaşırtıcı değildi. Zaferleri sadece sayıyla değil, deneyemi ve becerisiyle de kazandığını bilen ordusu savaş halinde paniğe hiç kapılmazdı. Birçok şehri ele geçirdi, hazinelerine sahip oldu ve birçok da esir aldı. Düşmanlarının hiçbiri ona saldırmaya cesaret edemezdi, çok korkuyorlardı. Hatta ondan o kadar çok korkuyorlardı ki bazıları güvenli bir mesafe oluşturmak kenara çekilerek emekli oldu.

Bu arada imparator elçinin suikastını ve Maniakes'in aptalca davranışı duydu. Onunla savaşmak için muazzam bir ordu hazırlattı. Sonra bu kuvvete kimin komuta edeceği sorunu çıktı. Konstantin eğer bu isyanı bastıramaz ve başarısız olursa, bunun bir işaret olacağını ve bir başka isyanın daha patlayabileceğinden korkuyordu. Kendi generalleri kendisine dönebilirdi. İkinci bir taklitçi ilkinden daha tehlikeli olabilirdi, çünkü emrinde hatırı sayılır bir ordusu olacaktı. İmparator bu sebeple bir generali değil, hadım edilmiş ve hiçbir şeye saygısı olmayan çok sadık bir hizmetkarını ordunun komutanı olarak görevlendirdi. 

Başkentten yola çıkan sadık hizmetkarı ile büyük ordusunun haberi Maniakes'e ulaştı. Ama ne ordunun üstün sayısı ne de stratejik konumları onu alarma geçirmemişti, planlarından sapamazdı. Amacı öncelikle imparatorun ordusu onu beklemeden nöbetçilerini yakalamak ve hafif silahlı birlikleriyle saldırmaktı.

İmparatorluğun ordusu savaş için pozisyon alırken çok yavaştı. Hatta, İmparatorun askerleri Maniakes'in de dövüşe katılacak olmasından endişe duyuyordu. Gerçi onu meydanda pek görme şansları olmadı, çünkü çok hızlı hareket ediyordu. Meydanda gürleyen sesiyle bir yandan emirler yağdırıyor, diğer yandan herkesin kalbine dehşet saçacak şekilde terör estiriyordu. Onun gururlu bir şekilde sayısız düşmanı alt ettiğini görmüşlerdi.... Birden sağ tarafından vuruldu. Görünüşe göre darbenin farkında değildi ve yüzeysel bir yara sandı, elini götürdü. Yarasından oluk oluk kan aktığını görünce ölümcül olduğunu anladı. Çaresizlik içinde kendi askerlerini geri çekmeye çalıştı. Aslında ordumuz biraz yol almıştı ama... Maniakes tüm gücünü yitirmişti ve bayılma üzereydi ve artık atını da kontrol edemiyordu. Son nefesini verirken dizginler elinden kaydı ve eyerinden yere düştü. Adamlarımız yine de cesaretlerini yitirmedi ve dövüşmeye devam ettiler.

Maniakes'in yaveri atının başıboş dolaştığını görünce hemen iki ordunun arasındaki boşluğa koştu ve Maniakes'in yerde yatan cansız bedenini gördü. Manzara o kadar şaşırtıcıydı ki Maniakes sanki toprağın tümünü kaplıyordu. İmparatorun askerleri Maniakes'i kendilerinin öldürdüklerini iddia ediyorlardı. Kafasını bedeninden ayırıp komutanlarına götürdüler. Hayal güçleri hiç bitmemişti, herkes bir şeyler söylüyordu. Ama asıl öldüreni asla bulamadılar. Yarasına bakılacak olursa da bir mızrakla öldürüldüğü ortaya çıkmıştı.

Maniakes kuşkusuz hayatı boyunca adaletsizliğe uğramıştı, ancak yaptığı her şeyle de övülmez. Ordusuna gelince, bazıları düşmanın dikkatini çekmeden kendi ülkesine kaçtı. Bazıları da kaçak olarak yaşadı. İmparatorun ordusu dönerken isyancının kafasını bir kazığa geçirerek başkente getirdiler. İmparator da halkın uzaktan bile görmesi için Büyük Tiyatronun tepesine diktirdi..." 

Michael Psellos (Chronographia, 1018-1078)
çev. SB


İmparator IX. Konstantinos Monomakos'a (1042-1055, Eşi Zoe ile Ayasofya mozaiklerinde görülmektedir) karşı Türk kökenli komutan "Deli" Maniakes ile başlayan isyan (1043) böylece sona erer. Maniakes'in Sicilya'daki macerası arkasından, Sicilya'daki "Maniace" kasabası ile Siraküza kalesi (Castello Maniace) ismini ondan alır.


İskandinav destanlarında "Gyrgir" olarak geçen,
Batılıların "Grek" diye tanıttığı, ancak Türk asıllı olan Komutan; 
"George Maniakes"




Ayasofya / Konstantin - İsa - Zoe


"11. yy.’ın tanınmış kumandanlarından olan George Maniakes, Selçukluların Ermenistan’da ilk görünmeye başladığı dönemde Anadolu’ya yerleşen ve İmparator Basileios II’nin hizmetine giren bir Türk aileye mensuptur. Maniakes, genç yaşta Anadolu’daki Bizans garnizonunda görev yapmaya başlamış ve 1029 yılında bir kumandan olarak Bizans tarihindeki yerini almıştır. Aynı yıl içinde Protospatharios ünvanıyla, Telukh (Dülük) olarak adlandırılan (bugün Ceyhan nehrinin doğusuna düşmektedir) theme’in Strategosu (vali-kumandan) olmuştur. Daha sonra İmparator Romanus III, Devri’nde Araplara karşı girişilen savaşta göstermiş olduğu başarıdan dolayı aşağı Fırat vilayetlerinin idaresi ile ödüllendirilen Maniakes, Katepanos sıfatıyla Samasota’ya (Samsat) tayin edilmiştir.

Bu idari bölge haricinde Kapadokya’da da arazi sahibi olan Maniakes, 1031 yılında Bizans adına Urfa şehrini ele geçirmiş ve Hz. İsa’nın Kral Abgar’a göndermiş olduğu söylenen meşhur mektubu bularak İmparator Romanus III’e göndermiştir. Maniakes’ın Urfa’yı ele geçirmesi ile ilgili olarak Muralt, şehrin Urfa Emiri Nasr Eddaullah Mervan safında yer alan Türk Süleyman ismindeki bir kişinin Araplara ihanet etmesi sonucu Maniakes’ın Urfa’da birçok yeri ele geçirdiğini belirtmektedir. Bu bilgiye göre, Maniakes ile Türk Süleyman’ın kuşatma sırasında birbirlerinden haberdar olabilecekleri uzak bir ihtimal olmasa gerektir.

İmparator Manuel Dönemi’nde de komutanlığa devam eden Maniakes, Urfa’daki görevinden alınarak Türkmenlere karşı koymak üzere Vaspurakan’a [Van Gölü çevresi - SB] gönderilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise İmparatorluğ’un batı sınırında Sicilya’da Araplara karşı düzenlenen savaşlarda görev alan Maniakes büyük başarılara imza atmıştır. 

Daha sonra Magistros ünvanıyla 1042 yılında asayişi sağlamak üzere İtalya’ya gönderilen Maniakes bir iftira sonucu sahip olduğu ünvanı kaybetmiştir. Bunun üzerine isyan eden Maniakes, bulunduğu Güney İtalya’dan aynı dönemde isyan etmiş olan Sırplardan da yardım alarak, Selanik’e doğru ilerlemiştir. İstanbul’dan gönderilen ordu ile Ostrovo’da karşılaşan Maniakes, savaş başlamadan önce kendi askerleri tarafından imparator ilan edilmiştir. Bundan sonra ise savaşı kazanmak üzereyken hayatını kaybeden Maniakes’in ölümü ile Bizans tarihinin seyri değişmiştir denilebilir."


Yonca Anzerlioğlu
Bizans İmparatorluğu'nda Türk Varlığı
Türkler Cilt 6, s.351-375






Goudelios Maniakes (Maneak), father of Georgios Maniakes (Skylitzes 387.87)

1030
Deception & massacre of Arabs by Georgios Maniakes at Telouch.

1031
Capture of Edessa by Georgios Maniakes.

1032
Defence of Edessa by Georgios Maniakes against Nasr ad-Dawla ibn Marwan of Miepherkeim.
Dispatch from Edessa to Constantinople of Christ's letter to Abgar.

1033
Georgios Maniakes began yearly tribute from Edessa.

1034
Military commanders (Georgios Maniakes & Leon Lependrenos) sent to new posts.

1035
Georgios Maniakes sent to Southern Italy as supreme commander.

1037
Reconciliation & African intervention in Sicilian civil war put Byzantines on defensive. 

1038
Michael Sp(hr)ondeles & Georgios Maniakes arrived in Sicily. 
Georgios Maniakes won much of Sicily, defeating Arabs at Remata with Norman aid.

1040
African Arab ruler again crushed by Maniakes in Sicily, but escaped home (through fault of Stephanos?).
Disputes with Stephanos led to conviction & recall of Maniakes for treachery.

1042
Release from prison of Konstantinos Dalassenos & Georgios Maniakes  
Georgios Maniakes arrived at Taranto, united Byzantine forces & built fort at Tara  
United Norman forces drove Maniakes back to Taranto, but failed to lure him out to fight  
Reign of Zoe & Theodora: military men (Nikolaos, Konstantinos Kabasilas, Georgios Maniakes)  
Maniakes went to Monopoli, then Matera, conducting mass executions   
Romanos Skleros took vengeance on Maniakes in Anatolikon, attacking his estates & his wife  
Peace established in Italy by Georgios Maniakes  
Pardos patrikios arrived in Italy with 2 colleagues & a large sum of gold & silver, to replace Maniakes  
Pardos brought a guaranteed pardon for Georgios Maniakes if he immediately gave up his rebellion  
Georgios Maniakes rebelled in S Italy, killing Pardos & later "Tubachi" protospatharios  
Georgios Maniakes went to Bari, but nobody obeyed him  
Konstantinos IX organised a huge army under Stephanos the eunuch against Georgios Maniake

1043
Basilieos Theodorokanos arrived in Italy as katepano to capture Maniakes with local aid: but he had left  
Maniakes crossed to Dyrrachion & won a first battle  
Battle of Ostrobos: sudden death of Georgios Maniakes at moment of victory
His head was sent by the general (Stephanos) to the emperor (Konstantinos) who raised it on high in the theatre (Zonaras 17.22.18) 
Collapse of Maniakes' rebellion after his death; triumph of Konstantinos IX (& Stephanos Pergamenos)  
Epitaph in the persona of the dead Georgios Maniakes  
Psellos wrote Orationes panegyricae 2 for Konstantinos IX, with summary of recent history  
Failed plot of Stephanos Pergamenos in favour of Leon, strategos of Melitene








Doğu Roma'da her şey "Grek" değildir...



14 Nisan 2020 Salı

Bardanes Tourkos; Doğu Roma İmparatorluğu’nda Türk Kökenli Bir Komutan




Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu’nda Türk Kökenli Bir Komutan:
Bardanes Tourkos ve İsyanı


İmparator Theofilos'un annesi Bardanes'in kızı Thekla, babası ise İmparator II.Mihail (Michael)'dir.
Thekla 823'te ölünce Michael VI.Konstantine'n kızı Euphrosyne ile evlenir. VI.Konstantine'n babası ise Hazar lakaplı IV. Leo'dur, çünkü annesi Çiçek,
Hazar Hakanı Bihar'ın kızıdır.
Doğu Roma ve Abbasiler arasındaki Anzen Savaşında İmparator Theophilos dağa doğru çıkarken.
Skylitzes'in minyatürlerinden
[Dazimon Anzen, şimdiki Dazmana (Akçatarla, Nusaybin/Mardin), 22 Temmuz 838]
(İmparator V.Leon ise Bardanes'in diğer kızıyla evlenmiştir.)




Doğu Roma ya da tarihçilerin adlandırmasıyla Bizans İmparatorluğu olarak anılan devlet çok geniş bir coğrafyada hüküm sürmüş, birçok etnik gruptan insanı idaresi altında tutmayı bilmiştir. Onlarca hanedanın gelip geçtiği bu devlette, tahtı ele geçirmek için isyan etmek gayet doğal karşılanan bir durumdu. Kim güçlüyse, talih kime gülerse, kim oyunu kuralına göre oynarsa tahta o geçiyordu. Erkekler gibi kadınların da saltanat iddiasında bulunabildiği Bizans İmparatorluğu’nda, başa geçen 107 hükümdardan sadece 34’ü eceliyle ölmüştür. Toplam 65 tane saray darbesi olmuştur. (1) Bu durumun temel nedeni Bizans’ta imparator olmak için aranan şartlar içinde asalet, soy, kan anlayışının olmamasıydı. Başa geçen imparatorlardan pek azı Grek kökenliydi. İmparatorun etnik bakımdan Ermeni veya Arap olması şaşılacak bir durum değildi. Bunda kuşkusuz ordunun esnek yapısının da katkısı vardı. Bizans ordusu tüm imparatorluklarda olduğu gibi birçok milletten askerin bulunduğu kozmopolit bir yapılanmaydı. İmparatorların da darbe yoluyla bu ordunun içerisinden çıkmasından dolayı, değişik milletlerden komutanların tahta geçmesi tabii karşılanıyordu. Bardanes Tourkos (Türk Vartan) adındaki bir komutan da darbeye teşebbüs etmişti.


1. Kökenine Dair Tartışmalar

Lakabından da anlaşılacağı gibi Türk kökenli bir komutan olan Bardanes’e, Ermeni adı taşıdığı için bazı tarihçiler Ermeni kökenli demişlerdir.  Ermeni olduğunu iddia edenler, sadece isminden yola çıkarak bu iddialarını temellendirme çabası içerisine girmişlerdir. Bunun haricinde kendilerine dayanak yapabilecekleri hiçbir argümanları yoktur. Hatta tarihçi Brooks, Bardanes Tourkos’un Türk olamayacağını, kaynaklarda kuzeni olarak geçen Leo’nun Türk olabileceğini iddia etmiştir. (2) Fakat bunu temellendirecek hiçbir ikna edici bilgi sunmamıştır. İngiliz tarihçi Lightfoot Bardanes Tourkos’u Türk kökenli göstermemek için belgeleri zorlayan tarihçilere isyan eder; "[B]irçok tarihçi, Bardanes ve kızlarının aslen Ermeni kökenli olduklarını savunur; fakat Bardanes’in lakabının “Tourkos” (Türk) olması bunun aksini düşündürmektedir. Eğer Bardanes, Hıristiyan olmuş bir Türkse, bir Hıristiyan Ermeni adı alması imkânsız değildir." (3)


Bardanes adı Vartan adının Yunanca söylenişidir ve Ermenicedir. [SB not 1]. Ama isminin başında ait olduğu milletin adı yazan bir tarihi şahsiyetin kökeni elbette ona takılan lakapta aranmalıdır. Bardanes, muhtemelen Hazar kökenli olmalıdır. Ataları doğu kiliselerinden birinde vaftiz edildiği için bir Ermeni adı almış olması daha akla yatkındır.


Tarihçilerin Bardanes’in Hazar kökenli olduğunu iddia etmelerinin nedeni takılan lakabından dolayıdır. Burada hemen akla şu gelebilir. Lakabı Türk olan bir komutan Bulgar, Hun, Avar, Peçenek kökenli de olabilir. Bu Türk grupları arasında Bizans İmparatorluğu’nun ilk devirlerden itibaren misyonerlik faaliyetleri içerisinde bulundukları da bilinen bir hakikattir. (4) Fakat burada unutulmaması gereken nokta şudur. Bizanslılar bu grupları hiçbir zaman kaynaklarında Türk adıyla zikretmemişlerdir. Bizans kaynaklarında Türk adına ilk defa VI. yüzyılda Agathias’ın eserinde rastlıyoruz. (5) Tabi burada Türk tabiri Göktürk Devleti için kullanılmıştır. Yine aynı yüzyıl içerisinde yaşayan Menandros’un eserinde de Göktürklerle ilgili bilgiler bulunmaktadır. (6) Menandros’un naklettiğine göre Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da 575-576 yıllarında 106 Türk yaşamaktadır. Göktürk Devleti’ne elçi olarak giden Valentinus kendisine refakat etmeleri için bu Türkler’in tamamını yanına almıştır. (7) Daha sonraki yıllarda ki Bizans kroniklerinde yer alan Hazar Devleti ile ilgili kayıtlarda da Türkler adının zikredildiği görülmüştür. Bu kayıtlarda Hazarlar için doğudan gelen Türkler denilmiştir. (8)


Devam eden süreçte Bizans-Hazar ilişkileri daha da gelişmiştir. Öyle ki geç antikçağın son medeniyetler mücadelesi diyebileceğimiz Heraklius’un Sasanilerle yaptığı büyük savaşta, Hazar Kağanı Bizans ordusuna 40.000 kişilik bir kuvvet vermiş ve bu ordu sayesine Bizanslılar İranlılar’a üstünlük sağlamışlardı. [SB not 2]. İlerleyen dönemlerde Bizans ile Hazarlar arasında tesis edilen bu ittifak, hanedan evlilikleriyle daha sıkı bir hale gelmiştir. İmparator II. Jüstinyen (695-705) bir isyan neticesinde Bizans İmparatorluğu’nu terk etmek zorunda kalmış ve Hazarlara sığınmıştır. Kağan’ın kız kardeşlerinin biriyle evlenen Jüstinyen, Hazarların desteğiyle yeniden imparator olmuştur. [SB not 3]. Hanedan evlilikleri bununla da kalmamış, V. Konstantin 732 yılında Hazar Kağanı’nın kızıyla evlenmiş ve oğulları IV. Leo’da Hazar Leo olarak anılarak (775-780) imparatorluk yapmıştır. Hazar Devleti ile böylesi yakın ilişki kurulduğu bu dönemlerde çok sayıda Hazar kökenli asker Bizans ordusunda görev almıştır. 


Bizans Devleti’de her zaman Hazarlara sempatiyle bakmıştır. (9) Muhtemelen Bardanes Tourkos veya babası imparator IV. Leo döneminde vaftiz olarak Bizans hizmetine girmiş Hazar kökenli bir Türk’tü. Kaynaklarda Bardanes Tourkos’un atalarıyla ilgili bir bilgi bulunmadığı için bize göre akla en yatkın olan iddia budur. 


2. İsyanı Hazırlayan Etkenler

Hayatının ilk dönemiyle ilgili bilgi bulunmayan Bardanes Tourkos, kariyerinin en parlak çağını İmparatoriçe İreni (797-803) (10) döneminde yaşamıştır. İreni [SB not 4] devrildiğinde Bardanes, Thrakasion Temasında (11) strategostu (12). Fakat kısa süre sonra Bizans’ın askeri bakımdan Anadolu’da en güçlü eyaleti olan Anatolikon Teması’nın (13) başına getirildi. Takip eden yılda Nikephoros’un, (14) kendisinden önce hüküm süren imparatoriçe İreni’nin, Abbasi Halifesi Harun Reşit’e (786-809) verdiği yıllık vergiyi ödemeyeceğini beyan etmesi, Bizans İmparatorluğu’nu Abbasi Halifeliğiyle yeniden karşı karşıya getirecekti. Abbasilere sığınmış olan Bizanslı bir misafir, Nikephoros’un tahta geçmesi hakkında Harun Reşit’in komutanı Abdü’l Melik’e şunları söylemişti: “Nikephoros tahta geçtiğine göre, sırtındaki bu mükellef elbiseyi çıkar da zırhlan ve harbe hazırlan.” Gerçekten de Bizanslı konuk haklı çıktı. Nikephoros tahta geçer geçmez kendisinin yıllık göndermesi gereken vergiyi ödemeyeceği gibi, Halife Harun Reşit’e bir mektup göndererek onu savaş için tahrik etti. (15) Mektubunda imparatoriçe İreni’nin Halife’yi şah makamına, kendisini piyon makamına koyduğunu ve kadın olduğu için Bizans İmparatorluğu’nu küçük düşürücü anlaşmalara imza attığını söylemiş, o güne kadar İreni tarafından ödenen vergileri geri istemiştir. Aksi takdirde savaş açacağını da eklemiştir. Harun Reşit bu mektup karşısında çok hiddetlenmiş ve bir divit isteyerek mektubun arkasına kendi eliyle “Bismillahirrahmanirrahim. Müslümanların emiri Harun’dan Bizans köpeği Nikephoros’a! Ey kâfir kadının oğlu! Mektubunu okudum. Cevabını duymakla kalmayacak, aynı zamanda göreceksin. Vesselam!” (16) demiştir. İmparatorluğun savaş ortamına sürüklenmesi Bardanes’i olağanüstü yetkilerle, monostrategos (yetkili tek general) olarak görevlendirilmesiyle sonuçlandı. Bu görev askeri açıdan devletin sıkıntıya düştüğü özel durumlarda verilirdi. (17) 803 yılının Temmuz ayında Halife Harun Reşit, Abbasi ordularını Anadolu içlerine sefere çıkardı. Kuşkusuz bundaki amaç mektubunda da yazdığı gibi vergisini vermek istemeyen Bizans İmparatoru Nikephoros’u cezalandırmaktı. Halife’nin ordunun başında oğlu Kasım’ı göndermesi, bu meseleye ne kadar ehemmiyet verdiğinin de bir göstergesidir.


İki ordu Anadolu içerisinde birbirleriyle mücadele ederken bir talihsizlik yaşanmış, İmparator Nikephoros geçirdiği bir kaza sonucu ayağını kırmıştı. İmparator, kırık bir ayakla askerleri sevk ve idare edemeyeceğinden dolayı ordunun yönetimini Bardanes Tourkos’a bırakmak zorunda kaldı. Bardanes aradığı fırsatı böylelikle yakalamış olacaktı. İlk iş olarak tüm temalardaki askerlere emirler göndererek Anatolikon Teması’nda toplanmalarını istedi. Tüm ordunun komutası kendine geçince iktidar hırsı bir anda gözünü kör eden Bardanes, ordunun diğer komutanlarının bu duruma onay vermesiyle imparator ilan edildi. (18) Bardanes’e destek olan temalar (19) şunlardı: Anatolikon, Opsikion, Thrakasion, Bukellarion. (20) 


Enteresan olan Armenokon Teması’nın Bardanes Tourkos’un bu imparatorluk yürüyüşüne destek vermemesiydi. Bunda Armenokon Teması’nın toplanma bölgesine gelmemesinin de payı vardı. Fakat esas neden Bardanes’in 793 yılında Armenokon Teması’nda başlayan isyanı kanlı bir şekilde bastırmaya katılmış olmasıydı. Bu durum Armenokon Teması birliklerinin gözünde Bardanes’in hâlâ düşman algısı içerisinde yer aldığının da bir göstergesiydi. (21)


Bardanes Tourkos’un isyanına ordunun büyük çoğunluğunun destek vermesinin sebeplerinden bir tanesi de ekonomik gerekçelerdi. Nikephoros, deyim yerindeyse İmparatoriçe İreni’den enkaz devralmıştı. Böyle bir iktisadi tablo karşısında Nikephoros haklı olarak imparatorluğun maliyesini desteklemek için sıkı bir bütçe politikası başlattı. İlk olarak Abbasi Halifeliğine ödenen yıllık vergiyi kesti. Akabinde imparator, askerler için tanınmış olan vergi muafiyetini geri aldı. Hatta bir dönem onları maaşsız bıraktı. Kuşkusuz bu durum askeri kesim arasında büyük rahatsızlığa yol açtı. Bitmek tükenmek bilmeyen savaşlardan yorgun düşen askerler, muhtemelen toplumsal açıdan sıradan bir insanla aynı konuma düşmeyi hazmedememiş olmalılar. Bardanes, bu durumu avantaja çevirmeyi bilecekti. İlk yaptığı iş, Araplarla mücadele sırasında kazanılan ganimetleri tüm askerlere eşit şekilde dağıtmak oldu. (22) Güç ve cömertlik her dönemde olduğu gibi geç antikçağda da imparatorlarda aranan bir özellikti. Zaten askeri bakımdan güçlü bir unvana sahip olan Bardanes, bu yaptığı hareketle cömert bir insan algısı da yaratmış oldu. Bazı tarihçiler Bardanes’in darbeyi daha önceden planlamadığını, askerlerin aşırı tezahüratları karşısında bu isteklerini kırmayıp imparatorluğu istemeye istemeye, görev bilinci içerisinde kabul ettiğini söylerler. (23) Başka bir söylence durumu daha da ilginç kılar. 


Hikâyeye göre Bardanes Tourkos’un içinde imparatorluğun başına geçmek için büyük bir özlem vardı, ama isyanın sonucundan emin olamadığından çok korkuyordu. (24) Sonra yakınlarda inzivaya çekilmiş Philomelionlu (25) bir keşiş olduğunu duydu. Bu münzevi adam erdeme ulaşmış yalnız birisiydi. Gelecek hakkında kehanette bulunabiliyordu. Bardanes, sadece bu kâhinle planlarını paylaşarak onun düşüncelerine göre kararını vermek istedi. Sırf bunun için bir av partisi düzenledi. Siyasi konularda kendisine yardımcı olsun diye yanına iyi giyimli, kibar bir adam olan Leo’yu aldı. Daha sonra yanlarına güvenlik amaçlı Amoriumlu Mikhael ve Slav Thomas’ı da dâhil ettiler. Keşişin yanına vardıklarında Bardanes, yalnız başına onun mağarasına girdi. Geride kalanlar onu kapıda beklemeye koyuldu. (26)


Bardanes aklında ne varsa keşişe söyledi. Fakat keşişin kehanetleri Bardanes’in duymak istediği şeyler değildi. Keşişin söylediklerine göre o, imparator Nikephoros’a itaat etmezse iki gözünü birden kaybedecekti. Komutan bu kelimeleri duyunca aklını yitirme noktasına geldi. Bakılan fal sonrası dua edildikten sonra Bardanes bir an önce o ortamdan uzaklaşmak istedi. Atı getirildi ve Leo’nun eline basarak atına bindi. O sırada Mikhael dizgini tutuyor, Thomas atı sürüyor, Leo ise atın eyeri ile uğraşıyordu. (27) Bu noktada, keşiş, mağaranın yüksek kapısından dışarı eğildi ve Bardanes Tourkos’u tekrar yanına çağırdı. Komutan bu geri çağırmayı sevinçle karşıladı. Atından uçar gibi bir hamlede indi. Keşişin kendisi hakkında güzel şeyler söyleyeceğini umut ederek hızlı bir şekilde mağaraya yaklaştı. Keşiş lafı uzatmadan konuya girdi ve Bardanes’e bakarak şöyle dedi; "... ne yaparsan yap ama imparatora isyan etme, bu konuda hata yapma! Bu sizin gözlerinizin sakatlanmasına ve mallarınızın müsadere edilmesine mal olacak. Ama yanında getirdiğin 3 adamdan atına binerken sana yardımcı olanı tahtı kazanan ilk kişi olacak. Arkasından atının dizginini tutan imparator olacak. Üçüncü gelen kişi imparator ilan edilecek, ama hiçbir zaman hüküm süremeyecek ve çok korkunç bir şekilde ölecek." (28)


Kâhinin kastettiği iki kişi sırasıyla tahta çıkacak olan V. Leo ve II. Mikhael’di. İsyan edip başarısız olacak kişi de Slav Thomas’tır. (29) Bardanes kâhinin söylediklerini duyunca onu azarladı. Bunu gülünecek bir şey olarak gördü ve keşiş hakkında düşüncesi tersine döndü. Artık onu bir şarlatan olarak görüyordu ve onun geleceği görmediğini düşünüyordu. İnsanın dış görünümüne baktığını ve bununla karar verip sözde kehanette bulunduğunu söyledi. (30) Aslında Bardanes’in keşişe kızgınlığı istediği şeyleri söylemediği içindi. Şayet keşiş “sen imparator olmalısın, yakında tüm Roma (Bizans) İmparatorluğu önünde eğilecek. Bu iş için senden daha uygun bir adam yok” demiş olsaydı Bardanes için dünyanın en dürüst adamı olacaktı. Bu bulgular ışığında kanaatimizce Bardanes’in isyanı önceden planladığı ortadadır. 


Kişisel ihtirası bir yana, Bardanes Tourkos aynı zamanda toprak sahibi aristokratlara mensuptu. Bununla beraber İmparatoriçe İreni'nin rejimini destekleyen ve inanç olarak ikonalara ibadet edilmesini isteyen topluluğa bağlıydı. Yani değişim değil, statükonun devamından yana olan grubun bir üyesiydi. O yüzden geleneksel aristokratlarca Nikephoros’un politikalarına karşı olanların temsilcisi olarak görüldü. Nikephoros’un arazi mülkünün üzerindeki yeni vergiler ve eklesiastik (Kilise) Mülkünün istimlaki ile ilgili olan sosyal ve mali alanda yaptığı politikalar, Bardanes ve ait olduğu grubun çıkarlarına zarar veriyordu. (31)


Nikephoros, kendisinin tamamen karşısında olan bu grupları karşısına almaktan korkmadı. Özellikle kiliseye karşı daha pervasızca davrandı. Bazı manastır mallarına el koydu. Valilerine, piskoposlar ve ruhban sınıfına gerektiğinde bir köle gibi davranma ve kiliselerde bulunan altın ve gümüş levhalara ihtiyaç duyulduğu anda el koyma yetkisini verdi. Yoksul küçük toprak sahiplerini orduya aldı ve tüm teçhizatlarının parasını orta ve üst düzey gelir grubuna sahip zümreye yükledi. Nikephoros ekonomik açıdan koyduğu tedbirler noktasında duracak gibi görünmüyordu. Trakya’da vergi olarak çok sayıda altın toplamayı hedefleyen İmparator, vergileri % 50 oranında artırdı. Daha önce vergiden muaf tutulan hayırseverlerce kurulan vakıfları ocak vergisine tabi tuttu ve on iki adadan getirtilen ev köleleri için ekstra 2 altın sikke daha verilmesini kanuna bağladı. Özellikle vakıfların bazısını imparatorluk mülkü haline getirmesi yüzünden kiliseye yakın “dindar aileler” fakirleşirken imparatorluk daha zenginleşmişti. (32) Yaptığı bu uygulamalar tüm kesimlerde Nikephoros’a karşı bir memnuniyetsizlik uyandırsa da, ekonomi onun döneminde son yıllarda olmadığı kadar sağlam temeller üzerine oturmuştu. (33)


Bu durum karşısında Bardanes toplumsal statülerini kaybettiklerini düşünen kitlenin son umudu olmuştu. Büyük değişimlerin olduğu zaman dilimlerinde çekilen sancılar her devlette olduğu gibi Bizans İmparatorluğunda da memnuniyetsizler ordusu yaratmıştı. Muhtemelen Bardanes bu kitleyi arkasına alabileceğini düşünüyordu. Bir yere kadar bunda başarılı da oldu. Özellikle eski imparatoriçe Atinalı İreni’nin etkisinin de bu isyanda payı olduğu aşikârdır. Bardanes, biraz da eski efendisinin Bizans bürokrasisindeki ağırlığına güvenmiştir. Fakat İreni’nin 8 Ağustos’ta imparator Nikephoros tarafından sürgüne gönderildiği Lizbon’da ölümü Bardanes Tourkos’un planlarını alt üst etmiştir. (34)


3. İsyan

İsyan, Anatolikon Temasının başkenti olan Amorium (35) şehrinde başladı. Buradan hemen hemen devletin mevcut askeri ordusunun yarısını kapsayan isyan ordusu, kuzey batıya doğru ilerledi. İsyancılar Nicomedi'ya (36) daha sonra imparatorluğun başkenti olan Konstantinopolis’den, İstanbul boğazına kadar uzanan yerleşim yeri olan Chrysopolis'e (37) giden askeri yolu takip etti. Bardanes başkente girmedi. Beklentisi daha büyüktü. Bardanes’e göre Başkent’teki ahali Nicephoros’tan memnun değildi. Halkın yasal imparatora isyan ederek imparatorluğu altın tepside kendisine sunacaklarını düşünüyordu. Bu düşüncesinden dolayı Chrysopolis’te kendi isyanına karşılık olarak başkentin içinde Nikephoros’a karşı oluşabilecek isyanı bekleyerek kamp kurdu. Bu gerçekleşmediğinden ve halk buna açıkçası pek de hevesli olmadığından, Bardanes büyük ordusunu Malagina’ya (38) geri çekti. Darbe teşebbüslerinde isyancıların hızlı hareket etmesi gerektiğini kavrayamayan Bardanes, bunu çok acı şekilde ödeyecekti. Zaman ilerledikçe en yakınındaki adamlar bile Bardanes Tourkos’a güvenlerini yitirmeye başladılar. İsyanı birlikte planladıkları Amorium’lu Mikhael ve Ermeni Leo adındaki iki yakın ortağı orada onu terk etti. (39) İsyan ordusunun iki büyük destekçi komutanının imparator Nicephoros’la birlikte hareket etmeye başlamasının ödülü olarak Mikhael, imparatorluğun çadırının kontu oldu. Leo ise daha aktif bir kumandanlığa terfi etti. (40)


En yakın adamlarının İmparator Nikephoros’la anlaşması Bardanes Tourkos’un cesaretini kırdı ve bu ihanetin başka ihanetleri de arkasından getirebileceğini düşünmesine sebep oldu. Bundan dolayı imparatorun sadık ordusuyla savaşmaktan kaçındı. Artık Bardanes Tourkos için iyi bir pazarlık yapmaktan başka bir çare kalmamıştı. Yapılan pazarlık neticesinde isyancı komutan VI. Konstantin’in ikinci evlilik törenini gerçekleştirmiş Kathara manastırının üstünlüğüyle ve Joseph’in arabuluculuğuyla makul bir anlaşmayla teslim olmayı kabul etti. Bardanes’e ayrıca patrik Tarasios ve pek çok ileri gelen senatörlerce imzalanmış bir mektupta gönderildi. Gönderilen mektupta ne kendisinin ne de isyana katılan Bardanes'in emrindeki askerlerin teslim olduktan sonra ölümle cezalandırılmayacakları yazıyordu. Nikephoros mektupla beraber kendi altın haçını da göndererek sözünün garantisini veriyordu. Bu güvencelerle tatmin olan Bardanes, ordusunu terk etti ve 8 Eylül’de Marmara Denizi kıyısındaki Cius'ta (41) bulunan Herakleios manastırında sığınak aradı. Oradan, onu Prote Adası’na (42) götürecek bir gemiye bindi. Daha sonra bir keşiş ismi olan Sabbas’ı alarak önceden kurmuş olduğu bir manastırda çalışmaya başladı. (43)


Bardanes’in emekliliğinden sonra Nikephoros, resmi olarak onun görevine son verdi ve onun mal varlığının çoğuna kanunen el koydu. İsyanda yer alan diğer thematik generaller de aynı zamanda görevlerinden azledildiler. Başkentli piskoposlar Sardis, Amorium ve Nicomedia, Sicilya’daki Pantelleria adasına sürgüne gönderildi. Diğer taraftan Anatolikon Teması askerlerine başkaldırmaya verdikleri destekten dolayı bir yıl ücret verilmedi. (44) 803’te aralık ayında, bir grup Likaoniyalı (45) asker Prote Adası’na çıkarak Bardanes’i kör ettiler. (46) Bu oldukça sembolik bir eylemdi. Bizans İmparatorluğu’nda uzuvlarından bir tanesini kaybetmiş bir kişinin taht üzerinde bir hak iddia etmesi mümkün değildi. (47) Onun için siyaseten sakat bırakma Bizans’ta sıkça başvurulan bir yöntemdi. Kör etme kâfirlere, isyancılara ve yahut tahttan indirilmiş imparatorlara ve politik rakiplere bir tehdit unsuru olmamaları için genellikle uygulanan bir cezaydı. (48) Büyük ihtimalle yapılan bu hareket imparator Nikephoros’un emriyle olmuştur. Ancak Nikephoros daha sonra senato önündeki verdiği ifadesinde, bu olayla hiçbir ilgisi olmadığına yemin etmiştir. Pek çok tarihçi bu olayda Nikephoros’un direk payı olduğuna inanır, ama Treadgold bu olayı askerlerin kendilerinin gerçekleştirmiş olabileceklerini savunur. Treadgold’a göre Bardanes imparatorluk için artık inandırıcı bir tehdit değildir. Patrik ve senatonun bu olayın faillerinin cezalandırılması gerektiğine dair baskısına rağmen, Nikephoros kendi kararıyla bu olayın faillerinin gitmelerine izin vermiştir. (49) Her ne kadar Bardanes’in malları müsadere edilmiş ve eski gücünden eser kalmamış olsa da bir dönem imparatorluk iddiasında bulunmuştu. Bizans İmparatorluğu o dönemde Bulgarlar ve Abbasilerle uğraşmaktaydı. İmparator sık sık başkenti terk edip gerek Balkanlar’da, gerekse Anadolu’da sefere çıkmaktaydı. Kınalı Ada gibi başkente çok yakın bir noktada bulunan bir yerde sürgün hayatı yaşayan eski bir isyancı komutan her zaman taht için bir tehditti. Muhtemelen Nikephoros senatonun ve patrikhanenin tepkisini çekmeden Bardanes Tourkos’tan kurtulma yolunu düşünmüş ve sinsice bir planla bunu da başarmıştı. Zaten faillerin cezalandırılmaması bu işin içinde imparatorun olduğunun en önemli kanıtıdır. 


Bardanes Tourkos’un isyanı geçici olarak Bizans’ı güçsüzleştirdi. Bizans’ın bu iktidar mücadelesi imparatorluğun dikkatini bu iç meseleye doğru çevirdi. Fakat bu avantajlı durumu Abbasiler değerlendiremeyeceklerdi. Kasım’ın dar bir bölgede yaptığı istila hareketi ve akabinde babası Harun Reşit’in daha geniş alanda yaptığı müdahaleler kısa zaman sonra hiçbir önemli askeri başarı getirmeden sonuçlandı. Halife Harun Reşit makul bir miktar haraçla ateşkes yaparak geri çekildi. (50) Böylece isyan orduya ve Anadolu’nun pek çok yerine ciddi bir zarar vermedi. (51) Yine de bu olay, askerlerin Nikephoros’tan memnuniyetsiz olduğunu gösterir. Bunun da daha sonraki yıllarda tekrar meydana gelebileceğini ve Nikephoros’un saltanatı boyunca daimi bir tehdit kaynağı olabileceğini kanıtlar. (52) Bu da gayet tabiidir. Ekonomik reformlarla birlikte mevcut düzenin değişmesi İmparator Nikephoros’a karşı bir tepkinin oluşmasına neden olmuştur. Böylesi ciddi bir durumun hafif atlatılması Bizans İmparatorluğu için büyük bir şanstır. 


Sonuç

Bizans İmparatorluğu’nda Türk asker ve bürokratların sayısı oldukça fazladır. Fakat erken ve orta devirleriyle ilgili çalışmalarda Türk kökenli tarihi şahsiyetlerin takibi oldukça zordur. Çünkü Ortodoks olmadan bu devlette görev almak imkânsızdır. Din değiştirmiş, Grek olmayan bir kişi ya İncil’de geçen bir isim almakta, ya da ismi Grekçe söylenişe göre telaffuz edildiği için bozulmaktadır. Bizans tarihi kaynaklarında da bu şekilde isimler zikredildiği için köken tespit etmek içinden çıkılmaz bir hal alabilmektedir. Bazı durumlarda şahsiyetin milliyetine dair direkt ifadeler bulunması tarihçilerin işini kolaylaştırmaktadır. Fakat bu durum “Türk Vartan” örneğinde olduğu gibi önyargılara takılmaktadır. Tarihi hafızalara Bizans-İslam, Bizans-Türk ezeli iki düşman olarak kaydedilmiştir. Hıristiyanlığı kabul edip Helenleşmişse de, bir Türk’ün Bizans’ta imparator olmak için isyana kalkışması oldukça sıra dışı bir durumdur. Her ne kadar isyan Bizans Tarihi’nde gözle görülür bir etki yaratmamış olsa da ezber bozan bir durum olması hasebiyle önemlidir. Bardanes Tourkos isyanı Bizans darbe geleneğinin bir sonucudur. Tahtın çok sık el değiştirmesi imparatorluğu her alanda sıkıntıya soktuğu aşikârdır. Bizans Devleti yönetimde istikrarı Bardanes’in birlikte darbeye kalkıştığı yakın arkadaşı Amoriumlu Mikhael’in (II. Mihail) tahta geçmesiyle sağlayacaktır. 



Talat KOÇAK 
Afyon Kocatepe Üniversitesi
History Studies, Volume 7, Issue 2, Special Issue on Byzantine, June 2015
Dipnotlar:
1) G. L. Seidler, Bizans Halk Hareketlerinin İdeolojik Kökeni, Çev: Mete Tuncay, Özne Yayınları, İstanbul 1999, s.20.
2) E. W. Brooks, “The Emperor Leo V and Vardan The Turk”, The English Historical Review, Vol. 31., April 1916, Oxford University Press, s. 257.
3) Chris and Mücahide Lightfoot, Anadolu’da Bir Bizans Kenti Amorium, Homer Kitabevi, İstanbul 2007, s. 165.
4) Gyula Moravcsik, “Byzantine Christianity and the Magyars in the Period of Their Migration”, American Slavic and East European Review, Vol. 5, No. 3/4 (Nov. 1946), s. 29-45.
5) İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul 2012, s. 45.
6) İsmail Mangaltepe, Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros Protektor ve Theophylaktos Simokattes), Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2009, s. 48.
7) Hatica Palaz Erdemir, V. Yüzyıl Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2003, s. 9; Mangaltepe, a.g.e., s. 76-77.
8) The Chronicle of Theophanes Confessor Byzantine and Near Eastern History (AD 284-813), Çev: Cyril Mango -
Roger Scot ve Yardımcısı Geoffrey Greatrex, Clarendon Press, Oxford 1997, s. 446. 
9) Rene Grousset, bu sempatinin sebebini Hazarların tıpkı Uygurlar gibi medeni (yerleşik toplum) olmalarına bağlar. Rene Grouuset’e göre Hazarlar “ticaretle zenginleşmiş, Bizans ve Arap dünyası ile olan temas sayesinde izafi olarak medenileşmiş ve ahenkli bir devlet meydana getirmişlerdi.” Bkz. Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, Çev: Dr. M. Reşit Uzmen, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1996, s. 180.
10) Atinalı İreni için bkz. Ahmet Refik, Bizans İmparatoriçeleri, Oku Yayınları, İstanbul 2003, s. 41.
11) Bugün ki İzmir’inde içinde olduğu Bizans’ın kıyı Ege bölgesine verilen ad. Temaların listesi için bkz. George Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 1999, s. 230-231., Tuncer Baykara, Anadolu’nun Tarihi
Coğrafyasına Giriş I Anadolu’nun İdari Taksimatı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1988, s. 17.
12) Bizans İmparatorluğu’nda askeri yetkileri de olan general rütbesindeki idarecilere verilen isim. Ian Heath, Bizans Orduları 900-1461, Çev: Buket Bayrı, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2014, s. 11.
13) Anatolikon Teması başketi Amorium olan antik Frigya’nın büyük bir bölümünü kapsayan, İstanbul’u Suriye’ye bağlayan yolunda geçtiği Bizans’ın önemli ve büyük bir eyaletidir. Anatolikon Temasının ve diğer temaların haritası için bkz. Timothy E. Gregory, Bizans Tarihi, Çev. Esra Elmert, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008, s. 179.
14) Nikephoros Arap kökenlidir. Bir Süryani kroniğine göre Nikephoros’un atalarından Cebele Bin Eyhem, Hıristiyan Arapların lideri konumundaydı ve Hz. Ömer zamanında Müslüman olmuştu. Bu adam Medine’deki mescitte Hz. Ömer ile birlikte bulunurken Fezara kabilesinden bir adam onun kıyafetine basmıştı. Cebele’de dönüp suratına bir yumruk indirmişti. Adamın şikâyeti üzerine adaletiyle nam salmış olan Hz. Ömer, Cebele’ye “benim gibi bir hükümdar bunu nasıl yapabilir ve avamdan bir adamın yüzüne bir darbe indirmesine razı olur.” dedi. Hz. Ömer, Cebele’nin bu cevabı karşısında “gerçi siz ondan daha şereflisiniz; fakat İslamlık nazarında müsavisiniz.” cevabını verdi. Bu durumu şaşkınlıkla karşılayan Cebele, düşünmek için süre istedi ve hemen Kapadokya’ya kaçtı. Orada yeniden vaftiz olarak Hıristiyanlığa döndü. Tafsilat için bkz. Gregory Abu’l Farac (Bar Hebraeus), Abu’l
Farac Tarihi, C. I, Süryaniceden İngilizceye Çeviren: Ernest A. Wallıs Budge, Türkçeye Çeviren: Ömer Rıza Doğrul, TTK Basımevi, Ankara 1999, s. 208.
15) Abu’l Farac Tarihi, a.g.e., s. 208.
16) Casim Avcı, İslam Bizans İlişkileri, Klasik Yayınları, Ġstanbul 2003, s. 94
17) Warren Treatgold, The Byzantine Revival, 780–842, Stanford University Press, California 1988, s. 129.
18) Jesse Russel-Ronald Cohn, Bardanes Tourkos, Bookvika Publishing, Edinburg 2012, s. 6.
19) Bizans temalarıyla ilgili tafsilat için bkz. E. W. Brooks, “Arabic Lists of the Byzantine Themes” The Journal of Hellenic Studies, Vol. 21 (1901), s. 67-77.
20) Ian Heath’ın naklettiğine göre İbnü’l Fakih 902 civarında kaleme aldığı eserinde bu temaların asker sayılarını şu şekilde verir. Anatolikon: 15.000, Opsikion: 6.000, Thrakasion: 10.000, Bukellarion: 8.000. Destek veren temalar aynı zamanda coğrafi açıdan başkente çabuk ulaşabilecek bir konumdadırlar. Ayrıca listeye göre tüm imparatorluk ordularının yarısına yakını neredeyse bu temalarda toplanmıştır. İbnü’l Fakih’in verdiği liste Bardanes Tourkos isyanından bir asır geçmiş olsa da bize tema ordularının oransal gücünü anlamamız bakımından bir fikir vermektedir. Liste için bkz. Ian Heath, a.g.e., s. 17.
21) Walter Emil Kaegi, Byzantine Military Unrest 471-843: An Interpretation, Hakkert, Amsterdam & Las Palmas 1981, s. 245.
22) Warren Treatgold, a.g.e., s. 131
23) Paul A. Hollingsworth, “Bardanes Tourkos”, The Oxford Dictionary Of Byzantium Volume I, Ed. Alexander P. Kazhdan, Oxford University Press, New York & Oxford 1991, s.255., Treadgold, a.g.e., s. 131.
24) John Skylitzes, A Synopsis of Byzantine History 811-1057, Çev: John Wortley, Cambridge Universty Press, New York 2010, s. 9.
25) Bugünkü Konya iline bağlı Akşehir ilçesinin o dönemki adıdır. Bzk. Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılap Yayınevi, Ankara 1993, s. 661.
26) John Skylitzes, a.g.e., s.10.
27) Hikâyenin heyecan verici yanı hikâyedeki kişilerin hepsinin “mütevazı kökenleri” olmasıdır. Kahramanların hiçbirisi Grek kökenli değildir. John Haldon, “Social Élites, Wealth, and Power”, A Social History Of Byzantium, Ed. John Haldon, Blackwell Publishing, West Sussex 2009, s. 181.
28) Skylitzes, a.g.e., s. 10.
29) John Julius Norwich, Bizans Yükseliş Dönemi (M.S. 803-1081), Çev: Selen Hırçın Riegel, Kabalcı Yayınları,
İstanbul 2013, s. 20 (dipnot 5).
30) Skylitzes, a.g.e., s.10.
31) Jesse Russel, Ronald Cohn, a.g.e., s. 6.
32) Judith Herrin, Bizans Bir Ortaçağ İmparatorluğunun Şaşırtıcı Yaşamı, Çev: Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul 2013, s. 215-216.
33) Norwich, a.g.e., s. 20.
34) Treadgold, a.g.e., s. 132.
35) Amorium Afyonkarahisar’ın kuzeydoğusunda, Emirdağ ilçesinin 12 km. doğusunda, Ankara’nın 180 km. güneybatısında yer alan, Arap kaynaklarında Amuriye olarak anılan kenttir. Talat Koçak, “Fetih’e Giden Yolda İlk Engel İlk Müjde Amorium”, 2005-2006 İstanbul’un Fethi Fatih ve Dönemi Sempozyumu II, Fatih Belediye Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2007, s. 116.
36) Bugün ki İzmit’in o dönemde ki adıdır. Bkz. Umar, a.g.e., s. 603.
37) Bugün ki İstanbul’un Üsküdar İlçesi. Helence altın kenti anlamına gelmektedir. Bkz. Umar, a.g.e., s. 433.
38) Bugün ki Sakarya il sınırları içerisinde kalan bölge. Bkz. Clive Foss, “Byzantine Malagina and the Lower Sangarius”, Anatolian Studies, Vol. 40 (1990), s. 161.
39) John H. Rosser, “Bardanes Tourkos”, Historical Dictionary of Byzantium, Ed. John Woronoff, Scarecrow Press, Maryland 2001, s. 48., Haldon, a.g.e., s. 193.
40) Treadgold, a.g.e., s. 131-133, Kaegi, a.g.e., s. 246.
41) Bugün ki Bursa ilinin Gemlik ilçesinin tarihi adıdır. Bkz. Umar, a.g.e., s. 444.
42) İstanbul adalarından olan Kınalıada’ya o dönemde verilen isim. Raymond H. Kevorkian, Paul B. Babaudjian, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Çev. Mayda Saris, Aras Yayıncılık, İstanbul 2012, s. 121.
43) Treadgold, a.g.e., s. 132.
44) Kaegi, a.g.e., s. 247, Treadgold, a.g.e., s. 132.
45) Bugün ki Konya iline o dönem verilen ad. Bilge Umar, a.g.e., s. 336.
46) Sophulis bu olayın 804 yılında olduğunu iddia eder. Panos Sophoulis, Byzantium and Bulgaria 775–831, Koninklijke Brill NV, Leiden&Boston 2012, s. 175.
47) Bu durumun tek istisnası burnu yarılmasına rağmen tahtını Hazarların desteğiyle geri kazanan İmparator II. Jüstinyen’dir. J. F. Haldoon, Byzantium in the Seventh Century the Transformation of a Culture, Cambridge Universty Press, New York 2003, s. 76.
48) Alexander Kazhdan, “Blinding”, The Oxford Dictionary of Byzantium Volume I, Ed. Alexander P. Kazhdan, Oxford University Press, New York&Oxford 1991, s. 297-298.
49) Hollingsworth, a.g.m., s. 255., Treadgold, a.g.e., s. 134-135.
50) 805 yılında İmparator Nikephoros Abbasiler’e yıllık 30.003 nomizmata haraç ödemeyi taahhüt etmesiyle Halife Harun Reşit’in orduları geri çekilmişlerdir. Angeliki E. Laiou, “Exchange and Trade, Seventh–Twelfth Centuries”, The Economic History of Byzantium From the Seventh Through the Fifteenth Century Volume 1, Ed. Angeliki E. Laiou, Dumbarton Oaks Trustees for Harvard University, Washington 2002, s. 699.
51) Treadgold, a.g.e., s. 133.
52) Kaegi, a.g.e., s. 256-257., Jesse Russel, Ronald Cohn, a.g.e., s. 7.



SB not 1: Bar ile başlayan birçok Türkçe kökenli isim vardır. Bardan adı da Türkçe kökenlidir, Ermeni değil ki Kaşgarlı'da Bargan adı ile Kıpçaklar'da Barkan adı görülmektedir. Çok önemli bir husus da, Kıpçak Türklerinin Ermenileşmiş olmasıdır. Hıristiyan dünyası ile Ermeniler (ya da Gürcü) hakkında araştırma yapılırken Kıpçak Türklerinin rolü asla unutulmamalı ve kitap ya da makaleler içinde değerlendirilmelidir. Ayrıca Türkçede -b- ile başlayan birçok kelime Yunancada ve Rusçada -v- ile değiştirelerek söylenmiştir: Örnek, Basileus > Vasileus olmuştur, ki Basileus'un Türkçe kökenli Başil'den geldiği kesindir. Bu sebeple de Vartan'dan Bardan değil, Bardan'dan Vartan türetilmiştir.


Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu bu paylaşımımdan sonra yorum getirmiştir : "Vartan ermeni adı degil, Vartan Mamikon da Qafqazda perslərə qarşı üsyanda komutan idi. Vartan, Suren, Karen gibi adlar ərsaq (arşakid, part) soylarında gelmeler idi. Haylar da sonralar bu adları kullanmışlar. Vartan Türk hazar degil, ərsaq soylu xristian qıpçaq olmalı."


SB not 2: İmparatorluğun adı dönemi itibariyle Bizans değil, Doğu Roma İmparatorluğu'dur. Dönemi itibariyle İran diye bir ülke yoktur, bu sebeple de "İranlılar" denilmesi uygun düşmemektedir..

SB not 3: Hazarlı Theodora, Hazar Kağanı Buşir'in kızkardeşidir. II.Jüstinianos'tan bir oğlu olmuş, ancak Tiberius 5 yaşındayken (711) sonradan İmparator olan Filippikos Bardanes (Philippicus, 711-713, Bardanes Tourkos değil) tarafından öldürülmüştür.

SB not 4: Atinalı İrini (797-802)



A Turkish Commander in the Byzantine (Eastern Roman) Empire: Bardanes Tourkos and His Uprising Notes:

East Roman Emperor Michael II (820-829)  married Thekla, the daughter of Bardanes the Turk. Their son Theofilos also became the emperor of East Roman Empire between 829-842, the sixth and last iconaclastist. When Thekla dies in 823, Michael II married Euphrosyne, the daughter of Constantine VI. The father of Constantine VI is Leo IV, nicknamed Khazar (Turk). Leo IV's father is Constantine V and Tzitzak the Khazar (Turk) is his mother, the daughter of Khazar (Hazar) Turkish Kagan (Kağan) Bihar. And Tzitzakion was a costume fashion, based on Khazar Turkish princess Tzitzak (Çiçek; Flower).


From "John Skylitzes, A Synopsis of Byzantine History" translated By J.Wortley
(Türkçeye de çevrilmeli)



SB.


P.S. To the westerners; Khazars are not Jewish in ethnic ! They are Turk of ethnic, with Judaism in religion ! So, who ever is going to write about Khazars, don't mislead the people, and use the word "Khazar Turks".... Kipchaks (Bardanios Tourkos is a Kipchak Turk), Cumans, Pechenegs (Patzinaks), Avars, Huns are also Turk of ethnic.





Why is there "Byzantine people of Armenian descent" on wiki, and not "Byzantine people of Turkish (or Turkic) descent"? There are many Turks in the Byzantine Empire!... Hypocrisy of the "westerners"....





"Başa geçen imparatorlardan pek azı Grek kökenliydi...."