greek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
greek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

Ulumak

 

ULUMAK


Ulu-[

1- (Köpek, kurt, çakal vb.) uzun, iniltili, ağlar gibi ses çıkarmak.

2-(İnsan) iniltili ses, ses çıkararak boğuk boğuk ağlamak.

(Gülensoy)


Birden korkunç bir ses (yani, feryadını- SB) duydum, baktım bizim Kassandra, (Od. 11.421)

ὑλάω - ὑláo - 'to bark' of dogs ( köpeklerin havlaması) / Odyssey - PG? ( Grek Öncesi?)

-Lat.(Latince) ululāre 'to howl'( ulumak), ulula 'owl' ( baykuş), feryat etmek.

-Skt.(Sanskritçe) ululf- 'crying loudly' ( 'yüksek sesle ağlamak), uluka- [m.] 'owl',

-Lith. (Litvanca) uluoti 'to howl' ( ulumak)

(Beekes)


* Ulu[-ma-k, köken Türkçedir.

* Kuzey Hindistan'a göçen Saka-Türkleri... Türkçe kelimeler eski Hint kaynaklarında ve Sanskritçede, ayrıca eski İran dillerinde de bulunabilir... Avesta'da adı geçen Turanlı Dureketay (Turuq-tay) adlı bahadır da Türk'dür. (Ağasıoğlu)

Bu sebeple Sanskritçe dediğiniz dil %100 Sanskritçe değil. Ve eğer Avesta'da Türklerden bahsediliyorsa, kesinlikle Türkçeden ödünç alınmış kelimeler içerir.

* Türkleri ve Türkçeyi çıkardığınız zaman ne tarih yazabilirsiniz, ne de dil araştırması yapabilirsiniz.

* Etimolojik araştırmalarda Türkçeyi göz ardı edemezsiniz.

* Uluma, Latinceye (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) Grekçeden (ὑλάω - ὑláo) geçti, ama Grekçeye (Odyssey destanı) de Türkçeden.

Ve bu bir gerçektir.

___


* Ulu[-ma-k is Turkish of etymology.

* Saka Turks who migrated to Northern India... Turkish words can be found in ancient Indian sources and in Sanskrit, as well as in ancient Persian languages.... The hero named Dureketay (Turuq-tay) in the Avesta is also a Turk. (Ağasıoğlu)

Therefore, the language you call Sanskrit is not 100% Sanskrit. And if the Avesta mentions the Turks, then it definitely contains words borrowed from Turkish.

* You can neither write history nor conduct linguistic research if you remove the Turks and the Turkish language.

* You cannot disregard Turkish in etymological research.

* Uluma, passed into Latin (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) from Greek (ὑλάω - ὑláo), but into Greek (Odyssey) from Turkish.

And this is a fact.


SB

15 Şubat 2025 Cumartesi

Türkçe - Yunanca

 

Yerlileri 'Dağlı Pelasglar' olan 'Arkadia'

Arkadia (Arcadia) Yunanca değil 'Pelasgca'dır. Anlamı ‘dağ boğazı/geçiti’ olan 'Arku/Argıt' sözünden gelir ve Türkçedir. Bu dağlık bölgenin coğrafi yapısı da Türkçedeki anlamına uygun olarak batısında sarp yüksek dağlar varken doğusunda daha alçak dağlar bulunur ve dağlık bölgede geçit bulmak zordur.

"Batı bölgesinde dağlar vahşi, yüksek ve kasvetli. Birbiri üzerine yığılmış küçük çaplı ve verimi az olan vadileri ve ormanlarla kaplı dağları var. Doğu bölgesi ise küçük ama verimli ovaların bulunduğu daha alçak dağlarla çevrili. Bu dağlardan akan dereler kayalardaki doğal yarıklardan akar ve çoğu yerin altında kaybolduktan sonra tekrar yükselir. Bu dağlarda birçok uçurum var ve ulaşım zordur..."

Bölgede adları Erymanthos ile Alpheios olan dağlar ve nehirler var. 

Her iki sözcük de Türkçedir.

İlyada’da Akha ordular listesinde geçen Ankaios oğlu Agapenor bu 'Dağlı Arkadialıların' komutanıdır. Agapenor’a gemileri veren ise Aka Memnon’dur.

“Pelasgların hepsini Danaolar olarak anacağız” derken şaka yapmamışlar ve Strabon’un da dediği gibi ‘barbar’ adlarını muhafaza etmişler. Ya da....


Arkadia = Arku/Argıt

Erymanthos = Eriman, Erman, Arman

Alpheios = Alp

Pelasgca = Türkçe


SB

Turova ve Saka Türkleri 📕

Üç örnek daha;

Alaz -  Ἀλισγέω (ἀlisgéo)
Türkçedir
Beekes'e göre ; "Kökeni bilinmeyen ritüel terimi, 'duman, is'....
'λιγνύς' (lignus) = alevle karışık duman, reçineli maddelerin yakılmasıyla oluşan bulanık ateş. Kökeni belirsiz. Grek-Öncesi."
ve onun "Pre-Greek" demesi "HA olmayan" demektir.


ἀλίσβη  alisbi . ἀπάτη apáti 'aldatma, hilekârlık, dolandırıcılık' (H) <?>
Köken: Bilinmiyor. -σβ- (sb) dizisinin Hint-Avrupa kökenli olması zor.
H. = Hesychius, İskenderiyeli Yunanca sözlük bilimci, MS 5.-6.yy




ἄβαρκυα (ἄbarkya / ἄbar-) = obur, ubır, ubir, upir
#Türkçedir
ἄβαρκυα ἄbarkya - λιπος lipos 'aç' (H.)< GrekÖncesi>
Köken: “Fur:122” kelimeyi ‘παργος pargos’ ‘deli, obur’ kelimesine bağlamaktadır ki bu ikna edici değildir. k-'den sonra -na (-να) ile oluşum GrekÖncesi kökenine işaret etmektedir. (Beekes)
λιπος lipos - şişman, yağ
H. = Hesychius, İskenderiyeli Yunanca sözlük bilimci, MS 5.-6.yy

Oysa;
 Beekes'in söylemi aksine kelime Türkçe kökenlidir ve Obur'dur.
SB



Sabir Rüstemhanlı;

"Bilim alemince bilinen en eski devletlerin dillerinin çoğu, o bölgeye onlardan önce gelmiş olan prototürk dillerinin yerini almışlar. Daha eski kat, Türk diline daha yakındır. Roma-Latin dilinin altında Etrüsk, Yunan dilinin altında Pelask, Sami dillerinin altında Sümer... Eski Elam, Dravit dilleri de aglutinativ dillerdendi ve bizim dile çok yakındılar. Şimdi de İskandinavya’nın altından Türk katı çıkıyor... ve belli oluyor ki, dünya öyle bin yıllardır bizim üstümüze gelmekle, bizim üstümüzü örtmekle uğraşmaktadır... Avrupa bunu itiraf etmek istemiyor... Avrupa Atilla’yı da unutturmaya çalışıyor ve Türkiye’yi bu yüzden de Avrupa Birliği’ne almak istemiyor. Hint-Avrupa hegamonyacılığının görülmemiş bir sahtekârlıkla her şeyi çiğneyerek geçtiği, İran bir yana, Turan’ı da kendisine mal ettiği, Altay, Orta Asya medeniyetlerini de kendi hanesine yazdığı bir dönemde asıl gerçekleri söyleyenler çok azdır."



17 Ekim 2024 Perşembe

Bintepe Kurganları

 

BİN TEPE KURGANLARI


Sardes'in kuzeyindeki mezarlık Bin Tepe Kurganları, Lidya'nın en göze çarpan antik simgeleridir, uzaktan görülebilir ve bölgeyi tuhaf bir büyü yere dönüştürür. Bin Tepe Türkiye'nin, belki de dünyanın en büyük kurgan mezarlığıdır; Mısır'daki Giza platosundan çok daha büyüktür. Bugün Bin Tepe'de yaklaşık 115 kurgan ayakta kalmıştır; 1940'larda en az 149 kurgan vardı, ancak birçoğu tarım nedeniyle tahrip edilmiştir.


ALYATTES KURGANI


Herodot'a göre:

Lidya ülkesi, Tmolos'tan taşınan altın tozu dışında, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında büyük bir mucize deposuna sahip değildir; Orada görülebilecek bir anıt var ki, sadece Mısır ve Babil'dekiler hariç diğerlerinden daha büyüktür: Kroisos'un babası Alyattes'in mezarı vardır, bunun tabanı (krepis) büyük taşlardan ve geri kalanı yığılmış topraktan yapılmıştır. Tüccarlar, zanaatkârlar ve fahişeler tarafından inşa edilmiştir. Ve benim zamanıma kadar mezarın üstünde beş sınır taşı kaldı ve bunların üzerine her birinin ne kadar katkıda bulunduğu yazıldı; ve hesaplama fahişelerin işteki payının en büyük olduğunu gösterdi... Mezarın çevresi altı stad ve iki yüz ayaktır ve genişliği on üç yüz ayaktır. Mezarın yanında büyük bir göl vardır ve Lidyalılar bu gölün sürekli akan pınarlarla beslendiğini söylerler; ona Gygaean Gölü denir. İşte bu mezar böyledir. (Hdt. 1.93)


Alyattes kurganı, Herodot'un verdiği rakamlara çok yakın, yaklaşık 355 m çapında ve 63 m yüksekliğinde, dünyanın en büyük kurganları arasındadır. Teoman Yalçınkaya, 785.000 m3 'ten fazla toprak ve taş içerdiğini ve yaklaşık 2.400 erkek ve 600 yük hayvanından oluşan bir işgücü ile iki buçuk yılda inşa edilmiş olabileceğini hesaplamıştır. “Büyük taşlardan oluşan” krepis duvarı artık ayakta değildir, ancak çoğu Lidya kurganları gibi, 16 tondan daha ağır kireçtaşı çatı kirişleriyle zarifçe oyulmuş bloklardan inşa edilmiş bir odaya sahiptir. Yine çoğu Lidya kurganlarında olduğu gibi mezar odası, yağmacıların keşfetmesini zorlaştırmak için kurganın merkezinden oldukça uzağa yerleştirilmiştir. Antik dönemde zaten yağmalanmış olan oda, 19. yüzyıl Prusya konsolosu Ludwig Peter Spiegelthal tarafından keşfedilmiştir.


KARNIYARIK TEPE


Alyattes Tümülüsü, Bin Tepe'nin sırtını taçlandıran ve diğer tüm höyükleri gölgede bırakan üç muazzam kurgandan biridir. Bu üç dev kurganın ortancası Karnıyarık Tepe'dir. Çapı 230 m ve güneyden yüksekliği 53 m olan höyüğün ayak izi Giza'daki Büyük Keops piramidi kadar büyüktür. Alyattes'in mezarı antik dönemde açılmış olduğundan, 1962'deki Sardes keşif heyeti arkeolojik araştırmalarının bir parçası olarak Karnıyarık Tepe'yi seçer. Yıllar içinde birçok araştırma yapılır. 


Karnıyarık Tepe'nin benzersiz bir özelliği de kurgan içindeki krepis duvarıdır. Krepis duvarları genellikle bir kurganın dışını çevreleyerek toprak dolguyu tutar ve keskin bir kenar sağlar. Ancak bu duvar kurganın içine gömülüdür ve hiçbir zaman tamamlanmamıştır. Bu krepis duvarının, yaklaşık 85 m çapındaki daha eski ve daha küçük bir kurgana ait olduğu anlaşılmaktadır. Görünüşe göre inşaatın erken bir aşamasında, inşaatçılar kurganı genişletmeye karar vermiş, çapını neredeyse üç katına çıkarmış ve bitmemiş krepis duvarını terk edip gömmüşlerdir. Bu neden gerçekleşmiştir? Daha küçük bir kurganın yeri daha güçlü bir kişi tarafından mı ele geçirilmişti? Kurganın sahibi büyük bir servete sahip olduğu için mi daha büyük bir mezar anıtı yaptırabilmiştir? Bunu bilmiyoruz. Büyük kurganın muhtemelen kendi krepis duvarı vardı, ancak neredeyse hiçbir izi günümüze ulaşmamıştır.


Krepis duvarı, ince işlenmiş kireçtaşı bloklardan oluşan iki tabakadan ve yuvarlak bir “destek tabakasından” oluşmaktadır. Çalışmaya son verildiğinde duvarda iki boşluk kalmıştı ve üst tabakada birkaç blok eksikti. Boşluklardan biri büyük bir ana kaya çıkıntısının önünde bırakılmıştır; bu çıkıntının bir kısmı bloklara benzeyecek şekilde oyulmuştur, böylece duvarın kendisine dahil edilebilir. Diğer boşluk ise gariptir, çünkü duvar bölümleri kapı söveleri gibi düz bir şekilde bitmektedir, sanki inşaatçılar aradaki boşluğu doldurmaya niyetli değilmiş gibi. Ancak, bu boşlukta ana kaya duvarın üstünden oldukça yükselmektedir, dolayısıyla burası mezara giriş olarak kullanılmış olamaz.


Birçok taş, muhtemelen duvarın farklı bölümlerinden sorumlu taş ustalarının ekiplerini tanımlayan yazılı işaretler taşımaktadır. İşaretler arasında Hanfmann'ın (muhtemelen yanlış olarak) “Gugu” olarak okuduğu bir sembol, gamalı haç çiftleri ve Α ve Θ gibi harfler bulunmaktadır. Bu taşçı işaretleri ve inşaatın diğer detayları, Lidyalıların bu duvarı inşa etmek için işgücünü nasıl organize ettiklerini belirlememize olanak sağlamaktadır. Duvarda, her biri farklı bir bölüm veya kurstan sorumlu olan ve bazen (ama her zaman değil) yaptıkları işi işaretlerle belirten en az yedi ayrı duvarcı ekibi çalışmıştır.


1964 yılında Roma dönemine ait bir tünel ağını ortaya çıkardık. Roma tünelleri modern tünellerden daha küçüktür - 70 cm genişliğinde ve 1,8 m yüksekliğinde, sadece bir kişinin geçebileceği genişliktedir. Antik tünellerin yaklaşık 130 m'si takip edilmiştir ve keşfedilmemiş başka tüneller de kurganın içine doğru devam etmektedir. Tünellerin çoğu ya da tamamı, belki de daha sonraki tünellerden kalan toprağı bertaraf etmek için kasıtlı olarak geri doldurulmuştur. Krepis duvarı boyunca bir noktada, Romalı kaşifler en alt tabakada bir boşluk bulmuş ve bu nedenle duvarın üstünden bir blok kaldırarak duvarın arkasında bir tünel açmışlardır.


Bu tünel, kurgan dolgusu olduğu ortaya çıkınca hemen terk edilmiştir. Daha ileride, iki işçi ekibinin karşılaştığı ancak bölümleri arasına son bloğu yerleştirmedikleri ikinci bir kısa keşif tüneli kazmışlardır. Üçüncü bir noktada, Romalılar krepis duvarının arkasını 7 metre boyunca kazmış ve daha sonra tünelin devam ettiği duvarın ön tarafına geçmek için üst tabakadan bir blok çıkarmışlardır. Bu tür antik soyguncu tünelleri Alyattes kurganı ve Bin Tepe'deki diğer kurganların çoğunda bulunmaktadır.


Roma tünelleri geri doldurulduysa, bunların bir odaya açılmadığını varsayıyoruz, çünkü geri doldurma muhtemelen diğer tünellerde devam eden keşiflerden kaynaklanmıştır. Kurgandaki büyük yarık (“Karnıyarık”) da orijinal zemin seviyesine ulaşacak kadar derin kazılmamıştır. Roma tünelleri ve bizim tünellerimiz kurganın merkezine kadar girmiş ve daha sonra mezar odasını bulmak amacıyla merkezin etrafındaki alanı araştırmıştır. Bu tüneller kurganın inşası hakkında önemli bilgiler ortaya çıkarmıştır. Ancak kurgan içinde yarım kilometreden fazla tünel kazılmasına rağmen henüz bir mezar odası ortaya çıkarılamadı.


Bu kurganda kimin gömülü olduğunu bilmiyoruz. Muazzam büyüklüğü, Lidya kraliyet ailesinin bir üyesine ait olduğunu düşündürmektedir. Arkeologlar bir zamanlar, kısmen çağdaş şair Hipponax'ın bir pasajına dayanarak, Mermnad hanedanının ilk kralı Gyges'e ait olduğuna inanıyorlardı:


İzmir'e doğru giderken, Lidyalıların topraklarından; Attales'in mezarı, Gyges'in anıtı, [...] steli ve Mytalis kralı Tos'un anıtının yanından geç.... karnını batan güneşe doğru çevir.


Bu yorumda Attales Alyattes'tir; Gyges'in anıtı Karnıyarık Tepe'dir ve Tos'un anıtı da Karnıyarık Tepe'nin batısındaki Bin Tepe, Kır Mutaf Tepe'deki üçüncü büyük kurgandır. Bununla birlikte, kurgan dolgusundan elde edilen çanak çömlek, daha büyük olan kurganın MÖ 600'den daha erken bir tarihe ait olmadığını gösterir. Gyges yaklaşık MÖ 644 yılında öldüğüne göre, burası onun mezarı olamaz. Kurgan için mümkün olan en erken tarih yaklaşık MÖ 600 ile 547 arasıdır; Lidyalıların Persler tarafından devrildiği dönemdir. Bu nedenle muhtemelen kraliyet kurganları inşa etmediler; Çünkü sadece iki kral vardı: Alyattes ve Kroisos. Alyattes'in mezarı neredeyse kesin olarak Bin Tepe'deki en büyük kurgan olan Koca Mutaf Tepe'dir; ve Kroisos Persler tarafından alınmış ve Kiros'un güvenilir bir danışmanı olmuştur; muhtemelen bir kraliyet kurganına gömülmemiştir. Eğer bir kral değilse, bu mezar bir kraliçe için olabilir mi?


Sardis Kazısı link

çeviri SB




SB NOTLARI:

- "Adını Saka önderi Gogu’dan (Gagu, Gugu, Gog, Gök Han) alan Gog Boyu MÖ 665’de Kür-Araz’ın yukarı bölgelerine yerleşir... Asur Aşurbanipal (MÖ 685-631) yazıtında Luddilerin (Lidya) kralı Gugu olarak geçer... Kral Gyges’in (Gugu) adının Ogyges’ten (-Gyges), yani Oğuz’dan türetilmiş olma ihtimali bile bulunmakta" (SB-Turova ve Saka Türkleri).


- Bintepe Kurganları, Lidyalılara değil Saka-İskit Türklerine ait. Çünkü ilk kurgan İskitlerin gelmesiyle görülüyor ki bu Alyattes (Ulu-Ata) Kurganı'dır. Diğer yandan yukarıdaki veriler ışığında, babası Sadyattes'in (ö.635) kurganı ya da dedesi Ardys (Ardus, ö.637) ile büyükdedesi Gyges (Gugu/Gök, ö.644)'e ait kurgan yok! Ya da henüz bulunamadı veya adlandırılamadı! Gyges dönemiyle birlikte Kimmer (665) ve Saka-İskitlerle ya mücadele ya da ittifak halindedirler.


"Gyges oğlu Ardys’ü (Ardüs) Kimmerlerin istilasından kurtaran İskitler dışında, Ardüs’ün torunu da İskitleri barındırmıştır. Ardüs’ün torunu Alyattes (AlüAttes>Ulu Ata) ise, Siyarekses’in oğlunu öldürdükleri için Medlerden kaçıp ona sığınan Sakaları ağırlamış, daha sonra da onları paralı askerler olarak kullanmıştı. Üstelik Gyges’ten Karun’a (Kroisos) kadar Lidyalıların kaç kralı ya da soylusu vardı ki bu 500’den fazla tespit edilen (Lidya sınırları içinde) kurganlar onlara ait olabilsindi! Ayrıca Lidya Kralı Kandalus’u öldürüp dul kraliçeyle evlenen Gyges ne kadar Lidyalıydı? Bu kurganların Kimmer ya da Sakalara ait olduğu gün gibi ortadaydı." (SB-Turova ve Saka Türkleri)


EK:

Saka Türkleri, MÖ 100-MS 630, Spiti Vadisi / Hindistan-Tibet ve
Karnıyarık Kurganı, MÖ 600-547, Salihli

Yengi Öge Bey'den 
Kağan mührünün üzerinde bulunan eski Türkçe yazı damgaları ile "Sözüm" ibaresi. Kırgızistan, Talas bölgesi, Atlakh yerleşimi.
(Kaynak: A.S. Amanjolov "Eski Türk Yazısının Tarihi ve Teorisi" kitabı, s.97)







Sardesli Artemis

 


“Lidyalılar’da Hellenleşme Sardes’e Zeus tapınağını inşa ettiklerinde yaşandı."(Georgios Nakracas )


Lidya'nın başkenti Sardes’te (Salihli) Zeus tapınağı yoktur. Ancak kültü ve kutsal alanının varlığı Pers Dönemine (MÖ 6.yy) kadar gittiği epigrafik kanıtlardan bilinmektedir. Lidya'nın baş tanrıçası Artemis'tir. Lidçe Artimuu, Likçe Ertemi dedikleri "tanrça"nın adı Türkçedir ve Ertem/Erdem olarak hâlâ kullanılır.


"Geç Helenistik dönemden Roma dönemine tarihlenen ve Sardes'te Zeus kültünün bazı yönlerinin devam ettiğini kanıtlayan “Zeus'un hizmetkârlarından” Zeus'a ithaflar içeren birkaç yazıt bulunmaktadır. Bunların dışında, Paktolos'un doğu kıyısında, tapınağın nispeten yakınında bulunan Droaphernes yazıtı özellikle ilgi çekicidir; MÖ 4. yüzyıla ait bir Ahameniş orijinalinin MS 2.yüzyıla ait kopyası olan bu yazıtta “Baradatesli Zeus ”a bir heykel adanmıştır. Ne bu kültün doğası (erken tarihi ve Pers kökenli olması dışında), ne bu tanrının adı ve kimliği açıkça bilinmektedir, ne de Artemis Tapınağı'ndaki varlığı tespit edilmiştir." [Fikret Yegül, 2020]




“Hellenization of the Lydians happened when they built the temple of Zeus in Sardis.” (Georgios Nakracas )


There is no temple of Zeus in Sardis (Salihli today), the capital city of Lydia, but the existence of his cult and sanctuary is known from epigraphic evidence dating back to the Persian Period (6th century BC). The chief goddess of Lydia is Artemis, Artimuu in Lydian language, which is Ertemi in Lycian is not İndo-European or Greek origin. It is Turkish of etymology; Ertem/Erdem. The meaning is "virtuous", but back in time it was "virgin", just like the character of Artemis, a "virgin" goddess. Erdem and Ertem is in use as male/sur-name today.



"There are several inscriptions dating from the late Hellenistic to the Roman era that bear dedications to Zeus “from the servants of Zeus” that attest to the continuing observance of some aspect of Zeus cult at Sardis. Apart from these, of particular interest is the so-called Droaphernes inscription, found on the east bank of the Pactolus, relatively near the temple; it is a 2nd-century AD copy of a 4th-century BC Achaemenid original carrying a dedication of a statue to “Zeus of Baradates.” Neither the nature of this cult (except for its early date and Persian origin), nor the name and identity of this deity are clearly known, nor is its presence in the Temple of Artemis established." [Report 7: The Temple of Artemis at Sardis (2020), by Fikret Yegül]


SB


17 Haziran 2024 Pazartesi

Hestia - OdAna

 

Grek mitolojisindeki Hestia'nın adı Türkçe kökenlidir ve OD ANA'nın karakterini taşır. 


HESTİA KÜLTÜ = OD ANA

* Romalılar'ın Etrüskler'den aldığı ve Hellen kültüründe bulunmayan dairesel yapı;

"Romalılar, Hellenlerde bilinmeyen daire şeklindeki tapınak mimarisini Etrüsklerden ödünç almıştır, ama bu sadece onların Mezar-tümülüslerine tanıdık bir form değil, aynı zamanda favorileriydi. İlk dönemlerde bu dairesel tapınaklar sadece Vesta veya Kibele'ye ithaf edilmiştir." [Hodder, M.Westropp]

* Ateşi beslemek; Saha (Yakut) Türkü ve Hestia Raibeleri;

"İonya'da ocağa Histie denilir ve ailenin evin ortasında bulunur. Bir aileyi mahvetmek ya da sürgün etmek için sadece ocağı dışarıya çıkarmak yeterlidir." [Walter Burkert] ; dediğinde ne anlıyoruz?..

Ocak kültünün Türk Dünyası'nda ve Alevi-Bektaşi Ocakları'nda hala devam etmesi demek:

Hesti/Vesta kültünün kökeni; Ateş İyesi Od-Ana'ya, yani Türk Kültürü'ne dayanır.

Gerçekleri saklayanların OCAĞI SÖNSÜN!

TÜRK KÜLTÜRÜ ve GELENEĞİ


Grekçe konuşanlar Türkçe konuşanlardan duydukları İsti'yi Od Ana'nın karakteriyle birleştirip

kendilerine Hestia adında bir mitolojik karakter yaratmış.

The Greek-speakers combined Isti (TR isti, Ionian H'isti'e), which they heard from the Turkish-speakers,
with the character of Od Ana and created a mythological character named Hestia.



The name of Hestia in Greek mythology is of Turkish origin and bears the character of OD ANA. 


"Romans borrowed from the Etruscans a circular form of temple unknown to the Greeks, but which to their tomb building predecessors must have been not only a familiar but a favourite form....in early times these circular temples were dedicated to Vesta or Cybele." [Handbook of Archaeology: Egyptian-Greek-Etruscan-Roman- Hodder M.Westropp]

What do we (Turks) understand when this tradition is performed? ;
"Hestia, Histie in Ionian, is the normal word for the hearth, the centre of house and family. To banish or destroy a family is to drive out a hearth." [Greek Religion (Yunan Dini) Walter Burkert]

It means that the cult of the hearth still continues in the Turkish World and Alevi-Bektashi Hearths:

The origin of the Hesti/Vesta cult is based on Od-Ana, the Spirit of Fire, i.e. a Turkish Culture and tradition.
Let the "fires of those who hide the truth be extinguished"! (is an expression in Turkish)

TURKISH CULTURE and TRADITION


SB





Ateş ile kötülüklerden arınmak, kımız ile Od-Ana'yı beslemek...

Cleansing from evil with fire, feeding Od-Ana with koumiss.

Turova/Çanakkale - Yakutistan (Saha Cumhuriyeti) yolundaki damgalarımız...
Our stamps on the road from Troy/Çanakkale to Yakutia (Saha Republic Turks).




TURKS and TURKISH

1 Mayıs 2024 Çarşamba

Dionysos - Buda / Bacchos - Bakşi

 

Dionysos - Buda / Bacchos - Bakşi


Saka Türklerinin soyundan gelen Buda (Buddha), ya da Türkçe adıyla Burkan’ın din hocalarına Bakşi deniliyordu ve Dionysos* festivallerindeki gibi sarhoş olup aşırıya kaçan davranışlarda bulunuyorlardı. Bu durumda Bakkhaların karşılığı da din görevlileri olurdu ki mitolojide Bakkhalar da esrik kadın rahibeler olarak geçiyordu. Kam gibi don değiştiren, doğa ile insanı bütünleştiren, icat ettiği davul ile birlikte flüt ve tef’i de toylarında kullanan Dionysos ise Bakkhaların başı olarak Bakkhos adını alıyordu. Yani Bakşi Başı oluyordu ve Bacchos/Bacchus sözcüğü Türkçe Bakşi'den geliyordu.


Bakkhos/Dionysos İlyada’da korkak bir tanrıydı. Bu da sözlü Homer çağı ile yazılı Peisistratos döneminde Bakkhos’un henüz Grekler arasında tam olarak tanınmadığını ve kült olarak yayılmadığını gösteriyordu.


Bakşiler de Dionysos gibi kaplan/pars'a binerdi...


SB

Turova ve Saka Türkleri📚

* Dionysos sözcüğü bile Grek Öncesi ve Hint-Avrupa olmayan bir dilden geliyordu.


Aydın Arkeoloji Müzesi / Nysa Salonu - Dionysos'un Hayatı
Aydın Archaeological Museum / Nysa Hall - The Life of Dionysus



Bagghalar/ Bakkhalar/ Bakşiler ayinlerde keçi postu giyerek keçi donuna bürünürdü. Tanrının da keçi kılığına dönüştüğünü düşünen Dionysos takipçileri kurbanlık keçiyi parçalayıp yer ve kanını da içerdi. Oysa Grek kültüründe Kamlık kültürü yoktu. Dionysos festivallerinde karşılaştığımız bir başka karakter ise alt bedeni keçi olan Satyrler’di. Oysa onlar keçi donuna girmiş olan bakşiler/bagglar yüzünden türetilmişti. Tıpkı üretilen bir başka karakter gibi; Çobanların tanrısı keçi ayaklı Pan.

Saka-Türk ve Pers döneminde yaşamış olan Euripides’in Bakkhalar adlı eserinde rahibelerin (Bakkhaların) yabanıl kavimlerden seçildiği ve bakşiler gibi davrandıkları görülüyordu.

Euripides, “Kadınlarımız evlerinden kaçmışlar. Neymiş, Bakkhos şenliklerini kutluyorlarmış! Dionysos dedikleri benim tanımadığım, yeni çıkma bir tanrıya tapınırlarmış dağbaşında. Öbek öbek kadınlar ortalarında testiler dolusu şarap. Gizlide kuytuda erkeklerle çiftleşirlermiş! Sözde Bakkha rahibeliği bunu gerektirirmiş. Bana sorarsanız Bakkhos’a falan değil Afrodite’ye çalışıyor bu kadınlar,” diyordu.

"Hislerine hükmetmeye alışmak bahanesiyle edeb dışı hareketler ve içki âlemleri" düzenleyen Bakşiler gibi Dionysos takipçileri de aşırılığa kaçtıkları için Roma imparatorluğu Bacchanalia festivalini yasakladı (MÖ 186).

Mitolojide hem tahıllar (buğday, arpa), hem de üzüm bağı Bacchos (Bagh)’a aitti. Dionysos şenliklerinde içilen şarap Grek kültüründeki gibi suyla karıştırılmayıp İskitler gibi sek içiliyordu. Üstelik bu içim şeklinin adı da "İskit gibi içmek" idi. Şarap ve Dionysos kültürü Greklere geçtikten sonra şarap içimi yemeklerden önce sek, yemeklerden sonra da sulandırılmış olarak servis edildi. Bu keçiyi parçalayıp yemek ve kanını içmek geleneği Hıristiyanlığa da geçti ve ayinlerde İsa’nın kanı denilerek şaraba batırılmış ekmek verilmeye başlandı.

SB
Turova ve Saka Türkleri📚
* Apollon’a karşı müzik yarışmasını kazanan Saka kökenli Marsyas’ın (M/Barsias= Bars/Pars) da bir Satyr, yani bir bagg-bakşi olduğu söylenir.



Omuzlarında keçi postu, elinde çoban değneğiyle yapraklardan yapılmış bir etek giyen Satyr/Pan
(Hellenistik dönem, Walters Sanat Müzesi)




21 Mart 2024 Perşembe

Ekşi, ἄσχυ

 áskhu - ἄschy (ekşi)

"ἄσχυ (n.) İskitler tarafından kullanılan 'kuş kirazının [Prunus Padus] meyvesinin esanslı suyu' (Hdt 4,23) < LW (alıntı kelime) İran > " - R.Beekes -  Etymology


Ekşi (áskhu -  ἄσχυ) kelimesi Beekes'in iddia ettiği gibi İran dilinden alıntı değil, İskit Türkçesinden alıntıdır. Günümüzde ekşi olarak kullanırız. Heredot'ta (GR) geçer.

NOT: Beekes kitabında tüm dilleri baz almış, ancak Türkçeye (eski-yeni ve lehçeleri) hiçbir şekilde yer vermemiş!

áskhu - ἄschy (Tr. ekşi = Eng. sour)

ἄσχυ (n.) 'inspissated juice of the fruit of the bird cherry [Prunus Padus)', used by the Scythians (Hdt 4,23) < LW Iran >" - R.Beekes

Beekes' book is based on all languages, but he does not include Turkish (old-new and dialects) in any way!

ἄσχυ (áskhu - ἄschy) = ekşi (Eng. sour), TR of etymology (and not a LW from Iran as Beekes claimed). Unfortunately, this misidentification of origin stems from the fact that some scholars consider Scythians as "Iranian-speaking", "Iranian tribe". However, Scythians are Turks and spoke Turkish.

SB

Türkçe - Turkish.



21 Aralık 2023 Perşembe

Grekçe Değil

 


"Yunan mitolojisindeki birçok isim de Yunan kökenli değildir ve diğerleri yalnızca kusurlu bir şekilde Grekçeye dönüştürülmüştür. Akhilleus, Odysseus, Agamemnon, Klytaimestra, Rhadamanthys ve Bellerophontes Grek öncesi popüler geleneğin (destan) bir repertuarından, değilse, 'saray' edebiyatından aktarılmış gibi görünüyor." - Arthur Evans

*

"Many names also in Greek mythology, are not of Greek origin, and others have only been Graecized imperfectly Achilleus, Odysseus, Agamemnon, Klytaimestra, Rhadamanthys and Bellerophontes seem to have been tansmitted from a pre-Hellenic repertory of popular tradition (saga), if not, of 'palace' literature." Arthur Evans



SB


29 Nisan 2020 Çarşamba

Doğu Roma'da Theme - Türklerde Tümen


Doğu Roma'da kullanılan Theme sistemi ve kelimesi Türklerden geçmiştir.

"Bizans İmparatorluğu ile yapılan savaşlar sonunda esir düşen veya anlaşmalı olarak kendi istekleriyle Bizans arazilerine iskan edilen onbinlerce Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman-Kıpçak Türkü’nün yerleşimi belirli bir sistem dahilinde gerçekleştirilmiştir. Bahsi geçen bu sistemin temeli İmparatorluğun yüzyıllar boyunca Pers ve Arap istilaları, iç savaşlar, hastalık, kıtlık gibi nedenlerle insan gücünün azalmasına bağlı olarak dışarıdan temin edilen yerleşimcilerle nüfusu azalan bölgelerin yeniden canlandırılmaya çalışılmasına dayanmaktadır. Nitekim, özellikle İmparatoratorluğa yönelik dış tehditler arttıkça böyle bir teşkilat geliştirilmiş ve bu teşkilata theme adı verilmiştir. Diğer bir ifadeyle theme’ler, başlangıçta olmasa dahi zamanla, askeri ve mülki idareyi bir elde toplayan Stratikosların emrinde bulunan idari birimlerdir.

Kelime olarak kökeni tam açıklanamayan theme’in Yunanca bir kelime olan ve İmparatorluk görevlileri tarafından kayıt defterine yazılma anlamına gelen thesis’den geldiğini ileri süren Aikatarina Christophilopolou’ya (7) karşın, Mark Wittow, kelimenin ‘step dünyasıyla’ ilgili olduğu görüşünün ikna edici olduğunu belirtmekte ve Türkçe’de 10.000 kişiden oluşan ve Tümen adı verilen askeri birlikle alakalı olabileceğinin altını çizmektedir. Nitekim, göçebe komşuları Türklerin savaş kabiliyetlerine aşikar olan Roma ve Bizanslıların kelimeyi almış olmalarının gayet doğal olduğunu belirten Witthow, kelimenin başlangıçta askeri birliği ifade ederken, 10. yy.’dan itibaren bu askeri birliklerin yerleştiği yerleri ifade etmeye başladığını belirtmektedir.(8)

Tüm Bizans tarihi boyunca themeler’den sınırlara yakın olanlar ayrı bir öneme sahip olmuştur. Bu birimlere askerler aileleriyle birlikte yerleştirilir vergiden muaf tutulur ve dolayısıyla askerlik karşılığı toprak sahibi olurlardı. Aslında bu türden sınır bölgelerine asker yerleştirme uygulaması eskiden limitanei olarak adlandırılan ve sınırlara asker yerleştirme anlamına gelen eski sistemin geliştirilmiş şeklidir. (9) Yabancı olan bu askerler aileleriyle birlikte ve kendi mülklerinde oturduklarından sahip oldukları toprakları müdafaya mecbur olurlardı ve bu da beraberinde İmparatorluğa sadakatı getirmekteydi. Genel olarak bakıldığında theme sisteminin Anadolu’da daha fazla geliştiği söylenebilir. 6. yy.’dan itibaren Anadolu’da meydana gelen nüfus azalmasına karşı oluşturulan bu themelere yerleştirilmek üzere İmparatorluğu’n çeşitli bölgelerinden özellikle de Balkanlar’dan yeni insanlar nakledilmiştir.(10) Diğer taraftan, zaman içerisinde benzer organizasyon Balkanlar’da da gündeme gelmiştir.

7. yy.’ın orijinal themeleri Anatolikon (669), Armeniakon (667), Thracian (680-685) ve Opsikion’dur (680). İlk iki theme eski “magister militum per orientem ve magister militum Per Armeniam” olarak adlandırılan ordulardır. Doğu ordusu Mezopotamya ve Suriye’den çekilip Güney- Orta Anadolu’ya yerleşmiş ve Anatolikon theme’i adını almıştır. Armenia ordusu da Yukarı Fırat bölgesinden çekilerek Kuzeydoğu Anadolu’ya yerleşmiş ve Armeniakon adını almış, Balkanlar’daki eski “Magister militum per Thraciam” olarak bilinen Batı birlikleri de Trakya’dan çekilerek verimli batı Anadolu topraklarına yerleşip Thrakesion theme’sini oluşturmuştur.(11) Son theme olan Opsikion ise İstanbul’a yakın, Kuzeybatı Anadolu’da ve İmparatorluk muhafız birliklerini ve 6. yy.’da merkezi ordudan kalan birlikleri içeren bir theme’dir. 

Ancak 9. yy.’a gelindiğinde Anadolu themeleri küçültülerek Opsikion, Bucellarion, Optimaton, Paphlagonia, Armeniakon, Chaldia, Colonea, Charsianon, Anatolikon, Thraceion, Kappadokya, Mezopotamya, Sebastea, Lycandus, Leontocomis, Seleukia ve Cbyraeots(12) adlarında yeni theme’ler oluşturulmuştur."


Yonca Anzerlioğlu
Bizans İmparatorluğu'nda Türk Varlığı
Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Enstitüsü
Türkler Ansiklopedisi, Cilt 6, s.351-375 ya da link
Dipnotlar:
[7] Aikatarina, Christophilopolou, Byzantine History, II, 610-867, trans. by Timothy Cullen, Amsterdam, 1993, s. 346.
[8] Mark Whittow, The Making of Orthodox Byzantium, 600-1025, London, 1996, s. 113.
[9] George Ostrogorsky, History of the Byzantine State, tran. By John Hussey, oxford, 1968, ss. 97, 131-132; Baykurt, op. cit., s. 115; Diehl, op. cit., s. 42.
[10] Peter Charanis, ”The Demography of Byzantine Empire,” Proceedings of 13th international Congress of Byzantine Studies, ed. by J. M. Hussey, D. Obelensky and S. Runciman, Sofia, 1935,.
[11] Witthow, op. cit., ss. 113-114; Christophilopolou, op. cit., s. 349.







Rusya'da Tümen Oblastı ve Tümen (Tyumen) adında bir kent de bulunmaktadır.

The name of the Russian city Tyumen is Turkish of etymology, just like the Theme's of the Byzantine Empire.
Tümen = Tr.ety., Army of 10.000 soldiers.
SB




18 Haziran 2019 Salı

Anadolu - Anatoli - Güneş - Şafak - Doğu



Anadolu kelimesinin anlamını her yerde "doğu, güneşin doğduğu yer" ya da "Ege'nin doğusu" olarak verirler ve "Grek" kökenli olduğunu, "Türkiye"nin de "Yunanlılar" tarafından verilen coğrafi adıdır derler. Peki bu doğru mudur? Soralım o zaman; Anadolu bir toponim mi, yoksa yön belirten bir kelime mi? Anatoli kelimesi ilk kez hangi yüzyılda kullanıldı? Sadece "Anadolu" için mi kullanıldı, yoksa başka coğrafi bölgeler içinde kullanımı var mı?

Liddell ile Scott'un Oxford'tan 1940'ta çıkarmış olduğu "A Greek-English Lexicon (Yunanca-İngilizce Sözlük)"e göre Anatoli/Anatole kelimesinin ilk kez geçtiği yerlere bakalım ve bu soruları cevaplayalım:



Odyssey destanı 12:4 :
ἀντολαὶ Ἠελίοιο (antolaí ielíoio) - anatoli/e H/Elios, yani "doğu" ve "güneş" olarak geçer.

‘αὐτὰρ ἐπεὶ ποταμοῖο λίπεν ῥόον Ὠκεανοῖο
νηῦς, ἀπὸ δ᾽ ἵκετο κῦμα θαλάσσης εὐρυπόροιο
νῆσόν τ᾽ Αἰαίην, ὅθι τ᾽ Ἠοῦς ἠριγενείης
οἰκία καὶ χοροί εἰσι καὶ ἀντολαὶ Ἠελίοιο,
νῆα μὲν ἔνθ᾽ ἐλθόντες ἐκέλσαμεν ἐν ψαμάθοισιν,
ἐκ δὲ καὶ αὐτοὶ βῆμεν ἐπὶ ῥηγμῖνι θαλάσσης:
ἔνθα δ᾽ ἀποβρίξαντες ἐμείναμεν Ἠῶ δῖαν. (link)
‘aftár epeí potamoío lípen róon Okeanoío
nifs, apó d᾽ íketo kýma thalássis evrypóroio
nísón t᾽ Aiaíin, óthi t᾽ Ioús irigeneíis
oikía kaí choroí eisi kaí antolaí Ielíoio,
nía mén énth᾽ elthóntes ekélsamen en psamáthoisin,
ek dé kaí aftoí vímen epí rigmíni thalássis:
éntha d᾽ apovríxantes emeínamen Ió dían.


İngilizcesinde:
"Now after our ship had left the stream of the river Oceanus and had come to the wave of the broad sea,
and the Aeaean isle, where is the dwelling of early Dawn and her dancing-lawns,
and the risings of the sun, there on our coming we beached our ship on the sands,
and ourselves went forth upon the shore of the sea,
and there we fell asleep, and waited for the bright Dawn."
(Homer. The Odyssey with an English Translation by A.T. Murray, PH.D. in two volumes. Cambridge, MA.,
Harvard University Press; London, William Heinemann, Ltd. 1919.)



Türkçe çevirisinde: Şafak ve Güneş kelimeleri kullanılmıştır.

"Ama ayrıldığı vakit gemimiz Okeanos Irmağı akıntısından,
engin denizin dalgaları sürdü bizi Aiaie Adasına,
erken doğan Şafağın yuvası var oda cıvıl cıvıl,
orda Güneşin apaydınlık beşikleri var.
Varır varmaz oraya çektik kumsala gemiyi,
indik hepimiz gemiden, ayak bastık kıyıya,
sonra uykuya dalıp bekledik tanrısal Şafağı."
(Odysseia 12:1-6; çev.Azra Erhat, A.Kadir, Can Yayınları, 8.Basım, 1996)



Odysseus ile yanındakilerin çıktığı kıyı Anadolu değil, Büyücü Kirke'nin yaşadığı Ada'dır ve bu dizelerde geçen anatolia kelimesinin hiç bir şekilde "Anadolu"yla ilgisi yoktur, aksine "güneş, gündoğumu, şafak" ile ilgisi vardır, bir toponim değildir, bulundukları yere göre "gün doğumunu" ifade eder.


Mitolojik Aiaie (Aeaea) Adası, Argonotların seferini yazan Rodoslu Apollonius'a (MÖ 3.yy) göre İtalya'nın batı kıyılarında, Etrüsklerin liderlerine istinaden adı verilen Turhen/Turhan/Turan (Tyrrhenian) denizine bakan Elba (Aethalia) Adası'nın güneyinde bulunur. Romalı yazarlara göre ise Roma'nın 100 km güneyinde, Homer döneminde bir ada olan yarımadadır. Yapılan arkeolojik araştırmalarla "Maga Circe" olarak tanımladıkları bir mağaranın Büyücü Kirke'ye ait olduğunu açıklamışlardır. Hangisi olduğu kesin olarak açıklanamamış olsa da kesin olan Ege olmayıp, tersine İtalya açıklarında olmasıdır. Bu da "Anatoli" kelimesinin "Anadolu" için özel bir isim olmadığını da ortaya koyar.



Cimmerii = Kimmerler gözden kaçmıyor!



Aynı kaynakta, Herodot 4.8 dediği yerin İngilizcesinde "sun rise" yazarken Türkçe çevirisinde "Anatoli" geçmez "doğu bölgelerinden" geçer.

Σκύθαι μὲν ὧδε ὕπερ σφέων τε αὐτῶν καὶ τῆς χώρης τῆς κατύπερθε λέγουσι, Ἑλλήνων δὲ οἱ τὸν Πόντον οἰκέοντες ὧδε. Ἡρακλέα ἐλαύνοντα τὰς Γηρυόνεω βοῦς ἀπικέσθαι ἐς γῆν ταύτην ἐοῦσαν ἐρήμην, ἥντινα νῦν Σκύθαι νέμονται. Γηρυόνεα δὲ οἰκέειν ἔξω τοῦ Πόντου, κατοικημένον τὴν Ἕλληνές λέγουσι Ἐρύθειαν νῆσον τὴν πρὸς Γαδείροισι τοῖσι ἔξω Ἡρακλέων στηλέων ἐπὶ τῷ Ὠκεανῷ. τὸν δὲ Ὠκεανὸν λόγῳ μὲν λέγουσι ἀπὸ ἡλίου ἀνατολέων ἀρξάμενον γῆν περὶ πᾶσαν ῥέειν, ἔργῳ δὲ οὐκ ἀποδεικνῦσι.  ἐνθεῦτεν τόν Ἡρακλέα ἀπικέσθαι ἐς τὴν νῦν Σκυθίην χώρην καλεομένην, καὶ καταλαβεῖν γὰρ αὐτὸν χειμῶνα τε καὶ κρυμὸν, ἐπειρυσάμενον τὴν λεοντέην κατυπνῶσαι, τὰς δὲ οἱ ἵππους τὰς ὑπὸ τοῦ ἅρματος νεμομένας ἐν τούτῳ τῳ χρόνῳ ἀφανισθῆναι θείη τύχῃ. [link]
Skýthai mén óde ýper sféon te aftón kaí tís chóris tís katýperthe légousi, Ellínon dé oi tón Pónton oikéontes óde. Irakléa elávnonta tás Giryóneo voús apikésthai es gín táftin eoúsan erímin, íntina nýn Skýthai némontai. Giryónea dé oikéein éxo toú Póntou, katoikiménon tín Éllinés légousi Erýtheian níson tín prós Gadeíroisi toísi éxo Irakléon stiléon epí tó Okeanó. tón dé Okeanón lógo mén légousi apó ilíou anatoléon arxámenon gín perí pásan réein, érgo dé ouk apodeiknýsi.  entheften tón Irakléa apikésthai es tín nýn Skythíin chórin kaleoménin, kaí katalaveín gár aftón cheimóna te kaí krymón, epeirysámenon tín leontéin katypnósai, tás dé oi íppous tás ypó toú ármatos nemoménas en toúto to chróno afanisthínai theíi týchi.


"This is what the Scythians say about themselves and the country north of them. But the story told by the Greeks who live in Pontus is as follows. Heracles, driving the cattle of Geryones, came to this land, which was then desolate, but is now inhabited by the Scythians. Geryones lived west of the Pontus,1 settled in the island called by the Greeks Erythea, on the shore of Ocean near Gadira, outside the pillars of Heracles. As for Ocean, the Greeks say that it flows around the whole world from where the sun rises, but they cannot prove that this is so. Heracles came from there to the country now called Scythia, where, encountering wintry and frosty weather, he drew his lion's skin over him and fell asleep, and while he slept his mares, which were grazing yoked to the chariot, were spirited away by divine fortune."
(Herodotus, with an English translation by A. D. Godley. Cambridge. Harvard University Press. 1920.)



"Skythler [İskitler-SB] kendileri için ve yurtlarının kuzey bölgeleri için ne anlatırlarsa ben de onu anlattım. İşte şimdi de Pontos Euxeinos'da [Karadeniz-SB] yerleşmiş olan Yunanlıların (*) anlattıkları: Herakles, diye anlatırlar, Geryon'un öküzlerini önüne katmış giderken, bugün Skytlerin oturdukları yerlere gelmiş, o zamanlar buralarda kimse yokmuş; Geryon, Pontos'un çok uzağında oturuyordu; Herakles direklerinin ötesinde, Okeanos Gadeires'i yakınında bulunan ve Yunanlıların Erytheia dedikleri adayı almış yerleşmişti. Okeanos'a gelince, bu da doğu bölgelerinden çıkarmış ve bütün toprakları çepeçevre dolanırmış, böyle söylerler, ama bir kanıt göstermezler. Evet, işte Herakles buralardan kalkmış, bugün Skythia [Çar İskitleri'nin yaşadığı yer/İskitya-SB] denilen ülkeye gelmiş; soğuk, buz gibi bir havaya yakalanmış, aslan postunu çekmiş üzerine ve uyumuş; arabasına koşulu iki kısrak, ki otlamaktaymışlar, bu arada bir mucize olarak kaybolmuşlar." (**)

(Herodot Tarihi, Çev:Münekim Öktem, Remzi Kitabevi, Üçüncü Basım, 1991 dipnotları: Geryon; Üç başlı dev. Herakles bunu öldürür ve öküzlerini alır. Latinlerde de Breal'e (1832-1915) göre, aynı mit, değişik biçimde, Herkül ile Kakus arasındaki dövüşte görülür. : Okeanos Gadeires; Burası Cadix'tir. Herakles direkleri ise Gibraltar (Cebelitarık)tır.)

(*) Bugün anlaşıldığı gibi Yunan değil Elleni olarak geçer ki Türk boy ve kavimlerine gelince "Türk" ulus adı altında birleştirmeyip boy ve kavim adlarıyla yazılırken "Yunan" boy ve kavim adlarına gelince tek bir ulus adı altında toplamak, kesinlikle ikiyüzlülüktür. SB
(**) Herkül'ün adı Erkle olarak geçer ve Bilgamış'ın görevleriyle benzerliği vardır.


* * *


MÖ 5.yy'da bölgede Kimmer-İskit gibi Türkçe konuşanların varlığı... [ki öncesi de var]
Odyssey'in İlyada'dan sonra MÖ 5.yy larda yazdırıldığı... [Solon ile Peisistratos dönemleri ki daha sonra birçok kez elden geçmiştir]
Herodot'un MÖ 5.yy da yaşadığı...

Buraya almadığım : Euripides'in, Palton'un, Aeschylus'un da MÖ 5.yy'da yaşadığı..., ki

Bu eserlerin hiçbiri bir bütün olarak Orta Çağ'a kadar gelemediği...

Anatoli'nin bir coğrafi 'ad'tan ziyade "doğuyu, şafağı, güneşi" ifade ettiği...
Bir de bu coğrafyaya "Küçük Asya" denildiği, bunun "Asların Ülkesi" anlamına geldiği ve de "As Türk" boylarından kaldığı... ayrıca;
MÖ 2300 lerde ise Anadolu'ya "Hattilerin Ülkesi" denildiği, Anadolu'nun yerlisi olan Hattiler'in de ne Hint-Avrupa, ne Semitik, ne de Grek dilli olduğu, tam tersine, bizim gibi eklemeli dil grubuna girdiği, hatta Ana-Ata-Tarkan gibi Türkçe kelimeleri barındırdıkları hatırlanmalı ve tüm bu bilgiler ışığında "Anadolu'nun adı Anatoli'den gelmektedir" ve "Grekçe'dir" derken dikkat edilmelidir !

Semra Bayraktar








Asia kelimesinin geçtiği yerler için bknz.