evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2024 Cuma

Puyang Ejderha Mezarı


Çin'de bir ejderhanın en eski tasviri olan Puyang Ejderha Mezarı, Yangshao kültürü


"1987 yılının Haziran ayında Henan Eyaleti'ndeki Puyang şehrinde neolitik döneme ait bir mezar keşfedilmiştir. Mezarda yatan kişinin iskeletinin her iki yanında istiridye kabuklarından oluşan iki büyük mozaik yer almakta olup, doğuda bir ejderha, batıda ise bir kaplan figürü bulunmaktadır. Antik Çin'de gece gökyüzünde ana yönlerde dört dev takımyıldızı hakimdir ve her birinin bir hayvanı temsil ettiği düşünülmektedir. 

Bu dörtlü, Doğu'yu temsil eden Masmavi Ejderha, Güney'i temsil eden Kırmızı Kuş, Batı'yı temsil eden Beyaz Kaplan ve Kuzey'i temsil eden Siyah Kaplumbağa'dır.

Puyang mezarında bulunan iki istiridye kabuğu mozaiğin gerçek yıldız konfigürasyonlarını, yani ana yönlerden ikisinin ilkel takımyıldızlarını, Doğu'nun masmavi ejderhasını ve Batı'nın beyaz kaplanını tasvir ediyor olabileceği ileri sürülmüştür. Puyang mezarı radyokarbonla milattan önce 5.000 yılına, Yangshao boyalı çanak çömlek örnekleri ise milattan önce 5.000 ve 6.000 yıllarına tarihlendirilmiştir. Buradan Çin astronomik gözlemlerinin milattan önce en az 5.000 yıl önce başladığı sonucuna varıyoruz."

Kaynak/Source: East-Asian Archaeoastronomy: Historical Records of Astronomical Observations of China, Japan and Korea. By Zhenoao Xu, W. Pankenier, Yaotiao Jiang (2000)




Puyang Dragon Burial, with the earliest depiction of a Dragon in China, Yangshao culture

"In June 1987, a neolithic tomb was discovered in the city of Puyang, Henan Province. On either side of the skeleton of the tomb occupant there are two large mosaics formed by clamshells, with the figure of a dragon on the east and that of a tiger on the west. In ancient China, four giant constellations dominated the night sky in the cardinal directions, each thought to represent an animal. 

The four are, the azure dragon respresnting the East, the red bird for the South, the white tiger for the West, and the black turtle for the North.

It has been argued that the two clamshell mosaics found in the Puyang tomb may depict actual stellar configurations; that is, the primitive constellations of two of the cardinal directions, the azure dragon of the East, and the white tiger of the West. The Puyang tomb has been radiocarbon dated to 5.000 years BP and the samples of Yangshao painted pottery to 5.000 and 6.000 BP. From this we conclude that Chinese astronomical observation began by at least 5.000 years BP."


SB Note:

In old Turkish direction system, geographical directions were indicated by colors.


White (AK) - West (Akdeniz = Mediterranean)

Black (KARA) - North (Karadeniz = Black Sea)

Blue (GÖK = sky) - East (Gök Deniz/Hazar Denizi = Caspian Sea)

Red (KIZIL) - South (Kızıldeniz = Red Sea)

(which I shared earlier // daha önce paylaşmıştım)


Türk kültüründe yönler renkler ile belirtilmiştir.

Beyaz (Ak) - Batı (Akdeniz = Mediterranean)

Siyah (Kara)- Kuzey (Karadeniz = Black Sea)

Mavi (Gök) - Doğu (Gök Deniz/ Hazar Denizi = Caspian Sea)

Kızıl - Güney (Kızıldeniz = Red Sea)


SB



15 Temmuz 2024 Pazartesi

Ejder


Yılan, bir Turan kültü; Ak/Kara yılanlar; Kamların ana hayvanlarından; Evin İyesi; Yılan>ejder; Kulaklı Yılan; Kurt-Ejder; Erlik'in kara yılan kamçısı; Hun başkenti Ejder şehir (Lung/Longcheng), bayrağı, sancağı, Ejder tapınağı; Kapıları süsleyen Ejder/Yılan; Lu yılı; Aygır Gölleri= At+Ejder; Asalet sembolü, cesur Alplerin adı; Hun komutanın unvanı, Ak Ejder; Özbek Ulug Arslan'ın oğlu Ejder-i Arslan; Tatar bayrağı; Astrahan=Ejderhan; Kumanca Sazayan; Macarca Sarkan/Sarkanu/Sarkany=Çok başlı ejder; Kıpçaklardan Ejderhaların Kralı Sarık/Sarığ Han=Şarukan; Yılan halkı Kimaklar; İskitlerin alt bedeni yılan olan Ana Ata; Hazinenin bekçisi ejder/grifon...vs. Bunları gören, duyan Hristiyanlık ve Batı, Ejder öldürerek (kötü/şeytan/pagan/düşman) Türk düşmanlığını metaforla gösterilmesi; "Aziz"ler, Kıpçakları temsil eden ejderi öldürür. Avrupa kabilelerin kendilerine uyarladıkları Niebelung(-lung=ejder,lu)'da hazineyi koruyan ejder, kızı kaçıran ejder, ejder donuna girmek; Beowulf'un öldürdüğü Ejder; Ejder Fafnir'in iyileştirici, güçlendirici kanı... vs...

SB

Evet, Ejder (Ajdar) Farsça, ama söylenişi güzel ;) 



Saka Türkleri, MÖ 3.-2.yy, KARGALI, ALMA ATA / KAZAKİSTAN (ekte)





Kuban Bölgesi- İskit/Saka, MÖ 4.yy







Somuttan Soyuta



Evren (Ejder) - Kurt'tan Şifa Düğümüne....





Evren - Ebren - Lu


EK:

KARGALI  (Каргалинский клад), ALMA-ATA

Saka krallarının son sığınağı Almatı bölgesi, Saka ve daha sonra Usun kabilelerinin yaşam alanı... Bu dönemden günümüze çok sayıda kurgan ulaşmıştır ve bunların en büyüğü soylulara, Saka krallarına aittir. Bu tür kurganlar kentin tek katlı evler arasında XIX - XX yüzyılın başlarına kadar geldi. Ancak şimdi neredeyse hepsi yıkıldı ve modern Almatı'nın çok katlı binalarının altında kaldı. Yine de, örneğin, Almatı'nın kuzeybatı kesiminde bulunan aynı adı taşıyan yüksek platonun bir bölümünü kaplayan büyük Boroldai mezarlığı gibi bazı şeyler korunmuştur. En büyüğü 20 m yüksekliğe ve 150 m çapa ulaşan düzinelerce kurganlar vardır. (Basın Kazakh.ru)


18 Mart 2023 Cumartesi

Kurt - Buri Alpler

 

KURT/BURİ-EVREN/BÜKE ALPLER

"Kurt savaşçı" ile miğferli bir asker bezemeli 12.yy taş kabartması 1895 yılında Tuzla'da bulunmuş. Aynı yıl benzer bir başka rölyef Eskişehir'den çıkmış. Bu rölyefin ise her iki tarafında da Kurt başlı çıplak bir adam var. Biri oval bir kalkan taşırken, diğerinin başında da dizgin bulunmaktaymış.

Bu rölyef Dragos Suyu Anlaşması'nı göstermektedir
(Görseldeki rölyef Bode müzesi Berlin'de)


* * *

Dragos Suyu Anlaşması

11 .yüzyılın son çeyreğinde, 1071 Malazgirt Savaşı'nı takip eden ilk on yıl içinde, Ege ve Marmara kıyılarına hatta İstanbul'un karşısında Kadıköy ve Üsküdar'a kadar uzayan Türk akınları yüzünden Bizans'ın Anadolu'da, gerek Bithynia gerekse Phrygia bölgelerinde sahip olduğu şehir ve kalelere ulaşması adeta imkansız hale gelmişti. Fakat Türk akınları ilerleyen yıllar içinde bu bölgelerde ulaştığı uç noktalarda kalıcı olamadı. 1081'de Bizans tahtına çıkan imparator I.Aleksios Komnenos (1081 - 1118) yirmi beş yıldan beri imparatorluğun içine düştüğü karışıklık ve zaafa son vermek üzere büyük bir gayretle harekete geçti. Süleymanşah ile yaptığı Dragos Suyu (*) Anlaşması sonucunda Türkler Boğaziçi kıyılarından Dragos Suyu'nun doğusuna çekilmeyi kabul ettiler.

Dragos Suyu Anlaşması sayesinde Anadolu'da barışı sağlamak ve hem de bu sayede Norman tehdidine karşı Süleymanşah'dan yardım elde etmek imkanını da buldu. Süleymanşah'ın gönderdiği yedibin kişilik askeri birlik ve yine yardım istediği Venedik'in sağladığı donanma desteğiyle dört yıl süren bir mücadeleden sonra Normanlar'ı yenmeyi başardı. Bundan sonra da Trakya bölgesine kadar ilerlemiş olan Peçenekler'i (1091) ve onların arkasından gelen Kumanlar'ı (1094) geri püskürterek Balkanlar'da sükuneti elde etti. Böylece on yılı aşkın bir süre aralıksız devam eden savaşlar sonunda elde edilen başarılar ile imparatorluk yeniden rahat nefes alacak duruma kavuşmuş oldu.

Norman savaşının son bulmasından sonra 1085 yılının sonunda İstanbul'a dönen imparator Aleksios, Süleymanşah'ın Çukurova bölgesini ve Antakya'yı zaptetmek üzere güneye giderken başkenti Iznik'in idaresiyle görevlendirdiği kumandanı Ebulkasım'ın, iki taraf arasında 108l'de yapılan Dragos Suyu Anlaşması'nın şartlarını bozarak Bizans arazisine akınlar düzenlediğini ve Türklerin yeniden İstanbul yakınına kadar ilerlemiş olduğunu gördü. Aleksios derhal karşı saldırıya geçerek Türk akıncılarını kıyı bölgelerinden uzaklaştırdı. Anna'nın ifadesine göre Tatikios (*) imparator Aleksios'un emriyle İznik'te hüküm süren Ebulkasım'a karşı gönderilmişti.

Süleymanşah'ın 1086'da ölümünden sonra ise Aleksios, Selçuklu başkenti İznik'de hüküm süren Ebulkasım'ın elinden Nikomedia (İzmit)'yı ve Kios (Gemlik)'u geri aldı. 1093 yılı başında İznik'de Türkiye Selçuklu tahtına çıkan Sultan I.Kılıç Arslan (1093- 1107) döneminde ise Bizans Türklere karşı İzmit Körfezi ile Sapanca Gölü arasında uzayan çizgi boyunca kuzeydoğu sınırını koruyabildiği gibi, Apollonias (Gölyazı), Kyzikos (Erdek yanında) ve Poimanenon (Eski Manyas / Soğuksu)'u geri almak suretiyle Marmara Denizi'nin güney sahil bölgesini de tekrar eline geçirdi . Buna mukabil Türklerin Anadolu'nun batısında Ege Denizi kıyılarına kadar yayılmalarını önleyemedi.

İmparatorluk, her ne kadar, Karadeniz'in kıyı ve dağlık bölgelerinde hakimiyetini hala devam ettirebilmekteyse de, Orta-Anadolu'da Eskişehir ovasına kadar uzayan Türk yerleşimini de durduramamıştı. Çünkü Balkanlar'da önce Normanlar'a, sonra Peçenek ve Kumanlara karşı yürüttüğü savaşlar İmparator Aleksios'un Anadolu'da Türklere karşı ciddi bir harekete girişmesini engellemekteydi.

Prof.Dr. Işın DEMİRKENT (Bizans Tarihi Yazıları)


* Dragos Suyu Maltepe ve Kartal ilçe sınırları içindedir. Dragos (Ejder/Evren/Büke) suyun iyesidir. Mitolojide ise kökeni ve adı Grekçe olmayan savaş tanrısı Ares'in bekçileridir.

"Türklerde Evren motifi bir alplik örneği olarak karşımıza çıkar. Orhun yazıtlarında alp anlamında Büke sözü belki de buna işaret etmektedir. Evren tipleri bazen buri (kurt) başlarına benzer. Ordos ve Sibirya sanatında, Partların bayraklarında, Türk Kağanlığı döneminin bayrak tepelerinde ve Türkistan ile Uygur duvar resimlerindeki bayraklarda evren başı olarak tekrar eden buri maskesi görülür. Kara-balgasun anıtındaki Kök/Gök-Büke'lerin başı da "buri" maskelerine benzer." - Dr. Emel Esin


* Komutan Tatikios da Türk kökenlidir.


SB


KURT/BURİ-EVREN/BÜKE ALPLER




13 Eylül 2014 Cumartesi

EJDERHAYI ÖLDÜRMEK



Malatya, Aslantepe'de kent duvarı kabartması. Fırtına Tanrısı ejder İlluyanka'yı öldürüyor, arkasındaki oğludur. 
Geç - Hitit devrinde Geleneksel Stil. (M.Ö. 1050 - 850)
İlluyanka kelimesi: Eski Türkçede İlan, bugünkü ile Yılan (bknz.Prof.r.F.Ağasıoğlu), Hattilerden geçmiştir.


Hitit dini gibi mitolojisi de büyük ölçüde Hatti ve Hurri etkisinde kalmış, ayrıca Sumer Mezopotamya kaynaklarından esinlenmiştir. Gök Tanrısı Telipinu'nun İlluyanka Ejderi ile savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Buna karşılık Gök Krallığı ve Ulikummi destanları Hurrilerden gelmiştir.

Tanrı ile ejder İlluyanka'nın dövüşmesi, ilkbaharın başlangıcında kutlanan bir festivalde canlandırılırdı. Festival, kış aylarının durgunluğundan sonra dünyanın yeniden canlanışını kutlamaktadır. Dövüş ritüelinde ise, hayatın ölüm, iyiliğin de kötülük üzerindeki zaferi simgelenmiştir. 


Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi'nden "İlluyanka Efsanesi"
Hititlerin başkenti Çorum-Boğazköy'den iki nüsha halinde ele geçen Hititçe çivi yazılı tabletlerden alınmıştır.

Fırtına tanrısının kalbini ve gözünü almış olan İlluyanka'nın kızı ile fırtına tanrısının oğlu Telepinu evlendirilir. Fırtına tanrısı gelini aracılığı ile kendisinin kalbini ve gözünü İlluyanka'dan geri almasını ister. Bu suretle duygu ve anlayışı sembolize eden bu iki değerli organına yeniden sahip olan fırtına tanrısı ,sahip olduğu fırtına, yıldırım ve yağmur gibi kudretlerini kullanarak ejder İlluyanka'yı ve bu arada kendi oğlu Telepinu'yu öldürür.

İlluyanka Efsanesi Hititlerden Yunan mitolojisine geçmiştir. 
Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, İlluyanka Efsanesinin ana ögeleri bulunmaktadır. 

Yunan anlatısında; Typhon, Tanrı Zeus'un yüreğini ve gözlerini değil, kollarının ve bacaklarının kas liflerini alır. Ejderin gözcülüğünü yapan kızını Aigipan adlı bir kadın oyalarken, Tanrı Hermes kas liflerini geri alır. Efsanenin Anadolu'dan geldiğini yer adları açığa vurmaktadır. Typhon'un oturduğu yer Mersin yakınlarındaki Korykos mağarasıdır. Adı geçen Casius dağı ise Antakya yakınlarındadır. (alıntıdır)








Aziz George ve Ejderha hikayesi aslında George'un zamanında bulunduğu Kapadokya bölgesinin Hristiyanlaşmasının hikayesidir. 


Efsaneye göre kırsal bölgedeki bir şehirde tehditkar bir ejderha mevcuttur. Şehrin insanları ejderhaya her gün koyunlar kurban ederek kendilerini ondan korumaktadırlar. Fakat koyunları tükenince sıra kura ile şehirdeki insanları ejderhaya kurban etmeye gelir. Kralın kızına sıra geldiğinde kral itiraz etse de halkın baskısı ile prenses kurban edilmek üzere ejderhaya sunulur. 


O sırada çevreden geçen George ejderha ile mücadele eder, prensesi kurtarır ve ejderhayı yakalayarak şehre getirir. Halka Hristiyanlığı kabul etmeleri durumunda ejderhayı öldüreceğini ve onları kurtaracağını söyler. Bunun üzerine bölge halkı Hristiyanlığı kabul eder.


Bu alegorik hikayede ejderha Şeytan'ı ve dinsizliği temsil eder; bu şekilde George ejderhayı öldürerek Şeytan'ı yenmiştir. Prenses ise Hristiyanlığı kabul eden bölgede insanlarını sembolize eder: "kurtarılmış"tır.....

alıntıdır




Aziz George Kimdir?
Murad Adji /İng.

Sumer/Kenger mitolojisinde Ejder Öldürmek:



MYTHS OF KUR

One of the most difficult groups of concepts to identify and interpret is that represented by the Sumerian word kur. That one of its primary meanings is "mountain" is attested by the fact that the sign used for it is actually a pictograph representing a mountain. From the meaning "mountain" developed that of "foreign land," since the mountainous countries bordering Sumer were a constant menace to its people. Kur also came to mean "land" in general; Sumer itself is described as kur-gal, "great land."


But in addition the Sumerian word kur represented a cosmic concept. Thus it seems to be identical to a certain extent with the Sumerian ki-gal, "great below." Like ki-gal, therefore, it has the meaning "nether world"; indeed in such poems as "Inanna's Descent to the Nether World" and "Gilgamesh, Enkidu, and the Nether World," the word regularly used for "nether world" is kur. Kur thus cosmically conceived is the empty space between the earth's crust and the primeval sea. Moreover, it is not improbable that the monstrous creature that lived at the bottom of the "great below" immediately over the primeval waters is also called Kur; if so, this monster Kur would correspond to a certain extent to the Babylonian Tiamat. In three of four "Myths of Kur," it is one or the other of these cosmic aspects of the word kur which is involved.



THE DESTRUCTION OF KUR: 
THE SLAYING OF THE DRAGON

It is now more than half a century since the Babylonian "Epic of Creation," which centers largely about the slaying of the goddess Tiamat and her host of dragons, has been available to scholar and layman. Inscribed in Accadian, a Semitic language, on tablets dating from the first millennium B. C.--tablets that are therefore later by more than a millennium than our Sumerian literary inscriptions--it is quoted and cited in the major works concerned with mythology and religion as an example of Semitic myth-making. 


But even a surface examination of its contents clearly reveals Sumerian origin and influence. The very names of its protagonists are in large part Sumerian. What prevented scholars from making any effective comparisons, is the fact that so little was known of any original Sumerian tales involving the slaying of a dragon. It is therefore deeply gratifying to be in a position to present the contents of what are probably three distinct Sumerian versions of the dragon-slaying myth. Two of these are almost entirely unknown; their contents have been reconstructed and deciphered by me in the course of the past several years. The third has been known to a certain extent for a number of decades, but the new material in Istanbul and Philadelphia adds considerably to its contents and clarity.


Obviously enough the dragon-slaying motif is not confined to the myths of Mesopotamia. Almost all peoples and all ages have had their dragon stories. In Greece, especially, these tales, involving both gods and heroes, were legion. There was hardly a Greek hero who did not slay his dragon, although Heracles and Perseus are perhaps the best known dragon-killers. 


With the rise of Christianity, the heroic feat was transferred to the saints; witness the story of "St. George and the Dragon" and its numerous and ubiquitous parallels. The names are different and the details vary from story to story and from place to place. But that at least some of the incidents go back to a more original and central source, is more than likely. And since the dragon-slaying theme was an important motif in the Sumerian mythology of the third millennium B. C., it is not unreasonable to assume that many a thread in the texture of the Greek and early Christian dragon tales winds back to Sumerian sources.


link:




Sumer / Kur'un yıkılışı Ejderhanın öldürülmesi

Ejderha öldürme motifinin Mezopotamya mitleriyle sınırlı kalmadığı açıktır. Hemen her çağda her halkın kendi ejderha öyküleri olmuştur. Özellikle Yunanistan'da tanrıları ve kahramanları içeren bu öyküler sürüsüne bereketti. Herakles ve Perseus'un en çok tanınan ejderha öldürenler olmasına karşın , ejderha öldürmemiş bir Yunan kahramanı yoktu. 


Hıristiyanlığın yükselişiyle bu kahramanlık göstergesi azizlere geçti. "Aziz George ve Ejderha" ve sayısız benzerleri bunun kanıtıdır.


Adlar farklıdır ve ayrıntılar öyküye, yere göre değişir. Ama en azından olayların bazılarında gözlenen, kökene ve asıl kaynağa gidiş benzerliğin çok ötesindedir.


Ve ejderha öldürme teması MÖ. üçüncü binyılda Sumer mitolojisinin önemli bir motifi olduğuna göre Yunan ve erken Hıristiyan ejderha öykülerinin dokunmasındaki ilmeklerin Sumer kaynaklarından geldiğini öne sürmek hiç de akıldışı değildir.



SÜMER MİTOLOJİSİ - SAMUEL NOAH KRAMER
sayfa 143



13.yy Türk Selçuklu Fresk


Salur Kazan'ın tıpkı Oğuz Kağan gibi gökten inip insanları yutan bir büyük ejderhayı öldürmesi açık olarak Şecere-i Terakime'de Seyyah Korkut mahlaslı bir manzumede göze çarpmaktadır.

Gök asmandan inüp geldi tinnin yılan
Her ademni yutar irdi görken zaman
Salur Kazan başın kesdi birmey aman
Alplari bigler gören bar mu Kazan gibi?

Ancak Dede Korkut'ta geçen bazı mısralar da böyle bir destan epizotunun bulunduğunu göstermektedir:
"Yedi başlı ejderhaya yetüp vardum
Heybetinden sol gözüm yaşardı
Hey gözüm namert gözüm muhannes gözüm
Bir yılandan ne var ki korhdun, dedüm"

Ayrıca Orta Asya rivayetlerinden hareketle A.Tumanskiy'in 1896'da yazdığı satırlara dayanan Gökyay da Salur Kazan'ın ejder öldürümesiyle ilgili başka destanların bulunabileceğini ifade etmektedir. Kıpçak destanlarında Salur Kazan'ın ejder öldürmesiyle ilgili her hangi bir bilgi söz konusu değildir.

Doç.Dr.Ali Duymaz
Kıpçak Sahası Türk Destanlarında bir Oğuz Alpı : Salur Kazan
millifolklor sayı 31



Selçuklu, 12.yy (İran'dan)


AZİZ GEORGE VE EJDERHA - ÖZGÜRLÜK MEYDANI - TİFLİS/GÜRCİSTAN
ATININ KUYRUĞU DÜĞÜMLÜ, YANİ HIRİSTİYAN TÜRKLER İHTİMALİ
GÜRCÜLER NİSAN SONUNDA AZİZ GEORGE BAYRAMI KUTLAR.







30 Nisan 2014 Çarşamba

KADIN VE EJDERHA






KADIN VE EJDERHA
VAHİY 12


Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı.

2 Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu.

3 Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı.

4 Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğrur doğurmaz ejderha çocuğu yutacaktı.

5 Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı'ya, Tanrı'nın tahtına götürüldü.

6 Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.

7-8 Gökte savaş oldu. Mikail'le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.

9 Büyük ejderha - İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan - melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.

10 Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum;

"Tanrımız'ın kurtarışı, gücü, egemenliği
Ve Mesih'inin yetkisi şimdi gerçekleşti.
Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı,
Onların Tanrımız'ın önünde gece gündüz suçlayan
Aşağı atıldı.

11 Kardeşlerimiz Kuzu'nun kanıyla
Ve ettikleri tanıklık bildirisiyle
Onu yendiler.
Ölümü göze alacak kadar
Vazgeçmişlerdi can sevgisinden.

12 Bunun için, ey gökler ve orada yaşayanlar,
Sevinin!
Vay halinize, yer ve deniz!
Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek
Büyük bir öfkeyle üzerinize indi."

13 Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı.

14 Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi.

15 Yılan ağzından, kadını selle süpürülüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı.

16 Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti.

17 Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalanlarla, Tanrı'nın buyruklarını yerine getirip İsa'ya tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti.

18 Denizin kıyısında dikilip durdu.



KUTSAL KİTAP
Eski Antlaşma-Yeni Antlaşma-2001



HAVARİ YUHANNA MELEKTEN KİTABI ALIRKEN
KADIN EJDERHA'DAN KAÇIYOR



Bir de bizim destanlara bakalım...



Salur Kazan'ın tıpkı Oğuz Kağan gibi gökten inip insanları yutan bir büyük ejderhayı öldürmesi açık olarak Şecere-i Terakime'de Seyyah Korkut mahlaslı bir manzumede göze çarpmaktadır.

Gök asmandan inüp geldi tinnin yılan
Her ademni yutar irdi görken zaman
Salur Kazan başın kesdi birmey aman
Alplari bigler gören bar mu Kazan gibi?

Ancak Dede Korkut'ta geçen bazı mısralar da böyle bir destan epizotunun bulunduğunu göstermektedir:

"Yedi başlı ejderhaya yetüp vardum
Heybetinden sol gözüm yaşardı
Hey gözüm namert gözüm muhannes gözüm
Bir yılandan ne var ki korhdun, dedüm"

Ayrıca Orta Asya rivayetlerinden hareketle A.Tumanskiy'in 1896'da yazdığı satırlara dayanan Gökyay da Salur Kazan'ın ejder öldürümesiyle ilgili başka destanların bulunabileceğini ifade etmektedir. Kıpçak destanlarında Salur Kazan'ın ejder öldürmesiyle ilgili her hangi bir bilgi söz konusu değildir.

Doç.Dr.Ali Duymaz
Kıpçak Sahası Türk Destanlarında bir Oğuz Alpı : Salur Kazan
millifolklor sayı 31






NOT: "Kadın ve Ejderha" yı anlatan bronz tablo, 2000 li yılların başında Selçuk Meryemana Evi'nin girişinde, kapı üstünde asılıydı, anlatırdım....Birgün anlatırken olmadığını fark ettim, rahibelere sordum, kaldırmış olduklarını öğrendim. Bugün içinse akibetini bilmiyorum.... SB















Yedi Başlı Ejder (deniz kabuğu üzerinde)
Sumer MÖ.2500-2400



"M.Seyidov, Azerbaycan'da yaşayan Türk Oğuz boylarının Yedi başlı Ejderi Yelbuka, eski Midiyalıların - Ejdaha, 
eski İranlıların ise Vişab diye adlandırdığını belirtir."
Doç. Dr. Yalide PAŞAYEYA



"Serpent (Yılan) Dragon (Ejder) Kültü Turan Kökenlidir."

…If, indeed, there is one point which comes out more clearly than another in the course of this investigation, it is that Serpent Worship is essentially that of a Turanian , or at least of a non-Aryan people. In the present state of the enquiry it would be too bold a generalization to assert that all Turanian races were Serpent Worshippers ; and still less can it be affirmed that all who looked on the Serpent as a God bleonged to that family of mankind. It is safe, however, to assume that the whole tendency of the facts hitherto brought to light, lies in that direction; and it seems probable that eventually the worship of the Serpent may become a valuable ethnographic test of the presence of Turanian blood in the veins of any people among whom it is found to prevail….

Tree and Serpant Worship Or Illustrations of Mythology and Arts in India
James Fergusson

__________



24 Aralık 2013 Salı

Aurel Stein / Türk Runik Yazıt / Kurt Evren




ANCIENT MANUSCRIPTS IN SANSKRIT, 
CENTRAL-ASIAN BRAHMI, SOGDIAN, 
MANICHAEAN-TURKISH , 
RUNIC TURKI, UIGUR, TIBETIAN, 
FROM WALLED-UP TEMPLE LIBRARY, 
"THOUSAND BUDDHAS" , 
TUN-HUANG

1: Sanskrit Prajna-paramita text on palm leaves

2: Roll with Manichaen "Confession of Sins" in early Turkish
3: Book in Runic Turki
4:,6: Uigur texts in book form
5: Pothi in Central-Asian Brahmi script
7: Text in cursive Central-Asian Brahmi written on reverse of Chinese MS.roll
8: Roll with Sogdian text.
9: Leaf of Tibetan Buddhist Pothi.

page: 180



....Turfan was for more than two centuries the main seat of Uigur power. It is therefore appopriate that the ruins there should have been the first to yield relics, both in Middle Persian and early Turkish of that Manichaen literature which, until Prof.Miller's discovery, was thought to have completely vanished.


They apparently justify the belief that Manichaeism and Buddhism existed peaceably side by side among a populatian mainly Turkish, which with a tolerance characteristic of the race, was ready to give a hearing to more than one system of slavation.

It was probably much the same also on Chinese ground at Tun-huang; and thus we can account for the strange fact that, among sacred texts and relics deposited in a Buddhist shrine, there should have survived a manuscript of that church of Mani which had its chief ecclesiastical centre in Babylon and which, as plentiful passage in the Fathers of the Church show, was long a serious rival to Christianity on the shores of the Mediterranean.

But apart from this quasi-historical interest, the Manichaean relic from the "Thousand Buddhas" has proved also of philological value. Dr. A.von LEcoq, te distinguished Turkologist savant of the Royal Ethnographical Museum at Berlin and the successful leader of the second German expedition to Turfan, who was kind enough to undertake its publication, has shown in an annotated edition recently brought out in the royal Asiatic Society's Journal that the Tun-huang manuscript contains the most complete text so far known of the "Khuastanift" or "Confession Prayer of the Manichaean" auditores of laymen, in its early Turkish version.


Only about one-tenth of the text at the commencement has been lost, and this could fortunately be supplemented from fragments now at Berlin.


Without going into details it will suffice to mention in Dr.von Lecoq's words, that "its excellent state of preservation and the fact of its being written in the clear unequivocal letters of the Manichaean alphabet render this manuscript a most valuable help to all interested in the study of the ancient Turkish speech".


For the smae reason another unique "find" from the walled-up library claims mention in this place. It is a small manuscript book of over a hundred pages in that earliest Turkish writing desgnated Runic Turki, known until recently only from the famous Orkhon inscriptions. Some fragmentary leaves in the same script resembling in appearance the runes of the North had turned up at Turfan, and I myself had come upon a sheet of it in the ruined fort of Miran, as already related as well as some fragments among the contents of the Tun-huang cave. but the little book just referred to is complete from beginning to end, and bu far the largest literary text in that script.


Its value is much increased by the fact that, according to a communication of Prof.V.Thomsen, who has honoured me by accepting the task of publishing it, the book is probably an original composition in Turkish and not a translation from some Buddhist or other imported religious text, as is the case with most early Turkish language remains so far recovered.....


page 214-215-216



Ruins of desert Cathay: 
Personal narrative of explorations in Central Asia and 
westernmost China
by Aurel Stein - link


Ahşap kapı ,3.yy - Niya antik kentinden
Tarım Havzası


Kumaş parçası



KANATLI KURT EVREN

Ejder simgesi Türk kültürüne aittir

Bu yazıyı ejder simgesinin batı kültürüne ait olduğunu düşünen kişilerin özellikle okuması gereklidir. Ejder, Türk topluluklarının mitolojik ve kozmolojik ürünleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye'de sporla üreyen bazı yeni yetme fantastik kurgu yazarlarına yol gösterelim. Sözde yazar yığınının, batı taklitcisi bir zihniyetle uyduruk ejdere mızrağı kitaplarını örnek almalarının, "dur len ben de yazarım bundan!" diyerek bir heyecan içine girmelerinin, ne kadar yanlış olduğunu bir kere daha hep beraber gözleyelim.


Evren/dünya şeması oluşturan Türk abidelerinden biri: Bugut abidesi. M.S. 582. Diğer hanedan kitabeleri gibi kaplumbağa kaideye sahip bu eserde üst kısım başka örneklerde ejder veya kurt olarak ele alınmakla beraber burada üst kesimde Göktürklerin kurttan türeyiş efsanesinin ana motifi olan kurttan süt emen çocuk kabartması bulunmaktadır. (Diyarbekirli 1993)


Ejderha, hava ve suyun efendisidir. Ejderha ve Anka'nın uçuşunun, bereketli bahar yağmurları getirdiğine inanılır. Türklerin evren adını verdikleri bu yaratığı Araplar, tanin; Çinliler, lung; Moğollar, moghur; İranlılar, ejderha; Avrupalılar ise drache diye adlandırmıştır. Ejderha, milletlerin yaşadıkları mekan ve inanç yapılarına göre farklı şekillerde tasavvur edilmektedir. Çinliler ejderhayı, suda yaşayan pullu bir sürüngen olarak tasavvur ederlerken, Pers kültüründe kanatlı, dört ayaklı, yedi başlı, ağzından alevler püskürten bir varlık olarak tasvir edilir. 


Türk kültüründe gök kuşağının ve yağmurun sembolü olarak görülen kurt başlı ejder motifi, devletin ve hakimiyetin de sembolü olarak ifadesini bulur. Kültigin ve Bilge Kağan mezar külliyelerinde bulunan kitabelerinde kaplumbağa şeklinde bir kaide üzerine kitabe taşının oturtulduğu, yukarısında ejder kabartmaları bulunan (Zunkara anıtı gibi bazı anıtlarda kemer oluşturan şekil ejderi andıran bir kurttur), dar yüzleriyle bir dikdörtgen taş blok olan yazının yer aldığı kitabe kısmı ile, söz konusu abide tipik bir evren şemasıdır ve devletin hakimiyet simgesidir.




Berber Kalesi isimli cenknâmede de yedi başlı olan ejderha, bir kuyruk darbesi ile kayaları yerinden sökmektedir.


SARI SALTUK ( 1198-1280) Dobruca ülkesini, özellikle Kralın kızını bir ejderden kurtarmıştır.


Hacı Bektaş Dergâhı'ndaki şamdanlarda kullanılan bir figür olan ejder; çok eski inanç sistemlerinde var olan bir geleneğe göre, yeni bir yere yerleşileceği zaman, orasının yurt edinilebilmesi için fatihin orada bulunan ejderle savaşması ve yenmesi gerekmekteydi; ancak bu zaferden sonra o bölgeye yerleşilebilinirdi. Bu inanç Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde de görülmektedir.


Birgün Hacım Sultan2ın gönlüne, "acaba erenler bize nereyi yurt verecek ki, orada dem-yom oynatalım (yer tutmak, yerleşmek)" düşüncesi gelir. Bu fikir Hünkâr'a malûm olur. "Kolu Açık Hacım" der; "Sana şu oğul canavarı tepeleyeceğin yeri yurt verdik, mezarında orada olsun." Hacım Sultan ve yanındakiler yola çıkarlar. Susuz yakınlarına geldiklerinde Banaz suyunun kenarında ejderi görürler. Sultan ejdere doğru bir nara atar ve ağzından çıkan ateşle ejder kül olur, ölür (Gölpınarlı, 1990).


Bir başka önemli hikaye Selim Şah oğlu Kılıç Arslan'a aittir. Kılıç Arslan Aksaray'da Hasan Dağı yakınında bir ejderha ile savaşıp Aksaray'ı mumur hâle getirir...


Vilayetname'de yer alan bir başka rivayete göre Hacı Bektaş Veli kâfirlerin elinden ejder yardımıyla kurtulmuştur. Olay şöyledir: Elli bin kâfir toplanır, kendisi de haç takınıp atına biner, harekete geçer. Önce üç bin piyade kâfiri öncü olarak yollar. Öncüler mağaraya gelince Hacı Bektaş, kâfirlerin sesini duyar; "Yarabbi" der, "Sen bana yardım et, bir yedi başlı ejder yolla, mağarayı beklesin". Tanrı yedi başlı bir ejder emreder, ejder mağarayı kuşatarak yatar. Gelen kâfirler bunu görünce korkarak kaçarlar. (Gölpınarlı, 1990).

Ejder ile ilgili bir diğer olay Hacı Bektaş ve Ahi Evren ile ilgilidir: Ahi Evren ile Hacı Bektaş bir su kenarında oturup konuşurlarken Hacı Bektaş'ı tanıyıp inanmayan otuz kişi suya girip yıkanırlar. Hacı Bektaş Ahi Evren'e, "kalk yürü, adımızı anmamaya yemin ettiler; adımızı anmadıkça onları sudan çıkartma" der. Ahi Evren bir ejder şekline girerek adamların kıyıda üst üste çıkardıkları elbiselerinin üzerine oturur. Sudan çıkarak elbiselerini almak için birkaç kez farklı adamlar gelseler de alamadan suya dönerler; ta ki hepsi ejder karşısında "Ya Hünkâr" deyip de, ejder kayboluncaya kadar (Gölpınarlı, 1990).


Hacı Bektaş Dergâhı'nda, Balım Sultan Türbesi'nde bulunan şamdanda ilk sıradaki ejder kollarını birer el tutmaktadır. İnsanın en önemli organlarından biri olan el, korunma unsuru olup aynı zamanda hareketin de simgesidir. Anadolu'da resim ya da cisim olarak birçok sanat ürününe yansıyan bu motifte sihirsel bir güç olduğuna inanılmaktadır. 


Ejder dışındaki diğer önemli semboller


Hacı Bektaş Dergâhı'nda yer alan şamdanlar üstünde kuş, aslan, ejder figürleri vardır. 

Hacı Bektaş Anadolu'ya geldiği zaman yerli dervişler tarafından iyi bir şekilde karşılanmaz. Anadolu'ya güvercin şeklinde gelen Hacı Bektaş Veli'yi doğan kılığına giren Doğrul Baba adlı Anadolulu bir derviş yakalamak ister; ancak tam o sırada güvercinden tekrar insan şekline bürünen Hacı Bektaş, doğanı boğazından yakalar (Gölpınarlı, 1990).


Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya gelişi Abdal Musa tarafından ise şu şekilde anlatılmaktadır: (Ergun, 1930:6)


"Ali oldum Âdem oldum bahâne

Güvercin donunda geldim cihâne" 


Anadolu'ya güvercin şeklinde gelen Hacı Bektaş Veli, bir yerden başka bir yere gideceği zaman da güvercin şeklinde uçarak gitmektedir.

Bu olay Âşık Hasan'ın bir şiirinde şöyle dile getirilmiştir: (Ergun, 1930: 19)


"Kul Hasanım var mı sözümde yalan
Münkirin gönlünü gümana salan
Doksan günlük yolu kuşlukta alan
Hünkâr Hacı Bektaş Veli kendidir"


Aslanın tasavvuf yaşamında taşıdığı önem Sufiler arasında yaygın olan arslana binmek geleneğinden de anlaşılmaktadır. 


Hacı Bektaş Veli çölde ilerlerken, aslanların bulunduğu bir yere uğrar. Buraya insanlar, aslanların korkusundan yaklaşamazlar. Hacı Bektaş o bölgeye girer girmez iki aslan ona saldırır; ancak onlara iyice yaklaşarak, başlarından kuyruklarına kadar ikisini de iki eliyle sıvazlar. İki aslan orada taş olur, bunu gören diğer aslanlar yüzlerini yere sürerek yalanmaya başlarlar (Gölpınarlı, 1990: 17).


Karaca Ahmet Sultan veya Ahmet Rıfai'nin ve Seyyid Mahmut Hayrani'nin aslan üzerine binerek keramet gösterdikleri bilinmektedir (Karamağaralı, 1971:84-85). 


Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi'nde Seyyid Mahmud Hayrani'nin Akşehir'de bir arslana bindiği, bir yılanı kırbaç yaptığı ve üç yüz mevlevi dervişini yanına alarak Sulucakarahöyük'e Hacı Bektaş'ı ziyaret etmek için gittiği belirtilmektedir (Gölpınarlı, 1990:49). 


Kaynakça:
İsmet ÇETİN, "Ökük-Türk Kitabelerinde İsimleri Geçen Hayvanlar"
GÖLPINARLI, Abdülbaki. (1977). Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri. İstanbul: İnkılap ve Aka Kitabevleri.
GÖLPINARLI, Abdülbaki. (1990). Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli “Vilayet-name”. İstanbul: İnkılap Kitabevi.
OĞUZ, Burhan. (1980). Türkiye Halkının Kültür Kökenleri.
alıntıdır..


Kurt Evren / Sırlı Seramik 1500-1700

Hayat ağacı ile Kurt-Evren-Ejder















Turdi is also a Turkish tribe name
Turdi aynı zamanda Oğuz boyuna bağlı Bozoklar'dan bir oymaktır

Turdular Köyü - Şefaatli / Yozgat
Oğuz boylarından, özellikle Bozoklar, kültürleriyle birlikte gelip, Yozgat ve çevresindeki güzel topraklara yerleşmişlerdir. link



Kırghız Turks




TARIM MUMYALARI ve DOĞU TÜRKİSTAN