trqqas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trqqas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2020 Pazartesi

Luviler Abartılmaktadır...

 

MÖ 13.yy'a tarihlendirilen Mira mührü üzerindeki yazıtta "Tarkasnawa, king of Mira (Mira Kralı Tarkas-nawa)" yazar.
Bu sözcük Luvice ise, niye Hint-Avrupalılar "Tarkas - Tark(As) - Tarku/Tarqu - Tarkan" kelimelerini/adlarını kullanmıyor da, Türk dünyası kullanıyor?
Israrla sormak gerek.
Peki ya Troy VIIb2'de bulunan o Turova mührüne ne demeli?
Tek bir mühür ile Turovalılar "Luvi dilli" ilan edilebilinir mi? Turova'da ikamet eden İç Anadolulu bir çift olamaz mı?
Tüccar, elçi, danışman olamaz mı? Üstelik, yazıt tam manasıyla da çözülemedi!



Prof.Dr. Ahmet Ünal "Hititler" kitabından


" Arzawa'da.... Birkaç kaya kabartması, tek tük hiyeroglif yazıt, mühürler ve bazı seramik parçaları dışında bir Hitit veya araştırmalarda pek abartılan Luwi varlığının izleri de pek zayıftır."

"Eğer Hitit Kanunlarında karşımıza çıkan değişik yazılış biçimi gerçeği yansıtıyor ise, Eski Hitit Çağında Hititler Arzawa'ya Luwiya Ülkesi diyorlardı, keza kanunların Eski Hititçe nüshasında (A), Arzawa yerine Luwiya denmektedir. Söz konusu 19.maddede herhangi bir Luwilinin Hattuşa'dan bir erkek veya kadını çalarak Arzawa'ya götürmesi konu edilmektedir. Burada Kanunların bir başka nüshasının Arzawa yerine Luwi yazması, herhalde insan hırsızlığı yapan kişinin Luwili olması dolayısıyla bir "dil sürçmesi" olarak kabul edilebilir; böylece sayısız araştırmalarda haddinden fazla abartılan bu Arzawa-Luwi eşitlemesinin de basit bir katip hatası olduğu anlaşılır. Buna ilaveten en başta I.Hattuşili'nin metinleri olmak üzere niye bu ülkeye Luwiya denmemesi de çok önemlidir ve bir çelişki söz konusu olduğunun açık seçik kanıtıdır.

Tüm bunlara rağmen Pan-Luwist araştırmalarda, metinlerde yüzlerce kez karşılaştığımız bu katip hatasına dayalı olarak akıl almaz görüşler öne sürülür ve sanki etnik kökenleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız tüm Arzawa Ülkeleri halkları Luwi asıllıymış ve bütünüyle tek bir dil Luwice konuşuyorlarmış gibi yanlış sonuçlar çıkarılır. Eğer Arzawa halkı gerçekten tümüyle Luwi, yani Hititler'le kardeş bir kavim idiyseler, ta Eski Hitit devrinden beri her iki kavim arasında da sürdürülen amansız mücadeleyi, savaşları, yağmaları, sürgünleri, tutsaklar, dökülen kanları nasıl açıklayacağız?

Gene bu yanıltıcı haberden hareketle Pan-Luwist nazariyeler geliştirilmiş, şahış ve yer isimleri de göz önünde bulundurularak Güneydoğu Malatya, hatta Fırat hattından başlamak üzere Kommagene, Kilikya, Kappadokya, Lykaonia, Psidya, Likya, Karia ve Lydia, Misiya ve Troad hududuna kadar olan geniş bir bölgelerde yaşayan insanların sadece Luwice konuştukları iddia edilmiştir. Bu ve buna benzer savlara göre MÖ 1200'lerde Hitit Devletinin yıkılmasında sonra tıpkı Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de olduğu gibi eski Hitit-Luwi gelenekleri ve kültürü ölmemiş, yok olup gitmemiştir, yani bir "devamlılık" söz konusudur. Yani burada düpe düz MÖ 1200'lerde sönüp giden "büyük İndogermen Hitit meşalesi"nin yerine, gene başka bir İndogermen "Luwi meşalesi" ateşlenmektedir!

Bu devamlılığın kanıtlarından en önemlisi, Homeros'un İlias Destanında bir kökenleri Hititler devrine kadar geri giden birçok Anadolu unsurlarının bulunmasıdır. Bu yerli unsurların hepsinin de yerli Troia'lılarla ilgili olduğu, buna karşın Anadolulu olmayan Akalar'ın destanlarda başka türlü tasvir edildikleri ve bundan dolayı Homeros'un şimdiye kadar zannedildiği gibi sadece "bir tek dünyası" değil, aynı zamanda bir de "Anadolu dünyasını" tasvir ettiği ileri sürülmüştür.

Sözü edilen Anadolu halkı ise MÖ 800'lerde Batı Anadolu'da varlıklarını sürdüren ve eski Hitit geleneklerini devam ettiren Luwiler'den başkası değildir. Hatta Troia'da ele geçen o meşhur mühürü MÖ 1200'lerden sonraki devire tarihleme çabalarının arkasında bile Hititler sonrası Luwi varlığı için ipuçları bulma eğilimi saklıdır. ama daha da önemlisi, Eski Doğu'nun kültür verilerini ve nimetlerini Yunanistan'a, Hellas'a aktaranlar da Fenikeli Samiler değil, işte bu İndogermen Luwilerdir! Bu kültür verilerinin en önemlileri arasında alfabe yazısı vardır ve işte bu yazıyı Hellas'a taşıyanlar da Fenikeliler değil, İndogermen Luwilerdir. Yakında İyonia Mucizesini yaratanların da Luwiler olduklarını işitirsek, şaşmayalım !

Burada mantığın kabul etmesi imkansız olan bir hata yapılmıştır: Öğrenilmesi ve yazılması çok zor hiyeroglif yazısı kullanan Luwiler acaba kendilerinin öğrenip kullanmadıkları Fenike yazısını nasıl olup da Grekler'e aktarabilmişlerdir?

Burada kültür sömürücülüğü açısından Luwiler için çıkarılan arslan payına zemin hazırlamak üzere Homeros'u bile yerli Anadolu muhtevası içinde görmek isteyen aşırı Pan-Anatolist görüşü savunanlara şöyle bir taviz verilmiş ve onların susturulması sağlanmıştır: Eski Doğu kültür verilerinin Batı'ya taşındığı yer deniz yolu değil, Anadolu'dur; taşımacılığı yapanlar ise yerli Anadolular, yani İndogermen Luwiler'dir. Görüldüğü gibi burada tıpkı Troia kültürünün yerli Anadolu ilişkilerinde olduğu gibi, bir elin verdiğini, diğer elin alması söz konusudur. Açıkça belirtmek gerekirse, Sami-Fenike-İbrani tarih yazıcılığıyla Pan-İndogermenist ideoloji arasında bir koz paylaşılması söz konusudur. Bu aşırı Pan-Luwist görüşü bizim kabul etmemiz söz konusu olamaz.

Bir kaç yerde belirttiğimiz gibi Luwiler Hititler'le akraba bir kavimdir ve dilleri Hititçe'ye oldukça benzer, yani Hintavrupa kökenlidir. Dillerinin Troia bölgesi de dahil bu kadar geniş bir alana yayıldığı iddialarının ortaya atılmasının temelinde zaten bu dil akrabalığı vardır. Troialılar ve Wiluşalılar'ın da Luwice konuşmuş oldukları iddialarının temelinde de bu ideolojik görüş saklıdır. Prensip olarak MÖ 1. ve 2. yüzyıllarda doğuda Fırat hattından batıda Troad'lara kadar geniş bir bölgede Luwice konuşulmuş olduğunu iddia etmek büyük bir cesaret ister. Bir defa Anadolu'nun partikularist coğrafi yapısı içerisinde böyle lengüistik bir dil birliği Türkler devri hariç, hiçbir dönemde olmamıştır. Sonra, Anadolu'nun Grekler öncesi devri için henüz lengüistik bir haritası çıkarılmış değildir.

Gerçekte ise 'Luwi Ülkesi' veya 'Devleti' diye kendi içinde tutarlı bir coğrafi bölge veya politik oluşum YOKTUR."

"Hititlerin çivi yazısı yanında bir de Luwi hiyeroglif yazısı kullandıklarını görmüştür. Ancak, bu dille ve yazıyla yazılmış edebi eser YOKTUR. Hititler bu yazıyı mühürlerde, madeni eserlerde, çanak çömlek ve kaya anıtlarında kullanmışlar, bazı durumlarda isim ve şecere yanında tarihi olayları da kısaca yazmışlardır."


Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler"

****

Sorguluyorum...: 


1 - Hintavrupa dilli ilan edilen Luvicede neden Türkçe kökenli sözcüklerin kullanıldığı sorgulanmalıdır !

2 - Luvice ilan edilen sözcüklerin neden Hintavrupa dilli halklar arasında değil de Türk Dünyasında kullanıldığı sorgulanmalıdır ! (Örnek: Ana / Ene, Ata, Ataman / Adaman, Oba / Uba, Urtta / Jurtta / Yurt, Taşei / Taşı,  Tarhunt / Tarhun / Tarkun / Tarkan /Tarqu, Erman / Arman / Arma, gibi. Ya da "Frigce" dedikleri OVA sözcüğünün de Türkçe kökenli olması gibi...) [Luvice Sorunu]

3 - Pelasgların Grek öncesi Batı Anadolu, Adalar ve Kıta Yunanistan'ın yerli halkı olmakla birlikte, Pelasgcanın Hintavrupa dil sınıfında değil, Türkçe gibi eklemel dil sınıfında olduğu kanıtlanmışken, neden araştırmacıların "Pelasgca/Luvice" diyerek iki farklı sınıfta yer alan dilleri birleştirdikleri sorgulanmalıdır !

4 - Birçok Pelasgca sözcüğün Luvice ilan edilip edilmediği sorgulanmalıdır ! Hatta neden Pelasgların ısrarla "Luvi" ilan edilmek istendiği sorgulanmalıdır !

5 -  Neden ilk dönemdeki araştırmalarda "Hittite-Moschi (Muşki)" yazarken şimdi "Hitit-Luvice" yazdıkları sorgulanmalıdır !

6 - Her bölgenin kendine göre hiyeroglif yazıtı olduğuna göre, neden tüm hiyerogliflerin "Luvice" ilan edildiği sorgulanmalıdır !

7 - Hititler döneminde 8 farklı dilin kullanıldığı; yazıtlarda Hattice (özellikle hatırlanmalı ki Hitit öncesi, Anadolu'nun yerlileridir), Sumerce gibi Türkçe gibi eklemeli dil sınıfından ve Hurrice gibi Kafkas dil sınıfından sözcüklerin bulunması; üstüne yine Kaşka (Hatti ve Muşkilerle soydaş oldukları) ve Muşki (Saka Türkleriyle soydaş oldukları) gibi Hintavrupa topluluğu ve dillerinden OLMAYAN toplulukların varlığı ortada iken Anadolu'yu neden ısrarla Hintavrupalıların "anavatanı" yapma çabasında oldukları sorgulanmalıdır !

8 - Neden bu tip (sahte) araştırmaların daha fazla finansal destek aldığı, diğerlerinin ise desteklenmediği sorgulanmalıdır !

9 - Luvici Eberhard Zangger'i Turova eski kazı başkanı Prof. Manfred Korfmann'ın neden kovduğu, neden ona sahtekar dediği, Zangger'in bilim camiasında ciddiye alınmadığı, ancak "bazı çevrelerce" neden "parlatıldığı" da sorgulanmalıdır !

10 - Yurtdışını bırakın, Türkiye'de bile Luviler/Luvice üzerine araştırma yapan, kitap, makale yazıp konferans veren ve de "Luvileri süsleyip püsleyip parlatanları" kimlerin desteklediği de sorgulanmalıdır !


Semra Bayraktar (SB)

***

Luvi-Luvice üzerine yaptığım araştırmalarımdan çıkardığım sonuçlar:

Luvi diye bir halk / etnik yok.

Luvi diye bir devlet / uygarlık yok.

Luvice diye bir dilin olma olasılığı var mı? Olabilir de olmayabilir de! Hitit yazıtları Sumerce, Hattice, Akadca, Asurca, Nesice (Hitit dili) kökenli kelimeler barındırır. Yani Hititler bile 2 kelime buradan, 3 kelime oradan alıp yazıya geçirmiş. Bugün film endüstrisi için bile dil üretebiliyorlar! Ne ki,  Islık Dili gibi bir dil UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı. [Hürriyet, 06.12.2017] 

Batı Anadolu'yu, özellikle de Turova'yı Luvice dil sınıfından göstermek için büyük çaba sarf ediyorlar. Tek bir mührün bulunmasıyla (- yazıtı Luvice olarak açıkladılar-)  Turovalılar 'Luvice konuşan halk' olarak ilan edilemez! Bölgenin bir ticari yol üzerinde olduğunu unutmayalım. Luvice dedikleri birçok kelime Pelasgcadır ve Pelasgca kesinlikle Hint-Avrupa dil sınıfına girmezken, Luvice Hint-Avrupa dil sınıfından gösterilir.

Luvileri İtalya'ya kadar götürdüler bile. Hint-Avrupa bakışlı araştırmacılar Etrüskleri Luvice dili sınıfından göstermektedir ki Etrüsklerin Hint-Avrupa dil sınıfından olmadığı defalarca ortaya konulmuştu. Daha da ileri giderek, yerlisinin Pelasglar olduğunu birçok antik kaynak belirtirken, Luviciler "anakara Yunanistan'da bile Luvice konuşuluyor"du demektedirler. Oysa hiçbir anitk kaynak Luvilerden bahsetmez!

Luvice dedikleri dilin Muşki, Kaşka, Saka, Kimmer, hatta ondan öncesi Pelasg ve Hatti olma olasılığı çok yüksektir. Çünkü H.Sayce "Hitit-Moşki" derken makalesinin başlığına, ne olduysa ( ki biliyoruz! )  ondan sonra gelenler makalelerini Hitit-Luvi başlığı altında yazmaya başlamıştır. Eğer Luvice dedikleri bir dil varsa, ki o da M.Ö. 1,400-800 arasında Orta ve Güney Anadolu bölgesinde konuşulmuştu. 

Bunlarla birlikte, Lulubi Türkleri'nin adındaki Lullu/Lulu sözü ile Luvi sözü arasında da ciddi bir ilişki olabilir. Lullu sözü etnik bir ad belirtmediği gibi, Luvi sözü de etnik bir ad değildir. 

Luvi sözünün etnik bir ad olmadığını da "Soros" bursuyla okumuş, Rockefeller'in kurmuş olduğu Chicago Üniversitesinde akademisyenlik yapmış ve Luvi dili araştırması yapan akademisyenin kendisi söylemektedir ; İlya Yakubovich: "Ne Luvi İmparatorluğu diye bir oluşumun gerçekte var olduğuna, ne de Luvice konuşanların tek bir devlet ile bağdaştırıldığına dair hiçbir ipucu yok. Luvi İmparatorluğu diye bir olgunun aslında var olmayışı ve Luvi etnik kökeninin tanımlanmasında ortaya çıkan tüm bu sorunlar hayal kırıklığı yaratmamalıdır" (!)  demektedir... 

Demek ki, hayal kırıklığı yaşamamak için, olmasını arzuladıkları "şeyi" "yaratmak" zorundalar !

Luvi ve Luvice üzerine yapılan araştırmacıları ile üniversitelerini, kitaplarını basan yayınevlerini, makalelerini yayınlayan "hakemli" dergilerini ve hatta onları destekleyen kardeş örgütleri 2 kere, hatta 4 kere kontrol etmeliyiz. Çünkü kurucuları ve sponsorları, ki bu çok önemlidir, basın ve kitaplardan öğrendiğimiz yeni dünya düzencileridir. Nasıl bir ağın içinde olduğumuzu anlamak için Mustafa Yıldırım'ın "Sivil Örümceğin Ağında" ve "Ortağın Çocukları" kitapları sanırım bir fikir verecektir. Güler Sabancı'ya Rockefeller ödülünün verilmesi gibi ya da "Tarih Vakfı"na Rockefeller desteği gibi. Veya Bilderberg üyesi olan Koç Hanedanına ait Koç Üniversitesi'nin bünyesindeki Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nin ( ANAMED) Luvice'yi araştırmalarına katması gibi.

1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardır! Propaganda  Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştır. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ı görürüz.

Kısaca demem o ki, okuduğumuz her şeyi sorgulayalım, araştıralım, çünkü "bilim dünyası" birkaç elitin kuklası durumundadır ki "bilim dünyası"nın "hakemli" dergileri de işine gelmeyen hiçbir makaleyi, doğruları gösterseniz bile zorluk çıkarır, hatta yayınlamaz.


SB.


EK:

* "Aratta'dan sonra M.Ö. 2,300' lerde ortaya çıkan Lulu boyları, ikinci Türk Eli. Enkidu lullu-awilu(Lulu-kişi), yani Lulu soylu verilir, ama etnik manada değil, yabanı anlamındadır. Lulu ve Gut dağılınca, küçük boylara ayrıldı."

Prof.Dr. Firudin Ağasıoğlu, Lulu Eli, Ön Asya'da Kurulan Türk Devletleri, Dokuz Bitik 3

* "Asur topraklarında yaşayan Kutlar (Gut)/Kut-Lulubi adıyla anılan boylar. Hurrice Lulu dağlı, Urartuca düşman demekti. Lulubiler, Elamlar, Gutiler, Kassiler ve Mannalara kök ve dil bakımından yakındı. Lulubi sözüne MÖ 3000'lerde rastlanıyor."

Prof.Dr. M.Taki Zehtabi, İran Türklerinin Eski Tarihi

* "Lulubi etnonimi Türk kökenlidir, Lu>insan, bi>çoğul eki = Lulubi > insanlar, ulus, halk"

Prof.Dr. Aləkbər Ələkbərov, Lulubi Etnoniminin Kökeni


İlk kez 27 Şubat 2020 de yayınlanmıştı:

***

EK:

Bergama'nın eski Belediye Başkanı (kitapları da var!) Sefa Taşkın'ın Luviler konferansını izleyin ve şimdiye dek öğrendiğimiz bilgilerle kıyaslayalım!

Video 1 ; Video 2 ; Video 3 ; Video 4 ; Video 5

Ayrıca Sefa Taşkın hakkında daha fazla bilgi isteyenler

Necip Hablemitoğlu'nun "Alman Vakıfları: Bergama Dosyası" adlı kitabını okumalı.


Taşkın'ın gösterdiği bölgelere, tarihlere bakınız ve Hatti-Kaşka kronolojisi ve Hitit-Kaşka mücadelesini hatırlayınız. Verdiği isim ve kelimelere, Luvilerin yayıldığı coğrafyaya dikkat ediniz. Peki ya 3.bölümde anlattığı tuz-ekmek hakkına ne demeli?**

MÖ 1700lerde siyasi hayatı başlayan Hititlerden önce yerlisi olan Hattilerin hepsi katledildi mi? Hayır.

Hititlerin ezeli düşmanı Kaşkalar ve Muşkilerin MÖ 11.yy'da Anadolu'da hem batıda hem de doğuda görülmesine ne demeli?...

Daha ne diyebilirim ki?...

"Luviciler" yeni "Turova Atları"dır...


SB


** Tuz-Ekmek Hakkını daha önce paylaşmıştım ( 8.12.2017 )... 

"İyen duzun urar" (Yediğin tuz çarpar)

Sen bana bir kötülük yaparsan, yediğin tuzdan dolayı yaptığın kötülük sana geri döner. Yaptığın kötülüğün aynısı senin başına gelir. (Türkmen Deyimi)



Modern Lawrence’lar Arazide: Anadolu’dan Anavatan Yaratma Fikri ve Luviler
Arkeolog Sergen Çirkin, Mart 7, 2019 Asım Us takma adıyla Bilimdilindeki makalesi


Son yıllarda Avrupa merkezli bazı vakıflar, Anadolu’da yeni bir “Luvicilik” akımı başlattılar… Bu vakıfların finans ve idare merkezleri Avrupa’da yer almaktadır; ancak aktif çalışma sahaları Anadolu’dur…

Yabancı vakıfların ilgi odağı olan Luviler, Batı Anadolu’da Tunç Çağı boyunca yaşamış bir uygarlıktır. Peki bu yoğun ilginin ve aktarılan Avrupa kaynaklı finansal desteğin sebebi nedir?

Söz konusu vakıflar, Hint-Avrupa kültürünün temelleri Anadolu’da atılmıştır diyorlar. Yani “Avrupa” için bir kültürel “Anavatan” yaratma çabası güdülüyor, ancak bu çaba daha edebi söylemler ile perdeleniyor…

Bu doğrultuda Halikarnas Balıkçısı gibi 40’lı yılların ünlü yazarlarınca oluşturulan “Mavi Anadoluculuk” akımından dahi besleniyorlar… “Batı uygarlığının temeli kadim Anadolu toprağıdır.” gibi cümleler kurarak, esas düşünceyi daha edebi bir söylemle sunuyorlar…

Atatürk Tehdidi Görmüştü

Bu teoriler elbette yeni değil, bir asırdan beri var… Atatürk de zamanında söz edilen teoriler ile yaratılmak istenen tehlikeyi görmüş ve Anadolu’nun en eski uygarlığını arama işlerine girişmişti.

Atatürk,  Hint-Avrupacı teoriler karşısında “Hatti” kültürüne sarılmış ve Alacahöyük kazılarını yaptırmıştı. Çünkü Anadolu’nun merkezindeki en eski devleti Hattiler kurmuştu ve bu insanlar Asyalıydı. Bugün modern arkeoloji Hattilerin Asyalı bir dil kullandıklarını, uzantılarının Kafkasya sahasına kadar yayıldığını, dil ve kültür yönünden Hint-Avrupalılarla veya Samiler ile hiçbir bağlarının olmadığını ortaya koymuştur.

Üstelik en eski yazılı Hint-Avrupa dili olan Hititçeye ve Hititlere dahi ismini verenler, Anadolu’nun bu kadim halkı Hattilerdir. Pek çoğumuzun Hitit Güneş Kursu olarak bildiği kült sembolü de, aslında bir Hatti sembolüdür ve Atatürk’ün yaptırdığı kazılarda gün yüzüne çıkmıştır.

Aleviler ve Luviler: Işık Halkı Sahtekarlığı

Söz konusu Avrupalı vakıflar işin daha akademik yanları ile ilgileniyorlar. Ancak bu vakıflar ile resmi bağları olmasa da görüş olarak onları destekleyen bazı yerel gruplar mevcut. Bu grupların ilgi odağında ise Aleviler var.

Alevi inançlarının kökeni, Anadolu Luvi inançlarına dayandırılıyor. Hatta bu köken ilişkisi, bazı absürt etimolojik benzerlikler ile destekleniyor…

Luvi kelimesi “Işık” anlamına gelmektedir. Birçok Hint-Avrupa dilinde de ışık kelimesi bu kökten türemiştir: İngilizce light, Almanca licht, İspanyolca Luz, İtalyanca Lure ve Latince lux gibi…

Alevi isminin aslında “Alev” kelimesinden geldiği ve antik ışık halkı Luviler ile ilişkili olduğu belirtilerek, Alevilerin Luvilerin torunları olduğu düşüncesi yerleştiriliyor.

Halbuki bilindiği gibi Anadolu’da Alevi zümreler modern dönem öncesinde Kalenderi, Bektaşi, Kızılbaş, Tahtacı gibi farklı isimlerle anılıyorlardı. Alevi sözcüğü son birkaç yüzyılda yaygınlık kazanıp diğerlerinin yerini almıştır.

Peki, neden Aleviler ve Luviler arasında bir bağlantı kurulmak istenmektedir? Çünkü, “Anadolu” Avrupa’nın “Anavatanı” olarak görülüyor ve Aleviler de aslında bu kültürün, Anadolu’da yaşayan mirasçılarıdır deniliyor. Alevi toplumunun köklerinde kültürel bir yozlaşma sağlanarak, Anadolu’da yeni bir nüfus mühendisliği yaratılmak isteniyor… Çoğunlukla yarı göçer Türkmenlerden oluşan, Asyalı eski Şamanik inançlarını bir şekilde yaşamaya devam eden, İslam’ı dahi medrese usulünce tanımayan bu insanları, Luviler gibi marjinal bir tarihi uygarlığa dayandırmak tek kelimeyle “saçmalıktır.”

Bu vakıflar yukarıda söz ettiğimiz görüşler dâhilinde çok çeşitli kitaplar, broşürler ve kısa filimler hazırlıyorlar… Hatta bu görüşleri savunan araştırmacılar, Anadolu’nun çeşitli üniversitelerinde konferanslar düzenliyorlar… Bu sayede arkeoloji ve Eski Çağ alanlarında öğrenim gören öğrenciler üzerinde, bir etki yaratmaya çalışıyorlar…

Sosyal Medya

En iyi çalıştıkları alan sosyal medya, üstü örtülü köken teorilerini, edebi kılıflar ile kitleler arasında yaygınlaştırıp bir algı yönetimi oluşturuyorlar… Atatürk’ün neden birer Dil ve Tarih Kurumu kurduğunu ve ömrünün sonuna dek bu işlerle uğraştığını anımsarsanız, tehdidin farkına belki varsabilirsiniz..!

Asım US


Türkçe kökenli olan Trqqas'ı "Luvice" yapanları
Yedikleri Tuz Çarpsın!

15 Mayıs 2020 Cuma

Luvice Sorunu



Taru ve Tarhunt sözcüklerinin etimolojisi Türkçedir ve hâlâ Türkçe konuşan Türk boyları ve Türkler arasında kullanılmaktadır. Tar sözü Azerbaycan Türkleri arasında "Tanrı" anlamında kullanılmaktadır. Tarhun / Tarhan / Darhan ve Tarkan / Darkan, Türk Kağanlığı (Göktürkler) döneminde Kağan'dan sonra ikinci sırada gelen bir unvan olarak kullanılmıştır. Daha sonra Hazar Türkleri, Peçenek Türkleri veya Kuman Türkleri gibi Türk devletleri tarafından da kullanılmıştır ki bu da bizi bugüne getirir; Erkek adı olarak kullanılmakta olan "Tarkan" popüler bir erkek adıdır.

Luvice gibi saçma açıklamalar yapmayı bırakın! "Luvice" sadece Türk dilini gizlemek için kullanılmakta! Türkçe konuşan Türk boyları, M.Ö. 2000 yılında gelen ancak M.Ö. 1700'den sonra bir imparatorluk kurabilen Hitit döneminden önce de Anadolu'daydı. Taru sözü Hattice (Hititlerden önceki yerli halk) ise bu Hattilerin Türkçenin konuştuğunu gösteren bir kanıttır!

Bu "Luvice" saçmalıklarına inanmayın, burada kesinlikle bir sahtekarlık dönüyor!... Hint-Avrupa dilli halklar, ki Luvice de "onların" iddia ettiği gibi bu dilden, neden asla ama asla Tarhun veya Tarkan kelimesini kullanmıyor, kullanmadı? Aksine, bu sözcükler Türkçede yaşıyor!

Akkadca olduğunu iddia ettikleri "Adad" bile Akkadca değil, Sumerce ve Türkçedir. ATATÜRK'te olduğu gibi "baba, ata" anlamına gelmektedir. Doğu'nun en uzak Asya'sından Batı'ya kadar Türkçe konuşan halklar arasında, her yerde Ata ile başlayan özel ad ya da yer adı olarak karşımıza çıkar.

Luvice olduğu iddia edilen kelimelerden sadece 4 tanesini (Tarhunt-İmar-Ata-Tap) buraya aldım ve bu buzdağının görünen sadece küçük bir bölümüdür, artık gerisini siz düşünün...

SB

"Luvice" bir saçmalık ve çöptür, çünkü Pelasgca/Luvice ya da Hititçe/Muşkice olarak yazılan makale ya da kitaplardan Pelasgca çıkartılır (ki arkaik Türkçedir), Muşki çıkartılır (ki Saka Türk boyudur, Türkçe konuşur) ve geriye arzu ettikleri "dil" grubu kalır ve sözde "Luvice"ye dönüştürülür. Bu çalışmalar da Türkçeyi örtbas etmek için icat edilmiştir.

"Türkic" kelimesini kullanmıyorum, çünkü etnik kökeni tanımlamamaktadır. Tüm Türk boyları Türk'tür, Hazar, Kuman (Kıpçak), Göktürk, Osmanlı, Selçuklu, Oğuz veya Safevi, Avşar, Artuklu, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Yakut (Sakha) vb. gibiler ön adıdır. Bu yüzden daima "Türkik" yerine "Türk" kelimesini kullanıyorum.






Taru and Tarhunt Turkish of etymology, and still used among Turkish speaking Turkish tribes and Turks. Tar is used as meaning "God" among Azerbaijani Turks. Tarhun/Tarhan/Darhan and Tarkan/Darkan is a title, which was used in the Turkish Khaganate (Gokturks) period, and was the second after the Khagan (Kağan). Also used as male name by the Turkish States, like Khazar-Turks, Pecheneg-Turks or Cuman Turks, which brings us to today; a popular male name "Tarkan".

So stop bullshiting with explanations as Luwian. "Luwian" is just used to hide the Turkish language! Turkish tribes, who spoke Turkish, was in Anatolia at BC times, even before the Hittite period, which came at 2000 BC, but established an empire after 1700 BC. If Taru was Hattic (before Hittites), even that proof that the Hattians where Turkish speaking!

Don't believe in these "Luwian" nonsense, there is absolutely a fraud here!...How come that the peoples of Indo-European languages, Luwian is one them as "they" claim, never ever use the word Tarhun or Tarkan? On the contrary, it lives in Turkish !

Even Adad, which they claim it is Akkadian, is not Akkadian but Sumerian and Turkish, because it means "father, ancestor" as in ATATÜRK. You can see everywhere as names or toponyms which begins with Ata, from the far east Asia to the west, among Turkish speaking people.

SB

Tarkan on Orkhon (Orhun) inscriptions




"Luwian" is nonsense and a trash
Invented to cover up Turkish.

I don't use the word "Turkic", because it does not define the ethnicity. And all Turkish tribes are Turks, it is the surname of the ethnicity, which has Khazar, Cuman, Gökturks, Ottoman, Seljuk, Oghuz or Safavid, Afsharid, Artuqid, Kazakh, Kyrgyz, Uzbek, Turkmen, Yakuts (Sakha), etc. as name. Therefore I will always use the word Türk.



EKLER (Additional) / ÖRNEKLER: (Examples)

- ATA / ADA , AMMA / ANA-ANNE-ENE , TAP



ATTA = FATHER

Turkish of etymology, not Hittite or Luwian! Even before "Hittite" it was used in Mesopotamia by Sumerians as ADDA-ABBA > Turkish; ATA-BABA

..." the variants U-ta and U-na stands for Tarhunt(a) and Tarhun(n)a- the Luvian and Hittite names of the Storm-god respectively.." Is it?...

U-ta and U-na = A-ta and A-na

AMMA/ANNI/ENE/ENI/ = MOTHER
Turkish of etymology, not Hittite or Luwian! 
Sumerian AMMA > Turkish; ANA-ANNE-ENE



And these words are passed by Turkish speaking people to others!


TAPALA > TAP
Meaning of TAP  "Worship" in Turkish!

TAP+ALA = Worship+Supreme
TAP+ULU = Worship+Almighty

TURKİSH of ETYMOLOGY




-  "İmar" sözü Luviceymiş !

"... Luvi tanrısı olan İmmarn(a)/i sözü Luvice 'açık ülke' anlamına gelen *immara- sözünden türetilmiştir...."

Bu açıklama tamamen saçmalıktır! Hint-Avrupa dilli halklar hiç "İmmara", yani İmar sözünü kullanıyormu? HAYIR! Ama Türkler kullanıyor...


".... Luvian theonym Immarn(a)/i is derived from Luv. *immara- 'open country'..."

This is totally nonsense! Does the Indo-European language people use the word "immara"? NO! But Turkish people do... It's Arabic, which comes from Akkadian (look for Akkadian-Turkish similarities)



- Türkçede kullandığımız -lı/-li ekleri Hint-Avrupa dillerinde yoktur! Hatticede de vardır -lı/li eki ve "Ankaralı" daki anlamıyla kullanılır.(bnz. Ahmet Ünal-Hititler)


The -lı / -li suffixes that we use in Turkish are not available in Indo-European languages! (İzmirli = From İzmir), Bebekli kadın = Woman with baby), (Babilli = From Babylon, a citizen of Babylon > Babylonian)... Luwian? Really? Is totally nonsense!




TÜRKÇE / TURKİSH





13 Ekim 2017 Cuma

Kibyra; Demircilerin ve Gladyatörlerin Kenti




" Kibyralıların, Lydialıların soyundan oldukları söylenir. Bunlar Kabalis'i ve çevresindeki Pisidialıları ele geçirdiler ve oraya yerleştikten sonra kenti, çok iyi tahkim edilmiş ve çevresi yaklaşık yüz stadia olan başka bir yere taşıdılar. Bu kent iyi yasaları sayesinde kuvvetlendi ve köyleri Pisidia ve komşusu Milyas'dan Lykia ve Rhodosluların Peraia'sına kadar yayıldı. Kentin civarında üç kent daha kuruldu. Bunlar Bubon, Balbura ve Oenonanda'dır. Bunların oluşturduğu konfederasyona Tetrapolis adı verildi. Bunlardan her birinin oy, fakat Kibyra'nın iki oy hakkı vardı, çünkü Kibyra otuz bin piyade ve iki bin atlı çıkarabiliyordu. Burası daima tiranlar tarafından idare edildi, fakat gene de insaflı bir yönetim uygulandı. Ancak tiranlık Moagetes zamanında sona erdi. Murena, tiranlığı yıktı ve Balbura ile Bubon'u Lykia topraklarına kattı. Fakat bugün Kibyra'nın kaza yetkisi Asia'dakilerin en genişi sayılmaktadır. Kibyralılar Pisidia, Solym, Hellen ve Lydia dilleri olmak üzere dört dil kullanırlardı, fakat Lydia'da Lydialıların diline ait en ufak bir ip ucu yoktur. Kibyralıların başka bir özelliği de, demir işçiliği ve kakmacılığındaki ustalıklarıdır. Termessos'un dar geçitlerinden başlayarak Taurosların içinden İsinda'ya geçit veren boğazdan, Sagalassos ve Apameialıların topraklarına kadar uzanan ülkeye Milyas denir."



Strabon (MS 1.yy); Antik Anadolu Coğrafyası, kitap XIII 
( not 1: Tauros )



Kibyra  Stadyumu - 12-13 Bin kişilik, Gölhisar / BURDUR
Stadium of Kibyra (Cibyra) - 12-13 Thousand




KİBYRA

Kibyra, antik dönemde Likya, Karya, Pisidya ve Frigya kültür bölgelerinin kesişme noktasında, kuzeyi güneye ve doğuyu batıya bağlayan ticaret yollarının tam merkezinde konumlanır. Kibyra, bu avantajlı konumun sağladığı ticari olanaklar ile bulunduğu bölgenin her dönemde egemen gücü olmuştur.


Kentin bugün görülebilen tüm mimari kalıntıları Roma İmparatorluk Dönemi’ne aittir. Kibyra, II. Eumenes (MÖ 197-159) zamanında Bergama Krallığı egemenliğinde görünmektedir. Boubon, Balboura ve Oinoanda ile dörtlü ortak meclisi olan Kibyra, yani "Kabalis Bölgesi Dört Kent Birliği" MÖ 82'de Romalı general Murena tarafından dağıtılarak ortadan kaldırıldıktan sonra Kibyra, Asia Eyaleti’ne, diğer kentler ise Likya Birliği’ne dahil edilmiştir. Kibyra, Roma İmparatorluk Dönemi’nde Asia Eyalet Valisi’nin yargı merkezi olmuştur. 


[ Lucius Licinius Murena, Sulla ile Mithridates arasındaki anlaşma gereği Pontus'un kontrolü Mithridates'e bırakıldığı halde, Murena Mithridates VI 'ün silahlanıp saldırıya hazırlandığı iddiasını ortaya atar ve Pontus'u işgal ederek İkinci Mithridat Savaşı'nı (MÖ 83-81) başlatır. Bir kaç çatışmadan sonra Murena yenilir ve Sulla'nın emirleri üzerine tekrar barış sağlanır. SB]


Başkentliğini Kibyra’nın üstlendiği Tetrapolis’in toplantı merkezi ve Roma İmparatorluk Dönemi kent meclisi ve yargı binasının “Bouleuterion / Meclis Binası” olduğu düşünülmektedir. MÖ 23 yılında meydana gelen büyük bir deprem sonucunda yerle bir olan kente; o zamanki Roma İmparatoru Tiberius 5 yıl için vergi affı getirmiş, ayrıca para yardımında da bulunarak kentin yeniden inşa edilebilmesini sağlamıştır. Kibyralılar imparatora olan minnettarlıklarını kentlerinin adını “Caesarea Kibyra = İmparatorun Kibyrası” olarak değiştirerek göstermişlerdir. Kibyra özellikle MS 1.yy - 3. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşamıştır.


Antik kaynaklar ve yazıtlardan okunan bilgilere göre; Kibyra özellikle demir işlikleri, dericilik ve at yetiştiriciliğinde ünlüdür. Buna çömlekçilik de eklenmelidir; çünkü Tiyatro tepesinin güney yamaçlarında hemen göze çarpan akıntı seramik parçalarının türü, yapısı ve yoğunluğu buna işaret etmektedir.





Stadion (Stadyum): MS 2. yy sonları ve 3. yy başları.

Kente girişte ilk anıtsal yapı olan Stadion’un kazılarına 2006 yılında başlanmıştır. Kentin doğu yamacında yer alan Stadion, ana caddenin ucunda yer alan anıtsal giriş kapısından sonra, ikinci bir anıtsal kapı ile girilir. Yaklaşık 12 -13 bin kişilik kapasitesi yanında 200 m.’ye varan pist uzunluğuyla Anadolu’nun en görkemli stadyumları arasında yer almaktadır. 


Stadion’a anıtsal bir kapı ile girilir. Diğer bir kapısı, güneydeki apsisin tam ortasındaki tonozlu kapıdır. Yapının batı tarafı, yamacın yüksek olan ana kayasına yaslandığı için 21 oturma basamağı, bunun tersine doğuda ancak 7 oturma basamağı konulabilmiştir. Böylece mimari olarak batı sıralarda oturan seyircilerin muhteşem ova ve göl manzarasını kapatılmamıştır. Batı oturma sıralarının tam ortasında protokol alanı ayrılmıştır. Stadion batı oturma sıralarının altında künklere bağlanmış büyük Pithoslar ile oluşturulan atık su sistemi yukarıdan gelen suyun Stadion zeminine gelmeden tahliye edilmesini sağlamasıyla da mimari zenginliğini arttıran önemli bir ayrıntıdır. Batı oturma sıralarının üzerinde yer alan ve tüm batı cephe boyunca izlenen Portiko (üstü örtülü açık dehliz) Stadion’a anıtsal bir cephe kazandırmıştır.





Odeion / Bouleuterion (Müzik Evi/ Meclis Binası)

3600 kişilik kapasitesiyle Antik Çağ Anadolu’sunun üzeri çatıyla kapalı büyük ve en görkemli yapılarından biri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca yapının ön alanında toplam boyutu 540 metrekare mozaik döşem ortaya çıkarılmıştır. Bu haliyle Anadolu’da bu güne dek ortaya çıkarılmış tamamıyla sağlam durumdaki en büyük mozaik döşem olma özelliğini taşır. Mozaik döşem beyaz, beyaz üzeri kırmızı damarlı ve siyah tesseraların geometrik desenler ile süslenmiştir. 


Orkestranın tam merkezinde ortaya çıkarılan Medusa, iri gözleri, kalın dudakları arasından görülen dişleri, dışarı sarkmış dili, kanatlı başlığı ve dalgalı saçları arasına ve boynuna dolanmış yılanları, çevresini saran kırmızı beyaz renkte mermerlerden yapılmış yaprak benzeri ışın sıralarıyla büyüleyicidir. Görenler Medusa’nın etkileyiciliği karşısında etkilenir. Bir orkestranın zemin döşeminde böylesine bir Medusa resmi, Anadolu arkeolojisi için tekil örnektir.



Medusa (2)


Kazılar sonucunda Müzik Evi/Meclis Binası olarak adlandırılan yapının, aynı zamanda kış aylarında tiyatro ve Kibyra’nın bir yargı merkezi olmasından dolayı da bir mahkeme binası işlevlerinde de kullanıldığı öngörülmüştür. MS 2. yüzyıl sonu 3. yüzyıl başında, son şekliyle inşa edildiği anlaşılan yapı, bir yangın sonucu göçtüğü anlaşılan çatısı haricinde neredeyse tamamen korunmuştur.


Yrd.Doç. Şükrü Özüdoğru: "Kibyra'da iki tür gömme geleneği vardır; inhumasyon (ceset gömü) ve kremasyon (yakılma). Kremasyon gömü İskender döneminden başlar Roma dönemine kadar devam eder. Roma döneminden sonra ise inhumasyon gömüye geçilmiştir. Mezarlar ölen bireyin öteki dünyadaki evidir, bu sebeple de yeme içme kapları, giysiler, takılar ve çeşitli metal objeler koyarlar. Roma dönemi mezar yazıtlarında, mezarları izinsiz kullanan veya zarar verenlerin, ceza olarak kent meclisine oldukça yüksek miktarda para ödemek zorunda olduklarından bahsedilir. Mezarlık alanlarının korunması için özel kanunları vardır. O dönemde herkes istediği gibi gelip bir mezarı kullanamıyor veya tahrip edemiyordu. Hristiyanlıkla birlikte  (MS 4.yy'dan sonra) ölü gömme adetleri değişiyor ve bununla beraber mezarlık alanına yönelik kanunlar da değişiyor. Özellikle MS 5'inci ve 6'ncı yüzyılda Roma imparatorluk dönemi veya öncesine ait mezarlarda soygunların başladığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu soygunlar günümüze kadar devam etmiştir." (09.10.2017,basın)



Arkeolog Mustafa Şimşek: "Kibyra'daki anıt-mezarlar, Roma’nın en ihtişamlı döneminde inşa edilmiş bir mezarlardır, sadece bir tek kişinin defnedildiği değil, kişinin bağlı olduğu ailenin tamamının defnedildiği özel aile mezarlarıdır. Çok özel bir mimariye sahip. Kibyra ya da komşu kentlerin nekropolislerinde bu tarz mezarları görebilmek çok mümkün değil. 8×12 metre podyum uzunluğuna sahip, 4 metre podyum yüksekliği var. Yapının sadece podyum kısmı korunabilmiş. Üzerindeki mezar olarak adlandırdığımız anıtsal bina tamamen kaldırılmış. Olasılıkla M.S. 5-6’ncı yüzyıl içerisinde Erken Doğu Roma döneminde farklı ihtiyaçlardan dolayı kaldırılmış durumda. Kazılar esnasında lahitlere ait çok nitelikli küçük parçalar ele geçirdik." (08.09.2017,basın) ( not 3: Anıt-Mezarlar)




Kazılar, 2006 yılından beri T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd.Doç. Şükrü Özüdoğru başkanlığında ve Yrd.Doç.Dr. Eray Dökü kontrolündeki bir ekip tarafından yürütülmektedir.


T.C.İl Kültür ve Turizm Bakanlığı / BURDUR






Notlarım:
(renkleri farklı olanların link bağlantıları vardır)

(1) 
Balbura = Karaçulha Yayla-Altınyayla / Burdur [Balbura ile Bubon kelimeleri de çok ilginç!]
Bubon = İbecik Köyü - Gölhisar / Burdur
Oenoanda = Oinoanda İncealiler Köyü / Muğla. Duvarcı ustalarıdır; Kyklop.  IV.Tuthaliya'nın MÖ 13.yy'daki Lukka Seferi yazıtında "Wiyanawanda" olarak geçer. Hellenler henüz Anadolu'da değildir!

Tauros' taki -os eki Hellence olsa da Tau Türkçe'dir = TAU-DAĞ
Boğa, Dağ ve Tanrı eş görülür. Bizim Toros dediğimiz Tauros Dağları hem Boğa hem Dağ hem de Tanrı anlamındadır, ki Tau Türkçedir; mesela ULUTAU veya ALATAU olarak Kazakistan'da kullanılır. Tauros'taki -os eki Hellen dilinden kalmadır. Fırtına Tanrısı Tarhu'dan Tauros'a-Tarkan/Tarhan, ki Azerbaycan Türkologları Tar'ın açıklamasını İlah/Tanrı olarak verir. Prof.Dr.Mirfatih Zakiyev ise Taur'un "Dağ İnsanları" anlamına geldiğini yazar.  

"Luvice" Gök/Dağ Tanrının adı da Tarhunt/Tarhu'muş... Tarhu - Tarhan - Tarkan bunların hepsi Türkçe'dir. Bu da, Tarhu kelimesinin Luvice'ye Türkçe'den geçtiğini gösterir. Hattiler'de Taru, Hurri-Urartular'da Teshub, Likyalılar (aslı Lukka'dır=Kurtların Ülkesi) da simgesi Boğa olan Fırtına Tanrısı Trqqas (Trqqiz = Turkkız, Turkkas, Türküz ; Trokondas = Troko = Turoko = Turco) iken;  Hititler'de kralın adı Tarkondemos, Etrüskler'de Tarquin'dir... Bu arada, Oğuz Kağan Destanı'ndaki Oğuz-Ay-Boğa ilişkisi de hatırlanmalıdır.




Yayı ile Mira Kralı Tarkasnawa, 'Tarkondemos' (MÖ 13.yy), Karabel (Boğazköy mühürlerinde de Tarkondemos adı görülür)


İlginç olan ise, hiç kimse, özellikle, bu kelimelerin Türkçe kökenli olabileceği, üzerinde durmamış. Sorarım o zaman, en basitinden, Tarkan'ı erkek ismi olarak kim kullanıyor? Avrupalılar mı?... Dişi Kurt Leto'nun ülkesi "anaerkil" Lukkiya'dan (Lykia, ki kendilerine Trmmis(e) der; Trmmis Tyrrhenian kelimesini hatırlatır; yani Turan-Etrüsk-Pelasg-Deniz İnsanları) olan kahraman Sarpedon'un adındaki kök hece SARP'ın da Türkçe kökenli olduğunu biliyoruz... 

Sarpedon'un abisi Minos Girit'teki Pelasgların lideridir. Heredot'a (1:173, ki bir çok uydurması vardır, bu sebeple de diğer kaynaklarla beraber değerlendirilmelidir!) göre de Girit'te çok eskiden sadece Barbarlar, yani Hellence konuşmayanlar oturmaktadır. Minos ile Sarpedon'un arası açılınca Minos onları anakaraya kovar. Minos'un kızı Akakallis'in Apollo'dan bir oğlu olur, Miletus.  Apollo onu emzirmesi için bir Dişi Kurt'a verir. Miletus'un abisi Kydon'u da bir kurt emzirir. Miletus Girit'i terk ederek Karia'ya  gelir ve ikizleri olur. Tıpkı Lykia'da tapınım gören Dişi Kurt Leto (Likçe'de kadın alamına gelen LATA'dır adı, ve içinde ATA kelimesi rahatlıkla görülür.) ve adlarının Yunanca anlamları olmayan İkizleri Ay olan "Ertemi (Artemis)" ile Etrüskler'de Aplu ve Hellen göçünden önceki Anadolu'da ise Appaluinas olan Kurt lakaplı "Apollo" gibi. Ne yani, Etrüsklere ait olan Dişi Kurt kültünün Romalılara mı ait olduğunu sanıyordunuz?... İster "mitolojik" hikaye olsun, ister Girit'ten gelmiş olsun, dil, kültür ve anane yalan söylemez; Sarpedon, Miletus, Lykia, Karia, İon, Truva ve Leto/Lata öz be öz Anadolu'ludur, Hellenlerle de hiç bir ilgisi yoktur!... Prof.Dr.Bülent İplikçioğlu'nun da dediği gibi; "Sonraları Akalar’ı büyük ölçüde etkileyen yüksek bir kültürün yaratıcıları olan Minos Giritlileri, bugün adlarını Hellen mitolojisindeki Kral MINOS’tan almakla birlikte, Hellen kökenli değildiler. (Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları)"


Aşağıda ise Prof.Bryce'ın kitabından "Trqqas-Troko" kelimeleri:

The Lycians in Literary and Epigraphic Sources
Trevor Bryce (prof.,an Australian Hittitologist)

"Trqqas (Lyc.B Trqqiz). The Lycian god Trqqas can be directly equated with the Luwian Storm God Tarhunt, the chief god of the late Bronze Age Luwian pantheon. In addition to figuring as a disciplinary agent in several of the sepulchral inscriptions, the god also appears in several passages in the Xanthos stele inscription, which probably reflect his importance in Xanthos as well as in Lycia in general; for example, TL 44 b 51-52:

se dde tuwete : kumeziya : ere ere trqqnti : pddatahi
"And he has erected altars everywhere (?) to Trqqas of the pddat-"

Tarhunt/Trqqas is the basis of the personal name Trokondas which occurs quite frequently in the Greek inscriptions of eastern Lycia, Pisidia and Lykanoia. According to Houwink ten Cate, Zeus Solymeus, the chief god of this region in Greco-Roman times, is simply the old Anatolian deity Tarhunt in another guise."


Neymiş? Grek-Roma döneminde bölgenin baştanrısı Trqqas, sadece eski Anadolulu tanrısı olan Tarhunt'un başka bir görünümüdür.... Ancak, "Tarhunt-Trqqas" kelimeleri bazılarının iddia ettiği gibi "Hint-Avrupa dil" grubuna sokulan "Luvice", "Likçe" ya da "Hititçe" değil, Türkçedir !..


(2)


Medusa Gorgoların ölümlü olanıdır. Gorgo Türkçe'dir = Korku, Qorgu kelimesidir. Amazon olarak bilinen ama İskit/Sakalar tarafından Erpata olarak adlandırılan kadın savaşçıların liderlerinden birinin adı da Medusa'dır.  link 

İskitlerin yaylarına da Gorytos demeleri gibi: Goru-Koruoz: Koruyoz... link



(3)

Hellenler'de Kral bile olsa nekropolise gömülür, kent içine gömülmez.  "Tapınak-Anıt mezarı" yerine bazı yerlerde bu tip mezarlara "heroon" denmesi de yanlıştır....çünkü;

Prof.Fahri Işık:  "Hellen düşüncesinde ölümlüler tanrılaşamaz; Atina’ya altın çağı yaşatan ünlü Perikles bile MÖ 429'da sıradan bir insan gibi ölür ve "ölüler kenti" anlamındaki "nekropolis"e gömülür. Tarih, bir ayrı soydan Makedon soyundan bir dünya fatihinin, Büyük İskender'in, bile kendisini Mısır'da Zeusoğlu ve İran'da Büyük Kral olarak görme isteğinin Hellenler arasında nasıl sarsıcı bir tepkiyle karşılandığını, sözde "Doğu Hellen" olan İonlar tarafından ise hemen kabul gördüğünü yazar. Peleponnes Savaşları'nın Spartalı muzaffer komutanı Amiral Lysandros'un Samos halkı tarafından tanrılaştırılması da bu bağlamda, Hellen ve İon halkı arasındaki düşünce farkını ortaya koyması yönünden önemlidir. Smyrna tyran'ı Tantalos'un Yamanlar Dağı'nda ve adı bilinmeyen bir Ephesoslu soylunun Belevi tepesinde konumlanan görkemli tümüslüsleri, ancak kendilerini bir Lydia, Phrygia ya da Leleg hanedanları gibi, belli ki örneğin Phellos'ta Leleg benzeri tümülüslerde yatan Lykia bey soyu gibi, bir tümülüs tapınak mezar içinde tanrılaştırma isteklerinin bir ürünü olabilir....

Hellen dünyasında ise tarihsel anlamda bir "kral kültü" değil, Klasik Çağa'a dek destansal anlamda bir "heros" kültü" vardır, bir tür "kahramanlar kültü". Tanrılığa yaklaşanlar bir Herakles ya da Dioskurlar'dır; "kent kurucu" olarak da yaygındırlar. Eskiçağ bilimcilerinin Lykia tapınak mezarlarını, sonraları sıradan mezarları da Hellence yazıtların diliyle "heroon" deyimiyle tanımlamalarındaki terslik; çift dilli yazıtların çevirilerinden bilinir ki, bu kez o düşünceye kökten yabancı olan "tanrılaştırma" ve "tapınak mezar" kavramlarının kendi Hellen inancındaki karşılığının "heros" ve "heroon" olmasının bir sonucudur." Bu açık gerçeğin görmezlikten gelinmesinde, Lykia halkını yüzyılı aşkın zamandan beri Hellenleştirmiş olma geleneğinde düğümlenen önyargının yanlıştan dönme güçlüğünün payı vardır. Bu açmazda direnenlerden F.Kolb için "temenos ve mezar kültü yapısı ve sunak birlikteliğindeki bu heroon'lar, bey kültünün hizmetinde" ise, bu yorumuyla o, mezar beyine bir tanrı gibi yaklaşıldığını da görüyor olmalıdır. Ve Ege'nin iki yakasındaki iki kültürü de iyi tanıyan bir eskiçağ bilimcisi olarak bu yaklaşımın Lykialı'yı düşüncede Hellenler'den ayırdığı sonucunu çıkarması aslında zor olmamalıdır....

Hellen dünyasında ise tanrı ne bir ölümlünün mezarı üzerinde betimlenebilir ve ne de ölümlülerle bir arada olabilir.... Lykia beyi ölümsüzleştiği bu "evlerin" üzerine, yaşadığı zamanın işlerini, özellikle savaşı, avı ve şöleni resimlendirir ki tanrılaşma düşüncesi gibi bu tarihsel içerikli gerçek betimlemeler de Hellenlere yabancıdır; onlar savaşları bile tanrıların da içinde olduğu mitosların diliyle anlatır.... 

Anadolu tapınak mezarları için Hellas'a özgü 'heroon' tanımlaması da Panhellenizmin burgacında dogmalaşmış bir kavram olarak ve inatla sürdürülmektedir, bizde de öyledir...  Hellence konuşmak ve yazmak ile Hellenleşmiş olunmaz. Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan da zor." 



Lakin hocaya katılmadığım bir nokta var; Prof.Işık, Lukkaları, Troyalıları Luvi halkından sayar. Halbuki, "... bölgeler arası kültürel ilişkilerin MÖ 6000 yılı dolaylarındaki varlığına tanıklık eder" der... “Milyas’ın Erken Tunç Çağı’na ışık tutan Karataş kazıları, Elmalı Yaylası’nın Batı Anadolu kültürleri, özellikle de -çağdaşı- Troia kültürü ile bütünlük içinde olduğunu göstermiştir” der. Ancak MÖ 2000 lerde Asur tabletlerinde "nuwa'um" olarak bahsedilen dedikleri ve Hint-Avrupa dil grubunda gösterdikleri Luviler henüz tarih sahnesinde değildir (ki Hint-Avrupa kavramı bile bugün tartışılırken!). Ege'den Kilikya'ya ve Anadolu'nun iç bölgesinde yaşadıkları söylenir. Halbuki tarihin hiçbir döneminde Luvi devleti, halkı yoktur, ama dili "var". Ayrıca antik dönem yazarların; Homer, Heredot, Strabon, Pliny,vs. gibi, hiç birinin kitabında Luwi/Luvi geçmez, ama Pelasg ve Lelegler geçer... İlginç değil mi?.. [bunun için size bir link; luvians ve luwians diye arama yaptım, sonuç sıfır, cibyra, lycians, scythians, pelasgians diye arama yaptım, sonuç verimli. Siz de araştırabilirsiniz.]


Son yıllarda pek bi popüler olan Luwianstudies'in da kaynak olarak gösterdiği, Arielle P.Kozloff'un yazdığı (Rockefeller'in finanse ettiği Cambridge Universitesi'nin yayınladığı) "Amenhotep III" kitabına baktım. Çok ilginç çünkü "Luvian" kelimesinin geçtiği tek sayfa 165.inci sayfadır. Orjinal yazıttan eser yoktur.. Varlığı iddia edilen yazıtta Hurrili at terbiyecisi Kikkuli'den bahseder, "Hurrice dua ederken... Luvice de dua eder." diye geçer. Nereden bilelim orada "Luvice de dua eder" cümlesinin olup olmadığını, yazarın ekleyip eklemediğini? Şüphelenmemek elde değildir, çevirirken ya yanlış yorumladılar, ya da bile bile uydurdular! Bir çok orjinal "Grek" ve "Roma" yazarlarının kitaplarında bile "Ellen" yazarken "Greek" diye çevirenler varken ne düşünmeliyiz bu durumda?  Ben "politik" açıdan yazdırılmış olabileceğini bile düşünüyorum... "hadi araya "Luvileri" sıkıştır da bizde Anadolu'da  Luvileri Troyalılara bağlayalım!" Yaparlar da... Hiç kimse, kör gözüme gir olan, Pliny the Elder ya da Pomponius Mela'nın kitabında geçen TYRKAE-TURCAE kelimesini ya da Strabon'un OXUS-ISSIC kelimelerini araştırmaya değer bulmaz! Komplo teorisi mi? Şimdiye kadar Antik dönem Türk tarihinde neredeseniz peki? Orta Asya Hun ve Göktürkler'de mi? ... Batılıların (bizimkilerin de) yazdıklarını her zaman sorgulayıp, araştırın.... 


Sizi şimdi Kozloff'un kitabından bir metin göstereceğim:

Bu metinde Mitanni'den HURRİ kökenli at terbiyecisi birinden bahseder, Kikkuli (MÖ 1345): 


Kikkuli bir yarış öncesi atları hazırlar, sanki bir kutsal ayine hazırlanır gibi ve dua eder : "Ve Hurrice şu sözleri söylüyorum... atlar için ... ah Pirinkar ve İştar.... Ve Luvice telaffuz ediyorum kelimeleri... Atlar için her şey yolunda olsun...". [Burada geçen 'luvice' kelimesinin varlığından şüpheliyim!.. Kim 'şimdi Hurrice şunları söylüyorum', ya da 'Luvice telaffuz ediyorum' der...] Kikkuli MÖ 13.yy'da I. Şuppiluliuma tarafından Hattuşaş'ya getirilir ve imparatorun istediği üzerine Nesice 'At Eğitim Uzmanlık El Kitabı'nı yazar. Ayrıca, Hurriler Hint-Avrupa dilli değildir ve Türklerle içli dışlıdırlar....


Kozloff': "Along the road from Malkata and from the southern end of the birket to Kom el-Abd is a desert altar at Kom al-Samak. This is assumed to have been used during the king's jubilee, and its placement between the birket and Kom el-Abd may have been desgined for the king and his horses and chariots before the dangerous, even life-threatening competition. It recalls Kikkuli's preparations before a sacred rite involving the horses: "On the tenth day, at the moment of the last watch of the night, as the day is rising and it is not yet completely light...in the stable I make a libation and I invoke the gods Pirinkar and İshtar. In Hurrian I pronounce these words: 'For the horses...O Pirinkar and İshtar'. And in Luvian I pronounce the words, 'For the horses May all go well'... and then with a bit of mutton fat I anoint the horses." Kom el-Samak is a dream location to serve as an altar for blessing the horses before a race." page 165 


Arielle P.Kozloff - Amenhotep III: Egypt's Radiant Pharaoh
(former curator of ancient art at the Cleveland Museum of Art, is now a private consultant and lecturer for museums and private collectors)


Bir başka Kikkuli de bizim ülkeden... 
"Mitanni ülkesinden At Terbiyecisi Kikkuli" nin MÖ.15.yy'da yazılmış olanın MÖ.13.yy kopya yazıtı 1906-7 de Boğazköy'de bulunmuştur. Kikkuli Hurri kökenlidir ve Hattilerin başkenti olup Hititler tarafından işgal edilen Hattuşaş'ta, Hititlere atlar ve at-arabaları hakkında eğitim vermiştir.  Hurriler ne Hint-Avrupalı ne de Hint-Aryan/İrani'dır ! "Kikkuli Yazıtı 4.Tablet" Vorderasiatisches Museum Berlin'dedir.


KUB I 13 I 1f.:
Line 1: UM-MA (l)Ki-ik-ku-li li (LÚ)a-aš-šu-uš-ša-an-ni :(Thus [speaks] Kikkuli, the horse trainer)
Line 2: ŠA KUR (URU) Mi-it-ta-an-ni : (from the land Mittani)






Son söz olarak : 
"...and history is written not by scholars, but by partisan-hypocritical-politicians who impersonating scholar!.."

"...ve tarih akademisyenler tarafından değil, 
bilim adamı kimliğine bürünen partizan-ikiyüzlü-politikacılar tarafından yazılıyor!.."


link for the news 
" 3,200-Year-Old Stone Inscription Tells of Trojan Prince, Sea People"
and my comment for that:
1-Sea Peoples are the Pelasgians in ancient sources, to the Egyptians in the 13th c BC are they called as Tur'sha (or Toorsha), which is also the name of the Etruscans... 2-Mellaart mentioned also about the "Dorak Treasure", which he stoll from Turkey, but to some it is a hoax! if it is a hoax , why did he make up stories like that? And if he lie about something like that, can he lie about other things?.. 3-"Scholars" says that Luwians spoke İE, but they also say that the Sea Peoples spoke İE to... That's a forgery! Pelasgians=Sea Peoples=Etruscans didn't spoke İE, in fact their language was agglutinative. Luwian people and state does not exist, ancient writers, like Homer, Strabo, Pliny, etc. never mentioned ones about Luwians... Or, are the "westerner scholars" more reliable than the "eastern scholars"? Because, studies in Turkology proofs us that the Trojans are the ancestor of Turkish peoples, and spoke proto-Turkish!...I have to think twice about these types of explanations! 
Regards, SB.








Ek linkler:
Kibyra aynı zamanda Gladyatörler Şehri olarak ta anılır: 

"İlk yerleşmelerin Prototürk AS'lar tarafından yapılmış olduğu Birgi, Hermos (Gedis) Irmağı vadisindeki Sardis merkezli Prototürk LU-UD-YA (Lydia) Devleti'nin güneydeki bir yerleşim birimiydi. (Behiç Galip)"
Pelasg-Etrüsk- Lydia üçlemesinde Pelasg=Etrüsk=Türk derken, 
Lidya'da "Manes", Kırgızistan'da "Manas", Mısır'da "Menes" var mesela ;)


Not:
Luviler Abartılmaktadır / Luvice Sorunu adlı iki ayrı çalışmaya da bakabilirsiniz. SB