26 Temmuz 2016 Salı

KIZIL YILAN - GORGAN SEDDİ




KIZIL YILAN - GORGAN SEDDİ
(RED SNAKE - WALL OF GORGAN) 



1999 yılında arkeologlar tarafından keşfedilen ve daha sonra İngiltere-İran ortak kazılarıyla gün yüzüne 2005 yılında çıkartılan sed, pişmiş tuğladan yapıldığı için Kızıl Yılan adıyla anılıyor. Bu dev duvarın bir başka adı da Gorgan Seddi. (duvarın biraz gerisinde ki yerleşim yerinin adı) Bir ucu Hazar denizinden başlayan seddin diğer ucu Elbruz Dağlarının kayalık kısımlarında son buluyor. 195 km uzunluğundaki duvarı birde 5 metre genişliliğinde bir su hendeği koruyordu. 


Ayrıca duvar üstünde belirli aralıklarla 30.000 askerin barınabileceği küçük kaleler mevcuttu. Örneğin, duvarın üzerinde ki kalelerden biri 5.5 hektar alanı kaplayacak kadar büyüktü. Arkeologlar duvarın inşası için kullanılan pek çok tuğla ocağı ortaya çıkarttılar. Ocaklar duvara 20 ila 100 metre uzaklıktaydı ve duvarın inşası için kullanıldıkları açıktı. Ocaklar da kilden yapılmış tuğlaları pişirmek için kullanılan yakılan ağaç parçalarının üzerinde uygulanan Radyo karbon tekniği ile duvarın MS 5. veya 6. Yüzyıllarda inşa edildiği ortaya çıkartıldı.


Peki, neden inşa edilmişti? Yapıldığı dönemde İran’da Sasani İmparatorluğu hüküm sürüyordu. Sasaniler bir yandan Doğu Roma ile mücadele ederken doğuda aniden beliren bir tehlike ile karşı karşıya kaldılar : Ak Hunlar.


Sasani imparatoru Peroz (Firuz) (MS 459-484) Ak hunlara karşı giriştiği bir seferde Gorgan’da bir müddet kalmıştı. Ama daha sonra Ak hunlarla yaptığı bir çarpışma sırasında canından oldu. Arkeologlar seddin Ak hunları durdurmak ve duvar bölgesindeki verimli düzlükleri korumak amacıyla Sasani hükümdarları tarafından inşa edildiğini düşünüyor.


Radyo karbon testlerinin sonuçlarına göre duvar 7. Yüzyıl sonlarına kadar korundu. Bu tarihten sonra askerlerin Bizans’a yapılacak bir sefer ya da 636 da başlayan Arap istilasını durdurmak için kullanılmak üzere çekildiği düşünülüyor. Ne olursa olsun, sed iki yüzyıla yakın süre korundu.

Yenidenergenekon'dan alıntıdır onun kaynağıda: Current World Archaeology Dergisi No 27.




Ama; 
2008'deki açıklamaya göre Çin Seddi'nden 1000 yıl daha yaşlı. Haberi aşağıdadır:



According to the Science Daily News (February 26, 2008) the Wall of Gorgan is: “…more than 1000 years older than the Great Wall of China, and longer than Hadrian’s Wall and the Antonine Wall put together.”  link  /  link  /  link




Peki, hesap yapalım o zaman: Çin Seddi MÖ.4.yy da yapıldıysa, ve Kızıl Yılan 1000 daha eskiyse, o zaman MÖ.1400 çıkar karşımıza. İyi de o dönemde henüz Persler yoktu! Dr. Kiani'ye göre Kızıl Yılan Partlar döneminde yapılmıştı. Partlar da Hunlar'da Türk. Neyin peşindeyseniz? Bu arada Çin Seddi de Türk akınlarını durdurmak için yapılmıştır. Tıpkı Kızıl Yılan gibi. Ama hiç bahsetmiyorsunuz...  İran Türkleri - link


Bir de şu açıklama var: 


"The term Gorgan is derived from Old Iranian VARKANA (lit. The Land of the Wolf). Interesitngly the term Gorgan linguistically corresponds to modern Persian’s “Gorg-an” or “The Wolves”." (link)


Gorg-an "Kurtların ülkesi" demek değil! Hyrcania Kurtların Ülkesi demektir. III.Darius (Kodomannus), M.Ö. 330 yılında bu bölgede kendi adamları tarafından öldürülmüştür. [Hyrcania where Darius was put to death by his own troops.]

Gorg Korkmak fiilidir - Gorg- Kork ; -an ya Farsça çoğul, ya da Türkçe zaman anlamında. Belki de Gorgam idi - Korkam, Korkuyorum anlamında! Tıpkı mitolojideki Gorgonlar gibi.


Kelimenin Kurgan'dan gelmesi de mümkündür. Türkçe'de k ve g yer değiştirir. Korugan- Korgan - Gorugan - Gorgan. Aynı zamanda Rusça'ya da korugan "kale" olarak geçmiştir.  Bununla ilgili olarak arkadaşım Kemal İ.Işıklar'ın bu değerli yorumunu da sizlere sunuyorum:  "Gorgan (Gorgam - I fear)'e alternatif olarak Korugan-Gorugan olabilir. Korugan modern çağlarda bile dilimizde saldırılara karşı korunmak için inşa edilen "tahkimat" duvarı anlamını taşımıştır, bundan daha anlamlı bir isimlendirme olamaz diye düşünüyorum. Kurgan ile aynı kökenden geliyor. Başka dillerde "kurt" ve benzeri karşılıkları olabilir, ama "Korugan" benzetme ya da andırma değil, birebir yapının Türkçe'deki adıdır..." 


HYRCANIA = GİLAN eyaletini de içine alan Hazar Denizi'nin güneyinde yer alan bölge, bugün Gorgan olarak anılıyor. Hyrcana "Kurtların Ülkesi" demektir. 



Hazar Denizi'nin adı "CHİLAN DEGNİSİ"(1570-Dell İmpero Ottomanno, Geographe Turc, Abubekir Efendi
yani, ÇİLAN/GİLAN/YILAN (Ejderha) Denizi, diğer adı Gök Denizi'dir


GİLAN - İLAN - YILAN dır EJDER de YILAN olarak görülür.

Sonra'da Kızıl Yılan adının Türkmenler tarafından kızıl tuğlalarından dolayı verildiği yazılıyor. Ama Akhunların Kızıl Hun olarak adlandırıldığından haberleri yok! Nasıl akademisyensiz siz?



KIZIL YILAN (RED SNAKE - WALL OF GORGAN) GORGAN SEDDİ


Kızıl Hun Türklerin diğer adları: "pointed hat Saka"= Sivribaşlıklı Sakalar, Hyon, Chion, Kermichion, Hermichion, Abdaly, Hephthalites, Eftalit, Ak-Hunlar ya da, Massagetler, bilinen adlarıyla Tomris Ece'nin "Büyük Saka"lar... ki yaşadıkları bölgedir!



Theophanes Byzantios berichtet : "Im Osten des Tanais (des Don) hausen die Türken, früher Massageten genannt, 
welche die Perser in ihrer Sprache Kermichionen nennen...." 
[Die Awaren: ein Steppenvolk im Mitteleuropa, 567-833 n.Chr - Walter Pohl]



Ayrıca Türk boylarından İskitlerin arasında "Gelon" adlı "Yılan" boy ile Kıpçakların Yılan boyu vardır. 


"Don Kıpçaklarını yöneten Şarukan hanedanı yılan kabilelerinden (Kimak-Uran-Kay-Urankay) inme idi..." "Si (Kay) kabilerlerinin tamgası yılandır; "kay" da zaten yılan demektir. Kumosiler, Kidanlar ve diğer halkların topraklarından akıp giden Amur Nehrine Çinliler Heylungiyan (Kara Ejderha Nehri) derler." 

Kıpçaklar- Sercan M.Ahincanov // Selenge Yayınları
Kızıl Türkler - link



Çinlilerin Amur Nehri'ne "Heylungiyan" yani "Kara Ejderha Nehri" demesinde bile Türkçe İlan-Yılan kelimesini görüyoruz.


Herkül'ün oğulları : 
"...birincisinin adı AGATHYRSOS (Ağaçeri), sonrakinin GELONOS (Yılan), en küçüğünün SKYTHES (İskit)..." Heredot,ıv,10 / Gelonos Türkleri - link








Kurtların Ülkesi ha! :)








Did you know that "Kyzyl Yilan" or "Qizil Yilan" (Kızıl Yılan) is Turkish? meaning "Red Snake". Or the toponyms of İran, like "Tepe" is Turkish? meaning "little mountain - hill".


"The term Gorgan is derived from Old Iranian VARKANA (lit. The Land of the Wolf). Interesitngly the term Gorgan linguistically corresponds to modern Persian’s “Gorg-an” or “The Wolves”" (link)


Gorg-an = The Wolves: Bullshit!
Gorg is Turkish, means Fear. -an is plural, so FEARS.
or Gorgam - I Fear!
They still speak Oghuz Turkish in Azerbaijan, and say as Gorg-Qorq.
in Anatolian Turkish we say; Kork - Fear : Korkuyorum - I Fear.
Or it came from the word "Kurgan"  : Etymology and culture also Turkish: people buried their dead in barrows ie.Kurgan - Korugan - Gorugan (to protect - Korumak) in  Kazakh Turkish korgan . "k" and "g" can switch with dialect: Gorgan.

Hyrcania (Varkana) means "Wolfs Land" like the "Turkish Wolf" . Did you know that Amudarya was called Oxus or Ochus by Strabon?  Ochus or Oxus is Oghuz (Okuz) in Turkish, and of course Oghuz Turks.... The word Hyrcania (Varkana) has nothing to do with Gorg-an ... 


Oghuz-Turkic tribes, Turkmens, Qajar (Kaçar): Yes all of them are Turks. But you don't mentioned about the Turkish origin of Parthians, Sacae and Huns in your article!


There was only four Persian State in today's İran:
Achaemenid (559-330 BC) Sasanids (226-652 AD) Pahlavi (1925-1979) and İran İslamic Republic (1979 -). İran was always a Turkish land, from 4400 BC, between the Persian States above till 1925. After war it became İranian State, but there are still 45 million Turkish people living in İran. And in North East, where the Red Snake Wall is, lives Horasan Turks (3 million - old Horasan region was İran, Afghanistan, Tajikistan, some region of Turkmenistan and Uzbekistan) and Turkmenistan Turks (2 million).


"'Red Snake'-is more than 1000 years older than the Great Wall of China.." 


Do you even realise what you are saying and knowing what it means? That means 1400 BC, at that time there was NO PERSİANS in that region! Persians came for some in 800 BC, to others in 900 BC, but never before that period! Not everything has to do with the Persians! Chinese Walls was built to protect themselves agains the attacts of Turks, so is the Red Snake Wall. Because they also say that the wall was built in the period of Parthians, which are Turks, today ancestor of Turkmenistan people. 

read: "Our Ancestors Who Build the Great Parthia Turkish State(247 BC-224 AD) Begmyrat Gerey - Turkmenistan 


"is known as Qïzïl Yïlan to local Turkman inhabitants" (link)

Turkman is Turk. Means I'm Turk. 
Qïzïl Yïlan - Kızıl Yılan - Red Snake



White Huns yes but you do not mention about them that they are Turks! White Huns are also called as "pointed hat Saka", Hyon, Chion, Kermichion, Hermichion, Abdaly, Hephthalites, or more common name Massagetae, Queen Tomyris of Big Sacae, which lived in that region, RED HUNS to. Maybe that's why they called the walls as Red Snake !

About the walls PDF




And you call yourself a scholar, scientist...Well, You can not write history without Turks... ;)

SB.





Bizans! Anadolu ve Türkler






"Anadolu'nun yerli ahalasi, daha önceki devrelerde olduğu gibi Roma hakimiyeti zamanında da çok heterojen, karışık idi. 
Yer yer Ege kıyıları hariç tutulacak olursa, Anadolu'da bir yerli Grek unsurunun varlığından bahis olunamaz.

Çünkü Bizans yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir Grek Devleti değildi...."
Prof. Dr. Işın Demirkent 






Roma İmparatorluğu, bütün Doğu Akdeniz ülkelerine ve anadolu'nun İran hakimiyet bölgesi dışında kalan, büyük kısmına sahipti. Ancak Hunların batıya yürüyüşü ile ortaya çıkan Kavimler Göçü neticesinde, devlet bütünlüğünü yitirmiş ve ikiye ayrılan devletin batı kısmı, barbar germen kavimlerinin korkunç darbeleri altında yıkılıp gitmişti. Doğu kısmı ise, Roma'nın unutulmaz geleneği olan cihanşümul devlet olmak idesini , her ne kadar 1453'te Fatih'in orduları önünde tarih sayfalarına intikal edinceye dek temsil etmeye çalışmış ise de, bu Romalı olmak hususiyetinin ancak 7.yüzyılın başlarına kadar koruyabilmişti. (1) 


Son devir Bizans tarihçilerinden Georg Ostrogorsky'nin, "Roma devlet geleneğinin Grek kültürü ve Hıristiyanlık inancı ile teşkil ettiği sentez" den ibaret saydığı (2) Doğu roma imparatorluğu, elinde kalmış olan Adriyatik'in doğusundaki devlet toprakları yanında Anadolu, Suriye ve Mısır'ın özelliklerini büyük bir hızla benimsemek suretiyle bütün yapısını kökten değiştirmiş ve bir doğu devleti halini almıştır. Öte yandan Doğu Roma imparatorluğunun bu bünye değişikliğinde etkisi olabilecek Avrupa'daki arazisi, yani Balkanlar, Kavimler Göçü'nün buralara kadar uzattığı barbar İslav dalgaları ile etnik çehresini daha 4.yüzyıldan beri değiştirmişti. (3) Böylece İslav kabileleri ile Avarların Balkan yarımadasına yerleşmeleri, Doğu Roma devletinin batı ile bağlantısını tamamiyle denilebilecek bir ölçüde kesmiş bulunuyordu.


7.yüzyıl başında, daha sonraki asırlarda son büyük Roma imparatoru olarak hatırlanan Herakleios (610-641), İstanbul'da iktidarı eline aldığı sırada imparatorluğun bir zamanki bütünü ile ihyası için sarfedilen son büyük gayret, yani Justinianus'un restorasyan hareketi (4), çoktan geride kalmış bulunuyordu. Ancak devlet, kendisine hiçbir fayda sağlamamış olan bu çabanın hala yorgunluğu içinde idi.


Bu uğurda doğunun imkanları, kudret kaynakları insafsız ve hasapsızca harcanmış, tüketilmişti. Roma lejyonlarının kılıç şakırtılarının Britanya adalarından Fizan çöllerine, Septe Boğazı'ndan Fırat kıyılarına kadar aksettiği, medeni dünya hazinelerinin oluk oluk devlet kasasına aktığı devirler artık hayallerde yaşıyordu. Herakleis, Roma tarihinin en güç ve karanlık devresinde görev başına gelmişti: 


Avarlar, önlerinde ve yanlarında sürdükleri yeni İslav kabileleri ile Balkanları hemen bütünüyle devletten koparmışlar, bir taraftan Selanik'i, öte yandan da doğrudan doğruya başşehir İstanbul'u tehdit etmeye başlamışlardı. (5) Çözülme ve dejenerasyon sancıları içinde pek yakında yıkılacak olan İran, gücünün çok üstünde bir şahlanış ile imparatorluğun ana eyaletlerini istila etmekte idi.


Herakleios'un ilk saltanat yıllarında Sasani orduları Anadolu'yu baştan başa katederek Boğaziçi kıyısına kadar sokulmuşlar ve hatta İstanbul'u düşürmek için Avarlarla ittifak etmişlerdi.


Bu büyük ümitsizlik devresi içinde Roma İmparatorluğu'nda hiç de beklenilmeyen , beklenilmediği için de hemen bütün tarih yazarlarınca bir mucize addedilen rejenerasyon, yani kendi kendini yenileme oluşumu ortaya çıktı. İlk adımları Herakleios devrinde atılmış olduğu için bütünüyle ona izafe edilen, maruf tabiriyle Herakleios reformları, tarihi akışın yönünü geri çevirmek kudret ve başarısını gösterdi. 


Bu reformların en önemlisi, hiç şüphesiz, o sıralarda devletin elinden henüz çıkmamış olan Anadolu topraklarında Thema'lar Sistemi'nin uygulanmaya başlanmasıdır. (6) Anadolu toprakları, Anatolikon, Armeniakon, Opsikion kara ve Kibyrraioton deniz askeri bölgeleri, yani thema'lar halinde organize edildiler. Aslında thema, askeri birlik veya ordu demektir. Fakat burada askeri birliklerin yerleştirildiği iskan sahasına verilen isim olmuştur.


Bu suretle İstanbul'un yeni kurucusu ve bazılarına göre de Bizans devletinin ilk müessisi olan Büyük Konstantinos devrinin idare nizamı, yani Roma idare nizamı, kesin olarak sona ermekteydi. Bu dört thema düzeni içinde, bir thema'nın arazisinde birkaçı birden yer alan eski sivil eyaletler daha bir süre için varlıklarını muhafaza ettiler; fakat bunların prokonsülleri, themaların askeri ve sivil idaresini ellerinde tutan strategos'lar, yani ordu kumandanları yanında nüfuz bakımından önemlerini kaybetmişlerdi.


Sistem aslında Roma'nın limes, yani sınır bölgelerinde tatbik edilen, askerlerin toprağa bağlanması usulü ve yerine Roma'nın 6.yüzyıl içinde sınır bölgeleri olarak kabul olunan Ravenna ve Kartaca ekzarkh'lıkların temsil ettiği düzen ile uygunluk arzetmektedir. (7) Ancak üzerinde bilimsel tartışmaların henüz sona ermediği bu pek önemli konuda, Herakleios devrinde kurulan themaların, Sasani İran'in buna benzer müesseselerini ve hatta Turani gelenekleri örnek edindikleri görüşü, özellikle son yıllarda kuvvet kazanmaktadır. (8)


Son zamanlarda sübjektif düşüncelerle ve sırf doğuyu özellikle Türk devlet ve toplumunu küçümsemek gayesiyle bir çok batı bilginin, İslam dünyasındaki ikta ve Türklerdeki dirlik sistemlerini Bizans müesseselerine bağlamak temayülü göz önüne alınacak olursa (9), 7.yüzyıl başında kurulmuş olan önemli bir müessesenin Turani menşelere dayanabileceği iddialarını önemsememek mümkün değildir. Eski Türk kültürünün buna benzer müesseselerinin etraflıca incelenmesi, bu bakımdan bizim için pek önemli bir vazife olsa gerekir.


Thema'lar idaresinin en önemli özelliği, mevcut askeri birliklerin, Anadolu'nun belirli bölgelerine iskan edilerek, bu birliklerin mensuplarına arazi tahsis edilmesidir. Burada belirtilmesi gereken en önemli nokta, themaların ,dari bölgeden ziyade askerlerin iskan bölgesi oluşlarıdır.


Bu arazi, babadan oğula intikal eden, askeri mükellefiyetler karşılığında tevarüs edilebiliyordu. Böylece askerlere tahsis edilen arazi, kuvvetli bir yerli ordunun teşekkülüne temel oldu. ayrıca devlet, hiçbir zaman emniyet telkin etmeyen ve sayı bakımından da yeterli bir çoğunluk sağlamayan ücretli asker aramak külfetinden kurtulmuş oluyordu. Kaynaklarda açıkça belirtilmemesine rağmen, devletin köylü-yerli ahalisinin de askeri arazi ile teçhiz edilmek suretiyle askerlikle mükellef kılındığı kabul olunabilir.(10)


Anadolu'nun yerli ahalasi, daha önceki devrelerde olduğu gibi Roma hakimiyeti zamanında da çok heterojen, karışık idi. Yer yer Ege kıyıları hariç tutulacak olursa, Anadolu'da bir yerli Grek unsurunun varlığından bahis olunamaz.


Burada uzun asırların birbiri yanında ve birbiri üstünde yığmış olduğu, kısmen Akdeniz dünyasının uzak bölgelerine göç etmiş olan kavimlerin kalıntıları, Roma hakimiyeti altında yaşamaktaydılar. Bunlar, kendi geleneklerine uygun, zamanla birbirine yaklaşmış, fakat esasında birbirinden farklı yaşantılarını sürdürmekte idiler.


Hunların önünden kaçarak veya onlarla birlikte Roma dünyasına gelen Germenler, Vizigotlari, Ostrogotlar, İslavlar ve Hun kavimler topluluğuna bağlı Türk asıllı kabileler, barış veya savaş yolu ile kısmen imparatorluk bünyesine girmekte idiler. Bunların büyükçe bir kısmı devlet tarafından Trakya ve Anadolu'ya yerleştirilmekte ve Roma ordusunda bunların savaşçılık gücünden faydalanılmakta idi. Böylece 4.yüzyıldan itibaren Anadolu'nun yerli ahalisi içine, Got, İslav ve Türk unsurları da karışmış bulunuyordu.


Roma'nın fiilen Bizans'a dönüştüğü Herakleitos devrinde ise, ülke etnik bakımdan daha da renkli bir yapı kazanmaya başladı. (11) Çünkü themalar bölgesine iskan edilen orduların önemli bir kısmını, imparatorluğun diğer kavimlerle meskun bölgelerinden veya Hazar Türklerine tabi olan Kafkasya'dan derlenen, yabancılar teşkil etmekte idi. (12) Bunlar Herakleios reformları sayesinde Anadolu'da toprak sahini olarak zamanla yerli ahaliye karıştılar.


Herakleios bu organizasyon ile İranlıları yendi. Onları Anadolu topraklarından sürüp çıkardı; ama ancak o kadar. Organizasyon bütün cephelerde devleti tam olarak restore edebilmek için henüz pek yeni idi. İranlıların zaptetmiş oldukları Suriye, Filistin ve Mısır'ı yeniden kazanılması, Herakleitos ordularının gücünden ziyade İran'ın içine düştüğü büyük buhranla ilgilidir. Bizans kuvvetleri her ne kadar bu bölgelere girdiler ise de, sendeliyorlardı, güçleri tükenmişti. Bu durumu, gayet açık olarak, hemen bu sıralarda başlamış olan İslam fütuhatının neticeleri göstermektedir.(13)


Büyük bir hamle gücü ile dünyayı fethe girişen Araplar, İran'ı kolayca ve uzun bir süre kalkınamayacak şekilde yıktılar. Daha ancak birkaç yıl önce yeniden Bizans İmparatorluğu'na katılmış olan Filistin ve Mısır, inanılmaz bir kolaylıkla Müslümanların eline geçti. Herakleios'un Suriye'yi kurtarmak çabaları da bir netice vermedi. Son büyükçe Bizans orduları Suriye topraklarında Müslümanlara karşı bozguna uğramaktan kurtulamadılar. (14)


Ama, Anadolu, Müslümanları taarruzları karşısında başka bir takım sebeplerin de katılması ile arap fütuhatı bir duraklama devresine girince (15), themalar organizasyonu, Herakleios'dan sonra gelen Bizans imparatorları tarafından rahatlıkla geliştirildi. Bu organizasyonu geliştirmeyi kolaylaştıracak bir husus da, hiç şüphesiz, 7.yüzyıl başlarına kadar devlet içinde önemli rol oynamış görünen büyük arazi sahiplerinin, ülkenin her taraftan saldırıya uğraması sebebiyle harap olan büyük mülklerini terk etmiş olmalarıdır.


Devlet bu sayede boş kalmış olan araziye hem hür bir köylü tabakasını, hem de themaların stratiotes denilen askeri mensuplarını, küçük arazi sahibi olarak yerleştirmek imkanını bulmuştur. Bu sistem oturdu ve ilk Emevi halifesi Muaviye devrinde girişilen ve Bizans'ın tümüyle ortadan kaldırılması için Arap devletinin bütün gücünü savaş meydanına attığı kesin mücadele devresinde, Bizans'ın yeni baştan başarıya ulaşmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri oldu. İstanbul'u ve imparatorluğu, başşehrin kuvvetli surları ve rum ateşi kadar, Anadolu'nun iyi yetiştirilmiş, toprağına bağlı thema kuvvetleri kurtarmıştı.(16) Themalar sisteminin devlet yapısında gittikçe artan önemini belgeleyen bir husus da, Köylüler Kanunu'nun bu devirde çıkarılmış olmasıdır. Nomos georgikos denilen Köylüler Kanunu (17), hür köylü ve stratioteslerin mülkiyet haklarını garanti altına almakta idi.


Herakleios hanedanının son temsilcisi II.Justinianos'un, özellikle Balkanlar'da geniş tehcir faaliyetinde bulunarak Anadolu'ya büyük çapta yabancı unsur yerleştirdiği bilinmektedir. Bunların çoğunluğunu, İslavlar yanında Avarlar ile Protobulgarlar'ın teşkil etmesi gerekir. (18) Bu devir için yegane Bizans kaynağı olan Theophanes, II.Justinianos devrinde, yani 7.asrın sonu ile 8.yüzyılın başlarında, Bithynia bölgesine iskan edilen ve Bizans ordusuna 30.000 kişilik bir kuvvetle katkıda bulunabilecek büyük Balkanlı gruplardan bahsetmektedir. (19)


Bizans tarih yazarları Vasiliev ve daha sonra bilhassa Ostrogorsky, eserlerinde, themalar sistemine her temaslarında, bu bölgelere büyük bir çoğunlukla İslavların yerleştirilmiş olduğunu iddia ederler.(20) Bilimsel hüviyetleri söz götürmeyen bu ünlü tarihçilerin, her hadiseyi mümkün olduğu nisbette ve hatta kaynakları zorlayarak islav gözlüğü ile müşahedeye çalıştıkları çok açıktır. Theophanes'in Balkanlar için kullandığı Sklavinia (21) tesmiye şeklinde, buradaki bütün halkın İslavlardan ibaret olduğu anlamını çıkarmak, kanaatimizce, olay ve ifadeleri belli bir kalıp içine zorlamaktan başka bir şey değildir, çünkü eski kaynakların, kabile ve hatta millet isimlerini titizlikle birbirinden ayırmadıkları bir vakiadır.


Özellikle Bizans kaynaklarında İskit, İslav, Türk, Pers adları daima dikkatsizce kullanılmıştır. Hatta Selçuklu Türklerine bile, Anadolu'nun pek büyüy bir kısmını fetettikleri , yani kendilerince çok yakından tanınmaları gerektiği halde, Anna Komnene tarafından persler denmekte tereddüd gösterilmemiştir. (22) Bu sebeple, görüşümüze göre, Anadolu'ya muhtelif Bizans imparatorları devrinde yerleştirilen grupların milli karakter ve bünyeleri ayrıca ve dikkatle incelenmediği sürece, bunlara İslav, Türk veya başka genel adlar vermek hatalı olur.


Anadolu topraklarının bütünlüğü bu şekilde 8.yüzyıl boyunca, ekseriya mağlup olarak, fakat yine de hemen hiç bir önemli arazi kaybına uğranmadan korunabildi. Ikonoklasmus (23), Tasvir Kırıcılık cereyanının devlet bünyesinde açtığı yaralar gerçekten ve kesin olarak kapanıncaya, yani 9.yüzyıl ortalarına kadar Anadolu themaları, askeri kudreti temsil etmeye devam ettiler. Themalar, bir taraftan şiddetini zaman zaman artırmakla beraber, hiç arası kesilmeden devam eden İslam akınlarına karşı koydular (24) ; diğer taraftan da Bizans devletine imparator ve hanedan fideliği vazifesi gördüler.


Herakleios hanedanının düşmesinden sonra Bizans'a hakim olan imparatorlar, çoğunlukla themaların kumandanları, yani strategosları arasından çıkmış ve bunlardan ikisi Isaurialı Leo ve Amorionlu Mikhail birer hanedan kurmuşlardı. Ancak kuvvetli thema strategoslarının, hükümdarların şahsı bakımından arzettikleri tehlike, bizzat aynı yoldan İstanbul tahtına ulaşmış olan imparatorlar tarafından yeterince farkedildiğinden , bu devre içinde themaların küçütülmesi cihetine gidildi. Böylece bunların sayısı artmış oldu.


Thema sayısının çoğalmasına diğer bir sebep de , savaş cepheleri gereği, önemi artan bazı bölgeleri daha toplu ve gergin bir organizasyon içinde tutmak gayesi idi. Önceleri muhtelif adlarla, mesela kleisura, arkhont'luk, dux'luk, katepan'lık ve drungar'lık gibi, themalardan ayrılan özellik sahibi askeri bölgeler, sonradan bağımsız themalar halinde teşkilatlandırılmışlardır. (25)


Ayrıca devlet için yeni bir tehdit teşkil eden Balkanlar'daki Bulgarlara karşı, mücadeleyi başarı ile yürütebilmek üzere imparatorluğun Avrupa arazisi üzerinde de yeni themalar kuruldu ve bunlara Anadolu themalarından stratiotes nakilleri yapıldı. Bu suretle devletin etnik yapısı da bir denge içinde tutulmaya çalışıldı. Her ne kadar Ostrogorsky, Balkanlar'da ve Yunanistan'da alınan tedbirlerle devletin bu bölgelerinin yeniden Grekleştirildiğini iddia ediyorsa da, bunun gerçekte pek tutar tarafı yoktur. (26)


Çünkü Bizans yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir Grek Devleti değildi ve arazisi içinde yapılan tehcir hareketleri de hiçbir suretle, esasen 4.yüzyıl sonunda Alarich'in Vizigotları tarafından büyük ölçüde imha edilmiş olan (27) Grek neslinin ihyası gayesini taşımamakta idi.


867 yılında kurulan ve Bizans tarihinin kudret bakımından zirvesini teşkil ettiği kabul edilen Makedonya hanedanı devrinde, themaların sayısı yeniden artmıştı. Daha 10.yüzyıl başında bu sayı Anadolu'da 17'ye, Avrupa arazisinde ise, Adalar'daki 2 deniz themasını da hesaba katacak olursak, 15'e yükselmiş bulunuyordu. Tagma adı verilen ve garnizonları hükümet merkezinde bulunan ücretli, askerliği meslek edinmiş kimselerden mürekkeb 4 büyük kuruluş ile birlikte bu themalar Bizans devletine tam bir askeri hüviyet vermekteydiler. 10.yüzyılın büyük imparator yazarı Konstantinos Porphyrogennetos, bu tagma ve themaların devlet hiyerarşisi içinde giderek artan önemlerini yeteri kadar açık bir şekilde belirtmektedir.


Onun devlet teşkilatına dair büyük eserinde (28) belirtilen maaş listelerine göre, Anadolu'da bulunan 12 büyük thema strategos'u ile tagmaların domestikos unvanını taşıyan 2 büyük kumandanı, yüksek saray rütbelerini haiz olan caesar, nobilisimos, kuropalates ve hükümdarın şahsi hizmetini gören birkaç hadım dışında, bütün devlet memurlarının en yüksek maaş alanları durumuna yükselmişlerdi. Bu cümleden olarak 10.yüzyıl başında hüküm süren imparator VI.Leo devrinde, en eski gelenğe sahip bulunan Anatolikon, Armeniakon ve Ege bölgesindeki Trakesion themalarının strategosları yılda 20'şer kilo altın maaş almaktaydılar. Tagmaların kumandanı olan domestikoslardan birisi devletin doğu , yani Anadolu, diğeri ise batı, yani Avrupa askeri kuvvetlerinin başkumandanı idiler. (29)


Görüldüğü gibi, 9.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bizans'a ezici bir askeri hakimiyet devresi başlar. İşte tam bu sırada Abbasi hilafetinde, iç mücadeleler ve bölgesel hakimiyetlerin kurulmasına sebep olan karışıklıkların sonucu baş gösteren zaaftan da faydalanan Bizans doğuda savunma durumundan saldırıya geçmek imkanına kavuştu. Ancak batıda yeniden kuvvetlenen Bulgarların, imparatorluğun varlığını tehdid edebilecek bir şiddetle ortaya atılmaları, Bizans'ın doğu cephesinde başarıya ulaşmasını geçici bir süre için önledi.


Bu arada İslam ülkelerinde görülmeye başlayan emir'ül-ümera'lığa (30) paralel bir müessese tarihi gelişme gereği, Bizans'da da kuruldu. VI.Leo'nun meşru taht varisi, oğlu Konstantinos Porphyrogennetos, donanma kumandanı olan Romanos Lakapenos tarafından, kendisini müşterek imparator olarak kabule zorlandı.



Prof.Dr.Işın Demirkent
1071 Malazgirt Savaşı'na kadar 
Bizans'ın Askeri ve Siyasi Durumu
bu makale Tarih Dergisi, sayı 33 (1980-81), s.133-146'da yayımlanmıştır. "Bizans Tarihi Yazıları" (kitap)

1) Roma'nın cihanşümul devlet düşüncesinin Bizans'ta devamı sorunu çok incelenmiş ve kabul olunmuş bir keyfiyettir. Bu hususta son olarak krş.Rubin,B.,Das Zeitalter Justinianus I, Berlin 1960, s.122 vdd. ve Ostrogorsky, G.,Geschichte des byzantinischen Staates, München 1963 (3), passim (bu eserin Türkçe çevirisinin basımı tamamlanmak üzeredir; Işıltan, F. Bizans Devleti Tarihi, TTK yayınlarından. Bu makalemizde basılmış olan metin kısmından faydalanmıştur), Levçenko, bizans, terc.Berktay, E. İstanbul 1979, s.75
2) Bk.Ostorogorsky, ayn. esr.s.25
3) bk.Ostrogorsky, Levçenko
4) Ostrogorsky
5) İstanbul'un Avarlar ve İranlılar tarafından müştereken kuşatılması, Ostrogorsky.
6) Thema'lar Sistemi hakkında geniş bilgi özellikle Gelzer'in Die Genesis der byzantinischen Themenverfassung (1899) adlı eserinde mevcut olup, daha sonra bu konu bir çok eser ve makalede işlenmiştir. (Buraya not: Hocamız 1899 tarihli bir kitabı kabul edip önerirken, bu tarihlerde yazılmış ve gizli bırakılmış! Türk tarihini anlatan kitaplara "bazı batılılar" ve "bazılarımız" çöp diyor da! Demek ki neymiş, kaynakmış. - SB)
7) Ostrogorsky
8) Bu hususta; Stein,E. Ein Kapitel vom persischen und vom byzantinische Staat (1920); Darko,E. Influances touraniennes sur Vevolution de l'art militaire des Grecs, des Romains et des Byzantins, Byzantion (1935); ayn.mlf.Le role des peuples nomades cavaliers dans la transformation de l'Empire romain aux premiers siecles du Moyen Age, Byzantion (1948)
9) Köprülüzade Mehmet Fuat, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Te'siri hakkında bazı mülahazalar, Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuası I, 1931, ve özellikle Barkan, Timar Maddesi
10) Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi
11) Bizans'ın etnik yapısı bakımından Runciman Byzantium and the Slavs, özellikle İslavlar ve bunun yanında protobulgar ve Avarlar hakkında toplu ve faydalı bilgi vermektedir.
12) Bilindiği üzere İran'a karşı Herakleios Kafkas kabileleri ile işbirliği yaptığı gibi Hazar Türkleri ile de ittifak akdetmişti. Bu hususta Ostrogorsky.
13) İslam fütuhatının sebep ve neticeleri için bk.Vasillev, A.A. Bizans imparatoluğu Tarihi, terc. Mansel,1943; Işıltan, F.Urfa bölgesi Tarihi,1960, burada gerekli bibliyografya verilmiştir.
14) Krş.de Goeje, Memoire sur la conquete de la Syrie, Leiden, 1900
15) Bu hususta krş.Wellhausen İslamın en eski tarihine giriş, terc.Işıltan F,1960; Arap Devleti ve Sukutu, 1963
16) Arapların İstanbul kuşatmasını kaldırdıktan sonra geri dönüşlerinde Anadolu içinde bizanslıların saldırısına uğrayarak çok kayıp verdikleri İslam ve Bizans kaynaklarında tafsilatlı bir şekilde anlatılmıştır. Bu kaynakalrın tenkitli bir incelemesini Wellhausen Die Kampfe der Araber mit den Romaern in der Zeit der Umaijiden Nachrichten der Gesellschaft der Wissenschaften zu Göttingen, 1901, yapmıştır.
17) Bu hususta Ostorgorsky
18) Theophanes Chronicon, nsr.de Boor
19) Theophanes
20) Vasiliev, Ostorogorsky, ayrıca Runciman
21) Theophanes
22) Michel Psellos Chronographie, 1928; Anna Komnene Alexiade, 1937-45 Perse maddesi
23) Bizans tarihinin önemli bir safhasını teşkil eden tasvir kırıcılık devri hakkında bk.Vasiliev; Ostrogorsky
24) Bu devrenin Bizans-İslam mücadelesi bütün kaynakları ile Vasiliev tarafından incelenmiştir. Byzance et les Arabes,1935. Byzantium adlı toplama eserde Bizans-İslam münasebetlerini güzel bir şekilde hülasa etmektedir.
25) Krç.Ostrogorsky
26) ayn.esr.
27) bk.Seeck,O.Geschichte des Untergangs der antiken Welt,1921
28) De administrando imperio, terc. Moravcsik Jenkins, 1949
29) Ostorgorsky
30) Emir'ül-ümera'lık hakkında son olarak bk.Yıldız,H.D.Abbasiler'de Emirülümeralığın ortaya çıkışı, Tarih Enstitüsü Dergisi sayı 10-11, 1979/80







"Bizans imparatorluğundaki etnik mozaik içinde bulunan 
Türk varlığının sayısı, hiç de küçümsenemeyecek kadar çoktu."


Prof. Dr. Işın Demirkent 
Mikhail Psellos'un Khronographia'sı
TÜRK TARİH KURUMU 




*



"Batı ısrarla dillerinde Grek kelimesini kullanırken, Yunanlılar Hellas kavramını kullanır.

MS.800'lerde Şarlman Kutsal Roman-German Devletini kurunca İmparium Romanium sıfatını kullanıyor, yani Roma İmparatoru. İstanbul'daki imparatorda diyorki "Bu ünvanın sahibi var, benim" diyor. 

Bu sefer Şarlman, MÖ.200 yıllarında Romalılar Yunanistan bölgesini alınca bu insanlara "Köle" ve "Hizmetkar" manasına gelen "Grek" kelimesini kullanıyor. Bu yüzden Greks, Grecorium yani "Greklerin Kralı" sıfatını kullanıyorlar. 

Ve böylece Romanın yasal varisinin Batı'da kendisi olduğunu iddia ediyor. Bundan dolayı Batı dillerinde hala Yunanistan için Grek ve Greece kullanılır. Kitapların eski baskılarında bu vardır, lakin yeni baskılarından bu "Köle" "Hizmetkar" manaları, Yunanistan'ın mahkemeye vermesiyle çıkarılmıştır. Ve evet, Bizans'ta Türkler vardır."

Prof. Dr. LEVENT KAYAPINAR



"Latince sözlüklerde Grek kelimesinin hilekar, dolandırıcı anlamlarına geldiği yazılıdır. Eğer ünlü Fransız ansiklopedisi Larousse'un 1930 baskısı, 3 . cilt, 867. sayfasını açarsanız bu hilekar komşunun şöyle tanımlandığını görürsünüz. "Grek: Roue, fripon, escroc, particulierement au yev: Etpulser les grees d'un cerele." Ne demektir bu ?


Türk Dil Kurumu'nun Fransızca - Türkçe Büyük Sözlük'üne göre yukarıdaki metnin manası şudur: "Çıkarı için anasını satar. Kurnaz, sinsi, düzenbaz, dümenci, üçkağıtçı, hin oğlu hin, edepsiz, bilhassa oyunda kulüpten kovulan!"

Necdet Sevinç "Pontus'ta Hesaplaşma"
(dipnot: Bakınız Aydın Taneri, Türk-Yunan Kültür Savaşı, Ankara, (Ocak Yayınları arasında çıkan eserde baskı tarihi yoktur). Aydın Taneri Yunan Hükümeti'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra müracaatı üzerine Grek kelimesinin anlamında düzeltme yapıldığını yazıyor.)

*


"Helenleştirme çabaları ve özellikle Hıristiyan kilisesinin bağnazlığı yüzünden kısa sürede Anadolu’da yerli diller artık konuşulmaz olmuştur. Anadolu’da en eski devirlerden beri konuşulmakta olan yerli ve onlara ilaveten yeni gelen kavimlerin konuştukları dillerin yok olmasının bir nedeni de, 6.yy.’ın ortalarına, yani Justinian Devrine kadar Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun resmi dili olan Latince’nin kaldırılıp, yerine Grekçe’nin konmasıdır. Yani bir taraftan devlet idaresinde resmi dilin Grekçe olması, diğer taraftan zorla ve inanılmaz bir misyonercilik ruhuyla Hıristiyanlaştırılan insanlara kiliselerde Grekçe’nin neredeyse mecburi dil olarak konması ve İncil’in de Grekçe olması, Anadolu’nun yüzeysel olarak da olsa Helenleşmesini sağladı. 


Evet bu Helenleşmenin gerçekten çok yüzeysel kaldığı gerçekten özellikle vurgulanmalıdır. Çünkü bölge Arap istilaları sonucu Roma-Bizans tahakkümünden kurtulur kurtulmaz, Helenleşmenin birlikte getirdiği yer isimlerindeki yapmacık Grekçe unsurların yerini, eskiden olduğu gibi yerli isimler veya Sami veya Arami kökenli isimler almıştır. Yani Büyük İskenderle başlayıp Arap istilalarına kadar geçen yaklaşık 1000 senelik bir dönemde (M.Ö.333-650) Kilikya, Kuzey Suriye ve kısmen de olsa Anadolu asla Helenleşmemiştir.....


Anadolu’nun sadece yüzeysel olarak Türkleştiğini savunanlar bilmelidirler ki, bu toprakların Helenleşmesi veya Hıristiyanlaşması da aynı şekilde yüzeysel kalmıştır. Bundan dolayıdır ki, az sayıda Türk işgalleri ülkeyi çok kısa bir zaman içinde Türkleştirebilmiştir. 


Batı tarihçilerinin anlayamadıkları, bir fenomen olarak baktıkları olay, işte budur. "


Prof. Dr. Ahmet ÜNAL 
Münih Üniversitesi Assuriyoloji ve Hititoloji Enstitüsü Eski Anadolu Dilleri ve Kültürleri Bölümü Başkanı
"HİTİT İMPARATORLUĞU’NUN YIKILIŞINDAN BİZANS DÖNEMİ’NİN SONUNA KADAR ADANA VE ÇUKUROVA TARİHİ." Bu konuşmasını ÇÜ FEF Arkeoloji Bölümü’nde 22.04.2000 tarihinde gerçekleştirmiştir.




*




"Selçuklu fetih ve iskan hareketlerinden asırlarca önce yöreye yerleşen Saka, Hun, Kuman/ Kıpçak, Macar, Hazar, Avar, Bulgar ve saire gibi Türk urukları bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Bu Türk boylarının bir kısmı yurt tutmak için bölgeye geliyordu, bir kısmı da siyasi ve askeri zaruretlerden dolayı Bizans veya Gürcistan kralları tarafından özel olarak iskan ediliyordu. (...) Hun ve Avarlar'dan başlamak üzere, Bulgarlar'dan, Hunlar'dan, Uzlar'dan, Peçenek ve Kuman/Kıpçaklar'dan binlerce Türk askeri -müttefik sıfatı haricinde- Bizans Ordusu'nda görev yapmıştı. (...) Bizans idaresi bu uygulamaya M.Ö. 5. yüzyılda başlamış; aileleri ile birlikte sınır boylarına yerleştirilen Türkler vergiden muaf tutuldukları gibi, hizmetlerine mukabil de toprak sahibi olmuşlardı. 7. 8. 9. yüzyıllar boyunca devam eden bu iskan politikaları sebebiyle Anadolu fetihten 4-5 asır önce Türkleşmeye başlamıştı."


Necdet SEVİNÇ "Pontus'ta Hesaplaşma"





*




Bizans adı ile ilgili:

Byzantion ismi G. Curtius‟a (1879, 291) göre, Βπδα-λη-; Βπδα-ελη- kökünden türemiş olup „kartal yuvası‟ anlamına gelmektedir (ayrıca bk. L. Grasberger 1888, 110; 278).


Pape-Benseler (1863-1870, 232b), Byzantion‟un isminin „su yurdu/ülkesi‟ anlamı içerdiğini iddia eder. K. Ostir‟e (1929, 23 vdd) göre ise Byzantion adı, Hint-Avrupa kökenli dil grubuna ait değildir. Pre-Trakya kökenli olup, βπδ- kökünden türemiştir. Su ile ilişkilidir. Bu durum benzer şeklilde Βύδε, βπδία, Βύδεξεο, Βαξβύδεο örneklerinde de görülmektedir.


K. Ostir‟i izleyen N. Zupanić (1939, 337) ise, Byzantion isminin Kafkas ya da Etrüsk kökenli olduğunu düşünerek, Βπδάληηνλ‟un „su kenti‟ anlamına geldiğini ileri sürmüştür. W. Kubitschek (19702, col. 1127); W. Tomaschek (1902, col. 1158) ve J. Miller‟e (1902, col. 1158) göre de Byzas ve Byzantion isimleri, Βύδεο, Βύδνο, Βαξβύδεο gibi Trakya kökenlidir. P. Kretschmer (1935, 217 vd.) ise, Byzantion ismini gerek etimolojik gerekse filolojik bakımdan açıklamaya çalışırken, kelimenin sonuna getirilen –ηνλ son eki ihtiva eden isimlerin iyelik/mülkiyete işaret ettiğini ifade etmiştir.


Benzer örneklere Phrygia Bölgesi‟ndeki yer adlarında [Μίδαο‟tan Μηδάηνλ; Γόξδηνο‟tan Γνξδίεηνλ; Μάλεο‟ten Μαλήζηνλ; Γαζθπινο‟tan Γαζθύιεηνλ etc.] rastlandığını belirtmiştir.


Yazar (1934-1935; 385; 1935, 217) ayrıca Hellenler tarafından Byzas, Byzant şeklinde okunan, Illyria‟lıların Beuzas- Beuzant isimlerinden türetilmiş Byzantion isminin Illyria ve Trakya öğeleri içerdiğini ileri sürmüştür. Zira Βπδ- hem Illyria hem de Trakyalılar tarafından kullanılan bir isim köküydü (ayrıca bk. Etym. Magn. s.v. Βπδάληηνλ=Byzantion; s.v. Βύδαληεο=Byzantes). 

Bu bakımdan İÖ. VII. yüzyılın ilk yarısında buraya yerleşen Dor kolonistlerin kentin yerel ismini Hellence‟ye uyarlayarak Byzantion şeklinde kullandıklarını belirtmiştir. Bu durum E. Schwyzer (1939, 66; 526); H. Krahe (1937, 287 dn. 20) ve F. v. Duhn (1939, 3) tarafından kabul görmüştür. Daha detaylı bilgi için ayrıca bk. Georgicas 1947, 350 vdd.; Erzen 1954, 136 vdd.


Bununla birlikte G. Semerano (1994, sv. Byzantion) ise, Byzantion adının Byzas ya da Byzia‟dan kaynaklanmadığını ileri sürmüş ve byssos‟un Sümerce kökenine kadar ulaşmıştır.

Dipnot sayfa : 10-11
İSTANBUL‟UN ANTİKÇAĞ TARiHİ
Klasik ve Hellenistik Dönemler
Prof.Dr.Murat Arslan - Akdeniz Üniversitesi





*



* Theodora of Khazaria: Hazar Türk Hakanı Busir'in kızkardeşi ve Heraklius Hanedanı'ndan Doğu Roma İmparatoru Justinian II (669-711) 'ın ikinci eşi. Hazar-Türk ülkesinde doğan tek çocukları; Tiberios (706-711 ortak imparator).

* Leo III oğlu Konstantine V'i Hazar Türk prensesi Çiçek ile evlendirir. Çiçek vaftiz olup İrene adını alır, Hazar Türk Hakanı Bihar'ın kızıdır. 775-780 arası Doğu Roma İmparatoru olan Leo IV onların oğludur.

(Turistlere anlatırken Khazar mı deyip geçiyoruz, yoksa Hazar-Türk olarak mı bilgilendiriyoruz?)

Doğu Roma devletinin 1453 yılında fiilen sona ermesinden yaklaşık bir yüz sene sonra Avrupa'da Doğu Roma'nın tarihi hakkında kitaplar yayınlanmaya başlamıştır. Bu dönemde Alman tarihçi Hieronymus Wolf'un 1557 yılında "Corpus Historiae Byzantinae" adlı kitabını yayınlamasıyla birlikte Bizans tabiri de ortaya çıkmıştır. Bu ismi de yörenin eski tarihi isminden almıştır, coğrafiktir, ulus adı değildir. (Aynen Ermenistan ve Kürdistan gibi! Aynen "bazı batılıların" ve "bizimkilerin!" Osmanlı'yı, hanedan adı olmasına rağmen (ki asıl adı Atman'dır!) ulus sanması gibi! )

MÖ.4.yy'a kadar Anadolu'da yerel dil hakimdir, Büyük İskender döneminde Yunanca'ya geçilmiş ve MÖ.1.yy'da Romalıların gelmesine dek kullanılmıştır. Büyük şehirlere Latince yerleşmiştir, ama iç bölgeler ve yerel halk hala kendi dilini kullanmaktadır. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılırken bile dilleri Latince idi. Konstantin ve Justinian Yunanca konuşmuyordu. MS.7.yüzyıl'da Doğu Roma imparatoru Heraclius imparatorluğun resmi dilini Latince'den Yunanca'ya çevirtmiştir.

SB.





*




"...dilbilimsel kanıtlar, bizi Ege'ye gelen Yunanca konuşan göçmenlerin anaerkil etkiler altına girdikleri sonucuna vardırmıştır.... Ege havzası hiçbir zaman bütünüyle Hellenleştirilmemişti.... Yunan dili ancak İskender'in fetihlerinden sonra Anadolu'nun iç bölgelerine sokulabildi.... İÖ. dördüncü yüzyıla gelinceye değin, Girit'in kimi yörelerinde hala Yunanca olmayan bir dil konuşulmaktaydı."

" Kesin bir sınıflama olarak Hint-Avrupa kavramının kendisinin bile yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir.” 

George Thomson 
Tarih Öncesi Ege.




*




Who is Sizabulus / Stembis Dizaboulos? 
Doğu Roma (Bizans) kaynaklarında geçen Sizabulus kimdir?
Ya da Stembis Dizaboulos?

İSTEMİ KAĞAN'DIR.




Istämi Qagan (Khagan) - İstemi Yabgu of West Gokturks/Turkish Khaganate

Brother of Bumin Qagan of Ashina (Aşina) Clan, founder of "Gokturk" Turkish Khaganate (AD 552-3 / 575-6)

Called in the Byzantinum cronicles as; "Sizabulus - Stembis Dizaboulos" and the meaning of İstemi is "The spirit of ancestors".

* "East Roman emperor II.Justinos (end 568-begin 569) agreed quite willingly the messenger of İstemi Kagan (ruled 552-576 of Kokturk-Göktürk), when reading the letter written in Scythian language through an interpreter." 

(Menander fragments "Turks in Byzantine Sources"-"Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros'un Fragmanları)"-Ass.Prof.Dr.İsmail Mangaltepe: link)



* "Gokturks ambassadors, with Turkish (Scythian) letter, were welcomed very well in Constantinople"  - ("Children of Sky God" "Kök Tengri'nin Çocukları"-Prof.Dr.Ahmet Taşağıl : link)



Bizantium historic Menander Protector (V-VI): 
"The Turks, in antiquity called Sakas" - (XIX fragment)...







Gök-Türk Elçilerinin Justinos'a Gelmesi


Justinos'un hükümdarlığının dördüncü yılının başında (568 sonu-569 başları), Gök-Türklerden bir elçi Bizans'a geldi. Gök-Türklerin gücü arttığı için, önceden Eftalitlerin şimdi de Gök-Türklerin tebaası olan Sogdlar krallarından Sasânîlere bir elçi göndermesini ve Sogdların orada seyahat etmesine ve Medlere ham ipek satmalarına izin verilmesi hususunda talepte bulunmasını istediler. 


İstemi bunu kabul etti ve liderleri Maniakh olan Sogdlu elçileri gönderdi. Elçiler Sasânî kralına ulaştıkları zaman, kendilerine herhangi bir engel olmaksızın topraklarında ham ipek satma izni verilmesini talep ettiler. Elçilerin taleplerinden çok da memnun olmayan Sasânî kralı, topraklarından Sasânî bölgesine serbest giriş verme konusunda isteksiz olduğu için, cevabını bir sonraki güne kadar erteledi ve ertelemeye devam etti. 


Bir dizi ertelemeden sonra, Sogdlar bir cevap vermesi için baskı yapmaları üzerine Hüsrev, meseleyi tartışmak için bir meclis topladı. Bu sırada Kral karısının ırzına geçtiği için, kendi kabilesini Gök-Türklere şikâyet eden (bu sırada kabilesini terk ederek Medlere katılmıştır) Eftalit kavmine mensup olan Katulph adında biri, Sasânî kralına ipeği reddetmesini değil, adil fiyatını ödeyerek satın almasını ve bunları elçilerin gözleri önünde yakmasını tavsiye etti. 


Bu sayede adaletsizlik yaptığı için itham edilmeyecek; fakat Gök-Türklerden ham ipek almak istemediği anlaşılacaktı. Böylelikle ipekler yakıldı ve Sogdlar bütün bu olanlardan hiç de memnun olmayarak ülkelerine döndüler.


Sogdlar neler olup bittiğini İstemi'ye anlatınca, İstemi Sasânîlere başka bir elçi gönderdi, çünkü Sasânîler ve kendi devleti arasında dostane ilişkiler kurmak istiyordu. Bu ikinci Türk elçi gelince, Sasânîlerin yüksek dereceli yetkilileri Katulph ile görüştükten sonra kral [Hüsrev], İskitlerin güvenilir olmayan doğaları nedeniyle, Gök-Türkler ile dostane ilişkiler kurmanın tamamen Sasânîlerin aleyhine olduğuna karar verdi. 


Bununla birlikte elçilerden bazılarının zehirlenmesini emretti, bu sayede bundan sonraki elçiler de buraya gelmeyi reddedeceklerdi. Türk elçilerinin çoğunluğu, üçü veya dördü hariç, yiyeceklerine karıştırılan öldürücü zehir ile öldürüldüler. Sasânîler arasında Türk elçilerin Sasânî ülkesinin boğucu kuraklığından öldükleri haberi yayıldı, çünkü kendi ülkeleri genellikle kar kaplıydı ve soğuk havadan uzaklaşınca hayatta kalmaları mümkün değildi. Geriye kalanlar farklı bir durumdan şüphelenmiş olsalar bile, kendi ülkelerine döndüklerinde Sasânîlerin söylediklerinin aynısını söylediler.


Fakat kurnaz ve zeki bir adam olan İstemi neler yapıldığının farkına vardı ve elçilerin hainlikle öldürüldüklerini anladı. Bu da Sasânîler ile Gök-Türkler arasındaki husumetin nedeni oldu.


Sogdların lideri Maniakh bu fırsatı değerlendirdi ve İstemi'ye Gök-Türklerin Romalılar ile dostluk kurmalarını ve diğer insanlardan daha çok kullandıkları için onlara satış amaçlı ham ipek göndermelerinin daha iyi olacağını tavsiye etti.


Maniakh'ın kendisi Gök-Türk elçileri ile iyi anlaşmak için oldukça hevesliydi ve bu sayede Romalılar ve Gök-Türkler dost olabilirlerdi. İstemi bu teklife onay verdi ve Maniakh'ı elçi olarak selamlarını iletmek üzere, ayrıca ham ipekten oldukça değerli bir hediye ve bir mektup ile beraber Roma İmparatoruna gönderdi.


Mektubu taşıyan Maniakh yola çıktı. Çok sayıda yollardan geçti ve çok sayıda arazileri aştı, bulutlara erişen yüksek dağlardan, geniş ovalardan ve ormanlardan, bataklıklardan ve nehirlerden geçti. Daha sonra Kafkasları geçti ve nihayet Bizans'a ulaştı. Saraya girip İmparatorun karşısına gelince, her şeyi dostane ilişkiler kurallarına göre yaptı. Mektubu ve hediyeleri bunları almak için kendisine gönderilen kişilere verdi ve zahmetli yolculuğunun boşa çıkmamasını istedi.


İmparator İskit dilinde (Gök-Türkçe) yazılmış mektubu bir tercüman aracılığıyla okuyunca, oldukça istekli bir biçimde elçiyi huzuruna kabul etti. 


Daha sonra elçilere Gök-Türklerin liderliği ve konumu hakkında sorular sordu. Elçiler dört eyalet olduğunu, fakat tüm insanlar üzerindeki hâkimiyetin sadece İstemi'de olduğunu söylediler. Ayrıca, Gök- Türklerin Eftalitleri istila ettiğini ve onları vergiye bağladığını da söylediler. İmparator şöyle bir soru sordu: 

"Yani tüm Eftalit gücünü kendinize tâbi mi kıldınız?". Elçiler de "Tamamen" diye cevap verdiler. 

Sonra İmparator "Eftalitler şehirlerde mi yoksa köylerde mi yaşıyorlar?" diye sordu. Elçiler: "Efendim, bu insanlar şehirlerde yaşıyorlar".

"Öyleyse" dedi İmparator, "sizin bu şehirlerin hâkimi olduğunuz açık". "Doğrusu bu" dedi elçiler. 

İmparator sordu: "Çok sayıda Avar'ın Gök-Türk hâkimiyetine karşı nasıl isyan çıkardıklarını ve herhangi bir kısmının size tabi olup olmadığını anlat bize." 

"Ey İmparator, hâlâ bize bağlı olan kişiler var. Kaçanların sayısı tahminimizce yirmi bin civarındadır." 


Daha sonra elçiler Gök-Türklere tâbi olan kabileleri sayarak İmparatordan Romalılar ile Gök-Türkler arasında barış olmasını ve hem saldırı hem de savunma ittifakı yapılmasını talep ettiler. Ayrıca Roma İmparatorluğunun düşmanı olan ve bölgelerine baskın yapanları yok etmek için istekli olduklarını da eklediler. 


Elçiler bu şekilde konuşurken, Maniakh ve yanında bulunanlar ellerini havaya kaldırarak bu sözleri dürüst bir amaçla söylediklerine dair büyük yemin ettiler. Ayrıca eğer iddiaları yanlışsa ve yerine getirilemezse kendileri, hatta İstemi ve tüm ırk üzerine lanetler okudular. Bu şekilde Gök-Türk insanları Romalıların dostu oldu ve devletimizle bu ilişkileri kurdular.


Önceden Sacae olarak adlandırılan Türkler barışa ilişkin olarak Justinos'a bir sefaret gönderince, İmparator Türklere bir elçi göndermeye karar verdi.


O sırada doğu şehirlerinin genel kumandanı olan Kilikyalı Zemarkhos'a bunun için hazırlanmasını emretti. Uzun bir yolculuk için gerekli olan hazırlıklar tamamlanınca, Justinos'un hükümdarlığının dördüncü yılının sonlarına doğru (Ağustos 569), on beş yıllık döngünün ikinci yılında ve Latin takvimine göre Ağustos ayının başlangıcında Zemarkhos, Maniakh'ın kendisi ve arkadaşları ile Bizans'tan ayrıldı.


Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros'un Fragmanları)
İsmail Mangaltepe







ilgili








"Orhun Anıtlarının dikildiği çağda, Alman veya Fransız diye bir millet oluşmamıştı."
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl



"Şunu hatırlatalım ki o tarihler itibarıyla, böylesi uygarlaşmış kentlere, Anglo-Sakson İngiltere'sinde 
rastlamak mümkün değildir."
H.G.Wells





24 Temmuz 2016 Pazar

Musevi Türkler, Anadolu ve Bugünün Yahudileri







Anadolu'daki Museviler



Her zamanki gibi eksik bilgi: 


"İzmir’de Bizans döneminde Yahudilerin yaşadığını düşündüren iki bulgu Anadolu’daki Yahudi tarihi yaklaşık 500 yıl önce, Yahudilerin İspanya’dan kovulduğu tarih olan 1492 yılında başlamadı. 1492’den önce de Anadolu’da Yahudiler vardı." 

"MÖ 586’da Yehuda Devleti dağıldığı zaman, Fırat Nehri çevresine sürülen Yahudilerin bir kısmı İstanbul, İzmir, Efes ve Rodos’a göç edip yerleştiler[3]. Büyük İskender (ölümü MÖ 325), bugünkü İsrail topraklarının bulunduğu bölgeyi işgal ettiği zaman orada yaşayan Yahudileri İzmir ve çevresine sürdü. Bir grup Yahudi, Fenikeli esir tüccarları tarafından Yunanlılara satıldığı zaman İzmir’e getirildi" derken... Bizans dönemi (MS. 5. yüzyıl) altı köşeli yıldız 'yağ kandili' ile MS.350-450 Mısır'da bulunmuş menorah 'yağ kandili' ni Yahudilere bağlıyor. (link)





Bu kandiller Milattan Sonra 4.yy ve 5.yy'a aittir. 
Ve henüz  "bugünün Yahudilerinin" sembolü değildir.
Çünkü:
(Yıldız) y.5000 yıllıkta olsa son 200 yıldır Yahudilerin sembolü'dür.
Hazar Türkleri de oradan çoğalıp yayıldıysa, neyin tartışmasını yapıyorsunuz?
Ayrıca Göbeklitepe ve Hakasya bağlantısını da unutmayalım!



Sumer-Akad mührü üzerinde 6 köşeli yıldız - y.MÖ.2500
(Türkçenin Akadca üzerindeki etkisi-link)


Pazırık ve Sumer





Noin-Ula MÖ.1.yy - Pazırık MÖ. 3 yy. (Noin-Ula resimleri)
Hun-Türkleri'ne ait Noin-Ula kurganında yapılan araştırmalarda ahşap üzerine yazılmış  bir yazıt buluyorlar. Diğer tanıdık tamgaların arasından "Altı köşeli Yıldız" ı da rahatlıkla görüyoruz.
Daha önce paylaştığım, "Asur kralı Aşurbanipal'e yenilen Elam kralı Te'umman ile Mete'nin babası Teoman" benzerliğini de hatırlarsak, altı köşeli yıldızın Elam'ların arasında da kullanıldığını düşünebiliriz.


"The Chinese sources say that the Hsiung-nu did not have an ideographic form of writing as the Chinese did, but in the second century b.c. a renegade Chinese dignitary by the name of Yue ‘taught the shan-yü how to write official letters to the Chinese court on a wooden tablet 31 cm long, and to use a seal and large-sized folder’. But the same sources indicate that when the Hsiung-nu noted down something or transmitted a message, they made cuts on a piece of wood (k’o-mu) and they also mention a ‘Hu script’. The fact is that over twenty carved characters were discovered among the objects at Noin-Ula and other Hun burial sites in Mongolia and the region beyond Lake Baikal (Figs. 5 and 6)
Most of these characters are either identical or very similar to letters of the Orkhon-Yenisey script of the Türks of the Early Middle Ages that occurs now and again in the Eurasian steppes. From this some specialists hold that the Hsiung-nu had a script similar to ancient Eurasian runiform, and that this alphabet itself later served as the basis for ancient Turkic writing." (*)


(*) He says: "Hsiung-nu had a script similar to ancient Eurasian runiform, and that this alphabet itself later served as the basis for ancient Turkic writing." But Scythian-Turks had also writing system look for Issyk Inscription, it is older! 
* SIX POİNTED STAR WAS SYMBOL OF THE HUN-TURKS BEFORE THE JEWS USED AS THEIR OWN SYMBOL. Because, only in the past two centuries has the star become a Jewish symbol.









Gerçek:


Hazar Musevi Türkleri'nden bahsedilmemiş. Doğu Roma İmparatorluğunda Hazar Türklerinin varlığı bir gerçektir, hatta tahtta bile oturmuştur. Theodora of Khazaria kimdir? Ya da vaftiz adı İrene olan TZİTZAK (Çiçek)?  Ya da Bob Dylan'ın da kökünün dayandığı Kağızman'daki Hazar Musevi Türkleri? Doğu Roma döneminde belirli bölgelere Hazar Türkleri yerleştirilmiştir. (link)




"In his autobiography Chronicles: Volume One, Dylan writes that his paternal grandmother's maiden name was Kyrgyz and her family originated from Kars, Turkey."

Yes he was from Kars-Kağızman, Khazar Turks lived there and Kyrgyz are also Turkish Tribe.- SB






"515 tarihinde, İslamlıktan önceleri Kars güneyinde Aras Nehri boyuna yerleşen Hazar Türleri'nin Kalıs/Kalız boyuna göre yöreye 'Kalızvan'denilmiştir. Kalıs/Kalız, 558-630 yılları arasında Hazar Denizi ile Karadeniz arasında ki bölgede yerleşip devlet kuran Hazar Türkleri'nin bir boyu olup sözcük kökü Kal'dan, Kalı'dan ibarettir. Kalızvan adındaki 'van' eki-sözcüğü yurt manasını teşkil ettiğinden Kalız-Yurdu manasındaki Kalızvan adı değişime uğrayıp sonradan Kağızman söylenmiştir."(Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, 1953)







Hatta:


Bizans döneminden beri bugünkü Türkiye topraklarına yerleşmiş Hazarlar olduğu biliniyordu. Bir Hazar’ın kaleme aldığı Schechter Mektubu İstanbul’da yazılmıştı. Bizans tebası saray muhafızlığı yapan çok sayıda Hazar vardı. Hazarya’dan Yahudi tüccarlar Bizans’a geliyordu. Osmanlı döneminde de Hazarlar İstanbul’da kalmaya devam ettiler. Onların soyundan geldiğini iddia eden Karaylar’ın en büyük cemaatlerinden biri 19. yüzyılda İstanbul’daydı. Hatta Karaköy’ün isminin Karayköy’den geldiği söylenir. (Hazar Yahudileri – Kevin Alan Brook)






Türkmenistan'dan gelen (ki bir bölümü orada kalmış ve yerleşmiştir,  (Afganistan Türkleri gibi: link)  ve Oğuz Boylarından olan Yomut ile Kıpçak boylarından olan Sarık;


"Eski zamanlarda bazı Türk lehçelerinde, örneğin Hazar Türkçesinde, belki de Bul-gar Türkçesinde de, sarı(g) kelimesi, sar biçiminde ‘beyaz’ anlamına geliyordu (aynı çağdaş Çuvaş Türkçesinde olduğu gibi" - Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu-Kıpçaklar,1992 (link);


Bugün Türkistan'da Kırgız oymağı "SARIG", Horasan'da Türkmen boyu "SARIK" ile, eski SAKA boyu "SARUK"un varlığı biliniyor. (A.Zeki V.Togan, Türkili/Türkistan ve Yakın Tarihi,1942-1947, İstanbul,s.71,73,87 h.,233-234).


; 'dan gelen Tekeoğulları. Teke Beyliği'nin bayrağında da altı köşeli yıldız vardır, ne yani onları da mı Yahudi ilan edecekler?





Yahudi kavmi yok, Yahudilik dini var, İsrail toprağı diye bir toprak yok ve İsrail toprağı ne zaman ve nasıl uyduruldu temalı kitabın yazarı Yahudi asıllı Prof. Sholomo Sand bu yüzden Siyonistleri kızdırmıştır. Gerçekler acıdır. (link)


Yahudiler tarafından Davud Yıldızı olarak adlandırılan Mühr-i Süleyman, Proto Türklerin tamgası ve Ortadoğu/Mezopotamya bölgesinde Sumerler döneminden beri kullanılıyor. Hıristiyanların kiliselerde haç kullanması gibi, Yahudiler de 17.yy da sinagoglarda, "Yahudilerin evi" ifadesini verebilmek için kullanılmaya başlamıştır.


1897 yılında Zionistler tarafından empoze edilerek Yahudiler arasında kullanılmasına teşvik edilmiştir. İsrail devleti de kurulunca bayraklarına almışlar. Böylece dünyaca kabul edilerek Yahudiliğin simgesi haline gelmiştir. İncil veya Tevrat'ta, bunun Yahudiliği simgelediğine dair bir ifade, yazı yoktur. Öbür yandan ise bunun Süleyman'ın işareti olduğunu söyleyen yazılara çokça rastlanır.


Altı köşeli yıldızın çok güçlü, büyü, sihir ve okültizm içerdiği, astrologlar tarafından bile kullanıldığı, daha sonra da cadılık ile eşleştirildiği , güçlü büyülere ve sihire karşı kullanıldığı anlatılır. Büyücülere, kimyacılara dikkat edin anlamına da gelir. "The Six Pointed Star-Graham" kitabında "trud" isimli bir şeytanı çağırarak, kendilerini tüm şeytanlardan korumaları ve uzak tutmaları için kullanıldığı yazar.


" 'The Hexagram' Su ve Ateş üçgenleri tarafından oluşturulmuş altı köşeli bir yıldızdır. Satanistler arasında altı köşeli yıldız, şeytanı çağırmak için kullanılan en güçlü işaret olarak kabul edilmiştir. Hindistan'da Brahma, Vişnu ve Shiva'nın , üç tanrının biraraya gelmesini temsil eder. J.S.M.Ward bunun kesinlikle "üçlü" "üçü bir arada", "yaratıcı" anlamına geldiğini belirtir.


İki üçgen, Su ve Ateş, bir araya gelince bir muska oluşturur ve buna 'Satürn Muskası' adı verilir. Diğer isimleri Davud'un Kalkanı/Yıldızı, Microkosmos'un Yıldızı ve Süleyman Mührü'dür.


İncil , Elçilerin İşleri; 7:42-43 :
"Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti."


Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi: 'Ey İsrail halkı, çölde kırk yıl boyunca bana mı sunular, kurbanlar sundunuz? Siz Molek'in çadırını ve ilahınız Refan'ın yıldızını taşıdınız. Tapınmak için yaptığınız putlardı bunlar, bu yüzden sizi Babil'in ötesine süreceğim.'


REFAN: Refan ya da Remfan, Satürn gezegeniyle ilgili olan ve eski çağlarda bazı Filistinli halkların taptığı bir ilahtı. Bu ilah Mısır'da mevcut idi, Musa'nın önderliğinde Mısırı terkedenler bu ilahı gizlice yanlarında götürdü.


Amos 5:26 : 
'Gerçekte kralınız Sakkut'u, putunuz Kayvan'ı[a], Kendiniz için yaptığınız ilahın yıldızını taşıdınız.'


Kral Davud'un oğlu ve İsrail Krallığının 3.kralı olan Süleyman MÖ. 970-928 yıllarında başa geldiğinde Mısır Firavunu ile ilişkilerini sıkılaştırır. Firavunun kızı ile evlenir ve kendi ülkesine getirir. Firavunun kızı olması durumu , Süleymanın eşleri arasında onu sözü geçen en güçlü kişi yapar.


1. Krallar 3:1 :
'Süleyman, Mısır Firavunu'nun kızıyla evlendi. Böylece firavunla müttefik oldu. Eşini Davut Kenti'ne götürdü. Kendi sarayı, RAB'bin Tapınağı ve Yeruşalim'in çevre surları tamamlanıncaya kadar orada yaşadılar.'


Lakin Süleyman yaşlandıkça tanrı yolundan sapar.


1. Krallar 11:1-11:

'Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli birçok yabancı kadın sevdi. Bu kadınlar RAB'bin İsrail halkına, “Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır” dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı. Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar. Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB'be adayan babası Davut gibi yaşamadı. Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e taptı. Böylece RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB'bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB'bi izlemedi. Yeruşalim'in doğusundaki tepede Moavlılar'ın iğrenç ilahı Kemoş'a ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e tapmak için bir yer yaptırdı. İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı. İsrail'in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, “Başka ilahlara tapma!” demesine karşın, Süleyman RAB'bin yolundan saptı ve O'nun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleyman'a öfkelenerek, “Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim” dedi,'


Bunun üzerine Süleymanın, Firavun kızı olan eşinin getirdiği ve altıköşeli yıldız ile eşleştirilen pagan tanrısını kabul eder bu o günden sonra da yıldız Mühr-i Süleyman (Solomon's Seal-Star of David) diye anılır.


Başlangıçta Tanrının yolundan giden Süleyman , yaşlandıkça yolundan sapar ve etrafındaki putperest halkı tarafından, güçlü bir büyücü, şeytanların, karanlığın ve kötü güçlerin yöneticisi, kralı olarak kabul edilir. Altıköşeli yıldızın kullanılması ve yayılmasına da böylece vesile olurlar.


Babası Davud'un bu yıldızı kullandığına dair bir kanıt bulunamamıştır.


Modern İsrail'e gelişi:

Rothschilds ailesi 19.yüzyılda aile arması olarak kullanmaya başlar ve Arap ve Türklerden çok büyük miktarlarda toprak satın alır. Zionistlerin büyük destekçisi olarak ta Yahudilerin bu Altıköşeli yıldızını (Star of David) 'Yahudi Milletinin Sembolu' olarak kullanmalarını teşvik eder.


Kıpçak Türklerinin sembolü olan Haç nasıl MS.4.yy da Hıristiyanlık sembolü olduysa ve kutsal kitaptaki gibi pagan tanrısı ile eşleştirilen sembol yani Altı Köşeli Yıldız'da Yahudilerin sembolü olmuştur.


Mısırlı antika eksperi Dr.Rahim Rihan 2013 yılında " Davud Yıldızı Müslümanlardan, Menorah ise Romalılardan alınma"dır dedi. Yahudiler Yıldızı ilk kez 17.yy kullanmışlardır açıklamasını da yaptı.


Yedi kollu şamdan ve Altıköşeli yıldız tabii ki önceleri de kullanılıyordu, ama Yahudiler tarafından değil. Menorah Romalılardan Yahudilere geçmiş olamaz, geçmişse bile Etrüsklerden Romalılara geçmiştir, ki Etrüsklerde Türk'tür. Hakasya Türklerine ait Menorah benzeri kaya resimleri vardır. Yoksa Romalılar Hakasya topraklarına gitmiş miydi?!..


Musa halkını vaadedilmiş topraklara! götürmeden önce, o topraklarda Turani topluluklarda yaşıyordu. Nuh, yani Sumer de Ziusdra (Babil de Utnapiştim) Musa'nın atası ise, ayrıca Mısır'da hanedanlık dönemlerin birçoğunda Turani bir halk olduğu söyleniyorsa, İbrahim'in döneminde bile Mısır, Orta Doğu ve Mezopotamya'da Turani halklardan bahsediliyorsa , Mezopotamya Türklerinden etkilenmiş olma olasılıkları büyüktür, çünkü Mısır'da yıldızın kullanımı MÖ.3.yüzyıldan daha geriye gitmemektedir. Musa halkıyla ne zaman çıkmıştı?!..


Tılsım olarak kullanımı:

İslam kaynaklarına göre Süleyman'ın kuş dilini bildiği, rüzgara, hayvanlara ve cinlere hakim olduğu ifade edilir. Pek çok kuş figürünün kullanıldığı hikayelerde, sırrı, bilgeyi ve kuş dilinden anlayan Süleyman çözer. Tılsımlarla, tapınağın yapım sürecini hızlandırır.


Sebe' Suresi:
10- Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte yankıyla ses verin" ve kuşlara da. Ve ona demiri yumuşattık.
11- "Geniş zırhlar yap, düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızı görenim".
12- Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgara; erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.


Neml Suresi:
13- Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür."
15- Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamd olsun." dediler.
16- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."
17- Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
18- Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."


Süleymanın bu açıklanamayan yeteneği, doğaüstü kabul edildiği için , zamanla karanlık ve kötücül işlerin simgesi haline gelerek Satanistlerin de kullanım alanına girdi.


Her görülen yıldız Mühr-i Süleyman ya da Pentagram değildir. Öbür yandan da, Yahudilerin her gördüğü yıldız da, hak iddia ettikleri gibi Davud Yıldızı değildir... Koruyucu Tılsım olarak Padişahların kıyafetlerinde de kullanılmıştır. Yoksa Padişahlarımızda mı Yahudi?!..


Halkların karışımı, göçü ve tarihsel kronolojisi çok önemli. Unutmadan, Museviliği geniş bir coğrafyaya yayan HAZAR TÜRKLERİNİ / AŞKENAZİLERİ de kendilerine mal etmeleri, aymazlık ve yüzsüzlüktür.





Birileri artık bunları dile getirsin lütfen, yoksa kendi tarihinizi görmezden gelerek yabancı mı kalmak istiyorsunuz? Bunların hepsi bizim tarihimiz, bizim kültürümüz. Sen sahip çıkmazsan sahip çıkan çok olur. Yahudilere karşı bir düşmanlığımda yoktur. Bunları dile getirdiğim içinde ırkçı ilan ediliyorum. Ben tarihimize sahip çıkıyorum. Peki siz çıkıyor musunuz? Saygılar,SB.







AY YILDIZLI MADALYON
CRESCENT STAR MEDALLION BELONGS TO TURKİSH KHAZAR JEWS.


Germany > Regensburg: commemoration of the seal of the Jewish community of Regensburg, ND (circa. 1956-1969) Obverse depicts a replica of the community's original seal, dating to 1356: the original design (as shown) depicts a crescent moon and six pointed star with Hebrew legend around (difficult to discern both in the original and on this rendition - only the word "Kahal", "assmbly" stands out).

The Middle-Eastern/Islamic image of the crescent moon and star may relate to the origins of the community's earliest members who came to Regensburg from the Middle East around the 10th Century and so make Regensburg the oldest document Jewish settlement in Bavaria.

The circumstances of the seal are hard to pinpoint but its creation probably celebrates the protection of the Jews in Regensburg: between the 1330 and 1349 the Jews of southern Germany were persecuted and up to 12,000 murdered with 350 communities destroyed; in Regensburg, local citizens protected the Jews against a lynch mob and subsequently surviving Jews from the region (including Austria) moved to Regensburg.

Regensburg was a center of Jewish scholarship from the 12th century. Regensburg was the cradle of the medieval Ashkenazi . Ḥasidism and in the 12th and 13th centuries the main center of this school. The traveler *Pethahiah b. Jacob set out from there in about 1170. Prominent scholars of Bavaria include *Meir b. Baruch of Rothenburg (the leading authority of Ashkenazi Jewry, 13th century);....... (link)


By the 16th century, Ashkenazic given names from Central Europe - like Lipman, Golda, Tolba, Liber, Yenta, Zel'man, Perelo, Yuta, Mendel', Leyzar, and Kopel'man - were in common use among Jews throughout the Grand Duchy of Lithuania, including its component regions Lithuania, Belarus, and Volhynia (see Alexander Beider, A Dictionary of Ashkenazic Given Names, 2001, pages 195-196). This shows that a very significant part of the Jewish population of eastern Europe consisted of Jews from central Europe.... (link)


In the 17th century, it became a popular practice to put Magen Davids on the outside of synagogues, to identify them as Jewish houses of worship in much the same way that a cross identified a Christian house of worship; however, I have never seen any explanation of why this symbol was chosen, rather than some other symbol.


The Magen David gained popularity as a symbol of Judaism when it was adopted as the emblem of the Zionist movement in 1897, but the symbol continued to be controversial for many years afterward. When the modern state of Israel was founded, there was much debate over whether this symbol should be used on the flag. Today, the Magen David is a universally recognized symbol of Jewry..... (link)


Magen David or shield of David was not originally a Jewish symbol. It is found in ancient art, both Jewish and non-Jewish, and it does not seem to have had a particularly Jewish meaning. Only in the last two hundred years, approximately, did it begin to be used as a Jewish symbol. Synagogues featured the symbol on the ark, on the velvet covering on the Torah, and on the Torah reading platform. It was used for Jewish coffins and gravestones. When the Zionists searched for a symbol of their movement, they picked both the Magen David and the menorah: one for their flag, and one for their national seal.... (link)






TURKİSH PETROGLYPHS OF KHAKASSİA TURKS - 5000 years old







TIMES OF ABRAHAM - Henry George Tomkins

But the descendants of Shem were not the first civilizers of Babylonia. Those far-spreading tribes called by ethnologists Turanian had been beforehand.

"All appearances" says M.F.Lenormant, "would lead us to regard the Turanian race as the first branch of the familiy of Japhet which went forth into the world, and by that premature sepatation, by an isolated and antagonistic existence took, or rather preserved, a completely distinct physiognomy". 

" A thick stratum of Turanian civilization underlay Semitism in western Asia. In fact all the great towns both of Assyria and Babylonia bear Turanian names".

So writes the Rev.A.Henry Sayce in a most interesting essay on the origin of Semitic Civilization...... (page 6)

"The Turanian people" says Mr.G.Smith ," who appear to have been the original inhabitans of the country, invented the cuneiform mode of writing. all the earliest inscriptions are in that language, but the proper names of most of the kings and principal persons are written in Semitic in direct contrast to the body of the inscriptions. The Semites appear to have conquered the Turanians, although they had not yet imposed their language on the country"....(page 7)

We will now turn to the polity, and laws, and transaction of business. "It is the opinion of the majority of Assyrian scholars" says Mr.G.Smith in his important work, Assyrian Discoveries, that the civilization, literature, mythology and science of Babylonia and assyria were NOT the work of a Semitic race, but of a totally different people, speaking a language quite distinct from that of all the Semitic tribes.

There is , however, a more remarkable point than this : it is supposed that at a very early period the Akkad of Turanian population, with its high cultivation and remarkable civilization, was conquered by the Semitic race, and that the conquerors imposed only their language on the conquered adopting from the subjugated people its mythology, laws, literature and almost every art of civilization".... (page: 30)

In this case the record is "in Semitic Babylonian, but most of the other tablets in the collection" (in British Museum) as Mr.Smith tells us " are written in Turanian ,although occasionally one copy will give a Semitic equivalent for the corresponding Turanian word in the other." ... (page 36)

Mr.George Smith, in his work on "Assyrian Discoveries" gives a translation from a tablet belonging to the temple of Bel, written in the Turanian and Semitic Babylonian languages : -
"In the month Nisan (the first month, mostly in March) on the second day, one kaspu (2 hours) in the night: .....(page 41)

This acoors with the westward drift of races in the earliest times and historic race of the Egyptians to the Lower Nile, for from its origin Egypt was rather Asiatic than African....(page 94)

We have seen indications that the mixture and even fusion of races, so characteristic of the Chaldaean country had extended itself in the tideway of migration through Mesopotamia, Syria, Canaan and even into the Delta. We shall not be surprised to find if so be, even a Turanian element in Egypt when we treat of the "shepherd-kings"....(page 104)

This is a most important contrast and would lead to the conclusion that the pristine Turanian religion of Chaldaea, in respect at least of the worship of elemental spirits ,had not formed any portion of the complicated system which grew up in Egypt....(page 118)

The best picture we can produce must be tessellated with fragments from the most various sources. We have already brought many together and arranged them in a rough outline. We have seen the western migration of different races, Turanian, Hamitci, Semitic ; have traced the line of their smouldering camp-fires from the Persian Gulf to the eastern branches of the Nile, the names of their stations, the titles of their gods, the records of their conquests and, last of all, their very presence with living tradition on their lips from point, along their old time-honoured highway....(page 131)

The name Hyksos, by which they were known to the Egyptian priestly historian Manetho is generally believed to be compounded of Shasu, the usual word for the Arab hordes, and hyk king ; and may have been a mere nickname used after their expulsion. But the Egyptians call them in their records Menti (Syrians), Sati ,the roving Asiatics armed with bows, or by a word of hatred or contempt. Manetho, says they wre of ignoble race, "some say Arabians ;" and also uses the term Phoenicians for the earlier monarchs. Africanus calls them Phoenicians.

It is clear enough from what quarter they came. As we have seen, the few sculptures yet discovered show a type, most strongly-marked common to all the royal heads. Mr.Lenormant has suggested more than once that this may display a Turanian element ; "a race which is not even purely Semitic, and must be pretty strongly mixed with those Truanian elements which science reveals to-day as having borne so large a part in the population of Chaldaea and Babylonia".... (page 143)

The subject of marriage in Egypt has been treated by Prof.Ebers. The wife held a very honourable place in the oldest times, as the monuments clearly show. This agrees well with the Pharaoh's view of the matter, which indeed was quite as characteristic of the old Turanian people of Chaldaea and also guided the conduct of Abimelech king of Gerar....(page 154)

The word used in Genesis xii, for the officers of Pharaoh2s court, is the correct Egyptian title (Sar), which is in fact common to the Turanian and Semitic Babylonia, Egyptian and Hebrew languages...(page 155)

Now they are furnishing one of the most striking confirmations of our faith in the historical record which the wit of man could possibly imagine. for this pristine Elam is "rising up" with its kindered nation the old Turanian Chaldaea, as if to show that in god's providence there is nothing hidden that shall not be revealed when the set day is come....(page 167)

The explorations of Mr.Loftus in the huge mounds laid open the remains of magnificent building of the Persian period, including the stately palace decribed in the book of Esther. But we are only entitled in this place to notice the more ancient objects dicovered in the citadel. "There is every probability" he says "that some of the brick inscriptions extend as far back as the period of the patriarch Abraham. "

M.Lenormant mentions a still more primitive relic : "The Anarian cuneiform writing, as science ha, now proved, was originally hieroglyphic, that is , composed of pictures of material objects ; and these forms can in some cases be reconstructed. An inscription entirely written in these hieraoglyphics wxixts at Susa, as is positively known ; but it has not yet been copied, and is therefore unfortunately not available for study."

In truth this region was the seat of a civilization of the most ancient date, while in the back-ground rose the old Turanian Media, stretching away towards the Caspian where a kindered ,but not identical language was spoken...(page 171)

It is worth notice that Atilla the Hun, in the fifth century, designated himself "Descendant of the great Nimrod"...king of the Huns, the Goths ,the Danes and the Medes. Herbert (author of 'Attilla' a poem) states that Attila is represnted on an old medallion with a Teraphim, or a head, on this breast and the same writer adds: "we know from the Hamartigenea of Prudentius, that nimrod with a snaky-haired head was the object of adoration to the heretical followers of Marcion ; and the same head was the palladium set up by Antiochus Epiphanes over the gates of Antioch though it has been called the visage of Charon. The memory of Nimrod was certainly regarded with mystic veneration by many ; and by asserting himself to be the heir of that mighty hunter before the Lord, he vindicated to himself at least the whole Babylonian kingdom."

It is interesting to trace this appaling head through its Gorgonian development, so far down the ages, from the most ancient Babylonian gems.

The early kings whose names are recorded in the fragmentary inscription of Agu-kak-rimi, brought home by Mr.G.Smith, were rulers of Babylonia but of Cassite race, that is of the Cushite race of Elam, and form in that author's History of Babylonia the first Cassite dynasty....(page 175)

During the time of Sargina the Semitic language began to supersede the old Turanian Akkadian ,and the custom grew up of recording the contracts of sale and loan in Semitic, whenever one of the contracting parties was of that race. "The decline continues rapid" (says M.Lenormant) under the Kissian kings , of whom the first is Khammuragas , when the capital is definitely fixed at Babylon. It is under these kings, who occupied the throne during many centuries, that the Akkadian became extinct as a living and spoken language."...(page 201)

Studies on the times of Abraham - Henry George Tomkins, 

Member of the Society of Biblical Archaeology.





Meir BALABAN St. İsrail de bir sokak.



1 - Batı'da; 11.yüzyılda güneybatı Sibirya'daki yurtlarından batıya doğru göçen Kıpçak Türkleri, bölgede yaşayan Hazar Türklerini hakimiyetleri altına almıştı. Zamanla Hazar Türkleri ile Kıpçak Türkleri arasında akrabalık kuruldu, birbirlerine karıştı, ya da Kıpçak Türklerinden Museviliği seçenlerde vardı da "Balaban" adı yayılmaya başladı. Tıpkı "Polonya Yahudileri ve Tarihçiliği"nin kurucusu "Meir Balaban" daki "Balaban" gibi....

2 - Doğu'da ; Gıyaseddin Uluğ Han lakabıyla Hindistan'da 1266-1287 yıllarında hüküm sürmüş olan Balaban Sultan, Kıpçak Türkleri'ndendi.

3 - Anadolu'da ; OĞUZLAR - BOZOK - BEĞDİLLİ - BALABAN BOYLARI

4 - Balaban: Bala 

Kırgız Türkçesi : Bala
Türkiye Türkçesi : Çocuk 
Azerbaycan Türkçesi : Uşak 
Başkurt Türkçesi : Bala 
Gagauz Türkçesi : Çocuk
Kazak Türkçesi : Bala 
Türkmen Türkçesi : Cağa 
Tatar Türkçesi : Bala 
Uygur Türkçesi : Bala 

5 - 1968'e kadar Köylerimiz (kaynak: İçişleri Bakanlığı/pdf)

Balaban - Büyük Orhan/Orhaneli/Bursa
Balaban - Eğil/Merkez/Diyarbakır
Balaban - Hamidiye/Uzunköprü/Edirne
Balaban - Barak/Nizip/Gaziantep
Balaban - Yuntdağ/Bergama/İzmir
Balaban - Merkez/Demirköy/Kırklareli
Balaban - Merkez/Kınık/İzmir
Balaban - Derbent/Merkez/Kocaeli
Balaban - Merkez/Kandıra/Kocaeli
Balaban - Yazıhan/Merkez/Malatya
Balaban - Hayrat/Of/Trabzon
Balaban - Merkez/Halfetli/Urfa
Balaban - Mürşitpınar/Suruç/Urfa
Balabanburun - Boyalık/Çatalca/İstanbul
Balabancı - Merkez/Eşme/Uşak
Balabancık - Merkez/Mudanya/Bursa
Balabancık - İbriktepe/İpsala/Edirne
Balabancık - Ballı/Mlakara/Tekirdağ
Balabankoru - Hamidiye/Uzunköprü/Edirne
Balabanlar - Merkez/Devrekani/Kastamonu
Balabanlı - Gülpınar/Ayvacık/Çanakkale
Balabanlı - Ovakent/Ödemiş/İzmir
Balabanlı - Merkez/Muratlı/Tekirdağ
Balabantaş - Karaurgan/Sarıkamış/Kars

Ve bu Balaban Türk boyu, Osmanlı arşivlerinde bile Türk olarak bilinirken, bugün niye ısrarla Kürt yapılmak isteniyor peki? Tabii ki bu Balaban soy isimli "Yahudiler" yüzünden (netten bakın bakalım kimmiş onlar!).... İnkar edilemez bir şekilde, Büyük İsraili kurmak için çalışıyorlar da ondan....Bugün için, Aşkenazi Yahudilerini araştıran "tarihçiler" ve kendilerine "Yahudi" diyenler şunu iyice anlasınlar ki, soyları Türk'e dayanır. Balaban soyismi Türkler arasında hala (tüh, onlarda Müslümanmış!) yaygın olarak kullanılır. 










Balakros - Tarsus - MÖ.333-323


Makedonya Kralı Büyük İskender İ.Ö. 333’te Tarsus’u almış, Pers Satrabı Arsemes’i yenerek Kilikia’da Pers egemenliğine son vermiştir. Komutanlarından Nikador’un oğlu Balakros’u geçici bir süre için Tarsus’ta yönetime getirmiştir. Büyük İskender doğu seferlerinde iken, Balakros Tarsus Kral sarayında sevgilisi Glikira ile olağanüstü bir hayat sürmüştür. Bunu öğrenen Büyük İskender Balakros’un yerine komutanlardan Filatos’u getirmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra İ.Ö.323’de imparatorluk parçalanmıştır.


BALA is Turkish. 
Eng. Child, baby. My Child = Balam.
Balakros is the SON OF Nikador...

So....
They were cultural and linguistic interaction with the Turkish speaking people, 
or Nikador's family was Turkish speaking!





Crimea Scythian King Scilurus with his son Palacus - 2th c BC
Kırım - İskit Kralı Scilurus ve Oğlu Palacus MÖ.2yy.
Pala = Bala







Astrahan, Hazar çevresinde kurulan tarihi Türk şehirlerinden biridir. İpek yolu güzergâhında bulunması, Türk kavimlerinin Asya’dan Avrupa’ya göçlerinde bir uğrak alanı olması dolayısıyla tarihinin bilinen en eski devirlerinden beri önemini korumuştur. Yine bölgede kurulan Türk devletlerinin merkezî şehirlerinden biri olagelmiştir. Altınordu döneminde devletin payitahtı olan Saray’dan sonra ikinci öneme haiz şehir Astrahan’dır. Stratejik konumu ve ticaret merkezi olması dolayısıyla gerek Altınordu öncesi, gerekse sonrasında Avrasya’da kurulan devletlerin nüfuz ve hâkimiyet kurma mücadelesine sahne olmuştur.


Yine taht kavgalarında tarafların üstünlük kurma göstergesi haline gelmiştir. Altınordu devletinin yıkılışından sonra, başkenti Astrahan şehri olan Astrahan ya da Hacı Tarhan Hanlığı kurulmuştur. Hanlık, Altınordu’dan kopan komşu devletlerin ve bilhassa Kırım ve Nogay hanlıklarının hasmâne tutumu yüzünden yaklaşık bir asırlık ömründe iç istikrarını bir türlü sağlayamamış, bu yüzden iktidar sürekli el değiştirmiştir. İdil-Ural bölgesine hâkim olarak Hazar’a ulaşma emelinde olan Rusya, 1552’de Kazan Hanlığı’nı ortadan kaldırdıktan sonra, dikkatlerini Astrahan üzerine yoğunlaştırarak, çeşitli vesilelerle Altınordu’nun bu zayıf bakiyesine müdâhil olmaya başlamıştır. Rusya elde ettiği bazı Nogay mirzalarını da kullanarak 1557’de ülkeyi işgal etmiştir. 


Osmanlı devleti ve Kırım Hanlığı’nın bu işgal karşısında gerçekleştirdiği Astrahan seferi ve yine Kırım hanı Devlet Giray’ın Moskova seferleri de dâhil olmak üzere tüm çabalar Rusya’yı Astrahan’dan çıkarmaya yetmemiştir. Rusya hâkimiyeti altında Astrahan bu defa Çarlık Rusya’nın baskı politikalarına karşı ortaya çıkan isyanların merkezi olmaktan kurtulamamıştır. Rus hâkimiyeti sonrası bölgeye iskân edilen Ruslar, Ukraynlar ve sair milletlere mensup tüccar zümrelerin yerleşmesiyle Astrahan ve çevresinin demografik yapısı oldukça değiştirilmiştir. Astrahan Türkleri her türlü dini-kültürel baskı ve eziyete rağmen varlığını muhafaza etmeyi sürdürmüştür.  



Hakkında en geniş bilgiye sahip olduğumuz bu şehirlerden ilki ve aynı zamanda günümüz Astrahan’ın yerinde kurulmuş olan şehir, Hazarlar dönemine ait olup bir dönem Hazarlara başkentlik yapmış olan İdil ya da Etil şehridir. 


İdil, Hazarların idari merkezi olması yanı sıra, Asya ve Avrupa’yı birleştiren başlıca ticaret yollarının kesiştiği noktada bulunması dolayısıyla döneminin en büyük ticaret merkezlerinden biridir. Güneyde İran topraklarına ve oradan Arap coğrafyasına uzanan, doğuda Harezm topraklarına, kuzeyde Bulgar ülkesine ve Slav yurtlarına, Batıda Kiyev’e, oradan Avrupa’ya açılan bir geçit şehridir. Çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte, Hristiyanların, Yahudilerin ve cahiliye dinlerine mensup insanların yaşadığı İdil, ticaret ve sanatın son derece geliştiği, surları, binaları, çarşı ve ticarethaneleri, camileri ve hamamları olan bir şehirdir. Şehrin batı yakasına SARIGşen (Etil), doğu yakasına ise Hanbalıg denirdi. (Balıg Eski Türkçede Kent, Şehir anlamındadır, Hanbalıg- Hanın oturduğu Kent-SB)


Hazar devletinin zayıflaması üzerine Islavlar, Hazar ülkesine saldırı ve yağma hareketlerine girişti ve ülkeyi ciddi manada tahrip ettiler. Kiyev Rus prensi Svyatoslav, 965’de Hazarların başkentini zapt etti ve diğer şehirleri tahrip etti. Tahribat o kadar büyüktü ki, El-Birûni zamanında (1048) bile İdil şehri harabe halinde idi. İdil’in tahribinden sonra bu şehrin yerini hemen yanında kurulan Saksın şehri aldı. Ahalisinin çoğunluğunu Guzların teşkil ettiği Saksın yine Güneydoğu Avrupa’nın en önemli pazarlarından biri oldu. 


X. asrın sonları ile XIII. asrın başlarında bölge Peçenek ve Kuman/Kıpçak Türk kavimleri tarafından kontrol altına alındı. Kumanların ardından bu defa bölge Moğol istilasına uğradı. İdil şehrinin yerinde ya da yakınında sonraları yeniden kurulan şehir, Altınordu döneminden itibaren tarihi eserlerde umumiyetle Astarhan ya da Hacı Tarhan adıyla zikredilmekle birlikte daha başka adlarla da anılmıştır. Rus yıllıklarında şehir Astorokani adıyla tanınmıştır. 


Araştırmacılar bu adın her ne kadar kaynaklarda ilk defa İbn Fazlan’ın zikrettiği Hacı Tarhan adının Rusça telaffuzu olduğunu ileri sürseler de, bu yeni adın Türkçe olduğu ve VIII-IX. asırlarda İdil nehri civarında yaşadıkları bilinen Müslüman İdil Asları ile ilgili olma ihtimali vardır. En eski Türk kavimlerinden olan Asların, Üysün veya Hunlarla çağdaş Wusunlarla ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. Aslar arasında Alan denilen ayrı bir kabile nüfuz kazanıp ortaya çıkınca As ile paralel Alan ismi de genel kavim adına dönüşmüştür. 


Birûni, Alanlar ile As Türklerinin esas yurtlarının Ceyhun ile Hazar denizi arasındaki Oğuz çölü olduğunu, Peçenek ile Oğuzca karışımı bir Türk lehçesi konuştuklarını nakletmektedir. Bunlar İslamiyetin ilk devirlerinde harp ve veba salgını üzerine Harezm taraflarından hicret edip, Hazarların memleketine gelerek onların hizmetine girmiş, AsTarhan lakabını taşıyan komutanları 764-765 yıllarında Araplara karşı muharebe etmiştir. Zeki Velidi Togan, şehrin adını bu komutanın adından veya İdil Aslarından herhangi bir tarhandan almış olabileceğini zikretmektedir. Şehrin adıyla ilgili olarak, “As kavminin Tarhanı”, “Han kızı Astra’nın Şehri”, “Efsanevi hükümdar Ejderha Adjidar’ın Yeri” gibi rivayetler de söz konusudur. Osmanlı kaynaklarında Hacı Tarhan adı yanı sıra Ejderhan adının da kullanılması bu efsanevi hükümdarla ilgili olduğunu göstermektedir.



detaylı
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AS-TARHAN (ASTRAHAN/HACI TARHAN) /PDF
As-Tarhan (Astrahan/Haci Tarhan) From Past To Present
Dr. Fatih ÜNAL
Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi















"The Rothschilds claim that they are Jewish, when in fact they are Khazars" ... "The most wealthy bloodline in the world bar none and the leader of the Ashkenazi Jews in the world today is the Rothschild family."


As you will see in the timeline, the Rothschilds have obtained this position through lies, manipulation and murder. Their bloodline also extends into the Royal Families of Europe, and the following family names:

Astor; Bundy; Collins; duPont; Freeman; Kennedy; Morgan; Oppenheimer; Rockefeller; Sassoon; Schiff; Taft; and Van Duyn. However, these are not the only bloodlines to worry about.
You are probably aware of the centuries old pratice undertaken by many Ashkenazi Jews whereby they would change their name, in order for them to appear part of the dominant race of the country in which they lived, so as they could obtain influential positions in that country, which they would then exploit to serve their real masters elsewhere. There is plenty of evidence to prove the Rothschilds continue that deceptive tradition. "....


The History Of The House Of Rothschild
By Andrew Hitchcock (link)




Yani dünyayı yönetenler Hazar Türk Musevileri'nden mi?  
Sami ırkından olan Yahudilerden değiller mi? Yoksa bu bilinçli yapılmış bir şey mi? 

Ya da en yatkını; Hazarlar  "Asil" olarak anılır, çünkü As Türklerinden gelirler ve AS ULU-YÜCE anlamındadır, TURKUAZ'daki gibi...  Ve Anadolu'daki As Türkleri ile ilgili daha önceki paylaşımı da hatırlayın lütfen...

Ve Hazar, yani yabancılara göre  Khazar milletinden olmak onlara bir Asillik katacaktır. "Ulu-Yüce bir Milletin torunuyum bak!" dedirtecektir. Bu yüzden bu "Dünya'yı yöneten insanlar" köken olarak Aşkenazileri seçiyor. Bu yüzden Türk Tarihi hakkında bu kadar çok şey biliyorlar ve diğer soydaşlarından saklıyorlar. (Prof.Dr.Gazanfer Kazimov'un Rockefeller ile ilgili makalesine bakın:) Dünyayı yönetmek istiyorlar. Güç ile NWO Yamyamlığının hazzı!.. Tanrılık Egosu!..







BEŞ BİN YILLIK SAVAŞTA
"TÜRK" TÜRK'E KARŞI MI?!
KAÇINCI "RAUND"TAYIZ?