menorah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
menorah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2017 Pazartesi

Hazar Kralı Bulan Kimdi? Paneli ve Notlar



Hazar Türk Hakanı (?)



Who Was King Bulan of Khazaria? Jewish Biography as History by Dr. Henry Abramson(video) için notlar: Bu panele gelenler akademisyen olabilir ve konuşulanları anlayabilir, ama halk anlamaz, bilmiyor Avar'ı, Tengri'yi...


* Avarlar'dan bahsetti, Türk olduklarını söylemedi. Hazarlar gibi aynı bölgede, aynı atadan gelenler...
* Tengri'nin Tanrı demek olduğunu söylemedi.
* Videoda gösterdiği Menorah resminde, Menorah'ın ucunda Kırım Tamgası var. Hakasya'daki kaya resmindeki 'menorah' 'Yahudilikten' öncesine ait.



Menorah ya da Yedi Kollu Şamdan; yoksa Yedi başlı Şaman, ya da Yedi Ata mı?


"Bilgilerin değiştirildiğini bildiğimiz" wiki'de bile MÖ.12.yy-10.yy dan başlayan bir "Yahudi" tarihi varken; MÖ.12.yy da yaşamış Musa'dan önce (Mısır'dan Çıkış) Menorah kullanımı yokken; Romalılar döneminde menorah var evet, ama Suvar/Sabar Türkleri (MÖ 3000) - Kimmer - İskit ilişkisi ve göçleri göz önünde bulundurulduğunda, ki Suvar/Sabar Türkleri Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya'da yaşamış ve Sibirya'ya kadar gitmiş, bölgeye adını vermiş Türklerdir; Hakasya petrogliflerinin yaşı ise MÖ.3000'den başlar.   Lakin Menorah'ın Yahudilerin tarihine girişi: "Süleyman Mabedi ile MÖ.1000 lerde başlar", denir. (ayrıca bknz. Süleyman Mabedi Turanlılara yaptırdıek:"Yahudilerin" Kronolojisi (Jewish History)






Peki en eski "Menorah" nerede?... Çünkü "Yahudi" dediğimiz topluluğa ait en eskisi sadece 2000 yaşında, ondan öncesi yok!.. Bir de, resimdekileri dikkatli incelersek, Kıpçak ve Kırım sembollerine, tamgalarına benzer damgaları kolaylıkla görürüz. Mezar taşlarına Yaşam Suyu'nu betimleyen "Kap" ve "İbrik"leri hangi millet koyuyor? Ayrıca en sağdaki (yukarıdaki foto) şamdanın altındaki tamga, Hakasya petroglifinde (alt kısım), Pazırık kurganında ve bugün Karaçay-Malkar'ın kullandığı (bayraklarında da var) tamgasının benzeri var.  Memluk Türkleri de bayraklarında kullanmış . Karaçay Malkar Türklerine ait tamgalardan biri de Üç Dişli Tarak'tır, tıpkı Kırım Tatar Türklerinin bayrağındaki gibi... (Memluk / Karaçay-Malkar için bknz.), (Karaçay-Malkar Sülale Tamgaları için bknz): (oldest menorah için bknz.): (Hazar Türklerine ait Tatar (Kırım Türkleri) Tamgası ve Kafkas Tatar Tamgası için bknz.): (Diğer Hazar Tamgaları için bknz.)





Devam edelim:


* Karaitler- Karaim yani Karay Türkleri yani, yine söylemedi, ve evet Hazarların torunlarıdır, Kıpçak Türkçesi konuşurlar.

* 12.yy da batıya göçler başlıyor gösterdiği haritaya göre. Almanya - Polonya - İngiltere - Fransa - Kırım. 13.yy'da Almanya'da bulunan Aşkenazilere ait AY YILDIZLI madalyon Türk olduklarını gösterir. 15.yy'da ise İspanya - Portekiz - İtalya - ve İstanbul . Yiddish (Yidiş 1000 yıllık bir dil!: Ortaçağ Almancası-Türkçe-İbranice karışık) dilini de 12.-13.yy'da kullanmaya başladılar dedi :) Almanya'ya göçün tarihi aynı zamanda, ondan önce Türkçe konuşuyorlardı. Tek bir Aşkenazi (Türkçesi) kalmadı diyor, kalmaz tabi.... Almanya'ya gurbete gidenlerin torunları bugün nasıl Türkçe konuşuyorsa,  hem de 60 yılda, öylece kaybolur, zamanla çevrene uyum sağlarsın. Bir de yasaklanan, imha edilen Hazar Türkçesi var (ek bölümünde), asimile etmek!... Bunlara niye değinmezler...?




* ALTI KÖŞELİ YILDIZ'ın Yahudi sembolü olmadığını, 19.yy'da Yahudilerin sembolü olduğunu söylemiştir (ki doğrudur, alkışlıyorum Abramson'u). Yukarıdaki resimde de gördüğümüz gibi Saka Türklerine ait kurgandan çıkan aynanın üzerindeki geyikler altıköşeli yıldızı oluşturuyor. Ayrıca, Noin-Ula Türk/Hun kurganından çıkan tamgalardan biridir ve Hunlar yazıtlarında kullanmış. Hunların yazıtları vardı, ama maalesef günümüze kadar yaşayamadı.

* Aşkenaziler Batı Avrupa Yahudilerine dönüştüler. [O zaman diyebiliriz ki Hitler Türk Musevilerini katletti.] Ama onların dış görünüşü sadece koyu renk tenli, kahverengi gözlü ve saçlı değildi, Hazarlardan sonra gelen Kıpçaklar, Kumanlar da aralarına karıştı ve onlar açık renkli ten ve saç ve mavi gözlü idi. Yahudiler  koyu renkli ve kahverengi gözlüdür, çünkü Araplarla aynı kökten gelir.[Sami]


* Kurganlardan bahsetti, Yok dedi, Var aslında sadece bakmasını bilmiyorlar. Hatta makalenin biri taze taze Ocak 2017...





1) İKİ HAZAR KURGANINDAN ÇIKAN KEMİKLERE YAPILAN DNA TESTİ

SONUÇ: 
Hazarlar "Yahudi" topluluğundan değildir. Türktür. Ortak ataları İskit'tir.
Akrabaları arasında Karaçay-Malkar/Balkar, Başkır, Tatar, Özbek, Kırgız Türkleri mevcuttur. Ayrıca Andronovo, Sintaş (Arkaim) ve Karasuk Kültürleri vardır. Buraları hep Türk boylarının at koşturduğu ve yerleştiği bölgedir.

Excavated DNA from Two Khazar Burials -PDF
Anatole A. Klyosov,Tatiana Faleeva , Published: January 18, 2017

ABSTRACT
To understand a biological tribal affiliation (in terms of Y-chromosomal haplogroups, subclades, and haplotypes) of two excavated Khazar bone remains in the lower Don region in the south of Russia, we have extracted and analyzed their DNA and showed that both belonged to haplogroup R1a and its subclade Z93. The pattern could be considered typically “Turkic”, and not a Jewish DNA lineage. Their haplotypes were also identified and reported here. The haplotypes indicate that both Khazars were unrelated to each other in a sense that their common ancestor lived as long as 1500 - 2500 years earlier than them, in the middle of the II millennium BC―beginning of the I millennium BC, during typically Scythian times or somewhat earlier. Their haplotypes are unrelated to well-known Jewish haplotypes of haplogroup R1a.


Conclusion
The discovered subclades (R1a-Z93) and haplotypes from the two Khazar burials, one of early Khazar, and another of late Khazar times, are likely to be assigned to Turkic nomadic tribes, which migrated between Central Asia (and Altai region in particular) and the Black Sea area since the middle of the II millennium BC through the I millennium CE and some later. They belonged apparently to different tribes and different haplogroups (among them haplogroups C, G, Q, R1a, R1b), however, thus far only haplogroup R1a was discovered among ancient excavated DNA of the Scythians and related tribes (Haak et al., 2015; Allentoft et al., 2015) . This study describes ancient R1a haplogroup in two Khazar skeletons, dated about 1200 and 1300 years before present (earlier and later Khazars) though the two belonged to rather distant DNA lineages, with their common ancestor who lived some 1500 - 2000 years before them. Both the Khazars (R1a-Z93) were unrelated to ancestors of the present day ethnic Russians, Ukrainians, Belarus, Poles, and other Slavic peoples of haplogroup R1a (predominant subclades are R1a-Z280 and R1a-M458; Rozhanskii & Klyosov, 2012 ), as well as Scandinavians of haplogroup R1a (the predominant subclade being R1a-Z284; ibid.). There are, however, many peoples with a rather large share of R1a-Z93, who speak Turkic languages, and who seem rather closely related to the DNA lineages of the excavated Khazars (some of them live in the Caucasus, some on the former Scythian and Khazar land, and in the area of Volga river, such as Tatars and Bashkirs. 

It should be noted that according to DNA genealogy data none of the two ancient Khazars belonged to the Jewish YDNA (Y-chromosomal DNA) lineage.





2) Hazar Türklerine ait Atlı Kurgan, 7.yüzyılın ikinci yarısı ile 9.yüzyılın ilk yarısı

"Poyasniye nabori iz kurganov Khazarskogo vremeni mezhdurechya Dona i Sala" (Belt sets from Khazar period kurgans found between the Don and Sal rivers) by A.A. Ivanov, V.P. Kopilov, S.A. Naumenko, which appeared in Donskaya Arkheologia, No. 1 - 2000. LİNK

Khazar, dating to between the second half of the seventh and the first half of the ninth centuries.




3) Hazar, Kıpçak ve İskit Kurganı

KHAZAR BURIAL MOUNDS AT CHASTIYE KURGANY

by Vladimir Klyutchnikov
Last Updated: October 26, 2013
Chastiye Kurgany is an archaeological site composed of about 30 kurgans (burial mounds) in the Rostov region of Russia. It is located between the Seversky Donets River (a tributary of the Don River) and the Bystraya River. It lies at a distance of 150 kilometers north-east from Rostov-on-Don.

The investigation of this site started in 2000. The excavations of the first mound revealed a burial of rather a rare type dated to the 5th-4th centuries B.C.E. The following artifacts were found there: a bronze cauldron, a brazier, various arrowheads, pottery, as well as some horse harness details of a Scythian beast style. These molded bronze heads and figures of beasts are genuine pieces of antique art.

In the next year (2001), the excavations were continued by the Don Complex Archaeological Expedition. It consisted of two groups: a group of students from Rostov State University (headed by Professor V. Ye. Maksimenko) and an international group of volunteers (headed by the editor of "Donskaya Arkheologiya" journal Vladimir Klyutchnikov).

The 2001 expedition excavated 6 mounds. Three of them happened to be Khazarian mounds. One was from the Scythian era (4th century B.C.E.), and two of them were Polovtsian (Kipchak) mounds.

Here are short descriptions of the three Khazarian mounds: LİNK




4) Khazar Kurgans (Hazar Kurganları)

"For the periods during which the Turk-Khazar political authority was strongest (namely, during the 6th- early 7th and late 7th-8th centuries AD), the material culture found in the territory that was later occupied by the SMC* was represented by rather poorly differentiated, mixed, and heterogeneous material evidence and archaeologcal contexts. The burials of this period, however, manifested "typological closeness" among themselves; they were typical interments with a horse, horse fittings, weapons, and fragments of belts. Because ofthe general paucity of outstanding burials (in term of their material wealth), Pletneva noted that it was not possible to attribute them "ethnically": as a result, the Khazars' presence in the steppe already in the seventh century was in doubt. Pletneva surmised the possible existence of some "different" nomads (not Khazars) in the territory west of the Nothwestern Caspian region during this period because the material culture there appeared to be "wealthier". Those other groups, in her understanding, would have been at the "second stage of nomadism", which entailed movement between permanent stations populated by some permanent settlers. In other words, these were "nomads with a culture" (as opposed to Pletneva's category of the "first stage" designating the "nomads without culture" that was already mentioned). This however, was not yet a "culture" comparable to the SMC; it was too heterogenous and "multiethnic". This material culture belonged to the populations with mixed economies and to those who potentially paid tribute to the Khazar, but not to the Khazar "themselves", who resided in the Lower Volga.

Moreover, among those mixed contexts, Pletneva had isolated singular burial complexes that she atrributed to elites. In contrast to the ordinary graves, these burials contained a greater number of unique objects than usual, sometimes even hoards of them; otherwise, their ritual display was similar to the displays in other typical graves. These elite burials were located in the western regions, such as in the Ukraine; in the north, at the Middle Volga; and in the south, in Dagestan. Although Pletneva was tempted to attribute the relatively "rich" burials to the Khazars, she neverthless abstained from doing so owing to the absnece of such burials in the Lower Volga - the historical "Land of the Khazars".

What kinds of burials were there in the Lower Volga and the Black Lands in this period? In her archaeological overview of this territory, Pletneva remarked on the relative absence of artifacts of wealth and on their complete absence in the burials of this early Turk-Khazar period. In fact, she noted that even the burials that included some earthwork (kurgans and moats) were almost entirely lacking in artifacts. This observation is not surprising, however, in view of what has just been argued. Typical burials in that area for the first phase of the Khazar imperial incorporation contained charecteristic objects, namely, a horse, weapon (s) (e.g., swords, bows, arrows, knives), and albeit rarely, some singular heraldies that came from belts, dresses, horse harnesses or saddles.


Ethos Materiality and Paradigms of Political Action (page 188-215)
İrina Lita Shingiray - page 208-209
introduction: " Hence, the political landscape of the Northwestern Caspian region in the second half of the first millennium BC was dominated initially by the First Turkish Empire, which collapsed to the seventh century AD, and later by the Khazar Empire, from the sevetn to the tenth century AD. The contemporary medieval chronicles referred to both polities as Turk of Khazar interchangeably. Both Turkish and Khazar states wree typical imperial confederations, ruled by autocratic nomadic Turkic elites and incorporating diverse nomadic and seminomadic groups and lineages into a single inclusice community and a total polity.

The Archaeology of Power and Politics in Eurasia: Regimes and Revolutions - LİNK
editör: Charles W. Hartley,G. Bike Yazicioğlu,Adam T. Smith
* SMC is short of Saltovo-Mayatskaya Culture.
Irina Lita Shingiray,2003
Research Associate
Rothermere American Institute
The Politics of War and Trade Between the Nomadic Khazar Empire and the Islamic Caliphate (7th-10th Centuries A.D.)




5) KHAZAR KURGANS

"Without a concise description of the “Khazar” kurgans, and their cross-comparison with other traits and attributions, even putative affiliation is impossible. What one calls “entry chamber”, others call “ledge”, and others call “catacomb” (“podboi” in Russian-lingual reports), which the Russian archeologists loved to identify with their favorite “Iranian-speaking” Alans. Go figure." - N.Kisamov - LİNK


Hazar Türkleri / Gümüş Tabak
Güreşenler



Devam edelim...


* Y-kromozomunu sadece erkek taşıyor, bu yüzden Y-DNA dan ATA'ya gidilebilinir. Mitochondrial ise kadınlarda (XX). Lakin MtDNA değişkendir, çünkü erkek XY taşır, ve X'i oğluna taşıdığı gibi kızına da taşır. O zaman Yahudiler niye ısrarla Annenin Yahudi olmasını istiyorlar ve 'din' soyunu ondan yürütüyorlar? Çünkü erkekten de X geçebilir, yani mtDNA soyu değişkendir!. Ya erkek (YDNA) atanın anası Yahudi değilse, anasından geçen mtDNA kızlarına geçmiyor mu yani? Geçiyor tabii ki :) Bu yüzden de anti-semitiklik yapanlar, onlara göre 'Yahudi anneden doğmayanlar Yahudi değildir' görüşünde olanlardır.  Yani onlara göre, sonradan Museviliği seçenler Yahudi değildir, çünkü soya bakıyorlar, ama işine geleni, Einstein'i kabul etmemezlik yapar mı hiç?.. İnsanlar ikiye ayrılır; İyiler ve Kötüler, ne din ne de etnik olarak birbirlerinden üstündür. Ama biri bana "senin milletin uydurma, sen kimsin ki 6.yy Göktürk'ten gelmişsin" derse, o zamana tarih hatırlatması yaparım ve başlangıçtan bu yana Türksüz Dünya Tarihinin yazılamıyacağını, hatta kendisinin bile var olamıyacağını hatırlatırım.... Türk düşmanlığı yapanlar, Türk adını duyduğunda küçümseyenler, kendilerine bir sorsunlar bakalım? Bizim atalarımız kim? Kimlerle karıştık?...


Gösterdiği tabloda : % 5.2 Aşkenazi erkekleri Q-P36 YDNA var - Hazar, Özbek ve Yerli Amerikalılarda var dedi. Yerliler Amerika'ya Asya'dan göçmüştü ve Orta Asya Türkleri ile ata, kültür ve dil akrabalığı vardır, Lakin Yahudiler bunu kendilerine bağlayıp "Aaa Amerika'da atalarımız var" diyorlar :) .. Ayrıca Özbekler de Türk, ama Abramson bunu söylemiyor. Ve DNAlara bakmak kim olduğumuzu tanımlamaz, nereden geldiğimizi söyler, ayrıca önemli olan hangi kültür ve dil içinde büyüdüğündür, ki Türkler boy boy, çeşit çeşit, bu yüzden zengin bir DNA mız var. Hiç kimse bugün saf %100 DNA'ya sahip değildir. Göçlerle herkes karışmıştır. Kültür ve dil devam ediyor mu? Kimler arasında devam ediyor? Türkler devam ettiriyor, Türküz o zaman. Bununla beraber kültürü dili devam etmeyip ama atasının Türk olduğunu bilenlerde var, inkar etmiyorlar... Biz Türkler çok kolay asimile olan bir milletiz. Hazarların yerleştiği bölgede daha önceden yerleşmiş Türkler de var, onlar da Museviliği seçmiştir. Kimmer, İskit, Hun, Avar, Bulgar, Peçenek, Kıpçak- Kuman, Suvar hep bu bölgede at koşturdu, yerleşti, göçtü, karıştı.... Bunları niye dile getirmezler ve hep farklı farklı adlandırırlar? Getirmezler de söylemezler de, çünkü o zaman çok büyük ve geniş bir aile çıkıyor karşımıza, adları farklı ama soyadları Türk olan... 

İşte bu yüzden dile getiriyorum tüm bunları, biz de varız bu insanlık ve medeniyet yarışında, tarih yapanlara sadık kalın, yalan yanlış bilgilendirmeyin, ırkçılık yapmayın... yoksa her kültür, her etnik, her dil eşsiz ve güzeldir, yeter ki kalpler iyi olsun...


Saygılar, sevgiler, 
Semra Bayraktar



"Türk MemlukTextil. Türk Ant Kadehi İkonografisi ve iki yanında Dervişlerin kullandıkları Nefir Sembolü. Bu sembol Musevi Hazar Türklerinin İkonografisinde de vardır." - Nuray Bilgili
Nefir = Boynuzdan yapılmış bir nevi boru, çalgı, Avar Türkleri de kullanmıştır.

ek:

YASAKLANAN "HAZAR SÖZLÜĞÜ"
Daubmannus'un 1692'de engizisyon tarafından imha edilmiş 1691 Hazar Sözlüğü...


 "Belleğinin kasları patlayacak kadar şişti ve Brankoviç ona açık bir kitabın bir sayfasını sol gözüyle, öbür sayfasını da sağ gözüyle okumayı, sağ eliyle Sırpça, sol eliyle Türkçe yazmayı öğretti."
("Petkutin ve Kalina'nın Hikayesidir bu" başlığı altında)


Hazar Sözlüğü'nün Tarihçesi 

Bu sözlükte irdelenen olay, İS 8. ya da 9. yüzyılda geçmiştir (ya da bu yüzyıllarda benzer birçok olay olmuştur). Bu olay özel literatürde “Hazar tartışması” diye bilinir. Hazarlar, güçlü ve bağımsız bir kavım, savaşçı ve göçebe bir halktı; belirsiz bir tarihte Doğudan gelmişler, tehlikeli bir sessizlik içinde büyüyüp gelişmişlerdi. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Hazar Denizi ve Karadeniz arasındaki bir bölgede yaşadılar. ...

Geç Dönem Bir Slav mitolojik kaynağı Kozice adlı bir denizden söz eder, bu da “Hazar Denizi” denen bir denizin var olmuş olduğunu akla getiriyor, çünkü Slavlar Hazarlara “Kozarlar” derlerdi. Ayrıca Hazarların bu iki deniz arasında (Hazar Denizi ve Karadeniz) güçlü bir krallık kurdukları ve günümüzde artık unutulmuş olan bir dine inandıkları da biliniyor. Hazar kadınları, savaşta ölen kocalarının arkasından bir yastık alır ve bu savaşçılar uğruna gözyaşı akıtırlardı bu yastıklara. Hazarlar tarihe Araplarla yaptıkları savaşlar ve İS 627’de Bizans İmparatoru Herakleios’la yaptıkları ittifakla geçtiler; ama bugün, soylarını hangi ad altında ve hangi halkta arayacağımızı bize bildirecek bütün izler kaybolmuş olduğundan kökenleri bilinmemektedir. Tuna kıyılarında, gerçekten bir Hazar mezarlığı olup olmadığı bilinmeyen bir mezarlık, ve halkaları altın ya da üç köşeli gümüşten-Daubmannus’a göre bir Hazar sikkesi-bir sürü anahtarlık bıraktılar. 

Hazarlar, tarih sahnesinden, Hazar devletiyle aynı zamanda, bu kitabın ortasında yer alacak olayın arkasından ve bizim bilmediğimiz kendi dinlerinden, bugün olduğu gibi o zaman da inanılan üç dinden birine (hangisi olduğu bilinmiyor) döndükten sonra-Yahudilik, İslam ve Hıristiyanlık-kayboldular. Din değiştirmelerinden kısa süre sonra Hazar Krallığı son bulur. Rus savaş senyörlerinden biri, Knyaz Svyatoslav, 10.yüzyılda, krallığı, atından bile inmeden elma gibi çıtır çıtır yemiştir. Hazarların Hazar Denizi kıyısında, Volga ağzında bulunan başkentleri, Rusların sekiz gün sekiz gecelik hiç uyumadan sürdürdükleri kuşatma sonucunda 943’te yakılıp yıkıldı; Hazar devleti de 965-970 yılları arasında yok oldu. 

Tanıklar, Hazar başkentinin evlerinin gölgelerinin, tahrip edilmelerinden sonra daha uzun süre varlıklarını sürdürdüklerini söylüyor. Bu gölgeler rüzgârda ve Volga’nm sularında oynuyormuş. Bir 12. yüzyıl tarihine göre 1083’te, Oleg, Hazar ülkesi arkhonu unvanını elinde tutmaktadır, ama 12. yüzyılda, başka bir halk-Kumanlar-Hazarların eski topraklarına yerleşmiştir bile. Hazar kültürünün maddi kalıntıları çok azdır. Genel ya da özel hiçbir kayıt bulunamamıştır, Halevi’nino söz ettiği Hazar kitaplarından hiçbir iz bulunamamıştır, Kiril'in kendi dillerinde dua ettiklerini söylemesine karşın, Hazarların dilinden de bir iz yoktur. 

Suvar’da, eski Hazar bölgesinde ortaya çıkarılan tek yapı büyük bir olasılıkla Hazarlara ait değildir, Bulgarlardan kalmadır. Sarkil’de yapılan araştırmalar hiçbir sonuç vermemiştir, Bizans’ın Hazarların isteği üzerine orada inşa etmiş olduğu kalenin izi bile bulunamamıştır. Devletlerinin çökmesinden sonra Hazarların adından hemen hemen hiç söz edilmediğini söylemek mümkündür. 10. yüzyılda bir Macar önderi, onlara kendi topraklarında yerleşme çağrısı yapar. Hazarlar 1117’de Knyaz Vladimir Monomah’ı görmeye, Kiev’e giderler. 1309’da Pressburg’da, Katoliklerin Hazarlarla evlenmeleri yasak edilir ve 1346’da Papa bu yasağı onaylar. ...

... Hazarların çok uzun süre önce kaybolmuş olmalarına karşın, Hazar tartışması yüzyıllardır İbrani, Hıristiyan ve İslam çevrelerinde tartışmalara yol açmıştır. 17. yüzyılda Hazar sorununa duyulan ilgi, 1691’de Prusya’da, bu konu üstüne çok sayıda belgenin toplanıp yayınlanmasıyla birdenbire canlandı. Üç köşeli sikke örnekleri, eski yüzüklerdeki adlar, tuz küplerine kazılmış şekiller, diplomatik yazışmalar, arkapkınlarındaki başlıkları büyüteçle incelenen bütün bu kitaplardaki yazar portreleri, casusların raporları, vasiyetler, kaybolan Hazar dilini konuştuklarına inanılan Karadeniz kıyıları papağanlarının sesleri (partisyonların üstüne yazılmış notların çözümlendiği müzikal temalı resimler) ve hatta dövmeli bir insan derisi, ayrıca Bizans, Yahudi ve Arap kaynaklı arşivler incelendi. Tek kelimeyle, bir 17. yüzyıl insanının hayalinin yakınlık kurup hizmetine alabileceği her şeyden yararlanıldı. Ve bütün bunlar bir sözlüğün iki kapağı arasında biraraya toplandı. 

Olaydan bin yıl sonra, Hazar tartışmasına karşı yeniden ilgi gösterilmesinin açıklaması, bir tarihçi tarafından bazı gizemli sözlerle yapıldı: “Hepimiz, düşüncelerimizi tasmasından tuttuğumuz bir maymunu gezdirir gibi gezdiriyoruz onun önünde. Okuduğunda hep iki maymun çıkıyor önüne: seninki ve başkasınınki. Ya da daha kötüsü, bir maymun ve bir sırtlan. Çözümle bakalım her ikisini de doyurma işini. Çünkü sırtlan maymunun yediğini yemez....”

Ne olursa olsun, Lehçe bir  sözlüğün yayımcısı, Joannes Daubmannus (ya da aynı soyadlı bir başkası), 1691'de Hazar sorunu üstüne toplanmış her şeyi, kalemleri kulak küpelerinde, ağızlarını mürekkep hokkası yapmış insanların, yüzyıllardan beri biriktirdiği ya da bozduğu bütün yazıları yayımladı. Bu yayın Lexicon Cosri adıyla Hazarlar üstüne bir sözlük biçimini aldı. Bir kaynağa (Hıristiyan) göre, bu kitap Avusturya ve Türk orduları arasında bir savaşın geçtiği yerde Hazarlar üstüne değişik kökenli elyazmalarını toplayan ve bunları ezberleyen Teoktist Nikolski adlı bir papaz tarafından yayıncısına dikte edildi. Sonuç olarak Daubmannus’un yayını üç sözlük içeriyordu: İslam kaynaklı, bir eski ve az bilinen sözcükler sözlüğü, İbrani elyazmaları ve geleneklerinden oluşmuş metinlerle bir alefbe kitabı ve Hıristiyan kaynaklarından alınmış bir abece kitabı. Daubmannus’un yapıtının-Hazar Krallığı üstüne bu sözlükler sözlüğünün-kaderi biraz şaşırtıcı oldu.

Hazarlar üstüne bu ilk sözlüğün beşyüz nüshasından biri, Daubmannus tarafından zehirli bir mürekkeple basılmıştı. Altın bir kilidin koruduğu bu zehirli kitaba, kilidi gümüşten bir denetim nüshası eşlik ediyordu. 1692’de, Engizisyon Daubmannus’un yayınım imha ettirdi, yalnızea zehirli nüsha ve ona eşlik eden gümüş kilitli nüsha kaldı. Sansürden kurtulabilmişlerdi. Böylelikle, yasak sözlüğü okumaya cesaret eden boyun eğmemiş ve inançsız insanlar, ölümcül bir tehlike karşısında buldular kendilerini. Kitabı açan anında felçleniyor, kendi yüreği kendisine bir iğne gibi batıyordu. Okuyucu dokuzuncu sayfadaki şu sözcükleri okuyunca da ölüyordu: Verbum carofactum est (“Kelam beden oldu”). Denetim nüshası zehirli yapıtla birlikte okunduğu takdirde, ölümün yaklaştığı anın bilinmesine olanak veriyordu. Bu denetim nüshasında aşağıdaki açıklama yer alıyordu: “Hiçbir acı duymadan uyandığınızda, biliniz ki artık canlılar dünyasında değilsinizdir.”

Bir miras davasının, 18. yüzyılda Dorfmer ailesinin miras davasının, belgeleri, sözlüğün “altın” (zehirlenmiş) nüshasının bu Prusya ailesinde kuşaktan kuşağa el değiştirdiğini kanıtlıyor: Kitabın yarısı büyük oğula kalıyor, dörtte biri de öbür iki çocuğa düşüyordu, çocukların sayısı fazlaysa daha az pay düşüyordu. Kitabın her bir bölümüne Dorfmer mirasının öteki mallarından bir parça denk düşüyordu: Meyvelikler, tarlalar, çayırlar, evler ve göller ya da sürü. Uzun bir süre, insanların ölümü ve kitabın okunması arasında hiçbir ilişki kurulamadı. 

Günün birinde sürü hayvanlar ölmeye başlayınca ve kuraklık başgösterince, birisi Dorfmerlere, kitabın tümüyle, bir genç kızın, ruhu çevresindeki her şeyi kirleterek ve yok ederek dolaşan cadı Mora’ya dönüşebilmesi gibi dönüşebildiğini söyledi. Bu durumda, ruhun çıkmasını ve aile bireylerini öldürmesini engellemek için, kitabın kilidine, cadılara dönüşmüş genç kızların ağızlarına konduğu gibi ağaçtan küçük bir haç koymak gerekiyordu. Hazar Sözlüğü için de bu yöntem uygulandı-kilide, bir ağıza sokulur gibi bir haç sokuldu-ama felaket daha da büyüdü, aile bireyleri uyurken boğulmaya ve ölmeye başladılar. O zaman bir papaza başvuruldu: papaz kitaptaki haçı çıkardı ve kırım durdu. Papaz ayrıca şunları söyledi: “Bundan böyle kitabın üzerine haç koymamaya dikkat edin, ruh dışarda dolaşırken haçtan duyduğu ölümcül korku, onun oraya dönmesini engeller.”

Böylece yaldızlı kilit kapalı kaldı ve Hazar Sözlüğü artık onyıllar boyunca kullanılmadı. Kitabın bulunduğu raftan geceleri acayip bir gürültü geliyordu. O tarihlerde Lvov’da tutulan bir günlükten öğrenildiğine göre, Daubmannus’un sözlüğüne, Zohar uzmanı Nehemya adlı biri tarafından yapılmış, aynı anda hem yazabilen hem de okuyabilen bir kum saati konmuştu. Bu Nehemya, kendi İbrani dilinin sessiz “he”sinin çizgilerini kendi elinden ve eril ruhunu da “vav” harfinden bildiğini söylüyor;du. Kitaba yerleştirdiği kum saati gözle görülmüyordu, ama okuma sırasında kumun tam bir sessizlik içinde akıp gittiğini işitmek mümkündü.
Bütün kum akıp gittiğinde, kitabı çevirmek ve tersinden başa doğru okutmaya devam etmek gerekiyordu ki bu da, onun gizli anlamının keşfedilmesine olanak sağlıyordu. Bu arada başka birtakım notlar da, hahamlarının, hemşerilerinin Hazar Sözlüğü’ne karşı ilgisini onaylamadıklarını ve kitabın da, çoğu zaman İbrani dünyası bilginlerinin saldırılarına hedef olduğunu belirtiyordu. Hahamlar sözlüğün İbrani kaynaklarının gerçekliginden kuşkulanmıyorlardı, ama öbür kaynakları tanımıyorlardı. Nihayet şunu da söylemek gerekir ki, Lexicon Cosri’nin şansı Ispanya’da da yaver gitmemiştir; bu ülkedeki İslam [Mağrip] çevrelerinde “gümüş nüsha”nın sekizyüz yıl boyunca okunması yasaklanmıştır. Bu süre henüz dolmamıştır ve yasak yürürlüktedir hâlâ. Bu durum, Ispanya’da o dönemde hâlâ Hazar kökenli ailelerin bulunması olgusuyla açıklanabilir.

Bu “Son Hazarlar”ın-gözlemlenmiştir-tuhaf bir âdeti vardı. Herhangi biriyle kavga ettiklerinde, onu, uyurken, ne pahasına olursa olsun, bir taraftan uyandırmamaya dikkat ederek aşağılamaları ve lanetlemeleri gerekirdi, çünkü lanetleme böylelikle daha etkili oluyordu. Hazar kadınları Büyük İskender’i bu şekilde-Daubmannus’un iddiası-lanetlemişlerdir ve bu da, Hazarların Makedonyalı İskender’in egemenliğine boyun eğmek  zorunda kaldıklarını söyleyen Pseudokalistenes’in tanıklığıyla doğrulanmıştır.

Bugün, Daubmannus’un yayınladığı Hazar Sözlüğü’nün (1691) nasıl bir biçimle sunulmuş olduğunu bilmemiz olanaksız, çünkü sansürden kurtulabilen iki nüsha da, zehirlenmiş olanı ve gümüş kilitli öbürü, her biri dünyanın bir ucunda kayboldu. (...)


Çelarevo kalıntıları üstüne ilk çalışmaları yapanlardan biri olan, bu ülkenin arkeologu ve Arapbilimcisi Doktor İsailo Sukt bu konuyla ilgili olarak, ölümünden sonra bulunmuş bir not bırakmıştır. Bu not yalnızca Çelarevo’yu kapsamaz, bu sitle ilgili olarak öne sürülmüş fikirleri de kapsar. İşte metin: 

"Çelarevo’da gömülmüş olanlara gelince, Macarlar, onların Macar ya da Avar, Yahudiler Yahudi, Müslümanlar Moğol olmalarını isterlerdi, ama hiç kimse onların Hazar olmalarını istemezdi. Oysa Hazar’dır bunlar.... Mezarlık, testi kırıkları ve oymalı menoralarla dolu. Oysa, Yahudilerde, kırık testi yok olmuş, kaybolmuş bir insanı simgeler. Bu mezarlık, aslında bu yerde ve bu dönemde yok olan Hazarların, kaybolmuş insanların mezarlığıdır." (...)


HAZAR SÖZLÜĞÜ (HAZARSKI RECNIK)
Milorad Paviç , 1984





Hazarların Dili 

Hazarlar'ın konuştuğu dil hakkında ne günümüzün tarihçileri ve ne de daha önceki tarihçiler kesiri bir sonuca ulaşamamışlardır. Bunun başlıca sebebi, Hazar dili ile yazılmış bir eserin zamanımıza kadar gelmemiş olmasıdır. Elde mevcut olan iki Hazar belgesinin İbranice yazıldığını daha önce belirtmiştik. Bu iki belgedeki geçen Hakan ve kabile isimlerinin Türkçe oluşundan bir sonuca ulaşma imkânı yine de mevcuttur. Çağdaşlarına nisbetle çok yüksek bir kültür ve medeniyet seviyesine sahip olan Hazarlar'ın kullandıkları alfabe İbrani alfabesi idi. 

Hazarlar'la ilgili materyaller tamamen yok olamıyacağına göre, yapılacak olan iş, İbrani harflerini ve dilini iyice öğrenip Hazarlar'la ilgili materyaller aramaktır. Vahudî asıllılardan bunu beklememiz mümkün değildir. Çünkü kendi millî menfaatlerine ters düşen belgeleri yok etmeleri mümkündür. Ruslar ise, bu konuda araştırma yapılmasından hiç hoşlanmamaktadırlar. Ruslar, Hazarlar'la ilgili belgelerin en iyi bulunabileceği yerleri, eski Hazar şehir ve kasabalarını sulara gömmüşler, oralara barajlar yaparak Hazar izlerini tamamen yok etmeye çalışmışlardır . 

Bu konuda iş gene Türk bilginlerine düşmektedir. Karaî Türkleri'nden Abraham Firkowich bu konuda çalışmalar yapmış ve materyaller toplamıştır. Ancak gerçeği hazmedemiyen Talmudist Yahudi bilginler, Firkowich'e İnsafsızca saldırmışlar ve onu sahtekârlıkla itham etmişlerdir.

Yakut el-Hamevî, Hazarların dilinin Türkler'in ve Farisilerin diline benzemediğini söylüyor. İstahrî ise, Hazarlar'ın dilinin Türkler'in, Farisiler'in, Ruslar'm ve diğer milletlerin diline benzemediğini, fakat Bulgarlar'ın diline benzediğini söyler. Bu ve benzeri kaynaklardaki «Türklerin diline benzemez.» ifadesinden dolayı Hazarca'nın, Türkçe olmadığını iddia edenler çıkmışsa da «Bulgarca'ya benzer» sözünün kaynaklarda bulunuşu, Bulgarca'nın bir Türk lehçesi olduğunun Filologlarca ispat edilişi sonunda, Hazarca'nın bir Türk lehçesi olduğu ortaya çıkmıştır. 

Rus bilginlerinden Barthold ve Minorsky Hazar dilinin Volga Bulgarlar'ının diline benzediğini, bu gün diğer Türkler tarafından anlaşılamayan Çuvaşça'nın, Bulgarca ve Hazarca'ya benzediğini ve sonuç olarak Hazarca'nın Türk dillerinin ayrı bir branşı olan Çuvaşça ile aynı olduğunu ifade ediyorlar. 

Hazarlar'ın dilinin Türkçe'ye benzemediğini söyleyenlere, M. Remzi şöyle cevap vermektedir. «Hazarlar'ın dilinin Türkçe'ye benzemediğini iddia edenler, Türk dillerinin çeşitlerini bilmediklerinden dolayı söylemişlerdir. Bu günkü Osmanlıca ile Kırgız, Kazak ve Çağatayca'nın farklı olması yüzünden bu dillere ne kadar Türkçe değildir demek yanlışsa, Hazarlar'ın dillerine de Türkçe değildir demek o kadar yanlıştır».

Hazar dilinin bu gün halen Rusya'nın bir bölgesinde konuşulan Çuvaşça'ya benzeyişine, Hazarlar'ın Volga nehrine İtil ismini vermeleri delil olarak gösterilmektedir. İtil kelimesi ise Çuvaşça'da nehir anlamına gelmektedir .

Dil bakiyelerine bakıldığında Hazar Hakanlığı'nda muhtelif Türk lehçelerinin konuşulduğu görülmektedir. Nemet'in beyanına göre Hazar ülkesinde başlıca şu diller konuşuluyordu : 1) (R) Türkçesi, Bulgarca. 2) (Y) Türkçesi, Türk ve Sabirce. 3) Diğer hiçbir dile benzemeyen Macarca. 4) Bazı bölgelerde diğer diller konuşuluyordu. 

Runciman Hazarlar'ın Hun ve Bulgarlar'dan daha sonra Doğudan Batıya göçmüş olmalarının muhtemel olduğunu söylüyor. Bu görüşe göre Hazarca'nın direkt olarak Bulgarca'ya bağlanması doğru görülmüyor. Pekçok kaynak, Hazarları Türk olarak naklederken, şayet onlar da açık bir,dil farklılığı bulunsa idi, bunu da göz önünde bulundururlardı. Öyle ise Hazarca'nın Bulgarca'ya benzetilmesi ülkenin belli bölgelerinde Bulgarca'nın konuşulmuş olmasından ileri gelmiş olabilir.

Z.V. Togan, muhtelif kaynak eserlerden Hazarca şu kelimeleri toplamıştır. 

Barsbek, Baştuva, Kundaçık, Hakan, Hatun, Tarha, Bek, Şad, Tudun, İlteber. (İletver), Bolişçi. Tanrı, Han, Ak, Sarı (sarig), Belencer, (Baranger) Semender, Sığındı, Kayakent, (Gayakent), Çiçek, (Tzitzekion) İlbars (Gilebaros), Buseri, (Busiras) Bun, Bal, Azak, Tuzdı, Yalınık, Bordacı, Tudaracı ve Uğradacı. 

Yine Türk Ansiplopedisi'nde çeşitli kaynaklardan toplanan Hazarca şu kelimeler yer almaktadır. 

Hazar, Kara Hazar, Alp, İlut'uver, Alp İlteber, Alp Tarhan, İlik, İrtgin, İltiğin, Ertiğin, Cebu, Cibgu, Cibga, Cabgu, (Yabgu), Cul, Cur, Hagan, Katun, Batırilteber, Kadirilteber, İşa, İşa Tarkan, Tarhan, Avcı Tarhan, Balgitzis, Bol-s-ts-i, Bulan, Parsbit, Tarmaç, Gorpan. 

Gerek Z.V, Togan'm ve gerekse Türk Ansiklopedisi'nin tesbit ettiği kelimeler Hazarlar'ın açık bir şekilde Türk olduklarını gösterir. Bu kelimelerden şunu anlayabiliriz ki Hazarca, muhtemelen Orta Asya'dan beri konuşulan saf Türkçe bir lisandır. Ancak, Hakanlık geliştikçe diğer Türk lehçeleriyle karışmış ve en büyük etkiyi Bulgarca'dan görmüştür. Bulgarca kelimeler Hazarca'ya girdiğinden, Hazar dili Bulgarca'ya benzetilmiştir. Tarihte bazı milletlerin hangi dili konuştuklarını tesbit etmek için onların dillerine ait, bulunabilen birkaç kelimeye bakılarak hüküm verilmiştir. Z.V. Togan'ın tesbit ettiği ve Türk Ansiklopedisi'nde tesbit edilen yukardaki kelimeler, Hazarca'nın Türkçe dışında bir dil olmadığını bize açıkça göstermektedir.


Hazar ve Karay Türkleri
Yrd. Doç. Dr. Şaban Kuzgun, 1985


* * *


"The AR, AZ, AS, SA or SU people, which populated mainly Asia Minor in the early Neolithic Age. These may have been the Primitive farmers of the Fertile Crescent and Anatolia, perhaps even the Danube Valle. These may have given their name to Asia. Early Cretan ant Cypriote cultures show affinity with their cultures. These people are mentioned in cuneiform documents; their name seems to survive in the much later names of the Uz, Osset, Jazig peoples, perhaps even in Esthonian and Ostiak.

It has been suggested that the later, linguistically semiticised Assyrian contains also an ethnic element of this kind; that the AZ were in some way ancestral to Kassites and Khazars.


We may suppose that this SA population was the long sought pre-Sumerian inhabiant of Mesopotamia. Branches of this gifted people may have been responsible for great advances in Neolithic cultures of the hills in the North. Arpatchiya (outside modern Mosul in Nineveh Province (Iraq) Tepe Reshwa, the site was occupied in the Halaf and Ubaid periods; "Tepe" is Turkish of etymology - SB)was and advanced cultural center in the 5th and 4th millennia BC. There were cobbled streets, buildings for some communal use and an exquisitely artistic pottery appeared. One of the SA groups may have been later even the carrier of the culture called El Ubaid, with its beatiful poluchrome ceramics. After the arrival of the Sumerians proper, the SA people seem to have been pushed to the North, to the northern mountains, the part of the Sumerian world designated in cuneiform doucments as Subartu. In recent literature these people are often called Subaraeans."

Dr.İda Bobula
Origin of the Hungarian Nation

* * *

KHAZARS

Sabirs, Sabaroi, Sabiri, Savari, Sabans, Sibirs, Suvars, Zubur, Subartuans, Aksuvars, Aksungurs and other variations

In the merry-go-around of the nomadic coalitions, the Kayi Huns supplanted Massagets (Masguts, Alans), or Massagets (Masguts, Alans) supplanted Kayi Huns at the head of the Northeast Caucasian Türkic tribes. Then Savirs supplanted  Kayi or Masguts, and became an umbrella term in the Byzantine-Persian confrontation, then Huns supplanted  Savirs and became a dominating force in the Caucasus till the the Arabs decimated them, and forced them to ally with Khazars. From then on, the North Caucasian Türkic tribes appear under the umbrella term of Khazars, although the Bulgar and Suvar magnates continued running the Khazar Empire.




İlginç gelecek veriler... 

Egypt knew no Pharaohs nor Israelites
by Ashraf Ezzat 
Ashraf Ezzat Yahudilerin Mısır'dan değil Yemen taraflarından geldiğini öne sürer.
"Köleler masraflı idi, bu sebeple "özgür" olan işçiler tercih edilirdi"

Piramit işçilerinin mezarları bulunmuştu. İnşa edenler "köleler" değil Mısırlıydı !.. link


Süleyman Mabedi - MÖ. 964-957
Solomon's Temple - 964 - 957 BC


"Turan ırkları, Semitik veya Aryan ırklarından önce, insanlığının beşiği olan Fırat vadisine gelen ilk milletti.
Turanlar inşaatçıydı; Sami ırkları, adına layık bir bina asla inşa etmedi. Kral Süleyman Kudüs'te Tapınağı inşa etmeye karar verdiğinde, Turanlıların önderliğinde çalışmalara başvurulmasını istedi."
Moses W.Redding, Resimli Masonluk Tarihi

"Nerede Turan ırkının varlığı varsa veya varolmuşsa, onların mezarları oradadır, Mısır'daki piramitlerden Haydar Ali mozolesine kadar, Hindistan'ın son Tatar kralı, bunlar dünyanın sahip olduğu önemli anıtlar dizisini oluşturur, ve bunlar Turan ırkının insanları tarafından inşa edilmiştir. Ne Sami ne de Aryan'ın, yüzyıl sürebilecek mezarı olmuştur, 
ne de kalıntıları uzun yaşayacak kadar değerli."
J.Fergusson, Mimarlık Tarihi

"Dünyanın sahip olduğu anıtların önemli dizisi, Turanlılar tarafından yapılmıştır."
Forlong, Yaşamın Akarsuları 2.cilt

"Atinalılar, Akropolis'i çevreleyen duvarları ördürmek için Pelasg'ları tutmuşlardı."
Prof.George Thomson (1903-1987),Tarih Öncesi Ege
Studies in Ancient Greek Society - The Prehistoric Aegean,1949



"The Turanian races were the first to people the world beyond the limits of the original cradle of mankind, in the valley of the Euphrates before the Semitic or Aryan races came there.
The Turanians were builders; the Semitic races never erected a building worthy of the name. When King Solomon decided to build the Temple at Jerusalem, he lead recourse to Turanians to take the lead in the work."
Moses W.Redding, Illustrated History of Freemasonry

"Whenever a Turanian race exists or existed, there their tombs remain; and from the Pyramids of Egypt to the mausoleum of Hyder Ali, the last Tartar king in India, they form the most remarkable series of monument the world possesses, and all were built by people of Turanian race. No Semite and no Aryan ever built a tomb that could last a century or 
was worthy to remain so long."
A History of Architecture by J.Fergusson

"The most remarkable series of monuments the world possesses, were built by people of Turanian race...."
Rivers of Life ii - Forlong

***

Harran Yahudilik açısından önemli bir bölgedir. Tevrat'a göre Hz.İbrahim Harran'a gitmiş ve bir müddet dayısı Laban'ın yanında kalmıştır. Bugünkü Harran'da Yahudi tarihine ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla beraber Yahudiler açısından kutsallık taşımaktadır. Hz.İbrahim Yahudilerin atalarından sayıldığı için ve de "ayağınızın bastığı her yer sizin olacak" cümlesinin Tevrat'ta yazmasıyla, Harran'ın da Yahudilere vadedilen topraklar sınırına girdiği söylenmektedir. 
Tüm kavga bunun içindir!..



ilgili:
Kudüs - Filistin - Osmanlı (Altı Köşeli yıldız dahil)
Pelasglar - Etrüskler - Türkler

_______________________


24 Temmuz 2016 Pazar

Musevi Türkler, Anadolu ve Bugünün Yahudileri







Anadolu'daki Museviler



Her zamanki gibi eksik bilgi: 


"İzmir’de Bizans döneminde Yahudilerin yaşadığını düşündüren iki bulgu Anadolu’daki Yahudi tarihi yaklaşık 500 yıl önce, Yahudilerin İspanya’dan kovulduğu tarih olan 1492 yılında başlamadı. 1492’den önce de Anadolu’da Yahudiler vardı." 

"MÖ 586’da Yehuda Devleti dağıldığı zaman, Fırat Nehri çevresine sürülen Yahudilerin bir kısmı İstanbul, İzmir, Efes ve Rodos’a göç edip yerleştiler[3]. Büyük İskender (ölümü MÖ 325), bugünkü İsrail topraklarının bulunduğu bölgeyi işgal ettiği zaman orada yaşayan Yahudileri İzmir ve çevresine sürdü. Bir grup Yahudi, Fenikeli esir tüccarları tarafından Yunanlılara satıldığı zaman İzmir’e getirildi" derken... Bizans dönemi (MS. 5. yüzyıl) altı köşeli yıldız 'yağ kandili' ile MS.350-450 Mısır'da bulunmuş menorah 'yağ kandili' ni Yahudilere bağlıyor. (link)





Bu kandiller Milattan Sonra 4.yy ve 5.yy'a aittir. 
Ve henüz  "bugünün Yahudilerinin" sembolü değildir.
Çünkü:
(Yıldız) y.5000 yıllıkta olsa son 200 yıldır Yahudilerin sembolü'dür.
Hazar Türkleri de oradan çoğalıp yayıldıysa, neyin tartışmasını yapıyorsunuz?
Ayrıca Göbeklitepe ve Hakasya bağlantısını da unutmayalım!



Sumer-Akad mührü üzerinde 6 köşeli yıldız - y.MÖ.2500
(Türkçenin Akadca üzerindeki etkisi-link)


Pazırık ve Sumer





Noin-Ula MÖ.1.yy - Pazırık MÖ. 3 yy. (Noin-Ula resimleri)
Hun-Türkleri'ne ait Noin-Ula kurganında yapılan araştırmalarda ahşap üzerine yazılmış  bir yazıt buluyorlar. Diğer tanıdık tamgaların arasından "Altı köşeli Yıldız" ı da rahatlıkla görüyoruz.
Daha önce paylaştığım, "Asur kralı Aşurbanipal'e yenilen Elam kralı Te'umman ile Mete'nin babası Teoman" benzerliğini de hatırlarsak, altı köşeli yıldızın Elam'ların arasında da kullanıldığını düşünebiliriz.


"The Chinese sources say that the Hsiung-nu did not have an ideographic form of writing as the Chinese did, but in the second century b.c. a renegade Chinese dignitary by the name of Yue ‘taught the shan-yü how to write official letters to the Chinese court on a wooden tablet 31 cm long, and to use a seal and large-sized folder’. But the same sources indicate that when the Hsiung-nu noted down something or transmitted a message, they made cuts on a piece of wood (k’o-mu) and they also mention a ‘Hu script’. The fact is that over twenty carved characters were discovered among the objects at Noin-Ula and other Hun burial sites in Mongolia and the region beyond Lake Baikal (Figs. 5 and 6)
Most of these characters are either identical or very similar to letters of the Orkhon-Yenisey script of the Türks of the Early Middle Ages that occurs now and again in the Eurasian steppes. From this some specialists hold that the Hsiung-nu had a script similar to ancient Eurasian runiform, and that this alphabet itself later served as the basis for ancient Turkic writing." (*)


(*) He says: "Hsiung-nu had a script similar to ancient Eurasian runiform, and that this alphabet itself later served as the basis for ancient Turkic writing." But Scythian-Turks had also writing system look for Issyk Inscription, it is older! 
* SIX POİNTED STAR WAS SYMBOL OF THE HUN-TURKS BEFORE THE JEWS USED AS THEIR OWN SYMBOL. Because, only in the past two centuries has the star become a Jewish symbol.









Gerçek:


Hazar Musevi Türkleri'nden bahsedilmemiş. Doğu Roma İmparatorluğunda Hazar Türklerinin varlığı bir gerçektir, hatta tahtta bile oturmuştur. Theodora of Khazaria kimdir? Ya da vaftiz adı İrene olan TZİTZAK (Çiçek)?  Ya da Bob Dylan'ın da kökünün dayandığı Kağızman'daki Hazar Musevi Türkleri? Doğu Roma döneminde belirli bölgelere Hazar Türkleri yerleştirilmiştir. (link)




"In his autobiography Chronicles: Volume One, Dylan writes that his paternal grandmother's maiden name was Kyrgyz and her family originated from Kars, Turkey."

Yes he was from Kars-Kağızman, Khazar Turks lived there and Kyrgyz are also Turkish Tribe.- SB






"515 tarihinde, İslamlıktan önceleri Kars güneyinde Aras Nehri boyuna yerleşen Hazar Türleri'nin Kalıs/Kalız boyuna göre yöreye 'Kalızvan'denilmiştir. Kalıs/Kalız, 558-630 yılları arasında Hazar Denizi ile Karadeniz arasında ki bölgede yerleşip devlet kuran Hazar Türkleri'nin bir boyu olup sözcük kökü Kal'dan, Kalı'dan ibarettir. Kalızvan adındaki 'van' eki-sözcüğü yurt manasını teşkil ettiğinden Kalız-Yurdu manasındaki Kalızvan adı değişime uğrayıp sonradan Kağızman söylenmiştir."(Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, 1953)







Hatta:


Bizans döneminden beri bugünkü Türkiye topraklarına yerleşmiş Hazarlar olduğu biliniyordu. Bir Hazar’ın kaleme aldığı Schechter Mektubu İstanbul’da yazılmıştı. Bizans tebası saray muhafızlığı yapan çok sayıda Hazar vardı. Hazarya’dan Yahudi tüccarlar Bizans’a geliyordu. Osmanlı döneminde de Hazarlar İstanbul’da kalmaya devam ettiler. Onların soyundan geldiğini iddia eden Karaylar’ın en büyük cemaatlerinden biri 19. yüzyılda İstanbul’daydı. Hatta Karaköy’ün isminin Karayköy’den geldiği söylenir. (Hazar Yahudileri – Kevin Alan Brook)






Türkmenistan'dan gelen (ki bir bölümü orada kalmış ve yerleşmiştir,  (Afganistan Türkleri gibi: link)  ve Oğuz Boylarından olan Yomut ile Kıpçak boylarından olan Sarık;


"Eski zamanlarda bazı Türk lehçelerinde, örneğin Hazar Türkçesinde, belki de Bul-gar Türkçesinde de, sarı(g) kelimesi, sar biçiminde ‘beyaz’ anlamına geliyordu (aynı çağdaş Çuvaş Türkçesinde olduğu gibi" - Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu-Kıpçaklar,1992 (link);


Bugün Türkistan'da Kırgız oymağı "SARIG", Horasan'da Türkmen boyu "SARIK" ile, eski SAKA boyu "SARUK"un varlığı biliniyor. (A.Zeki V.Togan, Türkili/Türkistan ve Yakın Tarihi,1942-1947, İstanbul,s.71,73,87 h.,233-234).


; 'dan gelen Tekeoğulları. Teke Beyliği'nin bayrağında da altı köşeli yıldız vardır, ne yani onları da mı Yahudi ilan edecekler?





Yahudi kavmi yok, Yahudilik dini var, İsrail toprağı diye bir toprak yok ve İsrail toprağı ne zaman ve nasıl uyduruldu temalı kitabın yazarı Yahudi asıllı Prof. Sholomo Sand bu yüzden Siyonistleri kızdırmıştır. Gerçekler acıdır. (link)


Yahudiler tarafından Davud Yıldızı olarak adlandırılan Mühr-i Süleyman, Proto Türklerin tamgası ve Ortadoğu/Mezopotamya bölgesinde Sumerler döneminden beri kullanılıyor. Hıristiyanların kiliselerde haç kullanması gibi, Yahudiler de 17.yy da sinagoglarda, "Yahudilerin evi" ifadesini verebilmek için kullanılmaya başlamıştır.


1897 yılında Zionistler tarafından empoze edilerek Yahudiler arasında kullanılmasına teşvik edilmiştir. İsrail devleti de kurulunca bayraklarına almışlar. Böylece dünyaca kabul edilerek Yahudiliğin simgesi haline gelmiştir. İncil veya Tevrat'ta, bunun Yahudiliği simgelediğine dair bir ifade, yazı yoktur. Öbür yandan ise bunun Süleyman'ın işareti olduğunu söyleyen yazılara çokça rastlanır.


Altı köşeli yıldızın çok güçlü, büyü, sihir ve okültizm içerdiği, astrologlar tarafından bile kullanıldığı, daha sonra da cadılık ile eşleştirildiği , güçlü büyülere ve sihire karşı kullanıldığı anlatılır. Büyücülere, kimyacılara dikkat edin anlamına da gelir. "The Six Pointed Star-Graham" kitabında "trud" isimli bir şeytanı çağırarak, kendilerini tüm şeytanlardan korumaları ve uzak tutmaları için kullanıldığı yazar.


" 'The Hexagram' Su ve Ateş üçgenleri tarafından oluşturulmuş altı köşeli bir yıldızdır. Satanistler arasında altı köşeli yıldız, şeytanı çağırmak için kullanılan en güçlü işaret olarak kabul edilmiştir. Hindistan'da Brahma, Vişnu ve Shiva'nın , üç tanrının biraraya gelmesini temsil eder. J.S.M.Ward bunun kesinlikle "üçlü" "üçü bir arada", "yaratıcı" anlamına geldiğini belirtir.


İki üçgen, Su ve Ateş, bir araya gelince bir muska oluşturur ve buna 'Satürn Muskası' adı verilir. Diğer isimleri Davud'un Kalkanı/Yıldızı, Microkosmos'un Yıldızı ve Süleyman Mührü'dür.


İncil , Elçilerin İşleri; 7:42-43 :
"Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti."


Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi: 'Ey İsrail halkı, çölde kırk yıl boyunca bana mı sunular, kurbanlar sundunuz? Siz Molek'in çadırını ve ilahınız Refan'ın yıldızını taşıdınız. Tapınmak için yaptığınız putlardı bunlar, bu yüzden sizi Babil'in ötesine süreceğim.'


REFAN: Refan ya da Remfan, Satürn gezegeniyle ilgili olan ve eski çağlarda bazı Filistinli halkların taptığı bir ilahtı. Bu ilah Mısır'da mevcut idi, Musa'nın önderliğinde Mısırı terkedenler bu ilahı gizlice yanlarında götürdü.


Amos 5:26 : 
'Gerçekte kralınız Sakkut'u, putunuz Kayvan'ı[a], Kendiniz için yaptığınız ilahın yıldızını taşıdınız.'


Kral Davud'un oğlu ve İsrail Krallığının 3.kralı olan Süleyman MÖ. 970-928 yıllarında başa geldiğinde Mısır Firavunu ile ilişkilerini sıkılaştırır. Firavunun kızı ile evlenir ve kendi ülkesine getirir. Firavunun kızı olması durumu , Süleymanın eşleri arasında onu sözü geçen en güçlü kişi yapar.


1. Krallar 3:1 :
'Süleyman, Mısır Firavunu'nun kızıyla evlendi. Böylece firavunla müttefik oldu. Eşini Davut Kenti'ne götürdü. Kendi sarayı, RAB'bin Tapınağı ve Yeruşalim'in çevre surları tamamlanıncaya kadar orada yaşadılar.'


Lakin Süleyman yaşlandıkça tanrı yolundan sapar.


1. Krallar 11:1-11:

'Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli birçok yabancı kadın sevdi. Bu kadınlar RAB'bin İsrail halkına, “Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır” dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı. Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar. Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB'be adayan babası Davut gibi yaşamadı. Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e taptı. Böylece RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB'bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB'bi izlemedi. Yeruşalim'in doğusundaki tepede Moavlılar'ın iğrenç ilahı Kemoş'a ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e tapmak için bir yer yaptırdı. İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı. İsrail'in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, “Başka ilahlara tapma!” demesine karşın, Süleyman RAB'bin yolundan saptı ve O'nun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleyman'a öfkelenerek, “Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim” dedi,'


Bunun üzerine Süleymanın, Firavun kızı olan eşinin getirdiği ve altıköşeli yıldız ile eşleştirilen pagan tanrısını kabul eder bu o günden sonra da yıldız Mühr-i Süleyman (Solomon's Seal-Star of David) diye anılır.


Başlangıçta Tanrının yolundan giden Süleyman , yaşlandıkça yolundan sapar ve etrafındaki putperest halkı tarafından, güçlü bir büyücü, şeytanların, karanlığın ve kötü güçlerin yöneticisi, kralı olarak kabul edilir. Altıköşeli yıldızın kullanılması ve yayılmasına da böylece vesile olurlar.


Babası Davud'un bu yıldızı kullandığına dair bir kanıt bulunamamıştır.


Modern İsrail'e gelişi:

Rothschilds ailesi 19.yüzyılda aile arması olarak kullanmaya başlar ve Arap ve Türklerden çok büyük miktarlarda toprak satın alır. Zionistlerin büyük destekçisi olarak ta Yahudilerin bu Altıköşeli yıldızını (Star of David) 'Yahudi Milletinin Sembolu' olarak kullanmalarını teşvik eder.


Kıpçak Türklerinin sembolü olan Haç nasıl MS.4.yy da Hıristiyanlık sembolü olduysa ve kutsal kitaptaki gibi pagan tanrısı ile eşleştirilen sembol yani Altı Köşeli Yıldız'da Yahudilerin sembolü olmuştur.


Mısırlı antika eksperi Dr.Rahim Rihan 2013 yılında " Davud Yıldızı Müslümanlardan, Menorah ise Romalılardan alınma"dır dedi. Yahudiler Yıldızı ilk kez 17.yy kullanmışlardır açıklamasını da yaptı.


Yedi kollu şamdan ve Altıköşeli yıldız tabii ki önceleri de kullanılıyordu, ama Yahudiler tarafından değil. Menorah Romalılardan Yahudilere geçmiş olamaz, geçmişse bile Etrüsklerden Romalılara geçmiştir, ki Etrüsklerde Türk'tür. Hakasya Türklerine ait Menorah benzeri kaya resimleri vardır. Yoksa Romalılar Hakasya topraklarına gitmiş miydi?!..


Musa halkını vaadedilmiş topraklara! götürmeden önce, o topraklarda Turani topluluklarda yaşıyordu. Nuh, yani Sumer de Ziusdra (Babil de Utnapiştim) Musa'nın atası ise, ayrıca Mısır'da hanedanlık dönemlerin birçoğunda Turani bir halk olduğu söyleniyorsa, İbrahim'in döneminde bile Mısır, Orta Doğu ve Mezopotamya'da Turani halklardan bahsediliyorsa , Mezopotamya Türklerinden etkilenmiş olma olasılıkları büyüktür, çünkü Mısır'da yıldızın kullanımı MÖ.3.yüzyıldan daha geriye gitmemektedir. Musa halkıyla ne zaman çıkmıştı?!..


Tılsım olarak kullanımı:

İslam kaynaklarına göre Süleyman'ın kuş dilini bildiği, rüzgara, hayvanlara ve cinlere hakim olduğu ifade edilir. Pek çok kuş figürünün kullanıldığı hikayelerde, sırrı, bilgeyi ve kuş dilinden anlayan Süleyman çözer. Tılsımlarla, tapınağın yapım sürecini hızlandırır.


Sebe' Suresi:
10- Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte yankıyla ses verin" ve kuşlara da. Ve ona demiri yumuşattık.
11- "Geniş zırhlar yap, düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızı görenim".
12- Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgara; erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.


Neml Suresi:
13- Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür."
15- Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamd olsun." dediler.
16- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."
17- Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
18- Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."


Süleymanın bu açıklanamayan yeteneği, doğaüstü kabul edildiği için , zamanla karanlık ve kötücül işlerin simgesi haline gelerek Satanistlerin de kullanım alanına girdi.


Her görülen yıldız Mühr-i Süleyman ya da Pentagram değildir. Öbür yandan da, Yahudilerin her gördüğü yıldız da, hak iddia ettikleri gibi Davud Yıldızı değildir... Koruyucu Tılsım olarak Padişahların kıyafetlerinde de kullanılmıştır. Yoksa Padişahlarımızda mı Yahudi?!..


Halkların karışımı, göçü ve tarihsel kronolojisi çok önemli. Unutmadan, Museviliği geniş bir coğrafyaya yayan HAZAR TÜRKLERİNİ / AŞKENAZİLERİ de kendilerine mal etmeleri, aymazlık ve yüzsüzlüktür.





Birileri artık bunları dile getirsin lütfen, yoksa kendi tarihinizi görmezden gelerek yabancı mı kalmak istiyorsunuz? Bunların hepsi bizim tarihimiz, bizim kültürümüz. Sen sahip çıkmazsan sahip çıkan çok olur. Yahudilere karşı bir düşmanlığımda yoktur. Bunları dile getirdiğim içinde ırkçı ilan ediliyorum. Ben tarihimize sahip çıkıyorum. Peki siz çıkıyor musunuz? Saygılar,SB.







AY YILDIZLI MADALYON
CRESCENT STAR MEDALLION BELONGS TO TURKİSH KHAZAR JEWS.


Germany > Regensburg: commemoration of the seal of the Jewish community of Regensburg, ND (circa. 1956-1969) Obverse depicts a replica of the community's original seal, dating to 1356: the original design (as shown) depicts a crescent moon and six pointed star with Hebrew legend around (difficult to discern both in the original and on this rendition - only the word "Kahal", "assmbly" stands out).

The Middle-Eastern/Islamic image of the crescent moon and star may relate to the origins of the community's earliest members who came to Regensburg from the Middle East around the 10th Century and so make Regensburg the oldest document Jewish settlement in Bavaria.

The circumstances of the seal are hard to pinpoint but its creation probably celebrates the protection of the Jews in Regensburg: between the 1330 and 1349 the Jews of southern Germany were persecuted and up to 12,000 murdered with 350 communities destroyed; in Regensburg, local citizens protected the Jews against a lynch mob and subsequently surviving Jews from the region (including Austria) moved to Regensburg.

Regensburg was a center of Jewish scholarship from the 12th century. Regensburg was the cradle of the medieval Ashkenazi . Ḥasidism and in the 12th and 13th centuries the main center of this school. The traveler *Pethahiah b. Jacob set out from there in about 1170. Prominent scholars of Bavaria include *Meir b. Baruch of Rothenburg (the leading authority of Ashkenazi Jewry, 13th century);....... (link)


By the 16th century, Ashkenazic given names from Central Europe - like Lipman, Golda, Tolba, Liber, Yenta, Zel'man, Perelo, Yuta, Mendel', Leyzar, and Kopel'man - were in common use among Jews throughout the Grand Duchy of Lithuania, including its component regions Lithuania, Belarus, and Volhynia (see Alexander Beider, A Dictionary of Ashkenazic Given Names, 2001, pages 195-196). This shows that a very significant part of the Jewish population of eastern Europe consisted of Jews from central Europe.... (link)


In the 17th century, it became a popular practice to put Magen Davids on the outside of synagogues, to identify them as Jewish houses of worship in much the same way that a cross identified a Christian house of worship; however, I have never seen any explanation of why this symbol was chosen, rather than some other symbol.


The Magen David gained popularity as a symbol of Judaism when it was adopted as the emblem of the Zionist movement in 1897, but the symbol continued to be controversial for many years afterward. When the modern state of Israel was founded, there was much debate over whether this symbol should be used on the flag. Today, the Magen David is a universally recognized symbol of Jewry..... (link)


Magen David or shield of David was not originally a Jewish symbol. It is found in ancient art, both Jewish and non-Jewish, and it does not seem to have had a particularly Jewish meaning. Only in the last two hundred years, approximately, did it begin to be used as a Jewish symbol. Synagogues featured the symbol on the ark, on the velvet covering on the Torah, and on the Torah reading platform. It was used for Jewish coffins and gravestones. When the Zionists searched for a symbol of their movement, they picked both the Magen David and the menorah: one for their flag, and one for their national seal.... (link)






TURKİSH PETROGLYPHS OF KHAKASSİA TURKS - 5000 years old







TIMES OF ABRAHAM - Henry George Tomkins

But the descendants of Shem were not the first civilizers of Babylonia. Those far-spreading tribes called by ethnologists Turanian had been beforehand.

"All appearances" says M.F.Lenormant, "would lead us to regard the Turanian race as the first branch of the familiy of Japhet which went forth into the world, and by that premature sepatation, by an isolated and antagonistic existence took, or rather preserved, a completely distinct physiognomy". 

" A thick stratum of Turanian civilization underlay Semitism in western Asia. In fact all the great towns both of Assyria and Babylonia bear Turanian names".

So writes the Rev.A.Henry Sayce in a most interesting essay on the origin of Semitic Civilization...... (page 6)

"The Turanian people" says Mr.G.Smith ," who appear to have been the original inhabitans of the country, invented the cuneiform mode of writing. all the earliest inscriptions are in that language, but the proper names of most of the kings and principal persons are written in Semitic in direct contrast to the body of the inscriptions. The Semites appear to have conquered the Turanians, although they had not yet imposed their language on the country"....(page 7)

We will now turn to the polity, and laws, and transaction of business. "It is the opinion of the majority of Assyrian scholars" says Mr.G.Smith in his important work, Assyrian Discoveries, that the civilization, literature, mythology and science of Babylonia and assyria were NOT the work of a Semitic race, but of a totally different people, speaking a language quite distinct from that of all the Semitic tribes.

There is , however, a more remarkable point than this : it is supposed that at a very early period the Akkad of Turanian population, with its high cultivation and remarkable civilization, was conquered by the Semitic race, and that the conquerors imposed only their language on the conquered adopting from the subjugated people its mythology, laws, literature and almost every art of civilization".... (page: 30)

In this case the record is "in Semitic Babylonian, but most of the other tablets in the collection" (in British Museum) as Mr.Smith tells us " are written in Turanian ,although occasionally one copy will give a Semitic equivalent for the corresponding Turanian word in the other." ... (page 36)

Mr.George Smith, in his work on "Assyrian Discoveries" gives a translation from a tablet belonging to the temple of Bel, written in the Turanian and Semitic Babylonian languages : -
"In the month Nisan (the first month, mostly in March) on the second day, one kaspu (2 hours) in the night: .....(page 41)

This acoors with the westward drift of races in the earliest times and historic race of the Egyptians to the Lower Nile, for from its origin Egypt was rather Asiatic than African....(page 94)

We have seen indications that the mixture and even fusion of races, so characteristic of the Chaldaean country had extended itself in the tideway of migration through Mesopotamia, Syria, Canaan and even into the Delta. We shall not be surprised to find if so be, even a Turanian element in Egypt when we treat of the "shepherd-kings"....(page 104)

This is a most important contrast and would lead to the conclusion that the pristine Turanian religion of Chaldaea, in respect at least of the worship of elemental spirits ,had not formed any portion of the complicated system which grew up in Egypt....(page 118)

The best picture we can produce must be tessellated with fragments from the most various sources. We have already brought many together and arranged them in a rough outline. We have seen the western migration of different races, Turanian, Hamitci, Semitic ; have traced the line of their smouldering camp-fires from the Persian Gulf to the eastern branches of the Nile, the names of their stations, the titles of their gods, the records of their conquests and, last of all, their very presence with living tradition on their lips from point, along their old time-honoured highway....(page 131)

The name Hyksos, by which they were known to the Egyptian priestly historian Manetho is generally believed to be compounded of Shasu, the usual word for the Arab hordes, and hyk king ; and may have been a mere nickname used after their expulsion. But the Egyptians call them in their records Menti (Syrians), Sati ,the roving Asiatics armed with bows, or by a word of hatred or contempt. Manetho, says they wre of ignoble race, "some say Arabians ;" and also uses the term Phoenicians for the earlier monarchs. Africanus calls them Phoenicians.

It is clear enough from what quarter they came. As we have seen, the few sculptures yet discovered show a type, most strongly-marked common to all the royal heads. Mr.Lenormant has suggested more than once that this may display a Turanian element ; "a race which is not even purely Semitic, and must be pretty strongly mixed with those Truanian elements which science reveals to-day as having borne so large a part in the population of Chaldaea and Babylonia".... (page 143)

The subject of marriage in Egypt has been treated by Prof.Ebers. The wife held a very honourable place in the oldest times, as the monuments clearly show. This agrees well with the Pharaoh's view of the matter, which indeed was quite as characteristic of the old Turanian people of Chaldaea and also guided the conduct of Abimelech king of Gerar....(page 154)

The word used in Genesis xii, for the officers of Pharaoh2s court, is the correct Egyptian title (Sar), which is in fact common to the Turanian and Semitic Babylonia, Egyptian and Hebrew languages...(page 155)

Now they are furnishing one of the most striking confirmations of our faith in the historical record which the wit of man could possibly imagine. for this pristine Elam is "rising up" with its kindered nation the old Turanian Chaldaea, as if to show that in god's providence there is nothing hidden that shall not be revealed when the set day is come....(page 167)

The explorations of Mr.Loftus in the huge mounds laid open the remains of magnificent building of the Persian period, including the stately palace decribed in the book of Esther. But we are only entitled in this place to notice the more ancient objects dicovered in the citadel. "There is every probability" he says "that some of the brick inscriptions extend as far back as the period of the patriarch Abraham. "

M.Lenormant mentions a still more primitive relic : "The Anarian cuneiform writing, as science ha, now proved, was originally hieroglyphic, that is , composed of pictures of material objects ; and these forms can in some cases be reconstructed. An inscription entirely written in these hieraoglyphics wxixts at Susa, as is positively known ; but it has not yet been copied, and is therefore unfortunately not available for study."

In truth this region was the seat of a civilization of the most ancient date, while in the back-ground rose the old Turanian Media, stretching away towards the Caspian where a kindered ,but not identical language was spoken...(page 171)

It is worth notice that Atilla the Hun, in the fifth century, designated himself "Descendant of the great Nimrod"...king of the Huns, the Goths ,the Danes and the Medes. Herbert (author of 'Attilla' a poem) states that Attila is represnted on an old medallion with a Teraphim, or a head, on this breast and the same writer adds: "we know from the Hamartigenea of Prudentius, that nimrod with a snaky-haired head was the object of adoration to the heretical followers of Marcion ; and the same head was the palladium set up by Antiochus Epiphanes over the gates of Antioch though it has been called the visage of Charon. The memory of Nimrod was certainly regarded with mystic veneration by many ; and by asserting himself to be the heir of that mighty hunter before the Lord, he vindicated to himself at least the whole Babylonian kingdom."

It is interesting to trace this appaling head through its Gorgonian development, so far down the ages, from the most ancient Babylonian gems.

The early kings whose names are recorded in the fragmentary inscription of Agu-kak-rimi, brought home by Mr.G.Smith, were rulers of Babylonia but of Cassite race, that is of the Cushite race of Elam, and form in that author's History of Babylonia the first Cassite dynasty....(page 175)

During the time of Sargina the Semitic language began to supersede the old Turanian Akkadian ,and the custom grew up of recording the contracts of sale and loan in Semitic, whenever one of the contracting parties was of that race. "The decline continues rapid" (says M.Lenormant) under the Kissian kings , of whom the first is Khammuragas , when the capital is definitely fixed at Babylon. It is under these kings, who occupied the throne during many centuries, that the Akkadian became extinct as a living and spoken language."...(page 201)

Studies on the times of Abraham - Henry George Tomkins, 

Member of the Society of Biblical Archaeology.





Meir BALABAN St. İsrail de bir sokak.



1 - Batı'da; 11.yüzyılda güneybatı Sibirya'daki yurtlarından batıya doğru göçen Kıpçak Türkleri, bölgede yaşayan Hazar Türklerini hakimiyetleri altına almıştı. Zamanla Hazar Türkleri ile Kıpçak Türkleri arasında akrabalık kuruldu, birbirlerine karıştı, ya da Kıpçak Türklerinden Museviliği seçenlerde vardı da "Balaban" adı yayılmaya başladı. Tıpkı "Polonya Yahudileri ve Tarihçiliği"nin kurucusu "Meir Balaban" daki "Balaban" gibi....

2 - Doğu'da ; Gıyaseddin Uluğ Han lakabıyla Hindistan'da 1266-1287 yıllarında hüküm sürmüş olan Balaban Sultan, Kıpçak Türkleri'ndendi.

3 - Anadolu'da ; OĞUZLAR - BOZOK - BEĞDİLLİ - BALABAN BOYLARI

4 - Balaban: Bala 

Kırgız Türkçesi : Bala
Türkiye Türkçesi : Çocuk 
Azerbaycan Türkçesi : Uşak 
Başkurt Türkçesi : Bala 
Gagauz Türkçesi : Çocuk
Kazak Türkçesi : Bala 
Türkmen Türkçesi : Cağa 
Tatar Türkçesi : Bala 
Uygur Türkçesi : Bala 

5 - 1968'e kadar Köylerimiz (kaynak: İçişleri Bakanlığı/pdf)

Balaban - Büyük Orhan/Orhaneli/Bursa
Balaban - Eğil/Merkez/Diyarbakır
Balaban - Hamidiye/Uzunköprü/Edirne
Balaban - Barak/Nizip/Gaziantep
Balaban - Yuntdağ/Bergama/İzmir
Balaban - Merkez/Demirköy/Kırklareli
Balaban - Merkez/Kınık/İzmir
Balaban - Derbent/Merkez/Kocaeli
Balaban - Merkez/Kandıra/Kocaeli
Balaban - Yazıhan/Merkez/Malatya
Balaban - Hayrat/Of/Trabzon
Balaban - Merkez/Halfetli/Urfa
Balaban - Mürşitpınar/Suruç/Urfa
Balabanburun - Boyalık/Çatalca/İstanbul
Balabancı - Merkez/Eşme/Uşak
Balabancık - Merkez/Mudanya/Bursa
Balabancık - İbriktepe/İpsala/Edirne
Balabancık - Ballı/Mlakara/Tekirdağ
Balabankoru - Hamidiye/Uzunköprü/Edirne
Balabanlar - Merkez/Devrekani/Kastamonu
Balabanlı - Gülpınar/Ayvacık/Çanakkale
Balabanlı - Ovakent/Ödemiş/İzmir
Balabanlı - Merkez/Muratlı/Tekirdağ
Balabantaş - Karaurgan/Sarıkamış/Kars

Ve bu Balaban Türk boyu, Osmanlı arşivlerinde bile Türk olarak bilinirken, bugün niye ısrarla Kürt yapılmak isteniyor peki? Tabii ki bu Balaban soy isimli "Yahudiler" yüzünden (netten bakın bakalım kimmiş onlar!).... İnkar edilemez bir şekilde, Büyük İsraili kurmak için çalışıyorlar da ondan....Bugün için, Aşkenazi Yahudilerini araştıran "tarihçiler" ve kendilerine "Yahudi" diyenler şunu iyice anlasınlar ki, soyları Türk'e dayanır. Balaban soyismi Türkler arasında hala (tüh, onlarda Müslümanmış!) yaygın olarak kullanılır. 










Balakros - Tarsus - MÖ.333-323


Makedonya Kralı Büyük İskender İ.Ö. 333’te Tarsus’u almış, Pers Satrabı Arsemes’i yenerek Kilikia’da Pers egemenliğine son vermiştir. Komutanlarından Nikador’un oğlu Balakros’u geçici bir süre için Tarsus’ta yönetime getirmiştir. Büyük İskender doğu seferlerinde iken, Balakros Tarsus Kral sarayında sevgilisi Glikira ile olağanüstü bir hayat sürmüştür. Bunu öğrenen Büyük İskender Balakros’un yerine komutanlardan Filatos’u getirmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra İ.Ö.323’de imparatorluk parçalanmıştır.


BALA is Turkish. 
Eng. Child, baby. My Child = Balam.
Balakros is the SON OF Nikador...

So....
They were cultural and linguistic interaction with the Turkish speaking people, 
or Nikador's family was Turkish speaking!





Crimea Scythian King Scilurus with his son Palacus - 2th c BC
Kırım - İskit Kralı Scilurus ve Oğlu Palacus MÖ.2yy.
Pala = Bala







Astrahan, Hazar çevresinde kurulan tarihi Türk şehirlerinden biridir. İpek yolu güzergâhında bulunması, Türk kavimlerinin Asya’dan Avrupa’ya göçlerinde bir uğrak alanı olması dolayısıyla tarihinin bilinen en eski devirlerinden beri önemini korumuştur. Yine bölgede kurulan Türk devletlerinin merkezî şehirlerinden biri olagelmiştir. Altınordu döneminde devletin payitahtı olan Saray’dan sonra ikinci öneme haiz şehir Astrahan’dır. Stratejik konumu ve ticaret merkezi olması dolayısıyla gerek Altınordu öncesi, gerekse sonrasında Avrasya’da kurulan devletlerin nüfuz ve hâkimiyet kurma mücadelesine sahne olmuştur.


Yine taht kavgalarında tarafların üstünlük kurma göstergesi haline gelmiştir. Altınordu devletinin yıkılışından sonra, başkenti Astrahan şehri olan Astrahan ya da Hacı Tarhan Hanlığı kurulmuştur. Hanlık, Altınordu’dan kopan komşu devletlerin ve bilhassa Kırım ve Nogay hanlıklarının hasmâne tutumu yüzünden yaklaşık bir asırlık ömründe iç istikrarını bir türlü sağlayamamış, bu yüzden iktidar sürekli el değiştirmiştir. İdil-Ural bölgesine hâkim olarak Hazar’a ulaşma emelinde olan Rusya, 1552’de Kazan Hanlığı’nı ortadan kaldırdıktan sonra, dikkatlerini Astrahan üzerine yoğunlaştırarak, çeşitli vesilelerle Altınordu’nun bu zayıf bakiyesine müdâhil olmaya başlamıştır. Rusya elde ettiği bazı Nogay mirzalarını da kullanarak 1557’de ülkeyi işgal etmiştir. 


Osmanlı devleti ve Kırım Hanlığı’nın bu işgal karşısında gerçekleştirdiği Astrahan seferi ve yine Kırım hanı Devlet Giray’ın Moskova seferleri de dâhil olmak üzere tüm çabalar Rusya’yı Astrahan’dan çıkarmaya yetmemiştir. Rusya hâkimiyeti altında Astrahan bu defa Çarlık Rusya’nın baskı politikalarına karşı ortaya çıkan isyanların merkezi olmaktan kurtulamamıştır. Rus hâkimiyeti sonrası bölgeye iskân edilen Ruslar, Ukraynlar ve sair milletlere mensup tüccar zümrelerin yerleşmesiyle Astrahan ve çevresinin demografik yapısı oldukça değiştirilmiştir. Astrahan Türkleri her türlü dini-kültürel baskı ve eziyete rağmen varlığını muhafaza etmeyi sürdürmüştür.  



Hakkında en geniş bilgiye sahip olduğumuz bu şehirlerden ilki ve aynı zamanda günümüz Astrahan’ın yerinde kurulmuş olan şehir, Hazarlar dönemine ait olup bir dönem Hazarlara başkentlik yapmış olan İdil ya da Etil şehridir. 


İdil, Hazarların idari merkezi olması yanı sıra, Asya ve Avrupa’yı birleştiren başlıca ticaret yollarının kesiştiği noktada bulunması dolayısıyla döneminin en büyük ticaret merkezlerinden biridir. Güneyde İran topraklarına ve oradan Arap coğrafyasına uzanan, doğuda Harezm topraklarına, kuzeyde Bulgar ülkesine ve Slav yurtlarına, Batıda Kiyev’e, oradan Avrupa’ya açılan bir geçit şehridir. Çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte, Hristiyanların, Yahudilerin ve cahiliye dinlerine mensup insanların yaşadığı İdil, ticaret ve sanatın son derece geliştiği, surları, binaları, çarşı ve ticarethaneleri, camileri ve hamamları olan bir şehirdir. Şehrin batı yakasına SARIGşen (Etil), doğu yakasına ise Hanbalıg denirdi. (Balıg Eski Türkçede Kent, Şehir anlamındadır, Hanbalıg- Hanın oturduğu Kent-SB)


Hazar devletinin zayıflaması üzerine Islavlar, Hazar ülkesine saldırı ve yağma hareketlerine girişti ve ülkeyi ciddi manada tahrip ettiler. Kiyev Rus prensi Svyatoslav, 965’de Hazarların başkentini zapt etti ve diğer şehirleri tahrip etti. Tahribat o kadar büyüktü ki, El-Birûni zamanında (1048) bile İdil şehri harabe halinde idi. İdil’in tahribinden sonra bu şehrin yerini hemen yanında kurulan Saksın şehri aldı. Ahalisinin çoğunluğunu Guzların teşkil ettiği Saksın yine Güneydoğu Avrupa’nın en önemli pazarlarından biri oldu. 


X. asrın sonları ile XIII. asrın başlarında bölge Peçenek ve Kuman/Kıpçak Türk kavimleri tarafından kontrol altına alındı. Kumanların ardından bu defa bölge Moğol istilasına uğradı. İdil şehrinin yerinde ya da yakınında sonraları yeniden kurulan şehir, Altınordu döneminden itibaren tarihi eserlerde umumiyetle Astarhan ya da Hacı Tarhan adıyla zikredilmekle birlikte daha başka adlarla da anılmıştır. Rus yıllıklarında şehir Astorokani adıyla tanınmıştır. 


Araştırmacılar bu adın her ne kadar kaynaklarda ilk defa İbn Fazlan’ın zikrettiği Hacı Tarhan adının Rusça telaffuzu olduğunu ileri sürseler de, bu yeni adın Türkçe olduğu ve VIII-IX. asırlarda İdil nehri civarında yaşadıkları bilinen Müslüman İdil Asları ile ilgili olma ihtimali vardır. En eski Türk kavimlerinden olan Asların, Üysün veya Hunlarla çağdaş Wusunlarla ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. Aslar arasında Alan denilen ayrı bir kabile nüfuz kazanıp ortaya çıkınca As ile paralel Alan ismi de genel kavim adına dönüşmüştür. 


Birûni, Alanlar ile As Türklerinin esas yurtlarının Ceyhun ile Hazar denizi arasındaki Oğuz çölü olduğunu, Peçenek ile Oğuzca karışımı bir Türk lehçesi konuştuklarını nakletmektedir. Bunlar İslamiyetin ilk devirlerinde harp ve veba salgını üzerine Harezm taraflarından hicret edip, Hazarların memleketine gelerek onların hizmetine girmiş, AsTarhan lakabını taşıyan komutanları 764-765 yıllarında Araplara karşı muharebe etmiştir. Zeki Velidi Togan, şehrin adını bu komutanın adından veya İdil Aslarından herhangi bir tarhandan almış olabileceğini zikretmektedir. Şehrin adıyla ilgili olarak, “As kavminin Tarhanı”, “Han kızı Astra’nın Şehri”, “Efsanevi hükümdar Ejderha Adjidar’ın Yeri” gibi rivayetler de söz konusudur. Osmanlı kaynaklarında Hacı Tarhan adı yanı sıra Ejderhan adının da kullanılması bu efsanevi hükümdarla ilgili olduğunu göstermektedir.



detaylı
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AS-TARHAN (ASTRAHAN/HACI TARHAN) /PDF
As-Tarhan (Astrahan/Haci Tarhan) From Past To Present
Dr. Fatih ÜNAL
Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi















"The Rothschilds claim that they are Jewish, when in fact they are Khazars" ... "The most wealthy bloodline in the world bar none and the leader of the Ashkenazi Jews in the world today is the Rothschild family."


As you will see in the timeline, the Rothschilds have obtained this position through lies, manipulation and murder. Their bloodline also extends into the Royal Families of Europe, and the following family names:

Astor; Bundy; Collins; duPont; Freeman; Kennedy; Morgan; Oppenheimer; Rockefeller; Sassoon; Schiff; Taft; and Van Duyn. However, these are not the only bloodlines to worry about.
You are probably aware of the centuries old pratice undertaken by many Ashkenazi Jews whereby they would change their name, in order for them to appear part of the dominant race of the country in which they lived, so as they could obtain influential positions in that country, which they would then exploit to serve their real masters elsewhere. There is plenty of evidence to prove the Rothschilds continue that deceptive tradition. "....


The History Of The House Of Rothschild
By Andrew Hitchcock (link)




Yani dünyayı yönetenler Hazar Türk Musevileri'nden mi?  
Sami ırkından olan Yahudilerden değiller mi? Yoksa bu bilinçli yapılmış bir şey mi? 

Ya da en yatkını; Hazarlar  "Asil" olarak anılır, çünkü As Türklerinden gelirler ve AS ULU-YÜCE anlamındadır, TURKUAZ'daki gibi...  Ve Anadolu'daki As Türkleri ile ilgili daha önceki paylaşımı da hatırlayın lütfen...

Ve Hazar, yani yabancılara göre  Khazar milletinden olmak onlara bir Asillik katacaktır. "Ulu-Yüce bir Milletin torunuyum bak!" dedirtecektir. Bu yüzden bu "Dünya'yı yöneten insanlar" köken olarak Aşkenazileri seçiyor. Bu yüzden Türk Tarihi hakkında bu kadar çok şey biliyorlar ve diğer soydaşlarından saklıyorlar. (Prof.Dr.Gazanfer Kazimov'un Rockefeller ile ilgili makalesine bakın:) Dünyayı yönetmek istiyorlar. Güç ile NWO Yamyamlığının hazzı!.. Tanrılık Egosu!..







BEŞ BİN YILLIK SAVAŞTA
"TÜRK" TÜRK'E KARŞI MI?!
KAÇINCI "RAUND"TAYIZ?