kyklop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kyklop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2020 Pazar

Üç Gözlüler



Turova - Zeus - Üç Gözlüler - Okunev


Zeus adı, Hesiod (MÖ 7.yy), İlyada (yazıya geçirilme MÖ 6.yy), Herodot (MÖ 5.yy) gibi geç bir tarihte Grek kaynaklarında karşımıza çıkıyor. Oysa Trakya'da tanrı için "ziu/zia" sözleri var ki Trakya'dan geldiği savulunan Sabazios (ki Saban Türkçedir ve hala Sabantoy olarak kutlanır) at üzerinde göklerde gezen "Göçebe Gök ve Arpa Tanrısı" olarak gösterilir... ki Grekler ata MÖ 7.yy'dan sonra biner. Bununla birlikte Miken yazıtları dedikleri Linear B yazıtlarında (link1- link2) tanrı için "di-wo, di-we" sözleri kullanılmış, yani Zeus'taki ya da Trakya'daki gibi -z- ile değil. Turova'ya hem doğudan hem de batıdan göç var, ki bunların arasında Traklar da gösterilir. Ancak Trakların atası olarak gösterilen "Tiras" Türkçedir ve 'Togarma'nın amcasıdır; Togarma'nın amcası olan Tiras'in da babası Gomer/Kimmer'in diğer bir oğlu Aşkenaz, yani Hazarların atası, 10.yy'da Hazarlara tıpkı Sabazios sözündeki Saba gibi Sabir/Sabar da denilmekteydi... 

Togarma'nın oğlu olan "Taurus (Türk)" sözünü Turova da görürüz. Hitit metinlerinde Turova ülkesi ya da kenti için "Tarausia" sözü kullanılır, tıpkı bugünün Kırım ve çevresine zamanında "Taurisi Scythia"sı dedikleri gibi. Ayrıca Hitit metinlerinde geçen Tegarama (Gürün/Sivas) kentinin adı da Togarma'dan gelir. Tiras aynı zamanda "Tursha-Teresh" olarak da Etrüsklerin atası sayılmaktadır. ... Kırım ve Balkanlar'daki Kimmer-İskit varlığını da hatırlarsak, Sabazios'un bir Frig değilde bir İskit tanrısı/iyesi (ya da kam) olması yüksektir. Bu sebeple Zeus sözünün "di-we, ya da di-wo"dan ziyade "Sabazios"tan türetildiğini düşünüyorum, ki görevleri hem "Zeus" hem de Anadolulu "Şarap/Bağ Tanrısı Dionysos"ta görülür.

Özetle, Greklerin tanrılar düzeni, MÖ 8.yy'dan sonra Hesiod, İlyada, Euripides ve Herodot gibi yazar ve şairler tarafından "sonradan" oluşturulmuş. Herodot'un İskit atası olarak Zeus'u vermesi onun İskitlerin ne olarak adlandırdığını bilmemesinden kaynaklanıyor ki bir başka yerde Papaios (Papa-Baba) olarak verir ki İskit-Türklerinin Atamız demiş olması Herodot tarafından "Tanrı-Zeus" olarak algılanmış olması da muhtemeldir. Çünkü Greklerin kültüründe Tanrılar ata olarak verilir. İskitler ise tanrıları değil, insanları ata olarak gösterir, bunlardan biri Herkül (Erkle) ve diğeri de Targitaos'tur (Targitay). Ancak Herodot'a göre  her ikisinin de babası Zeus'tur. Soy atama/bağlama bir yasayla MÖ 6.yy'da gerçekleşmiş. Her aileye ya da kavme birer ata bahşedilmiş ve Herodot gerçekleşen bu olaydan tam 100 yıl sonra yazmış. Ayıca kıta Yunanistan'ın yerli halkı her kaynakta "Hint-Avrupalı olmayan" Pelasg (Etrüsklerin de atası) ve Lelegler olarak geçer ki bunların soyundan gelenler de Turova ile birlikte Batı Anadolu'nun yerlilerindendir.

Dionysos'a gelirsek;
Frig-Lidya coğrafyasında asıl adı Bacchus'tur ve Bağ/Buğ = "Tanrı-Bağcı" olarak Türkçedir. Her ne kadar Hesiod Dionysos'tan bahsetse de Bacchus sözü ise Euripides'in Bakkha'lar eseriyle MÖ 5.yy'da kıta Yunanistan'a girer. Ancak "Dionysos" adı Zeus'tan doğurulduğu için, Linear B'deki gibi "di-we/di-wo"dan türetilmiştir. -nysos için ise Nysia (Sultanhisar-Aydın) da doğduğu için geldiği ve Dio adına eklendiği öne sürürlür. Bir başka açıklamaya göre de Linear B yazıtındaki "di-wo-nu-so" dan türetildiği, ama -nuso'nun kökeni bilinmediği, hatta belki de "nüsa=ağaç" (MÖ 6.yy) anlamına geldiği de tartışılır. Yine de "nüso" sözü Hint-Avrupa dillerinden değildir... ki Bacchus/Dionysos "Asma/Bağ" tanrısı olduğu için asma da "ağaç" gibi görüldüğü için "ağaç tanrısı" olarak kabul edilebilinir. Ayrıca Pelasgların yerlisi olduğu Boeotia'da Dionysos "Ağacın içinde yaşayan tanrı" olarak anılır ve kurbanlar verilirdi. Bacchus için Sabazios'taki ya da Saban'daki gibi "Bakkhoi-Saboi" denildiği de bilinir. Arkeolojik kazılar da asmanın anavatanının Kafkasya ve Anadolu olduğunu, MÖ 3500'lerden beri de bilindiğini gösterir. Ve Dionysos nasıl Kibele'den doğmuşsa, Sabazios da ondan doğurulmuştur. Ancak daha sonra Zeus, Sabazios ile Dionysos'un babası yapılır. Burada "yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan" sorusunu sorabiliriz. Bu tıpkı Afrodit'in öyküsüne benziyor; Afrodit Hesiod'ta Zeus'un halası iken, İlyada'da Zeus'un kızıdır. Çok net olan ise; Hint-Avrupa dillerinde kullanılan "wine (şarap)" ve  "vineyard (üzüm bağı)" sözlerinin "Bacchus" ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi,  "Saban" sözünü de anlamıyla Türkçe olarak açıklayabiliyoruz.


Turova Kralı Pirim'in ülkesindeki Zeus (tabi ki adı Zeus değildi, ancak ne olduğunu bilemeyiz) tapınağında bulunan ahşap heykelin de "üç gözü" vardı... Odysseus'un kör ettiği dev Kiklop da aslında tek gözlü değil, "üç gözlü" idi, çünkü adında anlamı "çok" olan "Poly" var ki bu da dev Kiklopların aslında "üç gözlü" olduğunu gösterir. Pelasglar duvar ustaları olarak da tanınmıştır, hatta Atina Akropolünün duvarlarını Pelasglar inşa etmiştir. Bu tip duvalara ya Pelasgic ya da Kiklop denilmiştir. Bu durumda Kikloplar da Pelasg soyludur.


Semra Bayraktar



Üç Gözlüler

* Kam (Şaman), Proto-Türk-Okunev MÖ 2500-1800 / Hakasya
* Sicilyalı Galatea ile Kiklop Polyphemus mozaiği / Cordoba-İspanya (Kordoba yer adı da Türkçe), Roma dönemi MS 2.yy.


Kam (Shaman)




Soru ve yorum:
Bağ-Buğ sözünün Tanrı anlamına geldiği ve eski dönemde kullanıldığı;
Buğday sözünün de tanrının yiyeceği olduğu için bağ-buğ sözünden türetildiği;
Aynı zamanda üzüm bağlarının da bu sözden türetildiği, çünkü Grek mitolojisindeki Anadolu kökenli tanrı Dionysos'un hem sabana öküz koşan (çiftçilik-buğday), hem de şarabın (üzüm bağları) tanrısı olmasından dolayı öz adı olan Bakkhos (Bacch-os)'u aldığı (Dİonysos adını Zeus'tan doğurulduktan (!) sonra alır, çünkü Dionysos zorla kıta Yunanistan'a girmiştir) ki Bağ sözü Türk Dünyasında üzüm bağlarıdır.
Rusçada tanrı sözüne karşılık Bog (Бог) sözünün de Türkçeden geçtiği;

Soru: Bağ-Buğ = Tanrı ; doğru mudur?
Yorum: Doğru ise Bacch-os sözü özüyle tanrı demektir ve Türkçe kökenlidir. Hem Buğday, hem de üzüm şarabı tanrıyı ifade eder... Bu sebeple Hıristiyanlıkta "İsa'nın kanı" diye şarap içmekteler...


* Bağdaş kurarak oturmak da buradan geliyor olabilir, tanrının mekanı, kut alan alp kağan...
* Türk Mitolojisinde Yaşıl Han > Bacchus'un Ağaç Tanrısı olması...
* Buğu > Hakan ve elitlerin yakılarak defnedilmesi, tanrıyla bütünleşmek (ozlaşmak)
* Bağrı yanmak, gönül bağı, bağırmak, bağışlamak, bayılmak (beğenmek)
* Bağdat - Bağdadı = Karnını doyurmak, Tanrı tarafından bağışlanmak
* Bagh > "god"

* Prof.Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu (Kazakistan) Orhun yazıtlarından örnek vererek şunları söyler: - Bu örnekler eski Türklerin dinlerini Böge, Böke, Bögü ve dinlerini Bögü olarak adlandırdıklarını göstermektedir. [Mine bul mısaldar bayırğı türikterdiñ din basın böge, böke, bögü dep ataytının, dinin de Bögü dep aytatınına kwä bolamız.] Bögü (Täñirlik) / Bögü (Tanrılık)



Bu sebeple, "Buğ-Bağ > Bacc(-os)" sözleriyle ilgili olabilir; Bögü > Kam
* Bögü Kağan ... gibi
* Bruja (Bruha) > Büyücü=Kam > Jade (Yada) Taşı > Jada=Cadı
SB





18 Nisan 2016 Pazartesi

İkaros'tan Sarpedon'a




İKAROS - DİONYSOS (Bakkhos)
MENESTHEUS - TRUVA (Turova)
APOLLO - KEHANET (Delphoi)
DEMETER - MEŞE AĞACI
SARPEDON


Dionysos İkarios'u Ziyaret Ederken
EFES - Roma Dönemi 
İzmir Arkeoloji Müzesi



İkarios'un kızı Erigone:


Tanrı Dionysos (1) Yunanistan'a ilk geldiğinde İkarios'un (*) evinde konuk kalmış ve buna karşılık ona asma kütüğüyle şarabı armağan etmiş. Kızı Erigone'yle sevişmiş ve Staphylos (üzüm) adlı bir oğulları olmuş. Bir gün tanrı İkarios'a bir tulum dolusu şarap vererek, komşularını şölene çağırmasını ve onlara şarabı tattırmasını söylemiş. 


Ama sarhoş olan komşular İkaros'un kendilerini zehirlediğini sanmışlar, onu sopalarıyla vurup öldürdükten sonra, ölüsünü götürüp bir yere atmışlar. Köpeği, Erigone'ye babasının atıldığı yeri göstermiş, kız da üzüntüsünden oradaki ağaca asmış kendini. Tanrı Atinalıları cezalandırmış: Bir delilik salgını baş göstermiş şehirde, genç kızlar çıldırıp asıyorlarmış kendilerini. Delphoi bilicisi (2) bu olayı İkarios ve Erigone'nin ölümleriyle ilgili gösterince, Atinalılar Erigone için bir bayram düzenlemişler. Bu bayramın bir benzeri de Roma'da vardı; Entoria (3). (Azra Erat)



(*) İkarios: 
Kral Pandion I (**) zamanında Yunanistan'a üzüm bağını tanıtan Atinalıdır.


(**) Erikhthonios'un oğlu Pandion I: 
Atina'nın 5.kralı ve efsanevi kurucusu (! 5.kraldan sonra efsanevi mi? ilginç),  MÖ.1437-1397'ye yerleştiriliyor (4 The Story of Athens: The Fragments of the Local Chronicles of Attika by Phillip Harding,syf 42). Onun zamanında Atinalıların Demeter ve Dionysos ile tanıştırıldığı söyleniyor (5 Apollodorus, 3.14.7 ). Babası tarafından Tanrı Hephaestus'un torunu (6 Hephaestus Pelasglı değil miydi? ;) ).  Tanrı Poseidon ile bir anılan Pandion'un oğlu Erechtheus ("Poseidon Erechtheus") antik Yunan Şehir-Devleti'nin (city-state) mucididir. Erechtheus'un oğlu Orneos; Orneus'un oğlu Peteos; Peteos 'un oğlu Menestheus;  Truva Savaşı'nda Atinalıların komutanıdır (7).




Dionysos/Bacchus
Fildişi plaka / MÖ.1.yy-MS.1.yy 
Sepino/İtalya




(1)  Dionysos - Tarım - Üzüm:

Dionysos’un öteki adı olan Bacchus – Bağcı’dan türemişdir.
Dionysos Anadolu'ludur, Doğuludur yani, Yunan tanrı panteonuna sonradan girmiştir, kabullenilsin diye Zeus'tan ikinci kez doğurulmuştur. Anatanrıça Kybele'nin himayesi altındadır. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü Sabana koşan” tanrı olarak da anılır. Çiftçi yani....Diğer adı Sabazios'tur.


Sabazios Frig Tanrısı diye de geçer ve annesi de Kybele'dir. Zeus bile ondan türetilmiştir. Haziran-Temmuz aylarında gerçekleşen Sabantui/Sabantuy Bayramı da hasat bayramıdır, Dionysos şenlikleri olarak ta geçer ve hala yapılmaktadır. Saban İskit boyu olmakla beraber, Suvar/Subar/Sibir olarak ta anılan Türk boyudur.



"Sabantuy, Tatar dilinden çevirisi ile ‘Saban Bayramı’, geleneksel olarak mahsül kaldırma çalışmalarının başlaması şerefine düzenlenir."





"Dionysos'un doğudan geldiğini, Anadolu'dan çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile getirir." der Azra Erat


Üzüm Bağını Çin’e tanıştıran da Türklerdir. (J.P.Roux)



Ya Demeter için ne demeli?



"O Nisaba, iyi kadın, adil kadın, dağlarda doğan kadın!..Tahılları büyüten"
Silindir mühür - Akad - MÖ.2350-2150

Sümerde bilgelik/öğretme tanrıçası/anası olan Nisaba-Nidaba-Naga dünyaya düzen getirecek, organize edecek ve de bunu kayıt altına alacaktır. Babillerin ülkeyi ele geçirmesiyle dişil olan öğretme/bilgelik eril'e geçer ve adı da Nabu olur. Bazı yerlerde eşi olduğu söylenir. Nisaba aynı zamanda toprak tanrıçası olarak tahıl ve hasat ile de ilişkilidir. 
Kızkardeşi Ninsun'da Bilgimış'ın (Gılgamış) annesidir. 





Demeter: Çiftçilerin, ekmeğin Tanrıçası.  İlk ve Son Bahar'da, (aslında Ekinoks'ta görünüp kaybolan) Bereketin, açlığın-tokluğun (Erysikhthon mitolojisi) simgesi. Gizemli [mysteria (ölüler diyarı ile iletişime geçen Şaman/Kam gibi )] Eleusisli Triptolemos'a Ejder arabasını, dünyaya tarımı öğretmesi için verip gönderen tanrıçadır... Posedion'dan olma Ölümsüz At Arion'un da annesi .... "Cadı" olarak tanımlanan (kadın şaman/kam)  Hekate/Ekate'yi de kölesi olarak yanına alan tanrıça, ki Hekate ondan daha eskidir. MÖ.3binlere kadar iner ve de öz be öz Anadoluludur. Daha çok Karia'da tapınım görmüştür. Karialılar ile Lelegler akrabadır, hem Homer hem de Heredot Leleglere de Pelasglılar denildiğini yazar. Ayrıca Hekate İskitlerin Api'si ile benzerlik gösterir.




Diğer yandan Prometheus "ateşi"  Meşe Ağacı ile getirmiştir. Meşe Ağacı Anadolu'da Tanrıça, Avrupa'da ise Tanrı olarak tapınım görmüştür ve Meşe Ağacı'nın koruyucusu Demeter'dir. Hayat Ağacı'dır o, çevresindekilere can verir, Amerika Yerlilerinde ölümsüzlüğü temsil eder. Ballıhisar-Pessinus Tapınağında bulunan "Kara Taş" (meteor taşı)  Meşe koruluğunun dibindeydi. Efes'teki Artemis "Pınar" başında "Meşe" koruluğundaydı. Keltlerle (Galatlar) başlayan Druid törenleri aslında bir Şaman/Kam töreniydi ve Meşe koruluğunda yapılırdı. 




"Altay bölgesinde yaşayan Türk boylarının, oymakların ağaçları vardır. Türk boylarının ağaçları şu şekildedir:


Soy          Ağaç
                  Çus          Akçam(Köknar) 
Kuzen         Çam
Komdoş      Akağaç
İrkit          Akağaç
Kıpçak        Akağaç
Saal          Melez Ağacı
Todoş       Hanımeli Ağacı
Soyon       Hanımeli Ağacı
İrkit          Hanımeli Ağacı


Her oymağında farklı ağacı olmakla birlikte kayın ağacı bütün Altayın ortak kutsal ağacıdır. Her yıl bütün oymaklar kendi ağaçlarını temsil eden ağacı ailecek ziyaret eder 1-3 gün orada kalırlar. Kutlu soy ağaçlarının altında gece geçirmenin soy açısından iyi bir hareket olarak algılandığı görülmektedir. Tanrı kutunu temsil eden kutsal ağaç, hayatın kaynağıdır, sürekliliğinin teminatıdır. Kutsal ağacın yok olması ile orada hayatın biteceğine inanılmıştır. Kutsal ağaçlar insanların tanrıdan kut aldıkları araçlardır. Kutsal ağacının yok olması ile kut da yok olur. Kutun olmadığı yerde de savaş, kargaşa, bereketsizlik her türlü kötülük olur. Bu birkaç cümle ağaçların Türklerin hayatında ne kadar önemli olduğunu anlatıyor aslında. 


İşte bu yüzdendir ki kutsal olduğuna inanılan ağaçlar kesilmez, onlara en ufak zarar verilmez. Günümüzde de bu böyle değil midir? Ağaçlara zarar verenlere toplum tarafından iyi göz ile bakılmazken ağaç dikenlere ise hep övgüler yağdırılmışdır. Yine Türkler yeni bir yere yerleşecekleri zaman tanrının kutunun olduğu kutsal ağaçların etrafını seçerlerdi. Nedeni ise tanrı kutunun olduğu yerde dirlik, düzenlilik, bolluk ve bereketin olduğu inancıdır." - Özgür Gönen


Eski Türklerde Meşe Ağacı'da kutsal sayılan ağaçlar arasındaydı, ve Meşe / Ağaçeri boyu olarak İskit-Hun-Türkleri'nde görülür. Ve tıpkı Türklerdeki gibi, Demeter'de Kutsal Ağacı Meşe'yi kesen Erysikhthon'u açlık ile cezalandırmıştır.


"Muşkilər İskit kavmi idi. Yunanlar onlara Mosx, ya da Mossinyok derlərdi. İsmilərinin də ağac evlərdə və ormanlarda yaşadıqlarından dolayı aldıqlarını söylərlerdi. Akkad yazılarında bu Muşkiler Meşex, ya da Meşequkimi keçər. Akkadcada bol Türkcə kəlimələr vardır və ağac anlamında meşek, arman sözləri vardır.  Yəni anladığımız bu Muşki/Mosx/Mossinyok/Meşequ boylarının adı bizim Meşe sözündəndir.  Kəndiləri Türk və Ural kavimlərinin karışımı idi. Daha sonra onları kral İskitlər (Han Oğuzlar-Çar İskitler) Asurlarla bitməyən savaşlardan dolayı yanlarına alıb Anadolu-Trakya-Balkan və Kavkaz-Doğu Avropa yolları ilə köç etdilər. Şu an Rusiyada yaşayan Meşer Tatarları (Ağaçerilər) və Ural boyu olan Mokşalar (Mordvinlərin önəmli kolu) kəndi adlarında o ismin hatırasını daşıyırlar. İlk əvvəllər Mosok şəklində olan Moskva toponimi də o ismin hatırasını yaşadır." der Elşad Alili (Azerbaycan)





"İda. «İliada»da tez-tez adı çəkilən İda Troyanın qarşısındakı uca dağın adıdır. Troya onun ətəyindəki düzənlikdə salınmışdır. Tədqiqatçıların fikrincə, qədim yunan dilində iki sait arasındakı d səsi qədim türklərdəki ş səsinə uyğun gəlir. Odur ki ida/idi sözü işi, yış, yiş kimi təsəvvür edilir ki, bu da «meşə», «meşə ilə örtülmüş dağ» mənasını verir.  Poemada İda dağı həqiqətən bol sulu, meşəli bir dağ kimi təsvir edilmişdir." - Prof.Dr.Gazanfer Kazımov



"Gargı deresinin pinar odunu
A yavrum sürmelim,
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Henımlara fisdan biçelim
Nacaklar mı yardı senin budunu
A yavrım sürmelim."

Bodrum Türküsü "Kargı Deresinin Pinar Odunu"
Pinar bir Meşe türüdür. 




Peki, Pinar ile ilgili olarak Strabo ne diyor kitabında?

"19: After Aegaeae, one comes to Issus, a small town with a mooring-place, and to the Pinarus River. It was here that the struggle between Alexander and Dareius occurred; and the gulf is called the Issic Gulf. On this gulf are situated the city Rhosus, the city Myriandrus, Alexandreia, Nicopolis, Mopsuestia, and Pylae, as it is called, which is the boundary between the Cilicians and the Syrians. In Cilicia is also the temple and oracle of the Sarpedonian Artemis; and the oracles are delivered by persons who are divinely inspired." Strabon





Pinar- Binar - Munar
Dede Korkut'taki Binar'dır, (b/p değişimi) Tepegöz hikayesindeki Munar'dır (b/m değişimi).



"Oğuz Destanı'nda Oğuz ve beraberindekiler İtil nehrine geldikleri ve bütün eşyalarını suya kaptırdıklarını düşündükleri sırada kendilerini hala ırmak kenarındaki yüksek bir ağaçta bulunurlar. Bu dönemle birlikte Oğuzlar'ın ormanlık yerleri yurt edindikleri, bu kabileye "ağaç-eri" dendiği belirtilmektedir (Ögel). Munar destanlarda geçen kocaman bir ağaçtır (Yudahin). Kalık Akiyev, Kırgız SSR İlimder Akademiyası tarafından 1957 yılında basılan kitapta "munar - dalları göğün yedinci katına, kökü de yedi kat yerin altına uzanan ulu bir ağaç, hayat ağacı" şeklinde bilgi vermektedir. 


Türk epik anlatımlarında "bınar"ın, "munar"a dönüştüğünü düşünüyoruz. Büyük bir ihtimalle eski "hayat suyu ve dünya ağacı" şeklindeki birleşik inançları, belki Dede Korkut'ta aynı şekilde devam etmiş; ancak "kuraklıktan dolayı yurtlarını terk eden Türkler'in bugünkü coğrafyalarında sadece "suyu olan yer, pınar" anlamıyla yaşamaktadır. Ayrıca halk arasında "pınar"a hala "munar, mınar" dendiğini de unutmamamız gerekir. Zaten Dede Korkut coğrafyasındaki "bınar", bizde "bunar" şeklinde söylenmemiştir, ancak b/p değişimiyle "bınar" "pınar" olmuştur.


Sonuç olarak diyoruz ki Tepegöz'de yer alan "Uzun Bınar'ın Gökyay'ın, Dede Korkut'ta belirtildiği gibi "nerede olduğu belli olmayan bir yer adı" olmayıp "Türkler'in efsanevi hayat ağacı munar olduğunu iddia ediyoruz."




Prof.Dr.Nerin Yayın,2008

*


"Dünyamız Yakutlarca, sekiz köşeli imiş,
 Bu ağaç büyük imiş, göklere çıkar imiş.
 Bu ağacın her yanı Tanrı‟dan hep süslüymüş.
 Kabukları, kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş.
 Ağacın gövdesinden bir usare akarmış,
 Bu kutsal suyun rengi, altın gibi parlarmış.
 Ağacın budakları, ta göklere uzanmış,
 Gören sanırmış sanki dokuz kollu şamdanmış!
 Yaprakları büyükmüş, dallarından sarkarmış,
 Yaprakların her biri,bir at derisi kadarmış,
 Ağacın tepesinde bir usare çıkarmış,
 Köpük köpük kaynayıp,sarı renkte akarmış!
 Bu ağacın yanına, hiç kimse gidemezmiş,
 Bundan içenler ise, açlık hissedemezmiş!
 Bu sudan içebilen, artık mesut olurmuş,
 Her şeye erişirmiş, Tanrı‟dan kut bulurmuş!
 İlk insanın atası, burda yaratılınca,
 Hayatı elde edip, tadını da alınca,
 Hemen ağacı görmüş, koşup altına gitmiş,
 Kanıp bu sudan içmiş, hayatı elde etmiş"



Hayat Ağaçları da Er-Sogotoh (Avatar filmini de hatırlayalım) destanında yer aldığı gibi tek ağaçlardır ve sanat eserlerinde yine yalnız olarak tasvir edilmektedirler... Destanda yer alan ağacın betimlemesi yapılırken meyvelerinden bahsedilmemiştir, ancak “usare akarmış” sözü ile meyvesin bu usare olduğu anlaşılabilir.”Usare” hayat veren sıvı, öz su anlamında kullanılmıştır. Gövdesinden çıkar ve bunu içenler tanrının kutuna sahip olurlar. Dünya Ağacı ile Hayat Ağacı birbirinden farklıdır fakat birbiri ile ilişkilidir.


Kozmik Ağaç ( Dünya Ağacı ) ( Üç Evreni Birleştirir)


Kozmik ağaç üç evreni ( gök,yer altı,yer üstü) birleştiren, Dünyanın tam ekseninde bulunan kutsal ağaçtır. Türk toplulukları arasında dünya ağacı ve merkez dağ sembolizmleri genellikle birbirini tamamlamaktadırlar. Bu bağlamda, kozmik olarak dünya ağacı yerin merkezinden yükselmekte ve kozmik bölgeleri birbirine bağlamaktadır.



Bir Altay Efsanesine göre de yerin göbeğinde, her şeyin merkezinde yeryüzünün bütün ağaçlarının en yükseği olan ve Tanrının olduğu yere dokunan kocaman bir çam büyümektedir. Yine Abakan Tatarlarına göre, dünyanın ortasında demir bir dağ vardır ve bu dağın üzerinde de yedi dallı beyaz bir kayın ağacı dikilidir. Eliade‟nin ifadesi ile Kozmik Ağaç yer yüzünün ortasında, göbeğin bulunduğu yerde yükselir, dallarla da tanrının mekanına ulaşır. Bu ifadelere göre kozmik ağaç olarak adlandırılan kutsal ağacın belirli özellikleri ile diğer ağaçlardan ayrıldığı görülmektedir.


Görüldüğü üzere, dünya ağacı sembolizmi ile gök ve yer arasında merdiven veya köprü kurmak mümkündür. Çünkü bunlar bir dünya merkezinde yükselmekteydi. Bir taraftan o sürekli olarak yenilenmekte olan evreni, kozmik hayatın tükenmez kaynağını, kutsalı ifade ederken, diğer yandan da gök veya gezegenlere ait gökleri temsil eder. Gezegenlere ait gök sembolü olarak, pek çok geleneklerde bulunan dünya ağacı (kozmik ağaç) sembolü dünyanın kutsallığını, bereketliliğini ve sürekliliğini vurgulayarak yaratma fikri ile olduğu kadar ölümsüzlük düşüncesiyle ilişkide bulunur. Böylece dünya ağacı, hayat ağacı ya da ölümsüzlük ağacı olarak da kullanılabilir. Bu inanışın bir sonucu olarak tamamlayıcı sembollerle zenginleştirilmiş olan kozmik ağaç, en kutsal ağaç olarak Hayat Ağacı ile beraber efsanelerde yerini almıştır. 




Hayat Ağacı ( Hayat Bahşeder) (Üç Evreni Birleştirir)


Bütün dinlerin ve milletlerin mitlerinin kökeninde olduğu gibi Türk mitolojisin önemli konularından biride “Hayat Ağacı” inanışıdır. Ağaç kültü içersinde de büyük öneme sahip olan ağaçtır. Hayat ağacına yüklenen anlam ve öneme bakıldığında diğer kutsal ağaçlardan daha büyük olduğu dikkat çekmektedir. Hayat ağacı isminden de anlaşılacağı gibi varlıklara hayat bahşetme özelliğine sahiptir. Tanrının en büyük özelliği olan yaratıcılık vasfı hayat ağacına verilmiş tanrıyı bu özelliği ile temsil etmiştir.



Hayat ağacı kozmik ağaç görevini yaparak üç evreni birleştirir. Çoğu eski metinlerde hayat ağacı kozmik ağaç ile beraber yer almıştır. Hayat ağacı Kozmik ağaç olarak Dünyanın merkezini temsil etmiş hem de insanların var olmasına araç olmuştur. Bazen de tek başına varlıklara can verdiğine inanılmıştır. Kozmik ağaçtan (Dünya ağacı) farkı da budur. Hayat ağacı her iki inanışın başrollerinde olurken kozmik ağaç sadece dünyanın direğini temsil etmektedir.



Bu karmaşayı özetlemek gerekirse: Kozmik ağaç ( Dünya ağacı ) olarak isimlendirilen ağaç aynı zamanda hayat ağacının kendisidir. Farklı isimlerde kullanılmasının nedeni ise destanlara konu olduğu bölümlerde, uygulanan ritüellerde (Ölülerin ağaca asılması vs.) ya da tasvirlerinin yer aldığı yerlerde (duvar resimleri, şaman davulu) hayat verme vasfının ve Dünyanın merkezini temsil etme özelliğinden sadece birinin yer almasından veya bu vasıflardan birinin diğerine göre daha ağır basmasından kaynaklanmaktadır. Şamanizm inancına göre Şamanlar ağacı Dünyanın katları arasında yolculuk yapmak için araç olarak kullanmaktadırlar. Burada Hayat Ağacının Dünyanın merkezini temsil etme özelliğinin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu nedenle bu ağaca araştırmacılar tarafından Kozmik Ağaç denilmektedir.




İlk insanların türeyişini anlatan destanlarda ise ağacın hayat bahşetme vasfının ön planda olduğu görülmektedir. İnsanların ağaçtan türediğine inanılmış destanlara konu olmuştur. Bu nedenle ise araştırmacılar tarafından kozmik ağaç ifadesi yerine hayat ağacını kullanmışlardır. Ağaçların tasvirleri incelenirken de araştırmacılar farklı isimler kullanmışlardır. Kozmik ağaçtan bahsederken ağacın baskın vasfı olarak dünyanın merkezini simgelediği hayat ağacı ifadesinin kullanıldığında dünyanın merkezi yanında hayat bahşetme vasfının da yer aldığını örnekleri inceleyerek daha iyi kavrayacağız.



Araştırmacıların bu ağaçlara farklı isimler vermesi karışıklılığa neden olsa da bu ifadelerin yanlış kullanıldığı söylenemez. Bu karmaşanın nedeni yukarıda da bahsettiğimiz gibi ağaçların vasıfları ile ilgilidir. Kozmoloji anlatılırken Dünya Ağacı, insanların türeyişi konu olduğunda ise Hayat Ağacı olarak isimlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Diğer unutulmaması gereken husus ise bu inanç sistemlerinde genel tema da aynı olsa da bölgelerin kendi aralarında kısmen farklılıklar gösterebilmesi mümkündür.



Türeme Aracı Olarak Temsil Edilen Hayat Ağacı
Özgür Gönen - Sakarya Üniversitesi






Mezopotamya'dan kopup gelen Bilgamış'ın annesi Ninsun'un kızkardeşi Nisaba gibi, çiftçilerin, açlığın ve tokluğun Anaç Tanrıçası, Eleusis'in gizemlisi Demeter'in koruması altındaki, Pınar (su) başındaki Hayat Veren Meşe Ağacı' (Pinar-ağaç) da Ulu ve Yalnız değil midir? Ayrıca asıl tarımı öğreten (adında da belli olan Saban Türkleri) Sabazios, yani Dionysos/Bacchus değil midir? Peki, Ağaçeri Türklerini nereye koyalım? ;)




Saha (Saka-Yakut) Türklerinin Milli Sembolü : Hayat Ağacı





(2) Delphoi ve Bilicileri:

Tanrısı Apollo'dur. Apollo adı Yunanca açıklanamamıştır. Hititlerde adı Apulinus, Etrüsklerde Aplu'dur. Hititlerin başkenti Hattuşa da dahil dini ve kültürü "Asyalı" Hattiler'den geçmedir. 


Mitolojideki diğer bir anlatım ise Prometheus'un insanı çamurdan yaratması ve ateşi de ona ısınması, pişirmesi ve aydınlanması için vermesidir. Prometheus'un eşinin adı Asia'dır. As Türklerinden gelir ve As'ların Ülkesi anlamına gelir. Demek ki Prometheus'da bir doğuludur ve akıl ile donatılmış zamanın titanıdır.  Ateş insanlara 'düşünme' yetisini verir ve Zeus'u kızdırır. Zeus'a göre insanlar düşünmemeli ve tanrılara biat etmelidir, böylece ateşi insanlardan alır. Prometheus'u cezalandırır (nasıl oluyorsa bu artık!).  


Aslında bu olayda ileri medeniyete sahip olan Doğu'nun, hile ve kaba kuvvetle Batı'nın egemenliği altına girmesi işlenir.  Prometheus'un getirdiği ateşte, yani ilkel ateş yakma ritüelindeki dönüş hareketleri, bugün için svastika denilen OZ/ÖG Damgasını oluşturur, başka bir deyişle Prometheus Oz'dur,  İleriki dönemlerde Anadolulu olan Apollo Delphi de Pytho adlı bir Ejderi/Serpenti (ki o da  Turan kökenlidir)  öldürerek, zamanın kontrolünü eline alır, arkasından Apollo Kehanet Tapınakları - Oracle yapılır. Neden? Prometheus'un adının anlamı "önceden bilen-geleceği gören"dir, yani zamanın efendisidir ve öldürülen evreni, zamanı temsil eden Ejderha da aslında Prometheus'tur. 


Ejderin öldürülmesi ile de 'El Vermek' olayı gerçekleşmiş, böylece geleceği gören kahinler Apollo'ya bağlanmıştır. Doğulu bir tanrı olan Apollo tarafından Doğulu bir tanrı öldürtülmüştür.  


Ve Delphoi, "Dünyanın göbeği olarak kabul edilir. 

“Dünyanın göbeği” denen yere aslında bir göktaşı düşmüştür. Tanrının “Omphalos” [ (göbek demek) Yukarıda anlatıldığı gibi Kozmik Ağaç-Dünya Ağacı da olabilir. - SB] denen taşın olduğu yere oturup ve oradan kehanette bulunduğuna inanılır. Kutsal taş Omphalos bütün kehanet merkezlerinde muhakkak vardır. Louis Robert kazıyı yaptığı zaman tapınağı açtığında, içeride ön salonda bir mermer Omphalos bulmuştur; antik dönemde bu taşın üzeri bronz üzerine altın yaldızlı defne yaprakları sarmal şeklinde bezenmiştir. Bugün sadece bunların rapt edildiği delikler bulunmaktadır."(Prof.Dr.Nuran Şahin Klaros Kazı Başkanı) 


Tıpkı, Çorum Hattuşa'daki "Yeşil Taş" ; Ballıhisar Pessinus Tapınağı'ndaki Kubaba/Kybele'ye ait "Kara Taş" gibi ve bu taş MÖ.2.yy da Roma'ya götürülerek Magna Mater olarak anılmıştır; ayrıca Kabe'nin içindeki de "Kara Meteor" taşıdır!


Martin Bernal Kara Atena kitabında Kehanetin Mısır üzerinden Dodona'ya geldiğini yazar (Pelasglar- Homer - ki o da Meşe koruluğundadır) ve Dionysos ile Osiris'i, Demeter ile İsis'i özdeşleştirir. Bir kısmı doğru bir kısmı ise Yahudiliği ön plana çıkarma arzusundan doğan yanlışlardır. Çünkü kaynak Mezopotamya'dır ve Yahudiliğin başlama çağından (Musa-y.MÖ.13.yy) en az 2000 sene öncesine gider. Ve Mısır'daki Türklerin varlığı da hatırlanmalıdır.


Ve Delphoi'de kehanet ilk kez MÖ.479'da Hestia'nın kutsal ateşinin yakılmasıyla başlamıştır, ki rahibeler yönetimde iken, Yunanlılarda kadının 2.sınıf birey olmasından dolayı erkeklere devredilmiş ve rahip egemenliği başlamıştır. Yani, Hellenlerde Oracle/Kehanet dönemi Delphi'deki  Hestia ve Apollo Tapınağı'ndan sonra gerçek anlamda başlamıştır. Ve Etrüsklerdeki dairesel mezar-tümülüsleri ile Hestia’nın dairesel tapınağı Yurt (Türk Çadırı) yapı düzeni tıpatıp birbirine benzer.
  






(3) Entoria: 

Roma'da Saturnus tapınağının kuruluş nedenini açıklamak için Erigone örneği üzerine uydurulmuş bir efsane. Tanrı Saturnus, İtalya'da bulunduğu Altın Çağda İkarios adlı bir köylünün kızı Entoria ile birleşmiş, dört oğlu olmuş. İkarios'a da üzüm kütüğüyle şarabı bağışlamış. Ama Roma köylüleri bunun kıymetini bilmedikleri için, tanrı veba salmış ortalığa, sonunda Romalılar Capitolium tepesinin eteğinde Saturnus'a bir tapınak kurmakla yatıştırmışlar tanrıyı. Saturnus İtalya'nın en eski tanrılarından biridir. Yerli halka Tarım ve Bağcılığı öğretmiştir. Hellen dünyasındaki Zeus’un babası Kronos’un karşılığıdır ki Kronos ya da Saturnus, su ve ateş-dişil ile eril’i meydana getiren iki üçgenin birleşmesiyle meydana gelen 6 Köşeli Yıldız’ın da adıdır; “Saturnus/Satürn Muskası” denilir. Ya da bilinen diğer adlarıyla “Süleyman’ın Mührü” “Davud Yıldızı”. Ve Romalılar birçok şeyi Etrüsklerden almıştır.











(6) Hephasitos ve Kykloplar:

Hellenlerden önce de var olan mucit, Pelasglı ateş-demir tanrısı, tıpkı Ergenekon’da ateş ile demirin eritilmesi gibi… 12 tanrı arasında yer almaz, aşağı sınıftan sayılır! 


Pelasgların Türk olduğunu söyleyen Çingiz Garaşarlı, Adile Ayda, Reha Oğuz Türkkan gibi aydınlarımızın yanında, Henry Berr gibi onların Hellen olmadığını söyleyen, ama ne olduklarını araştırma konusu yapmayan bir Fransız’da vardır. George Thomson Pelasgları Etrüsklerin atası sayar. Virgil bile Hellenlerin herşeyi Pelasglardan öğrendiği belirtir.


Hephaistos tek gözlü Kykloplarla atölyesinde çalışır, peki bu demirci ustaları çalışırken başlarına ne takar? İşte bu yüzden tek gözlü Kykloplar türemiştir ve bunlar Arimaspiler’dir, Dağlı İskitler ya da Dış Oğuzlar (sonra Kıpçaklar) olarak ta bilinirler. Demircilik zanaatı Türklerden diğer milletlere geçmiştir. “İsa'nın doğumundan en az yirmibeş asır önce demiri işliyorlardı” der F.Lenormant, ki Etrüskler’de demirci bir millet olarak tanınır.


“Milâttan önce VII. yüzyılda doğuya seyahat eden Yunan Aristey'in hatıralarında da bunun gibi bilgilere rastlanır (Änoxin). Aristey, bu seyahatini destan olarak anlatmıştır. Bu destan, Türklerin yurdu hakkındaki en eski yazma kaynaklardan biridir. Aristey, “Arimaspeya” destanındaki Arimasplar için "Onlar, sıradan insanlar değil, ilâhî güç ve kuvvete sahip halktırlar." der. Destanda bu halk, demirciliği, büyücülüğü, aleve hâkim olmayı bilir. Yurtları cennet gibidir ve insanları tek gözlüdür. Kaynaklarda tekgözlüler hakkındaki mitlerin tarihî esasa dayandığı yazılmıştır . Özellikle Türk kavimleri, başlarına demirden miğfer giymişlerdir. Bunu yanlış yorumlayan Yunanlılara Arimasplar, bir gözlü devler şeklinde tecessüm etmişti.” - Cabbar Işankulu (Özbekistan)


“Arimas eski Türkçe “arim” (ayrım, ayırma) kelimesi ve “az(as)” etnik isminden oluşabilir, yani arim-az(as), arimas-“diğer, öbür, farklı ayrı olan Azlar” manasındadır. Bu göçebelerin etnik isimlerinin arimas olabileceği tarihi haberler ile ispatlanabilir. Antik yazar Strabon’un haberlerine göre Büyük İskender, Maveraünnehir’de bir dağı ele geçirmiştir. Onun adı “Oks (Okus) veya Arimaz” kayası diye zikredilir. Arimaz kabilenin adıdır. Eski Türk adetine göre, her boyun üyesi o boyun ya da oymağın etnik ismiyle adlandırılırdı bunun içinde “Arimaz” etnik isim şeklinde kullanılmış olabilir. Arimaspiler, hem arkeolojik hem de antropolojik açıdan Pazırık kültürüne mensup olan göçebelerdir ve Dağlı Altay İskitleri ile aslen aynı köktendir.” - Kılıç Osmanov (Kırgızistan)


Kyklop aynı zamanda, düzgün olmayan büyük taş blokların, belirli bir düzen gözetilmeksizin ve harç kullanmadan üst üste konulmasıyla oluşturulan bir duvar çeşidiri.  Turanların iyi birer duvar ustaları olmalarının yanında inşaat ustalıklarından bahsedilir (Fergusson ve Redding). Demek ki Dağlı İskitler (Dış Oğuzlar, Taş Oğuzlar/Sakalar, Partlar), Arimaspiler, Kykloplar, Hephaistos hep aynı yere çıkıyor. [Dağlı İsktitler / Dış Oğuzlar (Taş Oğuzlar-Sakalar) / Kıpçaklar için referanslar: Tahsin Parlak, Firudin Ağasıoğlu, Fahrettin Kırzıoğlu, Sergey Grigoreviç Agacanov.]



"Hellenler bu büyüklükte taşlarla duvar örülebilmesinin zorluğundan dolayı tek gözlü devlerin gücüne ithafen söz konusu mimari öğeleri kyklop duvarlar olarak isimlendirmişlerdir. Lukka’dan Kıta Yunanistan’a taşınıp buralarda güçlü sur duvarları inşa eden duvarcı ustalarını ise mitolojiye kyklop adı verilen devler olarak biçimlendirerek katmışlardır. Tiryns kenti ve Likya bölgesi arasındaki ilişkinin mitolojiye yansımasının bir diğeri örneği de Tiryns kralı tarafından Likya’ya gönderilen Bellerophontes’in (***) öyküsüdür." - Barış GÜR, Arkeolog/pdf







(7) Menestheus:

Homer,Iliad. 2.546-555:
"Sonra Atinalılar, güzel Atina'nın insanları gelir, verimli toprağın doğurduğu yiğit Erekhteus'un halkı. Zeus'un kızı Athena beslemişti Erekhteus'u, yerleştirmişti zengin tapınağına, Atina'da. Boğa ve koyun (koç-SB) kurban ederler, orda her yıl, sevindirirler Erekhtheus'u Atina delikanlıları. Atinalıların komutanı Menestheus'tur, Peteos'un oğlu, arabaları, kalkan taşıyan erleri dizmededir, yetişmemiştir onun gibisi bugüne dek, bir Nestor var onunla boy  ölçüşecek tek adam; Nestor daha yaşlıdır ondan. Menestheus'un buyruğunda elli tane kara gemi var." (A.Erat-Homer,İliad)




"And they that held Athens, the well-built citadel, the land of great-hearted Erechtheus, whom of old Athene, daughter of Zeus, fostered, when the earth, the giver of grain, had borne him; and she made him to dwell in Athens, in her own rich sanctuary, and there the youths of the Athenians, as the years roll on in their courses, seek to win his favour with sacrifices of bulls and rams; —these again had as leader Menestheus, son of Peteos. Like unto him was none other man upon the face of the earth for the marshalling of chariots and of warriors that bear the shield. Only Nestor could vie with him, for he was the elder. And with him there followed fifty black ships. "  + kaynak: (4)teki Harding, sayfa 73 Menetheus





ve SARPEDON
Adı Türkçe olan Lukiyalı prens
(***) Bellerophontes



Kral Glaukos'un oğlu Bellerophontes; Bellerophontes'un kızı Laodameia'dan olma  Lukiyalı (Lukka-Likya=Kurtların ülkesi)  Sarpedon,   Etrüsklerde de gördüğümüz Chimera (Kimera)'yı Uçan At Pegasos'la (Tulpar) beraber öldürür. Peki, İskit/Saka kurganlarından çıkan da bir Chimera mıdır acaba?  ;)


 İskit başlığı ile Bellerophontes Pegasus ile
Chimera'yı öldürürken
MÖ.4.yy



Kral Glaukos ve Sarpedon Truvalılar'ın yanında Akalar'a karşı savaşmıştır.


Savrulduk yine değil mi?  :)
Sevgiler
SB.



9 Mayıs 2015 Cumartesi

TRUVA SAVAŞI BİTTİKTEN SONRA....





ODYSSEUS evine dönmek için yola çıkar.



...Güneye doğru yol alıp Mora yarımadasının ucuna varmak üzereyken, sert bir poyraz fırtınası onu önce Kythera adasına atar. Lotos yiyenlerin ülkesine çıkarlar. Yerliler Odysseus'un arkadaşlarına lotos denilen yemişten yedirir, bu yemiş onlara sılayı unutturur, orada kalmak isterler. Odysseus onları zorla gemiye bindirir.

Kuzeye doğru yol alırlar ve keçilerle dolu bir adaya çıkarlar. Orada et kumanyası yaparlar. Odysseus yanına Oniki yoldaşını alarak, bu adanın biraz ötesinde bulunan Kykloplar, yani Tepegözler iline geçer.

Bir mağaraya girerler, buranın zengin bir mandıra olduğunu görürler. Akşam olunca Tepegöz sürüleriyle döner, mağaranın kapısına kocaman bir kaya dayar ve Odysseus'un arkadaşlarını ikişer ikişer yemeğe koyulur.

Odysseus'un kurnazca düzenleri burada başlar; Tepegöz'ü sarhoş edip, gözünü çıkarır, adının Kimse olduğunu söylediği devin yardım alıp kendisini kovalamasını önler ve mağaradan çıkmak için sürülerin altına girip saklanmayı başarır. Tepegöz elleriyle sürülerini yoklar ama hiçbir insana rastlamaz.

Ama Odysseus , tanrı Poseidon'un amansız öfkesini de üstüne çeker, çünkü Tepegöz tanrının oğludur.




....




KYKLOPES - KYKLOP'LAR


Tepegöz de denilen yaratıklar , tek ve yuvarlar gözlü devlerdir. Yunan mitosunda üç türünden söz edilir.

Gaia ile Uranos'un oğulları göksel Kykloplar, 
Odysseus ile adı geçen Polyhemos gibi Sicilyalı Kykloplar,
Kaynakları Lykia'da bulunan duvarcı Kykloplar.

Birinci türü Hesiodos (MÖ.700) Theogonia'da şöyle söz eder:
Sonra Toprak Kyklopları doğurdu, azgın yürekli,
Brontes'i , Steropes'i ve belalı Arges'i,
ki bunlar vermiştir Zeus'a şimşekleri, yıldırımı...
Her bakımdan tanrıya benziyordu bunlar,
ama bir tek gözleri vardı alınlarında.
Yuvarlak tek gözlerinden geliyordu adları,
zorlu, başarılıydılar hep yaptıklarında.
Uranos'un yeraltına kapattığı bu devleri hemsoyları , Yüzkollularla birlikte yeryüzüne çıkarır ve Titanlara karşı savaşta silah arkadaşı olarak kullanır.
Hades'e görünmez kılan başlığı, Poseidon'a da üç dişli yabayı veren bu devlermiş.


Kykloplar üzerine başka efsaneler de anlatılır:
Apollon, Kykloplara düşman kesilir, çünkü oğlu Asklepios insanları ölümden kurtarıyor diye Zeus'un öfkesine uğrar ve Kyklopların yıldırımıyla öldürülür. Apollo baştanrı Zeus'a el kaldıramadığı için Kyklopları öldürmeye kalkışır. Zeus buna kızar, bir an oğlu Apollon'u Tartaros'a atmayı düşünür, sonra bu kadar ağır bir cezadan vazgeçip onu bir yıl için sığırtmacı olarak Admetos'un yanına yollar.

Bu efsanede Kykloplar ölümsüz tanrılar değil, ölümlü yaratıklar olarak gösterilmiştir.
Sicilyalı Kykloplar olan Polyphemos ise, önce Homeros'un ( MÖ.8.yy ikinci yarısı) Odysseia destanında, sonra da İskenderiye şiirinde sözü geçen yaratıklardır.

Kuzey İtalya ile Sicilya kıyıları ve adalarında yaşarlar. Bu bölgenin yanardağ bölgesi oluşu, oralarda toprak altına kapatılan Tepegözlerin Demircilikle uğraşan birer cin olarak canlandırılmalarına yol açmıştır.

Bunlar Hephaistos'un (Demircilik zanaatı, ateşler tanrısı , Hera'nın kendi başına doğurduğu "çirkin ve sakat" oğlu) işliğinde demir döverler, maden işlerler ve tanrılara silah yaparlar. Tek gözleri ateşin karşısında kor gibi parlar, kraterlerden fışkıran kıvılcımlar onların örsünden fırlayan ateşlerdir, yersarsıntıları ve gürültüleriyle kendilerini belli ederler.

Ama Odysseus destanında bunun tam tersi görülür, Kykloplar hayvancılıkla geçinen, koyun ve keçileri bol olan ağıllarda, mağaralarda yaşayan yamyam devler olarak gösterilir.

Duvarcı Kykloplarsa Anadolu'da, Yunanistan ve Sicilya'da iri taşlarla örülmüş kyklopeen denilen ne kadar sur varsa, hepsinin yapıcıları sayılır.

Bunlar ne cin , ne de tanrıdır, tarih öncesi çağlarda şehir kalelerini yıkılmaz, aşılmaz ve alınmaz duvarlarla çevirmek için efsanelik kralların, önderlerin emrine giren bütün bir ulustur. Öte yandan bu duvarcı Kyklopların Anadolu'nun Lykia bölgesinden gelme oldukları da efsanelerde belirtilir.

Halikarnas Balıkçısı Tepegözlerin Hitit kabartmalarından esinlenerek üretildiğini söyler. Kabartmalarda profilden dev ve tek göz görünümleri, kayaya oyulmuş surlar, iyi birer duvar ustası olmaları.... Efsaneler bu duvarcı devlerin, Anadolu'dan gelme, dağ kayalıklarına mezarları kazmakla ün salmış Lykia'dan gelme olduklarını ayrıca belirtir.


Azra Erat-Mitoloji Sözlüğü





....



GALATEA VE KYKLOP POLYPHEMOS AŞKI


Elli deniz perilerinden Sakin Deniz tanrıçası/Beyaz-Süt anlamına gelen adıyla Kyklop'un dikkatini çeker ve ona süt, peynir ve yabani meyvelerle kur yapar. Ama Galatea sicilyalı Akis'i sever.

Kyklop bunu öğrenince kıskançlık krizine girer ve AKIS'i kayaların altında ezer. Galatea derin bir yasa girer ve AKIS'i bir nehire çevirir.

Bazı hikayelerde ise Galateia'nın Polyphemos ile Galatos'un kızı ve Anadolu'daki Galatların kralı Galatia'nın annesi olduğunu söyler.

Kyklop Polyphemos'un Galatea'yaya yakarışı:
"O, beyaz Galatea, neden sevgimi hiçe sayıyorsun? Peynirden daha beyaz, kuzudan daha yumuşak, büyüyen asmalardan daha ürkek sevgilim...Bu yolu nasıl yürümek istersin? Çok yakında tatlı bir uyku ağır basıp kısa sürede gidince, Gri Kurt'un geldiğini gözlemleyen bir koyun gibi hissediyorum. Annenle ilk kez geldiğinde sana aşık oldum . Bir kez gördüm ve ne o günü nede seni unutamadım, umrumda da değil. Tanrı biliyor ama sen birazcığını bile bilmiyorsun."

Galatea genelde bir deniz canavarı ya da balık kuyruklu bir tanrının üzerinde yan oturan güzel bir kadın olarak betimlenir.






BANA AİT NOTLAR:


- DEMİRCİLİK VE DUVAR USTALIĞI TÜRKLERE MAHSUSTUR. TEPEGÖZ, DEMİRCİ USTASININ KULLANDIĞI KORUYUCU MASKEDEN TÜRETİLMİŞTİR. TRUVANIN DUVARLARI AŞILMAZDIR. ATİNALILAR BİLE, AKROPOLİSİ ÇEVRELEYEN DUVARLARI ÖRDÜRMEK İÇİN PELASGLARI TUTMUŞTUR.

TEPEGÖZ=CYCLOP / KYKLOP DUVARLARI OLARAK TA ADLANDIRILIR. HEPHAİSTOS'UN DEMİRCİ VE ATEŞ TANRISI OLMASI "TÜRK" MİTLERİNDEN DOĞMUŞTUR, ÇÜNKÜ HELEN DEĞİL PELASG HALKINA AİTTİR.

- LİKYALILAR TRUVALILAR İLE AKRABADIR VE GİRİT'TEN KITLIK NEDİYLE GÖÇMÜŞTÜR. GİRİT'TE TE KURT VARDIR. LİKYA'DA KURT KUTSAL HAYVANDIR, LETO BİR DİŞİ KURTTUR, BAZI YERLERDE İSKİT TÜRKLERİ OLAN HYPERBOREANLI DİŞİ BİR KURT TARAFINDAN KORUNDUĞU SÖYLENİR. BÖYLE OLUNCA DA, LETO'NUN HYPERBOREANLI OLDUĞU DA DÜŞÜNEBİLİNİR. BU DA, İSKİT - SAKA TÜRKLERİNDE DİŞİKURT EFSANESİNİN VARLIĞINI KANITLAR.

DİĞER KANIT İSE; HYPERBOREANLI ABARİS APOLLO'NUN RAHİBİDİR VE ABARİS, AVAR TÜRKLERİNİN ADIDIR. APOLLO'NUN LAKABI LYCEUS'TUR, "KURT APOLLO". ETRÜSKLERDE APOLLO APLU DİYE GEÇER. ARTEMİS DE AY VE BEREKET TANRIÇASIDIR.

YANİ, ETRÜSKLERİN DİŞİ KURT EFSANESİ LETO VE İKİZLERİNDEN BAŞKASI DEĞİLDİR. TRUVA SAVAŞINDAN SONRA ETRÜSKLER BU TOPRAKLARDAN İTALYAYA GÖÇMÜŞ VE DİŞİKURT EFSANESİNİ DE GÖTÜRMÜŞTÜR. ETRÜSKLER VE TRUVALILAR AKRABADIR. 2 KERE GÖÇ OLMUŞTUR. MÖ.11 YY VE MÖ.8.YY DA . ATALARI NA DA TURSALAR DENİLİRDİ Kİ KENDİLERİNE RASENA DİYE HİTAP EDERLERDİ. RASENA ASENADAN BAŞKASI DEĞİLDİR. ANADOLUNUN BATISINDA AS TÜRKLERİ VARDIR ODİN DE ZATEN ASAGARD HALKINDADIR, YANİ AS TÜRKLERİDENDİR.

AYRICA TUR VE TAR TÜRKLERİN KÖKEN İSMİDİR. AYNEN İBERYA YARIMADASINDAKİ TARTAROS İLE ANADOLU'NUN BATISINDAKİ TARTAROS (DARDANOS-ÇANAKKALE) BAĞLANTISI GİBİ...TÜRKLERDEKİ TARKAN, HİTİTLERDEKİ TARKANDEMOS VE ETRÜSKLERDEKİ TARQUİN BAĞLANTISI GİBİ...

AYRICA TARHUN HİTİTLERDE YILDIRIM TANRISIDIR VE KÖKENİ HURRİLERE DAYANIR GÖKSEL VE FIRTINLAR TANRISIDIR, HURRİLER TÜRKTÜR. ZEUS ACABA NEREDEN DOĞMUŞTUR ? TABİİ Kİ SABAZİOS'TAN, SÜREKLİ AT SIRTINDA YAŞAYAN GÖÇEBE ATLI, GÖKYÜZÜNDE GEZEN GÖKBABADIR O. BAKKHOİ SABOİ OLARAKTA ANILIR VE HEM DİONYSOS (BACHHUS) HEM DE ZEUS ONDAN TÜREMİŞTİR. SABAN BİR İSKİT TÜRK BOYUDUR VE SAVAR, SUVAR, SİBİR DİĞER ADLARIDIR. SUVAR TÜRKLERİ GÜNEYDOĞU ANADOLU'DAN HER YÖNE GÖÇMÜŞTÜR. SİBİRYA'NIN DA İSİM BABASIDIR. ÇUVAŞLARIN, HUNLARIN ATASIDIR.

YUKARIDAKİ MİTOLOJİDE GEÇEN, AKIS (AKIŞ / NEHİR / AKMAK?) VE TABİİ Kİ "GRİ KURT" SİZE NEYİ HATIRLATIR? SİCİLYA'DA BALBAL VE KURGANLARA RASTLANIR. ETRÜSKLERDEKİ, KORSİKA'DA Kİ TAŞBABALARI DA UNUTMAMAK GEREKİR.

TRUVA KRALI PRİAMOS'UN ATASININ ADI SAKAMANDER'DIR VE ONUN OĞLU TEUCER TRUVAYI KURMUŞTUR. PRİAMOS'UN YEĞENİN ADI DA TEUCER DIR VE BU ADIN TARKU DEN GELDİĞİ VARSAYILIR. YEĞEN TEUCER KIBRISTA SALAMİS'İ KURAR ONUN SOYUNDAN GELENLER DE MERSİN'DEKİ OLBA (ALBA) KENTİNİN KURUCUSUDUR.

TRUVALILAR DA AT KUTSALDIR, SAKAMANDER TANRISINA KURBAN EDERLER, HEKTOR (EKTOR) BİR AT TERBİYECİSİDİR. SAKAMANDER SAKA TÜRKLERİNİN ADINDAN GELİR. TRUVA DA Kİ BAZI TÜMÜLÜSLERDE AT KEMİKLERİNE RASTLANMIŞTIR. VE TRUVALILAR KENDİLERİNE TEUCER DER. TRUVANIN DÜŞMESİYLE HALK DAĞILIR, ODİN VE HALKI DA BUNLARDAN BİRİDİR.

- LİKYALILAR ANAERKİLDİR, AMAZONLUK TÖRESİ İŞLER. AMAZONLAR İSKİTLER İLE KİMMERLERİN KOLUDUR VE PROTO-TÜRKTÜR. SOY ANNEDEN DEVAM EDER, BU ETRÜSKLERDE DE VARDIR. VE LİKYA'NIN ESAS ADI KURTTAN GELİR; LUKİYA (LUKKA, LUKKİ). DİŞİ KURT LETO VE İKİZLERİNİN TAPINIM MERKEZİDİR.

- NE TRUVA'NIN, NE LİKYA'NIN , NE DE HİTİT'İN DİPLOMATİK YAZIŞMALARDA VE DİNSEL TÖRENLERDE KULLANDIĞI HURRİ DİLİ, YUNANCA YA DA HİNT AVRUPA DEĞİLDİR, Kİ HİNT AVRUPA TEORİSİ ÇÖKMÜŞTÜR. HİTİTLER KENDİLERİNE NESİLİ/NESİTE DER, AMA ONLARDAN ÖNCE O BÖLGEDE HATTİLER VARDIR VE KELİMENİN YANLIŞ OKUNMASINDAN DOLAYI NESİLERE HİTİT ADI UYARLANMIŞTIR. HATTİLER TÜRKTÜR VE HİTİTLERİN BAŞKENTİ DİYE ANLATILAN HATTUŞA'YI HATTİLER KURMUŞTUR.

DİLE ÖRNEK : 
ANA/ANNE - TÜRKÇE ; 
AN'NA'AŞ (ANNAŞ) HİTİTÇE 
NİNDA - HİTİTÇE "EKMEK" ; 
NİNDA - SÜMERCE "EKMEK"




Hatta Homeros'un bu hikayeyi doğudan aldığı da söylenir ki bugün tartışma konusudur "Homeros yazmadı bu destanı" diye, Heredot bile Homeros'un bu destanı yazıp yazmadığını sorgular kitabında. Homeros'un yazdıkları günümüze gelmemiştir.

İskenderiye kütüphanesinin 2.müdürü olan Efesli Zenodotus MÖ.3.yy-2.yy'da Homer'in yazdığı düşünülen kitaplarını toparlayıp düzenlediği ve tekrar yazdığı bilinir. Homer'den 600 yıl sonra!!! Kimbilir nasıl bir değişime uğramıştır. Kitapta Vatanını koruyan (H)Ektor yerine Aşil kahraman olarak algılanır....Yunan kültürünün etkisi vardır ve onların mitolojisi ancak MÖ.8.yy'dan sonra oluşmaya başlamıştır. Ayrıca demokratik olmayan Atina'ya da demokrasi MÖ.4.yy dan sonra, Anadolu topraklarından gitmiştir.

Sadece İlyada ya da Odysseia'da değil, Anglo Sakson destanı olan ve 11.yy'da yazıya geçirilen Beawulf'ta Dede Korkut destanlarıyla örtüşür. Arthur ve Excalibur da İskitlerden geçmiştir.

Truva ve Anadolu Türklerin Anayurdu deniliyorsa, Sakaların-İskitlerin Avrupa'da gezindiği, daha sonra ki Hun ve Avar göçüyle de Türklerin varlığı süreklilik arz ediyorsa, Avrupa'daki diğer milletlerle karışmış olmaları ama kültürün devam ettirilmiş olması göz ardı edilemez.

Nasıl ki Bilgimış Herkül (Köroğlu) olduysa, Sümer hayvan masalları Aesop'a mal edildiyse...Masallarımız insanları cezbetmiş ve Türk'ü silmeye çalışanlar bilsinler ki, elleri avuçları bomboş kalır, hiçliği yaşarlar.



EK:

"Whenever a Turanian race exists or existed, there their tombs remain; and from the Pyramids of Egypt to the mausoleum of Hyder Ali, the last Tartar king in India, they form the most remarkable series of monument the world possesses, and all were built by people of Turanian race. No Semite and no Aryan ever built a tomb that could last a century or was worthy to remain so long." - A History of Architecture by J.Fergusson

"The most remarkable series of monuments the world possesses, were built by people of Turanian race...." - Rivers of Life ii - Forlong

"The Turanian races were the first to people the world beyond the limits of the original cradle of mankind, in the valley of the Euphrates before the Semitic or Aryan races came there. The Turanians were builders; the Semitic races never erected a building worthy of the name. When King Solomon decided to build the Temple at Jerusalem, he lead recourse to Turanians to take the lead in the work." - Moses W.Redding, Illustrated History of Freemasonry



"Bir zamanlar Atinalılar, Akropolis'i çevreleyen duvarları ördürmek için Pelasg'ları tutmuşlardı. " ... (Tarih Öncesi Ege,Prof.George Thomson (1903-1987)


SAYGILAR, SEVGİLER,
SB.





Odysseus, Koç'un altında saklanırken
Delphi Apollo Tapınağı'ndan
Bronz - MÖ.540-530
Archaeological Museum, Delphi










PELASGLARIN ETRÜSKLERİN ATASI OLARAK SAYILMASI. ETRÜSKLERİN DE DEMİRCİ MİLLET OLARAK TANINMASI, ETRÜSKÇENİN DE, PELASG DİLİNİN DE TÜRKÇE OLARAK AÇIKLANABİLMESİ...(LİNK)