likya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
likya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2024 Salı

Anadolu'nun Taşbabaları

 


Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu;

"Ordu’da bulunan bu balbal Karadeniz bölgesindeki Türk varlığını Selçuklular’la birlikte başlatan tarih görüşünün

ne kadar gerçeklerden uzak olduğunu ortaya koyuyor."




2500 yıldır Erzurum'da ikamet eden Türk 😉
Taşbaba, MÖ 5.yy / Erzurum Müzesi.
(Taş Baba heykeli Erzurum Müzesi'nin baş köşesine yerleşti!
05 Haziran 2023 - link)



Gordion Kurgan B

Frig değil, Türk.
ve "tek" değil...




Likya (Lukkia)

Anatanrıça olarak tanımlanmış olsa da, o bir Taşbaba ve Türk.


"Frig" olarak tanımlanan, ancak Türk kültürüne ait Balbal, Seyitgazi/Eskişehir

Benzerleri;



Altaylar'dan bir çift Türk Balbalları

Tuva Türk Balbalları

VE
TUROVA I'e tarihlenen TAŞBABA

Kazakistan

Kırım






6 Mayıs 2017 Cumartesi

LUKKİA (KURTLARIN ÜLKESİ)...ya da





Troyalıların müttefiki Prens SARPEDON*un ülkesi LİKYA...










Anadolu’da bir bölgeye bir büyük dış göçün gelmesi; bu gelişin bir “kültür göçü” olmayışı nedeniyle, göçer kimliğinin ve göç zamanının ele geçen arkeolojik verilerden algılanamayışı; ve de sonuçta, “acaba onlar burada yerli miydi” sorusunun sorulması, salt Trmmili (Likya) halkına özel değildir.


M. I. Finley’in Hellenler bağlamında dile getirdiği, “yerlilerin ilkel olduğu topluluklarda kültürel egemenliklerini kurarlardı; yüksek düzeyde gelişkin ve organize olmuş toplumlar içinde ise hemen entegre olurlardı” (Finley 1976: 11) saptaması, tüm halklar için geçerli olmalıdır.


Bu kural, Anadolu’nun Akdeniz ve Ege kıyılarında değişik adlarla yurtlanmış olan Luvi halkları için olduğu kadar; birlikte geldikleri öngörülen ve Kızılırmak-Sakarya yayı arasındaki yüksek yaylada bir dünya devleti gücüne erişen Hititler için de geçerliydi. Çünkü onlar sanatta, kültürde ve düşüncede kendilerini o güce taşıyan hemen her şeyi Anadolu’ya borçlulardı. 


Kültür ve sanat düzeyi yüksek Hattiler’e borçlulardı ki ülkelerini eski adıyla “Hatti Memleketi”, kendilerini “Hatti’nin sakinleri” olarak tanımlayabilecek denli Anadolulaşmıştı Hititler (Darga 1992: 26; Akurgal 2001: 47); kralları “Hattuşili”, başkentleri “Hattuşa”ydı onların. Mimari, resim ve çömlek biçim ve biçemleri, Hatti kökünden sürgün sürerek geliştirilmişti. Yazı olmasa ve onların farklı kimliği okunmasa, belki bugün Hattiler sonrası Orta Anadolu’da bir “Hitit”in varlığı bile tartışılabilecekti.


Tıpkı bugün Phrygler’in Hititler sonrası Erken ve Orta Demir Çağlar’da Hattuşa ve Kızılırmak yayı içinde ki etnik varlığının tartışıldığı gibi: Çünkü J. Seeher’e göre Hattuşa kazıları, “MÖ 9. yüzyıl Büyükkaya Evresi keramik envanterinin büyük bölümünün Karanlık Çağ keramiğinden türetilmiş olabileceğini açıklıkla göstermektedir. MÖ 9. yüzyıl Büyükkaya Evresi Keramiği Kızılırmak kavisi MÖ. 8. yüzyıl malzemesiyle (Büyükkale II, Alişar IVc) büyük ölçüde benzeşmektedir ve bunun doğrudan öncüsü görünümündedir. 


Bu nedenle geleneksel olarak Frig olarak adlandırılan keramiği bir göçün sonucu değil, aksine otokton bir kültürel gelişimin sonucu olarak görmek gerekir” (Seeher 2000: 20). Çünkü ayrıca “Karanlık Çağ’da burada yaşayan insan topluluklarının, kökü İlk ve Orta Tunç Çağları’na dayanan eski bir Anadolu kültürünü yaşattıkları anlaşılmaktadır” (Seeher 2000:22)


H. Genz de “Kızılırmak yayı içinde Balkan’dan göçe işaret eden bir tanıt bulunmadığı için”, yörenin MÖ 8. yüzyıl Orta Demir Çağ kültürünü de “Phryg”olarak tanımlamak istemez (Genz 2000: 40). Ancak Phryg boyalı çömlekleriyle simgeleşmiş bir “Orta Demir Çağ kültürünün, Erken Demir Çağ kültüründen doğduğunun”, yani ilkinin diğerini doğrudan geliştirdiği gerçeğinin, Phryg gerçeğini yadsımada yaratacağı sorunlar da ortadadır. 


Öncelikle Anadolu’yu savaşla ya da göçle “yeni yurt” seçen ve zamanın kültürüne adını veren halklar tarihin hangi diliminde “etnik çoğunlukla” yerliye üstünlük sağlamışlardır ki, bu, Phrygler’den beklenir? 


Bu durumda, “Frig olarak adlandırılan keramiği bir göçün sonucu değil, aksine otokton bir kültürel gelişimin sonucu olarak görmek” çok mu terstir? Bu savaşkan Trak halkının da, tıpkı Hititler gibi, kültür, sanat ve düşünce adına geleceklerini, yaratıcı Anadolu toprağında bulduklarıyla temellendirdiği ve zengin yerli özü zaman içerisinde olgunlaştırarak kendi Phryg kimliğini kazandırdığı bilinen bir gerçektir (Işık 1987: 163, lit. ile). Çömlek biçim ve biçemlerini de bir dünya devletinin mirası üzerinde birlikte yaşadığı yerli halklara borçlu olmaları özellikle şaşırtmaz (Bu konuda bak. Bittel 1976: 292); çünkü yerli yapınlar, kendilerinden önce Hititler için de benzer biçimde geleceğe temel oluşturmuştu...


Anadolu’da Hititler’in Phrygler’le yaşadıkları sonu, yaklaşık aynı süreçte Hellenistan’da Akha Hellenleri aynı bölgeden koparak güneye inen Dor Hellenleri’nin acımasız saldırılarıyla yaşar (Mansel 1963: 83). P. Högemann’ın belgeleriyle ortaya koyduğu gibi, bilinçli bir “sömürge hareketi” olamaz Hint-Avrupalı Hellenler’in bu Ege göçü (Högemann 2001:61); bir ”sığınma eylemi”, bir “umut göçü” olabilir (Işık 2003: 84; özellikle a.y., Işık - Baskıda)


Çünkü Anadolu’nun batı kıyılarında ve adalarda tarih öncesi çağlarda kurulmuş yerli kentlere gelenler, kendi atayurtlarında “malı mülkü elinden alınmış, evsiz barksız kalmış” olanlardır (Boardman 1980: 26); onlar, topraklarını ve ailelerini Dor baskısıyla terkederek Ege’nin doğu yakasında daha iyi bir yaşam uman yoksullardır. Sığındıkları yeni yurtlarında MÖ 1200 yıllarına doğru kurulan, Abasa/Ephesos odaklı Mira Büyük Krallığı vardır ve Hellenler izleyen 11. ve 10 yüzyıllarda Aiol ve İon kıyılarında siyasal ve toplumsal yönden etkin bir Luvi çevresiyle karşı karşıyadır (Starke 1999: 531).


Hep yapıldığı gibi, göçün yüzyıllar sonrasında uydurulmuş mitosların değil (Roebuck 1959: 26), şimdilerde artık bilimin gösterdiği yol ayrıca, Luvi kültürünün bu topraklarda MÖ 8./7. yüzyıl içlerine dek de sürdüğü yönündedir (Latacz 2005: 87. 147).


Bunun anlamı, Hellen azınlığın hem yoksulluğa dayalı kendi göç koşulları ve hem de Batı Anadolu’nun güçlü tarihsel ve sosyal yapısı altında kültür ve sanatlarını, düşüncelerini yeni yurda aşılayabilmelerinin mümkün olamayacağıdır (Karş. y. dn. 35); İonia’nın geleceğinin ancak Tunç Çağ’dan sürgün süren zengin Anadolu alaşımı temelinde biçimlendirilmiş olabileceğidir.


Öyle de olmuştur: Bir “Yunan Tapınağı” bile Anadolu’nun kendi mimari geleneğinden çıkmış (Işık2005: 21-42); “Yunan Klasiği”ne Anadolu’nun özgün yontu biçim ve biçemiyle girilmiştir (Işık 2001: 147-162). Çok az önemsizi dışında, “Yunan Tanrıları”nın Anadolu düşüncesinden doğan aslından farkları, salt değişen adlarıdır (Bosch 1937: 6); ve de çağdaş bilimin ataları Anadolu’da doğmuşlardır (Akurgal 2000:37)


Hellen göçlerine iz vermesi gereken Submyken ve Protogeometrik çömlekleri, MÖ 12. yüzyılın ortalarından 11. yüzyıl sonlarına dek ki süreçte Anadolu’nun Ege kıyı kentlerinde bulabilmek mümkün olmamıştır. Süreklileşerek ilk ortaya çıktıkları MÖ 1000 yılı dolaylarında ve izleyen dönemde ise, tıpkı Troia VI kentinde olduğu gibi, yani ticaret yoluyla gelebilecek boyutta, yerli yapınlara göre çok azınlıktadır ve genelde yerli üretimlerdir (Işık - Baskıda)


Sonuçta, bir sözde “Anakıta Yunanistan”ın kültür ve sanatı, bir sözde “sömürge İonia”da yaratılmış olur ki bu tersliğin de tarihte örneği yoktur.


Trmmili, Hitit ve Phryg kültür ve sanatını, düşüncesini biçimlendiren Anadolu, İon kültür ve sanatının, düşüncesinin de yaratıcısı olmuştur. Tıpkı Hititler ve Phrygler’de olduğu gibi, yazı olmasa eğer, göçle gelenlerin ayrımına bile varılamayacak, onların kimliği bilinemeyecektir. O güçte bir “Anadolulaşma”dır ki bu, sanki Anadolu’ya hiç göç olmamış, Hint-Avrupalı halklar Anadolu’da doğmuştur (Renfrew 1987; Bilgi 2001).



Prof.Dr.Fahri Işık
“Lykia’nın Dip Tarihi ve Hint-Avrupalılar’ın Anadolulaşması Üzerine”, 2007
ayrıntılı:





Likyalı Prens Sarpedon (solda adı yazıyor)
Uyku (Hypnos) tarafından Ölüler Ülkesine götürülürken, MÖ 5.yy 

SARP kelimesinin kökeni Türkçedir....
Babası Poseidon oğlu Bellerophon soyundandır ve Pegasus (Tulpar) da Bellerophon'un atıdır. (babası Zeus, annesi Laodamia olarak mitolojiye geçirilmiştir.)

"Ege Havzası hiçbir zaman bütünüyle Hellenleştirilmemişti"
"MÖ.4.yüzyıla gelinceye değin, Girit'in kimi yörelerinde hala Yunanca olmayan bir dil konuşulmaktaydı."
"Yunan dili ancak İskender'in fetihlerinden sonra Anadolu'nun iç bölgelerine sokulabildi."
"Lykia'lıların (Lukkia), Mısır vakayinamelerina baktığımıza, MÖ.13.yüzyılda öteki Ege halklarıyla* birlikte Nil Deltası'na akınlar düzenlediklerini öğreniyoruz. Bir yüzyıl sonra Lykia'lıların bir bölümüyle Karialılar, Pamphylia'dan Kilikya'dan geçerek Filistin'e göç etmişler ve orada Filistinliler adını almışlardır."

Tarih Öncesi Ege
"Grekler" alfabeyi Filistin'den, yani Fenikelilerden ithal etmişti değil mi?... Nereye vardığımızı gördünüz mü? Etrüsk Alfabesi, İskit Afabesi, Fenike alfabesi ve Likya alfabesi derken... ;)



sol-üst:İskit başlığı ile Bellerophontes Pegasus (Tulpar) ile
Chimera'yı (Kimera) öldürürken - MÖ.5.yy-4.yy
sağ-üst: İskit / sağ-alt: Etrüsk

İskit/Saka (MÖ.5.yy-3.yy) sanatında gördüğümüz de bir Chimera (Kimera) dır ve Etrüsk sanatında da karışımıza çıkar. (Arezzo-MÖ.400)






“Batı ne der”e aldırışsız özgüvenli bilimcilerinin tüm yönleriyle sorgulayarak ulaştığı Lykia Uygarlığı’nın Anadolu mayasıyla yoğrularak yaratıldığına yönelik bilimsel görüşleri, yerli ve yabancı dilde yayınlarla bilim dünyasının tartışmasına sunulmuştu. Bu yazılanları tüm Batılılar gibi suskunlukla karşılayan Ksanthos’taki Fransız meslektaşlarımız haklılığımızı 2004 yılı kazılarıyla günyüzüne çıkarmaya başladıkları ortostat kabartmaların, Yeni Hitit yapıtlarıyla olan biçim ve biçem benzerlikleri temelinde belgeleyeceklerdi. Onlara göre de Lykia sanatı ve kültürü, kendilerinin de o güne dek savladığı gibi “Helen kökenli” değil, inanmak istemedikleri- “Anadolu” etkisinde biçimlenmiş olmalıydı.


Artık onlar da bu konuda, "sonuç olarak bu yeni keşif çerçevesinde, Ksanthos kentinin yerleşim kronolojisi ve Demir Çağı Likya'sındaki kültürel etkilerin yeniden ele alınması gereği gündeme gelmiştir" diyecek; ne var ki bunları yıllardı komşu Patara'da dile getirenlerden hiç söz edilmeyecekti.


Bilim adına olmaması gereken di bu davranış. Çünkü görüşümüzün doğruluğunu perçinleyen bu çok önemli buluntularla sanki ilk kez kendileri bilimin gündemine taşımış ve ilk kendileri görmüşlerdi Lykia kültür ve sanatının Doğululuğu gerçeğini!...


Belli ki Batılı meslektaşlarımızın bizzat saptayamadığı "bilimsel gerçek" gerçekten sayılamazdı (!) Belki de ilk kendileri çıkarmış olacaklardı ki bilimi, yüzyılı aşkın zamandır sürükledikleri "panhellenizm" açmazından, tarafsızlıkları (!) bilinsin. Bu "ancak biz biliriz" tavrının aynısını Phryglerin Anadoluluğu bağlamında Gordion'un Amerikalı araştırmacılarından gördük; Karanlık Çağ'ın olmadığı bağlamında ve Pamphylia'nın Anadoluluğu gerçeği bağlamında ise Hattuşa Büyükkaya ile Perge Akropolü'nün Alman kazıcılarından yaşadık da, artık alıştık....


Prof.Dr.Fahri Işık
“Anadolu-Lykia Uygarlığı Lykia’nın ‘Hellenleşmesi’ Görüşüne Eleştirel Bir Yaklaşım”
ayrıntılı:









2 Temmuz 2016 Cumartesi

Artık bütün Avrupa, kendi medeniyetinin temelini Türkler'in attığını bilmek zorunda!





Paflagonia projesi, tıpkı daha önce gündeme getirilen Kapadokya projesi, İyonya projesi, Ağrı dağı projesi gibi, Türkiye'nin kendi içinde şehir devletlerine bölüneceği öngörüsü ile hazırlanmıştı. Bu öngörü, bizim tahminimiz değil. Proje sahiplerinin hazırlayıp dağıttığı broşürlerde açıkça ifade ediliyor...


Paflagonia projesinde aynen şöyle deniliyor:

"Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor. Bu amaçta istikamet, her zaman toplumlar ve politika; devletler ve devlet yöneticileri; güçler ve ülkeler arasındaki bir yakınlaşmayı gerçekleştirmeye yöneliktir. Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor... Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homo sapiens, ya da Austrolopitecus..."


Proje, etnik araştırmalarla, özellikle Türk insanının ulusal bilincini, yani Türk Milleti'ne mensup olma bilincini yok etmeyi amaçlıyor...

Paflagonia projesi, Rotary International antetli bir dosyayla tanıtıldı. Dosyanın kapağında "Paflagonia Projesi, Veneto Bölgesi'nden Batı Karadeniz Bölgesi'ne, Ağustos 2001" başlıkları var. Yine kapakta projenin iki organizatörü Suadiye Rotary Kulübü ile İtalyan Cıttadella Rotary Kulübü'nün amblemleri yer alıyor. Projenin ana sponsorluğunu İtalyan bisiklet aksesuarları firması Elite ve Luna zeytinyağı firmasının; ulaşım sponsorluğunu da Otokoç ve Alitalia'nın üstlendiği bildiriliyor.


Dosyanın diğer sayfalarında Paflagonia bölgesinden Homeros'un İlyada adlı eserinde bahsedildiği, bu bölgede yaşayan Enetler'in İtalya'ya göç ettiği anlatılıyor. Tarihi Veneto dilinin Etrüsk dilinden türemiş bir alfabeye sahip olduğu da belirtiliyor. Paflagonia'nın ise, Kastamonu, Karadeniz Ereğlisi, Zonguldak, İnebolu, Sinop, Bartın, Safranbolu, Çankırı ve Küre'den oluştuğu ifade ediliyor. 3200 yıl önce bu bölgeden "demir atlarla" Adriyatik kıyılarından İtalya'ya geçtiği belirtilen Enetler'in köklerine dönüşüne hedef alan projenin bir adı da "Köklere Dönüş Projesi."


Proje dosyası ile birlikte dağıtılan bir haritada ise Anadolu coğrafyası, eski yerleşim bölgelerine göre adlandırılıyor. Buna göre, Anadolu'daki federe şehir devletlerinin adları şöyle:

"Trakya, Bitinya, Misiya, Lidya, Karya, Likya, Pamfılya, Firikya, Kilikya, Kapadokya, Galatya, Paflagonya, Pontus, Ermeniya, Antakya, Mezopotamya..."


Basın bildirisinde ise şu ifade kullanılıyor: "Artık bütün Avrupa, köklerinin Troya ile başladığında hemfikir..." Bu ifadenin 1988 yılından beri Troya kazılarını yürüten arkeolog (ve tabii ki ideolog) Prof. Dr. Manfred Korfmann'a ait olduğu belirtiliyor.


Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı da "Köklere dönüş" projesini destekledi! İtalyan bisikletçiler, kendi ülkelerinden bisikletle hareket ederek Bartın'a kadar geldiler. Türkiye Cumhuriyet Kültür Bakanlığı, Türkiye'yi federe devletlere bölme projesinde müsteşar düzeyinde temsil edildi! Müsteşar Fikret Necip Üçcan, Türkiye Rotary Kulüpleri Genel Başkanı Enver Aytaç ve Suadiye Rotary Kulübünden Müjdat Yeşilbağ ve İtalyan temsilciler, bugün Avrupa'da yaşayan bütün insanların köklerinin Anadolu olduğu teorisine ses çıkarmadılar.

Tabii, proje aslında kendi kendini çürütüyor. Çünkü, Truva'nın Avrupa'nın değil, Türkler'in kökenleri ile bağlantılı olduğuna dair iddialar ve Atatürk'ün Dumlupınar zaferinden sonra "Truva'nın öcünü aldık" demesi bir kenara, bugünkü İtalya'nın Etrüskler tarafından kurulduğu, Etrüskler'in sembollerinin ve destanlarının da Ergenekon destanı ile aynı ve alfabelerinin de rünik Türk alfabesi olduğu biliniyor.


İtalyanlar, dişi bir kurt tarafından emzirilen Romus ile Romulus'un heykellerini bile saklayamadılar; Latin alfabesini nasıl ortadan kaldıracaklar?


Latin alfabesinin Etrüsk alfabesinden türetildiği biliniyor. Etrüsk alfabesi ise hemen hemen Yenisey alfabesi ile aynı. Rünik yazılar, Göktürk yazıtlarında Yenisey yazıtlarında ve Altın Elbiseli adam ile birlikte bulunan yazıtlarda da kullanılmış. İskandinav ülkelerinde bulunan bütün yazıtlardaki alfabe de aynı.


Bu durumda, bugünkü Batı medeniyetinin temeli olan yazının, yani Latin alfabesinin Türk yazı sisteminden alınma olduğu ortaya çıkıyor. Türkler de buna dayanarak,  bütün İtalya'nın,  bütün İskandinav bölgesinin ve  aynı yazıtların bulunduğu bütün Avrupa ülkelerinin,  aslında Türk coğrafyası olduğunu,  Avrupa'nın en büyük sıradağlarının  yani Alp dağlarının Türk adı taşıdığını, dolayısıyla Avrupa'nın  Türk kültür alanı olduğunu rahatlıkla  iddia edebilir.


Üstelik bu iddianın belgeleri her gün bütün insanların kullandığı Latin alfabesinde bulunuyor... O halde Truva kazılarını yapan Prof. Dr. Manfred Korfmann'a nazire yaparak şöyle diyebiliriz:

-Artık bütün Avrupa, 
kendi medeniyetinin temelini 
Türkler'in attığını 
bilmek zorunda!





ARSLAN BULUT
TÜRKLÜĞÜN ŞİFRELERİ - ABD'nin ŞİFRESİ; KÜRESELLEŞME





Truva tiyatrosunda bulunan dişi kurt madalyonu
1.20 m olan madalyonun üzerinde iki geyik, altında ikizler, onların altında da mağara ve keçi bacaklı Pan... Dişi kurdun kafası kırık, ama ikizlere baktığı düşünülüyor... Roma dönemi 
ve 






ilgili:






diyenlere de bir kaç sözümüz var!

Galina Shuke











27 Haziran 2016 Pazartesi

KURT




Kurtlarla ilgili iki konuda araştırma yapmıştım. 
Biri Kurt donuna bürünme diğeri Dişi Kurt:
Ama yazım yanlızca Kurtlarla ilgili değil....

Etrüsk Mezar Taşında Tek  Çocuk ve Dişi Kurt
Felsian Stele , detay , MÖ.5.yy - Bologna



Pelasgların atası sayılan Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon, yani Kurt'tur. Lycaon'un doğum yeri denize kıyısı olmayan dağlık bölge Arcadia olarak geçiyor. (Ayrıca Arcadia ile Arka kelimesinin benzerliği de düşündürücüdür.'Eski ve Modern Türkler - Mustafa Celâlettin Paşa' kitabında; Türkçe Arka - latince Arcus - Yay/Sadak anlamında: zaten arkada taşınıyor. diyor. Ve Archer yani Okçu kelimesi buradan türetiliyor. ) Hellenlerden önce yörenin yerli halkı olan Pelasglar, Lycaon Dağı olarak ta anılan bölgede festivaller düzenliyorlar. Arcadia savaşçıları Kurt ve Ayı (sonradan Rusların simgesi!) postlarını giyermiş, yani Kurt donuna bürünürmüş. Bu Truva'da da var. Truvalı Dolon da Kurt postuna bürünerek düşman hattına sızmak ister, fakat yakalanır. Dolon Kırgızlarda bir boy adı olarak geçer.


Truva'nın düşmesinden sonra dağılan halkın bir kısmının kuzeye göç ettiği bir gerçektir. Odin'in babasının adı Bur (Borr-Burr) ve dedesinin adı Buri'dir. Bizim Börü yani. (Thor ise oğlu.Tor-Tur-Tar Türk kelimesinin kökenindeki gibi). Asgaard'tan geldiği de belirtilir. Anadolu'nun batısındaki As Türkleri, As/Az ile başlayan topografik adlarından bazıları; Assuwa (Ege bölgesinde), Astarpa (K.Menderes), Astike (Trakya Ovaları) gibi ; Prometheus'un insanoğlunu çamurdan yaratıp ateşi, yani bilgiyi, aydınlamayı insanoğluna vermesinin dışında eşinin adının Asia olması gibi... Vikinglerin arasında Tyrker adlı bir kişinin olması da Teucer'i akla getirir. Truvalılar da kendilerine Teucer diyordu: Teucer=Tucer=Türk Er gibi ve Hektor'un (Ektor) Tyrkland'ın asil prensi olarak anılması gibi.... Atlamadan hatırlatayım, İsveçli bir akademisyen İskandinavların arasına Hunların da karıştığını söyler.


Odin'in de Kurt postuna bürünen savaşçıları vardır, İskitlerde de. Kurt postuna bürünen vahşi ve gözü kara savaşçılar paralı asker olarak Roma İmparatorluğunda en önde görev almışlardır. Kurt donuna bürünme Amerika yerlilerinde de görülür. Hatta Washington yöresinden Quileutes ve Kuzey Amerika bölgesinden Kwakiutl Amerika Yerlileri Kurt'tan türediklerine inanırlar. Şimdi can alıcı noktaya geliyoruz. Orta Asya Türklerinde de var olan bu olay Moğollarda da var ve sanki onlara mahsusmuş gibi batılılarca anlatılır. Lakin kimse düşünmez 13.yy'dan önce Orta Asya'nın batısında, yani Anadolu'da Moğollar ne gezer! Demek ki bu kültürü Türkler yaymıştır ve de Türk kültürüdür; Serdengeçtiler, Başıbozuklar... Ve Batı'daki Kurtadam efsaneleri de bu savaşçılardan doğmuştur.


Schliemann kitabında Athi'den bahseder. Asur dönemine ait bir tablette dişi bir Köpek veya Kurt'tan iki yavru süt içer, sunakta da bir baykuş vardır. Baal cycle yazıtlarında "Athi'den kim süt içecek" diye yazar. Athi Karkamış'ın (Gaziantep) büyük tanrıçasıdır. (Asur ve Babil'deki büyük şehirlerin adı Turani olması bir yana...) Truva'da bulunan baykuş formlu vazolar Athi ile ilintilidir. Schliemann "Yunanlılar Truva'da görüp ödünç aldı" der. Athi Athena'ya dönüşür sembollerinden biri Baykuş diğeri Yılan'dır. Tatar Türklerinin bayraklarında Baykuş ve Ejderha vardır. Ejderha aynı zamanda Yılan'dır.


Kalevala, 19. yüzyıl epik şiir eseridir ve Elias Lönnrot tarafından derlenmiştir. Fin sözlü folklor ve mitolojisini anlatır. Elias Lönnrot Finlandiya'daki "TURKU" Kraliyet Akademisi'nde okumuştur. Ve KALEVALA şiirinde de "ATHI" ve "TYRYA (TURYA)" kelimeleri geçer.


Athi başlangıçtaki su'dur, Türklerdeki Akgöl'den (Süt gölü) gibi. Amerika yerlilerinde Samanyolu'na "Kurt Yolu" denir ki Samanyolu Hellenlerin efsanesinde Hera'nın sütüyle oluşmuştur. Süt gölünden (ak göl) alınan bir damla süt ile insanlara "ilk ruh"un verilmiş olduğu kabul edilmektedir. Süt, tıpkı Kımız gibi kutsaldır. Şamanlarla ilgili hikâyelerde, Şamanın hasta olanları pişirilmiş süt ile tedavi ettiği geçmektedir. Ayrıca cübbesinde Erlik-Han'ın dünyasından Yılanlar tasvir edilir. Saka/İskit Türkleri Atların Bereketi bayramında Kımız içer. Kımız dolu çanağa kan damlatarak da Ant içer... Tıpkı Lidyalılar'ın Medler'le barış antlaşması yapması gibi....


Bilgamış'ın yaptıkları sonraki dönem mitlerde Herkül'e geçer....
Herkül Köroğlu ile aynı kişidir....Köroğlu'nun oğlu da bir Kurttan Süt içer....Apollo gibi Köroğlu da Işık aktaran delikanlıdır....ve Herkül Sakaların Atasıdır.


Herkül (Erkül) de Hera'dan süt içer. Herkül Yılanları boğar ama aynı zamanda Gelon'un da babasıdır. Gelon-Jelon-İlan-Yılan bir İskit boyu, yani Kayı boyumuz. Jül sezar Gay derken Kayı'dan bahseder. Sezar Etrüsk kökenlidir. Etrüsk kül kaplarında, Makedon ve İskit paralarının üzerinde IYI damgaları görülür. Ayrıca Etrüsk heykel sanatının aynısını Kassitilerde de gördüm, aynı yüz, aynı biçim, sanki kopyası....(link)


"Si(Kay) kabilesinin tamgası yılandır, kay yılan demektir... Don Kıpçakların Ejderha - Kimak Uran-Kay halkından inme olduğunu... Şarukan, büyük Ruh veya totem olarak ejderha anlamındaydı" der Ahincanov. Fergusson da Yılan kültünün  ve Demirciliğin Turani olduğunu yazmıştır. Yılan aynı zamanda Demir'i işleyenlerin sembolüdür denilir. Etrüskler'de İtalya'ya gittiğinde Demirci Millet olarak tanınmıştır. Ve aynı zamanda da Yılan şifacılarında sembolüdür. Anadolulu Apollo da Pythia adlı ejderi yener ve bilgeliğin, kehanetin tanrısı olur. Halbuki bu ejder-kral/tanrı/kahraman savaşını Sumer ve Hattilerden etkilenmiş Hititlerde de görürüz. Gök Tanrısı Telipinu'nun İlluyanka Ejderi ile savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Mevsimlerin dönüşümüdür, tıpkı Hades'in kaçırdığı Persophene'nin annesi Demeter ile buluşması gibi. Tatarların bugün kutladığı Sabantui Bayramı. (Sabazios)


Prometheus işte o ejderdir, yani Türk kültüründeki Evren'dir. Adı gibi geleceği gören yani Zamanın efendisidir ama Apolloya geçmiştir ve kehanet tapınaklarının baş tanrısı ilan edilir. Burada Hellenlerin doğulu bir tanrıya doğulu bir tanrıyı öldürtmesi görülür. (Hellenler yazıya MÖ.8.yy'da geçmiş olsa da yazının yerleşmesi MÖ.6.yüzyılı bulur.) Ve tıpkı Prometheus'un ışık olması gibi Apollo'da bir ışıktır, Güneştir sonradan Helios olur. Abdülkadir İnan "Oracle" kelimesini güneş dil teorisine göre Türkçe olduğunu öne sürer, " kökü Irk'tır - Türk mitolojisinde kain, filozof ve hakimin adı olarak geçer Irkıl Ata - Yakutlar'da An Argıl'dır - Buryatlar'da Irgıl Böge" der. Ki Kehanet Anadolu'dan Hellenlere geçmiştir. Kam olan Hyperboranlı Abaris bir Apollo rahibidir, oku ve atıyla gezer. Abaris Avar Türkleridir. Hyperboranlılar ise İskit boyudur.


"Athena Yunanca açıklanamamıştır" der Eliade ile Erat, tıpkı Apollo ve Artemis'in açıklanamaması gibi. TH sesi Türkçe'de yoktur. Athena Asena da olabilir Athi'de olabilir. Babası Zeus'tan doğar, niye? Çünkü üretilmiştir tıpkı Dionysos'un Zeus'tan doğması gibi. Hellen halkının benimsemesi önemlidir, tıpkı Romalıların Etrüsklerden çaldığı dişikurt efsanesi gibi..


Ki Zeus Frig tanrısı olarak geçen Sabazios'tan doğmadır, Güneydoğu Anadolu'da Suvar-Subar-Sibir olarak ta anılan Saban bir İskit boyudur, gökyüzünde gezen atlı bir göçebe olarak tasvir edilir. Sibirya'nın isim babasıdır. Suvar-Subar Kimmer-Hun-Bulgar-Çuvaşların da atasıdır.


Burada Gordion (İngilizcede Gordium diye geçer) adının da Kördüğüm'den geldiğini iddia ediyorum. Friglerin kralı Midas'ın da Muşkili Mişka - Kaşkalardan olabileceği söylenir. Kaşkalar ise bir İskit boyudur. Hitit kayıtlarındaki Xalub tur, yani meşhur Excalibur'un türediği kelime. Arthur ise Artahır olarak geçer Alanlar'da, ozandır hikayecidir. Ki Atilla'nın da kılıcı sayılır çünkü İskitler ile Hunlar akrabadır ve Atilla'nın hükümdarlığı altında yaşarlar. EK olarak İskender bu kördüğümü kesip doğuya vardığında İskit kralının kardeşi ile karşılaşır, ona da Cartharsis demişler, halbuki bu kardeşi kelimesinin kendisidir. İskit kralı İskendere şöyle der: Buraya dost olarak geldiyseniz misafirimsin, ama düşman olarak geldiysen, bilki biz seninle Tuna'da hemhududuz." Bu da demek oluyor ki, Doğu İskitleri ile Batı İskitleri birdir, akrabadır. Doğu ve Batı İskitlerin kültürü de birdir. Yani İskender ile Hellen kültürü henüz Doğu'ya ulaşmamıştır!


Kybele'nin oğlu olan ya da himayesi altında olan Dionysos'ta farklı değildir, öz be öz Anadoluludur. Bacchus - Bağcı'dır derler ve asmanın yanında ağacın kovuğundan doğmuştur, ağaçların da tanrısıdır derler. Tıpkı Kıpçak kelimesinin Ağaç kovuğu olması veya Uygurların ağaçtan doğma efsanesi gibi. Friglerdeki Anatanrıça olan Kybele / Kubaba / Matar ne denirse densin, bir heykelinde elinde kupa ve kuş vardır, tıpkı bizim Taşbabalarımızda olduğu gibi....


Ayrıca;
Erikhthonios'un oğlu Pandion I Atina'nın 5.kralı ve efsanevi kurucusudur (! 5.kraldan sonra olması ilginç değil mi?, MÖ.1437-1397'ye yerleştiriliyor). Onun zamanında Atinalıların Demeter ve Dionysos ile tanıştırıldığı söyleniyor. Babası tarafından Tanrı Hephaestus'un torunu (Hephaestus Pelasglı değil miydi? Pelasg-Türk). Ve bu çağda üzüm bağı İkarios tarafından Hellenlere tanıtılıyor. Ondan öncesi yok! Demeter Mezopotamya'daki Nisaba'dir bilgelik ve öğretme tanrıçası olması dışında toprak tanrıçası olarak tahıl ve hasat ile de ilişkilidir. Kızkardeşi Ninsun'da Bilgimış'ın (Gılgamış) annesidir. Yani Demeter=Nisaba. ya da Bilgelik tanrıçası Athena=Nisaba gibi...


Demeter: Çiftçilerin, ekmeğin Tanrıçasıdır İlk ve Son Bahar'da, (aslında Ekinoks'ta görünüp kaybolan) Bereketin, açlığın-tokluğun (Meşe ağacı ile kendini yiyen Erysikhthon mitolojisi) simgesidir. Gizemli [mysteria (ölüler diyarı ile iletişime geçen Şaman/Kam gibi )] Eleusisli Triptolemos'a Ejder arabasını (Prometheus, Ejder, Evren), dünyaya tarımı öğretmesi için verip gönderen tanrıçadır... Posedion'dan olma Ölümsüz At Arion'un da annesi .... "Cadı" olarak tanımlanan (kadın şaman/kam) Hekate/Ekate'yi de kölesi olarak yanına alan tanrıçadır. Ki Hekate ondan daha eskidir, MÖ.3binlere kadar iner ve de öz be öz Anadoluludur. Elinde meşalesi ile Kurt, köpek veya kısrak olarak ta tasvir edilir. Tıpkı kuzeni Artemis gibi gezegeni Ay'dır ve Hekate'nin teyzesi Leto'dur. Daha çok Karia'da tapınım görmüştür. Ayrıca Hekate İskitlerde Papaios'un eşi olan ve Büyük Bacı anlamına gelen Api'si ve Umay Ana ile benzerlik gösterir. Hekate ruhları öte dünyaya taşır. Api'nin bacakları iki yılan gibi yanlara açılırken Hekate'den türeyen Etrüsk Scylla'ların da bacakları iki yana açılan yılan şeklindedir. Herkül'de bacakları yılan olan biriyle evlenmiştir.


Elam demişken o coğrafya'ya gidelim:
İskender Lahti diye adlandırılan Lahitin sidon kralı Abdalonymos'a ait olduğu bilinir. Akhunların Eftalit haricinde diğer bir adı da Abdaly'dir. Türk kültüründe görülen Abdallar da diğer bir kanıttır. Ve lahitin üzerindekiler Pers savaşçıları değil İskit savaşçılarıdır, pantalon ve başlık en belirgin özelliktir. Asur kralı Aşurbanipale yenilen Elam kralının adı da Te'umman'dır. Yani Mete'nin babası Teoman ile aynı adı taşır. Ya Elam Kralı Atalumman'a ne demeli? sonuçta ATA Türkçe kökenli değil miydi? Bir de Urtaki var adı bilinmiyor, lakabı denmiş, Urtaki Ortak kelimesini çağrıştırır ki kralın ortağı veya amcasıdır. Bu kadar veri bir tesadüf olamaz....

(Kıpçak - Hun - İskit - Kimmer - Elam)


Gelelim Artemis ile Apollo ve tabi ki anneleri Leto'ya

Artemis'in asıl adı ERTEMİ'dir, Ay tanrıçasıdır. Apollo'nun lakabı Kurt'tur, "Apollo Lykeios" . Anneleri Leto ise (az bilinir) Kurtların Tanrıçası'dır ve Lykia-Lukia (Likya) ile Karia bölgesi en çok tapınım gördüğü yerlerdir. Karialılar ile Lelegler Pelasglarla akraba değil miydi? Pelasglarda Kurt yok muydu? Leto Aeneas'a yardımcı olmuş ve Truvalıların yanında yer almıştır.





LETO kimdir?
Leto (Latona) ; Kurtların Tanrıçası, bir Dişikurt
Babası Coesus (Kaios-Kaos) (Güneş, Gökyüzü, Zeka, Atmosfer) 
Annesi Phoebe (Phoibe) (Dolunay, bilgelik) ki onlarda Uranüs (Gökyüzü) ve Gaia (Yer) in çocuklarıdır. (Diğer kızları Asterie'dır (Asteria- öngörü, yıldızları okuyan, kehanet, Hekate'nin annesi)
Leto Apollo'yu doğururken bir kurda dönüşür, der Aelian(10.26)
Leto Hera'nın gazabından kaçarken Hyperboreanlı Kurtlar ona yol gösterir, ya da Kurtlar ülkesini arıyordur. Leto'nun Hyperboreanlı olduğunu söyleyenler de vardır. Hyperboreanlı Abaris - Apollo ; Hyperboreanlı Leto ; Hyperboreanlılar = İskitler



Peki Karia? Herodot, Karialıların, efsane kral Atys'in oğullarından biri olduğunu, Lydus/Lydia ve Mysus/Mysia 'nın kardeşi Car/Kar'dan geldiğini yazar. Lelegler ile Karialılar akraba olarak gösterilir. Hatta Karialıların eski adı Leleglerdir, Leleglere de Pelasglar denildiğini Herodot ve Homer de rastlarız. Lelegler ve Karialılar dışında Traklar ve Friglerde Truvalıların yanında savaşmıştır. Bugünkü Yunanistan dan koloniler geldiğinde "Lelegler ile Karialıları" kovduk der. Lydialılar ile Medler yıllar süren bir savaştan sonrasında da Kan Andı içerler, Hellenlerde Kan Andı yoktur.

Miletos bir Karia şehirdir, adı da Hitit kaynaklarında da geçen Millawanda'dır ve MÖ.3500'lere dek geriye gider, ki o dönemde henüz Hitit yoktur! Hatti vardır.




The Metamorphoses of Antoninus Liberalis: A Translation with Commentary, Antoninus (Liberalis- AD 100-300)


Miletus, Apollo ile Minos'un kızı Akakallis'in oğludur. 
Akakallis babasının gazabından korumak için oğlunu ormanda saklar, Apollo'da DİŞİKURT'a onu beslemesi için emir verir. Miletus kurtlar tarafından büyütülür başka yerde bir çobanın onu bulduğunu ve evine getirip büyüttüğü yazar, tıpkı Truvalı Paris'in kaderindeki çobanlık gibi....
Bir de abisi vardır Kydon...O da küçükken Girit'e getirilmiştir, ve her nasılsa onun da hayvanlar tarafından büyütüldüğü söylenir ve adına para basılır, bir kurt emzirir.... 
Acaba Miletus'un ikizi midir ? Bilemem...Ama...
Miletus yetişkin olduğunda Girit'i terk ederek Caria/Karia'ya gelir. 
Milet şehrini kurar, Menderes Nehrinin kızı Kyane ile evlenir ve ikizleri olur ! Kızı Byblis ve oğlu Kaunos (Dalyan). (Başka anlatımlarda ise , Miletus, Karia kralı Eurytus'un kızı Eidothea ; veya Celaenus'un kızı Tragasia ile evlenir ve ikizleri olur)
Girit'te Dişi Kurt....
Miletus'un Dişi Kurt tarafından büyütülmesi...
Miletus'un İkizleri... 
Bana hep Leto'nun ikizleri ile Remus-Romulus ikizlerini hatırlatır.
Bu yüzden Leto'nun bir dişikurt olduğuna inanırım.


Virgil'e göre, Teucer ve halkı büyük kıtlık nedeniyle Girit'ten ayrılır ve Scamander Nehri yakınlarına yerleşirler. "Girit'ten gelen atamız Teucer "...der Virgil Aeneid'ta... Teucer, Truva'nın Atasıdır...onlarda ise At Kutsaldır ve Ektor bir at terbiyecisidir, kurban verirler Skamander (Saka) nehrinin tanrısına....


"Lykia'lıların bu adı almalarının nedeni, tanrıları Apollo Lykeios'a bir kurt (lykos) olarak tapınılmasıydı. Apollo tanrı doğmadan önce anası Leto'nun bir kurta dönüştüğü ya da kurtların onu Apollo'nun doğacağı yere götürdüğü söylenir. Gerçekte Lykia'lılar kendilerine Trmmli diyorlardı; bu ad Yunanca'da ünlüleşerek Termiller biçimini almıştır... İÖ. dördüncü yüzyıla gelinceye değin, Girit'in kimi yörelerinde hala Yunanca olmayan bir dil konuşulmaktaydı"... George Thomson; Tarih Öncesi Ege


"Ellin öncesi bin yıllarda Sümer-Hatti-Girit üçgeninde etkin durumda olan toplumların dili bizim dilimiz gibi eklemeli yapıya sahipti!"... Prof. Dr. Saleh SULTANSOY


Dişi-Kurt efsanesi Etrüsklere aittir, bu kesindir. Etrüsk otağ tipi tümüslerinde Kurt donuna bürünmüş savaşçı freski olmasına rağmen, henüz dişikurt anlatımı bulunamamıştır, çocuk var mıdır, bir midir, iki midir, bilinmiyor.. Yine de MÖ.5.yy'dan kalma bir Etrüsk mezar taşında dişi bir kurt tek bir çocuğu emzirirken görünür. Etrüskler'den "Tarkan" Hanedanlığı Roma'yı MÖ.509 'a kadar yönetmiştir. Roma'yı Romalıların kurduğunu "kanıtlamak" için MÖ.3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu Agustus döneminde de sürekli anlatılır, sırf Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu "Romalılara" unutturmak için.... Aslında Romalılar Etrüsklere çok şey borçludur!
Tyrrheni, Turhenian olarakta geçen Etrüskler Truva'nın düşmesiyle İtalya'ya göçer (MÖ.11.yy). Liderlerinden birinin adı RASENNA'dır. Asenna - Aşina (Çin kaynaklarında) Göktürk hanedanı değil miydi? Lydialıların ilk Hanedanı ATYAD'tır. Kral Atys TURSEN, TURSENOS'un oğludur. Ve kıtlık döneminde Etrüsk ülkesine göçer. Tarkan- Tarkandemos- Tarhan- Tarquin hem Türklerde hem Hattilerde, hem de Etrüsklerde görülüyor. Tur ve Tar, Türk'ün kök kelimesi değil miydi?


Yani demek istediğim:

Dişi Kurt, Kurt Savaşçılar ve Kurttan türeme Türklere özgüdür. Hakkari balballarında da bulunan teke sembolü Göktürklerin Aşina boyunun sembolüdür. MÖ.9.yüzyılan itibaren kullanıldığının kanıtıdır. Elamlarda bulunan Teumman ile Asya Hunların Teoman'ı nasıl akraba ise... 
Leto'nun oğlu Apollo'nun oğlu Miletos'un kurt tarafından beslenmesi gibi....Remus ve Romulus besleniyorsa...
Hyperboreanlı Abaris'ten Avar Türklerine ulaşıyorsak,
Pelasglardan- Etrüsklere - Hyperboreanlı (İskit) Leto'dan 
Doğu'da Batı'ya bir Avrasya coğrafyasında Saka/İskit Türklerinden bahsedebiliyorsak,
RAsenna, Asena, Athena, Aşina'ya da ulaşırız.


Belki konudan konuya atladım ama hepsi birbiriyle bağlantılı. Anlamak için geniş bir açıdan bakmak ve hepsini bilmek gerek. Benim bile aklım karışıyor. Atladığım da olmuştur, okuduklarımı aklımda tutmak isterdim ama olmuyor işte. Yanlış yoldaysam da bilmek isterim, fikir fikiri çağrıştırır.



Truvalı Kahraman Ektor ile Lukiyalı (Lukka-Likya=Kurtların ülkesi) Kahraman Sarpedon'a, Kurtuluş Savaşı'ndaki Kahramanlardan Bugünün Kahramanlarına Selam Olsun.
Sevgiyle kalın,
SB.




Konya - Lycaonia




Kazakistan


EK: 
* Tuğ olarak Kurt Başı'nın sadece Türkler, Türklerle akrabalığı olan veya yoğun bir şeklide Türk kültürü altında kalan halklar kullanmıştır. Tıpkı Strabon'un söylediği gibi :"Dacialılar kurt'a tapar ve sancakları kurt başıdır." Dacialılar'dan da Keltlere geçmiştir, onlarda bazı boylarına Kurt demiştir. Dacialılar Traklardandır, Getae'da denir. Tomris'in Massagetae'sından kopmadır. Çünkü Tomris Romanya'daki Tomi şehrini kuran Ece dir.

* Göbeklitepe'deki hayvan betimlemesini Tilki olarak adlandırıyorlar, bence o bir Kurt.

* Konya'nın da içinde olduğu bölgenin eski adlarından biri de Lycaonia'dır (Kurtların ülkesi) sonradan İconium'a dönüşmüştür. Diğer adı için Azerbaycan'dan Elşad Alili der ki: "Kapadokya - Khita-Khatai"/Demircilerin ülkesi. "Touran the Khatai" diye geçer kaynaklarda yani "Turan Khatai" . "Asur, Mısır yıllıklarında bu ülkenin ismi KHİTA, KHATA gibi geçer. HATTİ şeklini de hatırlayın. Anlamı da "demir" veya "demirciler ülkesi". En eski Ermeni yazılarında İ.S. (5-6 yy.) Kappadokya'nın ismi GMAİR-K, yani KİMMERLER gibi geçer."

Demirciliğin Türk olması bir yana, Tarkan-Büyücü/Kam-Yılan; ilişkisi iyi araştırılmalı.




ÜZERİNDE DİŞİ KURT VE RUNİK YAZISI OLAN ALTIN MADALYON
Bulunduğu yer ; Undley, Lakenheath / İNGİLTERE - MS. 5.yy
İSKANDİNAVYA'DA YAPILDIĞI VE İNGİLTERE'YE GETİRİLDİĞİ VARSAYILIYOR.
Keşiş Bede'nin MS.731 yılında yazdığına göre, Anglo-Saxon'lar MS.449 yılında bugünkü İngiltere adasına gelir. 
MS.450-1066 Anglo-Saxon Dönemi; 3 grup var:
Jütler - bugünkü Danimarka'dan
Saksonlar - bugünkü Hollanda'dan
Anglolar - bugünkü kuzey Almanya'dan








Aelian The Metamorphoses of Antoninus Liberalis: (Leto'nun dişikurda dönüşmesi)
Bora - Hyperborean (Tarkan-Demir)




Girit MÖ. 1450-1300

Girit  - Arthur J.EVANS


Asur MÖ.13.yy köpek diyorlar ama kurt olabilir,
Ayrıca tekelerin de burada olması düşündürücüdür.






EK:
Trojans. Troy. 

The famous city of Ilion, or Troia, is recognised at Hissarlik (“ the little fortress ”) on a western spur of Mt. Ida, by the sacred Skamander river, some 3 miles from the shores of the Aigēan Sea. This was known as Novum Ilium to the Romans, and identified with Troy by Maclaren in 1822 (see Schliemann, Ilios, 1880, p. 19 : and Dr C. Schuchhardt, Schliemann’s Excavations, 1891). The legend related that Ilos was guided by “ a cow of many colors ” to this hill of the Phrygian godess Atē, and
that Zeus threw down from heaven the Palladium—or image of Pallas Athēnē—which fell before the entrance of his tent and fixed the site of his town. Sir G. Cox regards this stone as a lingam.
Homer (Iliad, v, 215) calls Ilion a city of Merop men, apparently “ dispersed ” fugitives. The Trojans were of Thrakian origin (see Trakia) and like other Mysians and Phrygians had migrated from the Danube. Roman writers distinguish two races—the Teucri, and the Phrygians—in Troy, both however apparently Aryans.

[The discoveries of Schliemann represent at least seven consecutive cities on this site, the oldest being 50 feet from the surface. In the first city were found axe heads of diorite and jade : in the second the skeleton of a girl standing erect : she was round headed with prognathous jaws, and must have belonged to quite a different race to that represented by a skull of the third city—probably a Turanian race followed by Aryans. 

The third or “ burnt ” city, supposed to be that of Homeric poems, contained evidence of wide trading relations represented by Egyptian porcelain and glass : hæmatite sling bullets as in Assyria : ivory, gold, silver, copper, with weights, and short early inscriptions in the “ Asianic syllabary ” script.

No less than 9000 gold objects were found, including goblets, diadems, bracelets, earrings, etc. The skulls of this period are long headed. In the fourth city inscribed texts occur. In the 5th, an axe head is of white jade, such as is now not known except in Central Asia. In the 6th city the so-called “ Lydian ” pottery resembles that of Etruria. The 7th city is Novum Ilium dating not earlier than 400 B.C.—ED.]

Faits of man a cyclopaedia of Religions Vol 3/3 by J.G.R.Forlong, 1906,




Lycaon

In the mythology of ancient Greece Lycaon was the legendary first king of Arcadia. He offended the god Zeus by serving him human flesh and was turned into a wolf as a punishment.

Lycaon's father was Pelasgus, the mythical ancestor of the Pelasgians, the earliest inhabitants of Greece. His mother is given various names, but she is always associated with springs or the ocean. Lycaon was thus a child of earth and water. He ounded Lycocoura, the "first city the sun shone on". The games celebrated on Mount Lycaon were sometimes said to be the oldest festivals of their kind held in Greece. Lycaon's birthplace, Arcadia, the landlocked mountainous area in the center of the Peloponnese, was also the native land of the chief god Zeus himself. The arcadians and their predecessors the Pelasgians were believed to have existed before the moon and to have lived off acorns before the development of agriculture. In the archaic and classical period they remained, from the Greek point of view, somewhat primitive - herdsmen more often than agriculturalists, living in scattered settlements that were not as dignified as a poleis, the Greek name for a civilized city-state. Instead of proper shield, the Arcadian warriors carried the skins of bears and wolves.

Gods,Goddesses and Mythology vol.6




Orjinalinde Tanrı diye geçiyor ama o bariz bir şekilde DİŞİKURT
ETRÜSK MÖ.6 yüzyıl
This is a Female Wolf , not God but Goddess or SHE-WOLF
ETRUSCAN 6th c BC














Gideceği yeri bilen NOT:
Zaten ne geliyorsa siz akademisyenler beraber çalışamadığınız için oluyor. Biriniz klasik arkeoloji çalışırken, diğeriniz Orta Asya Türklerini çalışıyor, birbirlerinden habersiz. Biz birleştiriyoruz siz burun kıvırıyorsunuz. Türk tarihini, mitolojisini araştırmak için Mezopotamya, Hellen, Etrüsk ve Roma tarihini, mitolojisini  bilmek zorundasınız. Benim okuduklarımı okumak zorundasınız.Evet herkes Türk değil, ama Türkün gitmediği yer yok. Adı İskit, Avar, Oğuz ne olursa olsun hepsi Türk, kültürüyle, Türk diliyle diğerlerini etkilemiş büyük bir aile. Paylaşımlarım bilimsel değil diyerek kestirip atamazsınız, çünkü hepsi kaynaklıdır. İzlediğim yolu takip edip, sonra da bu "akademisyenler" kendi bulmuş gibi yayın yaparsa da, onları  Gorgon Medusa  çarpsın. Tesadüfe bak, o da Türk çıktı.  GORGO-KORKU-AMAZON




Hakikat şimşeği, fikirlerin çarpışmasından doğar. 
Namık Kemâl