taş oğuzlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taş oğuzlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

Part Türkleri





Saka/İskit-Dışiskitler-Partlar-Daşoğuzlar(Taş Oğuzlar)-Kıpçaklar

Sağda bir Part-Türk, soldaki Romalı tarafından esir alınmış. 
Septimius Severus Kemeri'nden detay - MS.203 /Roma


"Latin tarihçi Justin (MS.2.yy.Epitome of Trogus Pompeius) kitabında Partların İskitlerin bir boyu olduğunu, onlardan ayrılıp Harezm çölünün güneyine yerleştiğini, kendilerini de bölgenin ve dağların efendileri olarak ilan ettiklerini yazar. ... Partlar Aryan değildir ve kesinlikle Turani özellikler taşır."

Prof.George Rawlinson 

Tur the root word for Turks, and "Turkhan" as in Tarkan (Etruscan and Turks) in Parthian (Turanians)
photo from the book The Seven Great Monarchies of the Ancient Eastern World, Vol 1. - Prof.George Rawlinson


Parthian nationality, we shall find, in the first place, a general consensus that they were Scyths. "The Parthian race is Scythic" says Arrian (note:of Nicomedia 1st-2nd c AD). The Parthians", says Justin, in his "Epitome of Trogus Pompeius" (note: Latin, 2nd c AD) , "were a race of Scyths, who at a remote date separated themselves from the rest of the nation, and occupied the southern portion of the Chorasmian desert, whence they gradually made themselves masters of the mountain reigon adjoining it." Strabo adds to this, that the particular Scythic tribe whereot they belonged was of the Dahae; that their own proper and original name was Parni, or Aparni: and that they had migrated at a remote period from the country to the north of the Palus Maeotis (Sea of Azov), where they left the great mass of their fellowtribesmen.

We must view them as the congeners of the Huns, Bulgarians, Avars, Komans of the ancient world; of the Kalmucks, Ouigurs, Eleuts, Usbegs, Turkomans &c., of the present day. Perhaps their nearest representatives will be, if we look to their primitive condition at the founding of their empire, the modern Turkomans, who occupy nearly the same disticts; if we regard them at the period of their highest prosperity the Osmanli Turks.

SB Notes: Scythians, Huns, Bulgarisn, Avars, Komans, Ouigurs (Uyghurs), Usbegs (Ozbeks), Turkomans are Turkish tribe.






"Partlar "Dış-İskitler" yani dışlanmış olanlar olarak ta bilinir." 
Prof.Firudin Ağasıoğlu.



"The Avars many different names like Obors, Vars, Pars, in Roman times as Partians. 
Their ethnic group united with similar Scythian elements. ... 
All Turkish peoples, Uighurs, Kök-Turks, Ottoman Turks, belong to that central group of Eurasian humanity 
which we are calling Scythian."
Dr.IDA BOBULA (1900-1980)
ORIGIN of the HUNGARIAN




NUSAY KALESİ - TÜRKMENİSTAN
Toprak kalenin 43 kulesi vardır. Aşgabat’a 15 km. uzakta yer alan Bağır Köyü yakınlarındadır. NİSA ANTİK KENTİ (Parthaunisa) olarak ta geçer. Soldaki küçük resim ise Nisa'da bulunmuş Part askerine ait 
heykelinden kopmuş başı MÖ 2.yy'dan kalmadır.

Part Türklerinin merkezi, MÖ.1.yy Mithradatkirt (Mitridates'in Kalesi) olarak anılmış. 
2007 yılında Unesco Dünya Kültürel Miras'a dahil edilmiştir.



"Prof. Muhammedtagı Zehtabi (Kirşçi)´nin bana verdiği bilgilere göre kitabın asıl nushasının girişinde; Part devletini kuranların, günümüzdeki Türkmenler ve Kaçarlar´ın ataları olduğu açıkcasına yazılmıştır.

Part devletinin kurulup geliştiği ve oradan dünyanın dört yanına yayıldığı yurt, onu kurucuların Ana Vatanı Türkmenistan olmuştur. Ersaklar´ın kurduğu devletin ilk başkenti de bugünkü başkentimizin
hemen yanında yerleşen “Nusay Kalesi” olmuştur.

Aslında Aşkabad´ın adı da bu kurucu tayfa yani Ersaklar´ın adından yüze çıktığı açıkca duyulmaktadır; 
(Ersakabad> Erşakabad>Eşkabad> Aşkabad). 
O uygarlığın gerçek mirasçılar da, binyıllardan beri kendi toprağını ve kimliğini koruya gelmiş Türkmen Milleti olduğu bu gün herkese malumdur."

Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız
(M.Ö. 247-M.S. 224) Begmyrat Gerey/Türkmenistan



ERSAK-ARSAK-ARSACES

I.ARSAK (y. MÖ 247-211)
Arsaces I of Parthia (r. c. 247–211 BC) (ΑΡΣΑΚΟΥ)


“Arsak” kelimesinin etimolojisi

Uzun süredir ki, Ermeniler işgal ettikleri arazilerin adlarını değişmekle tarihlerden haber veren yer-yurt adlarını hafızalardan silme gayreti göstermişler. Hatta onlar gerçek Türk-Azerbaycan kökenli kelimeleri ermeni kökenli kelimeler gibi açıklamışlar. Bu tür kelimelerden biri de “Arsak” yer ismidir ki, bunun Haylara (Ermenilere) ait olmadığı defalarca kanıtlanmıştır. 

Pompey Trog “Arsag`ın kökeni belli değil” görüşünü öne sürmüştür. Orhon-Yenisey anıtlarının dilini keşfeden Danimarka bilim adamı V.Tomsen de Aslar hakkında aynı görüşü tekrar edirdi. V.V.Bartold Asların “gayri-Türk”, L.N.Gulimyov ise “gizemli halk” olduğunu belirtiyorlar. 

Sadece Asya, Kafkas, Azov gibi kıta, ülke ve deniz isimlerindeki as/az kelimesi kanıtlıyor ki, aslar zamanla dünyanın kudretli halklarından olmuşlar. 

Eski ve modern As ünvanlı nehir, deniz, dağ isimleri Heşterhan (Astrahan), Astara, Asnı (köy, nehir, tayfa, dağ-şerur ilçesi), Os/Oş (Kırgizistan, Fransa, Macaristan ve b.) gibi yer isimleri asların çokünvanlı ve çokülkeli bir halk olduğunun kanıtıdır. Ayrı-ayrı yerlerde, Macarisyan`da, Çuvaşıstan`da Eslar, Osslar, Aslar, Aşer/Aser gibi aslarla ilgili yer isimlerinin fazla olması asların ulu geçmişinden günümüze kalan hatıradır. 

Uzak Japonya`dakı Asaxi (beyaz aslar) şehir, nehir, deniz ve dağ isimleri de akas/asak kelimelerinin fonetik alternatifleri gibi dikkat çekiyor. 

XIX yüzyıl yazarı İvan Şopen de Kafkasya`da As isminin taşıyan nehir, dağ ve deniz olduğunu belirtmekle, asaxların (beyaz asların) bu toprağın gerçek sahibi adlandırıyor. Yazar as kelimesini “altın adam” anlamında açıklıyor. 

Böylece, Arsak kelimesinin içeriği “sak”ın “asak”dan yaranması gizeminin açılışı aslarla ilgili birçok topnim, etnotoponim ve antroponimlerin de sırlarının açılnasına olanak sağladı. 

“Asak”ın, “sak”a ve “sakın” ise “Asak”a dönüşmesini Orhon-Yenisey anıtları (V-IX yüzyıl) uygun gerçeklerin yazılışındakı yöntemi tarihin sırlarından biri gibi kabul etmek olar... 

…Anıtların dilinde iç metin transkripsiyonlarındakı gibi olan, fakat okunurken mutlaka a harfi ile başlanan (As, Az, Arğu, Akas) gibi etnonimler de vardır. Bu örneklerin sonuncusu – ks antik gayri-türk yazarlar tarafından aslında olduğu gibi değil, “a”sız - kas (kaspiler) formasında yazılmıştır ki, bu da tarihbiliminde konunun binyıllarla “akas”lardan değil, anlamı ve kaderi “soyut bir tayfadan” – kaslardan bahsedildiği anlamına gelmiştir. Buna göre de Herodot, Kaslar`ın eski zamanlardan yok olan halk olduğunu belirtiyor. 

Bu durum eski ve orta yüzyıllara ait türlü kaynaklarda verilen ve anlamı indi de bilinmeğen kun (hun), bun, sibun, bask, ser, serik (Seriki), Ker (iya) ve b. türk eponum ve etnonimlerini de örnek vermek olar. Bu kelimeler aslında “a”nın eklenmesi ile akun (akhun-ağ onlar-ağ hunlar, ebun-on ebler, asibun-on ev asları) Kafkasya`nın en eski türkdilli sakinlerini: ebas ak(saklar) –beyaz asların ebi-evi-vatanı (Kafkasya), aser-azer, aserik (Aseriki)-İkinci as erler, Aker-İya-( Kafkasya)-“Beyaz erler” gibi aydın anlamlı kelimeler olmuşlar. Örneklerin kendisi de “sak”ın tarihen “asak”(beyaz as) olduğunu bir kez kanıtlıyor.

Strabon`un eserinde milattan önce V yüzyılda yaşamış İran padişahı Ksereks ve Ermen-türk toprağında Ksersana eyaleti adına raslıyoruz. “Akas”ın ks okunuşu bu kelimelerde de uygulanmış ve türk dillerine ait bu örnekleri tanınması zor olan şekilde değişmişler. Eski türk alfabesine göre, ak aser akas … (Beyaz asların ağası) ve Akas er ak as on…(On beyaz as erlerinin beyaz ası) olan bu ifadeler milattan önceki binyıllara ait unvan ve görev isimlerindendir. 

Zamanla türk ellerinden olan “Uluğ ak as er eli” ve “Kiçig ak as er eli” (“el” – devlet demektir) ihtimal ki, “Büyük Midiya” vü “Küçük Midiya`nın” eski adıdır. Bu adlar şuan Cezayir ve Fas`dakı “El Ksar el Kebir” ve “El Ksar el-Seğir” toponimlerinde muhafaza edilmiştir. 

Rum (Türkiye) “Eron”. Eski türk alfabesinin özelliklerine göre bu kelime iç metin (Ron) rundur. Kelime iki kısımdan – “er” ve “on”dan oluşmuştur, On sayısının “un” gibi işlenmesine Unageb – On ağalrın vatanı – Marv, Karkun –ların beyaz eri – büyük lideri gibi örneklere raslıyoruz. Demek, Eron (On erlerin vatanı) demektir. Milattan önceki binyıllarda türk-as tayfaları birden-bine ve daha çok sayı ile sıralanmıştır. 

Bu anlamda Eron gayri-türk yazarların transkripsiyonunda (e-siz) “Run” gibi gösterilmiştir. Kafkasya`da Aragon ve Alazon (er, ak, on, ve on) Az on – On azlar ve On tayfalarının eski ünvanları hakkında bilgi verir. “Run” kelimesinin sonundakı n®m değişimi türk dillerinin ilkin dönemleri için de karakteristik olmuştur. M. Kaşğari (XI yüzyıl) gurun-gurum, boğun-boğum gibi değişimler gereğince yazır: “Bu kanun türk dillerinin özelliğidir. Ben bunu “yeni türkçe” olarak düşünüyorum. Lakin kıpçak ve başka kabilelerin sıradan adamları da böyle konuşuyorlar.” 

RAG. Strabon kaydı gereğince, rökonstruksiyon sonrası yunanlar tarafindan “Yevrop” adlandırılan bu şehri parfiyalılar “Arsak” adlandırmışlar. Eski türk alfabesinin yukarıda ibraz ettiğimiz özelliğine göre bu kelime Erak (Arak) “beyaz erler” olmuş ve onun yazı forması yunan yazarları tarafından aslında olduğu gibi - Erak (Arak) gibi değil, Raq şeklinde (k®q) yazılmıştır.

Bu kelimenin milattan önce yüzyıllar ve binyıllardakı türk tayfa dillerine ait söyleyiş forması Kür nehrinin bir kolu “Arak”ın, aynı zamanda Midiya şehri “Rag”ın (aslında Erak-beyaz erlere aid yer) adında belirtilmiştir. 

“Erak”ların (Arak) adı ile Akar (naniya), Akar (nanlar) gibi tayfa, vilayet ve kişi adları da ersakların sadece Kafkasya`da değil, hatta onun hudutları dışında da değişmez vatanları olduğunu kanıtlıyor. 

İbn Hordadbehde (IX yüzyıl) “Er-Rey adı ile bilinen (Tehran etrafında) Midiya`ya ait Rag şehrinin Halife Ömer tarafından alındığını ve 1220 yılında ise moğolların yakıp yıktıklarını Yagut Hemevi (XII-XIII yüzyıl) haber verir. Malum olur ki, İrak türkmenleri tarafından indi de “Erag” gibi telaffuz edilen “İrak” ülkesinin adı “aker”lerle (eraklarla) ilgili olmuş ve araplar onu “Erag” gibi telaffuz etmişler. Belirtelim ki, “İran” ülke adı da İron (kıpçakca: on erler) böyle yaranan tamamen türk kökenli addır ki, şimdi de İran gibi şekillenmiştir. Şunu da söyleyelim ki, şimdi Kafkasya`da (Gürcistan) İroni toponimi de bunu kanıtlıyor. 

Van (Türkiye) “Ebon”. On ev tayfasının adı ile ilgili olan bu kelimenin anlamı Onasların evi – vatanı demektir. Eski İon, Eleon (İl on, El on) şehir, yer-yurt, dağ isimleri ve Aragon (er ak on-on beyaz erler) gibi toponimlerin anlamı da on as erlerin (sak erler) yalnız Kafkasya`da değil, Yakın Doğu`da, Küçük Asya`da ve b. yerlerde köklü sakin olduğuna dair tarihi delildir. “Bon”la bir kökenden olan Frakiya`dakı Afon (Afos) – “On”ların evi (On asların evi) biri yarımada, dağ isimleri b®f, e®a, a®o değişimleri, nihayet “ebon”un e-siz (bon) transkripsiyonu “Van” gölü ve devlet adının yaranmasına neden olmuştur. 

Bu kökten olan tarihi ve modern Arbun , Orkun, (Orhon nehri), Krun, Karun, Esgeran, Şabran (Sabran) ve b. yer-yurt isimleri as aklarla (sak) ilgili olmakla yanısıra, Ersak anlamını da belirtiyor. 

Belirtilenler gereğince, Ersak kelimesi Ersarı, Ertoğrul, Erdahan, Erdebil, Eraz (Araz), Erzurum, Erak (Erakh) ve b. kelimelerin öncekinden er ile hem köken, hem de anlamca bir kökten olmasının yanısıra, tamamen Türk kökenli kelime olduğu gözüküyor...

...Malum ki, Kafkasya`ya sokulmuş yabancıların “Er asak”tan yaranmış Ersak (Arsak) - Beyaz as erlerin (Oğuzların) yeri Karabağ toprağına ve bu adla ilgili olan diğer unvanlara sahip olmaya ne tarihi, ne de manevi açıdan hiç bir şekilde kesin olarak hakkı yoktur. 

sitesinden alıntıdır.




Partlar - Dış İskitler - Kıpçaklar ise ve Memluklar da Kıpçak Türkleri ise
Memluk dönemine ait vazo ve "Türk Tipi Yay" 


İskit Türk; "Türk Tipi Yay" ve Pantalon




EK:




"Biz böyük bir ailəyik - 'Türk' kökənli böyük ailə."
"We are a huge family - 'Turk' of origin, a huge family"


18 Nisan 2016 Pazartesi

İkaros'tan Sarpedon'a




İKAROS - DİONYSOS (Bakkhos)
MENESTHEUS - TRUVA (Turova)
APOLLO - KEHANET (Delphoi)
DEMETER - MEŞE AĞACI
SARPEDON


Dionysos İkarios'u Ziyaret Ederken
EFES - Roma Dönemi 
İzmir Arkeoloji Müzesi



İkarios'un kızı Erigone:


Tanrı Dionysos (1) Yunanistan'a ilk geldiğinde İkarios'un (*) evinde konuk kalmış ve buna karşılık ona asma kütüğüyle şarabı armağan etmiş. Kızı Erigone'yle sevişmiş ve Staphylos (üzüm) adlı bir oğulları olmuş. Bir gün tanrı İkarios'a bir tulum dolusu şarap vererek, komşularını şölene çağırmasını ve onlara şarabı tattırmasını söylemiş. 


Ama sarhoş olan komşular İkaros'un kendilerini zehirlediğini sanmışlar, onu sopalarıyla vurup öldürdükten sonra, ölüsünü götürüp bir yere atmışlar. Köpeği, Erigone'ye babasının atıldığı yeri göstermiş, kız da üzüntüsünden oradaki ağaca asmış kendini. Tanrı Atinalıları cezalandırmış: Bir delilik salgını baş göstermiş şehirde, genç kızlar çıldırıp asıyorlarmış kendilerini. Delphoi bilicisi (2) bu olayı İkarios ve Erigone'nin ölümleriyle ilgili gösterince, Atinalılar Erigone için bir bayram düzenlemişler. Bu bayramın bir benzeri de Roma'da vardı; Entoria (3). (Azra Erat)



(*) İkarios: 
Kral Pandion I (**) zamanında Yunanistan'a üzüm bağını tanıtan Atinalıdır.


(**) Erikhthonios'un oğlu Pandion I: 
Atina'nın 5.kralı ve efsanevi kurucusu (! 5.kraldan sonra efsanevi mi? ilginç),  MÖ.1437-1397'ye yerleştiriliyor (4 The Story of Athens: The Fragments of the Local Chronicles of Attika by Phillip Harding,syf 42). Onun zamanında Atinalıların Demeter ve Dionysos ile tanıştırıldığı söyleniyor (5 Apollodorus, 3.14.7 ). Babası tarafından Tanrı Hephaestus'un torunu (6 Hephaestus Pelasglı değil miydi? ;) ).  Tanrı Poseidon ile bir anılan Pandion'un oğlu Erechtheus ("Poseidon Erechtheus") antik Yunan Şehir-Devleti'nin (city-state) mucididir. Erechtheus'un oğlu Orneos; Orneus'un oğlu Peteos; Peteos 'un oğlu Menestheus;  Truva Savaşı'nda Atinalıların komutanıdır (7).




Dionysos/Bacchus
Fildişi plaka / MÖ.1.yy-MS.1.yy 
Sepino/İtalya




(1)  Dionysos - Tarım - Üzüm:

Dionysos’un öteki adı olan Bacchus – Bağcı’dan türemişdir.
Dionysos Anadolu'ludur, Doğuludur yani, Yunan tanrı panteonuna sonradan girmiştir, kabullenilsin diye Zeus'tan ikinci kez doğurulmuştur. Anatanrıça Kybele'nin himayesi altındadır. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü Sabana koşan” tanrı olarak da anılır. Çiftçi yani....Diğer adı Sabazios'tur.


Sabazios Frig Tanrısı diye de geçer ve annesi de Kybele'dir. Zeus bile ondan türetilmiştir. Haziran-Temmuz aylarında gerçekleşen Sabantui/Sabantuy Bayramı da hasat bayramıdır, Dionysos şenlikleri olarak ta geçer ve hala yapılmaktadır. Saban İskit boyu olmakla beraber, Suvar/Subar/Sibir olarak ta anılan Türk boyudur.



"Sabantuy, Tatar dilinden çevirisi ile ‘Saban Bayramı’, geleneksel olarak mahsül kaldırma çalışmalarının başlaması şerefine düzenlenir."





"Dionysos'un doğudan geldiğini, Anadolu'dan çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile getirir." der Azra Erat


Üzüm Bağını Çin’e tanıştıran da Türklerdir. (J.P.Roux)



Ya Demeter için ne demeli?



"O Nisaba, iyi kadın, adil kadın, dağlarda doğan kadın!..Tahılları büyüten"
Silindir mühür - Akad - MÖ.2350-2150

Sümerde bilgelik/öğretme tanrıçası/anası olan Nisaba-Nidaba-Naga dünyaya düzen getirecek, organize edecek ve de bunu kayıt altına alacaktır. Babillerin ülkeyi ele geçirmesiyle dişil olan öğretme/bilgelik eril'e geçer ve adı da Nabu olur. Bazı yerlerde eşi olduğu söylenir. Nisaba aynı zamanda toprak tanrıçası olarak tahıl ve hasat ile de ilişkilidir. 
Kızkardeşi Ninsun'da Bilgimış'ın (Gılgamış) annesidir. 





Demeter: Çiftçilerin, ekmeğin Tanrıçası.  İlk ve Son Bahar'da, (aslında Ekinoks'ta görünüp kaybolan) Bereketin, açlığın-tokluğun (Erysikhthon mitolojisi) simgesi. Gizemli [mysteria (ölüler diyarı ile iletişime geçen Şaman/Kam gibi )] Eleusisli Triptolemos'a Ejder arabasını, dünyaya tarımı öğretmesi için verip gönderen tanrıçadır... Posedion'dan olma Ölümsüz At Arion'un da annesi .... "Cadı" olarak tanımlanan (kadın şaman/kam)  Hekate/Ekate'yi de kölesi olarak yanına alan tanrıça, ki Hekate ondan daha eskidir. MÖ.3binlere kadar iner ve de öz be öz Anadoluludur. Daha çok Karia'da tapınım görmüştür. Karialılar ile Lelegler akrabadır, hem Homer hem de Heredot Leleglere de Pelasglılar denildiğini yazar. Ayrıca Hekate İskitlerin Api'si ile benzerlik gösterir.




Diğer yandan Prometheus "ateşi"  Meşe Ağacı ile getirmiştir. Meşe Ağacı Anadolu'da Tanrıça, Avrupa'da ise Tanrı olarak tapınım görmüştür ve Meşe Ağacı'nın koruyucusu Demeter'dir. Hayat Ağacı'dır o, çevresindekilere can verir, Amerika Yerlilerinde ölümsüzlüğü temsil eder. Ballıhisar-Pessinus Tapınağında bulunan "Kara Taş" (meteor taşı)  Meşe koruluğunun dibindeydi. Efes'teki Artemis "Pınar" başında "Meşe" koruluğundaydı. Keltlerle (Galatlar) başlayan Druid törenleri aslında bir Şaman/Kam töreniydi ve Meşe koruluğunda yapılırdı. 




"Altay bölgesinde yaşayan Türk boylarının, oymakların ağaçları vardır. Türk boylarının ağaçları şu şekildedir:


Soy          Ağaç
                  Çus          Akçam(Köknar) 
Kuzen         Çam
Komdoş      Akağaç
İrkit          Akağaç
Kıpçak        Akağaç
Saal          Melez Ağacı
Todoş       Hanımeli Ağacı
Soyon       Hanımeli Ağacı
İrkit          Hanımeli Ağacı


Her oymağında farklı ağacı olmakla birlikte kayın ağacı bütün Altayın ortak kutsal ağacıdır. Her yıl bütün oymaklar kendi ağaçlarını temsil eden ağacı ailecek ziyaret eder 1-3 gün orada kalırlar. Kutlu soy ağaçlarının altında gece geçirmenin soy açısından iyi bir hareket olarak algılandığı görülmektedir. Tanrı kutunu temsil eden kutsal ağaç, hayatın kaynağıdır, sürekliliğinin teminatıdır. Kutsal ağacın yok olması ile orada hayatın biteceğine inanılmıştır. Kutsal ağaçlar insanların tanrıdan kut aldıkları araçlardır. Kutsal ağacının yok olması ile kut da yok olur. Kutun olmadığı yerde de savaş, kargaşa, bereketsizlik her türlü kötülük olur. Bu birkaç cümle ağaçların Türklerin hayatında ne kadar önemli olduğunu anlatıyor aslında. 


İşte bu yüzdendir ki kutsal olduğuna inanılan ağaçlar kesilmez, onlara en ufak zarar verilmez. Günümüzde de bu böyle değil midir? Ağaçlara zarar verenlere toplum tarafından iyi göz ile bakılmazken ağaç dikenlere ise hep övgüler yağdırılmışdır. Yine Türkler yeni bir yere yerleşecekleri zaman tanrının kutunun olduğu kutsal ağaçların etrafını seçerlerdi. Nedeni ise tanrı kutunun olduğu yerde dirlik, düzenlilik, bolluk ve bereketin olduğu inancıdır." - Özgür Gönen


Eski Türklerde Meşe Ağacı'da kutsal sayılan ağaçlar arasındaydı, ve Meşe / Ağaçeri boyu olarak İskit-Hun-Türkleri'nde görülür. Ve tıpkı Türklerdeki gibi, Demeter'de Kutsal Ağacı Meşe'yi kesen Erysikhthon'u açlık ile cezalandırmıştır.


"Muşkilər İskit kavmi idi. Yunanlar onlara Mosx, ya da Mossinyok derlərdi. İsmilərinin də ağac evlərdə və ormanlarda yaşadıqlarından dolayı aldıqlarını söylərlerdi. Akkad yazılarında bu Muşkiler Meşex, ya da Meşequkimi keçər. Akkadcada bol Türkcə kəlimələr vardır və ağac anlamında meşek, arman sözləri vardır.  Yəni anladığımız bu Muşki/Mosx/Mossinyok/Meşequ boylarının adı bizim Meşe sözündəndir.  Kəndiləri Türk və Ural kavimlərinin karışımı idi. Daha sonra onları kral İskitlər (Han Oğuzlar-Çar İskitler) Asurlarla bitməyən savaşlardan dolayı yanlarına alıb Anadolu-Trakya-Balkan və Kavkaz-Doğu Avropa yolları ilə köç etdilər. Şu an Rusiyada yaşayan Meşer Tatarları (Ağaçerilər) və Ural boyu olan Mokşalar (Mordvinlərin önəmli kolu) kəndi adlarında o ismin hatırasını daşıyırlar. İlk əvvəllər Mosok şəklində olan Moskva toponimi də o ismin hatırasını yaşadır." der Elşad Alili (Azerbaycan)





"İda. «İliada»da tez-tez adı çəkilən İda Troyanın qarşısındakı uca dağın adıdır. Troya onun ətəyindəki düzənlikdə salınmışdır. Tədqiqatçıların fikrincə, qədim yunan dilində iki sait arasındakı d səsi qədim türklərdəki ş səsinə uyğun gəlir. Odur ki ida/idi sözü işi, yış, yiş kimi təsəvvür edilir ki, bu da «meşə», «meşə ilə örtülmüş dağ» mənasını verir.  Poemada İda dağı həqiqətən bol sulu, meşəli bir dağ kimi təsvir edilmişdir." - Prof.Dr.Gazanfer Kazımov



"Gargı deresinin pinar odunu
A yavrum sürmelim,
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Henımlara fisdan biçelim
Nacaklar mı yardı senin budunu
A yavrım sürmelim."

Bodrum Türküsü "Kargı Deresinin Pinar Odunu"
Pinar bir Meşe türüdür. 




Peki, Pinar ile ilgili olarak Strabo ne diyor kitabında?

"19: After Aegaeae, one comes to Issus, a small town with a mooring-place, and to the Pinarus River. It was here that the struggle between Alexander and Dareius occurred; and the gulf is called the Issic Gulf. On this gulf are situated the city Rhosus, the city Myriandrus, Alexandreia, Nicopolis, Mopsuestia, and Pylae, as it is called, which is the boundary between the Cilicians and the Syrians. In Cilicia is also the temple and oracle of the Sarpedonian Artemis; and the oracles are delivered by persons who are divinely inspired." Strabon





Pinar- Binar - Munar
Dede Korkut'taki Binar'dır, (b/p değişimi) Tepegöz hikayesindeki Munar'dır (b/m değişimi).



"Oğuz Destanı'nda Oğuz ve beraberindekiler İtil nehrine geldikleri ve bütün eşyalarını suya kaptırdıklarını düşündükleri sırada kendilerini hala ırmak kenarındaki yüksek bir ağaçta bulunurlar. Bu dönemle birlikte Oğuzlar'ın ormanlık yerleri yurt edindikleri, bu kabileye "ağaç-eri" dendiği belirtilmektedir (Ögel). Munar destanlarda geçen kocaman bir ağaçtır (Yudahin). Kalık Akiyev, Kırgız SSR İlimder Akademiyası tarafından 1957 yılında basılan kitapta "munar - dalları göğün yedinci katına, kökü de yedi kat yerin altına uzanan ulu bir ağaç, hayat ağacı" şeklinde bilgi vermektedir. 


Türk epik anlatımlarında "bınar"ın, "munar"a dönüştüğünü düşünüyoruz. Büyük bir ihtimalle eski "hayat suyu ve dünya ağacı" şeklindeki birleşik inançları, belki Dede Korkut'ta aynı şekilde devam etmiş; ancak "kuraklıktan dolayı yurtlarını terk eden Türkler'in bugünkü coğrafyalarında sadece "suyu olan yer, pınar" anlamıyla yaşamaktadır. Ayrıca halk arasında "pınar"a hala "munar, mınar" dendiğini de unutmamamız gerekir. Zaten Dede Korkut coğrafyasındaki "bınar", bizde "bunar" şeklinde söylenmemiştir, ancak b/p değişimiyle "bınar" "pınar" olmuştur.


Sonuç olarak diyoruz ki Tepegöz'de yer alan "Uzun Bınar'ın Gökyay'ın, Dede Korkut'ta belirtildiği gibi "nerede olduğu belli olmayan bir yer adı" olmayıp "Türkler'in efsanevi hayat ağacı munar olduğunu iddia ediyoruz."




Prof.Dr.Nerin Yayın,2008

*


"Dünyamız Yakutlarca, sekiz köşeli imiş,
 Bu ağaç büyük imiş, göklere çıkar imiş.
 Bu ağacın her yanı Tanrı‟dan hep süslüymüş.
 Kabukları, kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş.
 Ağacın gövdesinden bir usare akarmış,
 Bu kutsal suyun rengi, altın gibi parlarmış.
 Ağacın budakları, ta göklere uzanmış,
 Gören sanırmış sanki dokuz kollu şamdanmış!
 Yaprakları büyükmüş, dallarından sarkarmış,
 Yaprakların her biri,bir at derisi kadarmış,
 Ağacın tepesinde bir usare çıkarmış,
 Köpük köpük kaynayıp,sarı renkte akarmış!
 Bu ağacın yanına, hiç kimse gidemezmiş,
 Bundan içenler ise, açlık hissedemezmiş!
 Bu sudan içebilen, artık mesut olurmuş,
 Her şeye erişirmiş, Tanrı‟dan kut bulurmuş!
 İlk insanın atası, burda yaratılınca,
 Hayatı elde edip, tadını da alınca,
 Hemen ağacı görmüş, koşup altına gitmiş,
 Kanıp bu sudan içmiş, hayatı elde etmiş"



Hayat Ağaçları da Er-Sogotoh (Avatar filmini de hatırlayalım) destanında yer aldığı gibi tek ağaçlardır ve sanat eserlerinde yine yalnız olarak tasvir edilmektedirler... Destanda yer alan ağacın betimlemesi yapılırken meyvelerinden bahsedilmemiştir, ancak “usare akarmış” sözü ile meyvesin bu usare olduğu anlaşılabilir.”Usare” hayat veren sıvı, öz su anlamında kullanılmıştır. Gövdesinden çıkar ve bunu içenler tanrının kutuna sahip olurlar. Dünya Ağacı ile Hayat Ağacı birbirinden farklıdır fakat birbiri ile ilişkilidir.


Kozmik Ağaç ( Dünya Ağacı ) ( Üç Evreni Birleştirir)


Kozmik ağaç üç evreni ( gök,yer altı,yer üstü) birleştiren, Dünyanın tam ekseninde bulunan kutsal ağaçtır. Türk toplulukları arasında dünya ağacı ve merkez dağ sembolizmleri genellikle birbirini tamamlamaktadırlar. Bu bağlamda, kozmik olarak dünya ağacı yerin merkezinden yükselmekte ve kozmik bölgeleri birbirine bağlamaktadır.



Bir Altay Efsanesine göre de yerin göbeğinde, her şeyin merkezinde yeryüzünün bütün ağaçlarının en yükseği olan ve Tanrının olduğu yere dokunan kocaman bir çam büyümektedir. Yine Abakan Tatarlarına göre, dünyanın ortasında demir bir dağ vardır ve bu dağın üzerinde de yedi dallı beyaz bir kayın ağacı dikilidir. Eliade‟nin ifadesi ile Kozmik Ağaç yer yüzünün ortasında, göbeğin bulunduğu yerde yükselir, dallarla da tanrının mekanına ulaşır. Bu ifadelere göre kozmik ağaç olarak adlandırılan kutsal ağacın belirli özellikleri ile diğer ağaçlardan ayrıldığı görülmektedir.


Görüldüğü üzere, dünya ağacı sembolizmi ile gök ve yer arasında merdiven veya köprü kurmak mümkündür. Çünkü bunlar bir dünya merkezinde yükselmekteydi. Bir taraftan o sürekli olarak yenilenmekte olan evreni, kozmik hayatın tükenmez kaynağını, kutsalı ifade ederken, diğer yandan da gök veya gezegenlere ait gökleri temsil eder. Gezegenlere ait gök sembolü olarak, pek çok geleneklerde bulunan dünya ağacı (kozmik ağaç) sembolü dünyanın kutsallığını, bereketliliğini ve sürekliliğini vurgulayarak yaratma fikri ile olduğu kadar ölümsüzlük düşüncesiyle ilişkide bulunur. Böylece dünya ağacı, hayat ağacı ya da ölümsüzlük ağacı olarak da kullanılabilir. Bu inanışın bir sonucu olarak tamamlayıcı sembollerle zenginleştirilmiş olan kozmik ağaç, en kutsal ağaç olarak Hayat Ağacı ile beraber efsanelerde yerini almıştır. 




Hayat Ağacı ( Hayat Bahşeder) (Üç Evreni Birleştirir)


Bütün dinlerin ve milletlerin mitlerinin kökeninde olduğu gibi Türk mitolojisin önemli konularından biride “Hayat Ağacı” inanışıdır. Ağaç kültü içersinde de büyük öneme sahip olan ağaçtır. Hayat ağacına yüklenen anlam ve öneme bakıldığında diğer kutsal ağaçlardan daha büyük olduğu dikkat çekmektedir. Hayat ağacı isminden de anlaşılacağı gibi varlıklara hayat bahşetme özelliğine sahiptir. Tanrının en büyük özelliği olan yaratıcılık vasfı hayat ağacına verilmiş tanrıyı bu özelliği ile temsil etmiştir.



Hayat ağacı kozmik ağaç görevini yaparak üç evreni birleştirir. Çoğu eski metinlerde hayat ağacı kozmik ağaç ile beraber yer almıştır. Hayat ağacı Kozmik ağaç olarak Dünyanın merkezini temsil etmiş hem de insanların var olmasına araç olmuştur. Bazen de tek başına varlıklara can verdiğine inanılmıştır. Kozmik ağaçtan (Dünya ağacı) farkı da budur. Hayat ağacı her iki inanışın başrollerinde olurken kozmik ağaç sadece dünyanın direğini temsil etmektedir.



Bu karmaşayı özetlemek gerekirse: Kozmik ağaç ( Dünya ağacı ) olarak isimlendirilen ağaç aynı zamanda hayat ağacının kendisidir. Farklı isimlerde kullanılmasının nedeni ise destanlara konu olduğu bölümlerde, uygulanan ritüellerde (Ölülerin ağaca asılması vs.) ya da tasvirlerinin yer aldığı yerlerde (duvar resimleri, şaman davulu) hayat verme vasfının ve Dünyanın merkezini temsil etme özelliğinden sadece birinin yer almasından veya bu vasıflardan birinin diğerine göre daha ağır basmasından kaynaklanmaktadır. Şamanizm inancına göre Şamanlar ağacı Dünyanın katları arasında yolculuk yapmak için araç olarak kullanmaktadırlar. Burada Hayat Ağacının Dünyanın merkezini temsil etme özelliğinin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu nedenle bu ağaca araştırmacılar tarafından Kozmik Ağaç denilmektedir.




İlk insanların türeyişini anlatan destanlarda ise ağacın hayat bahşetme vasfının ön planda olduğu görülmektedir. İnsanların ağaçtan türediğine inanılmış destanlara konu olmuştur. Bu nedenle ise araştırmacılar tarafından kozmik ağaç ifadesi yerine hayat ağacını kullanmışlardır. Ağaçların tasvirleri incelenirken de araştırmacılar farklı isimler kullanmışlardır. Kozmik ağaçtan bahsederken ağacın baskın vasfı olarak dünyanın merkezini simgelediği hayat ağacı ifadesinin kullanıldığında dünyanın merkezi yanında hayat bahşetme vasfının da yer aldığını örnekleri inceleyerek daha iyi kavrayacağız.



Araştırmacıların bu ağaçlara farklı isimler vermesi karışıklılığa neden olsa da bu ifadelerin yanlış kullanıldığı söylenemez. Bu karmaşanın nedeni yukarıda da bahsettiğimiz gibi ağaçların vasıfları ile ilgilidir. Kozmoloji anlatılırken Dünya Ağacı, insanların türeyişi konu olduğunda ise Hayat Ağacı olarak isimlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Diğer unutulmaması gereken husus ise bu inanç sistemlerinde genel tema da aynı olsa da bölgelerin kendi aralarında kısmen farklılıklar gösterebilmesi mümkündür.



Türeme Aracı Olarak Temsil Edilen Hayat Ağacı
Özgür Gönen - Sakarya Üniversitesi






Mezopotamya'dan kopup gelen Bilgamış'ın annesi Ninsun'un kızkardeşi Nisaba gibi, çiftçilerin, açlığın ve tokluğun Anaç Tanrıçası, Eleusis'in gizemlisi Demeter'in koruması altındaki, Pınar (su) başındaki Hayat Veren Meşe Ağacı' (Pinar-ağaç) da Ulu ve Yalnız değil midir? Ayrıca asıl tarımı öğreten (adında da belli olan Saban Türkleri) Sabazios, yani Dionysos/Bacchus değil midir? Peki, Ağaçeri Türklerini nereye koyalım? ;)




Saha (Saka-Yakut) Türklerinin Milli Sembolü : Hayat Ağacı





(2) Delphoi ve Bilicileri:

Tanrısı Apollo'dur. Apollo adı Yunanca açıklanamamıştır. Hititlerde adı Apulinus, Etrüsklerde Aplu'dur. Hititlerin başkenti Hattuşa da dahil dini ve kültürü "Asyalı" Hattiler'den geçmedir. 


Mitolojideki diğer bir anlatım ise Prometheus'un insanı çamurdan yaratması ve ateşi de ona ısınması, pişirmesi ve aydınlanması için vermesidir. Prometheus'un eşinin adı Asia'dır. As Türklerinden gelir ve As'ların Ülkesi anlamına gelir. Demek ki Prometheus'da bir doğuludur ve akıl ile donatılmış zamanın titanıdır.  Ateş insanlara 'düşünme' yetisini verir ve Zeus'u kızdırır. Zeus'a göre insanlar düşünmemeli ve tanrılara biat etmelidir, böylece ateşi insanlardan alır. Prometheus'u cezalandırır (nasıl oluyorsa bu artık!).  


Aslında bu olayda ileri medeniyete sahip olan Doğu'nun, hile ve kaba kuvvetle Batı'nın egemenliği altına girmesi işlenir.  Prometheus'un getirdiği ateşte, yani ilkel ateş yakma ritüelindeki dönüş hareketleri, bugün için svastika denilen OZ/ÖG Damgasını oluşturur, başka bir deyişle Prometheus Oz'dur,  İleriki dönemlerde Anadolulu olan Apollo Delphi de Pytho adlı bir Ejderi/Serpenti (ki o da  Turan kökenlidir)  öldürerek, zamanın kontrolünü eline alır, arkasından Apollo Kehanet Tapınakları - Oracle yapılır. Neden? Prometheus'un adının anlamı "önceden bilen-geleceği gören"dir, yani zamanın efendisidir ve öldürülen evreni, zamanı temsil eden Ejderha da aslında Prometheus'tur. 


Ejderin öldürülmesi ile de 'El Vermek' olayı gerçekleşmiş, böylece geleceği gören kahinler Apollo'ya bağlanmıştır. Doğulu bir tanrı olan Apollo tarafından Doğulu bir tanrı öldürtülmüştür.  


Ve Delphoi, "Dünyanın göbeği olarak kabul edilir. 

“Dünyanın göbeği” denen yere aslında bir göktaşı düşmüştür. Tanrının “Omphalos” [ (göbek demek) Yukarıda anlatıldığı gibi Kozmik Ağaç-Dünya Ağacı da olabilir. - SB] denen taşın olduğu yere oturup ve oradan kehanette bulunduğuna inanılır. Kutsal taş Omphalos bütün kehanet merkezlerinde muhakkak vardır. Louis Robert kazıyı yaptığı zaman tapınağı açtığında, içeride ön salonda bir mermer Omphalos bulmuştur; antik dönemde bu taşın üzeri bronz üzerine altın yaldızlı defne yaprakları sarmal şeklinde bezenmiştir. Bugün sadece bunların rapt edildiği delikler bulunmaktadır."(Prof.Dr.Nuran Şahin Klaros Kazı Başkanı) 


Tıpkı, Çorum Hattuşa'daki "Yeşil Taş" ; Ballıhisar Pessinus Tapınağı'ndaki Kubaba/Kybele'ye ait "Kara Taş" gibi ve bu taş MÖ.2.yy da Roma'ya götürülerek Magna Mater olarak anılmıştır; ayrıca Kabe'nin içindeki de "Kara Meteor" taşıdır!


Martin Bernal Kara Atena kitabında Kehanetin Mısır üzerinden Dodona'ya geldiğini yazar (Pelasglar- Homer - ki o da Meşe koruluğundadır) ve Dionysos ile Osiris'i, Demeter ile İsis'i özdeşleştirir. Bir kısmı doğru bir kısmı ise Yahudiliği ön plana çıkarma arzusundan doğan yanlışlardır. Çünkü kaynak Mezopotamya'dır ve Yahudiliğin başlama çağından (Musa-y.MÖ.13.yy) en az 2000 sene öncesine gider. Ve Mısır'daki Türklerin varlığı da hatırlanmalıdır.


Ve Delphoi'de kehanet ilk kez MÖ.479'da Hestia'nın kutsal ateşinin yakılmasıyla başlamıştır, ki rahibeler yönetimde iken, Yunanlılarda kadının 2.sınıf birey olmasından dolayı erkeklere devredilmiş ve rahip egemenliği başlamıştır. Yani, Hellenlerde Oracle/Kehanet dönemi Delphi'deki  Hestia ve Apollo Tapınağı'ndan sonra gerçek anlamda başlamıştır. Ve Etrüsklerdeki dairesel mezar-tümülüsleri ile Hestia’nın dairesel tapınağı Yurt (Türk Çadırı) yapı düzeni tıpatıp birbirine benzer.
  






(3) Entoria: 

Roma'da Saturnus tapınağının kuruluş nedenini açıklamak için Erigone örneği üzerine uydurulmuş bir efsane. Tanrı Saturnus, İtalya'da bulunduğu Altın Çağda İkarios adlı bir köylünün kızı Entoria ile birleşmiş, dört oğlu olmuş. İkarios'a da üzüm kütüğüyle şarabı bağışlamış. Ama Roma köylüleri bunun kıymetini bilmedikleri için, tanrı veba salmış ortalığa, sonunda Romalılar Capitolium tepesinin eteğinde Saturnus'a bir tapınak kurmakla yatıştırmışlar tanrıyı. Saturnus İtalya'nın en eski tanrılarından biridir. Yerli halka Tarım ve Bağcılığı öğretmiştir. Hellen dünyasındaki Zeus’un babası Kronos’un karşılığıdır ki Kronos ya da Saturnus, su ve ateş-dişil ile eril’i meydana getiren iki üçgenin birleşmesiyle meydana gelen 6 Köşeli Yıldız’ın da adıdır; “Saturnus/Satürn Muskası” denilir. Ya da bilinen diğer adlarıyla “Süleyman’ın Mührü” “Davud Yıldızı”. Ve Romalılar birçok şeyi Etrüsklerden almıştır.











(6) Hephasitos ve Kykloplar:

Hellenlerden önce de var olan mucit, Pelasglı ateş-demir tanrısı, tıpkı Ergenekon’da ateş ile demirin eritilmesi gibi… 12 tanrı arasında yer almaz, aşağı sınıftan sayılır! 


Pelasgların Türk olduğunu söyleyen Çingiz Garaşarlı, Adile Ayda, Reha Oğuz Türkkan gibi aydınlarımızın yanında, Henry Berr gibi onların Hellen olmadığını söyleyen, ama ne olduklarını araştırma konusu yapmayan bir Fransız’da vardır. George Thomson Pelasgları Etrüsklerin atası sayar. Virgil bile Hellenlerin herşeyi Pelasglardan öğrendiği belirtir.


Hephaistos tek gözlü Kykloplarla atölyesinde çalışır, peki bu demirci ustaları çalışırken başlarına ne takar? İşte bu yüzden tek gözlü Kykloplar türemiştir ve bunlar Arimaspiler’dir, Dağlı İskitler ya da Dış Oğuzlar (sonra Kıpçaklar) olarak ta bilinirler. Demircilik zanaatı Türklerden diğer milletlere geçmiştir. “İsa'nın doğumundan en az yirmibeş asır önce demiri işliyorlardı” der F.Lenormant, ki Etrüskler’de demirci bir millet olarak tanınır.


“Milâttan önce VII. yüzyılda doğuya seyahat eden Yunan Aristey'in hatıralarında da bunun gibi bilgilere rastlanır (Änoxin). Aristey, bu seyahatini destan olarak anlatmıştır. Bu destan, Türklerin yurdu hakkındaki en eski yazma kaynaklardan biridir. Aristey, “Arimaspeya” destanındaki Arimasplar için "Onlar, sıradan insanlar değil, ilâhî güç ve kuvvete sahip halktırlar." der. Destanda bu halk, demirciliği, büyücülüğü, aleve hâkim olmayı bilir. Yurtları cennet gibidir ve insanları tek gözlüdür. Kaynaklarda tekgözlüler hakkındaki mitlerin tarihî esasa dayandığı yazılmıştır . Özellikle Türk kavimleri, başlarına demirden miğfer giymişlerdir. Bunu yanlış yorumlayan Yunanlılara Arimasplar, bir gözlü devler şeklinde tecessüm etmişti.” - Cabbar Işankulu (Özbekistan)


“Arimas eski Türkçe “arim” (ayrım, ayırma) kelimesi ve “az(as)” etnik isminden oluşabilir, yani arim-az(as), arimas-“diğer, öbür, farklı ayrı olan Azlar” manasındadır. Bu göçebelerin etnik isimlerinin arimas olabileceği tarihi haberler ile ispatlanabilir. Antik yazar Strabon’un haberlerine göre Büyük İskender, Maveraünnehir’de bir dağı ele geçirmiştir. Onun adı “Oks (Okus) veya Arimaz” kayası diye zikredilir. Arimaz kabilenin adıdır. Eski Türk adetine göre, her boyun üyesi o boyun ya da oymağın etnik ismiyle adlandırılırdı bunun içinde “Arimaz” etnik isim şeklinde kullanılmış olabilir. Arimaspiler, hem arkeolojik hem de antropolojik açıdan Pazırık kültürüne mensup olan göçebelerdir ve Dağlı Altay İskitleri ile aslen aynı köktendir.” - Kılıç Osmanov (Kırgızistan)


Kyklop aynı zamanda, düzgün olmayan büyük taş blokların, belirli bir düzen gözetilmeksizin ve harç kullanmadan üst üste konulmasıyla oluşturulan bir duvar çeşidiri.  Turanların iyi birer duvar ustaları olmalarının yanında inşaat ustalıklarından bahsedilir (Fergusson ve Redding). Demek ki Dağlı İskitler (Dış Oğuzlar, Taş Oğuzlar/Sakalar, Partlar), Arimaspiler, Kykloplar, Hephaistos hep aynı yere çıkıyor. [Dağlı İsktitler / Dış Oğuzlar (Taş Oğuzlar-Sakalar) / Kıpçaklar için referanslar: Tahsin Parlak, Firudin Ağasıoğlu, Fahrettin Kırzıoğlu, Sergey Grigoreviç Agacanov.]



"Hellenler bu büyüklükte taşlarla duvar örülebilmesinin zorluğundan dolayı tek gözlü devlerin gücüne ithafen söz konusu mimari öğeleri kyklop duvarlar olarak isimlendirmişlerdir. Lukka’dan Kıta Yunanistan’a taşınıp buralarda güçlü sur duvarları inşa eden duvarcı ustalarını ise mitolojiye kyklop adı verilen devler olarak biçimlendirerek katmışlardır. Tiryns kenti ve Likya bölgesi arasındaki ilişkinin mitolojiye yansımasının bir diğeri örneği de Tiryns kralı tarafından Likya’ya gönderilen Bellerophontes’in (***) öyküsüdür." - Barış GÜR, Arkeolog/pdf







(7) Menestheus:

Homer,Iliad. 2.546-555:
"Sonra Atinalılar, güzel Atina'nın insanları gelir, verimli toprağın doğurduğu yiğit Erekhteus'un halkı. Zeus'un kızı Athena beslemişti Erekhteus'u, yerleştirmişti zengin tapınağına, Atina'da. Boğa ve koyun (koç-SB) kurban ederler, orda her yıl, sevindirirler Erekhtheus'u Atina delikanlıları. Atinalıların komutanı Menestheus'tur, Peteos'un oğlu, arabaları, kalkan taşıyan erleri dizmededir, yetişmemiştir onun gibisi bugüne dek, bir Nestor var onunla boy  ölçüşecek tek adam; Nestor daha yaşlıdır ondan. Menestheus'un buyruğunda elli tane kara gemi var." (A.Erat-Homer,İliad)




"And they that held Athens, the well-built citadel, the land of great-hearted Erechtheus, whom of old Athene, daughter of Zeus, fostered, when the earth, the giver of grain, had borne him; and she made him to dwell in Athens, in her own rich sanctuary, and there the youths of the Athenians, as the years roll on in their courses, seek to win his favour with sacrifices of bulls and rams; —these again had as leader Menestheus, son of Peteos. Like unto him was none other man upon the face of the earth for the marshalling of chariots and of warriors that bear the shield. Only Nestor could vie with him, for he was the elder. And with him there followed fifty black ships. "  + kaynak: (4)teki Harding, sayfa 73 Menetheus





ve SARPEDON
Adı Türkçe olan Lukiyalı prens
(***) Bellerophontes



Kral Glaukos'un oğlu Bellerophontes; Bellerophontes'un kızı Laodameia'dan olma  Lukiyalı (Lukka-Likya=Kurtların ülkesi)  Sarpedon,   Etrüsklerde de gördüğümüz Chimera (Kimera)'yı Uçan At Pegasos'la (Tulpar) beraber öldürür. Peki, İskit/Saka kurganlarından çıkan da bir Chimera mıdır acaba?  ;)


 İskit başlığı ile Bellerophontes Pegasus ile
Chimera'yı öldürürken
MÖ.4.yy



Kral Glaukos ve Sarpedon Truvalılar'ın yanında Akalar'a karşı savaşmıştır.


Savrulduk yine değil mi?  :)
Sevgiler
SB.