turkmenistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turkmenistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

Part Türkleri





Saka/İskit-Dışiskitler-Partlar-Daşoğuzlar(Taş Oğuzlar)-Kıpçaklar

Sağda bir Part-Türk, soldaki Romalı tarafından esir alınmış. 
Septimius Severus Kemeri'nden detay - MS.203 /Roma


"Latin tarihçi Justin (MS.2.yy.Epitome of Trogus Pompeius) kitabında Partların İskitlerin bir boyu olduğunu, onlardan ayrılıp Harezm çölünün güneyine yerleştiğini, kendilerini de bölgenin ve dağların efendileri olarak ilan ettiklerini yazar. ... Partlar Aryan değildir ve kesinlikle Turani özellikler taşır."

Prof.George Rawlinson 

Tur the root word for Turks, and "Turkhan" as in Tarkan (Etruscan and Turks) in Parthian (Turanians)
photo from the book The Seven Great Monarchies of the Ancient Eastern World, Vol 1. - Prof.George Rawlinson


Parthian nationality, we shall find, in the first place, a general consensus that they were Scyths. "The Parthian race is Scythic" says Arrian (note:of Nicomedia 1st-2nd c AD). The Parthians", says Justin, in his "Epitome of Trogus Pompeius" (note: Latin, 2nd c AD) , "were a race of Scyths, who at a remote date separated themselves from the rest of the nation, and occupied the southern portion of the Chorasmian desert, whence they gradually made themselves masters of the mountain reigon adjoining it." Strabo adds to this, that the particular Scythic tribe whereot they belonged was of the Dahae; that their own proper and original name was Parni, or Aparni: and that they had migrated at a remote period from the country to the north of the Palus Maeotis (Sea of Azov), where they left the great mass of their fellowtribesmen.

We must view them as the congeners of the Huns, Bulgarians, Avars, Komans of the ancient world; of the Kalmucks, Ouigurs, Eleuts, Usbegs, Turkomans &c., of the present day. Perhaps their nearest representatives will be, if we look to their primitive condition at the founding of their empire, the modern Turkomans, who occupy nearly the same disticts; if we regard them at the period of their highest prosperity the Osmanli Turks.

SB Notes: Scythians, Huns, Bulgarisn, Avars, Komans, Ouigurs (Uyghurs), Usbegs (Ozbeks), Turkomans are Turkish tribe.






"Partlar "Dış-İskitler" yani dışlanmış olanlar olarak ta bilinir." 
Prof.Firudin Ağasıoğlu.



"The Avars many different names like Obors, Vars, Pars, in Roman times as Partians. 
Their ethnic group united with similar Scythian elements. ... 
All Turkish peoples, Uighurs, Kök-Turks, Ottoman Turks, belong to that central group of Eurasian humanity 
which we are calling Scythian."
Dr.IDA BOBULA (1900-1980)
ORIGIN of the HUNGARIAN




NUSAY KALESİ - TÜRKMENİSTAN
Toprak kalenin 43 kulesi vardır. Aşgabat’a 15 km. uzakta yer alan Bağır Köyü yakınlarındadır. NİSA ANTİK KENTİ (Parthaunisa) olarak ta geçer. Soldaki küçük resim ise Nisa'da bulunmuş Part askerine ait 
heykelinden kopmuş başı MÖ 2.yy'dan kalmadır.

Part Türklerinin merkezi, MÖ.1.yy Mithradatkirt (Mitridates'in Kalesi) olarak anılmış. 
2007 yılında Unesco Dünya Kültürel Miras'a dahil edilmiştir.



"Prof. Muhammedtagı Zehtabi (Kirşçi)´nin bana verdiği bilgilere göre kitabın asıl nushasının girişinde; Part devletini kuranların, günümüzdeki Türkmenler ve Kaçarlar´ın ataları olduğu açıkcasına yazılmıştır.

Part devletinin kurulup geliştiği ve oradan dünyanın dört yanına yayıldığı yurt, onu kurucuların Ana Vatanı Türkmenistan olmuştur. Ersaklar´ın kurduğu devletin ilk başkenti de bugünkü başkentimizin
hemen yanında yerleşen “Nusay Kalesi” olmuştur.

Aslında Aşkabad´ın adı da bu kurucu tayfa yani Ersaklar´ın adından yüze çıktığı açıkca duyulmaktadır; 
(Ersakabad> Erşakabad>Eşkabad> Aşkabad). 
O uygarlığın gerçek mirasçılar da, binyıllardan beri kendi toprağını ve kimliğini koruya gelmiş Türkmen Milleti olduğu bu gün herkese malumdur."

Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız
(M.Ö. 247-M.S. 224) Begmyrat Gerey/Türkmenistan



ERSAK-ARSAK-ARSACES

I.ARSAK (y. MÖ 247-211)
Arsaces I of Parthia (r. c. 247–211 BC) (ΑΡΣΑΚΟΥ)


“Arsak” kelimesinin etimolojisi

Uzun süredir ki, Ermeniler işgal ettikleri arazilerin adlarını değişmekle tarihlerden haber veren yer-yurt adlarını hafızalardan silme gayreti göstermişler. Hatta onlar gerçek Türk-Azerbaycan kökenli kelimeleri ermeni kökenli kelimeler gibi açıklamışlar. Bu tür kelimelerden biri de “Arsak” yer ismidir ki, bunun Haylara (Ermenilere) ait olmadığı defalarca kanıtlanmıştır. 

Pompey Trog “Arsag`ın kökeni belli değil” görüşünü öne sürmüştür. Orhon-Yenisey anıtlarının dilini keşfeden Danimarka bilim adamı V.Tomsen de Aslar hakkında aynı görüşü tekrar edirdi. V.V.Bartold Asların “gayri-Türk”, L.N.Gulimyov ise “gizemli halk” olduğunu belirtiyorlar. 

Sadece Asya, Kafkas, Azov gibi kıta, ülke ve deniz isimlerindeki as/az kelimesi kanıtlıyor ki, aslar zamanla dünyanın kudretli halklarından olmuşlar. 

Eski ve modern As ünvanlı nehir, deniz, dağ isimleri Heşterhan (Astrahan), Astara, Asnı (köy, nehir, tayfa, dağ-şerur ilçesi), Os/Oş (Kırgizistan, Fransa, Macaristan ve b.) gibi yer isimleri asların çokünvanlı ve çokülkeli bir halk olduğunun kanıtıdır. Ayrı-ayrı yerlerde, Macarisyan`da, Çuvaşıstan`da Eslar, Osslar, Aslar, Aşer/Aser gibi aslarla ilgili yer isimlerinin fazla olması asların ulu geçmişinden günümüze kalan hatıradır. 

Uzak Japonya`dakı Asaxi (beyaz aslar) şehir, nehir, deniz ve dağ isimleri de akas/asak kelimelerinin fonetik alternatifleri gibi dikkat çekiyor. 

XIX yüzyıl yazarı İvan Şopen de Kafkasya`da As isminin taşıyan nehir, dağ ve deniz olduğunu belirtmekle, asaxların (beyaz asların) bu toprağın gerçek sahibi adlandırıyor. Yazar as kelimesini “altın adam” anlamında açıklıyor. 

Böylece, Arsak kelimesinin içeriği “sak”ın “asak”dan yaranması gizeminin açılışı aslarla ilgili birçok topnim, etnotoponim ve antroponimlerin de sırlarının açılnasına olanak sağladı. 

“Asak”ın, “sak”a ve “sakın” ise “Asak”a dönüşmesini Orhon-Yenisey anıtları (V-IX yüzyıl) uygun gerçeklerin yazılışındakı yöntemi tarihin sırlarından biri gibi kabul etmek olar... 

…Anıtların dilinde iç metin transkripsiyonlarındakı gibi olan, fakat okunurken mutlaka a harfi ile başlanan (As, Az, Arğu, Akas) gibi etnonimler de vardır. Bu örneklerin sonuncusu – ks antik gayri-türk yazarlar tarafından aslında olduğu gibi değil, “a”sız - kas (kaspiler) formasında yazılmıştır ki, bu da tarihbiliminde konunun binyıllarla “akas”lardan değil, anlamı ve kaderi “soyut bir tayfadan” – kaslardan bahsedildiği anlamına gelmiştir. Buna göre de Herodot, Kaslar`ın eski zamanlardan yok olan halk olduğunu belirtiyor. 

Bu durum eski ve orta yüzyıllara ait türlü kaynaklarda verilen ve anlamı indi de bilinmeğen kun (hun), bun, sibun, bask, ser, serik (Seriki), Ker (iya) ve b. türk eponum ve etnonimlerini de örnek vermek olar. Bu kelimeler aslında “a”nın eklenmesi ile akun (akhun-ağ onlar-ağ hunlar, ebun-on ebler, asibun-on ev asları) Kafkasya`nın en eski türkdilli sakinlerini: ebas ak(saklar) –beyaz asların ebi-evi-vatanı (Kafkasya), aser-azer, aserik (Aseriki)-İkinci as erler, Aker-İya-( Kafkasya)-“Beyaz erler” gibi aydın anlamlı kelimeler olmuşlar. Örneklerin kendisi de “sak”ın tarihen “asak”(beyaz as) olduğunu bir kez kanıtlıyor.

Strabon`un eserinde milattan önce V yüzyılda yaşamış İran padişahı Ksereks ve Ermen-türk toprağında Ksersana eyaleti adına raslıyoruz. “Akas”ın ks okunuşu bu kelimelerde de uygulanmış ve türk dillerine ait bu örnekleri tanınması zor olan şekilde değişmişler. Eski türk alfabesine göre, ak aser akas … (Beyaz asların ağası) ve Akas er ak as on…(On beyaz as erlerinin beyaz ası) olan bu ifadeler milattan önceki binyıllara ait unvan ve görev isimlerindendir. 

Zamanla türk ellerinden olan “Uluğ ak as er eli” ve “Kiçig ak as er eli” (“el” – devlet demektir) ihtimal ki, “Büyük Midiya” vü “Küçük Midiya`nın” eski adıdır. Bu adlar şuan Cezayir ve Fas`dakı “El Ksar el Kebir” ve “El Ksar el-Seğir” toponimlerinde muhafaza edilmiştir. 

Rum (Türkiye) “Eron”. Eski türk alfabesinin özelliklerine göre bu kelime iç metin (Ron) rundur. Kelime iki kısımdan – “er” ve “on”dan oluşmuştur, On sayısının “un” gibi işlenmesine Unageb – On ağalrın vatanı – Marv, Karkun –ların beyaz eri – büyük lideri gibi örneklere raslıyoruz. Demek, Eron (On erlerin vatanı) demektir. Milattan önceki binyıllarda türk-as tayfaları birden-bine ve daha çok sayı ile sıralanmıştır. 

Bu anlamda Eron gayri-türk yazarların transkripsiyonunda (e-siz) “Run” gibi gösterilmiştir. Kafkasya`da Aragon ve Alazon (er, ak, on, ve on) Az on – On azlar ve On tayfalarının eski ünvanları hakkında bilgi verir. “Run” kelimesinin sonundakı n®m değişimi türk dillerinin ilkin dönemleri için de karakteristik olmuştur. M. Kaşğari (XI yüzyıl) gurun-gurum, boğun-boğum gibi değişimler gereğince yazır: “Bu kanun türk dillerinin özelliğidir. Ben bunu “yeni türkçe” olarak düşünüyorum. Lakin kıpçak ve başka kabilelerin sıradan adamları da böyle konuşuyorlar.” 

RAG. Strabon kaydı gereğince, rökonstruksiyon sonrası yunanlar tarafindan “Yevrop” adlandırılan bu şehri parfiyalılar “Arsak” adlandırmışlar. Eski türk alfabesinin yukarıda ibraz ettiğimiz özelliğine göre bu kelime Erak (Arak) “beyaz erler” olmuş ve onun yazı forması yunan yazarları tarafından aslında olduğu gibi - Erak (Arak) gibi değil, Raq şeklinde (k®q) yazılmıştır.

Bu kelimenin milattan önce yüzyıllar ve binyıllardakı türk tayfa dillerine ait söyleyiş forması Kür nehrinin bir kolu “Arak”ın, aynı zamanda Midiya şehri “Rag”ın (aslında Erak-beyaz erlere aid yer) adında belirtilmiştir. 

“Erak”ların (Arak) adı ile Akar (naniya), Akar (nanlar) gibi tayfa, vilayet ve kişi adları da ersakların sadece Kafkasya`da değil, hatta onun hudutları dışında da değişmez vatanları olduğunu kanıtlıyor. 

İbn Hordadbehde (IX yüzyıl) “Er-Rey adı ile bilinen (Tehran etrafında) Midiya`ya ait Rag şehrinin Halife Ömer tarafından alındığını ve 1220 yılında ise moğolların yakıp yıktıklarını Yagut Hemevi (XII-XIII yüzyıl) haber verir. Malum olur ki, İrak türkmenleri tarafından indi de “Erag” gibi telaffuz edilen “İrak” ülkesinin adı “aker”lerle (eraklarla) ilgili olmuş ve araplar onu “Erag” gibi telaffuz etmişler. Belirtelim ki, “İran” ülke adı da İron (kıpçakca: on erler) böyle yaranan tamamen türk kökenli addır ki, şimdi de İran gibi şekillenmiştir. Şunu da söyleyelim ki, şimdi Kafkasya`da (Gürcistan) İroni toponimi de bunu kanıtlıyor. 

Van (Türkiye) “Ebon”. On ev tayfasının adı ile ilgili olan bu kelimenin anlamı Onasların evi – vatanı demektir. Eski İon, Eleon (İl on, El on) şehir, yer-yurt, dağ isimleri ve Aragon (er ak on-on beyaz erler) gibi toponimlerin anlamı da on as erlerin (sak erler) yalnız Kafkasya`da değil, Yakın Doğu`da, Küçük Asya`da ve b. yerlerde köklü sakin olduğuna dair tarihi delildir. “Bon”la bir kökenden olan Frakiya`dakı Afon (Afos) – “On”ların evi (On asların evi) biri yarımada, dağ isimleri b®f, e®a, a®o değişimleri, nihayet “ebon”un e-siz (bon) transkripsiyonu “Van” gölü ve devlet adının yaranmasına neden olmuştur. 

Bu kökten olan tarihi ve modern Arbun , Orkun, (Orhon nehri), Krun, Karun, Esgeran, Şabran (Sabran) ve b. yer-yurt isimleri as aklarla (sak) ilgili olmakla yanısıra, Ersak anlamını da belirtiyor. 

Belirtilenler gereğince, Ersak kelimesi Ersarı, Ertoğrul, Erdahan, Erdebil, Eraz (Araz), Erzurum, Erak (Erakh) ve b. kelimelerin öncekinden er ile hem köken, hem de anlamca bir kökten olmasının yanısıra, tamamen Türk kökenli kelime olduğu gözüküyor...

...Malum ki, Kafkasya`ya sokulmuş yabancıların “Er asak”tan yaranmış Ersak (Arsak) - Beyaz as erlerin (Oğuzların) yeri Karabağ toprağına ve bu adla ilgili olan diğer unvanlara sahip olmaya ne tarihi, ne de manevi açıdan hiç bir şekilde kesin olarak hakkı yoktur. 

sitesinden alıntıdır.




Partlar - Dış İskitler - Kıpçaklar ise ve Memluklar da Kıpçak Türkleri ise
Memluk dönemine ait vazo ve "Türk Tipi Yay" 


İskit Türk; "Türk Tipi Yay" ve Pantalon




EK:




"Biz böyük bir ailəyik - 'Türk' kökənli böyük ailə."
"We are a huge family - 'Turk' of origin, a huge family"


24 Mart 2016 Perşembe

Parthians - Turkmens - China



Wounded Parthian - 2nd c AD
The battle between the Romans and the Parthians
A large part of the reliefs from the Parthian monument was found by Austrian archaeologists in Ephesus Turkey from 1897 to 1901.
Is in Ephesus Museum-Vienna










If we ask what the ancient writers have left on record with respect to the Parthian nationality, we shall find, in the first place a general consensus that they were Scyths. "The Parthians" says Justin, in his "Epitome of Trogus Pompeius" "were a race of Scyths, who at a remote date separated themselves from the rest of the nation, and occupied the southern portion of the Chorasmian desert, whence they gradually made themselves masters of the mountain region adjoining it.""


Strabo adds to this that the particular Scyhtic tribe whereot they belonged was that of the Dahae; that their own proper and original name was Parni or Aparni; and that they had migrated at a remote period from the country to the north of the Palus Maeotis (Sea of Azov) , where they left the great mass of their fellowtribesmen.


Some time after this the theory was started that they were Scyths whom Sesostris , on his return from his supposes Scyhtian expedition, brought into asia and settled in the mountain tract sout-east of the Caspian.


We cannot put much faith in the details of any of these various statements, since in the first place, they are contradictory, and in the second they are most of them highly improbable. Sesostris, for instance, if there wver was such a king no more made an expedition into Scythia than into Lapland or Kamskatka. No Egyptian monarch ever penetrated further north than the mountain chains of Taurus and Niphates.


Arrian's story is a mere variant of the tale told to Herodotus and Diodorus, and believed by them of the planting of Scyhtian colonists in Colchis by the hypothetical Sesostris; and it is even more improbable since it makes the returning conqueror depart from his natural course and go a thousand miles out of his way, to plant for no purpose a colony in a region which he was never likely to visit again.


Strabo's migration tale is less incredible, since the tribes to the north of the Euxine and Caspian lived in a constant state of unrest and migratory movements on their part, far exceeding the supposed Parthian movement in the distance traversed, are among the most certain facts of ancient history. But it is diffucult to see what trustworthy authority Strabo could even suppose that he had for his assertions, since the migration of which he speaks must have taken place at least six hundred years before his own time, and migratory races rarely retain any tradition of their origin for so much as a century. Strabo , moreover admits it to be doubtful whether there ever were any Dahae among the Scyths of the Maeotis , and thus seems to cut the ground from under his own feet.


The utmost that can be safely gathered from these numerous and discrepant notices is the conculion that the Parthians were felt by the Greeks and Romans who first came into contact with them to be an alien nation, intruded among the Arian races of these parts, having their congeners in the great steppe country which lay north of the Black Sea, the Caucasus, the Caspian and the Oxus river.


These nations wre nomadic, uncivilises, coarse, not to any brutal, in their habits; of a type very much inferior to that of the races which inhabited the more southern regions, felt by them to be barbarians, and feared as a continual menace to their prosperity and civilisation. There is always an underlying idea of dispraise and disparagement whenever a Greek or a Roman calls any race , or people, or custom "Scythic" - the term connotes rudenss, grossness, absence of culture and refinement - it is not perhaps strictly ethnic, since it designates a life rather than a descent, habits rather than blood - but it points to such a life and such habits as have from the remotest antiquity prevailed, and as still prevail, in the vast plain country which extend from the Caucasus, the Caspian and the mountain chains of the Central Asian regions to the shores of the great Arctic Sea.


It is certain that the inhabitants of this tract have belonged , from a remote antiquity, to the ethnic family generally known as Turanian. In the south they are of the Tatar or Turkish type; in the north of the Finnish or Samoeidic.


Their language is agglutinate and wanting in inflections; their physique is weak, languid, anaemic, unmuccular ; they have large fleshy bodies, loose joints, soft swollen bellies, and scanthy hair. They live chiefly on horseback or in wagons. Still as enemies, they are far from contemptible. Admirable horseman, often skilled archers, accustomed to a severe climate and to exposure in all weathers; they have proved formidable foes to many warlike nations, and still give serious trouble to their Russian masters.


The Scythian character of the Parthians , vouched for on all hands, and their derivation from Upper Asia, or the regions beyond the Oxus, furnish a strong presumption of their belonging to the Turanian family of nations.
This presumption is strengthened by the little that we know of their language. Their names, when not distinctly Persian, which they would often naturally be from conscious and intentional imitation, are decidedly non-Arian and have certain Turanian characteristics.



page 32
Ethnographical-Turanian Character of the Parthian People
PARTHIA - Prof.George RAWLINSON / e-book 




*


"the Parthians were a Scythian people, is accepted by everybody today, cf. Colledge (1967) and was shown on Sumerian background by Badiny (1998, 1999). ... From all these identifications it follows together with our proof presented here in EDH-5 that there is a genetical linguistic relationships of Sumerians, Huns, Avars, Scythians, Medes, Parthians and probably more people and a geographical continuity of Sumerians, Huns, Scythians and Avars in the Carpathian basin."


Hun - Hungarian Etymological Word List
Prof.Dr.Alfred Toth /pdf




+ "Prehistorically, the Sumerians were not aboriginal to Mesopotamia. Their native hearth is unknown. Speaking an agglutinative tongue showing affinities, on one hand, with the Uralo-Altaic languages such as Balto-Finnish, Hungarian, Volgaic, Uralien, Samoyuedic, Turkish, Mongolian, and Eskimo, and, on the other hand, with the Dravidian tounges of India, the Pelasgian of pre-Homeric Greece, Georgian of the Caucasus, and Basque of the Pyrenes, they had arrived apparently c.3500 BC to find the river lands already occupied by an advanced Neolithic, farming and cattle-raising population known to science as the Ubaidian (also, Proto-Euphratean) who as Kramer tells, were "the first important civilizing force in ancient Sumer, its first farmers, cultivators, cattle-raisers, and fishermen: its first weavers, leather-workers, carpenters, smiths, potters and masons." - page 122. Joseph Campbell, The Mythic Dimension.


+ "The Sumerians were a non-Semitic, non-IndoEuropean people" - Samuel N.Kramer


+ Professor Osman Nedim Tuna, matched 165 Sumerian words with modern Turkish words based on meaning and phonetics. He presented this thesis in a congress in America, it was accepted by the Sumerologists and Turkologists that attented to it without a debate. Olcas Suleyman (Az i ya), a Kazak Turk, found 60 words, and say " Old world doesn't begins with İndo-European language, begins with Turkish language". F.Hommel compared Sumerian-Turkish language, and consider as Altaic language. Begmyrat Gerey, a Turkmen Turk, show us that Sumerians motherland is Anau, and spoke Turkish, like the Parthians, who is the ancestor of Turkmenistan people, in his book "5000 years Sumer-Turkmen connection".



"Our Ancestors Who Build the Great Parthia Turkish State" 
(247 BC-224 AD)
Begmyrat Gerey - Turkmenistan / e-book




"The Parthians are known as "excluded Scythians""
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu - Azerbaijan / link




*



Well-known sinologist Yu.A.Zuev pays particular attention to the influence of the Turkish factor in the history of China. For instance, Han dynasty (Early Chzhao, 304-328 A.D.) was founded by Huns, and Late Chzhao dynasty (319-325) by Kangly (Abulgazi, the 17 century historian and author of the Genealogy of Turkmens, lists Kangly among Oghuz-Turkmen tribes), the Western Qin dynasty (388-431) by early Turks, the Late Tang dynasty (923-956) by the Oghuz tribe Shato. With the help of Turkic tribes, a Chinese Turk, Li Yuan, ascended the Chinese throne. He founded the Tang dynasty in 618 A.D. (during the court ceremonies the Oghuz ambassadors were sitting next to the Emperor).


Under Li Yuan the Chinese-Turkic dictionary was compiled. Unfortunately, it hasn't reached our times. Over 10 thousand Oghuz families resettled in Chang'an (present-day Xi'an). Under the influence of Oghuz and Kipchak tribes the fashion on everything Turkic music, clothing and weapons emerged in the 7 century. It is also known that in the mid 8 century An Lushan from the Oghuz Ashin family commanded the Chinese regular army. In 756-757, he even ruled the country. It is not by chance that Gok-Turk Empire (the 6-8 centuries) maintained wide diplomatic relations with China. When in 545 Bumyn Khan declared the birth of an independent state, the Chinese were the first to send the embassy to the ancient Turks, having recognized the early medieval Turkmen state. The following year, Bumyn's embassy arrived in Chang'an and the union was formed. The ancient Chinese sources play the most important role in restoration of the history of Turkmens. Such Chinese authors as Ban Gu, Phan E, Li Yanshow, Sima Qian, who was dubbed "Herodotus of the East", and many others provided us the truly invaluable information on the history of Turkmen ancestors Parthians, Khorezmians, Massagets, Ephtalites and Kushans".


Indeed, the Chinese historical literature contains lots of factual information on the history of Turkmens and other Turkic nations, since China was also developing together with them during dozens of centuries. The Chinese ancient and medieval sources help recreate the whole picture of the historical development of Turkmens, depict their life in the different stages of development. In a number of cases, nothing can compensate these sources. There are so many historical chronicles written in complicated hieroglyphs and containing valuable data on the history of Turkmens that the Turkmen scholars have to study. The information taken from Chinese encyclopedia "Tun-dian" (the 8 century), where the name of the country "to-ku-mong" (i.e. Turkmenistan) located in the lands of ancient Turanians Massagets was written down for the first time, is extremely precious.


These visits marked the beginning of the Silk Road, in the formation of which the Parthians, ancestors of Turkmens, and the Chinese played the most important role. Academician V.V. Bartold wrote: "The Parthians were the best ones to make advantage of the caravan route from China to the Front Asia opened in II century BC. They benefited from mediating in the trade between China and the Roman Empire... Mithridates II of Parthia (124-87 BC) was the first king in the world history who maintained good relations with both the great power of the Far East [China] and the global empire of the West [the Roman Empire]".


"WE SHARE COMMON HISTORY..."
TURKMEN-CHINESE LINKS: A LOOK THROUGH MILLENNIA
Prof.Ovez GUNDOGDIEV
Turkmenistan,2006: more:



*



Ovez GUNDOGDIEV, Head of the department of archeology and ethnography of the State Institute of Cultural Heritage of Turkmenistan, Central Asia and East at the Turkmen President, told "Turkmenistan" magazine of the results of the two month expedition "Akdepe, a big hill (depe), is located at Bikrova settlement, in the south-west of Ashgabat. The lower layers of this unique memorial date back to the fifth millennium B.C., and the upper ones to the late middle ages. In the past, it was believed that people deserted the main center of Akdepe as early as in Bronze Age, i.e. in the second millennia BC, and the medieval city emerged to the north and north-west of the hill. However, the excavations have proved that in the X-XI centuries, i.e. thousand years ago, the life still went on here.


There are all grounds to assert that the town in the location of contemporary Ashgabat and its outskirts was founded during the emergence of the Parthian Empire. It was a chain of fortresses (about 20 settlements) connected with the single system of defense and administration. Akdepe is one of such settlements situated at the Ashgabat stream. This "White hill" attracted our attention by the fact that all cultural layers, from the V millennium BC to the XVII century AD can be found there. In fact, the whole history of Ashgabat can be "read" in Akdepe.


A KEY TO ASHGABAT HISTORY
Turkmenistan,2006 , more:


*


Last summer, the Special Committee that met for several days during the XXXI session of the World Heritage Commission held in Christchurch (New Zealand) announced Nisa, an ancient Parthian city in outskirts of Ashgabat, an object of "the outstanding world importance and universal value".


The press release disseminated by the Committee says that Nisa's archeological remains vividly illustrate the high level of interaction of cultures of Central Asia and the Mediterranean world in once mighty Parthia. In the heyday of its glory the state was an insurmountable obstacle for the Ancient Rome's expansion and at the same time served as an important trade center between the East and the West, the North and the South.


ARSAK DYNASTY'S HOLY CITY BECOMES FAMOUS AGAIN
Ruslan MURADOV,2007, more:






"Partis easdem leges et consvetudines habebant: Multitudo populorum innumerata, et quae cum Parthis ex aequo degat. Celeberrimi eorum Sacae, Massagetae, Dahae"
"We must view the Parthians as the congeners of the Comans" - Cuman/Kipchak Turks








12 Kasım 2015 Perşembe

Sümer Uygarlığı - Sumerian Civilization




Sümerlerin Orta Asya'dan gelmiş olabileceğini söylüyorlar. Bir Fransızca kitapta Sümerlerin Orta Asya'dan gelmiş olabileceği, dillerinin Ural-Altay dilleri grubundan olmuş olabileceği yazıldı. Atatürk de okuyor bunu ve bu satırların yanına "Önemli" diye bir not düşüyor. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi kurulunca, orada Asuroloji yerine bölümün adını Sümeroloji koyduruyor. Önce Asurlar'ın sonra Sümerler'in dili çözüldü. Çünkü onların dili Sami dildi, yani Arapların dili gibi Akadça kökünden. Sonra adamlar dediler ki, Sümerler'in dili hiçbir dile benzemiyor ve nereden geldikleri belli değil.

Şimdi genel olarak Batı'da düşünce bu. Ama ben yaptığım çalışma ile Sümerlerin Orta Asya'dan oraya geldiğini gösterdim. Ural Altay dillerinde Japonca'da ve Korece'de kökleri ve anlamları aynı olan bin kadar kelime var... Daha sonra, bazı araştırmacılar, buldukları bu kökleri, MÖ.7000'e kadar götürdüler. Ve bu kelimelerin içinde yarı yarıya Sümerler'in kullandığı kelimeler bulundu. Bunlar tarımla, hayvancılıkla, tekstille ilgili kelimeler.

Yani Orta Asya'da o zaman bunlar var ve sümerler de bunlarla birlikte gelmişler. Daha sonra matematik, astronomi ve yazıyı buluyorlar. Türkmenistan'da bir taş buldular, onu da MÖ.6000 yılına götürüyorlar, üzerinde Sümerlerin ilk yazı işaretlerinden bazılarını buldular.

Günü 12 saat olarak yapmışlar. 60 tabanlı sayı bulmuşlar, dereceler için son derece önemli, hesaplar hep 60 tabana göre yapılmış. Bir saatin 60 dakikadan, bir dakikanın 60 saniyeden oluşması ya da dairede 360 derece olması gibi...Geometri ve cebirin ilk formüllerini ortaya koyan Sümerler'in matematik bilgileri, günümüz matematiğin temeli olarak kabul edilir. Astronomiyi, burçları biliyorlar, hatta adlarını aynen devam ettiriyoruz. Kepler'e kadar bilinen ilk beş gezegeni Sümerler keşfetmişti.

Sümerler Türkler'in bir kolu, başka çare yok!

Türkler daha önceden vardı ve dağıldılar. Orta Asya'da muazzam taşkınlıklar olmuş, Türklerin yaşadığı ova deniz haline gelmiş. Oradan Aral dolmuş ve Hazar'a akmış ve Anadolu'nun doğusuna kadar taşmış, bu bir tufan olayı. Tufan hikayesini Sümerler Gılgamış (Bilgimış'tır onun adı-SB) destanında yazmışlar. Oradan Tevrat'a, Tevrat'tan Kuran'a geçiyor. Türkler bir bütündü; o tufanda ölenler öldü, kalanlar dört bir tarafa kollar halinde dağıldılar. Sümerler de o kollardan biri. Sümerler diyor ki:



Evet, 40 lehçeye ayrıldı gerçekten. Bu Türkler'de var sadece. Gittikleri yerlerin diline göre değiştiriyorlar dillerini. Türkmenistan'a, Özbekistan'a gidenler önce anlamasalar da kısa bir süre sonra kolayca anlamaya başlıyorlar, çünkü kökleri aynı. Tabii bana karşı çıkacaklar da olacaktır, ama bu konuda açılacak bir tartışma iyi olur.


Tarihte ilkler
Okullar
Soğuk Savaş
İki meclisli kongre
Vergi indirimi
Ecza rehberi
Ahlaki değerler
Atasözleri, deyişler
Hayvan hikayeleri
Edebi tartışmalar
Tufan
Yeniden doğuş
Edebi anıt: Bilgamış Destanı
Aşk şarkısı
Kütüphane kataloğu
Altın Çağ
Çiftçiler için takvim
Cennet kavramının ilk kullanımı
Gündelik iş kavramının ilk uygulaması


Sümer'in üretken ve özgür kadınları

Sümerler genellikle tek eşlidir. Evlilikler, hakim karşısında, kadın ve erkeğin şahitleri huzurunda gerçekleşiyor ve belgeleniyor. eğer tarafların evlilikle ilgili şartları varsa onlar da kaydediliyor. Evlilik sırasında kadın, kadınlık görevini yapamayacak bir haldeyse, koca, karısının izniyle bir başka kadın alabiliyor. Ama, o, ikinci kadın oluyor ve karısı istemezse onu sokağa attırabiliyor. 

İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan bir anlaşma metninde, kadın diyor ki: "Ben şu isimli kadını kendime kardeş, kocama karı olarak aldım. Eğer kocam beni boşarsa, ben onu da alıp götürürüm."

Kadın boşanmak isterse kocasını mahkemeye verebiliyor ve tazminat da alabiliyor. Kadınlar ticaret yapabiliyor, kefil olabiliyor, tek başlarına tanık olabiliyorlar. 

Ebelerin tümü kadın. Kadın doktorlar var, zaten sağlığın koruyucusu da tanrıçalar. 

Katipler arasında az sayıda kadın bulunsa da, bazı şehirlerde dokumacılığı idare edenlerin tümü kadın. İpliğin yapılması, boyanması, kumaşın dokunup teslim edilmesine dek her şeyi kadınlar yapıyor. Müfettişler de kadın.

Sümer Atasözleri

* Zamanını boşa geçirdin ne işe yaradı?
* Madem ki biliyorsun, neden öğretmiyorsun?
* Çok yiyen uyuyamaz.
* Açık ağıza sinek girer.
* Kalpte olan düşmanlık getirmez, dildir düşman eden.
* Bir kez yalan söylersen, doğruyu söylesen de inanılmaz.
* Yürürken ayağını sıkı bas.
* Arkadaşlık bir gün sürer, akrabalık sona dektir.
* İyi giyinen kimsenin önünde herkes eğilir.
* Köpeksiz köyde tilki bekçidir.
* Gümüşü olan mutlu olabilir, arpası olan mutlu olabilir, hibir şeyi olmayan rahat uyur.
* Bey gibi yaparsan köle gibi yaşarsın, köle gibi yaparsan bey gibi yaşarsın.
* Baharatın hiçbiri kadın kadar güzel kokmaz.
* Öleceğiz harcayalım, uzun yaşayacağız biriktirelim.

Muazzez İlmiye Çığ
Müze Dergi, Nisan 2012


Ama Sümerlerin nereden geldiklerini biliyoruz:
Anau - Türkmenistan

Türkmenlerin Atalarıyla Sümerler ve 
Eski Türkmenistan ile Mezopotamya ilişkileri
5000 YILLIK SÜMER TÜRKMEN BAĞLARI 


*


"Sümerlerin nereden geldiği konusunda farklı varsayımlar olmakla birlikte, 
Sümerlerin nereye gittiği bellidir: 
arkeolojik kalıntılara göre çoğunlukla Doğu Anadolu ve Azerbaycan’a göç eden 
Sümerlerin bir kısmı Hazarın güneyinden diğer 
bir kısmı Hazarın kuzeyinden Türkistan’a yöneldiler.


Ellinlere (Greklere) atfedilen bilgilerin büyük çoğunluğu Sümer döneminde biliniyordu 
ve Mısır üzerinden Ellinlerce alınmıştı. 
Mesela, Pisagor teoremi Pisagor’dan iki bin yıl önce yazılan Sümer tabletinde mevcuttur. 
Grek uygarlığının temeli Mısır’a, Anadolu’ya ve özellikle de Girit uygarlığına dayanmaktadır."



*

"Bu düşünsel üretime Eski Yunan Düşüncesi adını vererek, 
onu bir soya tapulamak, bilim ve us dışı, ırkçı bir tutumdur. 
Buna Eski Akdeniz-Ege Uygarlığı ya da Eski Yunanistan-Yakındoğu Uygarlığı 
diyerek ırka değil coğrafyaya dikkat çeken bir ad vermek, 
bilim onuruna daha yaraşır bir tutum olacaktır."


Cengiz Özakıncı
İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü





HISTORY BEGAN AT SUMER! (Sumerian)

The first ethic rules in history, the first love song, the earliest written law texts originate from the Sumerian civilization. They had a broad understanding of literature, created epic poems and their own mythology.

American Sumerologist Samuel Noah Kramer, in his 1956 published book entitled ‘History Begins at Sumer’, enumerated the “firsts” contributed by the Sumerians to mankind’s history; thus describing their degree of development in a variety of domains, from law, literature, agriculture, architecture to mathematics, astronomy etc. 


First “schools”
First “cold war”
First “congress with two chambers”
First “tax deduction”
First “pharmaceutical guide”
First “calendar for farmers”
First “moral values”
First application of the “daily work” notion
First “proverbs and idioms”
First stories on animals
First literary discussions
First use of the notion “heaven” 
First deluge
First resurrection
First chevalier
First literary citation: the Epic of Gilgamesh 
First love song
First library catalogue
First golden age


“A theory exists that they may have come from Central Asia. There is a French book pointing out to the possibility that they may have come from Central Asia and that their language may belong to the Ural-Altaic group of languages. Atatürk who read that book wrote down the note “IMPORTANT” next to the related passage. Following the establishment of the Faculty of Language, History and Geography, he suggested that the department dedicated to the study of Mesopotamian cultures be named Sumerology instead of Assyriology. 

The Assyrian language was earlier deciphered than the Sumerian language, because, like Arabic, it is a Semitic language originating from the Akkadian language. Not able to categorize Sumerian in any known linguistic family, western specialists declared that the original homeland of the Sumerians could not be determined. However, my own research led me to find evidence as to the Central Asian origin of the Sumerians. 

In the Ural-Altaic languages, Japanese and Korean, exist around one thousand words of common origin and semantics. Certain researchers established that the common roots of these words were to be dated at 7000 BC and approximately half of these roots were to be found in the words used by the Sumerians, mainly words related to agriculture, animal breeding and textiles. That is to say that as early as 7000 BC, those spheres of activity existed in Central Asia and, that Sumerians are the ones who introduced them to Mesopotamia. 

Later, they invented mathematics, astronomy and writing. Also a stele was found in Turkmenistan, dated 6000 BC, carved with some of the Sumerian symbols, they used a day of 12 hours, two of our hours constituting one Sumerian hour. They found a number system based on 60. This is important for degrees and time calculations, like one hour composed of 60 minutes, one minute consisting of 60 seconds and a circle consisting of 360 degrees. They invented the first models in geometry and algebra considered the fundaments of modern day mathematics. They dealt with mathematics, astronomy and astrology. We continue today to use the same zodiac signs as they did. The original five planets known until Kepler found the other ones were discovered by the Sumerians.

My conclusion in this respect is that the Sumerians were a branch of the Turks, which is the only possible explanation! Turks existed before but were dispersed due to the great deluge. There were major floods in Central Asia. 

The plain where Turks used to live was inundated to form the Aral Lake, which in turn flowed into the Caspian Sea; and The Caspian Sea overflowed all the way to Eastern Anatolia. The deluge episode is accounted for in Turkish as well as Sumerians sources, Sumerians reporting about it in the Epic of Gilgamesh (Bilgimesh is the real name - SB). From there, it was transmitted to the Old Testament and from the Torah it was transmitted to the Koran. 

Turks were united until the deluge, many of them died during it. Their surviving groups were divided into branches and scattered to different regions; Sumerians constituted one of those branches! Sumerian sources claim that they “spoke one single tongue before; then, god was angry and divided our language into many”. Indeed into 40 dialects. Such phenomenon is typical of the Turks, who generally harmonize their language with the language found at their new homeland. 

Today, our people who travel to Turkmenistan and Uzbekistan start, if not at the very beginning, but surely after a while, to understand the local Turkic dialect, because they have common roots with our Turkish... My position in this regard will certainly be subject to criticism. I don’t mind it. On the contrary, a renewed discussion on the subject.

Sumer’s productive, free and elegant women

Sumerians were generally monogamous. The wedding ceremony was being performed by a judge, in the presence of both sides’ witnesses and the nuptial alliance was documented. When needed, a prenuptial settlement containing the terms of the marriage agreement was produced. 

If the wife was in a circumstance preventing her from performing her duty as a woman, the husband was allowed to take a second wife with the permission of his first spouse. Nevertheless, the second woman remained second and the first wife had the right to send her away in case she would want to. In an agreement text on display at the Istanbul Museums of Archaeology, a wife states: 

‘I... took the woman named... as sister to myself and wife to my husband. If my husband divorces me, I shall bring her away with myself’. 

Women had the right to apply to the court for divorce and to demand compensation. Women could deal in trade, stand bail, and testify as witness on their own. All obstetricians were women and there were also female physicians. Besides, goddesses were in charge of protecting health. 

Even though the number of female scribes was limited, in some cities the weaving industry was entirely managed by women. Every stage of the process, from the manufacturing of the yarn, its colouring, the weaving of the textile and its delivery to the client was performed and managed by women. Inspectors were also women.

Sumer Proverbs

• You wasted time in idleness, what purpose did you serve? 
• Since you claim having knowledge, why don’t you teach?
• The one who eats much cannot sleep.
• Fly enters open mouth.
• Feelings of the heart do not cause hostility; it is the tongue that provokes animosity.
• Once you lie, you will no longer be trusted even when you tell the truth.
• Step firm when you walk.
• Friendship lasts one day, blood kinship is forever.
• Everyone respects the one who dresses well.
• Fox keeps guard in village without watchdog.
• The one who owns silver, the one who has barley can be happy, but the one who has nothing sleeps well.
• You will live like a slave if you act like a lord, you will live like a lord if you act like a slave.
• No spice on earth smells as good as the scent of a woman.
• We will die, so let us spend; we will live long-time, so let us save.


Muazzez İlmiye Çığ 
Turkey’s foremost Sumerologist and one of the world’s leading scholars in this field, she cleaned, classified and labelled ten thousands of tablets in Sumerian, Akkadian and Hittite languages. She forged an archive consisting of 74 thousand cuneiform tablets, and published a catalogue.


Museum Magazine ,April 2012



But we do now where they came from:

"The Sumerians were a non-Semitic, non-Indo-European people who lived in southern Babylonia from 4000-3000 B.C.E. "






6 Temmuz 2015 Pazartesi

ANAU



Türkmenlerin Atalarıyla Sümerler ve Eski Türkmenistan ile Mezopotamya ilişkileri

Önce de değindiğimiz gibi, Anau medeniyetinin hemen ardından Mezopotamya'da insanlık tarihinin çok zengin uygarlığı Sümerler tarafından meydana getirilmiştir. Tarih biliminin gelişmesi sonucunda Sümer ve Anu medeniyetleri arasında bulunan ilişkiler ve Sümerler ile Türklerin atalarının arasındaki akrabalık aydınlanmaktadır. Biz bu konudaki kendi düşüncemizi aşağıdaki bölümler esnasında izah etmeye çalışacağız.

Tarihi Gerçekler:

Türk Ansiklopedisi adlı eserde Sümerler hakkında şu satırlar vardır: "Güney Mezopotamya'da Sümer ilinde yapılan arkeolojik araştırmalar, hususiyle Uruk harabesinde tespit edilen kültür katları ile, başka başka kazı merkezlerinde bunlara tekabül eden katlarda elde edilen ve asıl bu yerlerle temsil edilip onlara göre adlandırılan buluntuların mukayesesi Sümerlerin Aşağı Mezopotamya'nın yerli halkı olmadığını göstermektedir... Sümerlerin Güney Mezopotamya Uruk katı sonlarına doğru göç ettiklerinin delilleri olduğu söylenebilir...

Öte yandan Benno Landsberg'in tahlil ve teşhislerine göre, aslında tek heceli bir karakter arz eden Sümerceye, Sümerlerin Mezopotamya'ya göç edip yerleşmelerinden sonra birtakım iki veya daha fazla heceli ve Sümercenin bünyesinden farklı yer adları ile meslek adları ve diğer kültür kelimeleri girmiştir. Bu arkeolojik ve filolojik deliller, başta Frankfort olmak üzere, bazılarının Sümerlerin El-Ubeyd çağından beri Güney Mezopotamya'da mevcut oldukları görüşünü kabullenmeye imkan bırakmamaktadır. Sümerlerin umumiyetle Mezopotamya'ya doğudan geldikleri kabul edilmiştir. Tabii bu görüşte arkeolojik ve filolojik bakımlardan birtakım münasebet ve benzerliklerin tesiri bulunmaktadır... "

Tanınmış Sümerolog Karmer de Sümerlerin Mezopotamya'ya dördüncü binin ikinci yarısında gelmiş ola-caklarını ve ana yurtlarının bilinmediğini belirtmektedir. Onun kanaatince, Enmerkar ve Aratta üzerinde dönen, destan! menkıbeler silsilesinden hükmedileceğine göre, ilk Sümer hükümdarları, belki Hazar Denizi çevresinde kurulmuş olan bir şehir devleti ile çok sıkı bir münasebete girmiş bulunuyorlardı. Bir ölçüde Ural-Altay dillerini hatırlatan Sümer dili de yapısı bakımından bir bitişken dildir ve bu dil vakıası da Aratta gibi aynı geniş sahaya işaret etmektedir."

Kramer tarafından Sümerlerin sıkı ilişkide olduğu ve onun fikrine göre Hazar çevresinde yer alan Aratta şehrinin Eski Türkmenistan'da olduğu konusunda Türkmenistan'ın ve bütün eski Sovyet Cumhuriyetlerinin ünlü bilim adamları tarafından yazılmış olan Sovyet Türkmenistanı adlı eserin birinci cildinde aşağıdaki bilgileri buluyoruz: "Margiyanalıların yerleştiği yurtlarının tümü konusunda, yerleştiği pek çok bölgenin susuzluktan çöl olmuşsa da, onların birkaç kentlerinin mevcut olduğu konusunda açıklamalar ve bilgiler vardır.

Part Margianası kentlerinin gerçek sayısı, birbirlerine göre coğrafi konumları bakımından doğru belirlenmiş olmasa da, M.Ö. 2. yüzyılın birinci yarısında yaşayan Klaudi Ptolomey tarafından yazılmıştır. O kentleri 102° ve 106° doğu boylamlarında gösterip, güneyden kuzeye doğru sayarak aşağıdaki dokuz kentin adını yazıyor: Nigeya (Niseya), Kamaguryana, Reya, Antihoya, Margiyana, Nasoi, Argadina (Aradena), Sena (Sina), ARATA ve Ariyaka". Yukarıda adı geçen ARATTA destanının metnini kitabın yer-yurt adları bölümünde tanıtacağız.

İranlı tarihçi Hasan Pirniya bu konuda şöyle yazıyor:

Ancak Akkadların ve Sümerlerin nereden geldikleri konusunda Aşkabat'ın yakınındaki Anu, Astarabad'ın yakınındaki Türendepe, (bazılarına göre Turantepe B.G.) ve Daraygez'de (Güney Türkmenistan çevresi, BG.) bulunan seramik eşyalar, kap kaçaklar ve buna benzer şeylerin imalat ediliş şekilleri Elam tarzı ile aynı olup altın vazoların yüzünde ise Sümerlerin resimlerinin işlenmiş olmasını göz önüne alarak, bazı bilim adamları Elam Uygarlığı ile Güney ve Batı Türkmenistan uygarlığının birbiriyle ilişkisinin olması gerektiği kanaatine, belki de Sümerler de kuzey taraftan Basra Körfezine ve Babil düzlüğüne gelmiştir diyen düşünceye varmışlardır."17 Hasan Pirniya kendi kitabının girişinde dünyadaki mevcut dilleri ve eski dilleri üç gruba bölerek Elam ve Sümer dillerini Ural-Altay ve diğer bükünlü (iltisa-ki) dil grubuna koyuyor.

Türk tarihçisi Kamuran Gürün de Anu Medeniyeti ve onun tarihi dönemi (M.Ö. 8000-3900 araları) konusunda uzmanların ortaya koyduğu çeşitli fikirleri izah etmesinin yanı sıra Sümer medeniyetinin ve Sümerlerin menşeinin neresi olduğu hususundaki çeşitli fikirleri de (Türkmenistan, Hindistan, belki de üçüncü bir yer) analiz ediyor. Gürün burada Anu'dan elde edilen buluntuların bu konuların açığa kavuşmasındaki önemini vurguluyor.

Tarihçi Nissen Sümerlerin başka yerden gelmesini şöyle açıklıyor. "Mezopotamya'da M. Ö. 3200 yıllarında çok sınırlı bir dönem süresinde beklenilmedik bir durumda medeniyetin çeşitli yönleri kesin olarak değişmiştir. Bu değişmenin sadece eski kavmin yerini daha gelişmiş bir ülkeden gelen yeni bir kavimin alması ile gerçekleşmesi mümkündür." Bundan başka da nüfus sayısında yedi kat bir artışın olduğunu zikrederek bu olayı Sümerlerin Mezopotamya'ya gelip yerleşmesi ile ilişkilendiriyor.

Gene bir iranlı tarihçi Meşkur da bu konuda şöyle yazıyor: "Babil'in ilk yerli kavimlerinin Sümerler ya da Samiler olduğu konusunda çeşitli görüşler var. Günümüzde alimlerin çoğunluğu Sümerlerin Babil'de yerleşmiş olduğunu savunuyorlar. Sümer yurdu Tevrat'ta Şenar adıyla geçiyor. Onların kendileri kendi yurtlarına Şumer demişlerdir. Sümer'de bulunan pirinç eşyalardan anlaşıldığına göre onlar Fırat etrafına birden bire beklenilmedik durumda gelip, medeniyetlerini ise Hazar Denizi'nin güney doğusundan kendileriyle getirmişlerdir. Ancak bazı bilim adamları ise bunların deniz tarafından geldiklerini öne sürmektedirler."

Alman bilim adamı Oberhuber Die Kultur des Altesorientes adlı kitabında dünya uygarlığında yazının bulunması konusunda şöyle bir fikir öne sürüyor: "Sümerlere ait bulunmuş yazıların ve yazının sonraki olgunlaşma süreci ile ilgili belgelerdeki metinlerin çoğunluğu ticaret ve yönetim işlerine ait olduğu için bilim adamları yazının meydana gelmesinde ticari ilişkilerin temel rolünün olduğunu vurguluyorlar. 

Bu düşüncenin savunucusu Heishelheim'in fikrine göre şehir medeniyeti sadece coğrafi şartların ya da kent uygarlığının ortaya çıkması sonunda teşekkül etmeyip belki ticari ilişkilerin ekonomide temel rol oynamasından kaynaklanmaktadır. Bu teorinin doğruluğunu ispat eden en inandırıcı delil ise Yakın-Doğu ve Orta Asya'nın ticari ilişkilerinin kesişim merkezinde yerleşen Hazar ötesindeki (Türkmenistan'da) doğunun en eski kenti Anu'dur."

XI. yüzyılda yaşamış olan Kaşgarlı Mahmut dünya çapında tanınmış eseri Divan-ı Lügati t Türk'te ve bunun gibi XIII. yüzyılda yaşayan ünlü tarihçi Hamedanlı Hoca Reşideddin Fazlul-lah'ın Camiu't Tevarih adlı eserinde Türklerin şeceresini Hz. Nuh'dan başlatıyorlar. Nuh ise bilim adamlarının açıklamasına göre Ziusudra adıyla Sümerler arasında yaşamış bilgin, belki de marangoz olmuştur. Nuh Tufanı Destanı ise tarihçilerin fikrine göre herhalde dünyayı su basanda (bazılarına göre Sümerlerin yurdunu) kendi yaptığı gemi ile bir grup insanı ölümden kurtarışını konu alan bir folklorik destandır. Bu destan zamanla dini bir nitelik kazanarak Tevrat ve sonraki kutsal kitaplara girmiştir diye düşünülebilir.

Belki yukarıda belirtilen ünlü tarihçilerin Türklerin aslını Nuh'tan getirmeleri ile ilgili görüşleri bir hayale dayalı olmayıp çok eski kaynaklara ve halk arasında uzun zamandan beri yaşaya gelen yaygın rivayetlere dayanmaktadır.

Nuh sözüne gelince, bu sözcük Sümer dilindeki NU sözü ile bir olup sonraki Sami Kavimler tarafından NUH şeklinde yazılmış olabilir. NU sözcüğünün Sümer dilindeki anlamları; insan, türetmek ve tohum demektir. Bu söze anlam bakımından denk, yansıma bakımından da çok yakın kelimeler Altay dillerinde de vardır. Örneğin: Gold dilinde NAi, Kore dilinde NEI, Mongol dilinde ise NİALMA, hepsi insan anlamındadır.

Türkmenlerde de bir kimseyi övmek istediklerinde NAY BAŞI ibaresi kullanılmaktadır. Bu sözün de anlamı insanların en seçkini olsa gerek. Türkmenistan ile Mezopotamya arasındaki tarihi ilişki konusunda Türkmen bilim adamlarının yazdığı son makaleler daha açık bilgiler vermektedir. 

Ödek Ödekof şöyle yazıyor: "... Yazarın Türkmen Boyu "Teke" ve "Göktürk" sözcüklerini açıklamaya sistematik yaklaşması, Türkmenlerin etnogenetik kökünü M.Ö. 3000. yıla götürmeye imkan verdi. Bunu çeşitli uzmanlar, tarihçiler, arkeologlar, dil bilimciler ve yazarlar teyit etmişlerdir. Bunun gibi yaklaşmanın esasında Şumerler (Sümerler) adının ve uygarlığının temel unsurunu izah etmeye Sümer yurdunda ve Altıntepe'de (Güney Türkmenistan) yaşayan halkların birbirleriyle akraba olduklarını ispat etmeye imkan buluyoruz. Böylece, Sümer yurdunda yaşayan SAKGiK halkı Altıntepe uygarlığını türeten halkların doğrudan nesilleridir diyen tarihi sonuca varmak mümkündür." 

Gulla da "Türkmenlerin ataları sayılan ve Mezopotamya'ya göç eden Sümerler sonra Akkatlar, Elamlılar konusundaki bilimsel kaynaklar oraya göçmeyi M.Ö. 4000 yılına tarihlendirmektedir. Ancak bu dönem Anu medeniyetinin gelişmiş bir dönemine rastlamaktadır. Bu nedenle onların kendi vatanlarını ekonomik düzey ve uygarlık seviyesinin yüksek olduğu bir dö-nemde terk etmelerini anlamak zordur. Ancak M.Ö. 4000 yıllarının sonları ve 3000 yıllarının başlarında o döneme göre ekonomi ve uygarlık bakımından gelişmiş GÖKSÜYRÜ'nün (Türkmenistan'da) dokuz obasının hepsi boşalmıştır. Bu göçün sebebi ise o dönemde OKS diye adlandırılan şimdiki Tecen ırmağının suyunun bu günkü İran toprağından kasıtlı olarak azaltılmasıdır. Bu, rutubetin azalması nedeniyle, Karakum (şimdi Türkmenistan'ın % 80'i teşkil eden bir saha) alanının çölleşmesine neden olmuştur. Bu sürecin başlaması ile M.Ö. 4000 yıllarının sonunda Göksurililerin, sonra Sümerler adını alan büyük bir kesimi, bol su arayarak Mezopotomya'ya giden kavim olması mümkündür."

Sümerologların birkaçı Sümer dilinin Hindistan'da Aryanlardan önce yaşayan ve dilleri Ural-Altay dil karakterine sahip olan DRAViDA'ların diline benzerliğini de göz önünde tutarak belki de Sümerler şimdiki iran'ın güneyinden geçerek Mezopotamya'ya ulaşmışlardır demektedir. Ancak o dönem doğal şartlarının şimdiki iran'ın doğusunda çok büyük ve sıcak çölleri meydana getirdiğini dikkate alarak bunun mümkün olacağına inanmanın çok zor olacağı sonucuna varıyorlar.

Bu ihtimali öne sürenlerin biri ise Soden'dir. O sözünün devamında der: "Bu eklemeli karakterli bir dile sahip olan Dravidalar Hindistan'daki zengin uygarlığın yaratıcısı sayılırlar. Hindistan'a en son nüfuz eden (arileşen) Aryanlar ise onları Doğu Hindistan'a sürüyorlar. Ancak, Dravidaları batıya göçmeye neyin mecbur ettiğini anlamak ve onların M.Ö. 4000 yılının hangi kesiminde göç ettiğini tespit etmek çok zordur. "

Dravidalar konusunda Sümerolog Hommel de şu açıklamalarda bulunmaktadır: "Kollar (Kolhlar) Hindistan'ın yerli nüfusunun son kalıntılarıdır. Sonra Turanlı (Türkistanlı) Dravidalar Hindistan'a geliyorlar, en sonunda da Aryanlar gelip Dravidala-rı Doğu Hindistan'a sürmüşlerdir.

Dravidi dilinde konuşan nüfusun günümüzdeki sayısı yaklaşık 200 milyon olup Hindistan yarımadasının 1/4'ünü oluştururlar. Bu dil, özellikle onun Tamilce lehçesi güçlü edebiyatı, eski metinleri ve M.Ö. 300 yıllarına kadar giden geçmişi ile kendi karakterini korumaktadır. Bu dil Tamil, Andrapradaş ve Mi-sur gibi birkaç yurtta resmi devlet dilidir."

Sümerlerin Orta Asya'dan gelmeleri konusunda bilimsel gerçekler daha çoktur. Ancak biz metnin bu bölümünü bu konuda yazılan en son eserlerin birine müracaat ederek noktalıyoruz: 

"Sümerlerin (M.Ö. 3300) Orta Asya'dan gelme ihtimali aşağıdaki şu faktörlerle açıklanıyor. Onların dillerinin Altay-Türk dillerine benzerliği, tapınaklarının mimari şekilleri ve süslemelerinin dağ tapınaklarına benzemesi ve genellikle yazıda kullanılan ideogramlarının (belgilerinin) dağ yurtlarıyla benzerlik göstermesidir. 

Sümerlerin dini inançlarının kökünün de Orta Asya ya da Bakterya'dan olduğunu kanıtlayacak anlamlı şeyler vardır.Dağ tapınakları, dağ öküzüne secde etmek ve ek olarak Orta Asya'da olduğu gibi kralın muhafızlarının o öldüğü zaman, kendilerini zehirleyerek intihar etmeleri..."


5000 YILLIK SÜMER TÜRKMEN BAĞLARI (s.29) / BEGMYRAT GEREY

Kendi Sayfası
Begmyrat Gerey'in diğer kitabı
Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız (M.Ö. 247-M.S. 224) 



Anau Medeniyeti ve Devamı Olarak Sümerler
Tengri/Dingir ‘Sema’ Oğulları


Amerikan jeologu Prof. Raphael Pumpelly (08.09.1837 – 08.10.1923), yakından tanışmak amacıyla Washington Karegi Üniversitesi’nin malî yardımını kullanarak Türkmenistan’a ilk defa 1903 yılında geldi. 1904 yılında Aşkabat yakınlarında yerleşen Anau’da (Anev) ve Marı’da (Merv) yapmış olduğu kazılarının sonuçlarından oluşan ve 1908’de Washington’da yayımlanan ‘Exploration in Türkestan Expedition of 1904’ (Türkistan’daki Araştırmalar 1904 Yılı Heyeti) adlı kitabı ve bazı diğer eserleriyle bilim dünyasında çok zeki bir arkeolog ve tarihçi olarak da kendisini tanıtmayı başardı. 

Prof. Pumpelly’nin Anau’da elde ettiği buğday taneleri ve koyun kemikleri gibi buluntular, kıymetli numuneler halinde günümüze kadar Philadelphiya’daki Tabiat Müzesi’nde korunmaktadırlar. Philadelphiya müzesindeki numuneler, Türkmenistan’ın Ahal vilayetinde son yıllarda kurulan Ak Buğday Müzesi’nde tekrar sergilenmektedirler.

Prof. Pumpelly, 1904 yılında Anau tepelerinde yaptığı kazılar sonucunda 5 ayrı medeniyet tespit etti ve toprak tabakalarına dayanarak bu medeniyetlerin:


Anau I (M.Ö. 9000 – 6000),
Anau II (M.Ö. 6000 – 5200),
Anau III (M.Ö. 5200 – 2200),
Anau IV (M.Ö. 2200 – M.S. 150),
Anau V (M.S. 370 – 1850) senelerinde yaşamış oldukları neticesine vardı.


Prof. Pumpelly; 1904 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anau harabelerinde, buradaki insanların tahıl üretmiş olduklarının işaretlerini buldu. O eski zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral tatlısu gölünün güneydoğu sahilleri bugünkü Aşkabat’a kadar uzanmaktaydı.

Kendisinin elde ettiği bazı sonuçlar üzerinde durmaya değer ehemmiyettedir.

Anau medeniyetinin başlıca bulunduğu yerler, dağ çaylarının düzlüğe çıktığı yerlerdeki yamaçlardır. Avcılık hayatından yavaş yavaş tarım ve çobanlık hayatına geçen kabilelerdeki en eski sulama şekilleri her halde bu gibi tabiî şartlar içinde meydana gelmiştir. 

Anau’da önce tarım başlamış olup,hayvanların evcilleştirilmesi daha sonra ortaya çıkmıştır. Anau II’de, Anau I’deki büyükbaş hayvanlardan ziyade, koyun ve keçi beslendiği ortaya çıktığı görülmektedir.

Prof. Raphael Pumpelly, Anau’da topladığı arkeoloji malzeme ve materyallerinde insanoğlunun ilk tarımsal faaliyetleriyle ilgili olarak “Oasis (Vâhâ Tatlıgöl) Teorisi” adlı bir teoriyi ortaya attı ve taş devri insanlarının son Buzul çağının sonlarında meydana gelen kurak bir iklim bölgesinde yaşamlarını sürdürebilmek için, vahşi hayvanlar ve bitkilerle birlikte, büyük tatlısu gölleri etrafında toplanmış olduklarını öne sürdü. Bir araya gelerek toplanmış olan bu insanlar buralarda büyükce köyler kurmuşlardır. 

Topluluğun besin ihtiyacını daha kolay karşılayabilmek için çok önemli bir kültürel evrim gerçekleştirerek bazı bitkiler ve hayvanlar evcilleştirilmişlerdir.

Buğday ve arpa evcilleştirilmiş ilk tahıl ürünleri; koyun ve keçi ise evcilleştirilmiş ilk hayvan türleri olmalıdırlar. Tahıl çiftçiliği ve hayvancılık ilk defa Orta Asya’da (Türkmenistan’da) gerçekleştirilmiş ve daha sonra Karadeniz sahillerinden Avrupa’ya geçmiştir.

İlk defa Prof. Pumpelly tarafından ortaya atılan “Oasis Teorisi” daha sonra bazı bilim adamları (mesela İngiliz arkeologu Gordon Childe) tarafından geliştirildi.

Onlara göre tarımdaki bu gelişmeler, insanoğlunun parazitlikten kurtulup tabiatla ortaklık kurarak üretken hale gelişinin ilk evrimidir. Bu üreticilik uzun zaman boyunca devam ederek tarihte ilk primitif sanat ve edebiyat eserlerini ve sonuçta bugünkü Türkmenlerin çok eski atalarında, ilk sözle folklorda sonra boyala kayada resimleri çekilen, kendine ve Tanrıya (Tanrılara) dini inancını doğurmuştur.

Amerikan bilim adamı Prof. Raphael Pumpelly, aydınlattığı Anau (Anev) medeniyetiyle, Türkmenlerin Eski Çag’dan da daha önceki dönemlere ait kültürel geçmişini tespit ederek, günümüz tüm tarih kitaplarında ve bilimsel ansiklopedilerinde yer almasını sağladı.

Ama ne yazık ki aynı tarih kitaplarda yer alan Sümerler konusunun Anau medeniyetiyle ilgisinden bu ana kadar söz edilmez. Aslında o eski zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral gölü sahilleri bugünkü durumundan daha da geniş idi ve Türkmenlerin Anau medeniyetini meydana getiren eski atalarının bir kısmı çok sayıdaki gemileriyle Hazar-Aral gölünde yüzerek Türkmenistan’dan Mezopotamya’ya gelmiş ve Sümerlerin de ataları olmuştular. 

Çünkü aynı ilahilere tapan Sümerlerin ve Eski Türkmenlerin (Oğuzların, Hunların) kendilerini Tengri/Dingir ‘Sema‘ oğulları hesaplamaları boş yere değildi. Toplumu (daha sonra devleti) yönetmenin iki kanatlı sistemi her ikisi için de aynı idi.

Sümerliler eklemeli bir dil kullanıyordu. Sümerce tarihte bilinen ilk yazılı dildir. Güney Mezopotamya’ da M.Ö. 4000 yılında konuşulan ve M.Ö. 2000′li yılların başlarında yerini konuşma dili olarak Akatça’ya bırakan Sümer dili Türkmen dilinde (genellikle Altay ailesine ait dillerde) olduğu gibi kelimeler kök halinde, onlara ekler yapılarak yeni kelimeler oluşturuluyor.

Sümer dilinde Türkmen dilinde olduğu gibi fiil bakımında çok zengin. Ses uyumu var. Erkek, dişi ayrımı yok. Türkmencede olduğu gibi kısa anlatımla geniş anlam veriliyor.

Türkiyeli bilgin Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, 165 Sümer kelimesini, hem anlam hem de fonetik bakımından uyan Türkçe kelimelerle eşleştirmiş olursa Almanyalı Türkmen Begmurat Gerey, Sümer kültürünü arkeolojik buluntular, mimarlık, efsaneler, yer adları ve dil yoluyla Türkmen kültürü ile karşılaştırmış, anlam ve fonetik bakımından Türkmence – Sümerce 295 kelimeyi eşleştirmiştir.

Bunu da bilmemiz gerekiyor ki bugün Sümerliler denilen medeniyete Almanlardan İngilizlere, Farslardan Araplara kadar bir çok millet sahiplenmekte ve atalarının Sümerliler olduğunu ileri sürmektedirler. Bunun nedeni şüphesiz medeniyetin, tarihin, hukukun, bilimin, edebiyatın, tarım ve ekonominin Sümerlerle başlamasıdır.

Tarihsel gerçek ise sonuç olarak böyledir: 

İnsanlık Tarihinin insanlığın inanç edinmesiyle geçmişi M.Ö 13000 yıllarda sona eren buz çağı ve Altay inançları ile başlar. Daha sonra M.Ö 9000 yıllarında Altay dağlarından inen Eski Türkmenler (Altaylılar) güneye daha sıcak coğrafyaya yerleşmişlerdir.

Türkmenistan’ın şimdiki başkenti Aşkabat’ın yakınlarında Anau kentini kurmuşlardır. İlk olarak insanlığın hayvanları evcilleştirdiği ve tarım yaptığı yer burasıdır. M.Ö 4500 yıllarda Anau kentini bırakıp Mezopotaya’nın verimli topraklarına göçmüştür.

Dile ait konumuzu toparlayacak olursak: 

Sümer belgelerinin ilk okunuşundan itibaren Sümercenin Ural-Altay dillerine benzediği söylenmiş. Daha sonra ayni anlam ve fonetikte olan Sümerce ve Türkçe kelimeler karşılaştırılmış. Bu yeterli görülmeyerek konulara göre karşılaştırma istenmiş. Son çalışmalarda bu da yapıldı ve Türkmen dili ile Sümerce arasında büyük bir yakınlık ortaya çıktı, hatta bazı kelimelerin zamanımıza kadar ulaştığı görüldü. Bilim adamları da Türkmen dilinin çok sağlam, kolay kaybolmayan bir dil olduğunu kabul ediyorlar. Bunlara göre Sümer dilini Çok Eski Türkmen dili veya o dilin bir dalı olarak vasıflandırabiliriz.

Prof. Dr. Muratgeldi Söyegov
Raphael Pumpelly, Explorations in Turkestan Vol I - Vol II 




ANADOLU'DA ANAU

Herodot Tarihi: 7.kitap 30....
"Phrygia kenti Anaua'nın ve tuz çıkarılan bir gölün yanından geçti, büyük Phrygia kenti Kolossai'ye geldi; Lykos ırmağının bir yarıktan akıp kaybolduğu yer burasıdır; aşağı yukarı beş stad ötede gen yeryüzüne çıkar ve Maiandros'a karışır...."


Anau / Acıgöl (Çardak Gölü), Afyonkarahisar ve Denizli il sınırları içerisinde bulunan tektonik göldür, ayrıca hıristiyanlığın ilk yıllarında havarilerin geçiş güzergahı üzerindedir....

"COLOSSAE , a city of Phrygia, first mentioned by Herodotus (7.30) as a large city of Phrygia, on the Lycus, a branch of the Maeander. Xerxes, on his march to Sardes, B.C. 481, reached Colossae after leaving Anaua. [ANAUA] The younger Cyrus, on his march from Sardes towards the Euphrates, B.C. 401, passed through Colossae. He crossed the Maeander, and after a march through Phrygia of 8 parasangs from the river, he came to Colossae, a large and prosperous city..."


dipnotlar:

“Kürt Tarihi” adı altında yazılan birçok kitapta Sakaların Medlerin soyundan geldiklerini belirtirler. Halbuki milattan önceki devirlerde yaşamış olan Sakalar/İskitler  bugün için tartışması bitmiş ve Türk dilli, Türk milleti olarak açıklanmıştır. Bunun yanında Orta Doğu’da yaşamış Medleri ataları ilan ederler ki, son araştırmalarda bunlarında Türk dilli oldukları anlaşılmıştır.  Ahsen Batur “Kürdoloji Yalanları” ve  M.Şerif Fırat “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” Zazaların Sakaların soyundan geldiklerini söyler ki bunu Türkmenistan’dan Gerey de destekler. 

Hatta “Aşkabad Üniversitesinde 25 yιl tarih hocasι olan Rosliyakf´un açιklamasιna göre Türkmen ulusunun üstelik %70´ni oluşturan Teke ve Yomut boy birlikleri Saka-İskitlerin torunlarιdιr” der Begmyrat  Gerey ve devam eder 

“ Biz Rosliyakof´un bu düşüncesinin doğru olduğunu, Herodot ve diğer Yunan tarihçilerin yazιlarιnda adι geçen: Parn, Part (Partlar), Dah (Daz), Dahe (Teke), Barkas (Burkaz), Grehi (Gerey), Sakaw, Sakar (Sak är) gibi boylarιn bugün de eski adlarι ile eski yurtlarιnda yaşamakta olduklarιnι görmekdeyiz.  Ägşar (Avşar), Bayat, Begdilli, Bayιndιr, Iğdir, Yemreli, Eymir, Yzιr gibi Oğuz-Kıpçak boylarιnι ise biz türkmenlerin kalan bölümü olan Kökleñ, Sarιk ve Salιr boy birliklerinde görürüz. “


Görüldüğü gibi İskit, Saka, Part ve daha birçok farklı isim altındaki eski uygarlıklar bugünkü Türklerin atası olan Oğuzları oluşturmuşlardır ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşenler, yerleştirilenler işte bu “Dağlı Türkler”dir....


Prof.Firudin Ağasıoğlu (Celilov)'da " Partlar dışlanmış İskitlerdir" der.



 "Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu  tarafından yayımlanan “Tarih Sümer’de Başlar” kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990’da bana şöyle yazmıştı:

“Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney Mezopotamya’ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya’nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sümer halkı hakkında. Sümerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerli idi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir”.

Sümeroloji Hocam Benno Landsberger de : “Sümer dili, hem dil bakımından, hem de, bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala yaşayan dil Türk dilidir” diyor. " 


"TÜRKÇE KONUŞUYORLARSA BİLİN Kİ TÜRKTÜR. GENÇLERİMİZ TÜRKLÜĞÜMÜZE AİT NE VARSA ÖĞRENMEYE ÇALIŞSINLAR. GENÇLERİMİZ AYRICA BİZİM ESKİ ALFABEMİZİ OKUSUNLAR, ÖĞRENSİNLER, BU ÇOK ÖNEMLİ. YARIN ÖBÜR GÜN BENİM KANIM BÜTÜN YAZILARIN BİZİM YAZILARIMIZDAN ÇIKTIĞINI İSPAT EDEBİLİRLER VE DİLİMİZİN DE BÜTÜN DİLLERİN ANASI OLDUĞUNU DÜNYAYA DUYURABİLECEKLERDİR. 

BÜTÜN DİLLERİN ANASI TÜRKÇE VE BÜTÜN YAZILARIN BAŞLANGICI DA TÜRKÇEDİR. TÜRK DİLİ ÇOK ZENGİN BİR DİL VE MATEMATİKSELDİR. DİLİMİZİ MUHAFAZA ETMEYE ÇALIŞALIM VE KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ ÖĞRENELİM. BATILILARIN BİZİ KÜÇÜMSEMESİ VE BARBAR OLARAK ADLANDIRMASININ HİÇBİR DAYANAĞI YOKTUR.  BEN IRKÇILIK YAPMIYORUM, BİZ MEDENİYETE SAHİP BİR TOPLULUĞUZ VE BÜTÜN MEDENİYETLER DE ORTA ASYA'DAN GELİYOR. "


M. İLMİYE ÇIĞ / 2011-video

___________