katalan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
katalan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2019 Salı

Alan Türkleri






ALAN TÜRKLERİ

- Alan Türkleri MS 1.yy'dan MS 4.yy'a kadar Kuzey Kafkaslar'da hüküm süren kabileler federasyonudur. Alan terimine antik dönem yazılarında ilk defa 1.yy'da rastlanır. MS 72-135 yıllarında Kafkasya Albanya'sında (Azerbaycan), İberya (Kafkas), Ermenistan, Mediya ve Küçük Asya (Türkiye)'ya yaptıkları tahrip edici akınları dönemin yazarları tarafından kaydedilmiştir.

- Bir kısmı 375'de Hunlarla birlikte batıya geçerken, bir kısmı da merkez ve batı Kafkasya'nın dağlık bölgelerine çekilir.

- Hunlarla Avrupa'ya gelenlerin bir kısmı Fransa, İspanya ve Cebelitarık Boğazı'ndan Fas, Cezayir ve Tunus'a gelirler.

- Katalonya adını Alanlar'dan alır.

- Ayrıca Roma ve Pers ordularında da hizmet etmişlerdir. Mısır piskoposu Synesius (MS 4.yy) " Bize göre yabancı bir tarzda eğitilmiş, kendi geleneklerine göre yaşayan, bize karşı düşmanca planlar tasarlayan genç savaşçı müfrezelerinden korkmamak mümkün değil. Bu beyaz tenli, saçları birbirine karışmış barbarların bir kısmının hizmetli olarak görev yapması, bir kısmının ise lider kadrosu olarak siyasi hayatta yer alması şaşırtıcıdır" der.

- Alanlar ve Asların Türk oldukları ve Türk dilli olduklarını mevcut veriler ortaya koymaktadır.

özetle:
Kazi T.Laypanov - İsmail M.Miziyev
Türk Halkların Kökeni
Selenge Yayınları

* Görsel: Alan komutanına ait bir anıt mezar. 11.yy
Alanlar Kafkaslardan Portekiz'e adı 'Alaunt' olan bir köpek türü götürmüştü. Bu köpek Alenquer kentinin, ki adını Alanlardan alır, sembolüdür. Alanların torunları Karaçay-Balkar Türkleri de tazı türü ile ünlüydü, görseldeki köpek de tazı olmalı. 
* Bazı 'Hint-Avrupa dil' yazarları Alan ve Asların Türk olmadığını öne sürer, bunu da İskit/Sakaların 'Hint-Avrupalı' 'İrani' olmasına bağlar. Ne acıdır ki  tamamiyle çökmüş olan 'Hint-Avrupa' ya da 'Aryan' terimini hala kullanmaktadırlar. Bu gibi 'yazar', 'tarihçi' ya da 'akademisyen'in kimin cebinde yaşadığını araştırmak gerek! Olcas Süleymanov buna güzel bir cevap vermektedir.


Olcas Süleymanov "Aziya" (s.202--211)

Süleymanov: 
"Hint-Avrupa dil ailesine dahil edilmiş olan birçok dilin yapısı ve şekli tarihi olarak çok kısa süre içerisinde kökünden değişmiştir. Halbuki Türk dilinde aynı zaman içerisinde hiç bir değişiklik olmamıştır.

Süleymanov:
" 20.yüzyılda sahte bir ailede toplanmış Avrupa dillerinin birbirinden kesin olarak ayrıldığını gören alimler kelimelerin zamanla değişerek yok olacağı hakkındaki teoriyi bütün dil grupları için geçerli saydılar, bir grup kelime bütün dillerde aynıydı. Bunu kök Hint-Avrupa dilinin kalıntısı olarak ilan ederek, değişmeye nisbeten daha az maruz kalan esas dil tabakası hakkında sonuç çıkardılar. Uygun düşmeyen kelimeler ise dilin bünyesinde kesinlik ölüme mahkum olan kelimeleri sırasına konuldu. Pekiyi Hint-Avrupa dillerinde ortak olan, yani akrabalığı ispatlayan yapılar nelerdir?

1. Üçten beşe kadar (beşli sistem mevcut olduğunda) veya dokuza kadar (onlu sistem uygulandığı devirlerde) olan sayılar 'bir' sayısı nisbeten az dayanıklıdır, çünkü Hint-Avrupa dillerinde bir sayısının adları çeşitlidir.
2. 1. ve 2. şahıs zamirleri. Niçin sadece 1. ve 2. şahıs zamirleri? Çünkü Hint-Avrupa dillerinde 3.şahıs zamirleri birbirine uygun gelmiyor.
3. Bazı akrabalık terimleri.
4. Bazı beden uzuvlarının adları (Hint-Avrupa dillerinde sadece 'ayak'ın adı umumidir).

Çıkan sonuç şu: Görünüşte birbirine benzemeyen dillerin mukayesesi yapıldığında bu leksik grupların yakınlığını ortaya koymak, bu dillerin genetik akrabalığını ispatlamak için yeterlidir. Hint-Avrupa dil ailesi için ilk devirlerde böyle basit bir şema ortaya çıkarıldı; bu öyle bir devirdi ki Sanskritçe ve Yunanca sayı isimleri, şahıs zamirleri ve terimlerin akrabalığı Avrupalı alimlerin gözlerini kamaştırarak akıllarını başlarından almıştı. O zamanlar sadece bir seçenek vardı: Ya genetik akrabalık ya da hiç! Oysa canlı dil tarihinde akrabalığın bir çok çeşidi vardı. Ne var ki dilciler bunları ne gördüler ne de anlattılar. Çünkü bu durumda Hint-Avrupa dil ailesi birkaç gruba bölünürdü. 

Şu şekilde bir soru akla gelebilir: Belki sayı isimleri, şahıs zamirleri ve akrabalık terimleri hiç de Eski Hint-Avrupa dillerinin kalıntısı değildir; herhangi bir dilin, diyelim Farsça'nın en geniş olarak yayıldığı bir devirde (diyelim ki MÖ 1.binde Ahamenişler zamanında Fars hakimiyetinin batıda Yunanistan ve Mısır'a, doğuda Hindistan ve Çin'e kadar yayıldığı bir devirde) yayılıp benimsenmiştir.

Bu soru Hint-Avrupa dilcilerin de daha önce akıllarına geldiği için bir hüküm yürüttüler: Esas lugat terkibinin kelimeleri dışında alınmaz; bütün dillerde akraba olan sayılari bir çift şahıs zamiri ve terimler bu dillerle birlikte doğmuşlardır, sadece o dile mensupturlar. Bunlar başka hiç bir dile verilmez ve hiçbir dilden de alınmazlar. Eğer bu hükmün sahipleri zahmet edip hiç olmazsa Türkçe ve Hint-Avrupa dillerini karşılatırsalardı, bu hüküm kolayca çürütülürdü. Bu karşılaştırma, dilcilerin bu katı kuralından haberi olmayan dili oluşturan halkların kelimeleri her zaman birbirlerine verip aldıklarını gösterirdi.

Bu durum gramer için de böyledir. Mesela Türk dilinde birinci onluktaki sayılar Hint-Avrupa dillerinin sayı adlarına uygun gelir. Hint-Avrupa dillerindeki bazı birleşik sayılar Türkçeden alınmıştır. Latince çekim sistemi sadece Türkçe çekim sistemi ile izah olunabilir. Hint-Avrupa dillerinin akrabalığına esas delil olarak gösterilen 1.şahıs zamirinin yalın ve diğer hallerindeki değişik çekimleri Türk ve Fin-Ogur dilleri ile karşılaştırılarak açığa çıkarılabilir (ben-menya, mne ve men- meni, menge).

Türk materyalini dikkate almadan, bu cümleden olarak 'ter' -Türk çokluk sayı sisteminin menşeini araştırmadan (bu şekil söze saygı, ihtiram manası veren ek olarak kullanılırdı) mother, father, sister, brother gibi akrabalık terimlerinin menşei hakkında kesin fikir söylemek mümkün değildir.

'Hint-Avrupa dilleri' tezi hiç tartışılmadan teori haline getirilmiştir. Bu teori Johns'un ilk iddiası olarak doğmuş ve sonraki yüzyılda hiç bir zaman kendi kılıfından çıkamamıştır. Bu teorinin gelişip değişmemesi onun yeterinde olgun bir teori olmadığını isbat eder. 'Hint-Avrupa dilleri' terimi dilcilik kitaplarında nazari olarak değil de, muhteva bakımından enine büyümektedir."

Süleymanov N.Marr'dan aktarıyor: 
"Hint-Avrupa dilcileri kendi sahalarında çok derine indiler, şimdi bu yoldan dönmek isteseler bile şimdiye kadarki iddialarını yerle bir etmeden bunu başaramazlar. Kendi dil sistemlerinin derinliğine nüfuz etmeyi başaramamış olan Türkologlar ise bu sistemin karşısında sfenks önünde durur gibi dikilip kalmışlardır."

Süleymanov: 

"Çılgın Marr'ın söylediklerinden yıllar sonra da durum değişmemiştir. Eğer Türk diline gerekli dikkat gösterilseydi, o zaman dilcilik ve tarihin bir çok gerçek dışı efsanesi yerini hakikate bırakırdı. Belki de o zaman beşeri bilimler müsbet bilimlere yaklamış olurdu. Ne var ki, Hint-Avrupacılar Türk şivelerini, Hint-Avrupa imparatorluğunun ücrada duran şiveleri olarak kabul ettikçe, Türkologlar da dayı yardımı almadan şalvarlarını bellerine tutmayı beceremedikçe ve muhterem üstatların tahkir edici 'hakikatlerini' papağan gibi tekrarladıkça, biz kendi evimizde gözü bağlı dolaşmaya ve başımızı oraya buraya çarpmaya devam edeceğiz."


 SB




PROBLEMS of the HISTORY and LANGUAGE
Collection of articles on problems of lingohistory, revival and development of the Tatar nation
Kazan, 1995
Önceki paylaşım: Alanlar


8 Ekim 2017 Pazar

BRUJA (BRUXA/CADI) = BÖGÜ - BÜGÜ - BÜYÜCÜ





Alttaki linke göre, Bruja İspanyolca; Hint-Avrupa dil kökenli değil Katalanca Bruixa kökenli. Portekizce de Bruxa-Cadı anlamında. 

* "Origin and Etymology of bruja = Spanish, of non-Indo-European origin; akin to the source of Portuguese bruxa witch, Catalan bruixa" (link)

Bruja kelimesi, Portekiz ile İspanya'nın Katalonya bölgesine göç eden Alan Türkleri'nden geçmiş olabilir. Çünkü Büyücü kelimesi Eski Türkçede Bügü olarak geçer ve Bilge olarak da kabul görür. 



Batılılar Kamları (Şamanları) Büyücü olarak görmüştür ki, Kamlar genellikle Kadın'dır, Ortaçağ Avrupası'nda da zaten daha çok kadınları "Cadı" olarak sınıflandırmışlardır.

SB


* * * 

"“bügü” sözcüğüne ilkin eski Uygur metinlerinde rastlamaktayız. Clauson, sözcük için şu açıklamaları vermektedir: bögü: (bögö) „sage, wizard‟; the word seems to connote both wisdom and mysterious spiritual power.

Aynı kaynak Moğolca bö‟e, böge (şaman) karşılıklarına da dikkat çekerek Uygurcadan başlamak üzere sözcüğün kullanımlarını örneklendirmekte ve günümüzdeki büyü sözcüğünü de „ magic, mystical ‟; bögüle: - , bögülen - sözcükleri için “sihir, büyü, hikmet vb.” anlamlar vermektedir.

Räsänen, sözcüğü “bögü” biçiminde almakta ve Uygurca anlamını “Weiser”; Çağatayca bügi biçimini „Zauberei‟; Osmanlıca böyü, büyü, büy sözcüklerini de „Hexenmeister, H exe, Zauberer‟; Osmanlıca buġu biçimini „Hexerei,; Codex Cumanicus‟ ta yer alan bügü biçimini ise „Weiser, Prophet‟ olarak anlamlandırmaktadır.

Özellikle Moğolcadaki „şaman‟ anlamı ile Codex‟ te geçen „peygamber‟ anlamları arasındaki ilişki, kavramın geçirdiği değişikliği göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bu kullanımlar bügü sözcüğünün, „bilgili kimse‟ anlamının yanı sıra, mistik güce sahip kimse anlamını da içerdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak büyü ve büyücü sözcüklerinin bügüden kaynaklandığını kuşkuyla karşılamak gerekir. Çünkü tüm kullanımlarında sıfat olarak görülen bir sözcüğün büyüde gördüğümüz gibi sıfatlıktan tümüyle çıkıp yalnızca ad olarak kullanılır duruma gelmesi oldukça güçtür. 

Mahmud Kâşgârî‟de bügü sözcüğünü “âlim, akil”; bügü bilge için “akil”; bilge bügü içinse “ ulema, hükema” anlamları verilmektedir.

Doç.Dr. Zafer ÖNLER
TÜRKÇEDE “bügü-bilge, ârif -âlim, bilge-bilgin” KAVRAMLARI,1999/detaylı



* * *

Prof.Dr.Osman Karatay
Bey ile Büyücü; Avrasya'da Tanrı Hükümdar Devlet ve İktisat,2006


Çeşitli başlıklar altında verilen konu, genel manada Medlerin Mag boyu veya zümresinin adının açıklanması temelinde, zaman içinde öbür dillere geçmesi ve Türkçe'de nasıl bulunduğu üzerine kurulmuştur. Mag kelimesi, hem Hind-Avrupa hem de Ural-Altay dil gruplarına geçerek sadece harf değişiklikleri ile aynı anlamlarda kullanılmıştır. Kelime Büyü ve Büyücülük ile başlayan ilk anlamını yeni değerler kazanarak süre gelmiştir. Yazarın verdiği örneklere göre, Türkçedeki m harfi b'ye dönüşerek 'bögü' (büyü), 'bükü/puku' (bilgin), 'beg' (bey), 'bek' (koruma), 'büke' (ejderha), 'böke' (güreşçe), 'bağıcı' (büyücü), 'bög' (böğ böceği), 'böcek,pek' (güç), 'bay' (zengin) ile 'büyük, puhu kuşu, başbuğ' kelimelerinde de bulunmaktadır. Mecusilik (ateşe tapma) kelimesinde de Mag kelimesi bulunmaktadır.

Yecüc ve Mecüc kavminden bahsedilirken bunların Tevrat'ta Gog Magog olarak geçen bu kavmin de Maglarla ilgili olduğu belirtilmiştir. Bunların yeri hususunda İslam coğrafyacılarının verdiği bilgilere göre, Yecüc Mecüc taifesi Asya'nın kuzeyinde yaşamaktadır. Yazar bundan sonra Moğol kavminin adının da Mag kelimesine dayandığını, Moğol kelimesinin Mog oğlu anlamına geldiğini söylemektedir. Aynı kelimeyi Macar (Mageri) kelimesinde de olduğunu ileri sürer.

Yukarıda Türkçe örneklerini verdiğimiz kelimeleri ilerleyen bölümlerde açıklayan yazar kitabın başlığında vurgulanan kelimelerin kökenlerini ortaya koymuştur.

Süleyman Özkan
Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt XXII, Sayı 1, Temmuz-2007


* * *

"Ammianus Marcellinus'a göre: Alanlar uzun boylu, güzel görünümlü ve hafif sarı saçlıdır. Silahlarının hafifliği nedeniyle oldukça hareketlidirler. Daha sade ve daha kültürlü hayat tarzıyla Hunlarla tamamıyla benzemektedirler. Onlar barbar geleneklerine göre kılıçlarını yere saplıyorlar ve Mars'a olduğu gibi kılıca tapıyorlar.

Alanları ve diğer Türk halklarını çok iyi bilen doğulu yazarlari onları Türk olarak adlandırmaktadırlar. Rus vakanüvisler, defalarca bahsettikleri Asları (Yasları), yani Alanları çok iyi tanımaktadırlar. Çok sayıda Rus prensi, Yas kızıyla evlenmiştir. 

Josephus Flavius'un “Jüdea Savaşları” adlı eserinin ilk eski Rusça çeviri ve şerhini yapan kişi, Yasların dili konusunda "dilleri sanki Peçeneklerin dili gibidir" demektedir. 

Portekiz'de Alenquer'de (kelimenin Alan tapınağı anlamına gelen Alan Kerk'ten geldiği düşünülür) Alanlara ait tapınak kalıntıları bulunmuştur.

MS.50'lilerde Romalılar için süvarilik yapan Alanlar; 5500'ü Büyük Britanya adasına gönderilerek Hadrian Duvarı'nın korumalığını yapmıştır."


Kazi T.Laypanov - İsmail M.Miziyev / ALANLAR


Buradaki verilerle, Arthur ile Excalibur Kılıcı'nın Britanyalıların "destanları"na Türkler vasıtasıyla geçtiğini görebiliriz.

EK : KATALANLARIN Batı Anadolu'da TÜRK KIYIMLARI "TÜRKLERİN ANADOLU’NUN BATI KIYILARINI FETHİ VE KATALAN KUMPANYASIKeith HOPWOOD - Çeviren: Serdar ÇAVUŞDERE" . Ve yaşananları yazan komutan RAMON MUNTANER 'in soyadının TÜRKÇE olması ve Kuşadası.


ilgili:



15 Ağustos 2017 Salı

Anea-Karaova Savaşı; Türkler ve İspanyollar





BU TOPRAKLARDA YAŞANAN İSPANYOL KATLİAMI


713 yıl önce yarınki gün. Yani 15 Ağustos 1304 tarihinde Kuşadası-Karaova’da Katalan adı verilen İspanya kökenli paralı askerler ordusu 16000 Türk’ü katletmiş.


Anlatalım.

Pek çoğunuz “Anea Savaşı”nı duymamıştır. Biz de araştırınca öğrendik. İspanya-Katalanları yani Messi’nin Barcelona bölgesinin paralı askerleri ülkelerinden binlerce kilometre ötede Türkleri katletmiş.

Bu paralı askerler ordusunda görev yapan Ramon Muntaner adındaki bir tarihçinin kayıtlarında yakaladık ilk ipuçlarını…
Ramon Muntaner “Anea Savaşı”nın Alanya civarında olduğunu anlatsa bile kendi yazdığı kronikten bu olayın bizim burada Karaova’da olduğunu anlıyoruz.

Zira 14 günde bizim buradan yaya olarak Alanya’ya gidip orada savaştıktan sonra tekrar buraya gelmesi mümkün değil. Ancak o dönemden sonra Muntaner’in kayıtlarını yorumlayan tarihçiler her nasılsa savaşın Alanya’da olduğunu iddia etmiştir. Hatta tarihçi Zurita ve Moncada da aynı hatayı tekrar etmiştir. 

Neyse…

Bizans İmparatoru Türklerin yayılmalarını önlemek için o sıralarda İtalya-Sicilya’da savaşan Katalan paralı askerlerle anlaşır, iyi para verir ve İstanbul’a davet eder. Katalan Ordusu Roger de Flor adındaki bir komutanın emrinde İstanbul’a gelir. Kısa sürede Anadolu’ya geçer. Çok iyi savaşçıdırlar. Balıkesir-Erdek’ten Anadolu’ya giriş yaparlar ve önlerine kim çıktıysa katlederek Kuşadası-Kadı Kalesi (o zamanki adıyla Anea/Anaia) gelirler. Kadı Kalesi’nde o günlerde Bizans garnizonu vardır. Etrafı Türk kabileleri yani Aydınoğulları ve Menteşoğulları ile çevrilidir. Türkler buradaki Bizans Kalesine rahat huzur vermemektedir. Ancak buradaki Türklerin tam donanımlı bir ordusu yoktur. Kısmen küçük birlikler ve hafif silahlarla donanmış durumdadır. Ramon Muntaner’in kroniklerinde Anea Savaşı şu şekilde anlatılır. 

“1304 yılının 15 Ağustos günüydü. Gün aynı zamanda Ağustos Bakire Meryem Yortusuna rastlıyordu. Bu karşılaşmada Türklerin on bin atlısı ve yirmi bin piyadesi savaş düzenindeydi. Oysa bizim adamlarımız gerek süvari, gerekse almagovar olarak 9 bin bile değildi. Ancak inançlıydılar. Silahlarının demir kısımlarını kayalara sertçe kıvılcım çıkaracak kadar vurarak savaş alanında muazzam bir gürültü yarattılar. Buna Katalanlar Desperta Ferro yani demirin uyanışı diyorlardı. Desparta Ferro yaparak Türklere karşı koşmaya başladılar. Şavaş şimdiye kadar olan savaşlardan çok daha vahşice ve gaddarcaydı. Türkmenler cesurca savaşıyorlardı ve Katalanları yok etmelerine ramak kalmıştı." 

Ancak Ramon Muntaner’in yazdıklarına göre, "bir ara Katalanlar hep birlikte Aragon, Aragon diye haykırmaya başladılar. Bu Katalan Ordusu içerisinde birden bir uyanış ve savaşma azmi yaratmıştı. Türklerin zaferi bir anda tersine dönmeye başladı. Türkler nedeni belirsiz bir şekilde geri çekilmeye başladılar. Karanlığın çökmeye başlamasıyla Katalanlar ayrım gözetmeksizin büyük bir kıyıma başladılar. Ertesi sabah savaş alanını müthiş bir ölüm sessizliği kapladı. Arazide dağınık bir şekilde Türk askerlerinin ve atlarının cesetleri yatıyordu."

Muntaner ilk sayımında oniki bin, daha sonra ki sayımında altı bin kişi olmak üzere, onaltı bin Türk askerinin öldürüldüğünü tespit etti.

Biz geçen seneki yorumumuzda bu savaşta 3000 Türk’ün şehit olduğunu ifade etmiştik. Yeni kaynaklardan öğreniyoruz ki 16000 Türk şehit olmuş Karaova’nın “Kara” topraklarında. 

Gönül ister ki KUŞADASI her 15 Ağustos günü Kadı Kalesi’nde bir anma toplantısı gerçekleştirir. Bundan 713 yıl önce bu topraklar için şehit olmuş 16000 Atamız için bir dakikalık gönülden bir saygı duruşu yapılsın.

Gerçi 3 yıldır anma toplantısı düzenlensin diye bir taraflarımızı yırtıyoruz ama aldıran ve umursayan yok. Yalnız ben ve benim gibi düşünen dostlarımın, 15 Ağustos günü ellerini bir dakikalığına kalplerinin üstüne koyup, 713 yıl önce şehit olan Atalarımızı anacağına inanıyorum.

Sedat Onar
Yerel Tarih (KUYETA)







SB notu: 
Ramon Muntaner'in (1265-1336) soyadı da çok ilginç : MUNTANER !
Sanki kökeninde bir Hun,Avar, Peçenek ya da Kıpçak-Kuman Türkü varmış gibi...