koban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2015 Pazartesi

KOBAN KÜLTÜRÜ KAFKAS DEĞİL KİMMER VE SAKA KÜLTÜRÜDÜR.





22-26 Haziran 1959 tarihinde, Nalçik şehrinde yapılan “Karaçay-Malkar Halkının Etnik Oluşumu” adlı sempozyumda varılan sonuca göre; Karaçay-Malkar Türklerinin etnik oluşumu, Bulgar, Alan, Kıpçak ve muhtelif Kafkas kabilelerinin birbirleriyle karışmasından meydana gelmiştir.

Kafkasya tarihi ve kültürü üzerine yaptığı çalışmalarıyla meşhur E.P. Alekseyeva bu etnik oluşumun, Karaçay-Malkarlıların bugün yaşadığı topraklarda XIII-XIV. yüzyıllarda tamamlandığını söylemekte, yukarıdaki Bulgar, Alan, Kıpçak ve Kafkas kabileleri dizisine bir de “Koban Kültürü”nü yaratan kavimleri eklemektedir. Bilindiği üzere “Koban Kültürü”nün yaratıcıları ise Kimmer ve Saka [İskit] gibi Proto-Türk kavimleridir [Hacilayev, 70:6; Mokayev, 76:87].

Proto-Türk kavimleri daha M.Ö. 5000 yıllarında Kafkasya coğrafyasıyla ilişki içerisinde olmuşlardır. Kimmer, Saka, Hun, Bulgar,  Alan, Hazar ve Kıpçak gibi eski Türk kavimleri çok eski tarihlerden itibaren Kafkasya coğrafyasını binlerce yıl hakimiyet altında tutmuşlardır. Bununla birlikte, Araplar VIII. yüzyılda Kafkasya‟yı fethederek İtil ırmağı ötesine kadar ulaşmışlar, fakat Bizans ve Hazar direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu arada Ermeni ve Gürcü krallıkları genişlemiş ve İranlıların bölgedeki etkinliği artmıştır. Sonraları Oğuzlar ve dolayısıyla Selçuklu Türkleri Kafkasya‟ya gelmiş, nihayet XIII. yüzyılda Moğollar Kafkasya‟yı ele geçirmişlerdir. Fakat Moğollar kendilerinden hem daha fazla nüfusa sahip ve hem de askeri bakımdan daha üstün özellikleri olan Türklere bağımlı kalmışlardır. Dolayısıyla kendilerinden sonra ortaya çıkan devletler de hep Türk asıllı olmuşlardır [Henze, 85:3].




Kimmerler ve Sakalar


Eskiçağ tarihinde “Bozkır Göçebeleri”nin yaratmış oldukları “Atlı Kavimler Medeniyeti” veya “Bozkır Kurgan Kültürü”nün sahipleri, Kafkasya coğrafyasındaki Türk varlığının başlangıcını oluşturmaları bakımından büyük önem arz etmektedir. Bozkır Kurgan kültürünün sahipleri olan Proto-Türk kavimleri, Kafkasya‟ya geldikleri zaman burada dağ eteklerinde yaşayan yerli kavimlerle karışarak “Maykop” ve “Koban” kültürlerini oluşturmuşlardır. Bu kültürün önemli özelliği ise kurgan tipi mezarlardır. 

Bilindiği gibi kurgan tipi mezarlar Türk kavimlerinin en eski mezar biçimini yansıtırlar. Kurgan tipi mezar kültürü en eski çağlardan M.S. XVIII. yüzyıla kadar Türk kavimlerinde muhafaza edilmiştir. Kafkasya‟da “Kurgan Kültürü”nü yaratan Proto-Türk kavimlerine yani Kimmer ve Sakalara ait ortaya çıkarılan arkeolojik bulgular Türk kavimlerinin çok eski çağlardan beri bu coğrafyada yaşadıklarını göstermektedir. Bu arkeolojik bulguların en açık örneği, M.Ö. IV. bin‟den kaldığı sanılan “Nalçik Mezarlığı”dır. Bu mezarlık Zatişye bölgesindedir. 

Bu mezarlıkta tespit edilen bulgulardan, Kafkasyalı yerli kavimler ile Kurgan Kültürü sahiplerinin birbirleriyle yakın ilişkilerde bulundukları anlaşılmaktadır. Malkar‟da Bıllım köyü yakınlarında, Krasnodar bölgesinde ve Karaçay‟da Kelermeskiy, Novolabinskiy, Zubovskiy köyleri ile Cögetey şehri yakınlarında, Çeçen-İnguş topraklarında Mekenskiy köyü yakınında, Kabardey‟de Akbaş ve Kişpek köyleri yakınlarında Kurgan Kültürü sahiplerinden kalma eski arkeolojik kalıntıların sayısı oldukça fazladır [Mızılanı, 93/3:15; Miziyev, 94:23-24].

Bozkır Kurgan Kültürü sahiplerinin büyük bir kısmı, M.Ö. II. bin başlarından, M.Ö. VIII. yüzyıla kadar Karadenizin kuzeyinde ve Kafkasya coğrafyasında yaşamışlar ve tarihte “Kimmerler” adıyla tanınmışlardır. Kimmerlerin tarihi ve etnik kökeni meselesi, İskit araştırmaları ile ortaya çıkmış ve buna paralel olarak gelişmiştir. İskitler üzerine yapılan araştırmalar sırasında, XVII. yüzyılın çeyreğinde, Sibirya‟daki kurganlarda çok kıymetli altın eserler bulunmuştur. Bu olayı takiben, Sibirya ve Güney Rusya‟da tesadüfen bulunan benzer şekilli buluntuların, bir zamanlar Avrasya bozkırlarında yaşamış olan göçebelerle bağlantılı olduğu anlaşılmıştır. “Göçebe-Hayvan Üslubu” adıyla tanımlanan bu çok zengin arkeolojik materyal “Bozkır Kurgan Kültürü”nün tipik bir kültür ürünlerinden başlıca ana grubunu oluşturmaktadır [Tarhan, 79: 355-356].

Kimmerlere izafe edilen, Bakır ve Bronz çağlara ait bu zengin materyaller, kuzeyde Kiev civarındaki ormanlık alandan, batıda Podolia bölgesi ve doğuda Urallara kadar uzanan geniş bozkır kuşağına yayılmıştır. Ayrıca, merkezî Kafkasya yaylaklarını kapsayan Koban bölgesi de bu alana dahildir. Bu bölgedeki buluntular, Güney Rusya Bronz Çağı formlarına bağlı bir durum göstermekle birlikte kısmen özel bir bölüm teşkil etmektedirler [Tarhan, 79:359]. Kuzey Kafkasya‟da yapılan arkeoloji çalışmalarında Kimmerlere ait avcılıkla ilgili eşyalar, silahlar, bakır ve tunçtan yapılmış oraklar bulunmuştur. Bunların büyük bir kısmı da günümüzde Karaçay Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kartcurt, Uçkulan, Teberdi, İndiş ve Sarıtüz köylerinde ortaya çıkarılmıştır [Miziyev, 94:32, 95].

Yine, Kimmerlerin M.Ö. 1800-1700 yıllarından M.Ö. XIII. yüzyıla kadar devam eden yayılma süreci dönemine tesadüf eden “Katakomb Mezar” ve “Koban Kurgan”ları da Kimmerlere ait arkeolojik eserlerdir. Katakomb Mezar kültürü doğuda Volga, batıda Dneper, güneyde ise  Azak denizi ile sınırlanmış geniş bir bozkır kuşağında görülmektedir. Buralarda ortaya çıkarılan arkeolojik materyaller tamamen Koban Kurganları ile bağlantılıdır. Mezarlardan çıkarılan bütün buluntular Katakomb Kültürünü yaratan bozkır sakinlerinin “Pastoral” yani “Göçebe-Çoban” bir hayat tarzı ile yerleşik ziraat arası bir hayatı sürdürdüklerini göstermektedir. Fakat bu hayat tarzı, icabında hayvanlarına ot bulmak için çeşitli yörelere göç eden çobanlara kışlak veya konak vazifesi gören bir yerleşikliktir. Yani bu merkezler, klasik anlamda yerleşik kültür iskanlarından farklıdır [Tarhan, 79:359-361].

M.Ö. XII-VII. yüzyıllar arasında, Kuzey Kafkasya‟nın merkezi kısımlarında “Koban Kültürü” oluşmuştur. Kuzey Osetya Cumhuriyetinin “Koban” köyünde ortaya çıkarılan arkeolojik buluntuların yansıttığı kültüre, bu köyün adı dolayısıyla “Koban Kültürü” adı verilmiştir. Burada bulunan arkeolojik malzemenin Koban kültürünün M.Ö. VII-VI. yüzyıl dönemlerine ait olduğu sanılmaktadır [Alekseyeva, 93:5]. Kafkasya‟da Terek ırmağı civarındaki Pyatigorsk [Beştav] kurganları [M.Ö. 1200] ve Koban başındaki kalıntılar [M.Ö.1200-1000] da yine Kimmerlerden kalmıştır [Grousset, 80:22].

Öte yandan “Koban Kültürü” kavramı kimileri tarafından yanlış anlaşılmakta ve bu kavram bir kültür terimi şeklinde Kafkasya halklarının ortak bir kültür dairesi içerisinde oluşturdukları bugünkü Kafkasya kültürüne izafe edilerek yanılgıya düşülmektedir. Halbuki gerçekte ise “Koban Kültürü” ilmî bir terim olup adını Kuzey Osetya‟daki Koban köyünden almıştır. Yani aslî olan Kafkasya kültürü değil, Koban köyünde ortaya çıkarılan arkeolojik eserlerin yansıttığı kültürdür. Bu kültür ise bozkır insanlarının tipik savaşçı karakterlerini yansıtan Kimmer ve Saka kültürüdür.




Katakomb kültürü ile Koban kurganları birbirleriyle organik olarak bağlantılıdır. Öyle ki her iki gruptan elde edilen arkeolojik materyali birbirinden ayırmak imkansız gibidir. Bu nedenle de, her iki kültür grubu “Koban-Katakomb Kompleksi” olarak da adlandırılmaktadır. Koban kurganları, Kimmerlerin, Kafkaslar üzerine yayılmaya başladıklarını göstermektedir. Bu kültürün komşu çevre kültürleri üzerindeki etkileri dikkati çekmektedir. “Koban” ve “Kolkhidik” adıyla anılan kültürler, Kimmerlerin merkezi Kafkasya‟ya yayılan büyük kolunun temsilcisidirler. Çevre kültür üzerindeki etkileri dikkat çekicidir. Öte yandan, yerli Kafkas gelenekleri de Kimmerleri oldukça etkilemiştir. Kurganlardan elde edilen arkeolojik materyal çok zengin olup, bozkır insanlarının tipik savaşçı karakterlerini açıkça yansıtmaktadır [Tarhan, 79:361-362].

Kimmerler MÖ.VIII. yüzyılın son on yılında Karadeniz kuzeyindeki bozkırlarda meskun iken, Sakaların [İskitlerin] gelmesiyle buradan Kafkasya‟ya doğru yönelmişler, Derbent ve Daryal geçitlerini aşarak  Anadolu ve Mezopotamya topraklarına yayılmışlardır [Durmuş, 93:63; Lang, 97:65]. Sakaların [İskitlerin] baskısı sonucunda göç eden Kimmerlerden arta kalanlar kendileriyle akraba olan Sakalar tarafından izole edilmişler ve zamanla da onlarla kaynaşarak tarih sahnesinden silinmişlerdir [Tarhan, 79:365].

Kimmerlerin arasında Bulgar Türklerinin atalarının da yaşadığı ve hatta Kimmerlerin tamamiyle doğrudan Bulgar Türklerinin ataları olduğu hakkında görüşler vardır. Sözgelimi Prokopius, Kimmerleri doğrudan Bulgarların ceddi olarak gösterir. İran-Hazar rivayetleri de Bulgarların ceddi olarak “Kimarî”den [Kimmer] bahseder [Kırzıoğlu, 53:66]. 

“Mücmel el-tavarih”te Yafes‟in yedinci oğlu “Kemari”nin [Kimmer] Bulgarların babası olduğu yazılıdır [Şeşen, 85:30]. Macar mitolojisinde, “Vaktiyle Kimmer kralının Kutirgur ve Utirgur adlı iki oğlu varmış” şeklinde Kimmerlerin Kutirgur ve Utirgurların [Bulgarların] ataları olduğu ifade edilmektedir [Ögel, 71:579]. Bulgarların yakın akrabası Hazar Türklerinin Hakanları da kendi cedlerini sırasıyla “Nuh-Yafes-Kimmer-Togarma” şeklinde göstermişlerdir. Kimmer‟in oğlu Togarma ise bütün Türklerin atası sayılmaktadır [Ögel, 71:376].

Asur kaynaklarında “Aşguzai”, eski Yunan kaynaklarında “Skyth”, Çin kaynaklarında “Sai~Sak” ve Pers kaynaklarında “Saka” şeklinde anılan Sakalar [İskitler] Proto-Türk kavimlerin en önemli kolunu teşkil ederler. Sakalar da aynen Kimmerler gibi, Türkler dışında akla hayale gelebilecek her milletle soydaş gösterilmiştir. Bununla birlikte, Sakalar üzerine yapılan araştırmalar Kimmerlere göre çok daha ileri safhadadır. Bütün karşıt hipotezlere rağmen Sakaların kökenleri Orta  Asya‟ya bağlanmakta ve Sakaların Türk kökenli oldukları kabul edilmektedir. Arkeolojik materyal ve yazılı kaynaklar bu tezin ana dayanak noktalarını oluşturmakta ve diğer görüşleri objektif bir şekilde bertaraf etmektedir [Tarhan, 79:358].

Sakaların etnik kökeni hakkındaki görüşler genel olarak üç grupta toplanmaktadır. Birinci grupta yer alan Avrupalı bilim adamları, Sakaların İranî bir kavim olduğunu kabul ederler. Bunların görüşü temelde Sakalar ile Perslerin akraba kavimler olduğu şeklindedir. Fakat, Sakalar gerçekten de İranî bir kavim olsaydı ve Perslerle bir akrabalıkları bulunsaydı; Sakaları çok iyi tanıyan Persler eski kitabelerinde Sakalardan yabancı ve düşman bir kavim şeklinde söz etmez ve Türk-İran savaşlarını anlatan Şehname‟de Alp Er Tonga‟dan Saka~Turan Hükümdarı şeklinde bahsetmezlerdi.

İkinci grupta yer alan Rus bilim adamları ise Sakaların Slav kökenli bir kavim olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşü savunanların başında İ.E. Zabelin gelmektedir. Halbuki, Herodotos ve Hippokrates‟in eserlerinde Sakaların Slav kökenli olduklarıyla ilgili tek bir söz dahi geçmezken, İ.E. Zabelin ve diğer Rus tarihçiler, Sakalardan sanki Slav kökenli bir kavim olduğu ispatlanmış gibi söz etmektedirle
Üçüncü grupta yer alan Avrupalı ve Türk bilim adamlarının görüşleri ise Sakaların Ural-Altay kökenli bir kavim olduğu yönündedir. Bu görüşü ortaya ilk atan B.G. Niebuhr olmuştur. B.G. Niebuhr “Herodotos Tarihi”ni tarafsız bir yöntemle inceledikten sonra Sakaların Türk veya Moğol kökenli bir kavim olabileceğini ileri sürmüştür. Dayandığı esaslar ise başta Saka dili ile Türk-Moğol dili arasındaki paralellikler ve Saka hayat tarzı ile muhtelif Türk-Moğol kabilelerinin hayat tarzı arasındaki benzerliklerdir. B.G. Niebuhr dışında G. Grote,K. Neumann, G. Nagy, G. Kuun, E. Minns, O. Franke, E. Meyer, G. Huntingford, Z.V. Togan, S.M. Arsal, Y.Öztuna, M.F.Kırzıoğlu ve daha birçok tarihçi Sakaların Türk kökenli bir kavim olduğunu kabul etmektedirler [Durmuş, 93:41-43].


Herodotos Tarihi‟nde, Sakaların aslen Orta Asyalı göçebe bir kavim olduğu ve Massagetlerle [Hunlarla] yaptıkları savaştan yenik çıktıktan sonra Kimmerlerin yaşadığı yerlere geldikleri anlatılmaktadır [Herodotos, 91:196]. Hippokrates‟in Sakaların hayat tarzı hakkında verdiği bilgiler ise Sakaların Türklüğü konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır: “İskitler [Sakalar] göçebedirler. Sabit bir ikametgahları yoktur. Bunlar dört yahut altı tekerlekli arabalar içinde otururlar. Arabalarının dört bir yanı ve üstü keçe ile kaplanmıştır. Bu evler yağmura, kara ve rüzgara karşı dayanıklıdırlar. Arabaların bazılarını iki çift, bazılarını ise üç çift öküz çeker. Bu arabalarda kadınlar ve çocuklar birlikte yaşarlar Erkekler ise at üstünde onların yanında giderler. Bunları koyun, sığır ve at sürüleri izler. Bir yerde hayvanlarına ot bulabildikleri sürece kalırlar. Otların hepsi bitince başka yere giderler. İskitler [Sakalar] pişmiş et yerler ve kısrak sütü içerler. Bu sütten bir de hippage denilen bir peynir yaparlar. Onların adetleri ve hayat tarzları böyledir” [Durmuş, 93:151].

Sakaların etnik kökeni hakkında “Codex Cumanicus” adlı eserde önemli bilgiler verilmektedir: “İskitlerin [Sakaların] adı çok eski zamanlardan beri kollektif olmuştur. İskit adı verilen kavmin, bir zamanlar Hyperborei denilen bölgelerden, İranî halkların yaşadığı ülkelere kadar geniş bir alana yayılmış olan Turanîler [Türkler] olduğu ortaya çıkmıştır. Pers destanı Şehname‟de Turanlılar ile İranlıların çok eski ve kanlı savaşlarının hatırası hala korunmaktadır. Artık belgelerin çokluğu İskitlerin kollektif adının farklı Türk boylarını içerdiğini açıkça göstermektedir. Son zamanlar  da Grek yazarları da İskitlerin Türk olduklarını açıkça söylemektedirler” [Durmuş:93:135].

Karaçay-Malkar Türklerinde de, Sakalara ait birtakım dil ve kültür unsurları halen yaşamaktadır. Sözgelimi, Herodotos eserinde Sakaların “Tabiti” adında bir ocak tanrıçasını kutsadıklarından bahsetmektedir [Herodotos,91:208]. Aynı şekilde, Karaçay-Malkar Türklerinin eski pagan inançlarında da “Tabıt~Tabut” adında bir ocak tanrıçası vardır. Karaçay-Malkar Türklerindeki “Tabıt” adındaki ocak tanrıçası inancının Saka kültüründen miras kaldığı aşikardır.


Adilhan Adiloğlu - Karaçay-Malkar Türkleri



______________________

ek:

“Koban Kültürü”nün yaratıcıları Kimmer ve Saka (İskit) 
gibi Proto-Türk kavimleridir."


M.Ö. II. yüzyılda, tarih sahnesine İskitlerin mirasçıları, Hun-Bulgarlar ve Sarmatlar çıkmaktadır. İskit yıkılması ile Karaçay Malkarlıların etnik oluşumlarının ikinci safhası da tamamlanmış oluyor.


Kuzey Kafkasya’daki ortaçağ katakomblarının kime ait olduğu meselesi, şu ana kadar pek az incelenmiştir. Birçok bilim adamı, hiçbir mesnet ve delil göstermeden onların Pers dilli kabilelere ait oludğunu ileri sürmüştür, ama HUN-TÜRKLERİN defin şeklinin katakomb olduğu bilinmektedir. Yeni verileri de göz önünde bulundurmak gerekir. 

Yukarı Kuban’ın yeraltı galerilerinde çok sık olarak eski Türk Runik yazıtları bulunmaktadır. Bu konuya ilk olarak 1963 yılında U.B.Aliyev, A.C.Bauçiyev, K.T.Laypanov, M.A.Habiçyev (Aliyev ve diğerleri,1963) değinmiştir. Karaçay ve Balkarya’da bulunan eski runik yazıtların metinlerini ve aynı şekilde Avrupa’nın diğer bölgelerindeki metinleri dil bilimcileri M.A.Habiçyev (1979-1972-1987) ve S.Y.Bayçorov (1989) incelemişlerdir.


.... Heredot'un yazdığına göre, İskit tapınaklarının birinde Tabiti adında bir ilahe de varmış ve o ateşin ve aile ocağının koruyucusu sayılırmış. Tanınmış Karaçay-Balkar alimi Miziyev, bununla ilgili , Karaçay-Balkar kadınları yakın zamanlara kadar ateşin ve aile ocağının koruyucusu sayılan Tobadıya ibadet etmişlerdir, diye yazar.


Kafkasya aile damgaları ve Karaçay-Malkar'da Türk Damgaları


"Artahır havart tiz havartsi" 
Karaçay-Balkar dilinde ise : "Artahır haparını tiz haparçi (Hapartsı) ; eski Türkçeden çevirisi : "Hikayeci, hikayenin son bölümüne geç" ya da "Son hikayeyi anlat, hikayeci"


Tıpkı çirkin olarak tasvir edilen demirci mucit Pelasg Hephaistos gibi, tıpkı Karaçay-Malkar (Balkar) Nart destanındaki Debet gibi...Destanlarda Debet’in Yer Tanrısı ile Gök Tanrısının oğlu olduğu, Satanay Biyçe’nin annesinin ay, babasının güneş olduğu, Örüzmek’in gökten düşen bir kuyruklu yıldızın içinden çıkarak, Kurt Sütü içerek büyüdüğü, Sosurka’nın granit bir kayadan doğduğu anlatılmaktadır".......ve tüm bunlar Apollo - Artemis - Kurt - anlatımlarıyla benzeşir.




MÖ.7.yy - link













2 Temmuz 2014 Çarşamba

Kuban Kültürü (Koban Culture) / Proto-Türk






“Koban Kültürü”nün yaratıcıları Kimmer ve Saka (İskit) gibi
Proto-Türk kavimleridir."


Proto-Türk kavimleri daha M.Ö. 5000 yıllarında Kafkasya coğrafyasıyla ilişki içerisinde olmuşlardır. Kimmer, Saka, Hun, Bulgar, Alan, Hazar ve Kıpçak gibi eski Türk kavimleri çok eski tarihlerden itibaren Kafkasya coğrafyasını binlerce yıl hakimiyet altında tutmuşlardır.


Kuban Kültürü Kuzey Batı Kafkasya’da M.Ö. 2. milenyumun sonlarına doğru doğmuş, demir çağına kadar (M.Ö. 1200) devam etmiştir. Bronz Çağı’nın sürdüğü bu dönemde, Kuzey Kafkasya, en geniş metal üretim merkezlerinden biriydi. Arkeolojik bulgular da bu tezi güçlendirmektedir. Bronz parçacıklarından yapılan göz alıcı sanat eserleriyle ünlü Kuban Kültürü’nün asıl çıkış noktası Kafkas Sıra Dağları’nın meyilli etekleri ve bu eteklerin kuzey bölümleridir. Bronz Çağı’nın sonlarına doğru bronz işlemeciliğinde gelinen nokta, demirden araç-gereç ve silah yapım işini kolaylaştırmıştır.


Kuban kültürüne ait yerler ; Kolkhide (Abhazya), Soçi, Gelincik, Tuapse, Ts’emez (Novorosisk) ve Maykop’tur. Maykop kültürü Bronz çağına damga vurmuştur, Demir çağı ile birlikte Koban kültürüne geçilmiştir. Aynı ad konmamasının sebebi farklı kültür olması değil, aynı halkın çağa göre değişen kültürüdür.


Eskiçağ tarihinde “Bozkır Göçebeleri”nin yaratmış oldukları “Atlı Kavimler Medeniyeti” veya “Bozkır Kurgan Kültürü”nün sahipleri, Kafkasya coğrafyasındaki Türk varlığının başlangıcını oluşturmaları bakımından büyük önem arz etmektedir. Bozkır Kurgan kültürünün sahipleri olan Proto-Türk kavimleri, Kafkasya’ya geldikleri zaman burada dağ eteklerinde yaşayan yerli kavimlerle karışarak “Maykop” ve “Koban” kültürlerini oluşturmuşlardır. Bu kültürün önemli özelliği ise kurgan tipi mezarlardır. Bilindiği gibi kurgan tipi mezarlar Türk kavimlerinin en eski mezar formunu yansıtırlar. Kurgan tipi mezar kültürü en eski çağlardan M.S. XVIII. yüzyıla kadar Türk kavimlerinde muhafaza edilmiştir.


“Koban Kültürü” ilmî bir terim olup adını Kuzey Osetya’daki Koban köyünden almıştır. Yani aslî olan Kafkasya kültürü değil, Koban köyünde ortaya çıkarılan arkeolojik eserlerin yansıttığı kültürdür. Bu kültür ise bozkır insanlarının tipik savaşçı karakterlerini yansıtan Kimmer ve Saka kültürüdür. Katakomb kültürü ile Koban kurganları birbirleriyle organik olarak bağlantılıdır. Öyle ki her iki gruptan elde edilen arkeolojik materyali birbirinden ayırmak imkansız gibidir.


Kimmerler MÖ.VIII. yüzyılın son on yılında Karadeniz kuzeyindeki bozkırlarda meskun iken, Sakaların (İskitlerin) gelmesiyle buradan Kafkasya’ya doğru yönelmişler, Derbent ve Daryal geçitlerini aşarak Anadolu ve Mezopotamya topraklarına yayılmışlardır. Sakaların (İskitlerin) baskısı sonucunda göç eden Kimmerlerden arta kalanlar kendileriyle akraba olan Sakalar tarafından izole edilmişler ve zamanla da onlarla kaynaşarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.


Kimmerlerin arasında Bulgar Türklerinin atalarının da yaşadığı ve hatta Kimmerlerin tamamiyle doğrudan Bulgar Türklerinin ataları olduğu hakkında görüşler vardır. Sözgelimi Prokopius, Kimmerleri doğrudan Bulgarların ceddi olarak gösterir. İran-Hazar rivayetleri de Bulgarların ceddi olarak “Kimarî”den (Kimmer) bahseder. “Mücmel el-tavarih”te Yafes’in yedinci oğlu “Kemari”nin (Kimmer) Bulgarların babası olduğu yazılıdır. Macar mitolojisinde, “Vaktiyle Kimmer kralının Kutirgur ve Utirgur adlı iki oğlu varmış” şeklinde Kimmerlerin Kutirgur ve Utirgurların (Bulgarların) ataları olduğu ifade edilmektedir. Bulgarların yakın akrabası Hazar Türklerinin Hakanları da kendi cedlerini sırasıyla “Nuh-Yafes-Kimmer-Togarma” şeklinde göstermişlerdir. Kimmer’in oğlu Togarma ise bütün Türklerin atası sayılmaktadır.


Asur kaynaklarında “Aşguzai”, eski Yunan kaynaklarında “Skyth”, Çin kaynaklarında “Sai~Sak” ve Pers kaynaklarında “Saka” şeklinde anılan Sakalar (İskitler) Proto-Türk kavimlerin en önemli kolunu teşkil ederler. Sakalar da aynen Kimmerler gibi, Türkler dışında akla hayale gelebilecek her milletle soydaş gösterilmiştir. Bununla birlikte, Sakalar üzerine yapılan araştırmalar Kimmerlere göre çok daha ileri safhadadır. Bütün karşıt hipotezlere rağmen Sakaların kökenleri Orta Asya’ya bağlanmakta ve Sakaların Türk kökenli oldukları kabul edilmektedir. Arkeolojik materyal ve yazılı kaynaklar bu tezin ana dayanak noktalarını oluşturmakta ve diğer görüşleri objektif bir şekilde bertaraf etmektedir.


Sakaların etnik kökeni hakkındaki görüşler genel olarak üç grupta toplanmaktadır. Birinci grupta yer alan Avrupalı bilim adamları, Sakaların İranî bir kavim olduğunu kabul ederler. Bunların görüşü temelde Sakalar ile Perslerin akraba kavimler olduğu şeklindedir. Fakat, Sakalar gerçekten de İranî bir kavim olsaydı ve Perslerle bir akrabalıkları bulunsaydı; Sakaları çok iyi tanıyan Persler eski kitabelerinde Sakalardan yabancı ve düşman bir kavim şeklinde söz etmez ve Türk-İran savaşlarını anlatan Şehname’de Alp Er Tonga’dan Saka~Turan Hükümdarı şeklinde bahsetmezlerdi. İkinci grupta yer alan Rus bilim adamları ise Sakaların Slav kökenli bir kavim olduğunu ileri sürmektedirler. 


Bu görüşü savunanların başında İ.E. Zabelin gelmektedir. Halbuki, Herodotos ve Hippokrates’in eserlerinde Sakaların Slav kökenli olduklarıyla ilgili tek bir söz dahi geçmezken, İ.E. Zabelin ve diğer Rus tarihçiler, Sakalardan sanki Slav kökenli bir kavim olduğu ispatlanmış gibi söz etmektedirler. Üçüncü grupta yer alan Avrupalı ve Türk bilim adamlarının görüşleri ise Sakaların Ural-Altay kökenli bir kavim olduğu yönündedir. Bu görüşü ortaya ilk atan B.G. Niebuhr olmuştur. 


B.G. Niebuhr “Herodotos Tarihi”ni tarafsız bir yöntemle inceledikten sonra Sakaların Türk veya Moğol kökenli bir kavim olabileceğini ileri sürmüştür. Dayandığı esaslar ise başta Saka dili ile Türk-Moğol dili arasındaki paralellikler ve Saka hayat tarzı ile muhtelif Türk-Moğol kabilelerinin hayat tarzı arasındaki benzerliklerdir. B.G. Niebuhr dışında G. Grote, K. Neumann, G. Nagy, G. Kuun, E. Minns, O. Franke, E. Meyer, G. Huntingford, Z.V. Togan, S.M. Arsal, Y. Öztuna, M.F. Kırzıoğlu ve daha birçok tarihçi Sakaların Türk kökenli bir kavim olduğunu kabul etmektedirler.


Herodotos Tarihi’nde, Sakaların aslen Orta Asyalı göçebe bir kavim olduğu ve Massagetlerle (Hunlarla) yaptıkları savaştan yenik çıktıktan sonra Kimmerlerin yaşadığı yerlere geldikleri anlatılmaktadır. Hippokrates’in Sakaların hayat tarzı hakkında verdiği bilgiler ise Sakaların Türklüğü konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır:


“İskitler (Sakalar) göçebedirler. Sabit bir ikametgahları yoktur. Bunlar dört yahut altı tekerlekli arabalar içinde otururlar. Arabalarının dört bir yanı ve üstü keçe ile kaplanmıştır. Bu evler yağmura, kara ve rüzgara karşı dayanıklıdırlar. Arabaların bazılarını iki çift, bazılarını ise üç çift öküz çeker. Bu arabalarda kadınlar ve çocuklar birlikte yaşarlar Erkekler ise at üstünde onların yanında giderler. Bunları koyun, sığır ve at sürüleri izler. Bir yerde hayvanlarına ot bulabildikleri sürece kalırlar. Otların hepsi bitince başka yere giderler. İskitler (Sakalar) pişmiş et yerler ve kısrak sütü içerler. Bu sütten bir de hippage denilen bir peynir yaparlar. Onların adetleri ve hayat tarzları böyledir.




ADİLHAN ADİLOĞLU 
Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi-Karaçay-Malkar, 
Cilt: 22, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002
(Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü)PDF
Adilhan ADİLOĞLU'nun diğer makaleleri: link
Hermitage Müzesinde Kouban Kültürü - link








Proto Türkler ve Kafkasya-Maykop Kültürü


Kurgancılar [eski Türkler], Kafkasya bölgesi tarafında da geniş bir alana yerleşmişlerdir. Burada eski Kafkasya kabileleriyle karşılaşmışlar ve onlarla etnik, kültür ve dil ilişkilerine girmişlerdir. Kafkasya kabilelerinin daha önceki dönemlerde mezarlarının üzerlerine kurgan yapma adetleri yoktu. Kafkasya ve Anadolu'daki kurganları, bugünkü Türk boylarının ataları olan Kurgancılar yapmışlardır.


Türklerin çok eski çağlarda Kuzey Kafkasya'da yaşadıklarının arkeolojik kanıtı, M.Ö. IV. bin'de yapılmış "Nalçik mezarlığı"dır. Bu mezarlık "Zatişye" [sessizlik] bölgesindedir. Burada şu anda Nalçik kurulmuştur. Bu mezarlıkta tespit edilen bulgular Kafkasya kabilelerinin ve Kurgancıların birbirleriyle yakın ilişkilerde olduklarını ortaya koymuştur. Kurgancılardan kalma eski arkeolojik kalıntılar, Çeçen-İnguş ülkesindeki Mekenski köyü yakınında, Kabardey'de Akbaş ve Kişbek köyleri yakınında, Malkar ülkesinin Bıllım köyü yakınında, [s.23] Krasnodar ve Karaçay-Çerkes bölgelerinde [Kelermeski, Novolabinski, Zubovskiy köyleri ve Aşağı Cögetey şehrinin yanında] oldukça fazladır. Kuzey Kafkasya'da Kurgancıların arkeolojik komplekslerin sayısı 35'ten fazladır.


Tarihi, arkeolojik ve etno-kültür veriler, beş bin yıl önce, proto Türklerin Kuzey Kafkasya'da yaşadıklarını göstermektedir. M.Ö. III. bin ortalarında Kuzey Kafkasya'da "Maykop" arkeolojik kültürü oluşmuştur. Bu "Maykop" adı, Maykop şehri yakınındaki kurganın adından gelmektedir. Maykop arkeolojik kültürünün, "kurgan kültürü" olduğunu özellikle belirtmemiz gerekir. Ama kurgan eskiden beri Kafkasya'ya has değildir. Kurgan kültürünün kökeni bozkırların etno-kültür belirtileridir. Maykop kültürü başlangıç dönemlerinde bozkırdaki şeklini ve defin töreni özelliklerini korumaktadır. Yassı ağaç ile kaplanmış toprak çukurlarda, ağaç kavuğundan organik maddelerden veya saf sarı maden döşek yapılarak defnediliyordu. Bu dönemdeki kurganlarda daha taş malzeme kullanılmıyordu. Ancak daha sonra, M.Ö. III. bin sonlarında, Maykop kültüründe, yerli defnetme törenlerinin özellikleri görülebiliyor. Bu özellikler; Kurganın temeline taşlar yerleştirilmesi, mezar içine taşlardan döşek yapılması, toprak kurganın içinde küçük taş kurganların yapılması v.s olarak gösterilebilir. Ama kurgan şekli ve yapılan tören değişikliğe uğramamıştır. Kurgancıların tesiri o kadar büyüktür ki, taş sandığı ve taşlardan yapılan yapıtlar defnetme törenleri olarak toprak kurganının altında kalıyordu. Bunu açıkça Novoslobodnenski köyünün yanındaki kurganda görebiliriz.


Kendine özgü etno-kültür özellikleri olan kurgan kültürü M.Ö. IV. bin sonlarında Anadolu'ya da nüfuz etmeye başlamıştır. Daha önce bilinmeyen ve yeni oluşan bu kültüre ait eserler Suriye'nin kuzeybatısında yer alan Amun ırmağı vadilerinde, [s.24] Hatay şehrinde ve Amanos dağı eteklerinde, Türkiye ve Suriyede bulunan Norsun ve Koruk tepelerinde ve diğer bölgelerde bulunmuştur. Buraya bu kültürü taşıyan halk, kendi adetleri ile büyük baş hayvancılık ve at yetiştirme gibi özellikleriyle nüfuz etmişlerdir.


İsmail Miziyev. 




"Maykop Kültürü kurgan kültürüdür; kurganlar kuzeyden güneye gelmiştir. Bilim bunun tersi bir hareketi tanımamaktadır... Maykop Kültürünün teşekkülünde esas rolü oynayan Yamna Kurgan Kültürü, ne batıdan, ne kuzeyden, ne güneyden ve ne de güney batıdan ortaya çıkmıtır. O kültür, İdil ve Ural arasındaki bozkırlarda doğmuştur.... Arkeolojik araştırmalar, İdil-Ural kültürüne benzer eski kültürlerin henüz mezolitik çağda Kuzey Hazar boyunca, Kafkasya ve Ukrayna'dan Balkanlar ve Macaristan'a kadar yayılmış olduğunu göstermektedir.... Kafkasya, her zaman Doğu, Yakın Doğu ve Doğu Avrupa bozkırları arasında bir yer olmuştur. Mezolitik, neolitik ve erken bronz çağında Kafkasya üzerinden çok sayıda kabilenin yer değiştirme hareketi çok sıktır." 


Kazi T.Laypanov - İsmail M.Miziyev
TÜRK HALKLARININ KÖKENİ
Selenge Yayınları








Kolkhis'teki ilk Türk varlığı, MÖ. 8.yyda kuzeyden inen topluluklarla başlar. Türk kültür dairesinde bulunduğu tartışma konusu olan bu unsurlardan birincisi Kimmerlerdir. Anayurdu Türkistan olarak bilinen bu topluluğun Ön Türklerin bir kolu olduğuna dair önemli deliller mevcuttur. MÖ.9.yyda İskitler, Hun kabileleri tarafından yerlerinden oynatıldığında Kimmer arazisine girmiş, bundan sonra da batıya doğru büyük bir göç hareketi başlatmıştır. Bu dönemde batıya göç eden Kimmerler, MÖ.705 civarında Kafkasya'nın güneyine yönelmişlerdir. Gürcü kabileleri de kuzeyden gelen bu tehlikenin önünü kesebilmek için bir araya gelerek Derbent geçidi önlerinde savunma yapmaya çalışmış ancak hiçbir varlık gösteremeyerek dağılmak zorunda kalmışlardır. Buradan Kolhis'e yönelen Kimmer akınları bölgede o derece etkili olmuştur ki, kısa sürede ülkeyi idare eden krallık ortadan kalkmıştır. Kolkhis'ten Doğu Anadolu'ya yönelen Kimmerler, kendilerini takip eden İskitlerin baskısı karşısında tutunamayarak tekrar Karadeniz'in kuzeyine çekilmek suretiyle bölgeyi boşaltmıştır.


Kimmerleri takiben Kolkhis'e giren ikinci Türkistan menşeli topluluk İskitler (Sakalar)'dir. Çeşitli itirazlar olsa da bu topluluğun Türk kültür dairesinde olduğuna dair çok güçlü deliller bulunmaktadır.Ermeni kaynaklarından İskitlerin, Derbent geçidinden İç Anadolu'ya kadar genişleyen, içerisinde Kolkhis'in de yer aldığı bölgeye hakim oldukları, MÖ.665 yılından itibaren de Kür nehrinin sağ tarafını ele geçirdikleri ve iki asırdan fazla bir süre burayı yurt tutarak Çoruh boylarına kadar yayıldıkları bilinmektedir. Ayrıca batıdaki Karadeniz sahili de İskit boylarının denetimine girmiştir. Kolhis'in üç tarafı İskitler tarafından çevrilmekle birlikte bu topluluğun yöredeki faaliyetlerine dair kaynaklarda herhangi bir bilgi zikredilmemesi, bölge tarihinin bu dönemini karanlıkta bırakmaktadır.


Bununla birlikte, Gürcü kaynaklarından öğrenildiği kadarıyla MÖ.336'da muhtemelen İskitlerle birlikte bölgeye gelen Kıpçak ve Bunturki [(Bön Türk) (otokton/yerleşik Türk)]'ler, Kolhis'in bulunduğu Hazar Denizinden Çoruh boylarına kadar uzanan sahayı hakimiyet altında tutmaktaydı. Bölgedeki İskit bakiyeleri, Arşaklı III Tridat (286-330) zamanına kadar varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde Batum, İskit kabilesi olduğu bilinen Masaget ülkesinin başlangıç yeriydi.


İskit bakiyelerinin bölgede varlığını devam ettirdiği sırada MÖ.6.yydan itibaren Grekler Kolhis'e koloni kurmaya başlamıştır. Mitolojide Medeia/Altınpost ülkesi olarak geçer. Sonra Ahamenişlerin sözde vasalı konumundaki Kolkhis MÖ.1.yüzyılda önce VI Mithradates'in daha sonra da Roma'nın egemenliğine girmiştir. Herodotos'un "Siyah Mısırlı'lar" olarak tanımladığı Kolkhis halkının etnik kökeni üzerine bilgi yoktur.


Kolhis'te İlk Türkler
Yrd. Doç. Dr. İbrahim Tellioğlu
TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
SAYI: 505-506 / Yıl: XLIII / Mayıs-Haziran 2005










Kolhide Kültürü, Koban Kültürü’nden çok az bir zaman sonra ortaya çıktı. Kolhide Kültürünün ilk buluntuları Abhazya’da ortaya çıkarıldı. Kolhide ve Koban Kültürünün temeli de Maykop Kültürü’dür. Maykop Kültürü ise Türk Kültürüdür. Kafkaslara inen R1b'lilerdir.




Osman Çataloluk (video) Maykop Kültürü:

"Basklar ile Etrüskleri bağlamak için Türklere ihtiyaç var. Basklar MÖ.2850 de İberya'ya girmiş. İberya eski adı Kafkasların adıdır. Kafkaslardan kalkıp İberya'ya geliyor. Yolda Anadolu'ya iniyor. Hurrileri, Hititleri oluşturuyor. Aşağıya iniyor Kenaniler oluşuyor. Oradan İsraile iniyor, bugünkü İsrailde %10 R1b1 var. Basklı ben Basklıyım demez, ben Avarım der. Bir Dağıstanlı ile Basklı dilde anlaşabiliyor. MÖ.4000 de gidenler dillerini hiç değiştirmemiş. Kafkasya'daki Maykop Uygarlığının çocukları bunlar, MÖ.4700. Her ne kadar Çerkezler Maykoplar bizim desede, çıkan kemikler R1b1 dir ve Basklara yakındır.

Fransa % 20 R'li var. Fransa'nın Marsilya bölgesine iki tane Avar (Alan) göçü var, Marsilya'nın büyük bir kısmıda Baskların akrabasıdır, İlk göç MÖ.2000 yıllarında ve bu Marsilyalılar onların çocuklarıdır. İkinci göç G'li göçüdür, Gürcü kökenlilerin göçüdür."





Antik batı kaynaklarının Kolkhis ismiyle kaydettiği bu bölge Gürcüler Eğrisi, İmereti, Abhazeti  olarak bilinmektedir. Romalılar devrinden itibaren ise aynı yöreye Lazika denilmeye başlanmıştır .




SAYMALITAŞ

OZ Damgası, Gamalı Haç, Svastika, adlarıyla anılan bu işaret Proto-Türk (M.Ö.dönemi) göçleriyle Hindistan'a gitmiş ve oradan yayılmış. Atası Anau-Türkmenistan'da olan Sumerliler de kullanmış. Saymalıtaş'taki swastika/Oz tamgası'nın tarihi MÖ.15bin-10bin olarak hesaplanılıyor. Truva'da MÖ.3000 ait mühürlerde , Beycesultan MÖ.2500 lerde de görünür. Hitit MÖ.1800 ve devamı Friglerde MÖ.8.yy da görüyoruz.



Damgalardan yazıya geçişin tarihi 5000 yıllık. olunca, Saymalıtaş Kırgızistan en eskisi oluyor... Detaylar için Dr.Mustafa Aksoy-link



"Hristiyan inancının simgesi haç ile Nazilerin de kullandığı gamalı haçın Türk kültürünün birer ürünü olduğunu arkeolojik ve etnografik bulgularla ortaya koyduk. Orta Asya'daki kaya resimler derinlemesine araştırılıp incelenirse Türk milletinin binlerce yıl önce Bering Boğazı'nı nasıl aştığını daha rahat görebiliriz. Hiçbir şey tesadüf değildir. Bu bulgular bazı çevreleri rahatsız edecektir, ama gerçekler bilimsel olarak ortadadır. Bu konuda yapılan çalışmaları arttırmalıyız. Türk kültürü, Avrupa'yı hatta tüm dünyayı etkilemiştir."

Yrd.Doç. Dr. Tahsin Parlak (1955-2011)
Atatürk Üniversitesi (AÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcılığı












15 Temmuz 2013 Pazartesi

SCYHTİANS AND CENTAUR/İSKİTLER KENTAUR





Origins of the Sagittarius Mythos

In a Persian legend of the very early  period, when Iran was civilized by a western Mesopotamian ruler, Takma Urupi (Takma=Tana) whose wife was Eneth. Eneth or Nana are names of the mother goddess of waters, rivers, and fertility among Mesopotamian and Scythian peoples.


Takhma Urupi (Nimrod), has three sons Tura, Sin, and Iredj. The first two stick together against the third son who inherits Iran. Tura becomes the ancestor of the Turanians, that is Scythians and Huns. Nimrod was known by several names in the Near East and was symbolized by the constellations Sagittarius and Orion amongst the Turanian/Scythian nations.


The centaur race is marked in myth as particularly war like and fierce. The Mesopotamians, who introduced the constellation Sagittarius and defined it as a centaur, represented it as twin headed with a human head facing forward and an animal head facing back, imagery which later adapted into the presence of a cloak flying behind the head of the constellation figure.


Insight into how the centaur myth originated offers an interesting reflection on its early basis. The first and most effective race to use the horse in battle was the Scythians, skilled archers who took full advantage of its speed and height to become a race beheld in terror and awe. It is claimed that when the Greeks first saw the Scythians they believed the horse and rider to be one, giving rise to imaginative and fear-inspired tales of the war-like centaur.






Sagittarius 
constellation, late 14c., from L., lit. "archer," properly "pertaining to arrows," from sagitta "arrow," which probably is from a pre-Latin Mediterranean language. Meaning "person born under Sagittarius" (properly Sagittarian) is attested from 1940.

Various OLD German forms are „scuzzo“, „skut“, „sketta“, „schütte“, modern German „Schütze“  
Anglosaxon „skytt“ and in Swedish „skytte“ ... look  : Scythians and Tur









"Yunanlılar tarihlerin şafağında İskitler ile çetin savaşlar yapmışlardır... 
Efsaneye dönüşmüş bu savaşlarda bazen Centaurlar  bazen de Amazonlar ile çarpışmışlardır.

Bilindiği gibi Centaurlar "insan başlı at vücutlu" varlıklardır... 
Efsanede böyle geçen şey, aslında at üstündeki İskit savaşçıları idi!.. 

Benzer bir değerlendirme, hayatlarında hiç at görmemiş Amerika yerlilerince, istilacı İspanyol Süvarileri için yapılmıştı. Aztekler Cortez'in savaşçılarını atlarına bitişik çelik vücutlu yenilmez varlıklar olarak algılamışlardı." link



________

Yakutlar ayı kafası üzerine ant içmekteydiler. Ayı kafası bulunmadığı zaman at kafası üzerine ant içiyorlardı. Yakutların kökenleri hakkında söyledikleri efsaneye göre ilk ataları yarısı at, yarısı kişi şeklinde bir yaratık olup, gökten inmişti. Bunun için onlarda at kutlu sayılmaktaydı. 

Genelde Türk kavimlerinde atların kafatasları yere atılmayıp, bir sırığa geçirilmek suretiyle dikilmektedir. Bu adet Türk kültür çevresinde yaygın olarak görülmektedir (İnan 1948: 289- 290). 


Prof.Dr.İlhami Durmuş

...




KENTAUR

Avery ancient word, probably Turanian, from Gan "man" and Tor "beast", as in Finnic and in Akkadian speech, according to Colonel Conder. 

The Kentaur was akin to the Gandharva (see that heading) and was the offspring of Ixion (the sun) and tje cloud. They were armed with bows, having a horse's body (if a Hippo Kentaur) or that of an ass (if an Ono Kentaur) with the head ,arms, and trunk, of a man in front. The most famous Kentaur was Kheiron. Nessus a Kentaur was slain by the sun (see Herakles) and in mythology they seem clearly to represent clouds.




....




SUMERİAN - İNDUS - EGYPT  /  CENTAUR SEALS: