aziz paul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aziz paul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2014 Çarşamba

İKİ KADIN ; BİRİ AZİZ, DİĞERİ GÜNAHKÂR







AKHİSAR (Thyateira) da İKİ KADIN ; BİRİ AZİZ, DİĞERİ GÜNAHKÂR ;
LİDYA ile JEZEBEL/İZEBEL


Aziz Paulus, Thyateiralı, mor kumaş ticaretiyle uğraşan Lidya adında imanlı ve misafirperver bir kadından söz etmektedir.  Lydia zeki ve çok çalışan bir tüccardır. Herkes onu tanır , ticaretteki dürüstlüğü ile saygınlık kazanmıştır. Tiyatira'nın mor kumaşları diğer şehirlerde ün salmıştır. Tanrıya inanır , imanlıdır ama Yahudi olup olmadığı bilinmez. İncil açıklamalarında Lydia'nın Asyalı olduğu ve Yunanlı olmadığı da belirtilir! 

Thyateira’da yaşayan diğer kadın ise Jezebel'dir. Kendini peygamber ilan etmiş ve halkı fuhuşa teşvik ettiği, tanrılara adanan hayvanların etlerini yemeğe yönelttiği anlatılmaktadır. 

Ama acaba Ahab'ın karısı Jezebel gibi Tiyatiralı Jezebel de iftiraya mı kurban gitmiştir? Çünkü Kraliçe Jezebel'in yaşantısı Peygamber İlyas'a ters düşmektedir ve ondan nefret etmektedir. Aslında bir peygamberin kin beslemesi ve ölüm emri vermesi düşüncesi bile bugün için terstir.  

Karşı bir düşünce veya harekette bulunan tüm kadınlar ve hatta Otacı olarak çalışan "doktor kadınlar" bile büyücülük yapmakla suçlanmıştır.  Bu yüzden de bu hikayenin diğer bir yönü olduğunu düşünüyorum.



LYDİA

Paulus, Silas ve Timoteus Troas kentindeyken bir görünüm görür. Önünde bir Makedonyalı bir adam vardır, ve gelmesi için yalvarır. Üçü birlikte Makedonyaya gitmenin bir yolunu bulurlar


Elçilerin İşleri 16: 11-15 Lidya'nın İman Etmesi:

11 Troas'tan denize açılıp doğru Semandirek Adası'na ertesi gün de Neapolis'e gittik.
12 Oradan da Filipi'ye geçtik. Burası bir Roma yerleşim merkezi ve Makedonya'nın o bölgesinde önemli bi kentti. Birkaç gün bu kentte kaldık.
13 Şabat Günü kent kapısından çıkıp ırmak kıyısına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşünüyorduk. Oturduk, orada toplanmış kadınlarla konuşmaya başladık.
14 Bizi dinleyenler arasında Tiyatira Kenti'nden Lidya adında bir kadın vardı. Mor kumaş ticareti yapan Lidya, Tanrı'ya tapan biriydi. Pavlus'un söylediklerine kulak vermesi için Rab onun yüreğini açtı.
15 Lidya, ev halkıyla birlikte vaftiz olduktan sonra bizi evine çağırdı. "Beni Rab'bin bir inanlısı kabul ediyorsanız, gelin, evimde kalın" dedi ve bizi razı etti.


Paulus ve Silas falcı bir kıza müdahale ettiği için onun efendileri tarafından tartaklanır.  Halkta bu yapılanlara katılır ve yargıcın önüne çıkarılırlar , yargıçlar da onları dövdürdükten sonra Yahudilik ve kenti altüst etmelerinden dolayı zindana atar. Paulus ve Silas Tanrı'ya yakarır ve bir deprem sonucu zindanın kapıları açılır, zincirlerinden kurtulurlar. Zindancı tutukluların kaçtığını düşünür ama Paulus onu da imanlıya çevirmeyi başarır. Zindancı onları evine götürüp bakılmalarını sağlar ve ertesi gün yargıçların onları serbest bıraktığını söyler. Paulus karşı çıkar :" Roma vatandaşı olduğumuz halde dövüp hapse attılar, şimdi de gizlice kovuyorlar mı? Gelsinler kendileri çıkarsınlar!" der. Yargıçlar Paulus ve Silas'ın Roma vatandaşı olduğunu duyunca korkarlar, gelip özür dilerler. Paulus'la Silas zindandan çıkınca da Lidya'nın evine gider.



JEZEBEL (JEZABEL)

VAHİY 2:18-29 
Tiyatira'daki Kiliseye

18 “Tiyatira'daki kilisenin meleğine yaz. Gözleri alev alev yanan ateşe, ayakları parlak tunca benzeyen Tanrı'nın Oğlu şöyle diyor: 
19 ‘Yaptıklarını, sevgini, imanını, hizmetini, sabrını biliyorum. Son yaptıklarının ilk yaptıklarını aştığını da biliyorum. 
20 Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Kendini peygamber diye tanıtan İzebel adındaki kadını hoşgörüyle karşılıyorsun. Bu kadın öğretisiyle kullarımı saptırıp fuhuş yapmaya, putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltiyor. 
21 Tövbe etmesi için ona bir süre tanıdım, ama fuhuş yapmaktan tövbe etmek istemiyor. 
22 Bak, onu yatağa düşüreceğim; onun yaptıklarından tövbe etmezlerse, onunla zina edenleri de büyük sıkıntıların içine atacağım. 
23 Onun çocuklarını salgın hastalıkla öldüreceğim. O zaman bütün kiliseler, gönülleri ve yürekleri denetleyenin ben olduğumu bilecekler. Her birinize yaptıklarınızın karşılığını vereceğim.
24-25 “ ‘Ama size, yani Tiyatira'da bulunan öbürlerine, bu öğretiyi benimsememiş, Şeytan'ın sözde derin sırlarını öğrenmemiş olanların hepsine şunu söylüyorum: Ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum. 
26-28 Ben Babam'dan nasıl yetki aldımsa, galip gelene, yaptığım işleri sonuna dek sürdürene ulusların üzerinde yetki vereceğim.

Demir çomakla güdecek onları,
Çömlek gibi kırıp parçalayacaktır.
Galip gelene sabah yıldızını da vereceğim. 

29 Kulağı olan, Ruh'un kiliselere ne dediğini işitsin.’ ”



*Tiyatira kilisesine Tanrı’nın yolladığı bu vahiy aslında diğer altı kiliseye yollanılan vahiylerden en uzun olanı ve içinde en çok buyruk bulunanıdır ve İsa'nın "Tanrı'nın oğlu" olma gerçeği vurgulanır.




TARİH SAHNESİNDEKİ DİĞER JEZEBEL:


Tevrat'ta adı geçen , Fenike kralı Ethbaal/İthobaal'ın kızı Jezebel  (Tyre/Lübnan)  İsraillerin 7. kralı olan Ahab/ Ahav'ın karısıdır ve  kötü yürekli, günahkar ve büyücülük ile uğraştığı söylenir. 


1:KRALLAR 16:29-34
29 Yahuda Kralı Asa'nın krallığının otuz sekizinci yılında Omri oğlu Ahav İsrail Kralı oldu (MÖ.8.yy) ve Samiriye'de yirmi iki yıl krallık yaptı. 
30 RAB'bin gözünde kötü olanı yapan Omri oğlu Ahav, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı. 
31 Nevat oğlu Yarovam'ın günahlarını izlemek yetmezmiş gibi, bir de Sayda Kralı Etbaal'ın kızı İzebel'le evlendi. Gidip Baal'a hizmet ederek ona taptı. 
32 Baal için Samiriye'de yaptırdığı tapınağın içine bir sunak kurdu. 
33 Ayrıca bir Aşera putu yaptırdı. Ahav İsrail'in Tanrısı RAB'bi kendisinden önceki bütün İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi. 
34 Ahav'ın krallığı döneminde, Beytelli Hiel Eriha Kenti'ni yeniden inşa etti. RAB'bin Nun oğlu Yeşu aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Hiel ilk oğlu Aviram'ı kaybetme pahasına kentin temelini attı; en küçük oğlu Seguv'u kaybetme pahasına da kentin kapılarını taktı.


1:KRALLAR 19:1-3

1 Ahav, İlyas'ın bütün yaptıklarını, peygamberleri nasıl kılıçtan geçirdiğini İzebel'e anlattı. 
2 İzebel, İlyas'a, "Yarın bu saate kadar senin peygamberlere yaptığını ben de sana yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın" diye haber gönderdi. 
3 İlyas can korkusuyla Yahuda'nın Beer-Şeva Kenti'ne kaçıp uşağını orada bıraktı.


1:KRALLAR 21:1-24

1 Yizreel'de Samiriye Kralı Ahav'ın sarayının yanında Yizreelli Navot'un bir bağı vardı. Bir gün Ahav, Navot'a şunu önerdi: "Bağını bana ver. Sarayıma yakın olduğu için orayı sebze bahçesi olarak kullanmak istiyorum. Karşılığında ben de sana daha iyi bir bağ vereyim, ya da istersen değerini gümüş olarak ödeyeyim." 
3 Ama Navot, "Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermekten RAB beni esirgesin" diye karşılık verdi. 4 "Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermem" diyen Yizreelli Navot'un bu sözlerine sıkılıp öfkelenen Ahav sarayına döndü. Asık bir yüzle yatağına uzanıp hiçbir şey yemedi. 
5 Karısı İzebel yanına gelip, "Neden bu kadar sıkılıyorsun? Neden yemek yemiyorsun?" diye sordu. 
6 Ahav karısına şöyle karşılık verdi: "Yizreelli Navot'a, 'Sen bağını gümüş karşılığında bana sat, istersen ben de onun yerine sana başka bir bağ vereyim dedim. Ama o, 'Hayır, bağımı sana vermem dedi." 
7 İzebel, "Sen İsrail'e böyle mi krallık yapıyorsun?" dedi, "Kalk, yemeğini ye, keyfini bozma. Yizreelli Navot'un bağını sana ben vereceğim." 
8 İzebel Ahav'ın mührünü kullanarak onun adına mektuplar yazdı, Navot'un yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soylularına gönderdi. 
9 Mektuplarda şunları yazdı: "Oruç ilan edip Navot'u halkın önüne oturtun. 
10 Karşısına da, 'Navot Tanrı'ya ve krala sövdü diyen iki yalancı tanık koyun. Sonra onu dışarı çıkarıp taşlayarak öldürün." 
11 Navot'un yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebel'in gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar. 12 Oruç ilan edip Navot'u halkın önüne oturttular. 
13 Sonra iki kötü adam gelip Navot'un karşısına oturdu ve halkın önünde: "Navot, Tanrı'ya ve krala sövdü" diyerek yalan yere tanıklık etti. Bunun üzerine onu kentin dışına çıkardılar ve taşlayarak öldürdüler. 
14 Sonra İzebel'e, "Navot taşlanarak öldürüldü" diye haber gönderdiler. 
15 İzebel, Navot'un taşlanıp öldürüldüğünü duyar duymaz, Ahav'a, "Kalk, Yizreelli Navot'un sana gümüş karşılığında satmak istemediği bağını sahiplen" dedi, "Çünkü o artık yaşamıyor, öldü." 
16 Ahav, Yizreelli Navot'un öldüğünü duyunca, onun bağını almaya gitti. 
17 O zaman RAB, Tişbeli İlyas'a şöyle dedi: 
18 "Kalk, Samiriyeli İsrail Kralı Ahav'ı karşılamaya git. Şu anda Navot'un bağındadır. Orayı almaya gitti. 
19 Ona de ki, RAB şöyle diyor: 'Hem adamı öldürdün, hem de bağını aldın, değil mi? Navot'un kanını köpekler nerede yaladıysa, senin kanını da orada yalayacak." 
20 Ahav, İlyas'a, "Ey düşmanım, beni buldun, değil mi?" dedi. İlyas şöyle karşılık verdi: "Evet, buldum. Çünkü sen RAB'bin gözünde kötü olanı yaparak kendini sattın. 
21 RAB diyor ki, 'Seni sıkıntılara sokacak ve yok edeceğim. İsrail'de senin soyundan gelen genç yaşlı bütün erkeklerin kökünü kurutacağım. 
22 Beni öfkelendirip İsrail'i günaha sürüklediğin için senin ailen de Nevat oğlu Yarovam'ın ve Ahiya oğlu Baaşa'nın ailelerinin akıbetine uğrayacak. 
23 "RAB İzebel için de, 'İzebel'i Yizreel Kenti'nin surları dibinde köpekler yiyecek diyor. 
24 'Ahav'ın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek."


Savaş sırasında Ahav ölümcül ok yarası alır ve ölür ve Ahav'ın oğlu Yoham tahta çıkar. Diğer Krallıklarla evlilik yoluyla akrabalık başlar ve onlarda Jezebel ile Ahav'ın yolundan gider. Peygamber Elijah/İlyas intikam peşindedir. Peygamberler topluluğundan birini çağırır ve ona yağ kabını almasını ve Nimşi Oğlu, Yehoşafat oğlu Jehu/Yehu yu bulmasını söyler. Yehu'yu bulan uşak başından aşağı yağı döker ve ona: "Seni halkım İsrail'in kralı olarak meshettim" der. "Efendin Ahav'ın ailesini öldüreceksin, bütün soyu ortadan kalkacak, kullarımın dökülen kanlarının öcünü Jezebel'den alacaksın" der. 

Yehu yola çıkar kral Yoham onu karşılar ve barış için mi geldiğini sorar. Yehu :"Annen Jezebel'in yaptığı bunca putperestlik ve büyücülük sürüp giderken barıştan söz edilir mi?" diye karşılık verir. Yoham hain diye bağırır ve kaçarken vurularak öldürülür. Önüne çıkan Ahav ve Jezebel yanlısı herkesi öldürür. Sonra Jezebel'in yaşadığı şehre gelir. Bunu duyan Jezebel gözlerine sürme çeker, saçlarını tarar (hafifmeşreplik havası vermek! bu ayrıntıyı herhalde özellikle yaptılar-SB) ve pencereden dışarıya bakar. Yehu'yu görünce barış için mi geldiğini sorar. 

Yehu pencereye doğru bakar ve " Kim benden yana?" diye bağırır. İki üç görevli aşağıya doğru bakar ve Yehu "Atın onu aşağı!" der. Görevliler Jezebel'i aşağıya atar, kanı her yere sıçrar, atlar cesedini çiğner geçer. Yehu içeri girer, yer içer ve cesedi ortadan kaldırmalarını ne de olsa kral kızı olduğunu söyler. Ama ortada ceset yoktur, sadece başı, elleri ve ayakları kalmıştır. Yehu " İlyas bana Jezebel'in ölüsünü köpekler yiyecek demişti, leşi de topraklara gübre olacak ve kimse Jezebel'i tanımıyacak demişti" der. Ardından Ahav ve Jezebel soyundan gelen herkesi ve Baal'a tapanları öldürür.  (2:KRALLAR 9 ve10)



İncil'de "köpekler tarafından kanı yalanır" derken , Eski Ahit Yunancaya çevrilirken "...domuzlarında yaladığı..." eklenir ve Yahudilerin domuzu murdar olarak benimsedikleri yayılır.


Tüm bu olaylar ışığında günahkar kadınlar nedense hep Jezebel olarak adlandırılmıştır.




1938 yılında Henry Fonda ile, o dönemin en önemli aktrislerinden Bette Davis’in oynadığı filmde; Jezebel’in hikayesi günün şartlarına uyarlanarak farklı bir bakış açısıyla çekilmiştir. Bette Davis bu filmle ikinci Oskar ödülünü kazanmıştır ama sanki Jezebel'in laneti üzerine sinmiştir, çünkü aday gösterilmesine rağmen bir daha Oskar ödülü alamamıştır.


Lydia, inancı, dürüstlüğü ve cesareti ile gurur duyulan bir kadın olarak tasvir edilir ve o günden sonra rol model olarak adı Hıristiyanlık camiasında kullanılmaya başlanılır. Jezebel ise, kötü ve ahlaksız olarak sıfatlandırılan talihsiz kadınların baştacı olur.



İki Kadın Üç Hikaye...
SB.



EKLER:





HAVARİ YUHANNA / ST.JOHN  -  SELÇUK

Yuhanna incili, 27 kitaptan oluşan İncil'in en felsefi, mistik ve sembolik bölümüdür, bazı araştırmacılarca Hint ve Yunan gizem kültlerinden etkilendiği iddia edilir. İsa'nın Tanrısallığına ve özüne vurgu yapar, İsa'nın başlangıçtaki "logos" olduğu söylenir.

Kitabın Özelliği: 
Vahiy, Yuhanna'nın görümlerinden oluşuyor. Kendini «sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeşiniz» diye tanıtan Yuhanna, inananların baskı altında olduğu bir dönemde, ya Roma İmparatoru Neron'un (İ.S. 54-68) son yıllarında, ya da Domitian zamanında (İ.S. 81-96) kaleme almıştır.

İlk yüzyılda oldukça yaygın ve sembolizm yönünden zengin bir yazın türü olan «apokaliptik» türündendir. Bu yazın türü, Tanrı'nın insanlık tarihindeki amacını açıklamayı hedef edinir (apokaliptik, Grekçe'de «açınlama, vahiy» anlamında bir sözcükten gelir). 

Apokaliptik yazılar, ağırlıklı olarak Eski Antlaşma'ya dayanır. Tanrı'nın tek egemen olduğu, iyi ve mükemmel amacını gerçekleştirmek için sonunda dünya tarihini doğaüstü olaylarla etkileyeceği görüşü, apokaliptik görüşün ağırlık noktasını oluşturur. Tanrı'nın karşıtları, simgesel olarak çoğu kez karşımıza canavarlar vb. biçiminde çıkan kötülüğün çeşitli güçleridir. Konuşan melekler, kıyasıya dövüşen büyük güçler vardır. Sonunda, Tanrı'ya inanıp zulüm görmüş olanların öcü alınır. Bugün bile bu simgelerin çoğunun ne anlama geldiği açıklanamamıştır. Bu yüzden Vahiy'i yorumlarken dikkatli davranırlar.

"Her ne olursa olsun, bu kitap Tanrı'nın bir vahyidir; anlaşılsın ve uygulansın diye verilmiştir" (1:1-3; 22:7). 

Ana konular açıktır:

Yuhanna bunun İsa Mesih'in vahyi olduğunu, Tanrı'nın, yakın zamanda olması gereken olayları kendi kullarına göstermesi için İsa'ya bu vahyi verdiğini özellikle belirtir. Yuhanna'dan, gördüklerini, o anda olup bitenleri ve gelecekte olacakları yazması istenir. Kutsal Ruh ve melekler, ne yazması gerektiği konusunda onu yönlendirir.

Yuhanna, ilk yüzyılda Ege Bölgesi'nde oluşan yedi topluluğa yönelik özel bildirimler alır. Bildirimler, çeşitli buyruklar, övgüler, uyarılar ve vaatler içerir. Vahiy Kitabı İsa'ya ve Tanrı görkemine ilişkin görümler ve gökte yer alan tapınmadan sahneler de içerir. İsa'ya ve Tanrı'ya ait çeşitli unvanları sıralar.

Dünyanın uğrayacağı Tanrı gazabından ve Tanrı yargısından söz eder. İnsanlar bu yargıya aldırmaz, tövbe etmeye yanaşmazlar. Söz konusu yargı, yedi mühürün açılması, yedi borazanın çalınması ve Tanrı öfkesiyle dolu yedi tasın yeryüzüne boşaltılmasıyla gerçekleşir. 11:15-17'de, yedinci borazanın çalınmasıyla «Dünyanın egemenliği Rabbimiz'in ve Mesihi'nin oldu» deniyor. Ejderha, yani Şeytan, gökten yeryüzüne atılır . Kendisi ve yandaşları bir süre için sahip oldukları gücü sergilerler. Ne var ki, birer birer yenilgiye uğrarlar. «Babil» yıkılır, «canavar ve sahte peygamber» ve sonunda Şeytan «ateş gölüne atılır.»

Ölüler yaptıklarına göre yargılanır. Adları yaşam kitabında bulunanlar yeni bir göğe, yeni bir dünyaya kavuşur. Bundan böyle «Tanrı'nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O'nun halkı olacaklar, Tanrı'nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak» . Adları yaşam kitabında olmayanlar ateş gölüne atılır; ikinci ölüm budur .




EFESLİ MENANDER - TARİHÇİ  (MS.2.yy)  :
Fenike kralı Ethbaal/İthobaal, 
Fenikeliler/Tyre ve Yahudilerin tarihi:



*

AKHİSAR / THYATEIRA KAZISI :



*

ANADOLU'DA 7 KİLİSELER :


*

LYDIA OF THYTIRA :




*

JEZEBEL , ELİJAH, JEHU : begins with Ahab Reigns in Israel





BETTE DAVİS " JEZEBEL" FİLMİ :

1850’ler. Sevgilisi yakışıklı ve hırslı genç bankacı Preston Dillard’a kızan Julie Marsten, onu nişanlarının açıklanacağı ve New Orleans’ın önemli sosyal olaylarından biri olan Olympus Balosu’nda rezil etmeye niyetlidir. Evli olmayan kadınların baloda beyaz giymesi âdettendir; o ise kırmızı giyecektir. Ama oyunu geri teper: nişan bozulur ve Julie’nin elinde hüsranını hafifletmek üzere sadece aristokrat bir çapkın kalır.    link:



*

JEZEBEL : THE UNTOLD STORY OF THE BIBLE'S 
HARLOT QUEEN 
by Lesley Hazleton (book)

There is no woman with a worse reputation than Jezebel, the ancient queen who corrupted a nation and met one of the most gruesome fates in the Bible. Her name alone speaks of sexual decadence and promiscuity. But what if this version of her story, handed down to us through the ages, is merely the one her enemies wanted us to believe? What if Jezebel, far from being a conniving harlot, was, in fact, framed?

In this remarkable new biography, Lesley Hazleton shows exactly how the proud and courageous queen of Israel was vilified and made into the very embodiment of wanton wickedness by her political and religious enemies. Jezebel brings readers back to the source of the biblical story, a rich and dramatic saga featuring evil schemes and underhanded plots, war and treason, false gods and falser humans, and all with the fate of entire nations at stake. At its center are just one woman and one man—the sophisticated Queen Jezebel and the stark prophet Elijah. Their epic and ultimately tragic confrontation pits tolerance against righteousness, pragmatism against divine dictates, and liberalism against conservatism. It is, in other words, the original story of the unholy marriage of sex, politics, and religion, and it ends in one of the most chillingly brutal scenes in the entire Bible.

Here at last is the real story of the rise and fall of this legendary woman—a radically different portrait with startling contemporary resonance in a world mired once again in religious wars.



*

SADE "JEZEBEL" ŞARKISI :





KADINLARA !
_____________






20 Nisan 2013 Cumartesi

PAVLOS , SÜNNET ve ANATANRIÇA





Turistlerin binlerce sorularından biridir. Anlatır geçeriz, ama ne kadarını biliyor veya onlar ne kadarını öğreniyor...?

Bilinen genel kanı ; 
Hz Muhammed gibi diğer peygamberlerin de sünnetli doğması ; 
Hz İsa'nın sünnetli olmaması ; 
Hıristiyanların yaptırmaması ve sadece Müslümanlarla Yahudilere mahsus olması...
MI DIR ACABA ?




TARİH İÇİNDE:


Sünnetin çıkış yeri belli olmamakla birlikte , Mısır ile Habeşistan’da görülmüştür ve milâttan üç bin yıl önceden beri uygulanmaktadır. Ancak tarihi kayıtlar sünnetin ,önce hangisinde başladığını kesin olarak bildirememektedir. 


İlk bakışta sünnet uygulamasının Mısır’dan alınmış olabileceği yolunda bir kanaat uyandırsa da, Paleolitik Çağ (Eski Taş ya da Yontma Taş Çağı) çoktan bitmiş olmasına rağmen sünnet uygulamasında hâlâ taştan bıçak kullanılması, bize göre geleneğin bilinen Mısır tarihinden de eski, Taş Devrinden beri var olduğunu ifade eder. MÖ 3000 yılında Mısır’da yapılan törenlerin resimleri bugüne kadar ulaşmıştır.





İlkel inanışlara göre sünnet, bir çeşit kurban ya da adak törenidir. Kişi, hayatını borçlu olduğu tanrısına ya da tanrılarına, gövdesinden sembolik olarak küçük bir parçasını kurban eder. Bu daha sonra vahşice uygulanan ,insan kurban etme yöntemine kadar gider. 


Genel olarak bildiğimiz hikaye, Anadolu’da ki tapınaklarda çalışan rahiplerin törenlerde yaptıklarıdır. Saygılarını ve bağlılıklarını göstermek için sünnet derisini tanrılarına sunarlardı. Halk arasında erkekler de toprağın bereketi ve ailesinin geleceği için bu yolu seçerdi. 


Ayrıca ANATANRIÇA kültünde ,rahiplerin sünnet/hadım olması gibi ,rahibelerin de tören sırasında cinsel organlarını göstererek tapınağa girmesi ; halkın anatanrıça rölyeflerinde cinsel bölgelerine dokunup bereket alması; cinsel organın ve cinselliğin çok önemli olmasının sebebi , tanrılarla iletişimin böyle sağlandığı varsayılması idi. 





MİTOLOJİDE ; 


KYBELE ,ATTİS isimli bir delikanlıya tutkundur. Pessinus kralının kızıyla evlenirken Kybele öğrenir ve birden karşısına çıkar , Attis’i çıldırtır ve kendi kendini hadım etmesini sağlar. Cinsel organınından akan kan toprağı sular ve birçok bitki hayat bulur. Kybele ise Attis’i sevdiğinden ona acıma gösterir ve çam ağacına dönüştürür. Attis’in ruhu ağaçta yaşar bu yüzden ağaç çok önemlidir ,yerden göğe yükseldiği için de topraktan göğe ,gökten toprağa hayat taşır . ( Bu efsaneleri farklı isimler altında ,bir çok uygarlıklarda görürüz. Sonucunda çam ağacı, badem ağacı, yada menekşe, Manisa lalesi olur . )


Bu işlemin çok tanrılı inanca sahip Afrikalı toplulukların totemik inançlarının bir sonucu olduğu düşüncesi yaygındır. Eski Türklerde böyle bir inancın olmadığı gibi antik Anadolu topluluklarının inançları arasında da olmadığı bilinir. 


Ayrıca, Kybele kültü tamamen Sümer kökenli olmasına rağmen ,Anadolu’yu ve kendinden sonraki tüm uygarlıkları birçok açıdan olduğu gibi dinsel inanç ve ritülleriyle etkilese de ,ne Sümerliler de , ne de Kenanlılar, Filistinliler, Asurlular ve Babilliler de sünnete benzer bir uygulama görülmemektedir.! 






Peki nasıl oldu da bu coğrafyada yaşayan uygarlıkları etkilemişti ?



Yukarıdaki uygarlıkların aksine Edomitler, Moabitler ve Ammonitler ve Mısırlılarda adettendi. Herodot tarafından “dünyanın bilinen en eski ameliyatı” olarak tanımlanan sünnet, kitabında şöyle nakledilmektedir :


“... Başka yerlerde organlar ,tabiat nasıl yapmışsa öyle bırakılır. Yalnız Mısırlılar ve bu âdeti Mısırlılardan almış olanlar sünnet olurlar … Sünnet olmaları temizliklerindendir, zira temizliği güzelliğe üstün tutarlar.” (II.kitap-36 /37)


Mısır’da Tanrı Baal yağmur ve fırtına gibi doğa olaylarını kontrol eder ve genelliklede sünnet derisi Baal'a kurban edilirdi.
Mısır’ın Anubis ve Bata veya Biti kardeşlerinin hikayesi : 


“Bu iki kardeş beraber oturuyorlar. Büyük olan Anubis’in karısı var. Küçük kardeş tarla ve hayvanlarla ilgili işlerden yükümlüdür. Durmadan çalışıyor. Bir gün ağabeyinin karısı ona ‘gel beraber yatalım’ diyor. 


Çocuk kabul etmeyince, kadın kendisini dövülmüş, üstü başı yırtılmış gibi yaparak yerde yatıyor ve kocası geldiğinde, kardeşiyle yatmadığı için, kendisini bu hale soktuğunu söylüyor. Ağabeyi eline bir mızrak alarak kardeşini bekliyor. Çocuk inekleri ahıra sokarken, ilk inek ‘ağabeyin seni öldürmek için bekliyor’ diyor. İkinci inek de aynı sözü söyleyince çocuk kaçmaya başlıyor. Ağabeyi onu kovalıyor.


Çocuk kaçarken Güneş Tanrısı’na kurtarması için yakarıyor. O da aralarına timsahlar dolu bir göl koyuyor. Çocuk gölün bir ucunda ağabeyine kendisini neden öldürmek istediğini soruyor ve karısının kendisine yaptığını anlatıyor ve yalan söylemediğini kanıtlamak için Güneş Tanrısı’na yemin ederek bir kamışla cinsel organını kesip göle atıyor. Anubis’te gidip karısını öldürüyor” . (Habil Kabil hikayesinin değişmeden önceki hali , değil mi??)




YAHUDİLERDE:


Birçok sosyal kural ve yasalarını olduğu gibi ,hijyenle ilgili bilgilerinin çoğunu da antik Mısır'dan alan Yahudilerin bu bilgilerinin büyük kısmı MÖ 2600-2000 yıllarına dayanmaktadır. Yahudilikte uygulanma geçmişi hayli derin olan sünnete zamanla fazla önem verilmediğinden MÖ 2000 yıllarında bu âdetin yok olmaya yüz tuttuğu sanılmaktadır. 


İşte burada, yok olmaya yüz tuttuğu dönemde Hz.İbrahim devreye girer. İbrahim peygamberin öyküsünün, Fırat Irmağı üzerinde yer alan antik Mari (bugün Tel Hariri) kentindeki bir krallık sarayında ortaya çıkarılan binlerce çivi yazısı tabletten edinilen bilgiler ışığında, Terah ailesinin, Keldanilerin Ur kentinden (Ur Kasdim) çıkışıyla, bugünkü Hebron kenti yakınlarında bulunan Makpela mağarasını satın alışı arasında geçtiğini yazmaktadır. Geleneksel anlatı ile de örtüşen bu bilgiye göre İbrahim peygamberin öyküsünün geçtiği yerler coğrafî olarak Mısır ile âdeta iç içedir. 
Nitekim Yeşu, Bab 5’te “Mısır” adı açıkça yer almaktadır.


Kenan ülkesinden ayrılıp Mısır'a gelen Hz İbrahim orada bu geleneği görür ve halkın davranışlarını sorgular. Dönüş yolculuğunda kendisine eşi Sarah tarafından ,köle olan Hacer hediye edilir. Hacer İbrahim’e oğul verince , bereket ve sünnet fikri düşündürür .! 


Sarah da İshak'a gebe kalınca işler değişir. Çünkü soy Sarah'tan devam edecektir, sonuçta Hacer özgür bir kadın değildir.! Hacer'le İsmail'i aile topluluğundan dışlamaya ilişkin buyruğu kararsızlıkla karşılar, ama yinede onları Mekke'ye götürür. Hacer ile İsmail yaşadıkları yeri terk etmeden önce vahiy gelir ve uygulanır: 


Çıkış 17/9-14: 

“Ve Allah İbrahim’e dedi: ve sen ise, sen ve senden sonra zürriyetin, nesillerince, ahdimi tutacaksınız. Sizinle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda tutacağımız ahdim budur; aranızda her erkek sünnet olacaktır. Ve gulfe etinizde sünnet olacaksınız ve sizinle benim aramdaki ahdin alameti olacaktır. Ve aranızda evde doğmus, yahut senin zürriyetinden olmayıp her yabancıdan para ile satın alınmış olan sekiz günlük her erkek çocuk nesillerinizce sünnet olacaktır. Ve senin evinde doğmus olan, ve senin paranla satın alınmış olan mutlaka sünnet olacaktır, ve ahdim ebedi bir ahit olarak sizin etinizde olacaktır. Ve gulfe etinde sünnet olunmamış sünnetsiz erkek varsa, o can kendi kavminden kesilecektir; o benim ahdimi bozmuştur.” Levililer 12/3


Böylece İsmail Arapların atası , İshak ise Yahudilerin atası olarak kabul görür ve soy devam ederek, sünnet geleneği Yahudilere ve Araplara girmiş olur. Sünnet derisinin çıkarılması töreni, doğumdan sekiz gün sonra yapılır ve Musevi kanununda kutsal olarak kabul edilmiştir.


Hz İbrahim Beer-Şeba, Hebron, Yerusalim, Damask, Ebla, Halep, Babil ve Ur şehirleri arasında bir hilal gibi gidip gelir ve Harran'a yerleşir. Uzun bir zaman sonra da Kenan'a gider. Gezdiği coğrafik bütünlüğe bakıldığında ,sünnet geleneğini onun kabilesinin yaymış olması muhtemeldir.


Tevrat ‘ta Hz Musa döneminden ,sünnet ile ilgili iki olay vardır: İkisi de Mısır ile ilgilidir:


1- Çıkış 4:22-26 Rab Musa’ya şöyle diyor:

“Firavun’a şöyle söyle : ‘İsrail , oğlum ilkimdir. Onu salıver ki, bana ibadet etsin. Onu göndermek istemediğin için ben senin ilk oğlunu öldüreceğim. Rab yolda ona rast geldi. Oğlunu öldürmek istedi. Tsippora (Musa’nın karısı) keskin bir taş ile oğlunun gulfesini kesip Tanrısının ayaklarına attı. Ve dedi ‘Gerçekten sen bana kan güveyisin’ Rab onu bıraktı ve kadın ‘Sen bana sünnet sebebiyle kan güveyisin."

…Kadın gulfeyi sunarak Tanrı’yı sakinleştiriyor. Bir tür kurban…!!

(Bu arada : “Güvey Tanrı” deyimi de Sümer’e dayanıyor. Sümer’in Aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna’nın kocası Dumuzi ; Güvey Tanrıdır.! Bunun sebebi de Eski Ahit’in MÖ. 5.yy da tamamlanmış olmasıdır.!) 


2- Yeşu Bap 5:2 

“Rab, Yeşu’ya dedi ki: Taştan bıçaklar yap ve İsrailoğullarını ikince kere sünnet et! Yeşu söyleneni yaptı. İsrailoğullarını sünnet etti.”


Bunun sebebi de Mısır’dan çıkan kavmin sünnetli erkekleri 40 yılın sonunda yolda ölür ve yolda doğanlar sünnetsizdir. 


Mısırlılardaki ya da başka kavimlerdeki sünnet uygulaması, ilâhlara kurban amacı taşıyor olmasına karşılık Yahudilerdeki sünnet, verilmiş bir sözün unutulmasını önlemek amacını taşımaktadır.




MÜSLÜMANLIKTA :

Eldeki tarihî kaynaklarda da, Müslümanlığın yayılma dönemlerinde toplu olarak İslâm’a girenlerin sünnet ettirildiğine dair, ya da fetihler sonucunda sünnet merasimleri yapıldığına dair hiçbir bilgiye rastlanmamıştır. Çok garip bir şekilde, Kuran'da erkek ve kadın sünnetinden hiç söz edilmez. Kesme anlamında "Sünnet" kelimesi Kuran'da yer almaz.  Müslümanlar genelde bu gerçeği gözardı eder.  Ayrıca Tevrat'ta yer alan Hz. İbrahim'in sünneti bile Kuran'da yer almaz. 


Öyleyse, Kuran'ın Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarından farklı olarak bu konu hakkında temelde sessiz kaldığını söyleyebiliriz.
Ancak daha sonraları, sünneti İslâm’a yerleştirmek isteyen zihniyet sahipleri, bazı Kur’an ayetlerini, işlerine geldiği gibi yorumlamışlar ve bu yorumlara (yalan söylediği birçok halife tarafında tastiklenen) Ebu Hüreyre’nin uydurduğu rivayetleri ekleyerek sünneti ; İbrahim peygamberden Müslümanlara intikal eden bir gelenek hatta mecburî bir ödev olarak göstermişler ve bu işe zorlama ile kazandırdıkları dinî kimlik sayesinde de Müslümanlığın ana şartı hâline getirmişlerdir.


Müslümanlıkta Kur’an emretmediği halde, Hz Muhammed’e olan saygı ve sevgiden dolayı izlediği yol esas alınır ve sünnet geleneği devam ettirilir. Ayrıca hadislerde varsa bile , Kur’an’a en küçük zıtlık ve uymazlık belirtmesi halinde bağlayıcı vasıfları kaybolur.!


Bu yüzden de İslam'ı "karalamaya" çalıştığınızı söyleyerek ,tepki gösterecek olanlar da çoktur.!




* KİRVE ile ilgili olarak ta değerli hocalarımızdan Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu'nun açıklamsı şu şekildedir: "Oğlan çocuğunu sünnet sırasında kucağında tutan kişi ve ailesinin, iki taraf için de “Kirve” adıyla anılması; ve İslam’da bulunmadığı halde - ne Arap’ta, ne Fars’ta var – Yerli, Karapapak, Türkmen, Zaza, Kürmanç, Yezidi gibi eski “Oğuz-Elleri” Ülkesinden olanlarda yaşıyor. Fergana’da buna “Kübre/Kübrelik” deniyor; “kirve” diye söylemek, “körpü, torpakh, ireli” gibi  “R” sesini ilk heceye kaydırma yanlışından gelir. Kazakistan’da, Oğlan bebeğin göbeğini kesen Ebe ve ailesine “Kındık/Kindik-Ana , Kındık/Kindik-Ata” denerek, Dokuz-Göbek boyunca o aileler, birbirinden kız alıp-veremez. Bu Eski Türk Töresi’nin İslam’da Sünnet’e bağlandığı açıkça görülüyor." 




HIRİSTİYANLIKTA :



Dört İncil’den sadece Luka İncili, İsa peygamberin çocukluğu ve onun sünnet oluşu hakkında,öteki İncillerde bulunmayan ayrıntılar vermektedir. 


Luka : 2:21; " Sekizinci gün ,çocuğu sünnet etme zamanı gelince ,O’na İsa adı verildi."

İsa peygamberin Yahudi ırkına mensup olduğu hatırlanacak olursa, bu bilgi yadırganamaz. 


Bu bilgi dışında sünnet uygulamasından bahseden tek bölüm, "Romalılara Mektuplar" bölümüdür. 


Aziz Paulus, kiliseler kurmak amacıyla arkadaşı Barnabas ile Anadolu'yu dolaşırken, Yahudi kökenli (Romalılar) olmayanların da sünnet olmaya zorlanması karşısında, konuyu Kudüs’teki kilise büyüklerine iletmek üzere, teşkil edilen bir heyetin başkanı olarak 
Kudüs’e gelmiştir. Yahudi kökenli olmayan yetişkin erkekler Hıristiyan olmak istese de sünnet olmayı reddeder . Böylece M.S. 50 de Kudüs Konsili toplanır ve Yahudi kökenli olmayanların Yahudi şeriatına uyma zorunluluğu bulunmadığına karar verirler. 


İşte, Aziz Paulus tarafından yazılan "Romalılara Mektuplar" bölümünde, Kudüs Konsilince alınan karar doğrultusunda, Yahudi olmayanların da Hıristiyanlığa kazanılması gerektiği savı işlenmiş ve "mutluluğun" sünnetli olmayanları da kapsayacağı belirtilmiştir:


Romalılara Mektup: İbrahim’in Doğruluğu : Sünnetsiz Durumdayken 9-12 :

"Öyleyse bu mutluluk yalnız sünnetlileri mi , yoksa sünnetli olmayanları da mı kapsar? Çünkü İbrahim’in imanı kendisine doğruluk yerine sayıldı diyoruz. Nasıl oldu da bu böyle sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, yoksa sünnetsiz durumdayken mi? Hayır, sünnet olduktan sonra değil , tam tersine, sünnetsiz durumdayken sayıldı. İbrahim daha sünnetsizken, sünneti imandan doğan doğruluğun bir damgası , bir simgesi olarak aldı; sünnetsiz olmalarına karşın iman edenlerin tümüne ruhsal baba olsun diye. Böylelikle onlara doğruluk sayılması amaçlandı. Bunun yanısıra sünnetlilere de baba oldu; yalnız sünnetli oldukları için değil babamız İbrahim’in sünnetsizken taşıdığı imanın izlerinde yürüdükleri için."


Galatyalılara Mektup: Sevindirici Haber Petros’un Önünde Savunuluyor 11-14 :

"....Çünkü sünneti önemseyen Yahudi soyundan korkuyordu. Petros’la birlikte Yahudilerin geri kalanları da ikiyüzlülük gösterdi. Barnabas bile onların ikiyüzlülüğüne kapıldı. Onların Sevindirici Haber’in doğruluğuna ayak uydurmadıklarını görünce, herkesin önünde Petros’a şunları söyledim: “Sen Yahudiyken , Yahudi gibi değil de uluslar gibi yaşıyorsun. Öylese ulusları nasıl Yahudi gibi yaşamaya zorlayabilirsin?”


Galatyalılara Mektup: Özgürlüğünüzü Yitirmeyin 1-15 : 

"......Dinleyin ; ben Pavlos sizlere diyorum ki , sünnet edilirseniz Mesih’in size bir yararı olmaz. Sünnet edilen herkese bir kez daha vurguluyorum: O kişi tüm ruhsal yasayı tutmak zorundadır. Ruhsal yasa aracılığıyla doğrulukla donatılmak isteyen sizlerin Mesih’le ilişkisi kopmuştur. Tanrısal kayradan ayrı düşmüş bulunuyorsunuz. Bize gelince , Ruh bağlılığında, imandan oluşan umutla doğruluğu gözlemekteyiz. Çünkü Mesih İsa bağlılığında olana ne sünnet edilmenin , ne de edilmemenin bir yararı vardır. Önemli olan , sevgi yoluyla etkisini belirten imandır...Bana gelince kardeşlerim, sünnet gereğini yaymayı sürdürseydim , bu güne dek katlandığım saldırıların bir anlamı olabilir miydi?"


Dört İncil dışındaki İncillerden Thomas İncilinde ise sünnetle ilgili şu cümle yer almaktadır:

“53. Havariler ona dediler: Sünnet faydalı mı değil mi? Onlara dedi: Eğer faydalı olsaydı, babaları onları daha annelerindeyken sünnet ederdi. Ama Ruh’taki sünnet çok faydalı!”


Gerçekler böylesine apaçık ortada iken bazı kişiler de, peygamberimiz ile birlikte, Adem, Nuh, Musa, Yahya ve İsa peygamberlerin de doğuştan sünnetli olduklarını ileri sürmüşler, öbür yandan da Peygamberimizin, doğumunun yedinci gününde, o günün törelerine uyularak dedesi Abdülmuttalip tarafından bir ziyafet verilerek sünnet ettirildiğini anlatan bir çok rivayete itibar etmemişlerdir. 


Sonuçta Arap toplumu İsmail’in soyundan gelmekteydi ve sünnet uygulaması vardı. Hristiyanlarda sünneti farz sayan tek kilise Habeş Kilisesi’dir. Ermeni kilisesi dahil Ortodoks kiliselerin bir çoğu Hz İsa’nın sünnet törenini 1 Ocak’ta kutlar. Pavlos ile ortadan kaldırılan sünnetle Hıristiyanlar bu geleneği unutmuş ve hatta Hz İsa’nın bile sünnetli olduğunu bilmez, bilir ama kabul edemez yada bilmemezlikten gelir.



( Turistlere sorun bakalım yüzde kaçı cevap verebilecek !)




DİĞER ÜLKELERDEKİ DURUM:


Sanılanın aksine sünnet bugün dünyada yaygın biçimde uygulanmaktadır. ABD ve Avrupa ülkelerinde dini inançtan ziyade sağlık endişeleriyle sünnet yapılmaktadır. Ancak, kuzey ve merkezi Avrupa ülkeleri ve Güney Amerika ülkelerinde uygulama oranı düşüktür. 


ABD’de doğumdan sonraki erken dönemde yapılması önerilmekte ve % 70 dolayında yaygın olarak uygulanmaktadır.


İngiltere’de tahmin edilebilenin çok üzerinde bir oranda sünnet yapıldığını bilinmektetir. 1995–96 yılları arasına ait Sağlık Departmanı istatistiklerine göre 15 yaşın altındaki erkek çocuklarının % 62’sinin sünnetli olduğu yazmaktadır.


Sünnetin İngiltere’deki serüveni birkaç yüzyıl geriye, emperyalist yayılmacılık yıllarının başlarına gitmektedir. İngiltere’nin genişlemeyle birlikte dünyanın dört bir tarafına gönderdiği istilacı askerleri ve beraberindekilerin farklı kültürler ile teması kaçınılmazdı. Hindistan’da ise Müslüman halklar ile temasları sırasında sünnetle tanıştılar.


19. yy.ın başlarında zengin ve üst sınıf aileler ve kraliyet fertleri arasında meşhur olmaya başlamıştır. Kraliyet ailesinin fertleri Londra’da bulunan Yahudi sünnetçi tarafından sünnet olmuştur. Bu gelenek ya da moda, o tarihlerde halk arasında pek rağbet görmemiştir. (bu gelenek hala devam ediyor mu bilinmiyor !)


Kanada için ise bu oran % 48 olarak kaydedilmektedir.Kanada’da sünnet oranları bölgeden bölgeye değişiklik gösterir ve halen hastanede yeni doğan sünnet oranı % 10’un altındadır.


Güney Afrika’da sünnetin tarihi oldukça eskidir. Zulu gibi kabileler sünnete karşı iken, Xhosa ve diğer bazı kabillerde yaygındır.


Avustralya Aborijinleri arasında yaygın, fakat evrensel değildir. Bazı kabilelerde hala uygulanmaktadır. 30 yıl kadar önce Avustralyalı erkeklerin % 60’ı sünnet olurken, bu daha sonra % 10’a düşmüştür. Ancak son yayınlanan bir raporda ebeveynler sünnet ettirmek istediği yeni doğanlarda oran % 20 olarak tespit edilmiştir. Bunda ailelerin dini, kültürel, medikal ve sosyal nedenlerle gelen istekleri belirleyici olmaktadır. 


İnsan derisi , ilaç ve kozmetik şirketleri tarafından , araştırma malzemesi olarak kullanıyor ve milyon dolarlık bir endüstiriye sahip. Ayrıca bir tür nefes alan bandaj olarakta piyasaya sürülüyor. Özellikle bebek derisi çok büyük bir esneklikliğe sahip olduğu için yanık tedavilerinde kullanımı önde geliyor.


1980 ‘li yıllardan itibaren bazı Genetik araştırma şirketleri ebeveynlerin izni olmadan , çocuklarının sünnet derisini ticari amaçla kullandığı için davalık olmuştur. 


Semra Bayraktar

Yararlanan kaynaklar:
-İbrahim Peygamber - Muazzez İlmiye Çığ
-Ana Tanrıça Kültü Semineri – İTÜ.Sezai Gülşen
-Kur’an-ı Kerim
-Kitab-ı Mukaddes/İncil
-Mitoloji Sözlüğü – Azra Erat
-Larsen Gl., Williams, SD., Postneonatal Circumsion: Population Profile, Pediatrics 1990, ABD -Farshi, Z., Atkinson KR., Sqire R, A Study Clinical Opinion and Practice Regarding Circumcision, Arch Dis Child, 2000 England -James Hutchinson J., On Circumcision,1890-1891, England
-Canadian Institute for Health Information, Ontario Ministry of Health,2000
-Aledort LM. Circumcision and Haemophhilia: a Perspective. Hemophilia, 1998 ,Avustralya
-İnternette “Hıtan” (Sünnet) üzerine makaleler.