zaza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2015 Cumartesi

DOĞU ANADOLU KİMLİĞİ






"Yavuz'un kudretli kılıcı altında ezilerek doğunun sarp dağlarına kaçan, dillerini ve milli duygularını bu çeşit zorlamalar altında kaybedip Kızılbaş adını alan bu aşiretler, Erzincan tarihinin dediği gibi Kürt, Kızılbaş ve dinsiz değil, özbeöz Türk Türkmen olan Alevi ve Bektaşilerdir. Bunların oturduğu yer Kürdüstan değil, doğu Anadolumuzun bölünmez bir parçasıdır. 


O şerefli yurt parçası, karış karış bütün tarih boyunca Türk kanıyla sulanmıştır. Doğu illerimizin yüksek dağlarında, dar geçitlerde, özel tepeler, pınarbaşlarında yapılmış binlerce mezar ve çevirmelerde yüzbinlerce Türk şehidi yatıyor. Bu illerin bütün dağ ve ovaları hâlâ bu mukaddes Türk şehitlerinin adlarıyle anılıyor, Munzur dağları, Bağır-baba, Düzgünbaba, Sultanbaba, Bayındırbaba ve bunlara benzer yüzlerce canlı eser meydanda gözleri kamaştırmaktadır. 


Bu canlı eserler ve gerçeklik, yalnız Alevilerin bulunduğu bölgelerde değil, doğu illerimizin bütün kesimlerinde bütün ihtişamiyle kendisini göstermektedir. Doğunun her dağında, ovasında, köyünde , kasabasında birer Türk hanı, hakanı, boybeyi, ilağası yatıyor. Daha din yani 1938 yılında Atatürk heykelinin kuruluşu için Muş hükümet konağı karşısında açılan meydanda bir metre derinlikte meydan çıkan Halil bey ibni Belitan adlı bir Türk hanının mezar taşı üzerinde şu Arapça yazılar görüldü:


(Hazihi, liravzatul - muttahara velmiratül - celilil - münever, Biemrilcelil merhum, birrahmetli celilil - mübin. Elneziril - meşhur. Halil bey ibni mağfurul - Biltan. Ve hüvve min sulâletül Bayındırhan. Tâbe sacâh, kâd hakemedü fil - Medinetü Muş. Mahsura leşireteyni. Mâte fişşehri mübarek ğayeyi şabanu - Muazzam Fİ, tarih. Sabâ Samânine mite hicri.)


Bayındır han sülalesinden olan Halil bey ibni Biltan'ın 780 inci hicri (1394 miladi) tarihinde Muş'ta hükümet sürdüğü ve orada vefat ettiği sabit oldu.


Ele aldığımız bu konu üzerinde gerçek bir eser yazan Kadri Kemal Kop, Doğuda Araştırmalarım adlı eserinin onuncu sahifesinde:


(13 -üncü asrın sonlarında Oğuz ailesinden olan Ak ve Karakoyunlu Türkleri, akın akın doğu vilayetlerimize ve ezcümle Van gölü garbına ve Dersim cihetlerine taştılar, ve istila ettiler. Fırat ve Dicle vadilerinin yukarı kısımlarına yerleştiler. Hatta Karakoyunlular bu sırada Ahlat ve Malazgirt'te kuvvetli bir hükümet kurdular.


Kadri Kemal yine bu eserinin Alevilere ait faslında:


(Maraş, Dersim, Akçadağ yaylarından oturan birçok Türk kabileleri Kızılbaşlığı almışlardır diye Osmanlılar Türkten ayrı bir yığın sanmışlardır. Bunlar da kendilerini öyle sanmış ve zamanla öz dillerini itirmekten bir acı ve endişe duymamışlardır.) diyor.


Sayın bilgin Besim Atalay, Bektaşilik ve Edebiyatı adlı eserinde: - Öz Türk soyundan olan Bektaşi, Alevi ve Kızılbaşların bir buçuk milyon nüfusları olduğunu ve bu miktarın yediyüz bininin Zazaca ve Kürtçe, sekizyüz bininin de Türkçe konuşmakta olduklarını ve Anadolu'da bulunan Bektaşi Türklerin, ırkdaşları olan Sünni Türklerin varlığından faydalanarak ana lisanlarını kurduklarını, doğu Anadolu'da bulunan Alevilerin de komşuarı olan Kürt kabailinin âdetlerine uyarak ve İran edebiyatının tesiri altında kalarak lisanlarını karmakarışık bir hale getirdiklerini, ve bu kısım Alevilerin konuşmakta oldukları Zazacanın yüzde altmışının öz türkçe kelimelerle dolu bulunduğunu hülasa ederek Dersim'deki aşiretleri bu kısma dahil ediyor."


Doğu İlleri ve Varto Tarihi.
M.Şerif Fırat.






Bayundur boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre Divân-ı Lügati't-Türk'deki yirmi iki Oğuz bölüğünden üçüncüsü; "Bayundur"lardır. Bu boyların Üçoklar kolundan (sol kolundan) Oğuz Kağan'ın oğlu Gök Han'ın soyundan geldikleri kabul edilir. Akkoyunlu hanedanı Bayındır boyundan çıkmıştır.

Oğuzlar - Faruk Sümer


















EBU BEKR-i TiHRANi
KITAB-I DIYARBEKRIYYE - PDF

Ebu Bekr-i Tihrani'nin 875 (1470-71) yılında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey adına Farsça yazdığı Kitab-ı Diyarbekriyye, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri hakkında yazılmış tek tarih kitabıdır. Bu kitapta Hz. Adem'e kadar Uzun Hasan Bey'in atalarından bahsettikten sonra Akkoyunluların ilk hükümdarı Kara Osman'dan başlayarak yazıldığı tarihe kadar olan Akkoyunlu tarihini anlatır. O arada konuya uygun olarak Karakoyunlu tarihi. Horasan'ın durumu. Şahruh'un ölümü, Çağatay mirzaları arasındaki bitmek bilmeyen kavgalar ve Osmanlı-Akkoyunlu ilişkileri hakkında çok değerli bilgiler verir.









Baran Türkleri - Karakoyunlu
Baran, bir Türk adı...






Türkmen Mahallesi ve “Kürt-Mahmudlu” Aşireti




Kuşadası Türkmen Mahallesi’ni kuran “Kürt-Mahmudlu”lar hakkında bir araştırma yapmam istenildiğinde olayın derin bir tarihi boyutu olduğunu gördüm. Aslında Kürtlerin de Türk boylarından oluştuğunu çeşitli araştırmalarımda öğrenmiştim, ama Türkmen Mahallesi’ni kuran “Kürt-Mahmudlu” “Kürt-Mihmadlu” hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Öncelikle Kürtlerin nasıl “Kürt” olarak anıldığını ve Türk boylarının nasıl “Kürtleştirildiği”ni bilmek gerek. 

Macar asıllı Prof.Dr.Laszlo Rasonyi “Tarihte Türklük” kitabında “Türk asıllı Kürt oymağı”ndan bahseder, bu Türk asıllı Kürtler Macarları oluşturan 7 boylardan biridir ve Yenisey’deki “Türk Kürtleri”nden oluşur ve Göktürkler çağında Macarlara katılarak Balkanlara göçmüştür. Yine Macar asıllı Gyula Nemeth “Yurt Kuran Macaların Tarihi” kitabında bu olayı şu şekilde açıklar: “Kürt, Yenisey civarındaki bir Türk boyudur.”

19.yy’da Elegest  Irmağı vadisinde bulunan ve M.S.650 yılında yazılmış olan Elegeş yazıtının 5.satırında geçen “körtlta) k(a)n : [(a)lp] ur(u)I]u” daki “Körtle” yanlış okuma sonucunda “Kürt” diye bilim dünyasına sunulunca, yerli, yabancı tüm araştırmacılar bunu kullanmıştır, halbuki  Alp Urungu  bir Göktürk beyidir.  “Körtle” ise kişi adı olarak geçer  ve yazıtın birçok yerinde rastlanır. Uygur metinlerinde de geçen “Körtle” kelimesinin anlamı “Güzel”dir, “Güzel han Alpurungu” dur o , “Böylece bu taşın anısına dikildiği hanın adı, bence, ünvanları ile birlikte, Körtlö Kan Alp Urungu' dur” der Prof.Dr.Talat Tekin.

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl  açıklamalarında: "Göktürk devletinin adı Göktürk değildi, Türk Devleti idi, daha doğrusu Türk Kağanlığı idi.  Göktürk sadece Kültegin yazıtının doğu yüzünün 3.satırında , Bilge Kağanı yazıtının doğu yüzünde 3.ve 4. Satırlarında Köktürk tabiri geçtiği için, Alman türkologlar tarafından  1896 yılında bu ileri sürülmüş, Köktürk diyelim diye. Anadolu Türkçesi dahil, 19.yy’dan sonra her yerde Göktürk olarak anılmıştır. 

Prof.Dr.Taşağıl, “Devletin asıl adı  “Türk Devleti dir. Çin, Bizans, İslam ve Tibet kaynaklarında Türk olarak geçer."  derse, Elegeş yazıtının da yanlış okunmuş olabileceği desteklenir. Böylece Macar alimlerin bahsettiği “Kürt” kelimesi de ortadan kalkar ve geriye sadece Türk kalır.

Kürtçe de “Kürt” diye bir kelime bulunmamakla beraber anlamı da yoktur zaten. Fars ve diğer dillerde de anlamı yoktur ve Arapçaya da Türkçeden geçmiştir.  Bu yüzden de “Kürt” kelimesinin etimolojini Türkçe’de aramak zorundayız.

Divânu Lügati't-Türk’te Kürt kelimesi kar yığını, çığ, ya da bir çeşit kayın ağacı anlamına gelir. Macar dili dahil Türk lehçelerinde “Kürt”, kar yığını anlamına gelir. Gy.Nemeth; “Türklerde boy adları verilirken hal, tavır, hava olayları ve yerleşim ile yaşayış biçimleri büyük oranda etkilidir” der. En basitinden “kar kürümek” denildiğinde bile kürümek kelimesinin kökündeki “kür” ile “ kürt” kelimesinin kökü aynıdır.  Dağlı Türklerin yaşadığı yerlerin de engebelli, sarp, karlı dağlar olduğu düşünülürse, Kürt kelimesinin kar ile ilişkisi ortaya çıkar. 

Ali Tayyar Önder “Türkiye’nin Etnik Yapısı” kitabında Kürtçenin yapısını şu şekilde açıklar : “ 8500 kelimenin 3080’i Türkçe, 2230’u Farsça (1200’ü Zend Lehçesi), 370’i Pehlevi Lehçesi, 2000’i Arapça, 220’si Ermenice, 108’i Keldanice, 60’ı Çerkezce, 20’si Gürcüce ve 300’ü menşei belli olmayandır. Alman dilbilimci De Groot ise 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin bugünkü Kürtçede halen kullanıldığını tespit etmiştir.”

Yaşar Kalafat “Türk Kültüründe Kürtler” kitabında, Saka Türkleri arasında Gur adlı bir boy olduğunu ve dağlık bölgelerde yaşadığını, zamanla ağızlarda “Gur” kelimesine “t” eklendiğini ve “Gurt” adını aldığını, bu görüşü benimseyen araştırmacılar olduğundan bahseder. Aynı görüş kendisi de bir Zaza olan M.Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” kitabında da vardır, Zazaların ve Gurmançların (Kurmanç) bu boydan olduğunu tastikler ve Türk boylarından oluştuğunu söyler.

Osmanlı tahrir defterlerinde Türk, Türkmen, Dağlı Türk diye geçen doğudaki tüm boylar bugün için Kürt olarak anılmaktadır, lakin bu aşiretler özbeöz Türktür ve Türk adları taşımaktadırlar. 

“Kürt Tarihi” adı altında yazılan birçok kitapta Sakaların Medlerin soyundan geldiklerini belirtirler. Halbuki milattan önceki devirlerde yaşamış olan Sakalar/İskitler  bugün için tartışması bitmiş ve Türk dilli, Türk milleti olarak açıklanmıştır. Bunun yanında Orta Doğu’da yaşamış Medleri ataları ilan ederler ki, son araştırmalarda bunlarında Türk dilli oldukları anlaşılmıştır.  

Ahsen Batur “Kürdoloji Yalanları” ve  M.Şerif Fırat “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” Zazaların Sakaların soyundan geldiklerini söyler ki bunu Türkmenistan’dan Gerey de destekler. Hatta “Aşkabad Üniversitesinde 25 yιl tarih hocasι olan Rosliyakf´un açιklamasιna göre türkmen ulusunun üstelik %70´ni oluşturan Teke ve Yomut boy birlikleri Saka-İskitlerin torunlarιdιr” der Begmyrat  Gerey ve devam eder “ Biz Rosliyakof´un bu düşüncesinin doğru olduğunu, Herodot ve diğer Yunan tarihçilerin yazιlarιnda adι geçen: Parn, Part (Partlar), Dah (Daz), Dahe (Teke), Barkas (Burkaz), Grehi (Gerey), Sakaw, Sakar (Sak är) gibi boylarιn bugün de eski adlarι ile eski yurtlarιnda yaşamakta olduklarιnι görmekdeyiz.  Ägşar (Avşar), Bayat, Begdilli, Bayιndιr, Iğdir, Yemreli, Eymir, Yzιr gibi Oğuz-Kıpçak boylarιnι ise biz türkmenlerin kalan bölümü olan Kökleñ, Sarιk ve Salιr boy birliklerinde görürüz. “

Görüldüğü gibi İskit, Saka, Part ve daha birçok farklı isim altındaki eski uygarlıklar bugünkü Türklerin atası olan Oğuzları oluşturmuşlardır ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşenler, yerleştirilenler işte bu “Dağlı Türkler”dir.

Yusuf Halaçoğlu “Ekrad” ve “Kürt” tabirlerinin her zaman için etnik bir anlam taşımadığını, bunu da 24 Oğuz boyundan Dögerlerin Urfa yöresinde yaşayan Ekrad-ı Döğerli ile örnekler. Ekrad kelimesi tıpkı Etrak gibi yörük, göçebe, konar/göçer, dağlı anlamına gelir. Ayrıca İran ve Arap kaynaklarında da “Kürt” kelimesi göçebe hayatı yaşayanların ortak adı olarak geçer.   Dulkadirli Türkmenlerine bağlı Gözüciyan / Bertiz aşiretinden Kürt Atlu cemaatindeki Kürt adı etnik yapıyı değil adını temsil eder, çünkü etnik yapısı Türktür. Böylece Türkmen aşiretlerinde Kürt ismi kullanılmakla birlikte Kürt-Mahmudlu, Kürt-Mihmadlu adı ,daha bi anlaşılır hale gelir. Buradaki Kürt / Kurt bir unvan, bir lakap olarak kullanılmıştır.

Dulkadirli Türkmenlerinden olan Dokuz /Besanlu taifesi Kırşehir, Nevşehir, Aydın, Denizli, Mardin, Kayseri, Antep, Adıyaman ve Maraş dolaylarına yerleşmişlerdir. İşte bu taifeye bağlı Kürt-Mahmudlu da Aydın ilinin Kuşadası İlçesine kendiliğinden yer tutmuş ve Türkmen Mahallesi’ni kurmuştur. Prof.Dr.Mehmet Eröz’ de 1713 yılında Kürt Mahmudlu aşiretinden bazı grupların Anadolu’dan İzmir civarına sürüldüğünden bahseder.

Bir başka kaynakta ise; “Mihmadlu ve Boz-Atlu obalarının Kızıklara ait olduğunu biliyoruz….Mahmatlı adı taşıyan köy ve yerleşim yerlerinde kimi zaman başka adlarla da karşılaşmaktayız. Buna örnek olarak Kürt-Mihmatlu oymağını gösterebiliriz. Bu oymak ve diğer Kürt ön adı almış Mahmatlı oymaklarının tamamı da Kızık Boyu’na bağlı kollardandır. Tapu ve tahrir defterlerine göre Şam ve Sivas yörelerinde yaşayan 1120 hanelik Kürt-Mehmedlü Cemaati Dulkadirli Türkmenlerine bağlıdır. Aksaray köylerinden Kürt-Mahmatlı cemaati Bozulus Türkmenlerine mensuptur” der ve şöyle devam eder : “ Kuşadası’ndaki Türkmen mahallesini kuranlar Bozulus Türkmenlerine mensup Kürt-Mihmatlu Oymağıdır. Tarihte Mahmatlı, Mehmetlü, Mihmatlı olarak geçen bütün cemaatlerin Oğuzhan’ın oğlu Yıldız Han’ın oğullarından Kızık Bey’in soyundan geldikleri kesin bir bilgidir.  Kızık Bey’in diğer oğulları ise Avşar, Beğdilli ve Karkın’dır”

13.yy’da Moğol istilası ile birlikte Selçuklular yönetimindeki Anadolu’ya gelen Kızıklar yaygın olarak Ankara ve Antep yöresine yerleşmiştir ve Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli bir rol almışlardır. Bugün için Mihmadlu, Mahmudlu adlı cemaatler günümüzde Mahmatlı, Mehmetli ve Mahmutlu adlarıyla anılan köyler kurmuştur. Örnek: Mahmudlar – Silifke ; Mahmudlar – Tire ; Mihmad – Kütahya ; Mahmudlar Yörükler cemaati – Saruhan. Ayrıca Kızıkların bir oymağı da 15.yy’da Halep Türkmenleri  arasına karışmıştır. Bununla beraber, Boynu İncelü Türkmenleri oymaklarından olan Karaca Kürd ve Kürd Mehmedlü aşiretlerine de Nevşehir ve Kırşehir yöresinde rastlıyoruz.

Türkmenlerin Kürtleştirilmesi olayı Osmanlı döneminde başlar. Yavuz Sultan Selim “Dağlı Türkler”i ötekileştirerek Doğu Anadolu’ya yerleştirir ve onlarda zamanla kendilerini farklı bir etnik yapı içinde geliştirir. Selçuklu döneminde Kürt veya Kürdistan kelimeleri geçmez ama Osmanlı döneminden itibaren Güneydoğu Anadolu bölgesinden İran ve Irak içlerine kadar olan dağlık bölgeye Kürdistan denilmiştir. Bu bir coğrafik ad olup etnik yapıyla hiçbir ilgisi yoktur. Keza buralarda yaşayan boy, aşiret ve cemaat özbeöz Türk’tür, Fars ve Arap milletiyle karışan Oğuz boylarındandır. 

Mesela, Oğuz Türkleri olan Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı gibi Türkmen boyları Kürt olarak anılmaktadır.

Atmalı aşiretine en güzel örnek ise, Kurtuluş Savaşı’nda Antep’in kurtuluşunda ön cephede Fransızlara karşı vatan savunması yapan ve Karayılan olarak ün yapan kahraman Kürt Mulla, bugün için Kurmança konuşan, Atmalı-Atmalu aşiretinden olup Oğuzların Bozoklar’ından Beydilli/Begdilli ve Karakeçeliler’dendir ve Türk’tür. Eski Cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’da bu aşirettendir!

Bunun yanısıra, Oğuzların en büyük boylarından olup lider bile çıkaran Avşarlar, bugün Kürtleştirilmek istenilmektedir. Atatürk’ün sadık ve en yakın dostu olan Tunceli milletvekili Diyap Ağa, bilinenin aksine Kürt değil Avşar boyuna mensup bir Türk'tür.  

Soydaşlarımıza gerçeklerin anlatılması, ayrıştırmayı bırakıp birleştirici olmayı ve özlerine dönmelerini sağlamalıyız, Türkiye ve Türk Tarihi üzerinde oynanan bu çirkin oyunu açığa çıkarmak her vatandaşın görevidir, çünkü olaylar zıvanadan çıkmıştır!


Semra Bayraktar
KUYETA, Mayıs-Haziran 2015, sayı.77-78
Kaynaklar:
Ali Tayyar Önder  – Türkiye’nin Etnik Yapısı
M.Şerif Fırat – Doğu İlleri ve Varto Tarihi
A.Menderes Kaya – Avşar Türkmenleri
Prof.Dr.Mehmet Eröz – Yörükler
Ahsen Batur – Kürdoloji Yalanları
Saadun Köprülü – Türkmenler
Kızıklar Kültür Eğitim ve Dayanışma Derneği Gaziantep
Prof.Dr.Talat Tekin - Türk Dilleri Araştırmaları, c.5, 1995
Prof.Dr.Ahmet Buran – Kürtler ve Kürt Dili
Begmyrat Gerey / Türkmenistan - Türkmen dilinin özellikleri, genel Türk dilinin içerisindeki ýeri 
Yusuf  Halaçoğlu, XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu, 1997, s.47.

*Zıvanadan Çıkmak! : Denizcilik terimi olup, yelkenlilerin direklerinin girdiği oluğa denir. Eğer o direk zıvanadan çıkarsa,  tekne yalpalar ve sonunda alabora olur. Böyle bir durumda kaptanın ehliyeti elinden alınır!

ek:
"Urmiye yöresinde yaşayan Araşlı Avşarlarının bir kolu Mahmutlu adını taşımaktadır. Mahmutlu cemaati bölgede eskiden beri mevcut olup bunların bazı kaynaklarda Kürt, bazı kaynaklarda ise Türk olduğu yazılıdır. Osmanlı ise İran’ın Hoy şehrinde yaşayan ve Arapkir, Konya, Malatya, Alanya, Niğde, Halep sancaklarında yayılan, Yeni-İl, Aydın’ın Çine, Ankara’nın Günyüzü, İzmir’in Tire, Edirne’nin Ortaköy kazalarında yerleşen, Balkanlarda Dimetoka ve Filibe’de iskan olan Mahmudi cemaatini (Mahmutlar ve Mahmutlu diye de anılıyor) Türkman Ekradı Yörükanı olarak tanıtıyor. Yani Türkmen olan cemaatin Kürtleri, göçebeleri." Adnan Menderes Kaya

Bozulus Türkmenlerinden olup Aydın bölgesinde sakin olan Mihmadlu, Aksudlu ve Gaffarlu Cemaatleri Bolvadin yakınlarındaki Karaca-ören köyüne, Mihmadlu Cemaatinin yüz haneden fazla bir kısmı ise Ayne-ekreli ve Otan adlı köylere, Kermih, Çökelek ve Kuşdoğanlı Cemaatlerinden oluşan 200  kadar hane  Seyidgazi ile Eskişehir arasında Dudcu-paşa Mezarı yakınında iskan olmuşlardır.




“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. 
Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.”
M.KEMAL ATATÜRK (1931)




15 Ocak 2015 Perşembe

DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ



İstibdat Devrinde Doğu İlleri - Hamidiye Alayları ve Aşiret Kavgaları

Sultan Hamit, Tanzimat Türklerine ve hatta Güya Avrupa devletlerine karşı saltanatını korkudan çıkarmak için 1307-1891 tarihinde doğu illerimizde 36 atlı Hamidiye Alayını teşkil etmiş , bu teşkilata : tarhimizin yukarı kısımlarında açıkladığımız gibi, Yavuz Sultan Selim tarafından Anadolu'dan doğu illerimize kaldırılan ve sonradan Kormanço şubesi adını alan yakın çağ Türk aşiretlerini dahil etmişti.

Sultan Hamit istibdadını yürütmek için artık temeli olarak bu aşiretlerle Kürt ve doğu illerine- de Kürdistan ve kendisine de Kürtlerin babası demekteydi. Vatanına ve milliyetine hiyanet eden bu padişah, doğu illerimizin Kürdistan ve buradaki aşiretlerin de Kürt olmadığını biliyordu. Onun şahsi saltanatı uğrunda söylediği bu sözler, o gün doğu illerinin Türklüğünü yoketmeğe kafi gelmiş, özbeöz Türk soyundan olan doğu halkını , Yavuz'dan sonra bir kere daha felakete sürüklemişti.

Yavuz Sultan Selim devrinden önce yazılmış tarihlerin gerçekte Kürt olarak tesbit ettiği bir millet ve doğu illerimizin coğrafi durumunda yazılmış bir Kürdistan adı yoktu. Sultan Hamit bunu biliyordu.

Fakat o, Tanzimat Türklerine karşı saltanat ve istibdanı ayakta tutabilmek için, coğrafi ve idari durumdan, istibdada elverişli olan doğu illerimizi o günkü, aşiretlerin her üç şubesinin nüfusça en kalabalığı, zengini ve azılısı bulunan Kormanço şubesindeki aşiretleri Hamidiye teşkilatına alarak, bunları Türklük ve gençlik cereyanlarına karşı bir kalkan gibi kullanmak istemişti.

Dördüncü Ordu Müşirliğine tayin kılınan Çerkes Mehmet Zeki Paşa, Erzincan'a gelmiş, doğu illerimizdeki Kormanço şubesine dahil aşiretler arasında Hamidiye teşkilatını kurmak üzere Mirliva Mahmut Paşaya Van, Malazgirt, Hınıs ve Varto'ya göndermişti.

Kormanço şubesi, Mil ve Silif adlı iki partiye ayrılmıştı. Bu partilerin her birine bir aşiret mirlivalığı ile beher alay komutanına birer kaymakam rütbesi verilmişti.

syf 95









Padişah Yavuz çağından başlıyarak Sultan Hamit devrinde tam kökleşen kara siyasetin milli birliği sarsan, milli duyguları din ve hilafete feda eden kötü bir rejimin sonuçlarıydı. 

Yavuz , Şiiliği ve Şah İsmail'i durdurmak için doğu illerimizdeki "Kurt-baba" dağlı Türklere Kürt ve doğu illerine "Kürdistan" adlarını takmış, bunları takviye etmek için Anadolu'dan birçok Türk aşiretlerini kaldırıp doğu illerine göndermişti. 

Sultan Hamit saltanat ve istibdadını yürütmek için bu yakın çağ Türk aşiretlerine "Kormanco" adını takarak onlardan 36 derebeylik ve Hamidiye alayını kurmuş, kendilerine ; "siz benim evlatlarımız ve Kürtlerimsiniz" diye yabancı fikirlere sürüklemişti.

Doğu aşiretleri arasında kökleşen bu yanlış duygular, Birinci Cihan Savaşının sonralarına kadar süregelmiş ve milli mücadele devrinde Kürt taali cemiyeti ile hempalarının işlerine yaramış, bunlar bu aslı astarı olmayan bu adlar üzerinde halkı kandırıp isyana sevk etmişlerdi.

Asılarca bu türlü zehirli fikirler altında inleyen birçok aşiretler Türklüklerini kaybederek çeşit inanlar altında çeşit bölümlere ayrılarak kendilerini Kürt, Seyyit, Abbasi, Halidi, Emevi silsilere kadar götürmüşlerdi. Bu yanlış fikirler ve en çok dini taassup en son onları milli hükümete karşı isyana sürüklemişti. Biz isyan hadisesini anlatırken bu konuya bir kolaylık olsun diye doğu illerimizde bu aşiretlerin ayrıldığı şubeleri ve bağlı oldukları şeyhleri ve irtica harekatında oynadığı rolleri açıklamayı faydalı bulduk.

Kitabımın birinci bölümünde anlattığım gibi, doğu illerimizde yaşayan bu dağlı Türk aşiretleri üç şubeye ayrılmıştı. Baba-kürdiler, Kormançolar, Zazalar.

Bunlardan Hitit-Halti, Lohordo, dağlı Türklerden olan (Kurt-baba) baba-kürdiler; Van ilinin güney bölümündeki kabileler, Şernak, Hakkari, Şemdinan, Pervarı, Gavaş, Cizre, Buhtan aşiretleri, Hizanlı Selahattin ve aşireti, Garzan'da ; Reşkotan, Pencinaran, Bişiri'de; Reman, Midyat'ta; Ara-boyan aşiretleri, Sason, Kabali ve Bitlis'in, Atmanan, Azan aşiretleri, Motikinin ; Sarmi, Musi, Halinan, Bektiran kabileleri, Muş ilinin güney dağlarında oturan Huytu, Beleki, Bildiri , Şigo , Hiyan aşiretleridir. (1)

Bu şubeye bağlı aşiretler tamamen Şafii mezhep, Nakşi ve Kadiri tarikatlı idiler. Bunların en sayılı tekiyeleri ; Hizan'da ; Seyit Ali, Bitlis'te; Küfrevi ve Kadiri ve Norşenli Hazret tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka her kabilenin birer şeyhi ve birçok hocaları vardı.

Miladın onaltıncı yüzyılında Yavuz sultan Selim'in iç Anadolu'dan doğu illerimize kaldırdığı yakın çağ Türk aşiretlerinden olan Kormançolar : Mil ve Zil adlı iki partiye ayrılmış, bunlardan Mil partisi ; Viranşehirli İbrahim Paşa oğulları ve Milan aşireti, Karakeçi kabilesi, Suruç'ta ; Berazan aşrieti, Varto, Bulanık, Karlıova ilçelerideki  Cibran aşiretleri Malazgirt'ten Hasanan aşireti Hınıs, Karayazı, Tatos ilçelerindeki Zirkan, Seyhan, Karabaş kabileri, Eleşkirt'te ; Sıpkan aşireti, Muş'ta; Seydan kabilesi ve Muş ovası halkıdır.

Zil partisine bağlı aşiretler : Ağrıda; Zilan, Celali aşiretleri, Van, Erçiş, Muradiye, Patnos'da Haydaran, Ademan, Takoriyan, Mişkan, aşiretleriydi. (2)

Kormanci şubesine bağlı bütün kabileler Şafii ve Nakşidirler. Birkaç boyları da Kadiri idi. Bunların en meşhur şeyh ve tekiyeleri ; Asi Şeyh Said'in ecdadı olan Palu'lu Şeyh Ali tekiyesi ve Hınıs'ta Şeyh Sait, Solhan'ın Melekan köyü Şeyh Abdullah ve Eleşkirt'te Şeyh Şirin tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka birçok şeyh ve hocalar vardı.

İran'dan gelen Part Türklerinden olup Kadisiye savaşından sonra doğu illerimize gelen dağlı Türklerden Dümbüli-Zazalar: Diyarbakır, Siverek, Elazığ, Ergani , Maden, il ve ilçelerinin bazı kesimlerindeki kabileler ile Hazzo ve Farkın beyleri, Palo halkı, Gökdere, Musyan, Okçiyan, Azan, Halilan Kabileleri, Çapakçur ve Garip beyleri, Mistan, Botan kabileleri, Hini, Genç ve Darahini beyleri ve Zaza kabileleri, ile Solhan ilçesinde oturan Solhan, Zikti, Ömeran aşiretleri ve Motki Zazalardır.

Zaza şubesinin en büyük tekiyeleri : Palulu şeyh Ali tekiyesi imiş, bütün Zazalara ve Kormanço şubesine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan bu Şeyh Ali'nin ahfadından olan asi Şeyh Sait, Kormanço şubesinin topluluğunu idare etmek maksadiyle Palo'dan gelerek Hınıs'ta ikinci bir tekiye kurmuştur. Zazaların diğer tekiyeleri, Melekanlı Şeyh Abdullah ve Gökdereli Şeyh Şerif, Sİlvanlı Şeyh Şemsettin ve Çapakçur'un Çan şeyhleri tekiyeleriydi.

Küçük kabileler halinde yaşayan ve aşiret sistemine tam girmeyen Zazalar , kenidlerini Kürt değil en çok Halidi, Abbasi, Emevi ve Arap sanmış, doğu illerine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan şeylerin Zaza olmasından ötürü , kendilerini Kormanço ve Babakürdi şubelerinden daha kutsal bilmiş ve bu dini gayretle dinin, şeriatın ve hilafetin fedaaileri kesilmiş ve yalnız bu dini taassup yüzünden Cumhuriyete karşı isyan etmişlerdi.

Kürt taali cemiyetinin icra kuvveti olan Cibranlı Halit ve yusuf Ziya siyasi maksatlarını gizleyerek dini kisveye bürünüp zehirli fikirlerini bu yoldan Şeyh Sait'le Kormançi ve Zaza şubelerinin şeyh ve hocalarına aşılamışlardı. İş dine ve maneviyata intikal ettiği için dinin en büyük hamisi sayılan ve Cibranlı Halid'in eniştesi ve şey olan Şeyh Sait, emirel-mücahidin adı altında isyanın başına geçerek manevi nüfuzunu kullanmıştı.

syf 124-125



(1) Bu şubeye bağlı aşiretler Şeyh Sait isyanına karışmamış, birkaç ay sonra Batman isyanını hazırlamışlardı.

(2) Bu parti aşiretleri Şeyh Sait isyanında hükümete taraf olmuş ve sonradan Ağrı-Zilan isyanını ve son irtica hareketini meydana getirmişlerdi.







Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif FIRAT



İkinci Baskı - 1961

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunda yaşayan insanların nasıl kaynaştıklarını, inanç ve törelerin nasıl içselleştirdiklerini anlatmıştır. Eserinin yayımlandığı tarihten hemen sonra da katledilmiştir. Yazarı katledenler, çeşitli yöntemlerle eserini de piyasadan çekmişlerdir. Yazarın katledilmesi ve eserinin piyasadan çekilmesi nedensiz değildir. Bölgede yaşayan insanların aynı kültürel değerlere ve soya bağlı olduklarının ortaya çıkarılması ayrılıkçıları ve bölücüleri rahatsız etmiştir.



""Bu eser Doğu Anadolu'da oturan, Türkçeye benzemeyen bir dil konuştukları için kendilerini Türk'ten ayrı sayan; bilgisizliğimiz  yüzünden bizim de öyle sandığımız vatandaşlarımızın SU KATILMAMIŞ TÜRK OLDUKLARINI  bir defa daha İSPAT ETMEKTEDİR.

HEM DE İNKARINA İMKAN BIRAKMAYAN İLMİ DELİLLER İLE....

DÜNYA ÜZERİNDE KÜRT DİYE ADLANDIRILABİLECEK MÜSTAKİL HÜVEYİTLİ BİR IRK YOKTUR. 
KÜRTLER YALNIZ VATANDAŞIMIZ DEĞİL, SOYDAŞIMIZDIR DA...""

Cemal Gürsel
Devlet Başkanı ve Başbakan
1961







______________________




15 Aralık 2014 Pazartesi

KÜRT OLARAK TANINAN AVŞARLAR / AFŞARLAR



BALABANLILAR
Kürt Olarak Tanınan Afşarlar:


Kürt adı ile tanınan Afşar oymak ve obalar önemli miktardadır. Bunların bir kısmı günümüzde Kürtçe konuşmakta olup Kürt kimliğini benimsemiş iken bir kısmı kasıtlı olarak Kürt olarak tanıtılmaktadır.

Suriye bölgesindeki Afşarların bir kısmı 1375 yılında Memluklerin Çukurova’yı fetihleri üzerine yerlerinden kalkıp Sis (Kozan) yöresine gelmişlerdi. Bunlara Sis Afşarları deniyordu. Bu Avşarlardan bir grup Osmanlı, Memluklu, Ak-Koyunlu gibi devletlerin Çukurova’daki hakimiyet mücadelelerinden kaçarak Sivas-Dersim arasına göç ederek yerleştiler ve burada zaman içerisinde benliklerini kaybettiler.

Günümüzde bu bölgede yaşayan Koçgiri aşireti (bunlar Zaza’dır) bu Avşarların torunudur. Bu konuda yer adları da bizi desteklemektedir. Sivas’a bağlı Suşehri ilçesinin bir köyünün adı da Sis (Çataloluk)’tir. Ayrıca Tunceli’nin Çemişkezek ilçesinde bir köyün adı da Sisne (Varlıkonak)’dir. Sisne (Kocaçukur) adında Maraş Andırın’da da bir köyün varlığı tesadüf değildir. Bu köy adları cemaatin Adana’dan Dersim’e göç ettiklerini gösteriyor. Bilindiği gibi Türk tarihinde yer adları tesadüfen verilmemiştir.

Türk boyları göç ettikleri yerlere eski yurtlarında ki isimleri vererek orayı sahiplenmişlerdir Osmanlı devrinde Sivas ve Dersim’de bulunan ve Kürt olarak anılan aşiretin Kemah ilçesinde ve Boz-Ok’ta da yerleştiği, bir kısım kollarının ise Rumeli’de iskan edildiği görülüyor.

Ayrıca Dersim’e yerleşen Sis Afşarlarından bir bölük, Dersim oymaklarından Sisanlı Aşiretini (bunlar da Zaza) oluşturmuştur. Sisanlıların bir kısmı Erzurum’un Hınıs ilçesine göç edip burada da bazı köyler kurmuşlardır (Mirseyit, Mirgezer, Sağlam, Halefan gibi).

Rumya (Van) Gölünden Kızılırmak’a kadar uzanan sahada (Hınıs, Murat-Fırat-Karasu nehirleri arasından Erzincan-Bayburt arası, Fırat-Karadeniz arası, Erzincan’dan Sakarya’ya uzanan saha) Afşarlar yaşamakta olup, % 80 Kızılbaştırlar.

Bazı yabancı seyyahların Türk oldukları halde kasıtlı olarak Kürt oldukları propagandasını yaptıkları boylardan biri de Dersim-Sivas arasında yaşayan Avşarlardır.

Bunun gibi Diyarbakır, Mardin, Rakka ve Malatya’da yerleşen Kucur (Koçur) Avşarı günümüzde Kürtleşmeye doğru gittiği gibi, Kucur (Koçur) Afşarları’ndan olup Antakya, Arapkir, Çemişkezek, Diyarbakır, Harput, Karaman, Keban, Kızılçayır – Harput, Konya, Malatya, Maraş, Rakka ve Sivas’ta yerleşen Koçur-Zade Koyunoğlu (Uşakları) cemaati ile Arapkir ve Çemişkezek’te yerleşen Koçur-Zade Koyunoğlu İbrahim cemaati de Osmanlı belgelerinde Kürt olarak anılıyor.

Osmanlı belgelerinde Recepli Avşarı Ekradı (Kürtleri) diye anılan grup Rakka, Maraş ve Zamantı’da bulunuyor, Recepli Uşağı obası ise yine Ekrad taifesi (Kürt) olarak adlandırılıyor ve Rakka, Maraş, Zamantı ve Kadirli’de bulunuyordu. Ayrıca Hısn-ı Keyf’te yaşayan bölümü ise Receb-i Kürdlü adıyla anılıyor.

Yabancı yazarlardan Alexandre Jaba, kitabında (1860 tarihli) Kayseri civarındaki Afşarları Kürt olarak göstermişti. Bu Osmanlı belgelerindeki Recepli Avşarı Ekradı tanımına tamamen uymaktadır. Vitale Cuinet ise kitabında (1890 tarihli) Yozgat’ta Afşar adlı Kürtlerden bahsetmiştir.

Günümüzde Yozgat’ta Şefaatli ilçesinde yaşayan Kürt köyleri de Torun soyundan geldiklerini söylemektedirler. Doğudaki bu Receplilerin (Receban) Şeyh Sait İsyanı başta olmak üzere Cumhuriyet devrindeki isyanlara karıştığını görüyoruz. 1705’te iskan edildikleri Rakka’dan kaçıp Kars ve Çıldır Sancakları’na yerleşen Receplilerin bazıları artık Kürtleşmiştir. Bu grupların Kürtleşmesi yerleştikleri köylerin etnik yapısıyla ilgilidir. Kürt köylerine gelenler Kürtleşirken, Türk köylerine gelenler kimliklerini korumuştur.

Bugün bu Recepliler, Ardahan merkez ile Göle, Çıldır ve Posof’un bazı köylerinde yaşamaktadırlar (Bu köylerin hiçbiri tamamen Afşar değildir. Esasen bu köylere sonradan geldikleri için köyün asıl yerlileri nüfus olarak fazladırlar. Şunu da belirtelim 3-5 hane olarak hemen bütün köylerde Afşarlara tesadüf edilir. Bunlar o köylülerle sıkı akrabalık ilişkisine girmiştir). 

Bunlardan Ardahan merkezdekiler Kürt iken, Göle, Çıldır ve Posof’takiler Türk’tür. Çıldır ve Posof’taki Avşarların yaşadıkları köyleri tesbit edemedik. Diğerlerine gelince Ardahan merkeze bağlı Hoçuvan (Hasköy) kasabası ile burayı çevreleyen Tazeköy, Hacıali, Binbaşar, Tunçoluk ve Beşiktaş köyleri ile Göle ilçesine bağlı Yeleçli köyünde yaşamaktadırlar.

Halep Avşarları arasındaki en önemli boy olan Köpeklilerin obalarından biri de Kürt İsmail adını taşıyordu. Ayrıca bölgede Boz-Ulus arasında gördüğümüz Çobu (Çöplü Avşarı’nın akrabası) cemaatinin mensuplarına rastlıyoruz ki onlar, Ekrad taifesinden İzzeddinli’ye tabi üç cemaatten biriydi. Bu adlandırmalar aslında Türkmen toplulukları arasında Kürt kelimesinin yabancı ve etnik bir ismi çağrıştırmadığının güzel bir isbatıdır.

Yine Halep Avşarlarından olan Balabanlı cemaatinin bazı kollarına günümüzde Tunceli ilimizde rastlıyoruz. Zazaların Dersimli koluna mensup olan Balabanlılar, Yavuz - Şah İsmail mücadeleleri sonrası Osmanlı tarafından bu bölgeye getirilip yerleştirilmiştir. Halen aşiret mensupları Türk olduklarını unutmamıştır.



Avşar Türkmenleri
Adnan Menderes Kaya - PDF





BALABANLI / BALABANLU / BALABANLAR AŞİRETİ: 

Horasan (İran) ve Dimetoka'dan (Rumeli) geldikleri yolunda kayıtlar vardır... Osmanlı arşiv vesîkaları da bunları "İran Ekrâdı Tâifesinden ve Yörükân Tâifesinden" göstermektedir. Bu ifade "İran'dan gelenlerin dağda gezeni ve Türkler'in ovada gezeni" anlamına gelir. Balaban TÜRKÇE bir kelime olduğu için "İran dolaylarından gelen TÜRKLER" olarak anlaşılması gerekir. (T.Türkkan)







BALABANLILAR HAKKINDA 
ANKET ÇALIŞMASI-ERZİNCAN YÖRESİ

Katılımcılar kendilerini % 80 oranında "Balabanlı" olarak tarif ederken, % 10'u "Balaban Aşireti'nden" ve geri kalanı ise "Balabanlı Aşireti'nden" şeklinde kendini ifade etmektedir. Bu gözlem bize, Balabanlı bireylerin kendilerini, bir aşiretin mensubu olmaktan çok Balaban adlı bir kişinin soyundan gelenler ya da kendilerini, Balaban adlı şahsın takipçisi olarak görmeye daha meyilli oldukları izlenimini vermektedir.

Katılımcıların % 83’ü kendisini "Türk/Türkmen" olarak ifade etmiş, diğer katılmcılar ise kendilerini "Zaza" olarak tanımlamışlardır.

Vatan Özgül
Kitabı: Dimetoka'dan Erzincan'a Bir Alevi Aşiret : Balabanlılar




Balabanbey Köpekli Avşarı'nın Balaban obası cemaatinden olup , Bulgaristan'da, Çanakkale Ayvacık'ta, Edirne İpsala'da Bilecik Söğüt'te , Bursa Mudanya'da , Tekirdağ Muratlı ve Malkara'da Balaban, Balabancık, Balabanbey, Balabanlı isminde muhtelif köy ve çiftliklere ismini vermiştir. Evliya Çelebi seyahatnamesine göre Aydınoğlu Beyliği'nin Osmanlı Beyliği'ne katılmasından sonra tarih sahnesine çıkan Balabanbey'in İzmir ili Ödemiş ilçesi Balabanlı köyünde makam mezarının olduğu (miladi çevrime göre 1308-1368 yaşadığı) kayıtlıdır. (Ahmet Düzdağ)




Dersim , Elazığ, Erzincan, Sivas, Zara, Tokat, Muş, Varto, Van, Erciş, Ardahan ve Kars yörelerinde koç figürlü mezartaşları da dikkat çeker.










Balabanlı Mezar Taşı







Piltan Bey Cami - Kığı/Bingöl: Balaban cami olarak da bilinen yapı, Akkoyunlu dönemine aittir.Cami minaresi üzerindeki kitabeye göre: Fahreddin Kutluk Bey’in oğlu Pir Ali Bey tarafından miladi 1402 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.Yapının Osmanlı dönemi ve sonrasında çeşitli onarımlar geçirdiği kitabelerden tespit edilmiştir.Mimari özellik olarak yapı doğu batı yönünde dikdörtgen planlı içten ahşap tavanlı,dıştan kırma çatılı üst örgüye sahiptir.








Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu'nun Avşar boyu hakkında ileri sürdüğü şu önemli ve yeni tespitine birlikte göz atalım. Bu tespite göre, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde Oğuz boyları hakkında, milattan önceki yüzyıllara kadar varan bazı izler bulunmaktadır ki bunlar günümüzde bile hala yaşamaktadır.....Oğuzların Avşar boyu...Karadeniz kıyılarında seyahat etmiş ve eser vermiş seyyahların en eskisi olan Skylax, öğrendiklerini MÖ.508-500 yılları arasında Yunan dilinde kaleme aldığı kitabında, Kolklar ülkesinden sonra günümüz Hopa'sının yerindeki kasabanın adıyla anılan APSAR'os çayından ve buranın güneybatısında bulunan BYZERLER kavminden bahseder. Yunancada C,Ç,Ş seslerinin bulunmadığı bilinir ve tekil belirten os son eki çıkarılırsa geriye APSAR kalır. Öte yandan eski Türkçede F,V seslerinin olmadığı ve onların yerine P ve B seslerinin kullanıldığı malumumuzdur. Buna göre APAR şeklinde okunabilecek olan kelimenin, en eskiden bu şekilde telaffuz edilen OĞUZLARIN BOZOK kolundan gelen AVŞAR boyunun adı olduğu kesinlikle ortaya çıkar.....OĞUZ boylarından bir kısmının, büyük ihtimalle MÖ.680'de SAKALAR'la birlikte buralara gelmiş olabileceklerini düşündürüyor.





















KENDİNİ KÜRT ZANNEDEN TÜRKLER;
ÖZÜNÜ UNUTMUŞ, KAYBETMİŞLERİN
AYDINLANMASINA....