kürtleşen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürtleşen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

Karacadağ Türkmenleri



Atlas dergisinin 154.sayısında (2006 Ocak ayı), Faik Bulut imzasıyla “Karacadağ Kürtleri” adlı bir gezi yazısı yayımlandı. Bol resimli bu gezi notlarının arkasındaki bazı gerçekleri pek çoğumuz bilmediğimiz için, bu kıraç dağ başında yaşayan ‘Kürtler’ için üzülür, ağıtlar düzebiliriz. Ama bu yöre insanlarının atalarının yüzlerce yıl önce bu yöreye göçüp yerleşen Oğuz boylarından olduğunu, yüzyıllar içinde Kürtleşerek Türkçeyi unuttuklarını öğrendiğiniz zaman da şaşırıp kalırsınız. 


Evet, ne yazık ki Türk tarihinin Anadolu’daki bin yıldan fazla süregelen uzantısı şaşırtıcı belge ve bilgilerle dolu.Yazı, pek çok insan için bilinmeyenleri anlattığından dolayı ilgi çekici ama bilimsel bir niteliği yok. Neden mi, çünkü yörenin yerleşim tarihi hakkında hiçbir belgeye dayanılmadan yalnız ‘O şöyle dedi, bu böyle dedi’ ile geçiştirilmiş. Halbuki, rahmetli Faruk Sümer Hoca’nın ‘OĞUZLAR- Türkmenler-’ adlı büyük eseri; Osman Turan Hoca’nın ‘Selçuklular Tarihi’, ‘Doğu Anadolu Türk Devletleri’, Cengiz Orhonlu Hoca’nın ‘Anadolu’da Türk Boylarının İskânı’, C. Cahen’in ‘Anadolu’nun Türkleşmesi’ adlı eserleri okunup, yapılan gözlemlerle birleştirilseydi bu yazı daha bilimsel, daha kalıcı olurdu. 


Araştırıcının yalnız gözlemlerine dayanarak verdiği bilgileri şöyle bir irdeleyecek olursak, pek çok gerçeğin Türkler ve Türklük adına atlanmış olduğu görülmektedir. Bu yazının en önemli özelliği yöre halkının Kürt değil, Türk kökenli olduğunu vurgulayan şu paragrafıdır (s. 104-105)


‘Ö.Yöre aşiretinin başını Tırkanlar çeker. Derikten Çıkrık köyüne kadar yayılmışlardır. Çoğu mürit takımıdır. Bunları, beyaz poşularından tanımak mümkündür. Dördüncü Murat, Bağdat seferi sırasında Tırkanları buraya yerleştirmiştir. Kejan aşiretinin altı, yedi kolu var. Kıvrarlar, Hop köyünden gelmişler. Arap aşiretleri daha daha aşağıda yerleşiktir. Kırvarlar Zaza, Bucaklar Çermik kökenlidir. Dağın kuzeydoğusu ve güneyi silme Kürttür.’ 


Ayrıca (s. 112, 113), ‘Çıkrıklılar, Tırkan aşiretine mensup. Kökenleri konusunda farklı fikirler var. Bazıları Orta Asya Türkmenleri oldukları ve sonradan Kürtleştikleri görüşünde. Salih Işık gibi gençler ise dedelerinin anlatımına dayanarak söyle diyor: “Biz Suriye’den geldik. Kürtçe adımız Teyrikan’dı, sonradan Tırkan’a dönüştü. Türk olduğumuz iddiası bu isim benzerliğinden kaynaklanıyor.” 


Gerçeğin bilimsel yanı yukarıda belirttiğim gibi tarihî belgelere dayanmakta. Yöre halkının yaşlıları bu tarihî gerçekleri daha yakından bildikleri için, Kürtçe konuşsalar da kendilerinin Türk kökenli olduklarını iyi biliyorlar. Ama, ne yazık ki, biz gençlerimize bu tarihî gerçeği anlatamamış, öğretememişiz. Şimdi, Tırkan ve Teyrekan sözcüklerine bir bakalım. 


Önce TÜRK ve buradan türetilmiş TÜRKÅN sözcüklerini inceleyelim. Türk, bir kavim adı olup ilk defa Orhun/Köktürk yazıtlarında (anıtlarında/abidelerinde) geçmektedir. O günden bu güne kadar da tarih sahnesinden silinmemiştir. Araplar Türkçe TÜRK sözcüğünü ETRÅK biçiminde Arapçalaştırmışlar, TÜRKÅN biçimini de türetmişlerdir. Her ikisi de ‘TÜRKLER’ demektir. Anadolu kürmançisinde genellikle u/ü sesleri ı’ya dönüşür. Bu yüzden TÜRKÅN adı önce TEYREKAN sonra da TIRKAN’a dönüşerek, yörede yaşan bir Türk aşiretine ad olmuştur. 


Bir de yörede yaşayan aşiretlerin saç+göz+yüz+burun+çene gibi antropolojik özelliklerine de bakmak gerekirse, bunların kesinlikle Kürt ırkından gelmedikleri, ne Barzani’ye, ne Talabani’ye, ne de Mehdi ve Leyla Zana’ya, Sırrı Sakık’a, Ümit Fırat’a, Haşim Haşimi’ye Ö benzemedikleri görülür. Atlas’ın 110.sayfasındaki sarı saçlı+mavi gözlü beyaz tenli çocuğun Kürt DNA’sından farklı olduğu görüldüğü halde, ‘Karacadağ Kürtlerinin belirgin özelliklerinden biri de çocukların sarı saçlı, renkli gözlü olması. Dört yaşındaki Hazal da bunlardan biri.’ diye yazılması, acaba bilimsel hangi gerçekleri değiştirebilir. 


Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Avrupalıların Polovest (= sarışın) adını verdikleri Peçenek, Kuman ve Kıpçak Türklerinin sarışın, mavi ve yeşil gözlü olduklarını tarih kitapları yazmaktadır. Bugün Karadeniz’in kuzeyindeki Türk kavimlerinden olan Çuvaşların %90’ı sarışın ve mavi gözlü; Kırgızların Narın bölgesinde yaşayanlarının da aynı şekilde mavi gözlü, beyaz tenli oldukları bilinmektedir. 


Ayrıca, Kazan, Başkurt, Kırım, Nogay, Özbek, Türkmen Türklerinden pek çoğu mavi ve yeşil gözlü olup, sarışındır. Ama Kürtlerden sarışın ve renkli gözlü (= mavi) kimse YOKTUR. Varsa, mutlaka soyunda Türklük vardır. Sayfa 100-101’de, çadırın içindeki iki erkek, beş kadın ve yirmi üç çocuğun (kız ve erkek) hiç birisinin Kürtlükle ilgisi yoktur. Bunlar Oğuz boylarından birisine mensup, ne yazık ki, ilgilenmediğimiz için zamanla Kürtleşmiş Türklerin torunlarıdır. 



BİZ TÜRKMENİZ 
sitesinden altındır.



Güneydoğu Anadolu'da sönmüş yanardağ olan Karacadağ Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin illerini kapsar.






“Tırkanlar”, Orta Asya’dan önce Erzurum civarına, oradan da Siverek’in Çıkrık köyüne geliyorlar. Tırkan kelimesi, bölgedeki insanların ifadesine göre, “Türkmen” kelimesinin “Kurmançca” ifade ediliş şeklidir. Zamanla Tırkanların bir kısmı Karacadağ’dan ayrılarak Ceylanpınar, Hil- van, Siverek, Viranşehir, Şanlıurfa, Gaziantep ve Nizip merkezine, Suriye’deki Derezo (Derezor), Söğüt, Domaniç gibi yerlere dağılıyorlar. Söğüt- tekiler OsmanlInın kuruluşunda önemli rol oynuyorlar. Karacadağ’da 58 Tırkan köyü vardır. Büyüklerimizden öğrendiklerimize göre “BeydilliBaydilli” aşiretiyle akrabayız. - Mustafa Aksoy'un araştırması/link







Saddam rejimi Arap olmayan özelikle Türkleri ezmek, yok etmek, onları Irak haritasından silmeye çalışarak, başaramadı, tarihiyle bu büyük milletim tüm rejimlerinin uğramasına rağmen her zaman Irak Türkleri varlıklarını koruyarak canlarını toprakları uğrunda vererek uygarlığı yaratarak devletler büyük devletler kurmuşlardır, ve dünyanın neresine bakarsanız ve Irak’ın genel olarak, Aşiret, oymakları aile, boyları Türk oldukları karşınıza çıkacaktır.

Eskiden Arapların baskısıyla Araplaşan birçok Türk topraklarımız ve Arap yazan oymak, Aşiretler, Bugünde Kürtler Dünya gücüyle, Saddam rejiminin politikasını yöneterek, Avrupa, batı müttefik güçlerden, karşılık güç alarak, Türk toprak, bölgeleri Kerkük, Erbil, Musul, Diyala, Vasit, Celevla, Telafer, Altunköprü, Tuzhurmat ve tüm Türk köylerinin, Kasaba, yerlerini Kürtleştirmeye kalkarak, yerlerin bölgelerin adlarını Kürtçeye çevirmektedir.

Öte yanda İran, Suriye, Mısır, Libya, Filistin, Colan, Cenin, Lübnan, Türkiye’nin birçok şehirlerinde binlerce Türkmen oymak aşiretleri, oymakları, boyları Araplaşarak, Kürtleşerek kimliklerini ne yazık ki unutmuşlardır.

Umarız tüm kan kardeş, soydaşlarımızdan ne olursa olsun bu hakikatleri bilmelidirler ve kendi Türk dillerini 
Türk milletlerine bir an önce dönmelidirler belgelerle araştırmalıdırlar.


Bu yazımı 1994 yılında Siyasi Abu Garip Hapishanesinde Arapça olarak tüm yaşlı aydın insanlardan yararlanarak bir bölüm kendi bilgilerime dayanarak ve her türlü belgelere baş vurarak yazmıştım birçok yerde yayınlanmıştır.
Şimdide bir bölüm kaynaklara dayanarak Türkçe olarak tüm Türk dünyasına sevgilerimle armağan ediyorum.


Av.Sadun KÖPRÜLÜ - 12 Nisan 2012
(d.Altunköprü-Kerkük 1957 - ö.2014)
Irak Türkmen Cephesi-Türkmen Araştırmaları ve Projeleri Koordinatörü olarak çalışmıştır.


"Türklük uğrunda kurban, tarih burhanımız var,
Güzel Kerkük’e karşı, içten hayranımız var."
1970









GERÇEKLER ve YALANLAR




11 Temmuz 2015 Cumartesi

DOĞU ANADOLU KİMLİĞİ






"Yavuz'un kudretli kılıcı altında ezilerek doğunun sarp dağlarına kaçan, dillerini ve milli duygularını bu çeşit zorlamalar altında kaybedip Kızılbaş adını alan bu aşiretler, Erzincan tarihinin dediği gibi Kürt, Kızılbaş ve dinsiz değil, özbeöz Türk Türkmen olan Alevi ve Bektaşilerdir. Bunların oturduğu yer Kürdüstan değil, doğu Anadolumuzun bölünmez bir parçasıdır. 


O şerefli yurt parçası, karış karış bütün tarih boyunca Türk kanıyla sulanmıştır. Doğu illerimizin yüksek dağlarında, dar geçitlerde, özel tepeler, pınarbaşlarında yapılmış binlerce mezar ve çevirmelerde yüzbinlerce Türk şehidi yatıyor. Bu illerin bütün dağ ve ovaları hâlâ bu mukaddes Türk şehitlerinin adlarıyle anılıyor, Munzur dağları, Bağır-baba, Düzgünbaba, Sultanbaba, Bayındırbaba ve bunlara benzer yüzlerce canlı eser meydanda gözleri kamaştırmaktadır. 


Bu canlı eserler ve gerçeklik, yalnız Alevilerin bulunduğu bölgelerde değil, doğu illerimizin bütün kesimlerinde bütün ihtişamiyle kendisini göstermektedir. Doğunun her dağında, ovasında, köyünde , kasabasında birer Türk hanı, hakanı, boybeyi, ilağası yatıyor. Daha din yani 1938 yılında Atatürk heykelinin kuruluşu için Muş hükümet konağı karşısında açılan meydanda bir metre derinlikte meydan çıkan Halil bey ibni Belitan adlı bir Türk hanının mezar taşı üzerinde şu Arapça yazılar görüldü:


(Hazihi, liravzatul - muttahara velmiratül - celilil - münever, Biemrilcelil merhum, birrahmetli celilil - mübin. Elneziril - meşhur. Halil bey ibni mağfurul - Biltan. Ve hüvve min sulâletül Bayındırhan. Tâbe sacâh, kâd hakemedü fil - Medinetü Muş. Mahsura leşireteyni. Mâte fişşehri mübarek ğayeyi şabanu - Muazzam Fİ, tarih. Sabâ Samânine mite hicri.)


Bayındır han sülalesinden olan Halil bey ibni Biltan'ın 780 inci hicri (1394 miladi) tarihinde Muş'ta hükümet sürdüğü ve orada vefat ettiği sabit oldu.


Ele aldığımız bu konu üzerinde gerçek bir eser yazan Kadri Kemal Kop, Doğuda Araştırmalarım adlı eserinin onuncu sahifesinde:


(13 -üncü asrın sonlarında Oğuz ailesinden olan Ak ve Karakoyunlu Türkleri, akın akın doğu vilayetlerimize ve ezcümle Van gölü garbına ve Dersim cihetlerine taştılar, ve istila ettiler. Fırat ve Dicle vadilerinin yukarı kısımlarına yerleştiler. Hatta Karakoyunlular bu sırada Ahlat ve Malazgirt'te kuvvetli bir hükümet kurdular.


Kadri Kemal yine bu eserinin Alevilere ait faslında:


(Maraş, Dersim, Akçadağ yaylarından oturan birçok Türk kabileleri Kızılbaşlığı almışlardır diye Osmanlılar Türkten ayrı bir yığın sanmışlardır. Bunlar da kendilerini öyle sanmış ve zamanla öz dillerini itirmekten bir acı ve endişe duymamışlardır.) diyor.


Sayın bilgin Besim Atalay, Bektaşilik ve Edebiyatı adlı eserinde: - Öz Türk soyundan olan Bektaşi, Alevi ve Kızılbaşların bir buçuk milyon nüfusları olduğunu ve bu miktarın yediyüz bininin Zazaca ve Kürtçe, sekizyüz bininin de Türkçe konuşmakta olduklarını ve Anadolu'da bulunan Bektaşi Türklerin, ırkdaşları olan Sünni Türklerin varlığından faydalanarak ana lisanlarını kurduklarını, doğu Anadolu'da bulunan Alevilerin de komşuarı olan Kürt kabailinin âdetlerine uyarak ve İran edebiyatının tesiri altında kalarak lisanlarını karmakarışık bir hale getirdiklerini, ve bu kısım Alevilerin konuşmakta oldukları Zazacanın yüzde altmışının öz türkçe kelimelerle dolu bulunduğunu hülasa ederek Dersim'deki aşiretleri bu kısma dahil ediyor."


Doğu İlleri ve Varto Tarihi.
M.Şerif Fırat.






Bayundur boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre Divân-ı Lügati't-Türk'deki yirmi iki Oğuz bölüğünden üçüncüsü; "Bayundur"lardır. Bu boyların Üçoklar kolundan (sol kolundan) Oğuz Kağan'ın oğlu Gök Han'ın soyundan geldikleri kabul edilir. Akkoyunlu hanedanı Bayındır boyundan çıkmıştır.

Oğuzlar - Faruk Sümer


















EBU BEKR-i TiHRANi
KITAB-I DIYARBEKRIYYE - PDF

Ebu Bekr-i Tihrani'nin 875 (1470-71) yılında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey adına Farsça yazdığı Kitab-ı Diyarbekriyye, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri hakkında yazılmış tek tarih kitabıdır. Bu kitapta Hz. Adem'e kadar Uzun Hasan Bey'in atalarından bahsettikten sonra Akkoyunluların ilk hükümdarı Kara Osman'dan başlayarak yazıldığı tarihe kadar olan Akkoyunlu tarihini anlatır. O arada konuya uygun olarak Karakoyunlu tarihi. Horasan'ın durumu. Şahruh'un ölümü, Çağatay mirzaları arasındaki bitmek bilmeyen kavgalar ve Osmanlı-Akkoyunlu ilişkileri hakkında çok değerli bilgiler verir.









Baran Türkleri - Karakoyunlu
Baran, bir Türk adı...






Türkmen Mahallesi ve “Kürt-Mahmudlu” Aşireti




Kuşadası Türkmen Mahallesi’ni kuran “Kürt-Mahmudlu”lar hakkında bir araştırma yapmam istenildiğinde olayın derin bir tarihi boyutu olduğunu gördüm. Aslında Kürtlerin de Türk boylarından oluştuğunu çeşitli araştırmalarımda öğrenmiştim, ama Türkmen Mahallesi’ni kuran “Kürt-Mahmudlu” “Kürt-Mihmadlu” hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Öncelikle Kürtlerin nasıl “Kürt” olarak anıldığını ve Türk boylarının nasıl “Kürtleştirildiği”ni bilmek gerek. 

Macar asıllı Prof.Dr.Laszlo Rasonyi “Tarihte Türklük” kitabında “Türk asıllı Kürt oymağı”ndan bahseder, bu Türk asıllı Kürtler Macarları oluşturan 7 boylardan biridir ve Yenisey’deki “Türk Kürtleri”nden oluşur ve Göktürkler çağında Macarlara katılarak Balkanlara göçmüştür. Yine Macar asıllı Gyula Nemeth “Yurt Kuran Macaların Tarihi” kitabında bu olayı şu şekilde açıklar: “Kürt, Yenisey civarındaki bir Türk boyudur.”

19.yy’da Elegest  Irmağı vadisinde bulunan ve M.S.650 yılında yazılmış olan Elegeş yazıtının 5.satırında geçen “körtlta) k(a)n : [(a)lp] ur(u)I]u” daki “Körtle” yanlış okuma sonucunda “Kürt” diye bilim dünyasına sunulunca, yerli, yabancı tüm araştırmacılar bunu kullanmıştır, halbuki  Alp Urungu  bir Göktürk beyidir.  “Körtle” ise kişi adı olarak geçer  ve yazıtın birçok yerinde rastlanır. Uygur metinlerinde de geçen “Körtle” kelimesinin anlamı “Güzel”dir, “Güzel han Alpurungu” dur o , “Böylece bu taşın anısına dikildiği hanın adı, bence, ünvanları ile birlikte, Körtlö Kan Alp Urungu' dur” der Prof.Dr.Talat Tekin.

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl  açıklamalarında: "Göktürk devletinin adı Göktürk değildi, Türk Devleti idi, daha doğrusu Türk Kağanlığı idi.  Göktürk sadece Kültegin yazıtının doğu yüzünün 3.satırında , Bilge Kağanı yazıtının doğu yüzünde 3.ve 4. Satırlarında Köktürk tabiri geçtiği için, Alman türkologlar tarafından  1896 yılında bu ileri sürülmüş, Köktürk diyelim diye. Anadolu Türkçesi dahil, 19.yy’dan sonra her yerde Göktürk olarak anılmıştır. 

Prof.Dr.Taşağıl, “Devletin asıl adı  “Türk Devleti dir. Çin, Bizans, İslam ve Tibet kaynaklarında Türk olarak geçer."  derse, Elegeş yazıtının da yanlış okunmuş olabileceği desteklenir. Böylece Macar alimlerin bahsettiği “Kürt” kelimesi de ortadan kalkar ve geriye sadece Türk kalır.

Kürtçe de “Kürt” diye bir kelime bulunmamakla beraber anlamı da yoktur zaten. Fars ve diğer dillerde de anlamı yoktur ve Arapçaya da Türkçeden geçmiştir.  Bu yüzden de “Kürt” kelimesinin etimolojini Türkçe’de aramak zorundayız.

Divânu Lügati't-Türk’te Kürt kelimesi kar yığını, çığ, ya da bir çeşit kayın ağacı anlamına gelir. Macar dili dahil Türk lehçelerinde “Kürt”, kar yığını anlamına gelir. Gy.Nemeth; “Türklerde boy adları verilirken hal, tavır, hava olayları ve yerleşim ile yaşayış biçimleri büyük oranda etkilidir” der. En basitinden “kar kürümek” denildiğinde bile kürümek kelimesinin kökündeki “kür” ile “ kürt” kelimesinin kökü aynıdır.  Dağlı Türklerin yaşadığı yerlerin de engebelli, sarp, karlı dağlar olduğu düşünülürse, Kürt kelimesinin kar ile ilişkisi ortaya çıkar. 

Ali Tayyar Önder “Türkiye’nin Etnik Yapısı” kitabında Kürtçenin yapısını şu şekilde açıklar : “ 8500 kelimenin 3080’i Türkçe, 2230’u Farsça (1200’ü Zend Lehçesi), 370’i Pehlevi Lehçesi, 2000’i Arapça, 220’si Ermenice, 108’i Keldanice, 60’ı Çerkezce, 20’si Gürcüce ve 300’ü menşei belli olmayandır. Alman dilbilimci De Groot ise 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin bugünkü Kürtçede halen kullanıldığını tespit etmiştir.”

Yaşar Kalafat “Türk Kültüründe Kürtler” kitabında, Saka Türkleri arasında Gur adlı bir boy olduğunu ve dağlık bölgelerde yaşadığını, zamanla ağızlarda “Gur” kelimesine “t” eklendiğini ve “Gurt” adını aldığını, bu görüşü benimseyen araştırmacılar olduğundan bahseder. Aynı görüş kendisi de bir Zaza olan M.Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” kitabında da vardır, Zazaların ve Gurmançların (Kurmanç) bu boydan olduğunu tastikler ve Türk boylarından oluştuğunu söyler.

Osmanlı tahrir defterlerinde Türk, Türkmen, Dağlı Türk diye geçen doğudaki tüm boylar bugün için Kürt olarak anılmaktadır, lakin bu aşiretler özbeöz Türktür ve Türk adları taşımaktadırlar. 

“Kürt Tarihi” adı altında yazılan birçok kitapta Sakaların Medlerin soyundan geldiklerini belirtirler. Halbuki milattan önceki devirlerde yaşamış olan Sakalar/İskitler  bugün için tartışması bitmiş ve Türk dilli, Türk milleti olarak açıklanmıştır. Bunun yanında Orta Doğu’da yaşamış Medleri ataları ilan ederler ki, son araştırmalarda bunlarında Türk dilli oldukları anlaşılmıştır.  

Ahsen Batur “Kürdoloji Yalanları” ve  M.Şerif Fırat “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” Zazaların Sakaların soyundan geldiklerini söyler ki bunu Türkmenistan’dan Gerey de destekler. Hatta “Aşkabad Üniversitesinde 25 yιl tarih hocasι olan Rosliyakf´un açιklamasιna göre türkmen ulusunun üstelik %70´ni oluşturan Teke ve Yomut boy birlikleri Saka-İskitlerin torunlarιdιr” der Begmyrat  Gerey ve devam eder “ Biz Rosliyakof´un bu düşüncesinin doğru olduğunu, Herodot ve diğer Yunan tarihçilerin yazιlarιnda adι geçen: Parn, Part (Partlar), Dah (Daz), Dahe (Teke), Barkas (Burkaz), Grehi (Gerey), Sakaw, Sakar (Sak är) gibi boylarιn bugün de eski adlarι ile eski yurtlarιnda yaşamakta olduklarιnι görmekdeyiz.  Ägşar (Avşar), Bayat, Begdilli, Bayιndιr, Iğdir, Yemreli, Eymir, Yzιr gibi Oğuz-Kıpçak boylarιnι ise biz türkmenlerin kalan bölümü olan Kökleñ, Sarιk ve Salιr boy birliklerinde görürüz. “

Görüldüğü gibi İskit, Saka, Part ve daha birçok farklı isim altındaki eski uygarlıklar bugünkü Türklerin atası olan Oğuzları oluşturmuşlardır ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşenler, yerleştirilenler işte bu “Dağlı Türkler”dir.

Yusuf Halaçoğlu “Ekrad” ve “Kürt” tabirlerinin her zaman için etnik bir anlam taşımadığını, bunu da 24 Oğuz boyundan Dögerlerin Urfa yöresinde yaşayan Ekrad-ı Döğerli ile örnekler. Ekrad kelimesi tıpkı Etrak gibi yörük, göçebe, konar/göçer, dağlı anlamına gelir. Ayrıca İran ve Arap kaynaklarında da “Kürt” kelimesi göçebe hayatı yaşayanların ortak adı olarak geçer.   Dulkadirli Türkmenlerine bağlı Gözüciyan / Bertiz aşiretinden Kürt Atlu cemaatindeki Kürt adı etnik yapıyı değil adını temsil eder, çünkü etnik yapısı Türktür. Böylece Türkmen aşiretlerinde Kürt ismi kullanılmakla birlikte Kürt-Mahmudlu, Kürt-Mihmadlu adı ,daha bi anlaşılır hale gelir. Buradaki Kürt / Kurt bir unvan, bir lakap olarak kullanılmıştır.

Dulkadirli Türkmenlerinden olan Dokuz /Besanlu taifesi Kırşehir, Nevşehir, Aydın, Denizli, Mardin, Kayseri, Antep, Adıyaman ve Maraş dolaylarına yerleşmişlerdir. İşte bu taifeye bağlı Kürt-Mahmudlu da Aydın ilinin Kuşadası İlçesine kendiliğinden yer tutmuş ve Türkmen Mahallesi’ni kurmuştur. Prof.Dr.Mehmet Eröz’ de 1713 yılında Kürt Mahmudlu aşiretinden bazı grupların Anadolu’dan İzmir civarına sürüldüğünden bahseder.

Bir başka kaynakta ise; “Mihmadlu ve Boz-Atlu obalarının Kızıklara ait olduğunu biliyoruz….Mahmatlı adı taşıyan köy ve yerleşim yerlerinde kimi zaman başka adlarla da karşılaşmaktayız. Buna örnek olarak Kürt-Mihmatlu oymağını gösterebiliriz. Bu oymak ve diğer Kürt ön adı almış Mahmatlı oymaklarının tamamı da Kızık Boyu’na bağlı kollardandır. Tapu ve tahrir defterlerine göre Şam ve Sivas yörelerinde yaşayan 1120 hanelik Kürt-Mehmedlü Cemaati Dulkadirli Türkmenlerine bağlıdır. Aksaray köylerinden Kürt-Mahmatlı cemaati Bozulus Türkmenlerine mensuptur” der ve şöyle devam eder : “ Kuşadası’ndaki Türkmen mahallesini kuranlar Bozulus Türkmenlerine mensup Kürt-Mihmatlu Oymağıdır. Tarihte Mahmatlı, Mehmetlü, Mihmatlı olarak geçen bütün cemaatlerin Oğuzhan’ın oğlu Yıldız Han’ın oğullarından Kızık Bey’in soyundan geldikleri kesin bir bilgidir.  Kızık Bey’in diğer oğulları ise Avşar, Beğdilli ve Karkın’dır”

13.yy’da Moğol istilası ile birlikte Selçuklular yönetimindeki Anadolu’ya gelen Kızıklar yaygın olarak Ankara ve Antep yöresine yerleşmiştir ve Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli bir rol almışlardır. Bugün için Mihmadlu, Mahmudlu adlı cemaatler günümüzde Mahmatlı, Mehmetli ve Mahmutlu adlarıyla anılan köyler kurmuştur. Örnek: Mahmudlar – Silifke ; Mahmudlar – Tire ; Mihmad – Kütahya ; Mahmudlar Yörükler cemaati – Saruhan. Ayrıca Kızıkların bir oymağı da 15.yy’da Halep Türkmenleri  arasına karışmıştır. Bununla beraber, Boynu İncelü Türkmenleri oymaklarından olan Karaca Kürd ve Kürd Mehmedlü aşiretlerine de Nevşehir ve Kırşehir yöresinde rastlıyoruz.

Türkmenlerin Kürtleştirilmesi olayı Osmanlı döneminde başlar. Yavuz Sultan Selim “Dağlı Türkler”i ötekileştirerek Doğu Anadolu’ya yerleştirir ve onlarda zamanla kendilerini farklı bir etnik yapı içinde geliştirir. Selçuklu döneminde Kürt veya Kürdistan kelimeleri geçmez ama Osmanlı döneminden itibaren Güneydoğu Anadolu bölgesinden İran ve Irak içlerine kadar olan dağlık bölgeye Kürdistan denilmiştir. Bu bir coğrafik ad olup etnik yapıyla hiçbir ilgisi yoktur. Keza buralarda yaşayan boy, aşiret ve cemaat özbeöz Türk’tür, Fars ve Arap milletiyle karışan Oğuz boylarındandır. 

Mesela, Oğuz Türkleri olan Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı gibi Türkmen boyları Kürt olarak anılmaktadır.

Atmalı aşiretine en güzel örnek ise, Kurtuluş Savaşı’nda Antep’in kurtuluşunda ön cephede Fransızlara karşı vatan savunması yapan ve Karayılan olarak ün yapan kahraman Kürt Mulla, bugün için Kurmança konuşan, Atmalı-Atmalu aşiretinden olup Oğuzların Bozoklar’ından Beydilli/Begdilli ve Karakeçeliler’dendir ve Türk’tür. Eski Cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’da bu aşirettendir!

Bunun yanısıra, Oğuzların en büyük boylarından olup lider bile çıkaran Avşarlar, bugün Kürtleştirilmek istenilmektedir. Atatürk’ün sadık ve en yakın dostu olan Tunceli milletvekili Diyap Ağa, bilinenin aksine Kürt değil Avşar boyuna mensup bir Türk'tür.  

Soydaşlarımıza gerçeklerin anlatılması, ayrıştırmayı bırakıp birleştirici olmayı ve özlerine dönmelerini sağlamalıyız, Türkiye ve Türk Tarihi üzerinde oynanan bu çirkin oyunu açığa çıkarmak her vatandaşın görevidir, çünkü olaylar zıvanadan çıkmıştır!


Semra Bayraktar
KUYETA, Mayıs-Haziran 2015, sayı.77-78
Kaynaklar:
Ali Tayyar Önder  – Türkiye’nin Etnik Yapısı
M.Şerif Fırat – Doğu İlleri ve Varto Tarihi
A.Menderes Kaya – Avşar Türkmenleri
Prof.Dr.Mehmet Eröz – Yörükler
Ahsen Batur – Kürdoloji Yalanları
Saadun Köprülü – Türkmenler
Kızıklar Kültür Eğitim ve Dayanışma Derneği Gaziantep
Prof.Dr.Talat Tekin - Türk Dilleri Araştırmaları, c.5, 1995
Prof.Dr.Ahmet Buran – Kürtler ve Kürt Dili
Begmyrat Gerey / Türkmenistan - Türkmen dilinin özellikleri, genel Türk dilinin içerisindeki ýeri 
Yusuf  Halaçoğlu, XVIII.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti  ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu, 1997, s.47.

*Zıvanadan Çıkmak! : Denizcilik terimi olup, yelkenlilerin direklerinin girdiği oluğa denir. Eğer o direk zıvanadan çıkarsa,  tekne yalpalar ve sonunda alabora olur. Böyle bir durumda kaptanın ehliyeti elinden alınır!

ek:
"Urmiye yöresinde yaşayan Araşlı Avşarlarının bir kolu Mahmutlu adını taşımaktadır. Mahmutlu cemaati bölgede eskiden beri mevcut olup bunların bazı kaynaklarda Kürt, bazı kaynaklarda ise Türk olduğu yazılıdır. Osmanlı ise İran’ın Hoy şehrinde yaşayan ve Arapkir, Konya, Malatya, Alanya, Niğde, Halep sancaklarında yayılan, Yeni-İl, Aydın’ın Çine, Ankara’nın Günyüzü, İzmir’in Tire, Edirne’nin Ortaköy kazalarında yerleşen, Balkanlarda Dimetoka ve Filibe’de iskan olan Mahmudi cemaatini (Mahmutlar ve Mahmutlu diye de anılıyor) Türkman Ekradı Yörükanı olarak tanıtıyor. Yani Türkmen olan cemaatin Kürtleri, göçebeleri." Adnan Menderes Kaya

Bozulus Türkmenlerinden olup Aydın bölgesinde sakin olan Mihmadlu, Aksudlu ve Gaffarlu Cemaatleri Bolvadin yakınlarındaki Karaca-ören köyüne, Mihmadlu Cemaatinin yüz haneden fazla bir kısmı ise Ayne-ekreli ve Otan adlı köylere, Kermih, Çökelek ve Kuşdoğanlı Cemaatlerinden oluşan 200  kadar hane  Seyidgazi ile Eskişehir arasında Dudcu-paşa Mezarı yakınında iskan olmuşlardır.




“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. 
Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.”
M.KEMAL ATATÜRK (1931)




8 Temmuz 2015 Çarşamba

DİYARBAKIR SURLARI VE HURRİLER




Diyarbakır'ın ilk surları, MÖ.3.000 - 2.000 yıllarında bir Türk kavmi olan Hurriler tarafından yapılmıştır. 
Diyarbakır bir Hurri kentiydi....







SURLAR:


Kentin Roma dönemi öncesi hakkında , MÖ.2000'li yıllarda bölgede Hurrilerin yaşadığı, Hurri kentinin surla çevrili olduğu, MÖ.9.yüzyılda Bit Zamani kabilesinin başkenti olduğu dönemde ise eski surun onarıldığı dışında bir bilgi bulunmamaktadır.

Kent tarihine yönelik kapsamlı bilgiler, Roma dönemiyle gün ışığına çıkmaya başlar. Romalı asker Ammianus Marcellinus'un anlatımından, 359 yılı öncesinde "Amida" adıyla anılan bu kentin çok küçük olduğu, Konstantinus'un henüz sezarken güçlü duvar ve kulelerle çevrelediği kente kendi adını verdiği ve komşularının sığınabilmesi için kent dışında duvarlarla çevreli Antoninupolis adında bir başka kent daha inşa ettirdiği anlaşılmaktadır.


Kaynaklarda Hurri kentinin surla çevrilmesinin ilk kez, 330 yılı civarında (Gabriel,1940) , 338 (Salname-i Vilayet-i Diyarbekir,1302) ya da 349 (Honigman,1970) yıllarında gerçekleştiği yolunda üç ayrı bilgi bulunmaktadır.


Gabriel, Ammianus Marcellinus'un metnine ve sur duvarlarında gerçekleştirdiği kapsamlı araştırmalara dayandırdığı kent restitüsyonunda, surla çevrili olduğu bilinen Hurri kentinin, ilkin 330 yılı civarında büyütüldüğünü , 363 yılından sonra ise daha büyük bir alanı kaplayacak biçimde içerisine alındığını ileri sürer.


Akkoyunlu, Artuklu, Büyük Selçuklu, Abbasi, Eyyubi ve Osmanlı dönemlerindeki ekleriyle bugünkü halini almıştır.



Diyarbakır Surları ve Kent Tarihi
Canan Parla , 2005
pdf










HURRİLER:


Ş.Günaltay : " Anadolu'nun eski halkını Hint-Avrupalı yapmak hastalığına tutulan Avrupalılardan Winckler ve Weidner, Hurrilerin de Hint-Avrupalı olduklarını iddiasını ileri sürmüş ve buna güya delil olarak Khurri adının Kharri suretinde olduğunu ve bunun Darios kitabesinde Aryaların ismini ifade eden Harrija'nın aynı olduğunu ileri sürmüşlerdir. 

Halbuki gerek Boğazköy arşivinden ve gerek Tel-Amarna mektuplarından, hatta Asur tabletlerinden bu kavmin adının Khurri olduğu ve Ari sözüyle bir münasebeti bulunmadığı kesin olarak anlaşılmıştır. Esasen bu kavmin dili ile Hint-Avrupa lehçeleri arasında hiçbir yakınlık olmadığı gibi, Hurri dilinin asyanik, yani Orta Asya kavimleri dilllerine bağlı bir lehçe olduğu son zamanlarda şüphe götürmez bir surette meydana konulmuş olduğuna göre, bu iddianın ilmi bir kıymeti kalmamıştır."


Prof.Umar da Hurri dilinin Hint-Avrupa dilleri ailesinden olmadığı gibi Semitik diller arasında yer almadığını; bu dilin daha sonra MÖ.Birinci binyılda ortaya çıkan Urartu halkının diline benzediğini belirtmektedir.


Günaltay, Hurriler Urfa-Mardin-Kerkük hattı üzerinde güçlü bir beylik kurdukları anlaşılıyor ve hatta Mısır'ı iki asırdan fazla bir süre hakimiyet altında tutan "çoban krallar" sülalesi Heksosların da bu Hurrilerin bir kolu ileri sürülmektedir. Hurri adı altında yaşayan boyların daha sonra kendi aralarında bölünerek biri Hurri, diğeri Mitanni adında iki konfederasyon oluşturdukları, MÖ.16.yüzyılda Mısırlıların Heksos boyunduruğundan kurtulmasında, Hurrilerin Mitanniler arasındaki rekabetin önemli rol oynadığını düşününmektedir.


Hurriler, Mitanni devleti içinde altın çağlarını yaşamışlar, ama sonunda Mitanni devleti yıkılınca, onların topraklarında Subarular tarih sahnesine çıkmıştır.


Hurrilerin zaman içinde kendi aralarında bölünüp Hurri ve Mitanni federasyonunu oluşturmaları, aradan yaklaşık 2500 yıl sonra Türgişlerin, Kara ve Sarı Türgişler diye bölünmelerini hatırlatmaktadır. Kara Türgişlerin ağırlıklı kesimini Mukriler (sonradan Kürdleşmişlerdir), Sarı Türgişlerin bel kemiğini de Kıpçaklar oluşturuyordu.


Burada da ihtimal ki, Mitanni adını alan beyliğin bel kemiğini Mitan veya Muyten boyu oluşturuyordu. Tuhaftır ama Mitan, Mit, Miten ve Muyten adını taşıyan oymaklar günümüzde Özbekler, Başkurtlar, Karakalpaklar, Mangıtlar arasında hala var ve ayrıca ortaçağda Peçeneklerin bir kolunun adı Mitan/Muyten idi. 


MÖ.1700 yıl önce Mitanni devletinin sınırları dahilinde bugünkü Urfa, Mardin, Diyarbakır ve Siirt illeri bulunmaktaydı.



Kürdoloji Yalanları
Ahsen Batur









"Euphrates was populated by Subar-Mitan, Hurri-Mitan sinse III till I millennium BC; later belonged to Urartu (X-VIII centuries BC): in VII century up to BC Saka-Kimmerian (Saga-Gamer) tribes settled here. The Turkic population was dominant (Saka-Kimmerian [Saga-Gamer], Subar, Armi-Mitan), Hurris made a prepotent element as well."

Prof.Dr.Firudin Celilov Ağasıoğlu







" Sümerler'den sonra (IV. binde) Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Subaru, Elam ve Hurriler'in de, Sümerler gibi esas itibariyle Türk kavimleri oldukları ilim alemince büyük ölçüde kabul görmektedir. Medler içinde de Turani kavimlerin önemli bir yer teşkil ettiği ve Urartulular (yukarı ülkeliler)'ın da Hurriler'in bir devamı olup, Turani menşeden geldikleri anlaşılmıştır. "


" M.Ö.III. binde Asyalı bu Hurriler'e, mağara anlamına gelen Hurri adının verilmesinde, Türk mitolojisindeki mağara anlayışıyla bir ilişkisi olduğunu düşünmek doğru olur. Türk efsanelerinde, Türkler'in bir mağarada "Böri"=Bozkurt'tan türemiş oldukları ve Barthold'un bu Furi sözünün kurt anlamında olan "Böri" olduğunu söylemesi de bir vesika mahiyetindedir. "


"Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde (Geçmiş Huri/Guri sahası) yaşayan Kürtler'in adı olan "Kürt" sözünün aslının "Gur" dan geldiği de ileri sürülmektedir. Gur adının eski türkçede çogul takısı olan "t" yi alarak, Gur (t)=Kürt olduğu, Kürtler'e verilen diğer bir ad olan Kurmanç sözünün de Türkçe'deki büyültme eki "man" ilavesiyle, Türkman, koca-man, şiş-man, uz-man sözlerinde olduğu gibi, "Gur-man=Gurman/-Kurman (ç)" olduğu ileri sürülmektedir ki, kurala uygundur.


Anılan zamanlarda Huri sözünün mağara anlamına geldiği meselesi ise, eski türkçede Gur/Gor sözünün mezar ve yeraltı manasına geldiği ile açık şekilde anlaşılmaktadır. Bugün Türk Dünyası'nın birçok yerinde "Gor" sözü halen mezar anlamında kullanılmaktadır. Gor, Iğdır yöresinde de aynı anlamda (Babanın, Atanın gor'u (mezarı) kullanılmaktadır. "



IĞDIR TARİHİ, Nihat ÇETİNKAYA,1996








Yaşar Kalafat “Türk Kültüründe Kürtler” kitabında, Saka Türkleri arasında Gur adlı bir boy olduğunu ve dağlık bölgelerde yaşadığını, zamanla ağızlarda “Gur” kelimesine “t” eklendiğini ve “Gurt” adını aldığını, bu görüşü benimseyen araştırmacılar olduğundan bahseder. 

Aynı görüş kendisi de bir Zaza olan M.Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” kitabında da vardır, Zazaların ve Gurmançların (Kurmanç) bu boydan olduğunu tastikler ve Türk boylarından oluştuğunu söyler.








"Tarihçilere göre Urartuların dili yaşadıkları topraklarda olan Hurri halkının diliyle söz varlığı ve 
dil bilgisi bakımından yakınlığı vardı. "


Hurriler: "Tukris" :

ÇİVİ YAZILI KAYNAKLARA GÖRE TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR 
ÜZERİNDE YENİ ARAŞTIRMALAR


Tarhun : Kökeni Hurrilere dayanır , göksel ve fırtınalar tanrısıdır.
Etrüsk yazıtlarında “Tarhun” veya “Tarhan” olarak gösterilmiştir.
Hititler de Hurri ve Hattilerden etkilenmiştir.




Yesemek Heykel yapım Atölyesi;

ilk kez Hitit döneminde I.Şuppilluma zamanında (MÖ1375-1335) işletmeye açılmış ve 
yöredeki yerli halk Huriler burada çalıştırılmıştır...link


Türk Taşbaba/Balbal
National Historical and Archaeological Stone Graves Park. Zaporijya bölgesi - Ukrayna







2015 Yılı İtibariyle Türkiye’den UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesinde













23 Aralık eklemesi



1564 YILINDA DİYARBAKIR’DA (AMED) KİMLER YAŞIYORDU?


Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak anılmamıştır
Diyarbakır tarihte hiçbir zaman Kürt Şehri olmadı.

Diyarbakır, 16 kültür katmanına sahip kadîm bir şehir. İpekyolu’nun önemli bir durağı. Bu yüzden şehrin etrafı dev surlarla çevrilmişti.

Şimdi tarihi surlarla çevrili kadim Diyarbekir şehrine bu surlardan dolayı Sur İlçesi veya kısaca Sur deniliyor.

Sur adı verilen tarihi Diyarbekir şehri aylardan beri tarihi surlarıyla, tarihi eserleriyle değil sokaklarına kazılan hendeklerle, kanla, terörle anılıyor.
Kendilerini Kürtlerin temsilcisi olarak gören bir grup terörist şimdi sokaklarda “öz yönetim” adı altında polise ve askere karşı silahlı direniş peşindedir.

Dağlarda barınamayan PKK’lı teröristler de şehre inmiş ve hendeklerde devlet güvenlik görevlilerine kurşun sıkıyor, tuzak kuruyor.

Devlete kafa tutan çoğu gençlerden ve hatta çocuk sayılabilecek kimselerden oluşan bu grup ne istiyor?

“Diyarbakır Kürt’tür ve Kürtlerce yönetilmelidir”.
Diyarbakır gerçekten Kürt müdür?
Ne zamandan beri Kürt’tür?

Kürtlerin tamamı PKK gibi gerçekten Türkiye Cumhuriyetinden kopmak ve “özyönetim” adı altında bağımsız mı olmak istiyorlar?

Öncelikle iddianın tarihsel zemini yoktur. Diyarbakır şehir merkezindeki demografik tablo 1915’lerde zorunlu göç ile oluşmuş ve 1985 sonrasındaki göçlerle şekillenmiştir. Ayrıca Kürtler üzerindeki maddi – manevi baskı ve tehditler sebebiyle Kürt halkının ne istediğini tam olarak belirlemek de çok zordur.

Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak anılmamıştır. Artuklu olmuştur, Akkoyunlu olmuştur, Karakoyunlu olmuştur, Osmanlı olmuştur, ama hiçbir zaman Kürt olmamıştır.

İşte Diyarbakır’ın tapusu gibi sapa sağlam önümüzde duran 1564 tarihli Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri.

155 numaralı bu Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri, Ankara’da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunuyor.

Defter Kanunî döneminde vergi toplamak ve erkek vergi nüfusunu belirlemek için düzenlenmiştir.

Bu sebeple Müslim/ Gayrimüslim bütün halk tek tek, baba isimleri ile birlikte, oturdukları mahallelere göre yazılmışlardır.

Öncelikle şunu belirtelim ki 1564 yılında eyaletin adı Diyarbekir; şehrin ve kazanın adı Amid (Amed) idi. Surları çevreleyen kara taşlardan dolayı şehre Kara Amid de denilmekteydi. Amid şehir merkezinde ilk mahalle 93 vergi nüfusuna sahip olan Cami-i Kebir yani Ulu Cami Mahallesi idi. Sonra 36 vergi nüfusu olan Şeyh Cafer ( = Yiğit Ahmed) Mahallesi kayıtlı idi. Geçtiğimiz günlerde acımasızca yakılan Kurşunlu Cami diye bilinen Fatih Paşa Camii ise aynı adı taşıyan mahallede bulunmaktaydı.

Toplam 80 mahalle ve mahzende 6.572 vergi mükellefi yetişkin erkek nüfus yaşamaktaydı. Söz konusu 6.572 kişinin 4.268’i ise ( % 65) (Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi olmak üzere) Gayrimüslimlerden oluşmaktaydı.

Müslüman nüfus ise 2.284 kişi olarak tespit olunmaktadır (% 35). İşte 1564 yılında Amed’in gerçeği budur.

Şimdi bizim tartışmamız gereken konu şudur: Amid halkından bu 2.284 Müslüman’ın ne kadarı Türk, ne kadarı Arap, ne kadarı Kürt, ne kadarı Karaçi’den gelmiş Karaçiyân idi?

Osmanlı millet sistemi içerisinde Müslüman topluluğu etnik bir tasnife tabi tutulmadığı için kişilerin veya aşiretlerin etnik durumları çoğu zaman yazılmıyordu.

“Ekrâd” ve “Türkmen” deyimleri ise çoğu zaman “konar-göçer” anlamında kullanılmaktaydı. Bazı aşiretler için “Türkmen Efrâdından” şeklindeki arşiv kayıtları bunun en açık kanıtıdır.

2.284 kişinin taşıdıkları kişi adlarına bakarak Türk, Arap, Kürt, Karaçiyân olduğunu söylemek de oldukça zordur. 1564 yılında Diyarbekir Eyaleti’nde yaşamakta olan 26.284 Müslüman nüfusun kişi adlarına baktığımızda en çok kullanılan isimler Mehmed, Ali, Hüseyin, Hasan, Ahmed, Yusuf, Maksud gibi Arapça kökenli İslamî adlardır.

Dolayısıyla bu isimlere bakarak şehirde ve kırsal bölgelerde yaşamak olan Müslüman halkın etnik durumunu ortaya çıkaramayız. Abdo, Cello, Haso, Memo gibi Kürt kimliği yansıtan isimler görülse de çoğunluk Mehmed, Mahmud, Ahmed şeklinde kayıtlıdır.

Güvendik, Sevindik, Ürkmez, Korkmaz, Karagöz, Alagöz gibi Türkçe kökenli adlar ise diğer eyaletlere kıyasla daha yüksek oranda kullanılmıştır. Bunun açıklaması ise Akkoyunlu Türkmenlerin 1564 yılında hala Diyarbakır çevresinde bulundukları şeklinde yapılmaktadır.

Bir şehirde bir etnik grubun çoğunluk sağlamış olması, demokratik rejim içerisinde bu gruba özel bir hak vermeyecektir.

Tarihsel sahiplik iddiaları ise yukarda görüldüğü gibi Kürtlerin değil Ermenilerin ve Süryanilerin işine yarayacak bir iddia olur. İşin garibi ise Kürtlük tezini savunanlar Ermeni tezine de destek vermek gibi bir tezat yaşamaktadırlar.


Prof. Dr. Yılmaz Kurt - 23 Aralık 2015 / sonsöz
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.























15 Ocak 2015 Perşembe

DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ



İstibdat Devrinde Doğu İlleri - Hamidiye Alayları ve Aşiret Kavgaları

Sultan Hamit, Tanzimat Türklerine ve hatta Güya Avrupa devletlerine karşı saltanatını korkudan çıkarmak için 1307-1891 tarihinde doğu illerimizde 36 atlı Hamidiye Alayını teşkil etmiş , bu teşkilata : tarhimizin yukarı kısımlarında açıkladığımız gibi, Yavuz Sultan Selim tarafından Anadolu'dan doğu illerimize kaldırılan ve sonradan Kormanço şubesi adını alan yakın çağ Türk aşiretlerini dahil etmişti.

Sultan Hamit istibdadını yürütmek için artık temeli olarak bu aşiretlerle Kürt ve doğu illerine- de Kürdistan ve kendisine de Kürtlerin babası demekteydi. Vatanına ve milliyetine hiyanet eden bu padişah, doğu illerimizin Kürdistan ve buradaki aşiretlerin de Kürt olmadığını biliyordu. Onun şahsi saltanatı uğrunda söylediği bu sözler, o gün doğu illerinin Türklüğünü yoketmeğe kafi gelmiş, özbeöz Türk soyundan olan doğu halkını , Yavuz'dan sonra bir kere daha felakete sürüklemişti.

Yavuz Sultan Selim devrinden önce yazılmış tarihlerin gerçekte Kürt olarak tesbit ettiği bir millet ve doğu illerimizin coğrafi durumunda yazılmış bir Kürdistan adı yoktu. Sultan Hamit bunu biliyordu.

Fakat o, Tanzimat Türklerine karşı saltanat ve istibdanı ayakta tutabilmek için, coğrafi ve idari durumdan, istibdada elverişli olan doğu illerimizi o günkü, aşiretlerin her üç şubesinin nüfusça en kalabalığı, zengini ve azılısı bulunan Kormanço şubesindeki aşiretleri Hamidiye teşkilatına alarak, bunları Türklük ve gençlik cereyanlarına karşı bir kalkan gibi kullanmak istemişti.

Dördüncü Ordu Müşirliğine tayin kılınan Çerkes Mehmet Zeki Paşa, Erzincan'a gelmiş, doğu illerimizdeki Kormanço şubesine dahil aşiretler arasında Hamidiye teşkilatını kurmak üzere Mirliva Mahmut Paşaya Van, Malazgirt, Hınıs ve Varto'ya göndermişti.

Kormanço şubesi, Mil ve Silif adlı iki partiye ayrılmıştı. Bu partilerin her birine bir aşiret mirlivalığı ile beher alay komutanına birer kaymakam rütbesi verilmişti.

syf 95









Padişah Yavuz çağından başlıyarak Sultan Hamit devrinde tam kökleşen kara siyasetin milli birliği sarsan, milli duyguları din ve hilafete feda eden kötü bir rejimin sonuçlarıydı. 

Yavuz , Şiiliği ve Şah İsmail'i durdurmak için doğu illerimizdeki "Kurt-baba" dağlı Türklere Kürt ve doğu illerine "Kürdistan" adlarını takmış, bunları takviye etmek için Anadolu'dan birçok Türk aşiretlerini kaldırıp doğu illerine göndermişti. 

Sultan Hamit saltanat ve istibdadını yürütmek için bu yakın çağ Türk aşiretlerine "Kormanco" adını takarak onlardan 36 derebeylik ve Hamidiye alayını kurmuş, kendilerine ; "siz benim evlatlarımız ve Kürtlerimsiniz" diye yabancı fikirlere sürüklemişti.

Doğu aşiretleri arasında kökleşen bu yanlış duygular, Birinci Cihan Savaşının sonralarına kadar süregelmiş ve milli mücadele devrinde Kürt taali cemiyeti ile hempalarının işlerine yaramış, bunlar bu aslı astarı olmayan bu adlar üzerinde halkı kandırıp isyana sevk etmişlerdi.

Asılarca bu türlü zehirli fikirler altında inleyen birçok aşiretler Türklüklerini kaybederek çeşit inanlar altında çeşit bölümlere ayrılarak kendilerini Kürt, Seyyit, Abbasi, Halidi, Emevi silsilere kadar götürmüşlerdi. Bu yanlış fikirler ve en çok dini taassup en son onları milli hükümete karşı isyana sürüklemişti. Biz isyan hadisesini anlatırken bu konuya bir kolaylık olsun diye doğu illerimizde bu aşiretlerin ayrıldığı şubeleri ve bağlı oldukları şeyhleri ve irtica harekatında oynadığı rolleri açıklamayı faydalı bulduk.

Kitabımın birinci bölümünde anlattığım gibi, doğu illerimizde yaşayan bu dağlı Türk aşiretleri üç şubeye ayrılmıştı. Baba-kürdiler, Kormançolar, Zazalar.

Bunlardan Hitit-Halti, Lohordo, dağlı Türklerden olan (Kurt-baba) baba-kürdiler; Van ilinin güney bölümündeki kabileler, Şernak, Hakkari, Şemdinan, Pervarı, Gavaş, Cizre, Buhtan aşiretleri, Hizanlı Selahattin ve aşireti, Garzan'da ; Reşkotan, Pencinaran, Bişiri'de; Reman, Midyat'ta; Ara-boyan aşiretleri, Sason, Kabali ve Bitlis'in, Atmanan, Azan aşiretleri, Motikinin ; Sarmi, Musi, Halinan, Bektiran kabileleri, Muş ilinin güney dağlarında oturan Huytu, Beleki, Bildiri , Şigo , Hiyan aşiretleridir. (1)

Bu şubeye bağlı aşiretler tamamen Şafii mezhep, Nakşi ve Kadiri tarikatlı idiler. Bunların en sayılı tekiyeleri ; Hizan'da ; Seyit Ali, Bitlis'te; Küfrevi ve Kadiri ve Norşenli Hazret tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka her kabilenin birer şeyhi ve birçok hocaları vardı.

Miladın onaltıncı yüzyılında Yavuz sultan Selim'in iç Anadolu'dan doğu illerimize kaldırdığı yakın çağ Türk aşiretlerinden olan Kormançolar : Mil ve Zil adlı iki partiye ayrılmış, bunlardan Mil partisi ; Viranşehirli İbrahim Paşa oğulları ve Milan aşireti, Karakeçi kabilesi, Suruç'ta ; Berazan aşrieti, Varto, Bulanık, Karlıova ilçelerideki  Cibran aşiretleri Malazgirt'ten Hasanan aşireti Hınıs, Karayazı, Tatos ilçelerindeki Zirkan, Seyhan, Karabaş kabileri, Eleşkirt'te ; Sıpkan aşireti, Muş'ta; Seydan kabilesi ve Muş ovası halkıdır.

Zil partisine bağlı aşiretler : Ağrıda; Zilan, Celali aşiretleri, Van, Erçiş, Muradiye, Patnos'da Haydaran, Ademan, Takoriyan, Mişkan, aşiretleriydi. (2)

Kormanci şubesine bağlı bütün kabileler Şafii ve Nakşidirler. Birkaç boyları da Kadiri idi. Bunların en meşhur şeyh ve tekiyeleri ; Asi Şeyh Said'in ecdadı olan Palu'lu Şeyh Ali tekiyesi ve Hınıs'ta Şeyh Sait, Solhan'ın Melekan köyü Şeyh Abdullah ve Eleşkirt'te Şeyh Şirin tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka birçok şeyh ve hocalar vardı.

İran'dan gelen Part Türklerinden olup Kadisiye savaşından sonra doğu illerimize gelen dağlı Türklerden Dümbüli-Zazalar: Diyarbakır, Siverek, Elazığ, Ergani , Maden, il ve ilçelerinin bazı kesimlerindeki kabileler ile Hazzo ve Farkın beyleri, Palo halkı, Gökdere, Musyan, Okçiyan, Azan, Halilan Kabileleri, Çapakçur ve Garip beyleri, Mistan, Botan kabileleri, Hini, Genç ve Darahini beyleri ve Zaza kabileleri, ile Solhan ilçesinde oturan Solhan, Zikti, Ömeran aşiretleri ve Motki Zazalardır.

Zaza şubesinin en büyük tekiyeleri : Palulu şeyh Ali tekiyesi imiş, bütün Zazalara ve Kormanço şubesine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan bu Şeyh Ali'nin ahfadından olan asi Şeyh Sait, Kormanço şubesinin topluluğunu idare etmek maksadiyle Palo'dan gelerek Hınıs'ta ikinci bir tekiye kurmuştur. Zazaların diğer tekiyeleri, Melekanlı Şeyh Abdullah ve Gökdereli Şeyh Şerif, Sİlvanlı Şeyh Şemsettin ve Çapakçur'un Çan şeyhleri tekiyeleriydi.

Küçük kabileler halinde yaşayan ve aşiret sistemine tam girmeyen Zazalar , kenidlerini Kürt değil en çok Halidi, Abbasi, Emevi ve Arap sanmış, doğu illerine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan şeylerin Zaza olmasından ötürü , kendilerini Kormanço ve Babakürdi şubelerinden daha kutsal bilmiş ve bu dini gayretle dinin, şeriatın ve hilafetin fedaaileri kesilmiş ve yalnız bu dini taassup yüzünden Cumhuriyete karşı isyan etmişlerdi.

Kürt taali cemiyetinin icra kuvveti olan Cibranlı Halit ve yusuf Ziya siyasi maksatlarını gizleyerek dini kisveye bürünüp zehirli fikirlerini bu yoldan Şeyh Sait'le Kormançi ve Zaza şubelerinin şeyh ve hocalarına aşılamışlardı. İş dine ve maneviyata intikal ettiği için dinin en büyük hamisi sayılan ve Cibranlı Halid'in eniştesi ve şey olan Şeyh Sait, emirel-mücahidin adı altında isyanın başına geçerek manevi nüfuzunu kullanmıştı.

syf 124-125



(1) Bu şubeye bağlı aşiretler Şeyh Sait isyanına karışmamış, birkaç ay sonra Batman isyanını hazırlamışlardı.

(2) Bu parti aşiretleri Şeyh Sait isyanında hükümete taraf olmuş ve sonradan Ağrı-Zilan isyanını ve son irtica hareketini meydana getirmişlerdi.







Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif FIRAT



İkinci Baskı - 1961

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunda yaşayan insanların nasıl kaynaştıklarını, inanç ve törelerin nasıl içselleştirdiklerini anlatmıştır. Eserinin yayımlandığı tarihten hemen sonra da katledilmiştir. Yazarı katledenler, çeşitli yöntemlerle eserini de piyasadan çekmişlerdir. Yazarın katledilmesi ve eserinin piyasadan çekilmesi nedensiz değildir. Bölgede yaşayan insanların aynı kültürel değerlere ve soya bağlı olduklarının ortaya çıkarılması ayrılıkçıları ve bölücüleri rahatsız etmiştir.



""Bu eser Doğu Anadolu'da oturan, Türkçeye benzemeyen bir dil konuştukları için kendilerini Türk'ten ayrı sayan; bilgisizliğimiz  yüzünden bizim de öyle sandığımız vatandaşlarımızın SU KATILMAMIŞ TÜRK OLDUKLARINI  bir defa daha İSPAT ETMEKTEDİR.

HEM DE İNKARINA İMKAN BIRAKMAYAN İLMİ DELİLLER İLE....

DÜNYA ÜZERİNDE KÜRT DİYE ADLANDIRILABİLECEK MÜSTAKİL HÜVEYİTLİ BİR IRK YOKTUR. 
KÜRTLER YALNIZ VATANDAŞIMIZ DEĞİL, SOYDAŞIMIZDIR DA...""

Cemal Gürsel
Devlet Başkanı ve Başbakan
1961







______________________