ovid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ovid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2017 Pazartesi

İskitlerin arasında yaşayan Ovid...




"Bir hükümdar cezalandırırken yavaş, ödüllendirirken hızlı olmalıdır." 
Ovid/Ovidius
"A ruler should be slow to punish and swift to reward."







OVİD (MÖ 43- MS 17/18) Romalı şair, Augustus döneminde yaşamış ve onun tarafından da Tomis'e sürgüne yollanmıştır. Romalı tarihçi Jordanes’e göre (MS 6.yy) Karadeniz kıyısındaki Tomis şehrini (Tomi-Romanya), (Alp Er Tonga'nın torunu) Massagetlerin Kraliçesi Tomris kurmuştur. 


Eugene Delacroix (1798-1863) "İskitlerin arasında Ovid" resminde Ovid'in gayet rahat bir hayat sürdüğü görülürken, Ovid kitaplarında dert yanıyor, çok iyi ya :) ... Bir de Kısrak Sütü sağıyorlar... Hangi "Hint-Avrupalı/İranlı" kavim/millet içiyormuş bu kımızı? Anlatın bakayım bilelim... Semra Bayraktar

*


Emel Gülşah Akın
TRİSTİA

Ozanın sürgün yolculuğu sırasında ve sürgündeyken yazdığı, hepsi elegeia vezninde olan eseri Tristia yaklaşık 3500 dize eden 5 kitaptan oluşmaktadır. Bunlar genelde ozanın arkadaşlarına ve yakınlarına yazdığı şiir - mektuplardır. I. Kitaptaki mektuplar ozanın Tomis'e yaptığı deniz yolculuğunu kapsamaktadır. II. kitapsa tek başına 578 dizeden oluşan uzun bir elegeia'dır; ozan İmparator Augustus'a, sürülmesine neden olan şiiri Ars Amatoria'nın savunmasını yaptığı bu kitabını M.S. 9'da tamamlamıştır. Diğer iki kitapsa M.S. 9-12 yılları arasında yazılmış ve birbirlerinden ayrı olarak yayımlanmıştır. Ovidius Tristia'da hitap ettiği arkadaşlarının, belki bir zararı dokunur düşüncesiyle, adlarını vermekten kaçınır.


Tristia bir hüzün şiiridir. Tristia'nın ilk kitabı, Ovidius'un sürgün şiirlerinin tüm baskın motiflerini içeren bir özelliğe sahiptir. Sürgün yolculuğu sırasında eserin yazımı başlamıştır. Olayların ani gelişiminden kaynaklanan endişe, şaşkınlık, hızlı bir vicdan muhasebesi, suç ve ceza şuuru kendini derhal gösterir. Burada hemen şu ara notu da vermek gerekir. Maziyi bir türlü arkasında bırakamayacak olan Ovidius'un bir şair olarak kariyeri boyunca sürdürdüğü sınır tanımayan kişisel metamorfozu ile birlikte düşünüldüğünde, geçmişte yazdığı kimi şeyler tuhaf şekilde kahince görünmektedir.


Bu eser, Ovidius Roma'dan ilk uzaklaştığı sırada yazdığı bir eserdir ve bu yüzden dizeleri hem Tomis' e hem de orada yaşayan, uygarlıktan nasibini almamış halka olan nefretiyle doludur.

“Buraya Tomis deniyor, çünkü derler ki, burada kızlar erkek kardeşlerinin bedenlerini parçalara ayırırlarmış.”

“Tomis kasabası nasıl bir yerdir ve içinde yaşayanlar nasıl alışkanlıkları olan insanlardır bilmek ister misin? Bu sahil boyunca hem Yunan hem Getae karışımı bir ırk yaşar, ama Getae etkisi daha çok görülür. Sarmatia ve Getae aşiretleri atları üzerinde gidip geliyorlar yol boyunca. İçlerinden biri bile eksik etmez sırtından uçları sarıya boyanmış oklarla, okçuklarla dolu sadağını. Kulak tırmalayıcı sesler, korkutucu suratlar, Mars'ın hakiki görüntüleri, ne saçları ne sakallarına insan eli değmiş. Sağ elleri hançer kullanmak için yavaş değil ve her barbar gibi bıçak yarası var böğürlerinde. Heyhat şimdi böyle adamlar arasında, bunları görerek, bunları duyarak yaşıyor, oyuncağı olan aşıkları unutan şair, senin şairin, arkadaşım. Burada yaşamasa, ama aralarında ölse, o zaman gölgesi bu nefret edilesi yeri terk eder belki.”

“Eğer orada hala sürgün edilen Naso'yu hatırlayan varsa, eğer adım bensiz hala o şehirde hayatta kalmışsa, söyleyin onlara denizlere asla dokunmayan yıldızların altında ben barbarların dünyasının ortasındayım.”

“Ey ilk defa Iason‟un küreğini vurduğu deniz, ey korkunç düşmanlardan ve kardan bir an bile kurtulamayan diyar, öyle bir zaman gelecek mi? Ben, Naso, seni terkedebilecek, daha az korkunç bir yerde devam edebilecek miyim sürgünüme? Yoksa sonsuza kadar bu barbar ülkede mi kalmalıyım, kaderim Tomis topraklarındaki mezarımda yatmak mı yoksa ?

“Ölmek için dua ediyorum sıklıkla, ama öte yandan ölümden de af diliyorum korktuğum için, Sarmatia toprakları kemiklerimin üzerini örtecek diye.”

Ovidius Augustus'un affediciliğini düşündüğünden, hala o topraklardan kurtulma imkânı olduğunu ummaktadır. Mektuplarında Augustus'a söyledikleriyle kendisini Roma'ya, dünyanın merkezine çağırması için adeta yalvardığı görülmektedir.


*

"Sakas and Scythians were Türkic."


Amu Darya - Oxus
The ancient name of the Amu Darya, encountered in the form of Oks or Oxus (10), is accepted as an ancient Türkic toponym Oguz or Okuz ”river” (11). M. Kashgari in his ”Divan” wrote: ”Okuz - is a name for such large rivers as Djeykhun, Euphrates ... In the land of the Türks several other rivers are also called by that name” (12).

A.I. Bisebaev 
(is an archeologist involved in studies of Kazakhstan ancient Türkic cities and fortresses.)

translators note:
Elucidation by Sh. Kamoliddin, p. 27:
The largest river in the Middle Asia, Amu Darya, mentioned in the ‘‘Avesta’‘, was called Vahvi Daitya [Hodjaeva, 2003, p. 67-79], the ancient Greeks called it Oxus and identified it with the name of the river Vakhsh [Steblin-Kamensky, 1978, p. 72]. The Türks simply called it Okuz, i. e. ‘‘river’‘ because the ancient Türks called any big river okuz [Kashgari, vol. 1, p. 91, 411, 469; vol. 3, p. 166, 260], and this word also has a second meaning ‘‘bull’‘ [Khasanov, 1962, p. 95]. The name Amu comes from the Ket words om - "mother" pul - "river" and means "water-mother." (See: Yaylenko, 1990, pp. 37-40). The Avestan name of the river Vahvi Daitya, as well as the later Iranian forms of the name Vaxshu and Vehrot, are calques of the original Yenisei word (See: Дульзон, 1971, pp. 198-208).26

Ancient Türkic toponymy
A.I. Bisebaev / read more
Ancient Türkic toponyms of Sakas and Scythians in the works of classical authors


*

"Now in us you will have incorruptible guardians both of Asia and Europe: there is only the Tanais between us and Bactria, and beyond the Tanais, we extend our selves as far as Thrace, and Thrace is said to border upon Macedonia. Thus you see we are your neighbours in both your empires. Consider therefore, whether you will have us for your friends, or enemies..." 

A Turkish Empire, with different names, in BC times, from China to the Hungary plateau.....
Today... nothing is changed... think!



ilgili:



4 Temmuz 2015 Cumartesi

HUN MODASI...



Romalı şair Ovid (Ovidius-MÖ.43-MS.17)'in mezarı başında 
resmedilen İskitler 
Saçları tepede uzun, kenarları kazınmış. 
"Hun Modası"



Solda : Ege bölgesinde ( Fethiye) araştırma yapan antropolog F.Von Luschan'un 19 .yy'da fotoğrafladığı Türk.
Sağda : 1640,Johann Heinrich Schönfeld - Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi




"* Partililer*, başlangıçta saçlarını öteki Bizanslılardan farklı biçimde kestirip yeni moda bir saç sitili edindiler. İranlılar gibi bıyık ve sakallara dokunmadan, mümkün olduğu kadar uzattılar, saçları ise, önleri şakaklara kadar kesip geri kalanını düzensiz biçimde, Massagetler gibi boylu boyunca uzattılar. Kimi zaman buna Hun modası da denildi. "

Bizans'ın Gizli Tarihi - Prokopius (6.yy)
çev. Orhan Duru
* Partililer : Yeşiller ve Maviler, Doğu Roma "Nike İsyanı" MS.532.


Başka bir kitabımda da belirttiğim gibi halk iki partiye ayrılmıştı. Justinianus, aslında heyecanla desteklediği Mavilere kendini bağladı ve böylece evrensel bir karışıklık yaratmanın yolunu buldu. Bu davranışıyla Bizans devletini dizleri üzerine çökertti. Bununla birlikte, aşın eylemciler dışında bütün Maviler Justinianus’un önderliğine hazır değildiler. 

Ama aşın eylemciler, işler bütünüyle kötüye gittiğinde en disiplinli insanlar olarak belirdiler; çünkü onlara işledikleri suçların çok ötesinde ruhsat verilmişti. Söylemeye gerek yok. Yeşiller de sessiz durmadılar. Zaman zaman cezalarını çekseler bile, suç mesleğini kesintisiz ve izin verildiği oranda sürdürdüler. Sonuçta, sürekli olarak daha cüretli suçlar işlemeye kışkırtıldılar. Çünkü insanlara insafsızca davranılırsa, onlar da doğal olarak umarsız yollara saparlar. 

Böylece Justinianus olayları körükledikçe ve açıktan Mavileri destekledikçe, bütün Bizans İmparatorluğu bir deprem ya da afet olmuş ya da her kenti düşman eline düşmüş gibi temelinden sarsıldı. Her yerde kargaşa çıktı ve bu karışıklık sonunda devletin yasaları ve düzenli yapısı altüst oldu.

Partililer, başlangıçta saçlarını öteki Bizanslılardan farklı biçimde kestirip yeni moda bir saç sitili edindiler. İranlılar gibi bıyık ve sakallara dokunmadan, mümkün olduğu kadar uzattılar, saçları ise, önleri şakaklara kadar kesip geri kalanını düzensiz biçimde Massagetler’ gibi boylu boyunca uzattılar. Kimi zaman buna Hun modası da denildi. 

Giysilerine gelince, hepsi şık giyinip kuşanmayı, toplum içindeki özel durumlarına göre elverdiğinin çok üstünde çalımlı ve gösterişli kılıkları gerekli gördüler. Böyle süslenip püslenmek onların durumunda ancak başkalarının sırtından sağlanabilirdi. Giysilerinin kollarını kaplayan bölümü bileklerde çok dardı, ama omuzlara doğru genişliyor ve bollaşıyordu. Tiyatroda ya da hipodromda kendi tuttukları kimseleri güçlendirmek için bağırıp kollarını salladıklarında giysilerinin omuzlarındaki bölümü de havada sallanıyor ve anlamayan kişilere, vücutları sanki çok gürbüzmüş de bu çeşit bir elbiseyle örtmek zorunda kalmışlar izlenimini veriyordu. 

Aslında böyle giyinmenin, sefil vücut yapılarını ortaya koyduğunu anlamıyorlardı. Başlıkları, giydikleri gömlekler ve çoğu kez ayakkabıları Hun modası olarak nitelendiriliyordu.


Bizans'ın Gizli Tarihi - Prokopius (6.yy) - çev. Orhan Duru




NOT: 
Çeviri de "Bizans İmparatorluğu" olarak geçse de, 
İngilizce çevirisinde "Roma İmparatorluğu" olarak geçer.



Afganistan'da bir Türkmen çoçuğu


/ENG.

The people had since long previous time been divided, as I have explained elsewhere, into two factions, the Blues and the Greens. Justinian, by joining the former party, which had already shown favor to him, was able to bring everything into confusion and turmoil, and by its power to sink the Roman state to its knees before him. Not all the Blues were willing to follow his leadership, but there were plenty who were eager for civil war. Yet even these, as the trouble spread, seemed the most prudent of men, for their crimes were less awful than was in their power to commit. Nor did the Green partisans remain quiet, but showed their resentment as violently as they could, though one by one they were continually punished; which, indeed, urged them each time to further recklessness.

For men who are wronged are likely to become desperate.

Then it was that Justinian, fanning the flame and openly inciting the Blues to fight, made the whole Roman Empire shake on its foundation, as if an earthquake or a cataclysm had stricken it, or every city within its confines had been taken by the foe. Everything everywhere was uprooted: nothing was left undisturbed by him. Law and order, throughout the State, overwhelmed by distraction, were turned upside down.

First the rebels revolutionized the style of wearing their hair. For they had it cut differently from the rest of the Romans: not molesting the mustache or beard, which they allowed to keep on growing as long as it would, as the Persians do, but clipping the hair short on the front of the head down to the temples, and letting it hang down in great length and disorder in the back, as the Massageti do. This weird combination they called the Hun haircut.

Next they decided to wear the purple stripe on their togas, and swaggered about in a dress indicating a rank above their station: for it was only by ill-gotten money they were able to buy this finery. And the sleeves of their tunics were cut tight about the wrists, while from there to the shoulders they were of an ineffable fullness; thus, whenever they moved their hands, as when applauding at the theater or encouraging a driver in the hippodrome, these immense sleeves fluttered conspicuously, displaying to the simple public what beautiful and well-developed physiques were these that required such large garments to cover them. 

They did not consider that by the exaggeration of this dress the meagerness of their stunted bodies appeared all the more noticeable. Their cloaks, trousers, and boots were also different: and these too were called the Hun style, which they imitated.

The Secret History of Procopius, 6th c AD - tr. by Richard Atwater,1927

Photo above: 
Left: a Turkish man photografed by anthropolog F.Von Luschan in the 19th c in West Turkey (Fethiye) .
Right: Scythians at the Tomb of Ovid (c.1640), by Johann Heinrich Schönfeld. Budapest Museum of Fine Arts.

Photo below:

Asian Hun-Turks attacking  at the Chinese Wall
İstanbul Military Museum

Asya Hunları Çin Seddi'ne saldırırken - İstanbul Harbiye Askeri Müze



"Onlar beyaz ırka mensup, sakallı ve gaga burunlu idiler"   - Gumilev, 1990



"Irk bakımından Açina-tepe'de tasvir edilmiş kimseler , Doğu Türklerine  nisbeten, Mongoloid değildir. Aksine, Çinlilerin Hunları ve Türkleri tarif ettiği şekilde, gaga burunlu "Hu" (Çinliler'e yabancı) tipindedirler." - Prof.Dr.Emel Esin








from the Abu-Simpel Temple 13th C BC
Kaşkas at the Kadesh War,, as allies of Hittites. In İliad they appear as Halizones, allies of Trojans


KAŞKALAR-İSKİTLER-MASSAGETLER-HUNLAR-TÜRKLER
KASKİANS (Kaşka/Gaşga)-SCYTHIANS (Sacae)-MASSAGETS-HUNS-TURKS



Altay