kassiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kassiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2023 Salı

Karışan Diller

 

KA-DİNGİR - BABİL - KARAUNDİAŞ



* "Çivi yazısı sistemi aslen hiyerogliftir ve erken bir dönemde Babil'in Turanlı, yani Ugro-Moğol nüfusu tarafından icat edilmiştir. Elimizdeki en eski anıtlar Turan dilinde yazılmıştır ve Semitik olmayan isimlere sahip şehirlere ve hükümdarlara aittir. Aslında hem Asur'un hem de Babil'in tüm büyük şehirleri Turani isimler taşır ve bunlar birçok durumda ülkenin sonraki sakinleri tarafından Sami diline çevrilmiştir: böylece Ca-dimiri'a (Ka-Dingir), "Tanrı'nın Kapısı", Bab-ilu, Babil olur. Akraba kabileler, Khaldaea'daki baskın halk olan Accadai (Akkadlar) ya da "Highlanders (Dağlılar)"ın ilkel evi olarak kabul edilen komşu Elam dağlık bölgelerinde yaşıyordu; ve Yaratılış XIV'ün önerdiği gibi, Elam'ın kendisi eski bir medeniyetin merkeziydi. Uru ve Senkereh'de, Pantabiblos'ta ve Berosus'un Larancha'sında kütüphaneler kurulmuş ve astronomi, astroloji, mitoloji, tarım vb. üzerine ayrıntılı eserlerle doldurulmuştu. Bunlar Sami diline çevrilmiş ve Asur krallarının, özellikle de kütüphanesi (ne yazık ki çok zarar görmüş olan ve şu anda British Museum'da bulunan) Asurbanipal'in emriyle kopyaları yapılmıştır. Semitik öncesi uygarlık ve Semitizm'in bu uygarlığa olan borcu hakkındaki bilgilerimizin çoğu buradan gelmektedir." H.Sayce


* "Eski Babil dininin, Sami Babilliler ülkeye girdiklerinde orada buldukları Sami olmayan halklardan muhtemelen büyük ölçüde etkilendiği daha önce belirtilmişti. O zaman şu soru ortaya çıkmaktadır (ve bu çok önemli bir sorudur): Eski Babil ve Asur'un dini, 'Sami' olarak adlandırılan dinler grubunun karakterini ne kadar taşıyordu?" L.Spence


* "Asurologların ağırlıklı görüşü, Asur ve Babil uygarlığının tamamen Sami olmadığı ve bu bölgelerin eski nüfusunun, etkisi özellikle dinde ve çivi yazılı kayıtların kutsal edebiyatında fark edilen büyük bir Sami öncesi unsur içerdiği yönündedir. Eğer durum böyleyse, eski Semitlerin karakteristik geleneksel din tipini araştırırken çivi yazısı malzemesinin dikkatli kullanılması gerektiği açıktır." R.Smith


Babil, Akadlı Sargon'un (MÖ 2334-2279) hükümdarlığından önceki bir dönemde kurulur. Hamurabi ise küçük liman kentini geliştirir, ancak Hammurabi'nin (MÖ 1750) ölümüyle dağılan imparatorluktan sonra kent Kassit/Kas Türklerinin eline geçer (MÖ 1595) ve adı Karanduniash (Karduniash) olarak değiştirilir.


SB

Tanrılar kızmış ve diller birbirine karışmış demek...




KRONOS - TİTAN SAVAŞI

BABİL KULESİ
"Kendi güçleriyle ve büyüklükleriyle övünen ve tanrıları küçümseyen dünyanın ilk sakinlerinin, Babil'in şu anda bulunduğu yerde, tepesi göğe ulaşması gereken bir kule inşa etmeye giriştiklerini söylüyorlar; ancak o, göğe yaklaştığında. rüzgarlar tanrılara yardım etti ve işi tasarlayanların işini bozdu; kalıntılarının hâlâ Babil'de olduğu söyleniyor; ve tanrılar, o zamana kadar hepsi aynı dili konuşan insanlar arasına dil çeşitliliği getirdi: ve Kronos ve Titan arasında savaş çıktı. Dillerin karışıklığı nedeniyle kuleyi inşa ettikleri yere şimdi Babil deniyor." Berossus (MÖ 3.yy)

Buradaki Titanlar Türktür, Türkçe konuşur. Grek kaynaklarındaki Titanomakhia, yani Titanlar Savaşı, Grekler (Olimposlular) ile Türkler (Titanlar-ATALAR-yerliler) arasındaki egemenlik savaşını metaforik olarak anlatır. Bu savaş 10 yıl sürmüştü, tıpkı Turova Savaşı da 10 yıl sürdü demeleri gibi. Ancak Turova Savaşı 10 yıl sürmemişti. Batı kıyılarımıza yapılan korsan saldırıları aralıklarla 10 yıl içinde gerçekleşmiş olsa da sadece son iki yılı Turova sahillerindeydi.

SB
Titanomakhia Turova Savaşını anlatıyor olabilir miydi? Çünkü her ikisinde de savaşı "Olimposlular" kazanıyordu.


2 Temmuz 2016 Cumartesi

Kassiler - Etrüskler - Pelasglar - Truva - Türkler



Kassiler - Kassitler:


"Sakalar Ön Asya'nın, Azerbaycan'ın ve Batı Anadolu'nun en eski kavimleridir. Sizin tâbi­rinizle desek, onların ataları Kassitler olmuşlar. Azerbaycan'da Kassit medeniyyetinin çok eski­lere dayanan (bazılarına göre, hatta 10.000 yıllık) tarihi vardır. Sakalar Kassitlerin (Kasların) sonrakı nesilleridir. Kas ve Sak kelimeleri de yalnız ses yer değişimi ile seçilmektedir. Sizin topraklardakı Truva’nın karşısından geçen büyük nehrin zamanında 2 ismi olmuştur: Denize ka­vuşan yerde Ksanf, başladığı yerde Skamandr.

Bu kelimelerde Kas (KSanf)ve Sak (Skamandır) kelimelerini bulmak mümkün Homeros’un destanında Skamandr bozkırı, Skamandr vadisi, Skamandr kahini gibi ifadeler Sa­kalara ait. Homeros yazıyor:

Hefestle de düşman oldu bol dalgalı derin bir nehir ki, Tanrılar Ksanf diyor ona, insan-Skamandr. 

Bu Homeros`un MÖ.1250 yılı olaylarını anlatırken çok eskilere dayanan Ksanf kelime­sinin anlamını bilmediğini gösteriyor. İşte bu nedenle onu Tanrılara, Skamandr`ı ise onunla aynı çağda yaşayan Saka`ların ismine bağlı olduğu için insanlara bağlıyor. 


Prof.Gazanfer Kazimov - link
(Konu ile ilgili Homeros`un destanları ve “Kitabı-Dede-Korkut” makalemize bakabilirsiniz.7; 321-352)"
Homeros`un destanları ve Kitabı-Dede-Korkut



*

Kassilerin yaşadığı bölge bugünkü Loristan vilayeti idi. 


Kassilerin MÖ.2. bin yıllıkta yaşamış krallarının kitabeleri, Akkad dilinde olan Asuri ve Babil metinlerindeki özel adları, onların dillerinden elde edilmiş bir takım kelimeler gösteriyor ki, bu halk Elamlara yakın olmuşlar ve “Elam diline yakın olan bir dille konuşurlarmış.”


Kassiler eski İran’ın batı topraklarında yaşamış eklemeli dilli halk olarak, coğrafi açıdan Elamlarla GuttiLullubiler (sonraki Medler) arasında bağ ve ilgi olduğu gibi, dil ve uygarlık bakımından da bu iki halkı bir birine bağlamıştır.


“Kesin olarak Med’in daha güney bölgelerle yakın ilişkisi olmuştur, özellikle de eski zamanlarda ki, Kassiler ve Elamlarla kavmiyet ve dil bakımdan yakınlığı vardı.”


“Kassiler ve öbür dağlık kabileler herhalde MÖ.2. bin yıllıkta Med ve Elam sınırlarında yaşıyor ve dil bakımdan Elamlara yakındı.”


Kassi dilinde +Aş (daş, taş, yaş, maş) hecesiyle biten kral ve allah adları , Kandaş, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş, Nazımarataş, Buryaş, Marataş gibi...


Kassiler egemenliklerini yitirdikten sonra, siyaset alanı ve tarih sahnesinden çıktıysalar da bir halk olarak, kendi vatanlarında yaşadılar. Bir takım Aryacı İran tarihçileri Elam ve Kassilerin bütün varlığına kırmızı kalem çekerek, onlar için Proto Lor deyimini kullanıyor, bugün Huzistan’da yaşayan Elamların torunları ve Loristan’da hayat süren Kassilerin soyu olan büyük Türk kütlesini görmezlikten gelerek, hepsini Fars’mış gibi kaleme alıyorlar.


İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ
Prof.Dr. Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi)
(Farsların (Persler) o bölgeye gelmesi kimine göre MÖ.900 kimine göre de MÖ.800'den, ne kadar isteselerse de, geriye gitmez.)




O zaman Pelasglar ve Truva'dan çıkan Etrüsklerin Kassilerle benzerliği bizi şaşırtmamalı, değil mi? 


ETRÜSK/RASENA - MÖ.6.yy
KASSİLER / KASSİTES - MÖ.13.yy
"Kassite, Aqar Quf, Head of Male, Terra Cotta and Kassite, Aqar Quf, Head of Male"
(Etrüsk fotolarını bulmak ise çok daha kolay)


* * *

"The AR, AZ, AS, SA or SU people, which populated mainly Asia Minor in the early Neolithic Age. These may have been the Primitive farmers of the Fertile Crescent and Anatolia, perhaps even the Danube Valle. These may have given their name to Asia. Early Cretan ant Cypriote cultures show affinity with their cultures. These people are mentioned in cuneiform documents; their name seems to survive in the much later names of the Uz, Osset, Jazig peoples, perhaps even in Esthonian and Ostiak.

It has been suggested that the later, linguistically semiticised Assyrian contains also an ethnic element of this kind; that the AZ were in some way ancestral to Kassites and Khazars.

We may suppose that this SA population was the long sought pre-Sumerian inhabiant of Mesopotamia. Branches of this gifted people may have been responsible for great advances in Neolithic cultures of the hills in the North. Arpatchiya (outside modern Mosul in Nineveh Province (Iraq) Tepe Reshwa, the site was occupied in the Halaf and Ubaid periods; "Tepe" is Turkish of etymology - SB) was and advanced cultural center in the 5th and 4th millennia BC. There were cobbled streets, buildings for some communal use and an exquisitely artistic pottery appeared. One of the SA groups may have been later even the carrier of the culture called El Ubaid, with its beatiful poluchrome ceramics. After the arrival of the Sumerians proper, the SA people seem to have been pushed to the North, to the northern mountains, the part of the Sumerian world designated in cuneiform doucments as Subartu. In recent literature these people are often called Subaraeans."


Dr.İda Bobula
Origin of the Hungarian Nation


* * *


Homer'in "SKAIAN GATE" dediği SAKA KAPISI - TROYA

Aethiopis (MÖ.7.yy)'a göre;  Etiyopyalı kahraman Memnon (Priam'ın yeğeni) Antilokhos'u, Achilles ise Memnon'u burada öldürüyor. Patroklos arkasından burada vuruluyor, sonra da onu Hektor burada öldürüyor. Sonra Achilles Hektor'u bu kapıda öldürdükten sonra da Paris'in eliyle ölüm Achilles'i burada buluyor.  Ne acıdır ki Memnon, Hektor ve Achilles'i ölümsüz kılan zırhların hepsini Pelasg kökenli Hephaistos yapmış. Acaba, Hephaistos malzemeden çalıp hainlik mi yapmıştı? Tıpkı Antenor, Aeneas ve Polydamas'ın vatanına ihanet etmesi gibi. Nasıl mı? Anlatayım. 

Truva Savaşı'nda bizzat bulunmuş olup, Homer'in İlyada destanında da adı geçen Truvalı (ama Frigyalı olarak geçiyor, ki Truva'nın bir diğer adıdır, hatırlamalıyız ki savaş döneminde Frigya diye ne halk, ne de devlet vardır) Hephaistos rahibi Dares'e göre ; 

Truvalı bütün cesur, kahraman savaşçılar, Priam'ın oğulları dahil, ölmüştür. Bazı Truvalı ileri gelenler teslim olup barış görüşmeleri yapmalarını istemektedir. Buna Priam ve küçük oğlu karşı çıkar ve ölene dek ülkenin savunalacağı emrini verir. Antenor, Polydamas, Aeneas (evet, Virgil'in Aeneas'ı), Ucalegon (Uclan-Oğlan) ve Dolon (Kurt donuna bürünen) şehir ve halkın yıkımdan kurtulması için Agamemnon'la barış görüşmelerine başlamaları gerektiğini, hatta ihanet olarak görülse de şehrin içine sokmaları gerektiği fikrine and içerler. Agamemnon'un adamlarını SAKA (Sacaen) kapısından sokacaklardır. Saka kapısı tarif edilirken de "dış tarafı bir at başı gibi oyulmuş olan kapı" olarak tarif edilir. İşte bu kapıdan giren Akhalar Truva'yı ele geçirir. Truva'ya ihanet edenlere ise Agamemnon dokunmaz. 

Yani, ne Truva atı vardır, ne de içinde askerler. Resmen vatanına ihanet eden bir avuç Truvalı Saka kapısını düşmana açmıştır. Kapının at başı gibi oyulmuş olmasının sebebi Scamander (Karamenderes) nehrine at kurban edilmesidir. Eski Türkler'de at kurban ederlerdi. Yüzyıllarca sözlü olarak aktarılan bu destanlar zaman içinde farklı ozanların anlatımlarıyla dönüştürülmüş, kitaplaştırıldıklarında ise "At kafası şeklindeki Saka kapısı" ise "içi düşman askeri dolu Truva Atı" (*) olmuştur... 

Ne lanetli kapıymış be... 

S.Bayraktar
* Bu Truva Atı da İlyada destanında geçmez, Odysseus ile Aeneas destanında geçer. 
"... şu tahta at olayını anlat şimdi bize..." (Odysseia - 8:492)
"... Bir at yaptılar Pallas'ın tanrısal becerisiyle..." (Aeneas - 2:15 - Bu kitap MÖ 1.yy'da yazılmıştır!)

Odysseus destanı daha geç bir dönemde kaleme alınmıştır. (bknz. Azra Erhat Odysseia önsöz). Ayrıca bugüne dek kalmış tüm bir kitap yoktur, MÖ dönemine ait kitaplar fragmanlar halindedir ve ancak 10.yy'da bir araya getirilmiş, 15.yy'da ise kitap olarak basılmıştır. (bknz.some manuscript traditions of the Greek classics)





// PELASG - ETRÜSK - TRUVA - KASSİLER - SAKA (AS-SA) TÜRKLERİ //






3 Ekim 2015 Cumartesi

MISIR VE TÜRK TARİHİ







Afet İnan "Asya'dan gelen Turaniler Mısır'ın ilk sakinleri" derse, Fergusson'un Tree and Serpent kitabında Tamarisk Osiris ve İsis mitolojisinde önemli bir yer tutuyorsa, ve Tamarisk Temir/Demir kelimesinin bir başka söyleniş şekli ise, o zaman;
Mısır'dan Hellenler'e geçen;
Trakya ve Anadolu'daki Kimmer ve İskitlerden Hellenler'e geçen;
Avrupa'daki diğer Türk kavimlerinden Avrupa'nın eski kavimlerine geçen
Kültürel
Mitolojik
Dil+Yazı
ve 
Ordu Sisteminde
Dip Kültür olarak 
Türk Etkisi inkar edilemez.
SB




Orta Asya halklarının ülken anası, akıllı, ferasetli, cesur, yürekli ve vatansever Turan kızlarının idolü olan Tomars'ın, Tonga Alp'ın torunu olduğu söylenmektedir. Paul Wittek'e göre Tomars'ın asıl adı Tömür'dür. Yunan tarihçileri ise onu Tomaris ve Tömürs şeklinde kaydetmişlerdir.

Saklar tarihte en ihtişamlı dönemlerini MÖ.7.yüzyılda Tonga Alp zamanında yaşamıştır. Sakların Fars kökenli olduğunu ileri sürmektedirler, ama bu doğru değildir. Nitekim miladı Romalı tarihçi Attalata "İskitler (Saklar) ile Türkler aynı soydandır" demektedir.


UYGURLAR
Turgun ALMAS (1924-2001), Kaşgar
Selenge Yayınları,2013




Mısır; 
silindir mühür, tuğlalarla inşaat tekniğini, 
birçok sanatsal ögeyi ve özellikle de 
Birinci Hanedanın başlarında (y.MÖ.3000) 
birdenbire, hiçbir öncülü olmaksızın beliriveren 
yazıyı SUMER'den aldı.


Firavun tanrı olarak kabul edildiğinde veya 
giderek tanrıya dönüştüğünde....

Mezopotamya'da kralın yalnızca 
tanrının temsilcisi olduğunu.....
bilelim.


Priamit Metinleri : MÖ.2500-2300
Lahit Metinleri : MÖ.2300-2000
Ölüler Kitabı : MÖ.1500 den sonra

Orta Krallık, aşağı yukarı hepsi 12.Hanedandan gelme bir dizi mükemmel hükümdar tarafından yönetildi. Onların egemenliğinde Mısır bir ekonomik büyüme ve uluslararası büyük saygınlık dönemi yaşadı. Firavunların taç giyme törenleri sırasında seçtikleri isimler, onların insanlara ve tanrılara karşı adaletle davranma isteğini yansıtmaktadır. 

Hermopolis'te tapılan sekiz tanrıdan biri olan Amon 12. Hanedan döneminde Amon-Re adıyla en üstün tanrı konumuna yükseldi. (Hanedanın kurucusunun adı Amennemhet "Amon en başta" idi). "Gizli" tanrı tam anlamıyla "görünür" tanrı olan güneşle özdeşleştirildi. Amon "güneşleştirilme" sayesinde İmparatorluk'un evrensel tanrısı oldu.

Bu imparatorluk - aslında bu adı almaya layık tek dönem - çelişkili gözükse de 12.Hanedanın sona erişinden sonra patlak veren ikinci bir krizin gecikmiş ama kaçınılmaz sonucuydu. Hyksosların MÖ.1674'teki istilasına kadar çok sayıda hükümdar hızla birbirini izledi. 

Devleti Hyksos saldırısında daha iki kuşak önce parçalanmasının nedenleri bilinmiyor. Ama her ne olursa olsun Mısırlılar, at, savaş arabası, zırh ve gelişmiş yaylar kullanan bu korkutucu savaşçıların saldırısına zaten uzun süre dayanamazlardı. Hyksosların tarihi yeterince bilinmiyor, ama Mısır'a doğru ilerlemelerinin MÖ.17.yüzyılda Yakındoğu'yu sarsan göçlerin bir sonucu olduğuna kuşku yok. 

(Bilinen isimlerin çoğu Sami kökenlidir, ama Hurri kökenli isimlere de rastlanmıştır. O çağa ait hiçbir Mısır belgesinde Hyksoslardan söz edilmemektedir. Müstahkem şehirleri Tanis'in adı 19.Hanedan dönemine ait bir metinde ve aynı döneme doğru yazılmış bir halk masalında geçmektedir. Tahmin edilebileceği gibi, fatihler - Mısırlıların gözünde "barbarlar"- Kaos'un simgesi yılan Apophis'le özdeşleştirilmişti.)

Mircea Eliade
Dinsel İnançlar Tarihi,cilt 1

* * *

Hyksos'lar Turani dil konuşan Mitannilerdir. 
Kassiler ve Hititler ile aynı soydandır.


....The Hyksos called themselves Min , coming from a country east of Syria and near Assyria. They appear therefore to have been Minni, or Minyas from near Lake Van: and the Minyans of this region (Matiene or Mitanni) in the 15th century BC. spoke a Turanian language, being apparently of the same stock with the Kassites of Babylon and the Hittites, which agrees with the worship of Sutekh. 


....The original civilising race came apparently from Asia, before the age of the Pyramids.....

.....(the carved slates, supposed to be as old as the 1st dynasty, represent hunting scenes, and wars with negroes ; and the writer regards them as showing invaders from Asia Minor; for they are armed with the double axe of Karians and Kretans, found also on Hittite monuments, and at Behistun as well as in Etruria as used by Turanians....)

....The people of Lukopolis (wolf town) propitiated the wolf that tore their sheep; other shepherds adored the bull and the ram.....

....5th dynasty , at Memphis (or at Elephanta) say 3950 to 3700 BC. The Turin copy of the Ritual belonged to this age, with various proverbial treatises. The skulls are long, like those of modern Egyptian peasants, whereas those of the first four dynasties are round, suggesting a Turanian race.....

....14th dynasty at Xois (Sakha) :say 2400 to 2000 BC. The Turanian fondness for confederacies of tribes instead of kingdoms (seen also among Hittites and Etruskans).....

....The Hyksos called themselves Min , coming from a country east of Syria and near Assyria. They appear therefore to have been Minni, or Minyas from near Lake Van: and the Minyans of this region (Matiene or Mitanni) in the 15th century BC. spoke a Turanian language, being apparently of the same stock with the Kassites of Babylon and the Hittites, which agrees with the worship of Sutekh. (Between the 12th and 18th dynasties also, foreign pottery like that found in Palestine, Kappadokia and on the shores of the Eagean Sea, appears in Egypt and is marked with emblems of the "Asianic syllabary" which was used by Hittites, Karians, Kretans and Kuprians......

Egypt - 18th Dynasty

...Thus for three generations, Semitic and Turanian influence began to reassert itself in Egypt....

...The Kassites were then ruling in Babylon and the whole Turanian power, from Asia Minor and Syria to Mesopotamia.....

....Kadesh and Karkemish are named with the Masu (Mysians) , Pidasa (Pedasos) Leka (Lycians or Ligyes) Dardani (Dardanos) and others. (The Kassites were then ruling in Babylon, and the whole Turanian power, from Asia Minor and Syria to Mesopotamia- perhaps aided by Aryans (see Rameses III,below)- was leagued against Egypt-ED)....

....Rameses II was a great builder, and constructed the Ramesseum at Thebes, and the beautiful rock temples of Abu Simbel. He completed the Hall of Columns at KArnak; and from its bas reliefs we learn much as to his conquest of Kadesh and other cities. He died in old age, and his mummu presents a very stiking countenance more Asiatic than Egyptian, with a powerful aquiline nose.....

.....(Among the names of tribes allied to the Libyans we find Akausha (supposed to be Achaeans) Tursba or Tulsha (people of Tros, Thrace or Tlos) Shartana (Sardians) and others "of the lands of the sea"....




Forlong - Faits of Man II
(EK: Hyksoslar Hurri ve Kassitilerin bir koludur. Hyksos döneminde Mısır'da atlı kurganlar görülür-SB)


* * * 

This acoors with the westward drift of races in the earliest times and historic race of the Egyptians to the Lower Nile, for from its origin Egypt was rather Asiatic than African....(page 94)

We have seen indications that the mixture and even fusion of races, so characteristic of the Chaldaean country had extended itself in the tideway of migration through Mesopotamia, Syria, Canaan and even into the Delta. We shall not be surprised to find if so be, even a Turanian element in Egypt when we treat of the "shepherd-kings"....(page 104)

This is a most important contrast and would lead to the conclusion that the pristine Turanian religion of Chaldaea, in respect at least of the worship of elemental spirits ,had not formed any portion of the complicated system which grew up in Egypt....(page 118)

The best picture we can produce must be tessellated with fragments from the most various sources. We have already brought many together and arranged them in a rough outline. We have seen the western migration of different races, Turanian, Hamitci, Semitic ; have traced the line of their smouldering camp-fires from the Persian Gulf to the eastern branches of the Nile, the names of their stations, the titles of their gods, the records of their conquests and, last of all, their very presence with living tradition on their lips from point, along their old time-honoured highway....(page 131)

The name Hyksos, by which they were known to the Egyptian priestly historian Manetho is generally believed to be compounded of Shasu, the usual word for the Arab hordes, and hyk king ; and may have been a mere nickname used after their expulsion. But the Egyptians call them in their records Menti (Syrians), Sati ,the roving Asiatics armed with bows, or by a word of hatred or contempt. Manetho, says they wre of ignoble race, "some say Arabians ;" and also uses the term Phoenicians for the earlier monarchs. Africanus calls them Phoenicians.

It is clear enough from what quarter they came. As we have seen, the few sculptures yet discovered show a type, most strongly-marked common to all the royal heads. Mr.Lenormant has suggested more than once that this may display a Turanian element ; "a race which is not even purely Semitic, and must be pretty strongly mixed with those Truanian elements which science reveals to-day as having borne so large a part in the population of Chaldaea and Babylonia".... (page 143)

The subject of marriage in Egypt has been treated by Prof.Ebers. The wife held a very honourable place in the oldest times, as the monuments clearly show. This agrees well with the Pharaoh's view of the matter, which indeed was quite as characteristic of the old Turanian people of Chaldaea and also guided the conduct of Abimelech king of Gerar....(page 154)

The word used in Genesis xii, for the officers of Pharaoh's court, is the correct Egyptian title (Sar), which is in fact common to the Turanian and Semitic Babylonia, Egyptian and Hebrew languages...(page 155)


Studies on the times of Abraham - Henry George Tomkins, 
Member of the Society of Biblical Archaeology


* * * 

..Bundan başka Mısır kral/allahlarına verilen eski isimler DEMİRCİ manasına olarak tercüme edilmiştir. 
Bunlar hem muharip hem maden sanatlarını yapan insanlardı....


Bugün muhakkaktır ki, ilk Mısır ahalisi milattan 5000 sene eveline doğru Asya'dan gelmiş olan beyaz ırktır; bu ırk Nil vadisinde yerleşti. Kabileler halinde kümeler teşkil etti. Herbir kümenin reisi, dini ve kanunları vardı.


Bu malumattan ve Türk tarihine methalde Türklerin umumi muhaceretlerine dair verilen tafsilatın ihtiva ettiği delillerden Mısır deltasına yerleşerek ilk Mısır medeniyetini kuranların Türkler olduğu anlaşılır.....


...Nil vadisinin delta kısmını ilk işgal edenler , Orta Asya'dan muhtelif yollarla ve birbiri ardı sıra gelmiş olan Türk kabileleridir.....


AFET İNAN




Mısır'daki Tarkhan Mezarlığı yabancılara tahsis edilmiş mezarlıktır.
Toorsha veya Tursha olarak adlandırılan Deniz İnsanları (Sea People) diğer bir değişle Etrüsklerin atalarına ait mezarlığın adı olan Tarkan, MÖ.509'a kadar Roma kurup yöneten Etrüsklerin liderlerine de verdiği addır. Resimde de görüldüğü gibi mezarlıktan çıkan buluntularda Türk tamgalarına benzer tamgalar mevcuttur.


"Bir şehirde Türk Binici", 1863 (Mısır Memluk Türkü)
"Turkse ruiter in een stad"* 
Willem de Famars Testas, 1863
Rijksmuseum - Amsterdam
* De stad is in Egypte en de Turk is een Mamlukse Turk.









10 Ocak 2015 Cumartesi

KARADENİZ BÖLGESİNİN TARİHİ ; TÜRKLER







1. Türkiye’de Türk Kavimlerinin Öncüleri


Türkiye’de Türklerin varlığı ile ilgili ilk bilgiler M.Ö. 3000 yıllarına kadar inmektedir.

Hattuşaş’ta bulunan M.Ö. III. bin yılın sonlarına, M.Ö. 2200’lere ait bir belgede Türkiye’de Türklerin bulunduğu, kralları İlşu Nail’in Anadolu’ya girmek isteyen Akkadlarla savaştığı kaydedilmiştir. M.Ö. 2200’lerde Akkad İmparatoru Naram-Sin Anadolu’ya bir sefer düzenlemiştir. 

Bu sefer ve savaşlar, “Şartamhari Metinleri” adıyla bilinen yazılı raporda anlatılmaktadır. Metinde Akkad imparatorunun Anadolu’daki Hatti Kralı Pampa’nın önderliğindeki 17 şehir devletinin oluşturduğu birliğe karşı savaşması anlatılmaktadır. Metnin 15’inci satırında Türki Kralı İlşu-Nail’in de bu birlik içinde yer aldığı kayıtlıdır.


Şartamhari Metinleri Hattusaş arşivinde ele geçirilen metnin kopyası (KBo III, 13 no.lu metin) şöyledir: 

( [ilk 7 satır kopuk] 
8. Bana karşı bütün memleketler isyan ettiler, 
9. Gaşua kralı Anmanailu, Pakki kralı Bumanailu, 
10. Ulluwi kralı Lupanailu sonra ... kralı ... İnmipailu, 
11. Hatti Kralı Pampa, Kaniş kralı Zipani ... kralı Nur-Dagan, 
12. Amurru kralı Huwaruvaş, Paraşi kralı Tişenki, 
13. Armanu kralı Mudakina, Sedir Dağları kralı İşgippu, 
14. Larak kralı Ur-Larak, Nikku kralı Ur-Banda, 
15. Türki kralı İlşu-Nail, Kuşaura kralı Tişkinki, 
16. Toplam on yedi kral ki onlar savaşa girdiler ve ben onları vurdum, 
17. Hurrilere karşı bütün orduyu seferber ettim ve sonra (Tanrılara) şarap takdim ettim, 
18. O zaman savaşçılarıma, binlerce düşman askeri hiç mukavenet etmedi (Memiş; “Orta Doğu’da Türklerin Varlığı Tartışmaları”, s.442'den naklen). 

Bu metin, Hititçe ve Hitit çivi yazısıyla yazılmıştır. Bu metin H.G. Güterbock tarafından 1938’de yayımlanmıştır. 
Güterbock; s.67-68.






Karadeniz’in Güneyinde İlk Türk Kavimleri


a. Kutlar / Gutlar

M.Ö. 2500 yıllarında Mezopotamya’nın kuzeyinde hüküm sürmüş Kutların Türkçe konuşan bir kavim olduğu konusu bilim dünyasının aydınlattığı bir gerçektir. Kut kavminin Türk kökenli olduğunu ünlü Sümerolog Prof. Benna Landsberger, 1937’de yapılan Tarih Kurultayı’nda ATATÜRK’ün huzurunda açıklamıştır.

Landsberger, ölüm yılı olan 1968’e kadar bu konuyu geliştirmeye çalışmış, konu ile ilgili olarak dersler ve konferanslar vermiştir. Kut dili ile Eski Türkçenin bağlantısı üzerinde çok emek harcamış, devrinin önemli bilim adamları olan A. von Gabain ve László Rásonyi’nin de onun görüşlerine katıldığı anlaşılmaktadır.
Landsberger, Anadolu’da yaşamış Gutium yahut Kutium milletinin Kutlar olduğunu, bu kelimenin Akatça nispet eki -ium aldığını belirtmiştir.

Kütahya ilimizin eski kaynaklardaki ismi Kutium’dur. -ium’un Akatça nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut/Gutlar olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

Kutlara ait yazıtlardan anlaşıldığına göre kağanlarının adlarının Yarlagan, Tirigan, Şarlak /Çarlak, El-ulumuş, İnim-bakaş oluşu, onların Türk milletinin bir parçası olduğunu aslında şüpheden uzak tutmaktadır.

Kutlar B. Hrozny’ye göre Hazar denizinin güneydoğusunda, Türkistan’da oturmakta iken daha sonra M.Ö. 2500-2400 yıllarında Hazargölü çevresinden batıya doğru göçmüşlerdir. Kutlar 2500 yılından sonra Akkad’ın Samî Krallığı’nı yıkıp Mezopotamya’da 125 yıl hüküm sürmüşlerdir. M. A. Beek ise onların Kerkük ve çevresinde yaşadığını bildirmiştir.

Doğudaki dağlarda yaşayan Kut/Gutlar, M.Ö. 2300’lü yıllarda Mezopotamya’ya saldırıp büyük tahribatlar yapmışlardır. Bu saldırılar sırasında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının büyük oranda yükseldiği, asayişin bozulduğu tarihî kaynaklarda bir ayrıntı olarak yer almaktadır. Pek çok bilim adamı tarafından Kutların 2260-2223’ten sonra Dicle ırmağının kuzeyine doğru göçtükleri iddia edilmektedir. Daha önce İran’daki Zağros dağlarının eteklerinde yaşayan Kutlar, M.Ö. 2150’de Akad İmparatorluğu’nu yıkmışlar ve Anadolu’da hâkimiyeti ele almışlardır.

Bizans İmparatoru Mihail 1042’de İstanbul’dan doğuya doğru sefere çıkar, Gutların memleketini tâbiyeti altına sokar. Bizans İmparatoru Diojen, Alparslan’ın ordusunu karşılamak üzere Malazgirt’e giderken askerlerinin arasında Gutlar da bulunmaktaydı.

Kutçadan kalan kişi, tanrı, yer adlarını ve cins isimlerin yapısını ve köken bilgisini Sümerolog Kemal Balkan tahlil etmiş ve Türkçe ile Kutçanın bağlantısını ortaya koymuştur.

M.Ö. 400’de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olarak kaydedilmiştir. Bu ismin hangi tarihte bu şehre verildiği belli değildir. Ancak M.Ö. 400’den önceleri de şehrin bu isimle bilindiği anlaşılmaktadır. Bu isim büyük bir ihtimalle kot (kut) yorası (yöresi) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş olmalıdır. M.S. I. yüzyılda Plinius bu şehri yine aynı isimle kaydetmiştir.

Trabzon’da bulunmuş M.S. 483 tarihli bir onarım kitabesinde, onarıma yardım edenler arasında Gutlar da sayılmıştır. Bu bölgede Kut isminin Kot biçiminde söylendiği ve kayıtlara geçtiği, Kutlara ait bir ölçü birimi olan kot ve Komar/Kumar boyunda da görülmektedir. Bu, Yunan alfabesinde “u” sesinin olmayışından kaynaklanıyor olsa gerektir.

Çaykara’ya bağlı Demirli köyünün eski ismi Kotu’dur. Araklı ilçesi Turnalı, İyisu, Pervane köylerinin ortasındaki tepenin ismi Kudula’dır. Trabzon’un yaylalarından birinin adı Kuti’dir.

1455’te Ordu’da Kutlucalu, Kutlulu (Bolaman), Kutlulu (Bozat) adlı karyeler bulunmaktadır. Çorum’da Kutigin, Tokat-Sonisa’da Kutlu, Karahisâr-i Şarkî’de Kutluca, Canik’te Kutluca Baba, Kutlucaviran (Reşadiye), Bayburt’ta Kutlulapa, Malatya’da Kutludere, Bolu’da Kutluviran, Kutluboğa, Kocaeli’de Kutluca (İznik), Kutluca (Gebze) adlı yerleşim yerleri bulunmaktadır. Artvin, Rize, Trabzon, Erzincan, Bayburt, Kars, Bitlis ve köylerinde altı-sekiz kilo tahıl alan tahtadan yapılmış ölçeğe Kot/Kut denilmektedir.

“Kot” kelimesinden türeyen kotar- “bir kaptan diğer kaba yemek boşaltmak”, kotarılma, kotarılmak, kotarma kelimeleri Türkiye Türkçesinde işlek kelimelerdir. Konuyu daha ilgi çekici duruma getiren ise 1069’da aynı ölçeğin bilinmesi; hem Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserinde (kotur- “boşaltmak”, kotrul- “boşaltılmak”), hem de kut biçiminde Anadolu’da kullanılmasıdır.

Trabzon ve yöresinde, kepçeye; hamur ve çeşitli sıvı yiyecekleri karıştırmada kullanılan dört çatallı değneğe; meyve toplamaya ve balık tutmaya yarayan ucunda torba olan sırığa kotal, gıdal, kuteli denilmektedir. Bu kelime kutal, kuteli olarak tarafımızdan yüzlerce kez tespit edilmiştir ve yakında yayımlanacak olan Trabzon İli ve Yöresi Ağızları’nda (3 cilt) ayrıntılı olarak işlenmiştir.




b. Kaslar / Gaslar

Gaslar, Babil Kralı Hammurabi’nin M.Ö. 1750’de ölümünden hemen sonra Babil’e saldırmışlar, ancak başarısız olup geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Dağılan Kaslar Fırat kenarında Ana (Hana) şehrinde toplanmışlardır. M.Ö. 1677-1100 yılları arasında Mezopotamya’da hüküm sürmüşlerdir. 

Yani M.Ö. 1700 yıllarında Türkçe konuşan Kaslar, Mezopotamya’nın kuzeyinde, Anadolu’da yerlerini almışlardır. M.Ö. 1680-1160 yılları arasında Mezopotamya’da hüküm süren bir Kassit Devleti bulunmaktadır. Bu devletin krallarından ikisinin adı, (I. Kurigalzu, XV. ve XIV. yüzyıllar; II. Kurigalzu, M.Ö. 1343-1321) Kurigalzu’dur.

Kas Devleti’nin kağanlarının bazılarının isimleri şunlardır: Gandaş, Agum, Abirattaş, Tazzigurumaş, Burnaburiaş, Ulamburiaş, Karaindaş, Kadaşman, Karahardaş, Kudur, Adad, Marduk, Zababa.

Harezm’in eski idare merkezinin adı Kas olup Harezm Türkçesinde “çölde duvar” manasına gelmektedir. Bu şehir önemli bir medeniyet merkezi iken M.S. IV. yüzyılda siyasî önemini kaybetmiştir.


M.Ö. 333’te Yeşilırmak üzerinde, Pers Strabı Ariarates’in idaresi altında olan Gaziura adlı bir şehir (muhtemelen Amasya) bulunmaktadır.Strabon yüzyıllar sonra bu şehirden bahsetmektedir. Ayrıca Orta Karadeniz Bölgesi'nde Gaslarla ilgili üç yerleşim yerinden daha bahsetmektedir: Gazacene, Gazira, Gazelonitius.

Kaynaklardan anlaşıldığına göre Kasların bir bölümü Anadolu içlerinde iken diğer bir bölümü Altaylar bölgesindedir:
Kara Balasagun’da bulunan Göktürk alfabesi ile 752’de yazılmış Terhin Kitabesi’nde ve Moğolistan’da Tes ırmağı vadisinde bulunan 750’de yazılmış Tez Kitabesi’nde bu Türk boyunun ismi Kasar biçiminde geçmektedir. Kitabelerden Kasarların bugün Moğolistan sınırları içinde bulunan Altaylar bölgesinde, Tes ırmağının doğduğu yörelerde oturdukları anlaşılmaktadır.

Kasarların bir başka bölümü Hazar denizi çevresindedir. 576’da Göktürk Devleti sınırının Karadeniz kıyılarına ulaşmasından sonra, Batı Göktürk Devleti’nin batıdaki uç noktasını Kasarlar oluşturduğu için Çin kaynaklarında da yerini almıştır. Bizans sınırında yer almaları dolayısıyla Bizans kaynakları da onlardan, bu tarihlerde, sıkça söz etmektedir. Aslında batıya gelen Kasarlar, kendilerinden 558’de Sasanî-Sabar Savaşı’nda söz ettirirler.

Hazarlar, VII. yüzyılın ortalarına doğru Göktürklerden kopup müstakil bir duruma gelmişlerdir. VII.-X. yüzyıllar arasında, Hazar denizinin batısında, Don, Volga ve Kafkasya üçgeninde, geniş bir coğrafyada Hazar Devleti’ni kurmuştur. Hazar Devleti’nin kuruluşunun 650 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu yüzyılın ikinci yarısında Gürcistan ve Azerbaycan’a akınlar yaptıkları ve Tiflis’i topraklarına kattıkları bilinmektedir. 626’da Sasanîlerle Avarlar İstanbul’u kuşatmışlardır. Bunun üzerine Bizans İmparatoru II. Konstans Herakleios (641-668), Tiflis yakınlarında Hazar Yabgusu ile görüşmüş, ondan aldığı 40.000 kişilik bir ordunun yardımıyla Anadolu’yu Sasanî ve Avarlardan kurtarmıştır.*

*Hazarların Anadolu'daki varlıkları 600'lü yıllara kadar gitmektedir. Bizans-Sasanî savaşları sırasında Hazarlar Bizans tarafını tutmuş ve onlara askerî bakımdan yardım etmişlerdir. Bunun bir sonucu olarak Hazar-Bizans dostluğu daha da artmıştır. Bizans İmparatoru II. Justinianus (685-695, 705-711) ve V.Kostantinus (741-775) Hazar prensesleri ile evlenmişlerdir.  
V.Kostantinus  ile  Hazar Prensesi Çiçek'in oğulları IV. Leon Hazaros (775-780), tarihte Hazar Leon olarak bilinmektedir. İbrahim Kafesoğlu; Türk Millî Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1999, s.168. Brook; s.473. Bütün bunların doğal sonucu olarak Hazarlar Anadolu içlerine kadar inip yer yer bu coğrafyaya yerleşmişlerdir.*


Tiflis ve çevresini uzun süre ellerinde tutan Hazarlar, zaman zaman Karadeniz’in güneyinde de etkili olmuşlardır. Osmanlılardan önce Hatay Kel dağının adı, Yunan haritalarında Kasios, Romalıların haritalarında ise Casius olarak kaydedilmiştir.

Hazar denizinin iki ismi vardır. Batılılar Hazar denizine Caspium (Kaspium) demektedirler. Kelime kökü Kas’tır, -ium ise Akatça nispet ekidir. Türkçe kaynaklarda ise Hazar (Kasar)’dır. Hem batı dillerinde hem de Türkçede kelimenin kökünün aynı oluşu gerçekten ilgi çekicidir. Durum böyle olunca Kafkasya kelimesindeki “kas”ın kaynağının da Kaslar olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

1486’da Maçka’ya bağlı Guzari köyünün isminin Gas/Kasların bir hatırası olduğu düşünülmektedir. Ordu merkez Artıklı köyünün bir mahallesinin adı Gas köyüdür. 1530 yılında kaleme alınan tahrir defterlerine göre Sivas ve Tokat-Kasin, Kara-hisâr-i Şarkî Kasir, Trabzon Kasırcalu, Kemah-Gazgar ve Kasan, Bayburt İspir-Kasalu-viran, Malatya-Kasaba, Kasrik, Gerger ve Kahta-Kasrik yer adları geçmektedir. Bu isimlerin Kaslarla ilgili olabilme ihtimalleri bulunmaktadır. İhtimallerin doğruluğu ileride yapılacak araştırmalarda ortaya çıkacaktır.



c. Kurlar/Gurlar

Gurların ana vatanının Çin sınırlarında olduğu anlaşılmaktadır. Gurların bir bölümü, bilinmeyen veya tespit edilemeyen bir tarihte, diğer pek çok Türk boyu gibi batıya göçmüşlerdir. Orta Asya’da kalan bölümü daha sonraki asırlarda tarih sahnesinde Uygur (Gur > Ugur > Yugur > Uygur) ismiyle yer almışlardır. Batıya göçenlerin bir bölümü Fin-Ogurlar olarak günümüzde dünya üzerinde yerlerini almışlardır. Macarların Hungar adına gelene kadar geçirdiği aşamaların şu şekildedir: On-Gur > Hungar. Bulgafiiline bağlanması gelenek hâline gelmiştir. Bulgar ismi ise belki de Beş-Gur>Bel-Gur> Bulgar gelişmeleriyle günümüzdeki biçimine gelmiştir.


ç. Kimmerler

Türk kavimlerinden Kimmerler ve Sakaların M.Ö. 2000’li yıllardan itibaren Anadolu’ya, dolayısıyla Karadeniz Bölgesi’ne gelip yerleştikleri anlaşılmaktadır. Ön Asya’nın bilinen ilk Türkleri Kimmer ve Sakaların Karadeniz Bölgesi’nde iskân ettikleri bilim âleminin ortak görüşle kabul ettiği bir gerçektir.

M.Ö. VI. yüzyılda Aiskhylos, Karadeniz kıyılarındaki Skythiaları (Sakaları) tanıtmaktadır. M.Ö. II. yüzyılda Polybios, Historiae adlı eserinde Karadeniz kenarlarında Kimmer boğazından ve İskit yaylalarından bahsetmektedir. Kimmer ve Sakalarla ilgili önemli ve ayrıntılı bilgiler, Atinalı Ksenophon’un (M.Ö. 430-355) Anabasis (M.Ö. 400-401) adlı eserinde yer almaktadır.

Pers İmparatoru Keyhüsrev, kendi lehine savaşması için Yunanlı bir orduyu paralı asker olarak ülkesine çağırır. Keyhüsrev’in ölümüyle sonuçlanan Runaksa Savaşı’ndan sonra bu ordu, M.Ö. Eylül 401-Mart 399’da memleketlerine dönerken Fırat vadisinden Karadeniz’e ulaşır. Trabzon’a ulaştıktan sonra sahile paralel olarak Sinop’a kadar yürürler.

“Onbinlerin Dönüşü” adıyla tarihe geçen bu yolculuğu Ksenophon, Anabasis adlı eserinde ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Yunanlı askerlerin maceralarını anlatan eser, Karadeniz Bölgesi’nin etnik yapısıyla ilgili çok önemli bilgiler vermektedir. Ksenophon’a göre Karadeniz Bölgesi’nde bu yıllarda şu kavimler bulunmakta idi: Onbinler önce “Taokhlar”ın memleketine gelir. Sonra madencilikleriyle tarihe mal olmuş “Khalybler”i karşılarında bulurlar. Bayburt ovasında ise İskit/Sakalara rastlarlar. Trabzon tarafına doğru ilerlerken Makronlar ile karşılaşırlar. Batıya doğru ilerlediklerinde Kolkhlar, Driller, Massynoikler,  tekrar Khalybler  ve Tibarenlerin  memleketlerinden geçip Sinop’a ulaşırlar. Onbinlerin Karadeniz’e ulaştığı yüzyıllarda ise Trabzon’un doğusunda Bechireler, Ekekheirieler ve Kolkhlar oturmaktaydı. Bu kavimlerin hiçbiri Yunanca konuşmuyordu. Bir başka ifade ile Onbinler, bu kavimlerin herhangi biri ile aynı dili konuşarak anlaşamamışlardır.



d. Sakalar / İskitler

Sakaların ismi Anabasis’te Skythenler (İskitler) biçiminde geçmektedir. Onbinler, Taokhlar ve Kaliplerin memleketlerini geçtikten sonra Skythenlerin yurtlarına ulaşırlar. Bahsedilen bölge büyük bir ihtimalle Bayburt ve yöresidir.

Çince Se, Sai (Sak); Farsça Saka; Yunanca Skythai (İskitler); Hititçe Sakas adıyla geçen Saka Türkleri, M.Ö. XII. yüzyıldan itibaren Hazar denizi ile Tanrı dağları arasında geniş bir coğrafyaya hâkim idiler. Saka kelimesi Farsça “göçebe” sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılmıştır. M.Ö. VII. yüzyılda Tuna’ya kadar ulaştılar. Daha sonraki zamanlarda topraklarını genişletmeye devam ederek Hindistan’a indiler. Bütün İran’ı ellerine geçirdiler. Böylece Orta Asya’nın büyük bir bölümünde hâkimiyet kurarak bir imparatorluk durumuna geldiler.

Sakaların sınırı Karadeniz kıyılarına kadar uzanmıştır. Kurdukları imparatorlukta yönetici kendileri idi. Yönetimleri altında çeşitli milletler bulunmaktaydı. Bunlar arasında İranlılar da vardı. Bu yüzden bazı tarihçiler onları İran kökenli göstermek istemişlerdir. Hâlbuki Orta Asya’da yapılan kazılarda elde edilen bulgular, Sakaların sanat ve dillerinin Türk kültürü ve dilinin bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır. 

Kazakistan’ın Almaata kenti yakınlarında yapılan kazılarda elde edilen malzemelerden Göktürk alfabesine benzer bir alfabe kullandıkları anlaşılmıştır. Çıkarılan kaplar üzerindeki yazıda “Khan uya üç otuzı yok boltı utıgsa tozıldı (Hanın üç oğlu
yirmi üç yaşında yok oldu, (halkın?) adı sanı da yok oldu)” cümlesi yer almaktadır. İran destanlarında Afrasiyap, Divânü Lûgati’t-Türk’te Alper Tunga biçiminde adı geçen kahramanın Sakaların kağanı olduğu sanılmaktadır. Alper Tunga’nın ismi Şehname'de İran-Turan savaşının anlatıldığı bölümde geçmektedir. Bu durum aslında şüpheleri ortadan kaldırmaktadır.

Sakalar, tarih içinde zaman zaman Anadolu’ya gelip yerleşmiştir. Ksenophon’a göre M.Ö. 400’de Trabzon’a yakın bir yerde yaşamaktadırlar. Onlar, günümüz Türkiye’sinin doğu bölgesinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Sakaların bir boyu olan Phasian/Pasinler ve onların alt kolları olan Orbetler, Pasanlar, Gagavanlar, Kurmançlar, Sahatlar, Çavdarlar ve Şorlar Türkiye’nin doğusunda yerleşmişlerdir. Sakaların boyları Karduklar, Botiler ve Paktuk Türkiye’nin muhtelif yerlerinde iskân etmişlerdir. Yine Türkiye’deki Garzan, Arzan, Guran, Müküs, Albak Akari (Hakkari), Zap, Uşani, Botan, Kardak, Kürdek ... yer isimleri ve bu isimlerin bozulmuş biçimleri onların boy, soy ve aile isimlerinin miraslarıdır.

Sakaların ilgi çekici bir mirası da Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara ve Ankara isminin kaynağıdır. Yakutistan’da da Angara isimli bir şehir bulunmaktadır ve tıpkı Ankara gibi tiftik keçisiyle meşhurdur. (Bilâl Ak; "Ankara Adının Kaynağı ve Yeni Bir Yaklaşım" Türk Yurdu, Sayı 176, Nisan 2002, s.50-60.)

Sakalar, M.S. II. yüzyılın sonlarına doğru zayıflayıp yıkılırlar, Hunlar ve diğer kavimlerin arasına karışırlar. Çok az bir kısmı Moğol dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. Moğol istilâsı sırasında kuzeye çekilmişlerdir. Günümüzde Moğolistan’ın kuzeyinde yarı bağımsız bir devletleri olan Yakut Türkleri, Sakaların/İskitlerin torunlarıdır.

Trabzon çevresinde Sakalarla ilgili en önemli kalıntı, yer isimleridir. Rize’nin güneyinden başlayıp yılan biçiminde doğuya doğru uzayan dağların ismi, Silan (Yılan) dağıdır. Türkiye Türkçesinde kelime başında yer alan y seslerinin Yakut Türkçesinde s- ile karşılanması hem Yakut-Saka bağlantısını ortaya koymakta hem de bölgede Sakaların varlığı konusunda
bize önemli bir ipucu vermektedir. Amasyalı Strobon (M.Ö. 64-M.S. 21), Geographica adlı eserinde Skydises / İskit dağından bahsetmektedir. Maçka’nın güneydoğusunda yükselen bu dağın adı bugün Kolat dağlarıdır. 

Heredot’un Karadeniz’in kuzeyindeki İskitler olarak tanımladığı Skolat/Kolatların ismine Kolat dağları olarak rastlamamız oldukça ilginçtir. Ayrıca Kolat/Kolatoğulları aile adı bu yörede hâlâ yaşamaktadır. Artvin Yusufeli Barhal köyünde bir Kolalet (Kolat yurdu anlamında) Mahallesi (Altıparmak köyü Uzun Çalı Mahallesi) bulunmaktadır. Çaykara’nın Şahinkaya köyünün eski ismi Şur/Şor; Trabzon merkez ilçeye bağlı Çamoba köyünün eski ismi Potila (Sakaların bir boyunun ismi Poti’dir); Arsin’in Yolaç köyünün eski ismi Mukuzi (Sakaların bir kolunun ismi Müküs’tür)’dir. Bu yerleşim yerlerinin ismi, Saka Türklerinin günümüze kalan mirasıdır.

Kardukların İskitlerin bir boyu olduğunu yukarıda söylemiştik. Akçaabat’ın Gardı/Gurdu Mera, Maçka’nın Hortuk Obi Bala ve Hortuk Obi Vasat adlı yerleşim yerlerinin isimlerinin İskitlerin Kardak boyu ile ilgili olduğu tahmin edilmektedir.




ORTA VE DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ’NİN TARİHÎ ALT YAPISI
(TARİH - ETNİK YAPI - DİL - KÜLTÜR)
Doç. Dr. Necati DEMİR
Genelkurmay ATASE ve 
Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, 2005





___________




Anadolu’da kurulan devletlerin, tarihin hemen her döneminde karşılıklı olarak anlaşmazlıkları olmuştur. Çünkü bu kara parçasının her zaman stratejik önemi görülmüş ve üzerine diğer devletler tarafından hesaplar yapılmıştır. Türkiye’nin yer aldığı bu coğrafya, asırlar boyunca insanların gereksinimleri ve bunları sağlama yollarının, güç denge ve kaynaklarının değişmesine karşın, önemini artırarak korumaya devam etmektedir. Bu coğrafyayı yurt tutan Türkler, daha az ilgi çeken bölgelerde yaşayan uluslara kıyasla daha dikkatli, kendilerini bekleyen tehlikelere karşı daha hazırlıklı ve güçlü olmak zorundadırlar. Bu sadece vatan sahibi olarak özgür ve bağımsız olmanın değil, aynı zamanda yaşamanın ve yaşamı sürdürebilmenin de ön koşuludur.

Türkiye’nin konumu nedeniyle dünya üzerindeki önemini etkileyen maddeler alt alta yazıldığı zaman nedenlerin çok olduğu görülmektedir. Siyasî, ticarî, askerî, iktisadî, stratejik ve hatta tarihsel yönlerden üzerinde yaşayanlara büyük olanaklar bahşeden böyle bir vatanda yaşamak gurur vericidir. Ancak, bu olanakları güce dönüştürüp ulusal bilinçle hareket edilmez ise önemi ile orantılı olarak karşıtlarının da olabileceği bilinmelidir.

Türkiye, bir tarafta dış güçlere karşı kuvvetli olmak zorunda iken, diğer taraftan eğitim eksikliğinden kaynaklanan sorunlarla da mücadele etmektedir. Ne yazık ki, sonrakiler öncekilerden daha az önemsiz değildir. Bu bağlamda soru şudur: Bu vatana göz dikenler mi daha tehlikeli yoksa, üç tarafı denizlerle çevrili bu toprakların hangi zorluklar, çileler ve meşakkatlerle vatan yapıldığının farkında olmadan yaşamak mı? 

Bu millet bilinen en eski tarihlerden beri yeri gelmiş ordular hâlinde vatanı için cephelere koşmuş, yeri gelmiş kendi toplumsal ve kültürel değerlerini yaratarak bu toprakları vatanlaştırmıştır. Çünkü toprak, bağrında yaşayan insanların dili, dini, yaşam biçimi ve anlayışı, toplumsal ve kültürel değerlerinden üzerine aldıklarıyla vatan olur. Dağların, derelerin adı Türkçe ise, insanlar Türk kültüründen hatıraları ad olarak taşıyorlarsa, işte orası Türk yurdudur.

Yüce ATATÜRK’ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de eski gümrük binasında halka yaptığı konuşmasında "Buralar kırk asırlık bir ecdat yurdudur." diyerek, Türk kimliği ve Türk tarihine büyük önem vermesi, bu düşünceler ışığında daha iyi anlaşılmaktadır. Evet, Anadolu’nun kırk asırlık Türk yurdu olması önemlidir; ancak, bunun bilincinde olmak da bu gerçek kadar önemlidir. Ulusal bilinç, ulusal kültür varlıklarımızı araştırmak ve belgelerini ortaya koymakla gelişecektir. “Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Tarihî Alt Yapısı” adlı elinizdeki bu eserin ulusal bilince katkıda bulunacağını umuyoruz.


Erdoğan KARAKUŞ
Dr. Hv. Korg.
ATASE ve Dent. Başkanı




Tarihî kaynaklar, yer isimleri, yörede konuşulan Türkçenin özellikleri, mimarî eserler, halk oyunları ve diğer kültür unsurları dikkate alındığında Trabzon ve çevresi, Türkiye’nin Türkleşen ilk bölgesi olduğu anlaşılmaktadır.

Turan kökenli Kutlar, Kaslar, Kurlar, Kimmerler, Sakalar, Alanlar, Avarlar ve Komarlar ile Türk kökenli Hunlar, Bulgarlar, Macarlar, Uzlar, Karluklar, Kumanlar/ Kıpçaklar, Kırgızlar ve Peçenekler; Oğuz Türklerinden önce Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelip yerleşmişlerdir.

Selçuklu Türkleri Malazgirt Savaşı’ndan hemen sonra 1080 yılında Trabzon ve çevresini topraklarına katmış, ancak kısa bir zaman sonra bölgeden geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

Selçuklu Devleti zamanında kurulan Saltuklu Beyliği, Dânişmendli Beyliği ve Mengücek Beyliği topraklarını kuzeye doğru genişleterek Karadeniz sahillerine yaklaşmışlardır.

Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yakın coğrafyalarda kurulan Hacıemiroğulları Beyliği, Taceddinoğulları Beyliği, Şebinkarahisar Emirliği, Erzincan Emirliği sınırlarını sürekli Trabzon ve çevresine doğru genişletmişlerdir. Akkoyunlular, Doğu Anadolu Bölgesi’nden kuzeye doğru ilerleyerek Doğu Karadeniz Bölgesi’nin arkasındaki dağlara kadar ulaşmışlar, hatta çeşitli yollarla Karadeniz’in sahillerine inmişlerdir. Sürmene’nin Halanik köyünde Akkoyunluların bir pazarının olması gerçekten ilgi çekicidir.

Trabzon ve çevresi, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Trabzon ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmadan önce bu yörede yaşayanların çoğunluğunun Hristiyanlaşan Türkler olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Oğuzlardan önce gelip Trabzon ve çevresine yerleşen Türklerin ağız özellikleri hâlâ korunmaktadır: Kelime başında k- ve t- ünsüzlerinin korunması, y->c-, -g->-v- değişmeleri, şahıs zamirlerinin bular, olar, şular biçiminde söylenmesi bunlardan bazılarıdır.

İslâmiyet öncesi Türk kültür unsurlarından olan kurt dede motifi, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde hâlâ canlılığını korumaktadır. Eski bir Türk yaylı sazı olan kemençe, bölgenin en önde gelen müzik aracıdır. Kaynağı Orta Asya olan serender mimarlık biçimi, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde en az 2400 yıldır bulunmaktadır.

Serender mimarlık biçimi ile yapılan ahşap camiler ve ahşap camilerin içinde yer alan motifler ise Türk kültürünün bir ansiklopedisi durumundadır.

Doç. Dr. Necati DEMİR




Türkiye’de Türk Kavimlerinin Öncüleri

2. Karadeniz’in Güneyinde İlk Türk Kavimleri 
a. Kutlar / Gutlar
b. Kaslar / Gaslar 
c. Kurlar / Gurlar
ç. Kimmerler
d. Sakalar / İskitler
1) Taokhlar
2) Kalipler
3) Makronlar
4) Kolklar
5) Drayalar
6) Massagetler / Massyonikler
7) Tibarenler 
3. Komarlar / Kumarlar
4. Hunlar
5. Bulgarlar 
6. Alanlar
7. Sabarlar / Sabirler
8. Hazarlar
9. Macarlar
10. Uzlar
11. Avarlar
12. Karluklar 
13. Kumanlar / Kıpçaklar
14. Kırgızlar 
15. Peçenekler
16. Diğerleri 
17. Anadolu Selçukluları Dönemi ve Birinci Dönem Türk Beylikleri
a. Anadolu Selçukluları 
b. Saltuklular 
c. Dânişmendliler
ç. Mengücekler 
18. İkinci Dönem Türk Beylikleri 
a. Eratnalılar 
b. Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti
c. Hacıemiroğulları Beyliği 
ç. Akkoyunlular 
d. Taceddinoğulları Beyliği 
e. Şebinkarahisar Emirliği
f. Erzincan Emirliği 
19. Osmanlı Devleti Dönemi 
20. Türkiye Cumhuriyeti Dönemi 
a. Yeryüzü Şekilleri 
b. Akarsular
c. İklim
ç. Bitki Örtüsü
d. Nüfus





İKİNCİ BÖLÜM
ETNİK YAPI

1. Trabzon Yöresinin Etnik Yapısı
a. Kuzey Türklüğü
b. Oğuz Boyları
1) Çepni
2) Bayındır
3) İğdir 
4) Kınık
5) Salur
6) Yıva
7) Yüreğir


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
DİL

1. Trabzon Yöresi Ağızlarının Genel Durumu
a. Birinci Ağız Yöresi 
b. İkinci Ağız Yöresi 

Harita 1: Ağız Araştırmaları iin Trabzon’da Derleme Yapılan Yerler
Harita 2: Trabzon İli Ağız Yöreleri Haritası 


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KÜLTÜR

1. Kurt Dede ve Tarihî Bağlantısı

2. Horan
a. Horan Kelimesinin Kaynağı
b. Horanın Coğrafyası
c. Horan Giysileri
ç. Horanın Temel Kuralları 
d. Horan Biçimleri 
e. Yörelere Göre Horan
f. Horan Terimleri 

3. Kemençe 
a. Kemençe Kelimesinin Kaynağı 
b. Kemençenin Coğrafyası 
c. Kemençenin Yapılışı 
ç. Kemençe Terimleri 

4. Serender
a. Serender Yapı Biçiminin Kaynağı 
b. Serender Yapı Biçiminin Coğrafyası
c. Serender Kelimesinin Kaynağı
ç. Serenderin Yapılışı 
d. Serender Terimleri 

5. Ahşap Camiler 
a. Ahşap Cami Yapı Biçiminin Kaynağı
b. Ahşap Camilerin Coğrafyası 
c. Araştırma Yapılan Ahşap Camiler 
ç. Ahşap Camilerin Yapılışı 
d. Ahşap Camilerde Öne Çıkan Bazı Motifler ve Tarihî Alt Yapısı 
e. Ahşap Camilerle İlgili Terimler

Sonuç ve Değerlendirme