höyük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
höyük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2016 Çarşamba

BOZAN ve KIRKKUYU






Bozan Höyük 

Kulu'nun 25 km. doğusunda bir höyük, 2005, 2012 yılında ziyaret ettiğimiz bu höyük Tuz Gölüne oldukça yakın olup tuz ticareti ile ilgili bir höyüktür . M.Ö. I.Bin ikinci yarısı, erken Türk Mezarlığı Bozan mezarlığını Türk dönemi olarak düşünmemize karşın buradaki höyüğün erken dönemlerde yerleşim görmüş olmasından ve yaklaşık 5 m. olan bu mezar taşları, menhir mezar geleneğine benzemesinden daha erkene giden menhirler olabileceği üzerinde de durulmalıdır. 








Kırkkuyu Mezarı


Kulu ilçesinin 25 km. kuzey doğusunda Kırkkuyu Köyü sınırları içinde, köyün 3 km. kuzey doğusunda Seydikulak mevkiinde Seydikulak Höyüğünün 600 m. doğusundaki eteğindedir. Bir çobanın koyununu düşmesi sonucu fark ettiği söylenilen yer altı mezar odası tarafımıza bölgedeki araştırmalarımız sırasında Kulu İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından ihbar edilmiştir. 


Mezar odasındaki incelememizde odanın kist bir zemin altına kazılarak yapılmış güney-kuzey yönünde uzunluk (955 cm.) ve genişlik 162 cm. mevcut yükseklik 1.50 cm.(üstü göçtüğü zemin toprak dolmuştu) güney cephede büyükçe olmak üzere bir sunu nişi, doğu yönde de daha küçük sunu nişleri bulunmaktadır, doğu yönde iki mezar odası vardır. Odalar arasında bir panoda başı hizasında sağda ve solda iki güneş simgesi ve sağ elinde hayat ağacı ve sol elinde bir yılan (?) ve sol üstte svastika, ve bir güneş ve alt kesimde zarf şeklinde bir simge vardır.






Doğu yöndeki mezar odaları ise kuzeydeki 181 cm. uzunluk 171 cm genişlik, kapı girişi 105 cm. genişlik ve koridor uzunluğu 77 cm., güneyde olan ikinci oda ise 115 cm genişlikte bir kapıdan girilerek 73 cm. bir koridor uzunluğundan sonra 188 cm. X 188 cm.lik  bir odaya giriliyor. Odanın doğu yönünde ölü sunuları için bir niş vardır. dikdörtgen bir giriş odası ve bu odanın doğu yönünde kemerli kapılar ile girilen iki adet mezar odası vardır .


Bu odalar sert toprak zemin içine kazıldıktan sonra beyaz astar toprak sıva yapılmış ve  bu zemin üzerine kırmızı aşı boyası ile resimler yapılmıştır. En dikkat çekici olanı dikdörtgen giriş odasının doğu kesiminde mezar odalarının girişleri arasındaki pano kesimdeki resimdir. Bu panonun merkezinde ayakta kollarını yana yukarı açmış bir erkek resmi cepheden resmedilmiş ve sol elinde yılan ya da bir yazı malzemesi kuş tüyü(?) sağ elinde de bir hayat ağacı tutmaktadır. Başının iki yanında iki adet güneş simgesi çizilmiştir. Sol üst köşede bir svastika (gamalı haç) ve bunun alt kesiminde kapalı bir zarf şeklinde simge bulunmaktadır.


Kuşkusuz bu panoda işlenen güneş, hayat ağacı, sivastika ve yılan resimlerinin Paleolitik Çağ‟dan itibaren 15 bin yıllık geniş zaman dilimin de değişik şekillerde olarak kullanılmıştır. Kuşkusuz bunlar içinde her birinin  birbirine yakın ya da ayrı farklı yorumları bulunmaktadır. Ancak  burada bir mezar olması nedeniyle ahret ve ölümsüzlük simgesi ortak bir payda görünmektedir. Yerel bir özellik göstermesinden dolayı bu resimleri tarihlemek oldukça güçtür. Mezarda yapılacak bir kazı ve içinde bulunacak sunuların tarihlemesi de bu alanın tarihlemesine yardımcı olacaktır. Ancak yetkili kurullarla görüşülmesine rağmen henüz (10.11.20.12) kazılar başlamamıştır.


Özellikle bu simgeler içinde svastika motifi Geç Paleolitik Çağdan günümüze kadar değişik bölge ve kültürlerde kullanılmaktadır . Ancak bizim buradaki sivastika simgesi yapım şekli bakımından Gordion‟da Büyük Tümülüs ve MM Tümülüsünde  bulunan yemekle masaları ve yine Gordion P tümülüsünde bulunan ahşap paravan ve de Ankara –Eskişehir Yolu üzerindeki Feharet Çeşmesi içindeki İkiz Kybele kabartmasındaki svastika kabartmasındaki benzerlik gösterir.


Ayrıca burada yerel basit çizimlere rağmen insan resmi, hayat ağacı ve güneş simgeleri Frig resim sanatının izlerini taşımaktadır. Bu nedenle bu mezardaki sanatı Frig sanatı ile ilişkili görmekle birlikte mezar odasının yapısı daha geç dönemdeki bölgedeki mezar anıtları ile mukayese edilebileceğinden bu M.S. II. Yüzyıla ait olabilecek bu resimleri Geç Frig sanatı içinde ele almanın uygun olacaktır .


Burada, son günlerde mezarı ziyaret eden meraklılar tarafından karıştırılmış oldukları ve bir insana ait olduğu kuvvetle muhtemel olan atıl mış kemik parçalarından anlaşılmaktadır. Buradaki bir çömleğe ait dip parçası tam bir profil vermediği için tarihleme vermemiş olsa da hamur ve yapım tekniği Helenistik - Roma dönemini yansıtmaktadır. Bölgede yapılan epigrafik araştırmaların da gösterdiği bölgede Frig kültürü IV. Yüzyıla kadar yoğun bir şekilde süreklilik göstermektedir. Buradaki erkek figürü daha öce  bölgedeki mezar taşlarında görülen Frig tanrısı Men kabartmalarına da benzerlik gösterir. Bu nedenle bu kabartma Men kültürü ile bağlantılı olmalıdır. Ancak Frigler siyasal olarak Kimmer istilası ile yaklaşık olarak M.Ö.690 yılında bu  bölgeden Afyon, Kütahya ve Eskişehir‟in dağlık bölgesine çekildiler.

Prof.Dr.Hasan Bahar
İlkçağda Kulu ve Çevresi / PDF












Peki ya Altay Bar Burgazı  :)

ALTAY YAZITLARINDAN BAR-BURGAZI II (A 21) YAZITI




BOZAN DA BİZİM BAR BURGAZI DA





İlgili:






27 Eylül 2014 Cumartesi

SUMER/KENGERLİ BİR ÖĞRETMEN ; LUDİNGİRRA



Ludingirra'nın Yaşamöyküsü*

Bu Öyküleri Neden Yazıyorum?

Ben bir Sumerli öğretmen, şair ve yazarım. Yaşım yetmiş beşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım çoktan ; fakat şairlik ve yazarlığım ölünceye kadar sürecek herhalde.

Bu yaşamöykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başladım. Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşantımız, sanatımız unutuluyor artık.

Bu güzel ve uygar ülkemize her taraftan göz diktiler. Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin görkemli tapınaklarımızın, arı gibi işleyen çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, bol ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel olan bu ülkelerin halkı kıskandı bizi. Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar. Kentlerimizi yakıp yıktılar. Biz yaptık, onlar yıktılar, biz yaptık, onlar yaktılar. Halkımız, hatta krallarımız tutsak oldu. Ailelerimiz dağıldı. Tarlalarımız, bahçelerimiz bakımsızlıktan kurudu ; hayvanlarımız açlıktan öldü ve böylece kökü binlerce yıl önceye dayanan ulusumuz yoruldu, dayanamayacak hale geldi ve içimize yavaş yavaş sızıp bizi yiyen yabancıların kucağına bırakıverdi kendini.

Onlar yönetiyor bizi şimdi. Topraklarımıza ilkel geldiler; sayemizde uygar olmaya başladılar. Ne yazıdan, ne tarımdan, ne sanattan, ne dinden, ne okuldan, ne attan, ne arabadan, ne aydan, ne yıldan haberleri vardı. Hepsini bizden öğrendiler. Sonra da "biz yaptık, biz bulduk" diye övünmeye başladılar. Hep korkuyorum, bir gün gelecek, adımız da uygarlığımız da unutulacak. Biz ne yaptık, ne başardıysak hepsini onlar üstlenecekler.

Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu. Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün birdenbire aklıma geldi. Ben bir yazar olduğuma göre; ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sümerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese her çağda ulaşacağımı umut ediyorum.

Çocukluğumdan bugüne tüm yaşantımı anımsamanın, ulusumuzun binlerce yıllık geçmişini çıkarıp hepsini bir araya toplamanın pek kolay olmayacağını tahmin edersiniz herhalde. Fakat ben bu yaşa kadar birçok olaya tanık oldum. Arşiv ve kitaplıklarda araştırma yaptım. Büyüklerimden, çevremden bilgiler topladım. Şimdi bu biriken bilgilerin ışığı altındai yaşama ait hatırlayabildiğim anılarımla birlikte ulusumuzun başından geçen acı tatlı olayları, gelenek ve göreneklerimizi, inançlarımızı, Tanrılarımızı size tanıtmaya çalışacağım. Şiirlerimizden,destanlarımızdan, masallarımızdan örnekler vereceğim. Bunları, sizi sıkmadan okutabilirsem ne mutlu bana!

Bizim uygarlığımı belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirasları için teşekkür edebilseler!...


Muazzez İlmiye Çığ
Ludingirra'nın Yaşamöyküsü

_______________________


*Bu hikayenin yazıldığı tablet Sultantepe'de yapılan bir kazıda MÖ.8.yüzyılda yaşamış bir rahibin arşivinde bulundu. 1000 yıl sonra bu hikayenin devam ettiğini, edebi eser olarak okunduğunu görüyoruz.

Sultantepe Höyüğü, Şanlıurfa ili'nin Harran İlçesi, Kötüçay ile Kömürcü Dere arasında, Sultantepe Köyü'nün hemen yanında yer alan bir höyüktür. Tepenin tabanda çapı 550 metre olup Urfa Ovası'nın en büyük höyüğüdür. İskit ok uçları da çıkmıştır.


Anadolu’da Bozkır Kökenli Toplumlar: Kimmerler ve İskitler
syf:145 - PDF



 Sultantepe

Şanlıurfa’nın güneydoğusunda yer alan Sultantepe Höyüğünde, 1951-1953 yılları arasında Nuri Gökçe ve Seton Lloyd tarafından yapılan kazıların üst tabakalarında, Helenistik ve Roma kalıntılarına rastlanılmış; alt tabakalarda bulunan Asurca tabletler bu höyüğün Yeni Asur Krallığı (M.Ö. 8-7 yy.) döneminde büyük bir kütüphaneye sahip olduğunu göstermiştir. 

Bu kütüphanede, başta destanlar olmak üzere, (Enuma-eliş: I.Tablet (No.1), II. Tablet (No.2), IV. Tablet (No.3-8), VI. Tablet (No.9), VII. Tablet (No.10-11), Gılgameş: VII. Tablet (No.14), VIII. Tablet (No.15), Irra/ Nergal: I. Tablet (No16), II. Tablet (No.17-18) , Zu: II. Tablet (No. 19), III. Tablet  ( No. 23), çeşitli edebî metinler, medikal metinler, kurgusal tarihleme ile ilgili metinler, eponim listeleri, büyü ve kehânet metinleri, tanrılar adına düzenlenmiş ilâhî metinleri yer almaktadır. Bu kütüphanenin içeriği göz önüne alındığında, Asurbanipal’in Nineve’deki kütüphanesi gibi bir kralî kütüphane olması muhtemeldir. 

Yeni Asur döneminde önemli bir kent olduğu anlaşılan Sultantepe Höyüğü, metinlerde “Huzirina” olarak adlandırılmaktadır.  Sultantepe’nin, Yeni Asurca tablet veren sınırlı sayıdaki höyüklerden biri olması itibariyle, hem çivi yazısı gelişimine hem de Anadolu arkeolojisi ve kültürüne katkısı yadsınamaz. Sultantepe Höyüğü kazılarında elde edilen tablet ve steller, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde ve Şanlıurfa Müzesinde teşhir edilmektedir



Nurgül YILDIRIM
Anadolu’da Bulunan Yeni Asurca Belgeler