doğulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2015 Perşembe

ANAERKİL DOĞU / BABERKİL BATI



ESKİ YUNAN’IN ÇİLEKEŞ KADINLARI 
ANTİK YUNAN TRAGEDYALARININ GİZLİ KAHRAMANLARI



Kadının, tanrılar tarafından erkeğe sunulan sevimsiz bir armağan -Pandora- olduğunu düşünüyordu Hesiodos (1). Öte yandan başka bir şaire, Simonides’e (2) bakılırsa; tanrı, kadını yaratırken hayvanları model almıştı.

Eski Yunan’ın, tanrıların yalnızca kendi aralarındaki değil ama insanlarla olan ilişkilerini de anlatan renkli söylenceler evreninden sadece ikisi idi bu anımsattıklarımız. Bir yanıyla çağ insanının dünyaya bakış açısını yansıtan ama öbür yanıyla toplumsal yaşamın biçim almasında hayli önemli bir rol oynayan öykülerdi bunlar.

Bu saptamanın en göze çarpan örneklerinden biri de; kadına yönelik algı idi. Kadını, erkeğin başına musallat edilen bir bela olmanın ötesinde zayıf ve güçsüz bir varlık olarak kabul eden zihniyet, onu, yaşamının her döneminde erkeğin egemenliği altında yaşamaya zorlamıştı. Kendi hayatı ile ilgili kararlarda bile söz hakkı olmayan kadın, yalnızca bir çocuk doğurma aracı olarak kabul ediliyordu.

Eski Yunanlı kadının çeşitli kısıtlamalarla şekillenen yaşamının resmini en güzel çizecek olan da Eski Yunanlı kadının kendisi olsa gerek. Yine söylencenin dili ile. Ama bu kez tragedya (3) aracılığı ile Aiskhylos, Sophokles ve Euripides gibi şairlerin hayat verdiği, aralarında Klytaimnestra (4) ,Deianeira (5) , Prokne (6) , Andromakhe (7) , Elektra, Melanippe (8) ve Medea’nın (9) bulunduğu mitolojik karakterlerin ifadeleri ile Eski Yunan’ın Çilekeş Kadınları- Antik Yunan Tragedyalarının Gizli Kahramanları Aiskhylos’un Agamemnon İsimli Oyunu’ndan;

Klytaimnestra, Agamemnon’un, Troya savaşından hemen önce sevgili kızları Iphigeneia’yı tanrılara kurban edişine öyle içerlemiştir ki savaş dönüşü kocasını öldürür. Bu cinayet, Argos’lu ihtiyarları öfkelendirmiştir. İhtiyarlardan birinin yönelttiği suçlama karşısında, şu sözlerle savunur kendini kraliçe: 

“… Beni yargılıyorsun burada. Sürgün edilmeliymişim… Ama şuradaki adamı hiç suçladığın yok. Kendi kızını pervasızca kurban etmiş olan. Sanki yünleri kabarmış koyun sürüsünden bir koyunmuş gibi. Kendi kızını, benim sevgili çocuğumu boğazlatan o adamı suçlamak… Hiç aklına gelmedi o zamanlar!.. Kızımı kurban gibi boğazladığı için öldürdüm bu adamı… Benim hakkımı, kadın hakkını çiğneyip kurban eden, Troya önlerinde Khryses kızlarıyla gönül eğlendiren adamdır öldürülmüş olan…” (10).


Aiskhylos’un Adak Sunucular İsimli Oyunu’ndan;

Agamemnon isimli tragedyanın devamı niteliğindeki oyunda; Elektra ve erkek kardeşi Orestes, babalarının intikamını almak için annelerini ve âşığını -Aigisthos- öldürmeyi plânlamışlardır. Argos’lu köle kadınları temsil eden koro; Klytaimnestra’nın daha evvel kocasını acımasızca öldürüşünü şu sözlerle nitelendirir: 

“… Kadınların, o en küstah, en koyu hırsı ve ateşi değil midir ölümlüler için, hep felaketin esas kaynağı? Her çiftin, her birlikteliğin tepesindeki bu kadın egemen baskıdır, sürekli ezen…” (11) (Aiskhülos, 2010: 60- 61, 95).


Sophokles’in Trakhis’li Kadınlar İsimli Oyunu’ndan;

Deianeira, nehir tanrısı Akheloos ile değil de Herakles ile evlenmiş olmanın mutluluğunu çok kısa bir süre yaşadığını ifade ediyor oyunun başında. Zira yiğit, sürekli evden uzakta, savaştadır. Çocuklarıyla baş başa kalan Deianeira hep yalnızdır. Mutsuzluğunu; genç kızlar korosuna şu sözlerle anlatıyor: 

“… Herakles, aynı bir çiftçinin arada sırada tarlasını ziyaret etmesi gibi bizi ziyaret etmekten başka bir şey yapmıyor… Sanıyorum ki buraya geldiğinizde üzüntümden haberdar değildiniz. Fakat kalbimdekileri sizin de bilmenizi istiyorum. Henüz çok gençsiniz ve gençliğiniz öylesine hızla büyüyor ki, bunu ne güneşin kızgın harareti, ne yağmurlar, ne de fırtınalar dindirebilir. İnsan bir kadın olana dek mutlu mesut bir yaşam sürer. Fakat bundan sonra insanın başına yeni dertler gelir. Kimi zaman kocanızı kimi zaman da çocuklarınızı düşünürsünüz. Ancak bu acıları çeken bir kadın şu an beni anlayabilir…” (Sofokles, 2010: 66).


Sophokles’in Tereus İsimli Oyunu’ndan;

Tereus, karısı Prokne’nin kız kardeşine tecavüz etmiştir. Prokne intikam almak için oğullarını öldürmeyi plânlamaktadır.

“… Şimdi babamın evinden uzakta, bir hiçim. Evet, genellikle kadınlara bu gözle baktım. Birer hiç olduğumuzu düşündüm. Bence genç kızlar, babalarının evlerindeyken en tatlı yaşamları sürerler. Masumiyetlerinden dolayı güvendeve mutludurlar (12) .Ama bir kadın olduğumuzda evlerimizden uzaklaştırılır ve ana babalarımızdan ayrı düşeriz. Kimimiz tanımadığımız, kimimiz yabancı erkeklerin evlerine gideriz. Kimi neşesiz, kimi soğuk…” (13) (Lefkowitz,- Fant, 2005: 12) diyor genç kadın.


Euripides’in Troya’lı Kadınlar İsimli Oyunu’ndan;

Troya kenti Akha’lar tarafından alınmış, Hektor Akhilleus tarafından öldürülmüştür. Öte yandan Andromakhe, sahip olduğu erdemlerden dolayı, Akhilleus’un oğlu Neoptelemos’un payına düşmüştür. Kayınvalidesi Hekabe’ye, çocuğu ile birlikte tutsak olarak götürüldüğünü duyurur. 

“… Ben iyi ünün peşinden gittim ama elde ettiğim şansın çoğunu kaybettim. Çünkü kadınlarda bulunması gereken erdemleri, Hektor’un çatısı altında elde ettim. Ve özellikle doğru olsun olmasın dışarı çıkan kadının suçlanması; evde kaldım, böyle bir isteğin tutsağı olmadan (14). Evden ırak tuttum kadın dedikodularını, söylentilerini. Salt aklımın bilgeliğine inanarak. Kocamın yanında dilim suskun, bakışlarım sakindi… Bu ün, Akha ordusu gelince yok oldu…” (Euripides, 2002: 34) diyor Andromakhe.


Euripides’in Andromakhe İsimli Oyunu’ndan;

Andromakhe, Neoptelemos’un Skyros’taki evine getirilmiş ve bir oğlu olmuştur. Öte yandan yiğidin karısı -Sparta’lı Menelaos’un kızı Hermione’nin çocuğu olmuyordur (15).

O, bu durumdan Andromakhe’yi sorumlu tutar. Kendisine büyü yapmakla suçlar ve öldürülmesini ister. Öte yandan Andromakhe kendini savunarak, Hermione’nin, kocasına yönelik olan korumacı tavrını eleştirir. 

“… Kocan senden, benim büyülerimden dolayı nefret etmiyor ki. Onun nefretinin sebebi,ona birlikte yaşamak için vermen gerekeni vermemen. Bu da güzellik değil, bir kocaya en çok zevk veren şey olan erdem… Eğer ıstırap çekiyorsan bunun sebebi Sparta’yı önemli bir kent olarak görüp, Skyros’u küçümsemendendir. Sen, yoksullar arasında yaşayan zengin bir kadınsın. Baban Menelaos’un Akhilleus’tan daha büyük bir adam olduğunu düşünüyorsun. İşte kocan bu yüzden senden nefret ediyor...”. 

Yine Andromakhe’nin Hermione’ye söylediğine bakılırsa;

“… Bir kadın kocasını her şart altında sevmelidir… Sen bir adamın birçok kadınla evlenip, her biriyle sırayla yattığı soğuk Trakya ülkesindeki tiranlardan biri ile evlendirilmiş olsaydın, bu diğer kadınları öldürecek miydin? O vakit,yalnızca şehvet peşinde koşan bir kadın olarak gösterilirdin. Davranışın tek kelime ile iğrenç. Evet, bizim sorunlarımız kocalarımızınkilerden daha büyük ama biz, problemlerin nasıl çözüleceğini de biliriz…” (Lefkowitz- Fant, 2005: 11-12)


Euripides’in Elektra İsimli Oyunu’ndan;

Yıllardır Argos topraklarından uzakta olan Orestes, gizlice ülkeye girmiştir. Kız kardeşi Elektra ile bir araya gelip, babalarının intikamını alma plânı yaparlar. Önce Aigisthos’u öldürürler. Sıra annelerine yani Klytaimnestra’ya da gelecektir. Genç Elektra’nın, Aigisthos’un ölüsünün başında sarf ettiği sözler arasında şunlar da vardır: 

“… Argos’ta herkes senin için, “kadının kocası” derdi. Ama onun için “adamın karısı” demezdi. Evde erkeğin değil de kadının sözünün geçmesi utanç verici değil mi? Kent içinde, erkeğin, yani babalarının adıyla değil de annelerinin adıyla anılan çocuklardan da nefret ederim…”.

Kocasını öldürmüş ve yeni bir âşık edinmiş olan Klytaimnestra, Troya’lı köle kadınların eşliğinde görünür. Kraliçenin, kızının suçlamaları karşısında kendini savunurken söylediği sözler arasında şunlar da yer alır: 

“… Eğer bir kadının adı kötüye çıkmışsa, onun üstüne artık iyi konuşulmaz. Ama bence bu haksızlık… Baban kızımı aldatıp evden çıkardı…Sunakta Iphigeneia’mın ak boynunu eğip boğazını kesti… Yine de çok kırıldığım halde ve öfkem hiç azalmasa da öldürmezdim kocamı. Ama kocam kudret çarpmış çılgın gibi bir kızla geldi ve onu yatağımıza aldı… Kadınlar densiz olur, bunu inkâr etmiyorum. Öyle oldukları için de, eğer koca yatağı unutup da sapıtırsa, kadın da adama aynını yapar. Başka bir dosta meyleder. O zaman suçlama açıkça bize karşı yapılır. Asıl suçlu erkeklerse hiç mi hiç suçlanmaz…” (16) (Euripides,2008: 43- 47).


Euripides’in Medea İsimli Oyunu’ndan;

Kocası ve iki oğlunun babası olan Iason’un, Korint ülkesinin kralı Kreon’un kızı Glauke ile evlendiğini duyan Medea hem öfkeli hem üzgündür. Korint’li kadınlara dert yanar şu sözlerle: 

“… Yaşayan ve bir irade sahibi olan yaratıklar içinde, biz kadınlar kuşkusuz en zavallılarıyız. Büyük bir bedel ödeyip bir kocaya vardığımızda, onu, bedenimizin de sahibi olarak kabul etmek zorundayız… Büyük soru gelir ardından da. Bu aldığımız adam iyi midir yoksa kötü mü? Bir kadının hoş değildir boşanması, imkânsızdır bir erkeği reddetmesi… Eğer erkek başlarsa sıkılmaya evdekinin varlığından, dışarı gider ve bulur bir çare can sıkıntısına. Biz kadınlar mecburuz bakmaya sadece tek bir adama. Ve derler ki bize, biz evde tehlikelerden uzak yaşıyormuşuz, onlarsa gidiyorlarmış savaşa, salaklar. Bir savaşta üç kez en ön safta yer almayı yeğlerdim, bir çocuk doğurmaktansa…” (17) (Euripides, 2006: 17).


Euripides’in Tutsak Melanippe İsimli -kayıp- Oyunu’ndan;

“… Erkeklerin kadınlara yönelik eleştirileri ne kadar da haksız. Ben; size, kadınların erkelerden daha iyi olduğunu göstereceğim… Evin tüm işlerini çekip çeviren ve evde ne varsa koruyup kollayan, kadınlardır. Bir kadının olmadığı ev ne temizdir ne de zengin (18). 

Kadınların dindeki yerini düşünün ki, bu bence en önemlisidir, biz kadınlar dinsel törenlerdeki en mühim görevleri üstleniriz. Tanrı Apollon, kehanetlerini, rahibeleri aracılığı ile duyurur (19).

Dodona’nın kutsal alanında, Kutsal Meşe olarak bilinen yerin yakınında, Tanrı Zeus’un niyetlerini, Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden gelen insanlara, yine kadınlar açıklar… Şunu söylememe izin verin, kötü bir kadından daha kötüsü yoktur ama iyi bir kadından da daha iyisi yoktur…” (Lefkowitz- Fant, 2005: 14).


Sonuç

Söylencelerin, tanrıların erkek ırkına verdiği bir ceza olarak nitelendirdiği kadın; doğumundan ölümüne dek erkeğin hükmü altında yaşamaya mecbur edilmiş bir varlıktı Eski Yunan’da. 

Kimi zaman dünyaya gelmesinin ardından, yaşayıp yaşamayacağına bile babası karar verirdi. Öte yandan çocukluk dönemini çok erken geride bırakır, henüz onüç- ondörtyaşlarında iken evlenmeye mecbur bırakılırdı. Bunun yanında evlilik; hayatında fazla bir değişiklik yaratmazdı. Kocaevinde, dört duvar arasına sıkışmış, tutsak bir hayatı sürdürmesi beklenirdi ondan. Tek görevi ise çocuk doğurmaktı. Yenidoğanın yaşam hakkı ve geleceği hakkında söz sahibi olamadan. Olur da yaşlanır ve dul kalırsa, devlet ona, yalnızca bir oğul doğurmuşsa bakardı. Vaktiyle erkek doğurmamış tüm yaşlı kadınların kaderi ise kendi ailelerinin elinde idi. Birkaç kuruş kazanmak için ebelik yapan, cenazelerde matemcilik görevi üstlenen ya da dini törenlerde rol alanları saymazsak elbet. 

İşte bu görünümün yahut Eski Yunan’lı kadının çilekeş yaşamının en güzel tasvirini çizen de; aynı çağdan günümüze ulaşan tragedyalar. Hem de kadın karakterlerin aracılığı ile.



Yrd.Doç.Dr.Didem Demiralp 
Gazi Üniversitesi Edebiyat Fak. Arkeoloji Bölümü Beşevler Kampüsü


AÇIKLAMALAR 

1 ) Boiotya’lı şair. 
“…Çok eski zamanlarda tanrılarla ölümlü erkekler bir arada yaşıyormuş. Ama gün gelmiş, birbirlerinden ayrılmaları gerekmiş. O zaman dünya üzerindeki paylarının ne olacağına karar vermek için Mekone adlı ovada toplanmışlar.

Burada Prometheus büyük bir öküz kesmiş, parçalara ayırmış ve Zeus’un aklıyla alay ederek kesilen et parçaları arasında seçim yapmasını istemiş. Aklı sıra tanrıyı kandırmağa kalkışarak ona, yağla bezediği kemikleri sunarken ölümlü erkeklere, hayvanın midesine doldurduğu etleri hazırlamış. 

Sonsuz akıllı Zeus, tuzağın farkına varmışsa da bir şey dememiş. Ama yağla kaplanmış kemikleri eline alırken, ölümlüler için içi doldurulacak bir felaket düşünmüş ve bundan böyle dünya üzerindeki ölümlü insan ırkından ateşi saklamış. Ama Prometheus onu yine aldatmış ve bir rezene sapı içinde ateşi çalarak insanlara armağan etmiş. 

Zeus ise hemen bir fenalık düşünmüş ateşin bedeli olarak. Meşhur topal tanrı, Kronosoğlu’nun arzu ettiği gibi, utangaç bir genç kız biçimlendirmiş topraktan. Athena, ona parlak kıyafetler giydirmiş, başını süslü bir duvakla örtmüş ve taze çiçeklerden oluşan bir çelenkle taçlandırmış. Çok ünlü topal tanrının, Zeus’un arzusuna göre kendi elleriyle biçimlendirdiği altın kurdeleyi de takmış başına. Sonra öbür tanrıların ve ölümlü insanların önüne çıkarmış Zeus, Pandora (tanrıların armağanı) isimli bu kadını. 

Onların gördüğü şey; insanların dayanamayacağı bir kurnazlığa sahipmiş aslında. Ondan kadın ve dişi ırkı türemiş. Ölümlü erkekler arasında yaşayan ölümlü bir kadın ırkı. Kadınlar, erkeklere büyük bir dert olacaklarmış bundan böyle. Darlıkta ve yoklukta değil ama bollukta ve zenginlikte erkeklere zevcelik edeceklermiş. 

Nasıl ki bir kovanda tüm arılar çalışır ve semeresini yalnız tek bir arı alır, işte böyle bir kadın ırkı yaratmış Zeus tüm erkekler için. Sahip oldukları iyi şeylerin bedeli olarak ise ikinci bir fenalık düşünmüş. Her kim evlilikten ve kadınların neden olduğu dertlerden kaçarsa, o, yaşlılık günlerinde yalnız kalacakmış ve öldüğünde tüm malları akrabaları arasında paylaşılacakmış. 

Evliliği seçip kendine uygun bir eş bulan için ise başka bir kötülük olacakmış onu bekleyen. Yaramaz çocukları olacak, ruhu ve kalbi hiç dinmeyen bir kederle dolacakmış…” (Hesiod, 2006: 45- 53) diyor Hesiodos.


2 ) Arkaik Çağ şairi. Dediğine göre; 

“…Başlangıçta tanrı, kadın aklını bir dişi domuzdan yaratmış. Bu kadının hem kendisihem de evi pislik içindeymiş. Başka birini ise; dişi tilkiden yaratmış. Her şeyi bilen bu kadının sağı solu belli olmaz, iyiye kötü kötüye iyi dermiş. Başka biri de dişi köpekten yaratılmış. Her şeyi duymak ve bilmek isteyen bu kadın, sürekli gezer durur ve sürekli havlarmış. Bir erkek onu güzellikle veya zorla susturamazmış. 

Olympialı’ların topraktan yarattığı kadın ise; bodur bir yaratık olup, iyi ile kötü nedir bilmezmiş. Tek yaptığı tıkınıp durmakmış. Tanrının denizden yarattığı kadına gelince; bir gün güler ve mutlu olur, onu gören yabancılara “dünyada bunun kadar iyi ve güzel bir kadın yoktur” dedirtecek kadar sevimli olurmuş, öbür gün ise ne yüzüne bakılır ne yanına yaklaşılırmış. Tıpkı bir okyanus gibi değişken bir tabiatıvarmış. 

Tanrının kül grisi eşekten yarattığı kadın; pek çok zorluğa katlanarak istemediği halde çalışır dururmuş ama gece-gündüz durmadan yermiş. Aşkta ise seçici davranmazmış. Gelincikten yaratılan kadın ise berbat bir yaratıkmış. Onunla ilgili hiçbir şey, güzel ya da sevilir değilmiş. Aşk için çıldırırmış ama beraber olduğu adamı hasta edermiş. Komşularından çalar çırpar, pişmemiş kurban etlerini yermiş. 

Tanrının uzun yeleli bir kısrağın yavrusundan yarattığı kadın da herkese dert olur, evde hiçbir işe yardım etmezmiş. Günde iki-üç kez yıkanır, süslenir püslenirmiş. Başkaları için bakılası güzellikteki bukadın, kocası için tam bir veba demekmiş. Maymundan yaratılan kadın ise; Zeus’un erkeklere verdiği en büyük dertmiş. Kente indiğinde herkesin ona bakıp da kahkahalarla güleceği iğrençlikte bir surata sahipmiş. Kısacık bir boynu ve hantal bir yürüyüşü varmış. Bedeni yalnızca sahip olduğu bacaklardan oluşuyormuş. Tıpkı bir maymun gibi her türlü hileyi, oyunu bilirmiş. İyilik yapmayı ise bilmez, gün boyu kötülük planlar dururmuş. Tanrının arıdan yarattığı kadını alan erkek ise; talihliymiş. Onun sayesinde mal varlığı artar, evi zenginleşirmiş...” (Lefkowitz- Fant, 2005: 25- 27).


3 ) Şarap tanrısı Diyonizos onuruna söylenen şarkılardan (dithyrambos) doğmuş ve klasik şeklini M.Ö 5. yüzyıl Atina’sında almıştır. M.Ö 500’lerde; Diyonizia olarak adlandırılan ve tanrının onuruna her Mart’ta kutlanan şenliğin bir parçası haline gelen oyunlar, M.Ö 5. yüzyılın ortasından itibaren yine Diyonizos’u onurlandırmak amacıyla düzenlenmeye başlanan Lenaia bayramlarında da sahneleniyordu. 

M.Ö 4. yüzyılda; Attika’nın (Yunanistan’ın orta kesimi) tamamındaki yortularda yer alan tragedyalar sonraları tüm Yunan dünyasına yayıldı.

Kriteri ise; Aiskhylos, Sofokles ve Euripides’in yapıtları belirliyordu. Gösteriler; o çağın büyük spor müsabakalarına benzeyen bir yarışma şeklinde düzenleniyordu. 

Her bayram seçilen üç yazar; yapım, yönetim, koreografi ve müziğinden sorumlu olduğu üç tragedya ve bir satir oyunundan (Diyonizos’un eşlikçileri olanorman cinleri satirlerin tanrıyı övdüğü bir nevî komedi) oluşan oyunlarını, üç gün ardarda sergilerdi. 

Tamamı erkek olan oyuncular ve koro üyeleri maske takarlardı. Oyunların konuları genellikle mitolojik öykülerden alınmaydı. Tragedya yazarı; bu hikâyeleri, yaratmak istediği toplumsal, siyasi ve ahlâki etkiye bağlı olarak farklı yorumlayabiliyordu. Ancak onun asılamacı; dramatik bir etki yaratmak yani izleyicide ümit ve korku karışımı hisler uyandırmaktı (Speake, 1994: 644- 645).


4 ) Argos kralı Agamemnon’un karısı. Khrysothemis, Elektra, Orestes ve Iphigeneia’nın annesi.
5 ) Efsanevi yiğit Herakles’in karısı. Hyllos’un annesi.
6 ) Trakya kralı Tereus’un karısı. Itys’in annesi.
7 ) Hektor’un karısı. Astyanaks’ın annesi.
8 ) Savaş tanrısı Ares’in kızı. Hippolyte’nin kardeşi.
9 ) Argonaut’lar seferinin kahramanı olan Iason’un karısı. İki oğul annesi.
10 ) Bu tema; Eski Yunan’ın günlük yaşamındaki bir uygulamayı akla getiriyor. 

Bu da istenmeyen çocukların, özellikle de kız bebeklerin doğumdan sonra terk edilmeleridir. Her ne kadar Geç Klasik Çağ’da tartışma konusu olmuşsa da ekthesis ya daapothesis denen bu uygulamaya göre; bebek kimi zaman sakat ya da hasta, kimi zaman köle ya da yasa dışı, kimi zaman da yalnızca kız olarak dünyaya geldiği için terk edilirdi. Bir kızın ölüme terk edilişi bir yandan onun ileride aile bütçesine katkı sağlayamayacak olmasıyla ilgiliydi. Öte yandan evlenmesi durumunda belli bir miktar parayı da -çeyiz- beraberinde götürmesi gerekecekti. Bu da fazladan masraf anlamına gelirdi. (Garland: 1993: 84- 86, 93).

11 ) Kadının felaketle eş tutuluşu; Hesiodos’un, Pandora’nın yaradılışına dair şu tasvirini anımsatıyor: 

“… O ana dek her türlü hastalık ve dertten uzak yaşamış olan erkekler, bu kadının getirdiği kapaklı bir kavanozun içinden çıkan her tür felaketle tanışmış. Kavanozun kapağını hemen kapatınca da içinde sadece umut kalmış. Bu yüzden sayısız felaket ve dertle doludur karalarla denizler. Hastalıklar gündüz gece dolaşır durur ölümlüler arasında sessizce. Çünkü tanrı Zeus ses vermedi onlara…” (Hesiod, 1983: 9).

12 ) Eski Yunan’da kızlar -varsa- erkek kardeşleriyle birlikte evin yalnızca kadınlara ayrılmış kısmı olan gynaikon’da anneleriyle beraber yaşarlardı. Yemek yapma, dikiş dikme ve örgü örmeyi anneleri ya da büyükannelerinden öğrenirlerdi. 

Kız çocukların resmi bir eğitim almaları söz konusu olmasa da okuma- yazma öğrenenler de vardı. Bu durum, onların ileride koca evindeki tüm gelir-giderden sorumlu tutulacak olmalarıyla ilişkilidir. Yine de “…Karısına okuma- yazmayı öğreten adam, yılana zehir tedarik ettiğinin bilincinde olmalıdır…” (Lefkowitz- Fant, 2005: 31) diyen bir komedya yazarının ifadelerinden anlaşıldığına göre; kadının okur- yazarlığı, erkekler arasında tartışma konusu imiş gibi görünüyor.

13 ) Öte yandan Deianeira ve Prokne’nin “mutlu” olarak nitelendirdiği bu zaman fazla uzun sürmezdi. Zira kızlar, ergenliğe erişir erişmez evlendirilirdi. Üstelik evlenecek olan kızın kocasını seçmesine izin verilmezdi. Tarihçi Herodot’a göre; Atina’lı Kallias’ın, evlilik çağına gelen üç kızına, kocalarını seçmeleri için izin vermesi (Herodotos, 1991: 318) sıra dışı bir durumdu.

14 ) Evlilikle birlikte koca evine giden kadın, burada da yalnızca kendisine ve hemcinslerine ait olan kısımda yani gynaikon’da yaşardı. Kadının sokağa çıkması hoş karşılanmazdı. Bunun tek istisnası, bayramlar ve dinsel törenlerdi belkide. Platon bile “kadınlar, karanlıkta yaşamaya alışmışlardır” (Platon, 1998: 193) demişti. 

Öte yandan “evinden ayrılan bir kadın, ona rastlayanların, kimin karısı olduğunu değil kimin annesi olduğunu soracak yaştadır” diyen hatip Hyperides’in ifadeleri; yaşlı kadınların bu konuda daha rahat olduklarına işaret ediyor. Yine de bunun sebebi; yaşlanmış olan kadının, doğurganlığını geride bırakmış olması idi (Garland, 1993: 244).

15 ) Hermione’nin çocuk sahibi olamamaktan kaynaklanan endişesi; bizi, Eski Yunan toplumunun günlük yaşamında aynı durumdaki kadınların halini düşünmeye sevk ediyor. Evliliğin ilk ve hatta tek amacı yasal çocukların doğması olduğundan, kadının kısır olması, kocasının onu reddetmesi için yeterli idi. Öte yandan kimi zaman hiçbir neden olmaksızın da erkek, karısını terk edebilirdi.

16 ) Klytaimnestra’nın bu ifadeleri; Eski Yunan’da evli erkeğe tanınan cinsel özgürlüğü anımsatıyor. Öte yandan evli bir kadının böyle bir ilişkisi, kocasının onu boşamasını gerektiriyordu. Yoksa koca, vatandaşlık hakkını -aitima- kaybederdi.

17 ) Medea’nın bu sözleri; henüz çocuk denebilecek bir yaşta iken evlendirilen kızlar için doğum olayının ne denli acılı olduğunu anımsatıyor. 
Öte yandan bir kadın için doğum yapmak o kadar önemli idi ki; örneğin Sparta kentinde yalnızca savaş sırasında ölen askerlerin ve doğum sırasında hayatını kaybeden kadınların isimleri, mezar taşlarına kazınıyordu.

Atina’daki mezar taşları arasında da; kadınları, doğum esnasında gösteren tasvirler bulunuyordu. Yine de vurgulanması gereken bir nokta var. 

O da; her ne kadar bir kadının ilk görevi çocuk doğurmak olsa da kadınlar hamilelikleri süresince kirlenmiş kabul ediliyorlardı. Üstelik ev halkını da kirletmiş oluyorlardı. Hane halkının temizlenmesi, doğumdan sonraki beşinci gün -amphidromia- gerçekleşirken, annenin arınması için aradan kırk gün -tesserakostaion- geçmesi şarttı (Garland,1993: 96- 97).

18 ) Toplumun evin içine hapsettiği kadın, öyle görünüyor ki ailenin ihtiyaç duyacağı erzağın kullanılması ve saklanması yanında para işlerinin düzenlenmesinden de sorumluydu. Klasik Çağ’ın ünlü komedya yazarı Aristofanes’in “Lysistrata”isimli oyununda; kadınlar, bitmek bilmeyen savaşlar yüzünden uzun süre şehirden uzak kalan erkekleri silah bırakmaya çağırırlar. 

Atina kalesini ele geçirip şehir kasasına el koyarlar. Erkekler parayı geri isteyince, kadınların lideri Lysistrara der ki: “Para işlerini biz yöneteceğiz. Şaşılacak ne var ki bunda? Evin para işlerini biz yönetmiyor muyuz?” (Aristophanes,2006: 33).

19 ) Işık, sağlık ve bilgelik tanrısı Apollon’un Delfi’deki tapınağında.


KAYNAKÇA
*Aiskhülos, 2010. Oresteia (Çev: Yılmaz Onay). Mitos- Boyut Yayınları, s. 60- 95, İstanbul.
*Aristofanes, 2006. Eşek Arıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar (Çev: Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 33, İstanbul.
*Euripides, 2002. Troyalı Kadınlar (Çev: Sema Sandalcı). Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s. 34, İstanbul.
*Euripides, 2006. Medea (Çev: Metin Balay). Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları, s. 17, İstanbul.
*Euripides, 2008. Elektra (Çev: Yılmaz Onay). Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları, s. 43- 47, İstanbul.
*Garland, R. 1993. The Greek Way Of Life. Cornell University Press, s. 96- 97, 244, İstanbul.
*Herodotos, 1991. Herodot Tarihi (Çev: Müntekim Ökmen). Remzi Kitabevi, s. 318, İstanbul.
*Hesiod, 1983. The Homeric Hymns And Homerica (with an english translation by Hugh G. Evelyn-White, M.A). HarwardUniversity Press, s. 9, Massachusetts.
*Hesiod, 2006. Theogony, Works & Days, Testimonia (edited and translated by Glenn W. Most). Harward University Press,s. 45- 53, London.
*Lefkowitz, M. and Fant, M. B. 2005. Women’s Life In Greece And Rome. The Johns Hopkins University Press, s. 11-31, Baltimore.
*Platon, 1998. Yasalar I.Cilt (Çev: Candan Şentuna, Saffet Babür). Kabalcı Yayınevi, s. 193, İstanbul.
*Sofokles, 2010. Oidipus Kolonos’ta- Trakhis’li Kadınlar (Çev: Furkan Akderin). Mitos- Boyut Yayınları, s. 66, İstanbul.
*Speake, G. 1994. Dictionary Of Ancient History, Penguin Books, s. 644- 645, London.
pdf:





"Tragedyaya geçen kişilerin çoğu lânetlenmiştir. Bu lânetin sebebi toplum düzenindeki değişikliktir, anaerkillikten babaerkilliğe geçiştir. Tantalos anaerkil bir toplumu simgeler, ama anaerkil toplum dönüşüp yerini babaerkil topluma bırakınca, anaerkiller lanetlendi. Bu lânet bizde küfredenlere olduğu gibi yedi sülalesine kadar sürer. Tantalos’un oğlu Pelops ile kızı Niobe babalarının uğradığı lânet dolayısıyle feci bir ölüme çarpıldılar. Pelops’un oğulları Atreus ile Thyestes’in de sonları acı oldu. Atreus’un da oğulları Agamemnon ve Menelaos fena bir tarzda öldüler. İfijeni de öyle, zaten sülale Elektra ile biter."

Halikarnas Balıkçısı - Düşün Yazıları , Derleme Azra Erhat, 1983




1-  MİLETOSLU ASPASİA  /  link


2- Heykeltraşların Kenti : PERGE  /  link

Perge'nin en önemli özelliklerinden bir diğeri de MS.2.yy başında kentin idarecisinin kadın olması. Adı Plancia Magna. Bu kadın, hem kentin idarecisi hem de Tanrıça Artemis'in baş rahibesi , aynı zamanda imparator kültü baş rahibesi. Biliyorsunuz; Anadolu'da kadın çok önemlidir. Esasında Anadolu anaerkil bir toplumdur. Neolitik Dönem'den beri iri göğüslü ve iri kalçalı ana tanrıça heykelleri, doğurganlığı ve bereketi simgeler. Sonra bu Kybele'ye dönüşmüştür. Perge'de MS.2.yy başında bir kadın yönetici olması Anadolu için çok önemlidir.




3- AMAZONLAR 

Kimmerler, Ural-Altay kökenli bozkır göçebelerinin batı koluna mensupturlar. Eski Çağ'daki Türk Kültür Tarihi'nin ilk temsilcilerindendir.  Strabon'a göre Trabzon yakınlarında Kimmerius / Kimmerius Dağı bulunmaktadır. Kimmerius / Kimmerius Dağı daha sonra Ağırmış Dağı adını almıştır . Arisn'e bağlı Kuzgurcuk köyünün eski ismi Korgen'di  . 


XIV. yüzyılda Canik sancağına bağlı Satılmış kazasında Korgan isimli (günümüzde Ordu iline bağlı Korgan ilçesi) bir köy bulunmaktadır. Korgan, Türk devlet hayatında önemli kişilerin mezarına denmektedir. Kelimenin aslı korugan (koru-gan)dır. Ölüleri korumasından dolayı bu ismi almıştır. İlk kez Kimmerler tarafından yapılmıştır. Gelenek daha sonraki Türkler tarafından sürdürülmüştür. 


Herodotos'tan öğrendiğimize göre, Terme çevresinde Amazonlar yaşamaktadır. Efsanelere de konu olan erkeksiz savaşçı kadınlar , Kimmerler olduğu artık bilinen bir gerçektir.



Prof. Dr.Necati DEMİR - PDF



Amazonlara aslında  Oerpata / Oirpata denilirdi, İskit Türkçesinde Er Öldüren demektir.




4 - Savaşçı Amazonlar - J.D.Kimball - link

Dr.Kimball Hint-Avrupa bilinci ile yazmış olduğu kitapta birçok veri Türki topluluklarını göstermektedir. Kendisi ısrarla söylemese de bulguları o yöndedir. Mesela Sarmatlar , İskitler, Kimmerler hep Türk boylarıdır. At ile gömü, Balballar ve Kımız Türk boylarında görülür. Son dönemlerde ortaya çıkmış makale ve kitaplar da göz önünde bulundurularak okunması, Türk "Amazonlar" tarihi açısından tavsiye ederim.  - SB.



Amazonlar hakkında bildiklerinizi unutun... Amazon kadınlarına ait mezarlarda araştırma yapan Kimball onların izini buldu. Amazonlar gerçekten yaşadılar, mezarları bugünkü Kazakistan’dadır. Mezarlarında atları, okları, kılıçları ile birlikte gömülmüşlerdir.  Kimball, Kazakistan’da küçük sarışın bir kız görür, at üstündedir. Amerikalı arkeolog şaşırır, bu Türklerin arasında şarışın kızın işi ne diye. Kızın adı Meryemgül’dür. Kimball, Meryemgül’ün DNA örneklerini alır ve onu Amazon kadınlarına ait iskeletlerle karşılaştırır. Sonuç, tarih değişterecek kadar hayret vericidir, Meryemgül ile Amazonların DNA’ları bire bir aynıdır!





Ve efsane artık gerçek!  Buna ek olarak video :  Türk Kadın Savaşçılar ve Amazonlar

"  Tilla Deniz Baykuzu hocamızın bir çalışması var, yaklaşık 1500 sene önce Kadınlardan Hassa Ordusu kurulmuştur, MS.4.yy'da,  Geç Hun Dönemi. 10bin kadın savaşçı, 13 yaşından 20 yaşına gençkızlardan oluşuyor ve bunların eğitimi atlı ve piyade okçuluk olarak verilmiş. Bunların bin taneside padişahın/kağanın koruması olarak görev almıştır. Çin topraklarında Kadınlara ilk kez bu kadar çok önem verilmiştir. Çinli kadın kahraman Mulan, yapılan araştırmada bir şiirden ortaya çıkarılıyor, bu kişi Çinli değil, Moğol veya Hun Türk olduğu varsayılıyor."


"Çok meşhur bir belgesel kanalında amazonların kökenini aradılar , Amazonlar nerede diye...bulunan mezarlarda gen araştırmaları yaptılar , Kazakistan'da...Kazak steplerdeki kızları buldular, aynı şekilde ata biniyorlar, alınan örnekler birebir tuttu, ama sonunu çok kısaca bağladılar..Amazonların izini bulduk  ""BUNLAR DA TÜRKMÜŞ"" diyerek çok kısa bir şekilde sonlandırdılar."  - Erhan Afyoncu




ANAERKİL DOĞU / BABERKİL BATI
YA KARŞI

Amazon kraliçesi Melanipe - MS 5.yy-6.yy
Haleplibahçe mozaikleri / Şanlıurfa





23 Mart 2015 Pazartesi

Eski Yunanistan'da Karaderililer



Aristoteles, ırk olarak Eski Yunanlılar gibi beyaz tenli değil, 
tersine karaderili ve kıvırcık saçlı olarak gösterilmiştir. 
Yapılan resimlerde, sözgelimi ünlü Atinalılar Okulu çalışmasında 
Rafael, Aristoteles'i neredeyse karaderili olarak göstermiştir. 


Rafael 1510 - Atinalılar Okulu, soldaki beyaz tenli Platon, sağdaki kıvırcık saçlı Aristo 
(Rafael Odaları - Vatikan Sarayı)






Aristoteles'in "Hayvanlar ve Kullanımları" adlı kitabının  "Kitab na't al-hayawan wa-manafi'ihi" 
adıyla yayımlanan  13. yüzyıl Arapça çevirisinde, 
solda Büyük İskender (beyaz tenli) elini çenesine koymuş, dinliyor, 
sağda Aristoteles (kara tenli) ona ders veriyor olarak resmedilmiştir. 


Bu resmin bir kopyası Seyyed Hossein Nasr'ın 1976'da yayımlanan Islamic Science: An Illustrated Study, World of Islam adlı kitabında yer almıştır. Kitabın Arapça orjinali İngiltere Kütüphanesi kolleksiyonundadır. (British Library- Aristotle instructing Alexander the Great from The Description and Uses of Animals compiled from works by Aristotle and ‘Ubayd Allah ibn Bakhtishu. The undated copy was probably made in Baghdad in the first half of the 13th century)






California Üniversitesi (CSULB) İlkçağ Felsefesi Profesörlerinden 
D.Kenneth Brown'un arşivinde yer alan 
"İskender, Mienza'da öğretmeni Aristoteles'i dinliyor" 
(Alexander listening to Aristotle, his teacher, at Mienza) 
adlı gravürde, Büyük İskender'e (sağda eli çenesinde) 
ders veren Aristoteles (solda elini uzatmış) 
kıvırcık saçlı kara derili bir Afrikalı olarak gösterilmiştir. 
Bu gravür'ün Aristoteles'in 13.yüzyılda Arapça'ya çevrilen 
bir kitabında yer alan resimle benzerliği, düşündürücüdür. 


Alexander listening to Aristotle, his teacher, at Mienza






Gustav Adolph Spangenberg'in 1883-1888 yılları arasında yaptığı 
"Aristoteles Okulu" adlı duvar resmi (fresk) 
Martin Luther Üniversitesi Arşivi'ndedir ve 
burada da Aristoteles (ayakta sağda) yine 
karaderili olarak gösterilmektedir. 

Spangenberg - Schule des Aristoteles







"Eski Yunanistan" denilerek belli bir coğrafyaya bağlanmak yerine, 
"Eski Yunan" denilerek belli bir soya bağlanan düşünürlerin 
en önemlilerinden biri olan Aristoteles'in karaderili olarak çizilen
 resimleri onun bugünün beyaz derili Yunanlılarıyla 
soydaş olamayacağını gösterdiği gibi, 
"Eski Yunan" yapıtlarının pek çoğunda 
"Yunan Kahramanları"nın kimilerinin karaderili 
oldukları gerçeğiyle karşılaşmaktayız.

Kazılarda bulunan vazolar ve amforalar üzerinde hem resimleri
 hem adları yazılı olan bu kahramanlardan 
örneğin Herakles'in karaderili olduğu görülmektedir.


İÖ.550 dolaylarına ait bir Atina amforasının üzerinde bulunan resimde, karaderili Herakles (solda), yüzüne bir aslan maskesi geçirmiş olarak Amazon savaşçıların beyaz derili önderi Andromache'in (sağda) elini bileğinden kavramış. (Herakles (dressed in his customary lion-skin) attacks an Amazon (right), bringing her to her knees. Above: Detail from an Athenian black-figure clay vase, about 550 BC. Boston, Museum of Fine Arts )






Üzerinde Eski "Yunan" söylencesinde adları geçen beyaz derili Peleus ile 
beyaz derili Thetis'in evliliklerini konu alan bir resimin bulunduğu, 
İsa'dan önce 580'lere tarihlenen vazoda, resmedilen diğer 
"Yunan"(!) kahramanların karaderili oldukları açık seçik görülmektedir. 


Peleus ve Thetis (ortada) resim Sophilos imzalı İÖ.580 , British Museum, Londra. (Attic Black Figure Dinos with Marriage of Peleus and Thetis, by Sophilos, ca. 580 B.C)





Eski "Yunan" söylencesine göre Athena, babası Zeus'un başından zırhı ve mızrağıyla birlikte doğmuştur. 
Kazılarda bulunan amforalarda Zeus da karaderili olarak gösterilmiştir. 


İÖ.540 dolaylarına tarihlenen Attic kara figürlü amfora, "Athena'nın Doğuşu". Tanrıça Athena, silahlarını kuşanmış olarak babası karaderili Zeus'un (ortada) başından çıkıyor. (Boston Güzel Sanatlar Müzesi - H.L.Pierce Vakfı)





Kimi Eski "Yunan" amforalarında karaderili "Yunanlı" Herküles, 
karaderili Nesso ile beyaz derili Deianira uğruna savaşmaktadır. 


Attic black figure Tyrrhenian amphora 550-540 BC. (Antiekensammlungen und Glyptothek)





Eski "Yunan"ın en önemli tanrılarından biri olan Dionisos dahi, 
Yunanistan'da yapılan kazılarda bulunan vazo resimlerinde karaderilidir. 


Eski "Yunan" tanrısı Dionysos (sağda) beyazderili Hebe ile (solda) 
(British Musuem, attic black figure dinos c.580 BC.)




Eski "Yunan" kahramanlarından Boğa Minotauros ile savaşan 
Thesesus'un bile karaderili olduğunu görüyoruz 
bu "Yunan" vazolarından birinde. 

 Theseus and the Minotauros - Musee de Louvre , attic black figure-shape, amphora, ca 550 BC.




Dahası Odisseus bile karaderilidir.

Karaderili Eski "Yunan" kahramanı Odysseus (sağdan ikinci) 
beyaz derili günahkar Kirke'ye (soldan ikinci) kılıcını çekiyor. 
(Antiquarium del Castello dell'Abbadia,Vulci,İtaly : 
Pseudo-Chalcidian Black figure ca.520 BC.





Görüleceği üzere Eski Yunanistan'da adı geçen düşünürlerin, kahramanların, bilgelerin önemli bir bölümü karaderilidir ve dolayısıyla bunlar beyaz derili Yunanlılarla soydaş değildir.


Bu gerçeği 1980'lerde saptamış , çeşitli yazılarımızda dile getirmekte iken, Batı'da "Black Athena" (Kara Atina) adında bir kitap yayımlandığını duyunca , bu kitap da bu gerçekleri bulacağımızı düşünmüştük.


Gördük ki, kitabın adı Kara Atina olmasına karşın, Martin Bernal, Eski Yunan Uygarlığı denilen uygarlıkta, karaderili Afrikalı, Eski Mısır'lı bilgelerin etkisini değil, daha çok Filistin bölgesinde yaşayan İsrailoğulları'nı, Musevilerin etkisini kanıtlamaya ve bu parlak uygarlığın tapusunu Hellenosemitism deyimini kullanarak kendisinin de bir üyesi olduğu İsrailoğulları soyuna vermeye çabalamaktadır.


Bu saplantısından dolayı Prof.Bernal yukarıda aktardığımız içinde karaderililerin yer aldığı Eski Yunan vazolarından tek söz etmediği gibi, Aristoteles'in çoğu yapıtlarında karaderili olarak resmedildiğinden de hiç söz etmemiştir.


Az önce kanıtlarını gösterdiğimiz üzere, Eski Yunan Düşüncesi denilen, gerçekte o günkü ya da bugünkü Yunanlıların bir üretimi değil, tüm kişisoyunun bilgi, düşünce ve deneyimlerini derleyip toplayan ve katkılarla geliştirerek, yine kişisoyunun bilgisine sunan, hiçbir ırka, hiçbir soya tapulanamayacak olan, kişisoyunun türlü soylarından gelen bilgilerin oluşturduğu, böyle olduğu içindir ki başta Yunanlılar olmak üzere hiçbir ulusun tapusunu kendi üzerine geçiremeyeceği; soylar, ırklar ve dinler üstü bir düşünce üretimidir.


Bu düşünsel üretime Eski Yunan Düşüncesi adını vererek, onu bir soya tapulamak, bilim ve us dışı, ırkçı bir tutumdur. Buna Eski Akdeniz-Ege Uygarlığı ya da Eski Yunanistan-Yakındoğu Uygarlığı diyerek ırka değil coğrafyaya dikkat çeken bir ad vermek, bilim onuruna daha yaraşır bir tutum olacaktır.




Cengiz Özakıncı
İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü
syf312-320


___________


"Irk kavramı da yanlış anlatılıyor.  Dünya üzerinde kimilerine göre 4, kimilerine göre 5 ırk vardır. Caucasian dedikleri "white race" beyaz ırkı sadece sami ve hint-avrupalılar için kullanıyorlar, lakin bu bilinçli yapılmış bir eksik bilgidir, çünkü Türkler'de bu ırktandır. Diğerleride Mongoloid, Congoid, Capoid ve Australoid'tir. Bugünkü Yahudiler de bu beyaz ırktantır, lakin millet olarak farklıdır ve Samiler (Araplarla aynı) milletindendir. Türkler ise en çok boya sahip geniş bir Millettir. Göçlerle de herkes karışmıştır." - SB