karamanoğulları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karamanoğulları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

OĞUZ BOYLARIN, TÜRKMENLERİN KÜRTLEŞMESİ




Türkmenlerin Kürtleşmesi Olayı ve Avşar 


Türk topluluklarından bazılarının ilişkiye girdiği milletlerle kaynaşarak eridikleri malumdur. Türk tarihi incelendiğinde, İran ve Afganistan’da olmak üzere Türk oymaklarının bir kısmının (Afşarlar da dahil) kültürel değişime uğradıkları görülür. Bunun gibi Türk boyları arasında da böyle karışımlar ve erimeler söz konusudur. 

Asırlar boyunca yaşanan boy mücadeleleri ve yapılan göçler esnasında kimi Türk boylarının başka Türk boyları arasına girerek ana boy adını unuttukları ve tabi oldukları boyun adıyla anıldıkları bilinmektedir. Kimi zamanda boyların birleşiminden yeni boylar teşekkül etmiştir. Avşarlarda da bu durum mevcuttur. 

Yaptığımız araştırmalarda aslını unutmuş Afşar kökenli kişi veya köylerin kendisini Türk, Türkmen, Yörük, Yerli, Köylü gibi adlarla tanıttıklarına, hatta bunlardan bazılarının aralarında geçen münasebetler dolayısıyle Afşarları pek sevmediklerine tanık olduk. 

Bursa’da yaşayan Maraş Elbistan’lı bir arkadaşım kendilerinin aslını anlatırken “Biz Türkmen’iz. Bizim köye Dodurlular denir, komşu köyümüz ise Afşar köyüdür.” demişti. Dodurluların Recepli Avşarlarının bir obası olduğunu söylediğimde çok şaşırmıştı. Bu köyün oba adını muhafaza etmesine rağmen ana boy adını unuttuğu görülüyor. Kimi yerlerde ise Avşarlar azınlıkta kaldıkları için yörede etki ve nüfus olarak baskın olan aşiretin adıyla anılmaya başlanmıştır. Adana’da Varsaklar, Antep’te ise Beydililer arasındaki Avşarlar buna örnek verilebilir. Diğer bir husus ta, Alevi Avşarların durumudur. Bunlar, Sünni-Alevi farklılaşmasından dolayı genel ad olan Alevi adını kullanmışlar ve boy adlarını muhafaza edememişlerdir.

Biz bu bölümde ülkemizde ve çevresindeki topraklarda yüzyıllar boyu meydana gelen Türk boyları arasındaki kaynaşmaya örnek olacak böyle bir olaydan bahsedeceğiz. 

Bu “Türkmenlerin Kürtleşmesi” hadisesidir. Peki, insanlarımızın kendisini yukarıda sıraladığımız isimlerle ifade etmesi mesele olmuyorda neden “Kürt” adını taşıyınca sıkıntı çıkarıyor. 

Bunun sebebi Kürtlüğün, Türk milletini ve devletini bölüp parçalamak isteyen mihrakların kullandığı bir unsur olmasıdır. Açık söylemek gerekirse Kürtlük, Türklükten ayrı bir şey değildir. Bu yüzden bir Türk’ün Kürtleşmesi veya bir Kürdün Türkleşmesi, biraz önce bahsettiğimiz Türk boyları arasındaki kaynaşmalara örnektir. Biz olaya böyle bakıyoruz ve işin aslı da budur. 

Ancak geriye dönüp baktığımızda tarihimizde Kürt olayı çok farklı cereyan etmiştir. Dış güçler, Kürtleri Türk devletinin başına bela etmek için inanılmaz oyunlar oynamışlardır. Ancak o dönemlerde ve günümüzde dahi bu oyunlara alet olmayıp erdemli davranan Kürt aşiretleri oldukça fazladır. Kürt konusunda bizim politikacıların da ihmalkar davrandığını belirtmek yerinde olacaktır. Yapılan bir çok araştırma sonunda Kürt adı ile tanınan insanların önemli bir kısmının Türk boylarından geldiğinin kanıtlanmış olması aslında sorunu halletmiş oluyor. Yani kimi kimden koparacaklar. Öz, aslına ihanet etmez. Edenlerin soyunu bir araştırın bakın neler çıkacaktır. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğunu ilk kez rahmetli Türkeş ortaya çıkarmıştı. Öldürülen PKK militanları arasında çok sayıda sünnetsiz kişilerin olması da bu açıdan önemlidir. Bu kişiler Kürtlere de düşmandır unutulmasın.

Kürt olayının bu hallere gelmesinde hükümetlerin milli politikalarının olmaması, Kürtlerin Türklükleriyle olan ilgilerinin akademik bir tez olarak kabul edilmemesi ve politik kaygılar sebep olmuştur. Bütün bu sebepler zamanla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türkmen cemaatlerinin ve konumuz itibariyle Avşar Türkmenleri’nin Kürtleşmiş olmalarına veya Kürtleşmeye doğru gitmelerine sebep olmaktadır. 

Bu sebeple Bazı bölgelerde Kurmanç adı altında Türk dilinden Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı.... gibi Türkmen boylarıyla birlikte Avşar Türkmenleri de uzaklaşmış ve Türklüklerini unutmuşlardır. Kürt denilen bu insanların şahıs adları da Türkçe’dir. Sözgelimi, Milli aşiretine mensup kişiler arasında adı Avşar olanlar vardır. Bugün hala Kürtler arasında Avşar adlı obalara rastlanması önemlidir.



Avşar Türkmenleri 
Adnan Menderes Kaya




Afşar boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 
24 boyunun Bozoklar kolundandır. 
Germiyanoğlulları, Karamanoğulları Avşar boyundandır. 
Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri 
arasında “Yapşar” şeklinde bir kelime vardır ki; 
bu Avşar ile aynıdır.


Avşarlar
Ənvər Çingizoğlunun və Aydın Avşarın 

Jurnalist-etnoqraf Ənvər Çingizoğlunun və tədqiqatçı Aydın Avşarın bu kitabı Azərbaycan xalqının etnogenezində, siyasətində və mədəniyyətində mühüm rol oynayan Avşar eli və oymaqlarının yaşam yolundan bəhs edir. Onların dünyaya bəxş etdiyi dühalardan, böyük simalardan söhbət açır.




"Saddam rejiminden sonra, Türk soylarına dönen Türkmenler ana dillerini koruyarak, Aşiret, oymaklarının, boylarının Türkmen olduğunu savunmaktadırlar, ayrıca binlerce Türkmenlerde hala birçok nedenlerden dolayı Arap, Kürt olarak kimliklerine dönmemeleri buda çok üzücü bir durum sergilemektedir, günümüzde Araplaşan Türkmen yanında daha fazlasıyla korku, her türlü baskılarla, asimilasyonla Kürtleştirilmektedirler.

Tek umudumuz bir an önce Türkmen kardeşlerimiz kendi anne, baba Türk kimliklerine dönmelidirler."



Av.Sadun Köprülü
Kerkük'e bağlı Altunköprü ilçesinde 1957 yılında doğmuştur. 
Bağdat üniversitesi Kanun Şeriat (Hukuk) fakültesinden mezundur. 
Irak Türkmen cephesi eski temsilcisi araştırmacı yazardır. 
2014 te hayata veda etmiştir.


Öz be Öz Türk aşiretleri olan Kürtler....



TÜRKİYE'DE OĞUZLARIN AVŞAR BOYU - CASUS G.BELL'İN ARŞİVİNDEN / 1899-1918


Kürdoloji Yalanları - Ahsen Batur / Selenge Yayınları,2011
KİTAP OKUNMAK İÇİNDİR!


“Siyasî Kürtçüler de tarihlerini istedikleri gibi yazarlar, istediklerini ata seçerler ve bunlar beni rahatsız etmez. Ama hayalî iddialara, mesnetsiz çıkışlara dayanarak ’Biz bu bölgenin aslî sakinleriyiz, sizler sonradan gelip vatanımızı işgal ettiniz; Salahaddin Eyyubî’nin ordusu saflarında on bin Kürt savaşçı olmasaydı, siz Anadolu’ya giremezdiniz, dolayısıyla Anadolu kapılarını size bizler açtık; biz de bu ülkenin kurtuluşu için savaştık ve şehitler verdik, bu yüzden biz de bu devletin kurucu unsuruyuz’ demeye başlamışlarsa, artık o iddialar beni ilgilendiriyor demektir.”

"Türkmenlerin Kürtleşmesi olayı çerçevesinde düşündüğümüzde bazı Alevi Avşarların Kürtleşerek, Alevi-Kürt toplumunun bir parçasını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bize düşen bu gibi soydaşlarımıza Türk kökenli olduklarını anlatarak özüne dönmelerini sağlamaktır.."



1927 yılından 1985 yılına kadarki Genel Nüfus Sayımları’ndaki tespitler ve 2001 yılına kadar yapılan araştırma ve anketlerdeki veriler değerlendirildiğinde Türkiye’deki etnik grupların nüfusları aşağıdaki gibi tespit edilmiştir.


Etnik Kimlik......Nüfus...........Oran(%)
Türk ............64.650.000......89.79
Kürt..............5.000.000........6.94
Zaza............1.000.000.........1.4
Arap...............600.000.........0.83
Çerkes...........250.000.........0.35
Laz...............200.000..........0.28
Diğer............300.000...........0.42
Toplam........ 74.000.000.......100.00


Burada görüldüğü gibi etnik nüfus toplamda %10’dur. Bir ülkenin etnik bir mozaik olarak tanımlanabilmesinin ön şartı nüfusun genel nüfus içindeki oranın en az %35’ini oluşturmasıdır. Bu değerlendirme Uluslararası ölçüt olarak kabul edilmiştir. (Prof.Dr.Martin Lispet)

....8500 KELİMENİN 3080’İ TÜRKÇE, 2230 Farsça (1200’ü Zend lehçesi), 370 Pehlevi Lehçesi, 2000 Arapça, 220 Ermenice, 108 Keldanice, 60 Çerkezçe, 20 Gürcüce ve 300’ü menşei belli olmayandır. Alman De Groot ise 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin bugünkü Kürtçede halen kullanıldığını tespit etmiştir. 

Kaynak : Türkiye'nin Etnik Yapısı - Ali Tayyar Önder 

“Bunlar her bilinçli yurttaşın bilmesi ve üzerinde düşünmesi gereken şeyler…Sayın Ali Tayyar Önder’in 5 yıllık araştırması hemen tüm malzemeyi önümüze koyuyor”
Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı



"HER BİLİNÇLİ...."

AMERİKA’DA 317 MİLYON AMERİKALI YAŞIYOR, BUNUN 50 MİLYONU ALMAN, 40 MİLYONU AFRİKA AMERİKALI VEYA SİYAH , 36 MİLYONU İRLANDALI , 32 MİLYONU MEKSİKALI , 27 MİLYONU İNGİLİZ, 17 MİLYONU İTALYAN, 10 MİLYONU POLONYALI, 10 MİLYONU FRANSIZ’DIR. 20 MİLYONU İSE KENDİSİNE AMERİKALI ATASI OLDUĞUNU İDDİA ETMİŞTİR. BU SAYININ İÇİNDE GERÇEK AMERİKA YERLİLERİ DE VARDIR. 

"The map that shows where America came from: A truly captivating map that shows the ancestry of everyone of the 317 million people who call the melting pot of America home can now be seen on a U.S. Census Bureau map."

Dailymail news , Eylül 2013



BİZİM BURALARDA O KADAR ETNİK YAPI DA YOK, OLSA BİLE HEPSİ TÜRK BOYLARI 

BATI HER ZAMAN "ELE VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI"

KÖRFEZ SAVAŞINDA TÜRKİYE'YE SIĞINAN 500 BİN PEŞMERGE , ONUR ÖYMEN’İN MECLİS ÖNERGESİNE VERİLEN CEVAPTA 450 BİNİNE VATANDAŞLIK DAĞILTIĞINI BİLDİRİR ŞİMDİ KALKMIŞ BU SONRADAN GÖRMELER BİZDEN TOPRAK İSTİYOR, MEMLEKETTE KAOS YARATIYOR... !?

"Bugün ülkemizde yaşayan Kürtlerin %10-12 si Türk kökenlidir, geri kalanı ise Yahudi , Ermeni, Fars ve Araptır. Bu çalışma Batılılara aittir." Yrd.Doç.Dr.Osman Çataloluk

Peki Suriye’de başlayan savaş ile kaç “göçmen vatandaşımız” oldu?  20 yıl sonrası düşünülürse…..

"Encyclopedia Britannica’nın 1875 ile 1911 yılları arasındaki bütün baskılarında Kürtler, Turanî bir toplulukken 1911 yılından sonraki baskılarında birdenbire Mezopotamyalı bir kavme dönüşmüşlerdir.

Zazaca ve Kurmançca konuşan Alevî aşiretlerin ileri gelenleri de, Zazacayı ya da Kurmançcayı sonradan öğrendiklerini ve ‘Öz Türk’ olduklarını atalarından gelen bir bilgi olarak ifade ediyorlardı. Hala da bu tezi savunmakta, bilhassa ‘Horasan’dan gelen Türkler’ olduklarını iddia etmektedirler." Zazalar ve Türklük - Ali Rıza Özdemir, Kripto yayınları


İŞTE BU TÜRKİYE’NİN ETNİK YAPISINA YAPILAN 
BİR SOYKIRIM’DIR. 
VE DE SAVAŞIN TA KENDİSİDİR.
GERÇEKLER
SB


6 Kasım 2014 Perşembe

ERMENEK'ten MERSİN'e




ERMENEK KAYA MEZARINDAN DETAY
TAHRİBAT YAPILIYOR...LİNK   /   LİNK   /  LİNK 







GÜNEYYURT - ERMENEK - LİNK








Karamanoğulları, Ermenek ve Bir Bölge Medresesi  
Mümin Köksoy

Karaman'ın Ermenek ilçesinde Karamanoğlu Beyliği döneminde yapılan "Tol Medrese"

İlçeye bağlı Çınarlı Mahallesi'nde bulunan Tol Medrese, Karamanoğulları döneminde Ermenek Valisi Emir Musa Bey tarafından 1339 yılında yaptırılmış. Karamanoğulları döneminin ilk büyük medresesi olması açısından önem taşıyan eser, tek katlı üç yanı revaklarla çevrili, açık avlulu yapı olarak dikkati çekiyor. Dikdörtgen planlı avlunun iki tarafında medrese odaları, güneyinde bir eyvan ve bu eyvanın iki yanında kubbeli mekanlar bulunuyor.

Eyvanın sağında ise medreseyi yaptıran Emir Musa Bey ile ailesine ait türbe yer alıyor. Diğer tarafta ise dershane olarak kullanılan bölüm var. Girişin iki yanında da yine iki tonozlu oda yer alıyor. Üstü açık avlunun ortasında bulunan havuz ise eseri tamamlıyor. Görkemli giriş kapısının üzerindeki, bugün örülmüş bulunan eski pencere Selçuklu sanatında görülmeyen bir yenilik olarak nitelendiriliyor.

Karamanoğullarının ardından Osmanlı devrinde de Cumhuriyet dönemine kadar medrese olarak hizmet veren yapı, Vakıflar Konya Bölge Müdürlüğü tarafından restore edildi. Kullanım hakkı Ermenek Belediyesi'ne devredilen Tol Medrese, Kent Müzesi olarak düzenlendi. Kazılardan çıkan eserler de sergilenecek
basın:


*Mümin Köksoy 1934 yılında Ermenek-Sarıvadi Köyünde doğdu. Diğer eserleri “Yüksek Öğretimde Kalite”, “Türk Yükseköğretimi İçin Öneriler”, “Yabancı Dilde Eğitim”, “Nuh Tufanı ve Sümerler’in Kökeni”   -  LİNK 


YAZARIN BAŞKA KİTABI 
Yerbilimlerinin Katkısıyla Nuh Tufanı ve Sümerlerin Kökeni - LİNK







ERMENEK ULU CAMİİ

Karaman Ermenek ilçesinde Gülpazarı Mahallesi’nde, Ermenek Kalesi önünde kente egemen bir yerde bulunan Ulu Cami’nin ceviz ağacından işlenmiş kapı kitabesine göre; Karamanoğlu Mahmut Bey tarafından 1302 yılında yaptırılmıştır. Bununla beraber bu caminin Mahmut Bey’in ölümünden sonra oğlu Halil Bey tarafından tamamlandığı bazı kaynaklarda belirtilmiştir. Şeyh Seyit Hacı Abdülvahab Efendi 1710 yılında camiyi tamir ettirmiştir.

Ermenek camilerinin en büyüklerinden biri olan Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, ibadet mekanı mihraba paralel iki sıra halinde altışar sütunla üç sahına ayrılmıştır. Buradaki ağır taş payeler birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Üzeri düz toprak damla örtülmüştür. İçerisindeki sütunların tavanı desteklemesinde Karamanoğlu sanatında görülen sadelik burada da bulunmaktadır.

Caminin batısındaki son cemaat yeri 1543 yılında İshak Bey’in oğlu Hacı Seydi Ali tarafından yaptırılmıştır. Dört kemerle dışarıya açılan son cemaat yerinin üzeri ibadet mekanında olduğu gibi yine düz bir damla örtülüdür. Caminin ibadet mekanı mihrap duvarındaki altı pencere ile son cemaat yerindeki iki pencere ile aydınlanmaktadır. Bu nedenle de içerisi oldukça loştur. Son cemaat yerindeki ceviz ağacından çift kanatlı kapıları üzerinde caminin yapımı ile ilgili bir yazıt bulunmaktadır. 

Bu kitabede kapı kanatlarının Karamanoğulları döneminde yaptırıldığı belirtilmiştir. Caminin iki kanatlı ceviz kapısı geometrik yıldızlar ve küçük palmetlerden oluşan ince bir bordürle çevrelenmiştir. Çeşitli yıllarda onarılan caminin alçı mihrabı zamanının en güzel örneklerinden birisidir. Mihrabın iki tarafındaki duvara dayalı sütuncukların üzerine dikine konulmuş başlıklar bulunmaktadır. Kabartmalarla bezeli olan bu mihrap üzerinde yer yer mavi çiniler bulunmaktadır. Mihrap kündekâri tekniğinde olup, altı taş, üzeri de ahşaptır.     LİNK      /   LİNK




BAŞYAYLA - ERMENEK  -  LİNK






Karaman’ın Ermenek ilçesinin güneydoğusundaki 
Bezciler tepesindedir. 

Rölyeften Kurt Bittel 1939’da kısaca bahsetmiş, ilk detaylı çalışma Kay Kohlmeyer tarafından yapılmıştır. Ne yazık ki Bittel’den sonra rölyefin üstten üçte birlik bölümü ciddi hasar görmüştür. Kolunu öne doğru uzatmış, kısa bir tünik giymiş bir adamı gösteren rölyef bir niş içine oyulmuştur. 

Karabel rölyefi ile bazı benzerlikler gösterir. Muwatalli ve ardıllarının hükümdarlıkları sırasında bölgedeki Hitit kontrolü dikkate alınırsa M.Ö. 13. yy.’a tarihlenmesi önerilir, ancak Kohlmeyer hasar nedeniyle tanımlamanın veya tarihlemenin imkansız olduğunu düşünmektedir. 

Bu anıt 1980’li yılların sonu veya 1990'ların başında tamamen tahrip edilmiştir.  link



TARKASNAWA MÖ.13.yy
KARABEL KAYA KABARTMASI ise

Tarkasnawa, [Mira Ülkesi]'nin Kralı
Mira Ülkesi'nin Kralı Allantallis'in [oğlu]
Mira Ülkesi'nin Kralı ...... torunu.

Kemalpaşa ve Torbalı ilçeleri arasındaki yol üzerinde ve Bozdağlar sıradağlar kütlesi içinde, bu dağ silsilesinin en batıdaki kısmını oluşturan Nif Dağı ile daha doğuda uzanan kalan kısmı arasında yer alan bir geçittir. İzmir'den yaklaşık 20 km uzaklıktadır.

The inscription of the Karabel rock-carved prince-warrior monument in Mount Nif was read as attributing it to "Tarkasnawa, King of Mira", a part of the Kingdom of Arzawa.


Tarkasnawa, King of Mira (land).
(Son of) Alantalli, King of Mira land.
Grandson of (...), King of Mira land.  link



PELOPS / ATLANTİS / OLİMPİYATLAR:
The Name Atalantis or Atlantis:
Tarkandemos
Tarkhun
Tarquin
Tarkhun was also applied as a name to a tribe of Jaghata Turks: 


TARHAN : SOYLU KİMSE, BEY
TARKAN : AYRICAKLI, SAYGIN
TARCAN : AYRICAKLI DOST





Ermenek / Ermenak / Germenikopolis
Yükseklerde Yaşayan Yiğit İnsanların Ülkesi

Karamanoğulları Beyliği'ne başkentlik de yapmış olan ve nüfusunu Avşar Türkmenlerinin oluşturduğu önemli bir yerleşim iken, bu beyliğin yıkılması ve ardından gelen Osmanlı dönemiyle birlikte, bir kasaba haline dönüşmüştür.

Dünyanın önemli mağaralarından biri olan Maraspoli'yi de içinde bulunduran ilçe, denizden oldukça yüksekte Göksu nehri kıyısında yerleşmiştir.

Bir görüşe göre Ermenek güzel yer anlamına gelir ve dünyada bir cennet varsa oranın da burası olduğu söylenir.

Romalı general Germanius’un şehri ele geçirince adını değiştirir ve Germenikopolis olur.  LİNK



ERMENEK KÖYLERİ İSİM VE ANLAMLARI: LİNK



Acaba "Eminak" kelimesi ile bir bağı var mıdır?
Olbia antik kenti /Ukrayna, İskit gümüş 
madeni parası üzerinde Eminak - MÖ.440
Eminak (Εμινακος) - this name is read on 
Olbian silver coins dated by 440 BC.
P.O. Karyshkovsky, IMTA, No 4, 1962; E. Molev. Greeks and barbarians, M. 2003, p. 83.




MADENİ PARA - LİNK
OLBİA UKRAYNA - LİNK


ama Türkiye'de de Olba var...





OLBA KRALİÇESİ ABA - MERSİN

Kraliçe Aba’nın babası Olba rahip krallığının güçlü kişilerinden biri olan Ksenophanes’tir.

Olba krallığını birçok kişiyle muhafız kılığında ele geçirir. Bölgenin ve rahip krallığın hakimi olur. Romalıların korsan olarak adlandırdıkları yöre halkının isyan edenlerini yok etmesinden sonra Olba’da (Uzuncaburç= Prakana=Diokaisezeria) Tökrit (Teucrit) soyuna ait rahip krallar oldukça büyük bir bölgeye hakimdiler.

Ksenophanes (Zenophanes)’in kızı olan ABA, Ailos Nikonoros Arios ile evlenerek evlilik yoluyla hanedane girer (İ.Ö. 43).

ABA ve OLBA hakkında birçok bilginin kaynağını Strabon’dan öğreniyoruz:

“Kyinda ve Soli’nin yukarısında dağlık ülkede, içinde Teukros oğlu Aias (Ayas)’ın kurduğu Zeus Tapınağı bulunan OLBE KENTİ vardı. Bu Tapınağın baş rahibi Dağlık Kilikya’nın kralı oldu. Sonra ülke sayısız tiranlar tarafından ele geçirildi ve korsanlar örgütlendirildi. Bunların yokedilmesinden sonra bu ülkeye Teukros’un ülkesi ve rahiplerin çoğuna da TEUKROS veya AİAS adı verildi. Fakat tiranlardan biri olan, Ksenophanes’in kızı ABA, evlilik yoluyla aileye girdi.”

Kilikya konsülü ve Romalı ünlü komutan Markus Antonius ve Mısır Kraliçesi 12. Ptolemaios’un kızı KLEOPATRA, nazik davranışlarından ve saygılı olmalarından dolayı bir lütuf olarak buraları (Uzuncaburç=Olba) KRALİÇE ABA’ya bağışlarlar.

Roma himayesinde otonom bir yönetim oluştururlar. Olba kraliçesi ABA, dönemin bir başka güçlü kadını, Mısır Kraliçesi Kleopatra ile kendi ülkesi için bir anlaşma yapar. Roma kontrolündeki iki ülkenin iki kadını Roma için anlaşırlar.

Roma Konsülü Antonius, Kilikya’daki korsanlık sorununu çözmek için gelen Pompeus’tan sonra bölgede görev alan bir Roma generali, Sezar’ın egemenliğinden sonra, Sezar’ında gözdesi olan Mısır Kraliçesi KLEOPATRA ile bölgedeki zenginliği paylaşmak amacındadır. Başta Tarsus olmak üzere, Dağlık Kilikya’nın zengin ürünlerini Roma donanmasına aktarabilme düşüncesindedir.

Kleopatra, Tarsus’u yönetecek, karşılığında eski dünyanın denizlerine egemen Roma donanmasına o gün için en zengin kaynak olan, Kilikya’nın meşhur katran ağaçlarından, pos çamlarından elde edilen ve gemi yapımında kullanılan, denize dayanıklı, çürümez kerestedir. Kilikya dağlarındaki bu kaynak binlerce yıldır önemli bir kaynaktır. Kilikya’nın zengin kaynaklarını Roma’ya sunacaktı. Sözü edilen bu kaynaklar, yalçın kayalıklar ve derin vadilerle doğal koruma altında olduğundan, yapılacak tek şey, bu ülkenin yönetimi ile anlaşmaktır.

OLBA Kraliçesi ABA, kocası AİLOS NİKONOROS ARİOS aracılğı ile Olba yönetimini ikna edip, Kraliçe Kleopatra ile görüşüp ilk antlaşmasını yapmış olmalıdır. Böylece rahip kralların yapamadığını ABA gerçekleştirmiş oldu.

İ.Ö. 39 yılında ABA, yönetimden alınmışsa da (kurduğu yönetimle) yüzyıllarca OLBA METROPOLÜ ve KANYTELLA onun soyu tarafından yönetilmiştir. İhtimal ki, TOKRİD soyunun bir ferdi olan M. Antonius Polemon kral olmuştur. Ve bu suretle TOKRİD’lerin hakimiyeti yeniden başlamıştır. (İ.S. 11-17)

Bir süre Teucher’in oğlu Ajax geçmiştir. İ.S. 17′de Kapadokya kralı ARKHELAOS’un ölümünden sonra Romalılar ele geçirmişlerdi. Bağımsız paraların varlığına bakılırsa OLBA’nın bağımsız kaldığı anlaşılmaktadır.

UZUNCABURÇ’un (Prakana/Diokaisezeria Diokaisazea) adını almış olduğu (I.S. 69-79) İmparator VESPASIANUS’tan itibaren paralar üzerinde görülmesinden anlaşılmaktadır.ANTONIUS PIUS, (I.S.138-161) krallığı zamanında Uzuncaburç, imparatorluğa ait para çıkartmıştır.

Kayalık Çanakçı nekropolünde kaya mezarları bulunmaktadır. En solda ABA’nın 1.90 boyundaki rölyefi göze çarpar. Rölyefin altında mezar odası ile kitabesi vardır. ABA, (yazımına göre AWA, APPAİS, ABBA, ABA) kitabesinin üzerinde TANRIÇA ARTEMİS’in gece ismi olan AY TANRIÇASI SELENE’nin simgesi zarif bir ay görülmektedir.

Kendi kaya mezarındaki yazıt ile, kocası ve iki oğlu için yapılan anıt mezardaki yazıtında zamanın kültürü yanında dini inançları, salgın hastalıkları gibi sosyal konularda da bilgi sahibi oluyoruz. KRALİÇE ABA’nın kayamezarındaki yazıt metni şöyledir :

“Aba, Kaligon Kapeos’un mirasçısı olup, Ailos Nikanoros Arios’un karısı ve Nikanor ve Arios’un anası olup, Arios’un vasiyeti ile görevlendirilip, Arios’un mezarına benden (Aba) başkasının konulmamasını istiyor ve emrediyorum. Bu emre karşı gelenin ve (onun) cehennemin kötü tanrılarının gazabını ve Sebaste (Ayas) şehri ve Kanigelle (Kanlıdivane) kentinin Sezar’ın veznesine 10.000 ödesin. Kocası tarafından emredilen ve yazılanlar yüzyıllar boyunca geçerli olsun ve bunlara uymayanlar sorumlu olsun”.

Kaya mezarlar üzerinde tek başına yüksek kabartma yontusunu gördüğümüz Kraliçe ABA’nın ince ve görkemli görünüşü, ince ipek elbisesi ile usta bir yontucunun elinden çıkıp, giysilerindeki ayrıntılar, eski dünyanın moda merkezi konumundaki Anadolu’nun “Penelope” tipini betimler.

Kendi mezarı üstündeki yontusunda sağ elini zarifçe kaldırıp baş örtüsünü düzeltirken sol eli böğründe acılı, üzgün, ölümüne giden kocasına kavuşmayı bekler gibidir. Helenistik dönemin Erken Roma modası göğüs altı fiyonklu elbisesi dolgun bedenini sarıyor.

Yönetimi sırasında baş gösteren bir veba salgınında Aba, en yakınları olan kocası ve iki oğlunu kaybetti. Veba hastalığı koruyucusu SELENE ve HERMES tanrılarına verilen adaklara karşın ölüme yenik düşen sevgili oğulları ve kocasının anısına Kanytella’da bir anıt mezar yaptırdı. Bazı kaynaklarda Olba’nın adı Ourba yahut Orba olarak geçiyor. Sonraki Olba eski adın Rumcalaşmış şeklidir. Silifkeli Basil, Azize Aya Thekla’nın hayatını yazarken Olba şeklinde yazmıştır. Bazı kaynaklarda Olba ya da Olbe adı “bahtlılık, mutluluk” anlamındadır. ABA adı ise bir kaynakta Luvi asıllı bir sözcük olup “su” anlamındadır.



KRALİÇE ABA BALESİ

Müzik: Ferhang HÜSEYİNOV
Metin: Altay BAYRAM
Koreografi: Şamil TEREGULOV

KONU:

“Kraliçe Aba” balesi, M.Ö.45 yıllarında Olba Krallığında cereyan eden gerçek bir olayı işlemektedir. Olba Krallığı M.Ö. 1000 civarında kurulup, Grek ve Roma medeniyetlerine rağmen 1200 yıl kadar diplomasiyle ayakta kalmayı başarmış Mersin yöresine ait antik bir krallıktır.

Kral Teukros ile evlenerek Kraliçe olan Aba, eşini kaybedince oğlu henüz küçük olduğundan Olba idaresini üstlenir. Bu dönemde topraklar Antonius tarafından Kleopatra ‘ya armağan edilmiştir. Kraliçe Aba, Kleopatra karşısındaki diplomatik başarısı ile Olba topraklarının bağımsızlığını geri kazanır. “Kraliçe Aba” balesi konusu itibarı ile yöremizin belki de ilk özgürlük öyküsünü anlatmaktadır.

Kanlıdivane’de bulunan Aba’ya ait anıt mezar ise gene yöremizin ilk özgürlük anıtı durumundadır. Mersin’ in yerlisi bir krallık olan Olba ve onun kraliçesi Aba’nın öyküsü bu sebeplerden ötürü yeni bir bale için üzerinde çalışılacak son derece uygun bir konu olmuştur.

Özellikle, yerel antik değerlerimizin ve tarihsel zenginliğimizin bale gibi görsel bir şölenle insanlara ulaşmasıyla bölgemizin tanıtılmasının, öğrenilmesinin tüm Mersin ve çevresine getireceği faydaları sonsuzdur. Bu nedenle bu konu üzerinde çalışılması bir tercih değil, ihtiyaç olmuştur.

Kraliçe Aba balesinin antik tarihimizden gerçek bir kesit sunması ve yerel özellikleri ön plana çıkarması hedeflenmiştir. Bu sebeple, günümüze ulaşan bilgiler üzerinde titizlikle çalışılmakta ve baleye uygun duruma getirilmiştir.

Olba Kraliçesi Aba – Araştırmacı Şahin ÖZKAN  link  /  link





Queen Aba with Teukros King of Olba

Azerbaijani composer Farhang Huseinov (1949- ) has written another masterful orchestral work - again based on a socio - cultural theme set outside the borders of Azerbaijan.

The inspiration for this new ballet called Queen Aba are the historical and archaeological roots that date back 2,000 years ago to Queen Aba of Cilicia (ancient name of Southern Turkey) and Mark Anthony (Emperor of Rome) and Cleopatra (Queen of Egypt).

The setting takes place in the Olba Kingdom (near Mersin, Turkey, on the Mediterranean Sea). At that time this region was paying taxes to the Roman Empire. When King Teukros of Olban married Aba and made her queen, he was not aware that in earlier years she had been a female warrior. Enter Mark Anthony who presents his lover Cleopatra Queen of Egypt with the Olba kingdom as gift. Pompey, the Roman general objects since Cleopatra is Egyptian and he attacks the region. But Queen Aba comes to Cleopatra's rescue and, in return, Cleopatra returns the Olban Kingdom to her. Queen Aba succeeds in liberating the Olban Kingdom from the Roman Empire and then continues to rule after her husband's death.

Even the Greek historian Strabo (born 63 BC and who died after 21 AD) mentions Queen Aba in his well-known Geographia. Many archaeological ruins can still be seen in this region today showing what an advanced civilization existed at that time in the region of southern Turkey.

The Queen Aba Ballet premiered on October 13, 2005, at the Mersin State Opera and Ballet Theater under the auspices of the Turkish Ministry of Culture. The production included more than 150 performers, including 70 musicians in the orchestra, 40 dancers and 40 members of the chorus.

The libretto was written by Altay Bayram in 2001 and was choreographed by Ali Hoja and features the following dancers: Ozlem Shenormanlilar (Aba, Queen of Olba), Ender Uchdemir (Teukros, King of Olba), Victoria Haylova (Cleopatra, Queen of Egypt), Ulvi Azizov (Anthony, Emperor of Rome), Mahmut Akyol (Head Priest of Olba) and Zihnibek Ussin (Pompey, Roman General).

Though independence is one of the main themes running through the ballet, more importantly for Huseinov is the illustrious example of Aba as a woman who used her ingenuity, wisdom and diplomatic skills to lead her nation. As Huseinov likes to say: "It happened not 20 years ago, nor 200, but 2,000 years ago!

Under the guidance of the Mersin University Archaeology Department, Altay Bayram pieced together aspects of the story that had previously been unknown and created the story line for a dramatic work based on Olban culture, which is Anatolian and based on Hittite culture, along with Roman and Egyptian cultures.

"One of the most significant aspects about this ballet," says composer Huseinov, "is that viewers can still visit Aba's tomb and see the archaeological ruins of the settlement where the story actual took place. You can go and walk in the same valley and touch the same walls that Aba did 2,000 years ago. What an incredible feeling!"

with photo's link







"Nihayet, bugün de Mitan ve Ermen (Ermin) boylarının 
Türk halklarının içinde olması olgusu, eski Ermen halkının kaynağını açıkça gösterir. "....
" Hurriler esasen Subar boylarından olan Mitan urukları ile kaynayıp karışmışlar, çünkü, Hurrilerin kurduğu devlet 
daha çok Mitani adı ile tanınmaktaydı.
Arme bölgesinin Mitani ülkesinin ortasında olması ve 
Mitan boylarının yaşadığı topraklarda, göçdüğü arazilerde 
daima Arman, Ermen yer adlarının, Ermen etnik isminin 
ortaya çıkmasını da dikkate alarak, Mitan boyları hakkındaki 
belli belgeleri gözden geçirelim." 
Ermen Boyları ve Pseudo-Ermeni Haylar 
(Milattan Önce Türk -Ermeni İlişkileri) 
Prof. Dr. Firudin Celilov : link






//Ermenek'e Saygılarımla....