Ermeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2019 Cuma

Balyan Ailesi Mimar Değil, Müteahhit



"Muazzam bir kurguyla karşı karşıyayız"
Dr.Selman CAN





"Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayı gibi ünlü Osmanlı saraylarının mimarı, tarih kitaplarında belirtildiği gibi Ermeni Balyan ailesi değilmiş. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde 13 yıldır Osmanlı mimarisi üzerinde araştırmalarda bulunan Yard. Doç. Selman Can, Osmanlı'ya üç kuşak hizmet ettiği bilinen Balyan ailesinin mimar değil, müteahhit olduğunu söylüyor. 

Aileden Senekerim Balyan'ın eseri olarak gösterilen Bayezit Kulesi, Kirkor Balyan'a ait olduğu belirtilen Rami Kışlası, Garabet Balyan'a bağlanan eski Çırağan Sarayı, Nikoğos Balyan'a mal edilen Ortaköy ve Hırka-i Şerif camileri; Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'ndeki belgelere göre Osmanlı'nın son başmimarı Seyyid Abdülhalim Efendi'nin eseriymiş. 

Selman Can, Dolmabahçe Sarayı'nın planlarını da o zaman 16 yaşında olan Nikoğos Balyan'ın çizemeyeceğini, arşivlerin sarayın planlarını çizen kişi olarak son başmimar Seyyid Abdülhalim Efendi'yi işaret ettiğini belirtiyor. Osmanlı Devleti'nin mimarlık örgütü Hassa Mimarlar Ocağı'nın kaldırılmasıyla etkin hale gelen Balyan ailesi, sarayın önemli yapı işlerinin ihalesini almış ve bu gelenek 3 kuşak devam etmiş. 

Serkis Balyan'a Sultan II. Abdülhamid döneminde 'sermimar-ı devlet' unvanı verilmiş. Ancak Selman Can'a göre bu paye, en üst düzey mimar anlamını taşımıyor. Can, Serkis Balyan'ın saraydaki özel bağlantıları sayesinde bu unvanı aldığını söylüyor. Ermeni kalfaların yaptıkları işlerde yolsuzluklara karıştıkları için 19. yüzyılda gözden düşmeye başladığını anlatan Yard. Doç. Selman Can, 'devlet başmimarı' payesi ile onurlandırılan Serkis Balyan'ın bile büyük inşaat yolsuzluklarına karıştığını belirtiyor. 

Can, 1882 yılında başlatılan ve 4 yılda tamamlanan bir soruşturma neticesinde Serkis Balyan'ın, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid döneminde yaptığı yapılardan toplam 200 bin altını zimmetine geçirdiğini ve hakkında açılan dava ile tüm mal varlığına el konulduğunu kaydediyor. Balyan, Ekim 1888'de sarayın başdoktoru Mavroyani Efendi aracılığı ile Sultan II. Abdülhamid tarafından affedilmiş. Serkis Balyan yaptığı inşaatlardan bazıları çöktüğü için de hapis yatmış. Babası Garabet, Serkis'in kefaletle serbest kalmasını sağlamış. 

Ayrıca ailenin hiçbir ferdinin yabancı kaynaklarda belirtildiği gibi Ecole des Beaux-Arts okulunda eğitim almadığı, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Aygül Ağır'ın yazışmaları sonucunda ortaya çıkmış. Belgelerde, Serkis Balyan'ın Ecole des Beaux-Arts'ta okuduğu söylenen tarihlerde İstanbul'da olduğu bilgileri de yer alıyormuş.

Ayasofya Müze Müdürü ve tarihçi Dr. Haluk Dursun da Balyan ailesinin müteahhitliğe daha yakın olduğunu doğruluyor. Ünlü eserlerin mimarlarının ortaya çıkarılması gerektiğini söyleyen Dursun, yıllar sonra bile böyle bir bilgiye ulaşılmasının tarihî kültür için kazanım olacağını dile getiriyor. Dursun, sanat tarihçilerinin ve mimarların bu konu üzerinde durmasını da istiyor."

Habibe DEMİRCAN
Biografi. net, 2 Ocak 2007



"Bizim olan her şeyi araştırıp, çalışıp, ispatlayarak geri alacağız. Emeği geçen değerli Hocalarımızın hepsine ve Aygül Hocama tüm kalbimle teşekkür ediyorum. Aygül Ağır ayrıca Venedik Ca'Foscari Üniversitesi'nde bu yıl misafir Hoca olarak İstanbul tarihi ile ilgili mükemmel bir ders sundu."

Gönül Biancat, 24.05.2019
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Venedik Ca'Foscari Üniversitesi'de Bizans ve Ortaçağ Sanat Tarihi Yüksek Lisans





"Muazzam bir kurguyla karşı karşıyasınız"

"İstanbul'un son dönem mimari mirasının Ermeni ve Rumlara mal edilmeye çalışıldığını söyleyen Can; Osmanlı arşivlerinde imar ve inşa kayıtlarına ilişkin binlerce belge bulunduğunu, Türkiye'de sanat tarihçilerinin yeteri kadar Osmanlıca bilmedikleri için bu belgeleri değerlendiremediğini anlattı.

Osmanlı arşiv belgelerine göre, birçoğu Balyan ailesine ait olduğu öne sürülen yapıların gerçek mimarlarının kayıtlarda farklı olduğunu kaydeden Can, şunları söyledi: ''Benzer bir proje Rumlar için de yapıldı. İstanbul'un mimari mirası Ermeni ve Rumlara mal edilmeye çalışılıyor. Bu bilinçli bir adım. Zira uzun zamandır aynı konular üzerine çok sayıda etkinlik düzenlenmekte. Toplumsal bellek belirli konularda şartlandırılıyor. Bu projelerin neden üçüncü ayağı İstanbul'un Türk mimarları değil? İstanbul'da Türklere ait hiçbir yapı yok mu? Projeye destek verenlerin bu soruyu kendilerine sormalarını isterim''.


Dr.Selman CAN / "Balyan Ailesi Osmanlı İmar Sektöründeki Yeri" konferans videosu, 2017




Balyan ailesi mimar değil müteahhitti / Basın 2012

Çırağan Sarayı tarih danışmanı Yrd. Doç. Can, İstanbul’daki birçok tarihi yapının mimarlarının sanıldığı gibi Balyan ailesi olmadığını iddia etti. Prof. Mülayim “Balyanlar yok değil var ancak müteahhitlik, kalfalık yapmışlar”; Prof. Gündoğdu da, “Müteahhitliğini yapmak ayrı, mimarı olmak ayrı” dedi.

Çırağan Sarayı tarih danışmanı Yrd. Doç. Dr. Selman Can, Balyan ailesinin, Ortaköy Camii’nin de aralarında bulunduğu son dönem Osmanlı eserlerinin mimarı değil, müteahhidi olduğunu söyledi. İnşa edilen yapıların kalfalarının mimarları olarak algılandığını ifade eden Can;

“Serkis Balyan’ın Osmanlı’da son baş mimarlık unvanını taşıdığı bilgisi de yanlıştır. Serkis Balyan’a Sultan II. Abdülhamid döneminde bir ferman ile baş mimarlık verildiği belirtilse de, 31 Mart 1878 tarihli bu belge ferman değil bir iradedir ve verilen sermimar-ı devlet unvanı bir kadro unvanı değil, kişisel bir imtiyazdır.

Heybeliada’da inşa edilen ilk Bahriye Mektebi’nin mimarı Kirkor Balyan değil, dönemin başmimarı Kırımlı Mahmut Ağa’dır.  Dolmabahçe Sarayı Tiyatrosu Nikoğos Balyan’ın değil, İtalyan Gaspare Fossati’nindir. Baltalimanı Sahilsarayı (Büyük Reşit Paşa Sarayı) Serkis Balyan’ın değil, İtalyan Gaspare Fossati’nindir. Mecidiye Kışlası (Taşkışla) ve Harbiye Mektebi Serkis Balyan’ın değil, İngiliz mimar William James Smith’indir. Yıldız Hamidiye Camisi Serkis Balyan’ın değil, Ebniye-i Seniyye mimarlarından Rum Nikolaki Efendi’nindir. Sarayburnu Antrepoları Simon Balyan’ın değil, Alman August Jasmund’un eseridir. Malta Karakolu’na ait koğuşların mimarı Sarkis Balyan değil mühendis Seyyit Mehmet Tevfik’tir.

Ayrıca Osmanlı’da son sermimaran-ı hassa unvanını taşıyan Seyyid Abdülhalim Efendi’nin eserlerin birçoğu Balyanlar’a mal edilmiştir. Senekerim Balyan’ın eseri olarak gösterilen Bayezit Yangın Kulesi, Kirkor Balyan’a ait olduğu belirtilen Rami Kışlası, Nikoğos Balyan’a mal edilen Ortaköy Camisi yine Garabet Balyan’ın ismi ile anılan Eski Çırağan Sarayı, Sultan II. Mahmud Türbesi ve Hırka-i Şerif Camisi Abdülhalim Efendi’nin eserleridir.”






Yazan yapana sadık kalmazsa....
SB

11 Şubat 2018 Pazar

En Eski Çağlardan 12.yüzyıl başlarına değin Atabek Yurdu








Yukarı Kür ve Çoruh Boyu ATABEK YURDU
En eski çağlardan 12.yüzyıl başlarına değin (1)
(Tarihinin kısa bir özü)


Bugünkü Kars İlinin Göle, Ardahan, Çıldır ve Poskov kazaları ile Erzurum'un Oltu, Tortum ve İspir gibi kuzey ve suları Çoruh ırmağı ile Karadeniz'e karışan bölgeleri ve şimdiki "Çoruh" (Artvin) ili, eskiden Acara, Bağdadcık, Kobluyan (Altunkale), Ahıska, Azgur, Bedre, Hırtıs, Ahilkelek ile birlikte 14-15. yüzyıllarda ATABEK YURDU (Sa-Atabağo) adı ile ve merkezi Ahıska olan yarı müstakil bir Türk ülkesi idi. 16. yüzyılda buraları da Türkiye birliğine katan Osmanlıların mülki idaresinde bu yerlere yani bütün yukarı Kür ve Bayburt'tan, bazen de İspir'den başka Çoruh boyuna "Çıldır Eyaleti" denildi. 1578 yılında Ahıska'nın fethi ile kurulan bu Çıldır Eyaleti, 1829 yılında bu şehir ve sancağın elden çıkışına değin 250 yıl bütünlüğünü muhafaza etti. Eski hakim yerlilerinin Kıpçaklı (Kuman) oluşu ve Osmanlı çağında da buranın tek bir eyalet halinde idare edilişi yüzünden burada "Çağatay - Deşti Kıpçak" lehçesi izlerinin bulunduğu bir "Ahıska ağzı" şivesi teşekkül etmiştir. (1)


Eski deyimi ile "kürsisi Ahıska olan" bu Atabek-Yurduna Osmanlılar çağında hep "Çıldır" denildiğinden, bizde buradaki 300 yıl hakim olan Atabekleri adaşlarından ayırt etmek için "Çıldır Atabekleri" diye anmayı uygun görüyoruz. Bu yazımda, Çıldır Atabekleri yurdunun 12. yüzyıl başlarına değin olan tarihinin kısa bir özünü tanıtmaya çalışacağız. Sonraki yazılarımızda da buraya yerleşen Kıpçaklardan ve bunlardan inme Çıldır Atabekleri ile Osmanlıların buraları fethini anlatacağız.


Türk tarihçilerinin ve Türkologların şaşılacak bir dikkatsizlik ve ihmalle Yukarı Fırat-Dicle ve Aras boyunun islamlıktan ve hatta Selçuklulardan önceki tarihini gereğince incelemeden, yerlilerce hiç bir zaman benimsenip kullanılmayan ve sırf eski ve arami dilince bir coğrafya adı olan "Armeni, Armenya" adında düğümlenen yanlış bir görüş ve anlayışa saplanmışlar ve gerçeği bulup belirtememişlerdir. Bunun gibi "Çoruh ve Yukarı" hatta "Orta Kür Boyu" tarihi de "Albanya, İberya, Kolkid, Taok" gibi kavim adları ve "Gürc-Gürcü, Apkaz ve Gürcüstan" gibi coğrafya adları altında tarih eserlerinde geçen vakalar ve menşeler araştırılıp gereğince öğrenilemeden kalmıştır. Bütün bu kapalı kalışa, siyasi istek ve kaygıların da katılışı ile eski metinlerin, kelimelerin bütün anlamıyla "suistimale uğraması"ve bir tarafa zorla mal edilmeye uğraşılması da gözönüne getirilince, tarafsız bir tarihçinin ve ancak gerçeği araştırıp öğrenmek isteyenlerin ne kadar çok güçlükler ve yanıltmaçlarla karşılaşacağı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.


Fakat bugünkü tarih ilimi, çoktanberi hikayecilikten ve siyasi isteklere alet olmaktan yakasını kurtarmış bulunuyor. Bundan başka arkeoloji, etnografya lisaniyet ve saire gibi kendisine yardımcı ilimler sayesinde tarih ilmi, kendisinden beklenen insanlık ve medeniyetin geçmişteki varlığından kalan haber ve belirtileri, gerçek hüviyet ve öz benliği ile ortaya çıkarmaktadır. Bu yüzdendir ki, Önasya medeniyetinin temelini kuran Sumerlerin eski Türklerle soydaş olduğu, Yukarı Fırat ve Hazar Denizi arasında yaşayan Cutiyum (Guti - Kuti ?- SB), Kaşku (Kaşka - Xalup/Halup/Khalip/Chalyb - Gargar - Alazon - SB), ve Hurrilerin de Türklerle akraba ve aynı kökten geldiği, Urartuların da bunların bir kolu olduğu bugün ilim alemince kabul edilmiş bulunuyor. Bununla birlikte ne yazık ki: Yukarı Fırat-Hazar Denizi ve Kızılözen-Karadeniz arasındaki bölgelerin Urartular'dan sonraki tarihi, yani Saka (İskit) diye anılan Türklerin Aras boyundaki 500 yıllık hakimiyeti, bunlardan sonra da "Part" adıyla tanınan kavmin Oğuzlar'dan olduğu ve bunların Küçük Arsaklı veya Arşagunik sülalesinin altı asırlık hükümeti ve bu arada Demirkapı ile Daryal geçitlerinden aşıp geçerek ve Hazar Denizi güneyinden dolaşarak gelen yeni Türk kollarının buralara yerleşmesi kapalı kalmış bulunuyor.


Halbuki eski Yunan, İran ve latin dilleriyle yazılı kaynak ve başkaca eserlerdeki haberler ile Horenli Musa'nın tarih ve coğrafyası, Mamikonyan ve Orbelyan hanedanları (Çenasdan (Türkistan)'dan gelme Orbelyanlar hanedanı - SB) tarihleri gibi Ermenice "Kartlis Çkhovreba" (Güreüstanın Yaşayışı) gibi Gürcüce yerli ve destanı eserler ile Önasya "Oğuzname"leri ve Dede Korkut Kitabı; Osmanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Şirvanşahlar ve Dulkadırlılar gibi Türk hükümet sülalerinin destanı seçereleri ve silsile gelenekleri ile maddi medeniyet eserleri, islam tarihlerindeki birtakım yerinden alınma gelenek haberleri, Selçuklular ve islamlıktan önceleri de buralardaki hakim sülalelerin ve üstün halkın Türk, Torkom(an) (=Türkmen) ve "Oğuz" olduğunu açıkca göstermektedir. Bu hususları doğu Türkiye ve Önasya tarihiyle uğraşacaklara hatırlattıktan sonra mevzumuza geçelim.






En Eski Çağlardan İslamlığa Değin (MÖ 650 - MS 645)
Sakalar ve Oğuzlar Çağı, Sasanlı ve Bizans İdareleri 
(Bizans yerine Doğu Roma denilmesi gerekir. - SB)


Urartuların 150 yıl denli süren hakimiyetlerinden sonra MÖ 7.yüzyıl ortalarında Yukarı Kür ve Aras boyuna Saka Türkleri, Çoruh boyuna da onlarla akraba olan Taok (Ortaasya'daki Dae-Dahi ve Çinlilerce Ta-Hia) adlı Türkistan'dan gelme boylar yerleşerek buraların Urartularla akraba olan eski yerlilerine hakim olduklarından , kendi boy ve oymak adlarını da bu yerlere verdiler. Böylelikle, Ardahan'dan Tiflis altına (Borçalı'ya) varınca uzayan yerlere Sakalar'ın Gaga boyuna göre Gogaren ve Arşagunikler çağında Gugark (Gugarlar) denildiği gibi, Çoruk boyu da Taok, eski ermenice metinlerde Tayk-Dayk ve gürcü eserlerinde Tao adıyle anılagelmiştir. Bugün Ahıska ve Ahilkelek yerlilerine verilen Gagavan adı, Sakaların Gagu boyundan gelme olduğu gibi, Oltu kuzeyindeki Tavusker (Taoskarı) adınında Taoklardan kaldığı, tarih alimlerince kabul edilmiş bulunmaktadır.


Orta ve yukarı Çoruk boyuna yerleşmiş olan Taoklardan ilkin bahseden eski Yunan yazıcılarından Ksenofon olmuştur. MÖ 401-400 yılında "Onbinlerin Dönüşü" sırasında Dicle-Murat Yukarı Aras boylarından geçerek Pasın ovasına girmiş bulunan Ksenofon "Anabasis" adlı eserinde (IV.Kitap VII,1-14), yakından gördüğü ve savaştığı Turanlı Taoklar için şunları yazıyor:


"(Pasin ovasına adlarını veren) Phasianlar ile komşu ve birleşik olan Taokların yurdunda beş günde 30 parasang (165 kilometre kadar) yol yürüdüler. Bu sırada (Yuanlıların) yiyecekleri bitti. Çünkü Taoklar neleri varsa beraber alarak müstahkem mevkilere iltica etmişlerdi. Yollardan geçen yunan askerlerine, tepelerden taşları yuvarlayarak çok telefat verdiriyorlardı. Bunların pek çok sığır, eşek ve koyunları vardı. "Onbinler" buradan aşarak, İspir yanlarındaki Kalibler ve Skaytenler içerisinden geçtikten sonra Kolklar bölgesinde olan Trabzona vardılar."


İran'ın Zerdüş dini kitabının elegeçen en eski parçası olan "Zend-Avesta" da Medye (Med-SB) hükümdarı Viştaspa'nın Hiydona yani, Hunlar - ki eski Sakaların Hunlarla soydaş olmalarından böyle anıldığı anlaşılıyor - hükümdarı Arejataspa (Şehname'deki Ercasp) ile geçen savaşlarının Daithya ırmağı yanında olduğu bildiriliyor. Bu ırmağın Aras yukarısı olduğu ve "Daithya" adının da buraya yakın Dahi (Taok) bölgesinden geldiğini, ilk olarak, Zend-Avesta'yı fransızcaya çeviren Darmesteter ileri sürmüştür.


13.yüzyılda yaşamış olan Karabağ (Süni) başkeşişi İstefan Orbelyan, 1290 yılında yazdığı "Orpelyanlar Tarihi"nde kendi atalarının menşeini araştırırken, Gürcülerin destanı ana tarihi olan "Kartlis Çkhovreba" tomarlarında bulduğu haberleri nakletmiştir. Bunların kısacası şöyledir:


"İran'ın Keyaniyan sülalesinden Afridon'un (Fridon-Efridun ?-SB) tayin ettiği kumandan Artamos, Gürcüstan'ı zulümle idare ediyor ve halkı çok eziyordu. Bu kumandani Tiflis yukarısındaki paytaht Mıtıskheta kasabasını büyültüp şeneltti. Bunun ölümünden sonra Gürcüstan dört kişinin elinde ve ezintide kaldı. Bu sıralarda "Genasdan" (yani doğu Hun) ülkesinde bir kargaşalık çıkmıştı. "Cenpakur" (yani Çin Fağfuru, Çin'de Göktanrının oğlu) unvanını taşıyan hükümdar öldü. Bunun ailesinden olan beyler arasında kavgalar oldu. Bozulan beyler tarafı, taallukat ve ordularıyla birlikte bir şehzadenin başbuğluğunda ülkeden çıkıp savaşmaya başladılar. Çok yaman ve güçlü olan bu göç kolunu hiçbir kuvvet eğliyemedi.


Bunlar gele gele Daryal geçidinden aşıp zorla "Kartli"ye (Kür boyuna) girdiler ve İranlılar elinde bunalan Mıtıskheta "Danuder"i (hanedan başı) yanına vardılar. Kendilerinin, Cenasdan padişahı olarak geldiklerini, yerleşilecek bir yer verilirse buraları koruyup düşmanlarını ezeceklerini, yüksek bir gurur ve mertlikle bildirdiler. Gürcüstan ulusları da, bu bahadırları şölen ve alkışla karşılayıp evler ve malikaneler verdiler. "Orpet" (Kartal Yuvası) diye anılan alınmaz bir kale de bunlara verildiğinden, sonraları bunlara yeni yerlerine göre "Orp-ulk" ve "Orp elyan", geldikleri anayurda göre de "Cene vulk" (Çinli) denildi. (2) Orpelyanlar, yerlilerden de askeri teşkilat kurdu ve İran tahakkümünü defettiler. Bu yararlıklarına karşılık kendilerine daimi olarak "Sbarabiyd" (serasker) lik rütbesi verildi. Makedonyalı İskender'den sonra Gürcüstan'ın ilk müstakil hükümdarlar sülalesini kurmuş olan Isfahanlı bir anadan doğma Parnovaz (Farnabaz) da Orpelyanlara çok saygı ve itibar gösterdi, hükümdardan sonra gelen bütün yüksek rütbe ve ünvanlar bu hanedana verildi.


1500 yıldan fazla Gürcüstan'ın başbuğluğunu ve müdafasını üzerine alan bu Orbelyanlar hanedanı, ancak - Kıpçakların gelip buralara yerleşerek ordu ve kumandanlığı elealışı sırasında - 1177 yılında bir hükümdar vasiyetini yerine getirmeğe uğraşınca, ilerigelenleri katliam uğrayarak itibardan düşmüş oldu." (İstefan'ın naklettiği haberler burada bitti.)


Ortaasya'daki Oğuz boyları teşkilatına göre Üç-Ok kolundan olan ve Orpet kalesine de bu anlama gelen "Sami-Solge, Şam-Şvilde" adını verdiren Orbelyanlar hanedanı, Arşagunik sülalesi çağında da Yukarı ve Orta Kür boyunun hakimi olmuşlardır. Oğuznamelerde ve Dede Korkut kitabında "Şor-Şamsaldin Bek" (yani Şor Loru yukarısında yerleşen ve Şorapor yer adını veren; Şamsuldin de Şamşvilde de oturan Oğuz Beyleri) diye anılan bu hanedanın ongunu "Ak-Koyun" olduğundan, Ardahan, Ahıska ve Loru ile Zalga ve Borçalı bölgelerindeki mezartaşlarında ve eski kiliselerde bile "ak*koç" heykel ve kabartmaları görülmektedir. Hatta Yukarı Kür boyu kiliselerinin ötedenberi arması olan "ak-koç" ile "ak-bayrak" bile bunlardan kalma olsa gerektir.


Çıldır gölü ve Ahilkelek bölgesine islamlıktan öncelerinden beri "Gavak" adını verdiren ve şimdi de bu adla anılan yerli ve Terekemerin de Oğuzların Üç-Ok kolundan ve Cav uldur", "Çav-dar" diye anılan boydan oldukları anlaşılıyor. Orbelyanların menşe haberleri, yüzlerce yıl Gökçegöl doğusunda kaldıktan ve Nahçıvan alındıktan sonra oradan da Diyarbekir bölgesine gidip yerleşmiş olan Bayındır boyundan Akkoyunlu Türkmenleri'nin "Kitabı Diyarbekriyye" deki resmi menşe efsane ve geleneğine pekçok uymaktadır. Bilindiği gibi, Bayındır boyu da Oğuzların Üç-Ok kolundan sayılır.


MÖ 149 tarihinden MS 428 yılına varıncaya kadar Yukarı Kür ve Çoruk boyu da Partların batıda uçbeğliğini yapan Küçük Arsaklı veya Arşagunik sülalesi hakimiyerinde kalmıştır. Bu sülalenin son dört asırlık başşehirleri, Dede Korkut kitabında da işaret edildiği gibi, yazın Elegez güneyindeki Ağca-Kala (Erovanta-Gert) ve kışın Aras'ın sağında ve Iğdır ovasına adını veren Sürmeli şehirleri idi. Arşagüniklerin İravan ovasındaki başşehirlerine verilen "Tğvin, Debil ve Divin" adı; herhalde eski türkçede paytaht anlamına gelen "dib" sözüyle ilgili olsa gerektir. 428 yılında ortadan kaldırılan Arşagunik hakimiyetinden sonra, 646 yılında İslam ordularının gelişine değin Yukarı Kür ve Çoruk boyu da Sasanlılara bağlı olup Divinde oturan ve çoğu yerli beyler hanedanından olan "Merzban"lar ile idare edildi.


Arşagunik sülalesi çağının mülki idare teşkilatını nakleden VII. yüzyıl yazıcılarından Horenli Musa, coğrafyasında, 15 eyaletten 13 üncüsü olup Yukarı ve orta Kür boyunu içerisine alan Gugark'ta 9 sancak bulunduğunu bildiriyor. Bunlardan "Kolbo-por (Tuman gölü çevresi), Artahank (Ardahanlar yani Göle, Ardahan ve Meşe - Ardahan), Cavakhi (Çıldır gölü ve Ahılkelek bölgesi), Klarci (Ardanuç bölgesi)" sancakları, sonraki Atabek-Yurdu'nun doğusunda ve Yukarı Kür boyunda bulunmaktadır. Yine bu coğrafyada Arşaguniklerin 14.üncü eyaletleri olarak gösterilen Dayk ise, orta ve Yukarı Çoruk boyuna düşmekte olup, hemen hepsi de balkanlık ve ağaçlık, meyvelik dereler olan buraya Pertat-por (Kaleler deresi) ve Bardizat-por (Bağlar deresi) denildiğine işaret edilerek şu sancakları içerisine aldığı yazılıyor: Borçişkevi (Borçka yanları), Liganiskevi (Livana yani Artvin), Acara (Eker), Şavşeti (Şavşet), Eruşeti (Ahıska ve Kobluyan), Tavuskari (Oltu).


Arşagunik sülalesi çağı tarihi vakalarının destanı olan Dede-Korkut kitabında 8.yüzyıl sonlarında yüze çıkan ve daha eskiden Arşaguniklerin "Takatır" (Tacdar) lık hizmetini gören yerli hıristiyan Oğuzlar'dan Bagarat veya Bagrat ("Bamsı Bayarak") (3) sülalesi kurucusunun Çoruh boyu ile olan ilgisine ve künyesine şöyle işaret ediliyor: "Parasarun Bayburt hisarından parlayıp uçan, ap-alaca gerdeğine karşı gelen, yedi kızın umudu, kalın Oğuz imrencisi, Kazan Beg'in inağı (takatırı), boz-aygırlı Bayarak"; Oğuz içinde nikablı gezen dört asıl beyden birisi olduğu için "Yüzü nikablı Bayarak". Burada geçen Bayburt - Hisarı, "Erzurum Bayburdu" denilen Çoruk dirseğindeki Bayburt kalesidir.


Yine Arşagunik sülalesi ve bunlardan sonraki elbeylikler çağını yanı Selçuklular ve islamlıktan önceki zamanın destanı olan Topkapı Sarayı'ndaki Oğuz namede (4) ise Oğuzların Bagrat hanedanı künyesi şöyle gösteriliyor: " Ban Hisarı'ndan parlayup uçan, altı batman som - demürü ayağında kıran, apıl apıl yürüyende buğa yiyen, on altı yıl Bayburt - Hisarı'nda dutsaklık çeken, baldırı uzun Baldır - Şad'dan hakkın alan, yüce yerden alçak yere yer gözeden Bay - Bura (t) oğlu Bek - Barıyagan." Buradaki Ban - hisarı, gürcüce metinlerde Bana diye geçen Oltu bölgesindeki Banasgert veya Banak (Şimdiki Penek) kalesidir.


451 yılındaki "Kalketon" (Kadıköy) ruhani meclisinden sonra Çoruh ve Yukarı Kür boyu Bizans (Doğu Roma-SB) tesirinde kalıp, ortodoks olmaya başladı. Aras ve Murat-yukarı Dicle boylarını kendilerine tabi kılan Sasaniler ise buralardaki gregoryan mezhebini himaye ve teşvik ederek, ortodoksluğun yayılmasını önlediler. Böylece, Çoruk ve Yukarı Kür boyu ortodoks Gürcü kilisesine, Aras ve Murat-Dicle boyu da gregoryan Ermeni kilisesine bağlı kaldı. [İravan'da Üçkilise (Açmiyadzin) deki gregoryan kilisesini ve bu mezhebi Dede Korkud'un (Gorgor Baba'nın) kurduğunu başka bir yazımızla isbat edeceğiz.]






İslamlıktan Alp Arslan'a Değin (646 - 1064) : 
Yerli Beyler, Emirler ve Küropalatlar Çağı


Kadsiye zaferiyle Sasanli hakimiyeti kaldırıldıktan sonra büyük halife Hazreti Osman çağında Mesleme oğlu Habib başbuğluğundaki İslam ordusu hicri 24 miladi 645 yılında, Kali Kala diye anılan Erzurum yanlarında Rum (Bizans - FK) kuvvetlerini bozup kaçırdı. Bu zaferle ertesi yıl Karasu, Çoruh, Yukarı Kür, ve Aras boyu İslam ordularına kapılarını açtı. Bağdatlı Belazuri'nin nakline göre, Mesleme oğlu Habib'in sulhle aldığı yerler arasında şu bölgeler de vardı:


"Şavşed ve Yazaret" (Ahıska doğusundaki Azğur-et) ile "Ehli Kılarcet" (Ardanuç ve Artivin bölgesi) ve "Tıryalet" (Goru ile Loru arası) ve "Khakhet" (Tiflis doğusundaki Kakhet) ve "Cavakhet" (baş harfinde bir nokta yanlışı ile Khavakhet diye yazılan bu bölge Çıldır gölü ve Ahılkelek çevresinden ibaret olan "Cavak-et"tir) ve "Artahan" (bunun da son harfi 'n' yerine 'l' ile yanlış yazılmıştır. Ardahan ve Göle bölgesidir) ve "Babül Lan" (Daryal ve Tiflis bölgesi olup Alan kapısı adından gelmedir).


İlk çağlarda İslam orduları Kür ve Aras boylarında, Kafkaslar'dan aşan şaman Hazar Türkleriyle vuruştular. Eserini 788 yılında bitirmiş olan hekim Gevond, Hazarlar'ın 764-765 yıllarında İslam ordularını kırık geri çevirerek Kür ve Aras boyuna hakim olduktan sonra İverya (Gürcüstan) da yerleşip, şu yedi sancağı aldıklarını bildirir : "Sutses, Keveskapok, Çeld (Çıldır), Cuket, Veli sdik'khe, Tiyanet ve Erk". Bunlardan sonkilerinin Çoruk boyunda bulunduğunu sanıyoruz.


9.uncu yüzyıldan başlıyarak Yukarı Kür ve Aras boyu, Divine hakim olan Sacaoğulları, Salaroğulları, Şeddadoğulları gibi İslam Türk emir ve valilerine bağlı Kalık, Erzurum ve Çoruk boyu bölgesi de Bizans'ın (Doğu Roma'nın-SB) doğu valilerine verilen küropalat unvanlı yerli ve Rumlu prenslere tabi oldu. Anı ve Kars'taki Bagrat hanedanı Divin'deki Emirlere, Faşa (Riyon), Yukarı Kür solunda ve Çoruk boyundaki Apkaz (Gürcüstan) Bagratları sülalesi de Küropalatlara vergi verip, derebeği ve elbeği halinde hükümet sürdüler. Bizanslılar (Doğu Romalılar-SB) çok defalar Apkaz Bagratları beğlerini Küropalat nasbederlerdi; fakat bu Bagratlı Küropalatlar da, Erzurum bölgesindeki kalelerde oturan Bizans'ın (Doğu Roma'nın-SB) doğu kumandanı emrinde bulunuyorlardı.


1015 Yılından itibaren Horasan'dan kalkan Selçuklu ordularının akınları başlayınca Bizanslılar (Doğu Romalılar-SB) Karasu ve Çoruk boyunu tahkim etmeye koyulmuş, hatta Arpaçayı'na değin, Yukarı Aras boyunu da zaptederek Anı kalesine asker yerleştirmişti (1045). Ardanuç beyi Küropalat Davit de bu arada 1021-1026 yıllarında Pasın, Şavşet, Göle, Ardahan ve Ahıska'daki yerli beğlere anlaşıp, Bizans (Doğu Roma-SB) hesabına buraları korumayı üzerine almıştı. Bundan sonra bütün Yukarı Kür, Çoruk, Karasu ve Murat boyunu Selçuklulara karşı koruyacak olan Bizans (Doğu Roma-SB) yerli haçlı orduları başbuğluğuna, Şamsuldeli "Üç-Oklu" ortodoks Oğuzlardan Büyük Libarit Orbelyan tayin edildi. Sultan Toğrul'un emriyle Selçuklu beği İbrahim Yınal ile Kutulmuş Bek, İslam Türk orduları başında akına geçerek, 1048 yılında Erzurum ovası merkezi olan Arzın "Kara Arz" şehrini alıp bozduktan sonra, sonbaharda, Yukarı Pasın'da toplanan haçlı kuvvetleriyle karşılaştılar. Bu sırada Deveboynu yanında geçen kavgada başbuğ Libarit tutsak düşüp, haçlı ordusu bozuldu; Türk akıncıları da Aras boyuna kışlığa çekildi.


İslamlığı kabul etmediği halde Selçuklulara yardımcı olup elçilikle İstanbul'a varıp döndükten sonra, Apkaz Bagratlar'ından Bagaratı tutacak, alıp bütün Çoruh boyu ve Apkaza (Gürcüstan'a) hakim olan Üç-Oklu Libarit Bey'in yaptıkları bu çağda, Bizans'ın (Doğu Roma-SB) İzmir beyi olan Peçenekli Çaka'nın işine çok benzemektedir.


18.yüzyılda yaşayıp ermenice, rumca ve latince eski metinlere göre büyük bir "Armeni" tarihi yazmış olan Nikayil Çamiçyan'ın nakline göre, Libarin'in Erzincan'da beğ olan oğlu İvane de 1056 yılında Bizans'ın (Doğu Roma'nın-SB) doğu valisini yakalıyarak hazinesini elegeçirmiş ve Selçuklu beğlerine elçi göndererek 'Kayserin hakimiyeti altındaki' bu yerlerin kolayca müslümanlar eline geçebileceğini ve kendilerine bu hususta kılavuz olup yardımlarda bulunacağını bildirdi. Bunun üzerine Selçuklu akıncıları Tortum'un, Zigana ormanları ve Sebinkarahisar bölgesine değin, uğrayıp buldukları Rum kuvvetlerini kırdılar.




Alp Arslan'ın Fethi ve Sonrası (1064-1120) 
Müslüman ve Haçlı Vuruşmalar


Toğrul Beğ'den sonra Alp Arslan Selçuklu Sultanı olunca, 1064 yılı baharında Horasan'dan ordusuyla yürüyüşe geçip, Aras boyuna geldi. Loru'daki Bağratlı beylerinden Görgin'in kızını kendisine aldıktan sonra Tıryalet ve Kankar gibi Kür sağındaki yerleri zaptetti. Alp Arslan bundan sonra Cavak sancağının merkezi olan ve islam eserlerinde farsçaya tercümesiyle "Sepid-Şehr" (Ak-Şehir) diye anılan Akal-Kalak şehir önüne geldi. Bugün harabeleri Çıldır gölü doğu kıyısında bulunan ve şimdi de Ağca Kala denilen bu şehiri Sultanın ordusu güçlükle aldı. "Ahbar üd Devlet-üs-Selçukiyye"de yazıldığında göre bu sırada yakılarak güçlükle zaptedilen bir burçdan sıçrayan alevler gece bütün Akal-Kalak şehrini yaktı. (5) Az sonra da Cavak Terekemeleri Alp Arslan'a cizye vererek barıştılar. 


Cavak (Çıldır) bölgesinden dönen Alp Arslan, Loru, Şamsulde ile Sıl-Verde denilen Dere-Çiçek (Gökçegöl kuzeyinde) bölgelerine vararak buradaki Terekemeleri toptan müslüman etti (6). Bu sırada Hıran suyu boyundan dönen Alp Arslan Anı şehrini kuşatarak 6 haziran 1046 da Rum kuvvetlerinden burayı aldıktan sonra, Kars'a da uğrayıp İran'a doğru gitti.


1067 yılında ikinci olarak Rum sınırına doğru yürüyen Alp Arslan, islamlığı yaymak üzere Kür boyuna vardı. Tiflis'te bir cami yaptırdıktan sonra, veziri Nizamülmük'ü bir ordu kolu ile Suram dağlarına doğru yolladı. Nizamülmülk buradan Başıaçık (İmaret) ülkesine girip, Faşa kollarından Çığırgan "Kvirila" suyu boyundaki Argeti ve Kutayıs batısındaki Salip Artiyano'yu da fethetti. O yıl kışı Kür boyunda geçiren Alp Arslan, 1068 baharında Ardahan bölgesine geldi "Ahbar üd-Devlet-üs-Selçukiyye" de "Nemrud İbni Ken"anın sakin olduğu ve oradan göklere çıkmak istediği memleketi harap ederek, onun civarında bir memleket ve mescid bina etti diye tarif edilen bu yerler, Ardahan'daki Uğuzdağı çevresi olup, bugün bile yaşayan inan ve geleneğe göre, Uğuzdağı tepesindeki kuleyi yaparak "Göğe direk kurmak isteyen ve Allaha -ulaşan (tam okunamıyor ?'asa olan'? -SB)- Uğuz Beyi'nin yurdudur. (7) 


Böylece Ardahan'ı fethederek Kars bölgesine geçen Alp Arslan, dört yıldan beri buralarda tutulan Rum kuvvetlerini de kovarak Kars'ı da zaptettikten sonra, yine Kür boyuna döndü. Bu sıralarda Selçuklu askerleri Dadyan "Suvanet" ve Trabzon'a varınca Faça (Riyon) ve Çoruh boyunu fethettiler. Apkaz Bagratlı beği IV.Bagarat "1027, 1072" Kayser hizmetinden çıkıp, Libarit oğlu İvane Orbelya'nın aracılığı ile Sultana tabi oldu. Arzusd yerine gelmiş olan büyük Alp Arslan bundan sonra geri dönüp Horasan'a doğru gitti.


Sultan Alp Arslan, 1071 yılının 26 ağustosunda Malazgert'te büyük Rum ordusunu bozarak Kayseri de tutsak aldıktan sonra, açılan ve alınacak yerleri kendisine pek çok yardım ve yararlığı dokunan yerli ve Selçuklu Türk beylerine paylaştırdı. Bu arada Erzurum merkez edilen Saltukoğulları'nın dedesi Ebülkasım'a: Rize, İspir, Bayburt, Tercan ve Çoruh boyu ile Pasın ve Kars ovaları ; eski Taş-Oğuz hanları olan Afrasyaboğlu Aravaz Koca soyundan inme Revvadi boyundan Şeddadoğulları'nın Divin kolunada merkez olacak Anı şehri ile Arpaçayı boyu, Kağızmanderesi ve Sürmeliçukuru "Iğdır ovası" emaret bölgesi olarak verilmiştir. Ardahan ile Şavşet Ahıska bölgesi herhalde Sultanın yeni kaynatası yurdu olan Loru'daki Borçalı Terekem emirliğine bağlı kaldı.


1072 yılında Sultan Alp Arslan'ın ve ona tabi olan Apkaz Bagratları'ndan IV.Bagarat'ın ölümünden sonra, Bizansın (Doğu Romanın-SB) yardımıyla hıristiyanlık, Çoruh ve Kür boyunda yeniden üstünlüğü  ele almaya başladı. Yeni Apkaz hanı II.Görği "1072-1090" Rum Kayserinden yüksek ünvan ve bolca hazine alarak buralardaki yerli hıristiyanları ayaklandırdı, Kafkaslar ötesinden getirdiği hıristiyan ve puta tapan yeni Türk akıncılarıyla da kuvvetini artırdı. Böylece büyük bir haçlı ordusu toplayan II.Görgi Tiflis'te Tumanis arasındaki Farçakhis yanında Gence Şeddatlı emiri Fadlun'un ordusunu bozarak, yukarı Kür boyu ile Şavşet ve Kılarcet bölgesine hakim oldu, az sonra da Kars bölgesini kendisine tabi kıldı.


Bunun üzerine yeni Selçuklu sultanı Melikşah batıya gelerek, 1079 yılında Loru yanında Şamlulde'yi alıp, Kür boyuna da Savtekin başbuğluğunda bir müslüman ordusu bırakarak geri döndü. Fakat Emir Savtekin ordusu da Farçakhis yanında geçen ikinci bir kavgada haçlı kuvvetlerine bozuldu. Bu sırada Erzurum'a doğru ilerliyen eski Kür boyu Terekemeleri'nden ve Bizansın doğu başbuğu sıfatını taşıyan Bagur oğlu Grigorla görüşmek üzere II.Görgi, Çoruh boyundaki Bana (Penesgert) bölgesine gitti. Bunları haber alan Sultan Melikşah 1080 yılında büyük başbuğlarından Emir Ahmed'i bir ordu ile Aras-Kür boyuna gönderdi.


Emir ahmed, Şeddadlı kuvvetlerini de ordusuna katarak, Yukarı Kür boyuna geçip burada yakaladığı II.Görgi başbuğulundaki haçlı ordusunu Poskov ile Şavşet arasındaki Arsıyan dağının doğu eteğinde ve Yukarı-Poskov'dan sayılan Kovel (Şimdiki Kol) köyü yanında ağır bir bozguna uğrattı. (8) Poskov'da kazanılan bu zaferden sonra Emir Ahmed Kars'a gelerek, burayı da Şavşet ağaları (Aznavurlar) tahakkümünden kurtardı (Mükrimin Halil Yınanç, 'Selçuklu Devri' III s.) Kars'tan sonra Emir, Erzurum ve Oltu bölgesini de Bizans başbuğu Bagur oğlu Grigor'dan geri alıp, Rum kuvvetlerini ebedi olarak buralardan kovdu.


Emir Ahmed bundan sonra Acara'ya varıp, burada ikinci bir cephe kuran II.Görgi'nin Apkazlı kuvvetlerini de bozguna uğrattı. Böylece, Alp Arslan'nın 1063 yılındaki sınırlarını elde ederek birkaç yıldanberi ayaklanıp tahakküme başlayan hıristiyanlığın üstelemesine bir son vermiş olan Emir Ahmet, gereken koruyucuları da bırakarak Çoruh ve Faşa boyundan geri dönüp, Orta Aras boyuna kışlağa çekildi. Bu sırada, Türkistan'dan el ve uluslarıyla kalkıp göçen ve yerleşecek bir yurt arayan Ebu Yakub ve İsa Börü adlı oymak beylerine uğrayan Emir Ahmed, uçta kalan Yukarı Kür, Çoruh ve Faşa suyu boylarını yurt edinmelerini kendilerine tavsiye etti. 1080 yılı sonlarında bu Türkistanlı müslüman oymaklar, Ardanuç bölgesinden Karadeniz'e varınca olan yerlere yayılıp yerleştiler. Böylece, Kartli (Orta Kür solu), Ahıska, Açıkbaş ve merkezi Kutayıs ile Şavşet ve Acara bölgelerine yerleşen bu yeni müslüman Türkler, yerli hıristiyanların, dışarıdan gelecek olan haçlı kuvvetleriyle birleşip kuvvetlenmelerini önlemeye çalıştılar.


Bu tarihten sonra, Apkaz Bağratlarından III.David (1090-1125) çağında Daryal'dan aşıp gelen Hıristiyan Kıpçak (Kuman) Türklerinin yardımıyla hıristiyanlığın yeniden kuvvetlenip üstelemesine yani 1120 yılına değin, bütün Kür ve Çoruh boyu ile Açıkbaş (Başı açık yani İmeret) ülkesi, Büyük Selçuklulara bağlı müslüman Türk emirlerinin hakimiyetinde kaldı (9).



M.Fahrettin Kırzıoğlu
Erzurum, 19.02.1946

(1) Bu şivenin hususiyetlerinden birkaç örnek; Babey - baba ; Dedey - dede ; dereyde - derede ; geliyerim - galiyorum ; a 'n' ğniyerim - anlıyorum ; ban - ben ; sı 'n' ga - kızak ; oğlağay - mart ; çiçakay - nisan ; kirezay - haziran ; orağay - temmuz ; çurukay - ağustos ; bogrumay -eylül ; şarabay - ekim ; koçay - kasım ; kışay - aralık ; donğay - ocak ; gucukay - şubat .
(2) Gürcü tarihlerinin de bildirdiği gibi, bu hanedandan olanlar ötedenberi Orbelyan "Canbakuryani" ve "Bakuryani" soyadını taşımaktadırlar.
(3) Halk hikayelerinde bugün Beğ-böğrek diye geçen Bayarak hanedanı adı, Orhan Şaik Gökyay'ın neşrettiği "Dede-Korkut Kitabı" başlangıcında bulunan "Bahrülensab"dan alınma bir oğuzname metnin de Bagarak diye geçer ki bu biçim ermeni ve gürcü harfleriyle yazılan "Bagarat"ın aynı olup, sondaki "t-k" harfi cemi eski değişimi gösterir.
(4) Orhan Ş.Gökyay'ın "Dede-Korkut Kitabı" sonuna eklediği bu "Oğuzname"nin okunuşunda yanlışlıklar olup, metnin aslının fotografisi bulunan 1934 yılında çıkan "Türk Tarih Arkeologya ve Etnografya Dergisi"ne bakınız.
(5) Bu harp olma yüzünden, tıpkı Arzın yerine şimdiki Erzurum (Arzın-ir-Rum)un büyüyüp şenelmesi gibi, Akal-Kalak yerine sonradan şimdiki Akhıl-Kelok (Akal-kalak) ve yeni Çıldır "Ağca-Kalesi" yani şimdiki Habat Kaleleri yapılmıştır. Yine 1064 yılında Akal-Kalak yanında Alp Arslan'ın fethettiği "bir kale" diye adı anılmadan geçen Albiz Kalesi yerine de Rabat'ın yanında buna adaş bir kale yapılmıştır. Osmanlı çağında 16.yüzyılda bu kalenin türkçe adı Albız-Kala yerine, onun tercümesi olan "İblis Hisarı" ve "Şeytan Kalesi" denildiği görülüyor. Bugün Çıldır kazasında eskisine "Albız, Alvız" ve yenisinede "Şeytan Kalesi" denilmekte ve üzerlerine birçok efsaneler anlatılmaktadır. Bu Akal-Kalak" ve "Albız" gibi öz Türkçe yeradlarının Alp Arslan çağından önceleri kullanılmış olması, buralardaki Oğuzların (Terekemelerin) anadillerini unutmadıklarının en büyük delili sayılmaktadır.
(6) Sonraları hıristiyan Kıpçaklar gelip hakim olunca birtakımı zorla islamlıktan dönderilip yeniden ortodoks edilen ve Harezmli ve İlhanlılar tekrar dönüp müslüman olan "Terekeme Gürcüstanı" (Yukarı Kür boyu) yerlileri için ötedenberi "gevşek ve dönek müslüman" manasına söylenen Çın-Çavat adı Çıldır gölünden Tiflis'e varınca Kür boyları Terekemelerin boy ve oymak adı olan "Çın" yanı "Çin'den" gelme (Doğu Türkistanlı) ve "Cavak" yani 24 Oğuz boyundan olan Çavuldur, Çavdar boyu adından kalmadır. Yukarı Özbelyanlar bahsinde bu husus anlatılmıştı. Ötedenberi hıristiyan kalan Orbelyan hanedanı torunları ve Terekeme beğleri soyadı olarak "Can-Bakuryani" ve "Bakur - Bakuryani" adını kullanırlar. Buradaki "Can" adı da eski "Gen,Çin" sözünden ibarettir. Bakur sözü de, yukarıda işaret edildiği gibi eski "Bag-pur, Bağ-for" dan kalmadır. Ermenice ve gücüce metinlerde Hunlar, hatta Hazar Türkleri bile "Gen,Çen" (Çinli) milletinden olarak gösterilmişti. İlk islam eserlerinde Göktürkler ve Hazarlar Hakanına "Hakaui Çin" denilmiştir. Katip Çelebi zamanında (1656) bile "Çin-Çavat" tabiri yukarıdaki anlamda kullanılıyordu. "CibannüMan"nın Gürcüstan bahsinde "Biladi İslama muttasıl yerleri mahlülü esnafı muhtelifedir. Onlara Çin,Çavat denildiği belirtiliyor.
(7) 1941 yılında çıkan 09 sayılı "Ülkü" dergisindeki "Ardahan'da Uğuzdağı Efsanesi" adlı yazıya bakınız. Bugün Ardahan'a ve Çıldır yerlilerinden tesbit edilen inan ve gelenekler Uğuzdağı'nın bulunduğu "Meşe Ardahan" bölgesinde eskiden hakim olan Uğuz Beğ'in "Nemrud gibi" hareket ettiğini Çıldır gölü kıyısındaki Ağca Kala ile Taşköprü'yü yaptıran Uğuz Beğleriyle kardeş olduğunu ve bunların balalarının Kars'ta oturduğunu göstermektedir.
(8) Adı geçen Arsıyan Dağının bu büyük kavgadan sonra 'Ar-Sıyan, Er-Sıyan' yani 'Er-Bozan' anlamına olarak Türklerce adlandırıldığını sanıyoruz. Gürcücede bu adın hiçbir anlamı ve iştikakı yoktur. Türklerce böyle adlandırılmış birçok yerler vardır. Netekim Çaldıran'a da Osmanlı metinlerinde "Sofu-Kıran" denilmiştir.
(9) Bu yazının kitabiyatı bundan sonraki yazının bitiminde gösterilecektir.






Qul Şəmsəddinin yaratdığı bir əsrlik dövlət - ATABƏYLƏR

APA TV (video) -nin “Səsli tarix” layihəsinin növbəti buraxılışı Azərbaycan Atabəylər dövlətinə həsr olunub. İndiki Azərbaycan torpaqlarında qurulmuş təxminən bir əsrə qədər davam edən bu dövlətə fərqli baxışlar olsa da, əksəriyyət Azərbaycan Atabəylər dövlətini Böyük Səlcuq İmperatorluğunun əsl varisi hesab edir. Proqramda dövlətin yaranma tarixi, Şəmsəddin Eldənizin həyatı, aparılan müharibələr, dövlətin süqutu ilə bağlı maraqlı məqamlara toxunulub. 



Böyük Səlcuq İmperatorluğunun varisi - Azərbaycan Atabəylər dövləti

Məlik şahın ölümündən sonra böyük ərazilərdə hakim olan Böyük Səlcuq İmperatorluğunun daxilində ayrı-ayrı şahzadələr arasında çəkişmələr güclənir. Bu çəkişmələr nəticəsində bu böyük imperiyanın ərazisində ayrı-ayrı şahzadələrin hamiləri, tərbiyəçiləri tərəfindən dövlətlər sistemi formalaşır. Məsələn, Anadolu ərazisində mərkəzi Konya olmaqla Anadolu Səlcuq Sultanlığı, Ön Asiyada Azərbaycan ərazilərinin də daxil olduğu İraq Səlcuq Sultanlığı, Xəzərdən şərq hissədə isə sonradan Sultan Səncər tərəfindən yaradılmış, guya özlərini Böyük Səlcuq İmperatorluğunun varisi elan etmiş başqa bir dövlət formalaşır. Və bu dövlətlər içərisində müxtəlif atabəylik adı ilə tanınmış Mosul, Fars, Kirman atabəylikləri olur. Bu atabəyliklərdən biri də Azərbaycan Atabəylər dövləti idi. Faktiki olaraq, tarixi gedişatdan biz görürük ki, İraq Səlcuq Sultanlığının həqiqi varisi Azərbaycan Atabəylər dövləti idi.

Qul Şəmsəddinin yaratdığı böyük dövlət

Bu dövlət necə yaranır? Bu dövlətin qurucusu əslində Şəmsəddin Eldəniz sayılır. Şəmsəddin Eldənizin adı tarixlə bağlı kitablarda iki formada işlənir – Eldəniz və Eldəgiz. Bu isə onunla bağlıdır ki, dilimizdə “n” səsini ifadə edən “nun” hərfi yox idi. Əslində, onun adı Şəmsəddin Eldənizdir

O, indiki İraq ərazisinə qul kimi gətirilmişdi. Lakin belə bir ifadə var ki, “Tanrı türkü qul kimi yaratmır”. Orta əsrlərdə yaranmış dövlətlərin əksəriyyətinə baxsaq, Qəznəvilərdə Səbutəkin qulam idi, lakin dövlət qurdu, Hindistanda Qutbəddin Aybək qul idi, dövlət qurdu, Misirdə Bəybars Burcoğlu qul idi, sonradan dövlət qurdu. Şəmsəddin Eldənizi qul bazarına gətirərkən cılız bədənli adam idi, yolda arabada yıxılmışdı. Yuxudan oyanandan sonra növbəti karvan ilə öz karvanına çatmışdı. Mənbə yazır ki, Şəmsəddin Eldənizin gəldiyi karvan qala qapılarına yaxınlaşarkən Şəmsəddin Eldəniz özünü yetirir. Burada qəribə bir hadisə baş verir. İraq Səlcuq sultanlığının vəziri Əbu Həmid Ukə özü üçün 40 qul alır. 41-ci qul Şəmsəddin Eldəniz olur. Alverçi onu bonus kimi verir, hətta əvəzində pul almır. Sonradan Əbu Həmid ismaillilər tərəfindən öldürüldüyünə görə onun bütün varidatı, o cümlədən ,əmsəddin Eldəniz Sultan Mahmudun ixtiyarına keçir. Çox keçmir ki, Şəmsəddin Eldəniz İraq Səlcuq Sultanı II Toğrulun sarayında çox böyük nüfuz qazanır. O şahzadələrin tərbiyəsi ilə məşğul olurdu. II Toğrulun vəfatından sonra hakimiyyətə gələn Sultan Məsud qardaşı II Toğrulun dul qalmış qadını Möminə Xatunu Şəmsəddin Eldənizə ərə verir. Üstəlik, Aranı da ikta olaraq Şəmsəddin Eldənizə bağışlayır. Buna görə həmin tarix, 1136-cı il Azərbaycan Atabəylər dövlətinin yaranış tarixi hesab olunur.

Atabəylər dövlətinin Naxçıvan, Həmədan və Təbriz dönəmi var. Naxçıvan dönəmi bilavasitə Şəmsəddin Eldənizin adı ilə bağlıdır. Mənbələr, xüsusilə Sədrəddin əl Hüseyni cılız bədəninə baxmayaraq xüsusilə bu adamı ox atmaqda, şahmat oynamaqda, at çapmaqda mahir bir şəxs kimi qələmə verir. Sultan Məsud öldükdən sonra Səlcuq Sultanlığında böyük çaxnaşma başlayır. Bu çaxnaşmaları Şəmsəddin Eldəniz önləyə bilir. 1160-cı ilə Azərbaycan ordusu ilə Bağdada daxil olur və oğulluğu Arslan şahı, yəni Möminə Xatunun II Toğruldan olan oğlunu hakimiyyətə gətirir. Ondan sonra ona Böyük Atabəy titulu verilir.

Atabəylər ordusunun gürcü hökmdarları üzərində qələbəsi

1160-1175-ci illər Şəmsəddin Eldənizin çox gərgin fəaliyyət dövrüdür. 1157-ci ildə Azərbaycan qərb sərhədlərində olan Ani, Dəbil şəhərlərində, o cümlədən Borçalı ərazisində hələ də türkmənlər yaşamaqda davam edirdi. Onların Atabəylər dövlətinin dəstəyinə ehtiyacı vardı. Gürcülər üzərinə ilk hücum məhz 60-cı illərdə başlanır. Bu dövrdə gürcü taxtında qeyri-legitim yollarla hakimiyyətə gəlmiş III Georgi əyləşmişdi. O, hiyləgər addım atır, qızı Rusudanı İraq Səlcuq Sultanı Süleyman şaha ərə verməklə qohumluq əlaqəsi yaradır və bundan istifadə edərək Azərbaycanın qərb torpaqlarını çapıb talayır. Şəmsəddin Eldəniz “İslamın qapısı” adlanan Naxçıvanda böyük ordu toplayır, Ərmən hakimi Sökmənin orduları da yardıma gəlir. Şəmsəddin Eldəniz burada əmirlərin müşavirəsini təşkil edir. Orada müraciət edir ki, “nə deyirsiniz, biz sadəcə hədə-qorxu ilə cavab verək, yoxda Tiflis üzərinə yeriyək?”. Burada Ərmən hakimi Sökmən çox orijinal bir cavab verir: “Əgər biz gəlmişiksə, həmin şər qüvvələrin qanı ilə şər tonqalını mütləq söndürməliyik”. Şəmsəddin Eldəniz Gəncəyə çatanda III Georgiyə məktubla müraciət edir – “Vaxtilə Tiflis şəhərini tutmuşdunuz, mən indi bu şəhəri qaytarmaq üçün gəldim”.  Möhtəşəm döyüş baş verir. O dövrdə gürcü ordusu həm də xaçlılar tərəfindən müdafiə olunurdu. Üçdişli nizələrlə silahlanmışdılar. Sədrəddin əl Hüseynin yazdığına görə, müsəlmanlar böyük qələbə qazandılar. Qənimət kimi ələ keçirilən gümüş çəlləklər, qab-qacaqlar Şəmsəddin Eldəniz tərəfindən qüsl etdirilərək Həmədan məscidinə göndərilir. Yenidən Naxçıvana qayıdandan sonra Şəmsəddin Eldənizə xəbər gəlir ki, Dəbil şəhəri yenidən gürcülər tərəfindən dağıdılıb. Hətta orada görülməmiş bir vəhşiliyə əl atılıb - müsəlman qadınları lüt-üryan Tiflisə aparıblar. Tiflisdə gürcü qadınların özləri belə həmin sərkərdələrə demişdilər ki, müsəlmanlar bizimlə belə davranmırlar. Amma siz məcbur edirsiniz ki, müsəlmanlar da qələbədən sonra bizimlə belə davransınlar. Hətta öz paltarlarını çıxarıb həmin qadınlara geyindirmişdilər. Təbii ki, onların bu addımı əvəzsiz ötüşmədi. 1164-cü  ildə Şəmsəddin Eldəniz növbəti yürüş edərək həm Anini, həm də Dəbili işğalçılardan qurtardı. O cümlədən, Borçalı ərazisində Atabəylər dövlətinin hakimiyyəti yenidən bərpa olundu.

Atabəylər dövlətinin Məhəmməd Cahan Pəhləvan dövrü

Şəmsəddin Eldəniz ahıl yaşında vəfat edir. Çox qəribədir ki, Şəmsəddin Eldənizin, onun həyat yoldaşı Möminə Xatunun və onun oğulluğu Arslan şahın ölüm tarixləri arasında o qədər də uzaq məsafə yoxdur -  40 gün, 1 il. Arslan şah öləndən sonra yenə İraq Səlcuq Sultanlığını dağıtmaq istəyən qüvvələr fəaliyyətə keçirlər. Lakin bu vaxt artıq Şəmsəddin Eldəniz dövründə hacib, yəni baş vəzir vəzifəsinə təyin edilən Şəmsəddin Eldənizin oğlu Məhəmməd Cahan Pəhləvanın fəaliyyət dövrü başlayır. İraq Səlcuq Sultanlığı taxtına isə bu dövrdə Arslan şahın oğlu III Toğrul gəlir. Məhəmməd Cahan Pəhləvan azyaşlı III Toğrulun atabəyi elan edilir.

Məhəmməd Cahan Pəhləvanın dövründə istər qərb sərhədlərindən, istərsə də şimal sərhədlərindən olan yürüşlərin qarşısı alınmaqla yanaşı, Səlahəddin Əyyubi ilə də toqquşmalar baş verir. Bu toqquşmalar zamanı Məhəmməd Cahan Pəhləvan özünə paytaxt seçdiyi Həmədanı müvəffəqiyyətlə qoruya bilir. Məhəmməd Cahan Pəhləvanın dövründə demək olar ki, Atabəylərin ərazisində sülh, əmin- amanlıq bərqərar olur. Hər hansı daxili çəkişməyə rast gəlinmir. Əsas çəkişmələr Məhəmməd Cahan Pəhləvanın həyat yoldaşları arasında idi.

Saray daxili çəkişmələr, sui-qəsdlər, hakimiyyət dəyişikliyi...

Məhəmməd Cahan Pəhləvan sui-qəsd nəticəsində öldürüldükdən sonra sözün əsl mənasında İraq Səlcuq Sultanlığı Atabəylər dövlətində çox güclü çəkişmələr başlayır. Bir-birinə zidd olan bir neçə qüvvə yaranır. Bu isə qonşu dövlətlərin bu  dövlətin daxili işlərinə qarışmasına şərait yaratmışdır. Bu qüvvələrin qarşısını almaq məqsədi ilə hakimiyyətə Məhəmməd Cahan Pəhləvanın qardaşı Qızıl Arslan gəlir. Qızıl Arslan artıq Atabəy kimi fəaliyyət göstərmir. Mənbənin yazdığına görə, Azərbaycan ordusu ilə Bağdada girən Qızıl Arslan özünü sultan elan etdirir. Paytaxt olaraq qədim Azərbaycan şəhəri olan Təbriz seçilir.

Qızıl Arslan saraydakı intriqalara son qoymaq üçün hətta qardaşının arvadı ilə də evlənir. Buna baxmayaraq, təbii ki, Qızıl Arslan hakimiyyətdə o qədər də olmur. O da sui-qəsd nəticəsində öldürülür. Bundan sonra sözün əsl mənasında Atabəylər dövləti daxilindəki çəkişmələr daha da güclənir. Bir tərəfdən xəlifənin müdafiə etdiyi və artıq yetkinlik yaşına çatmış sultan III Toğrul, bir tərəfdən Xarəzmşahın  müdafiə etdiyi Qutluq İnanc Mahmud, bir tərəfdən Məhəmməd Cahan Pəhləvanın Qətibə Xatundan olan uşaqları Əbu Bəkr və Özbək, bu tərəfdə isə Əmir Miran Ömər vardı. Qızıl Arslan öldürüldükdən sonra hökmdarın üzüyünü anası çıxarıb Əbu Bəkrin barmağına taxmışdı və faktiki olaraq, hökmdar Əbu Bəkr idi. O, Təbrizdən daha çox Naxçıvanda otururdu. Qardaşı Özbək də onun yanında idi. Şərq tərəfdən Xarəzmşah Əlaəddin Təkiş tərəfindən müdafiə edilən Mahmud İnanc- Qutluq İnanc Mahmud, şimal və qərb istiqamətində isə Əmir Miranı müdafiə edən Şirvan və gürcü qoşunları idi. Bu isə Atabəylər dövləti daxilindəki çaxnaşmaları daha da gücləndirir.

Atabəylər ordusunun ard-arda məğlubiyyətləri

Bu çəkişmələr nəticəsində dövlətin müdafiə qabiliyyətini zəiflətmişdi. Çox təəssüf ki, Əbu Bəkr hakimiyyəti illərində Atabətlər əvvəlcə Şəmkir, sonra Beyləqan və Gəncə döyüşlərində məğlub olur. Gəncə şəhəri hiylə yolu ilə ələ keçirilir. Şəhər mühasirədə olarkən Əmir Miran Ömər şəhər əhalisinə bəyan edir ki, “narahat olmayın, gürcü qoşunu şəhərə girməyəcək. Babam mənə bu şəhəri vəsiyyət edib”. Baba deyərkən Məhəmməd Cahan Pəhləvanı nəzərdə tuturdu. Gəncəlilər isə hətta zəlzələ zamanı gürcülərin qoşunlarının şəhərə necə divan tutduqlarını bilirdi. Ona görə də gürcü qoşunlarını şəhərə buraxmaq istəmirdilər. Əmir Miran Ömərin sözünə aldanıb həmin qoşunu şəhərə buraxandan sonra gürcülər şəhəri talan etmişdilər. Bu yalanına görə Əmir Miran Ömər gəncəlilər tərəfindən ciddi cəzalandırıldı. Onu öldürdülər, gürcü qarnizonunu isə şəhərdən qovdular. Bundan sonra Naxçıvanda olan Əbu Bəkrə müraciət edirlər. Əbu Bəkr də öz növbəsində oğlunu Gəncəni idarə etməyə göndərir.

Süqut...


Bu biri istiqamətdə isə III Toğrul ilə Qutluq İnanc Mahmud toqquşurdu. Bu toqquşma zamanı III Toğrul məğlub olur. Sədrəddin əl Hüseyni gözəl bir epizod yazır: “Səlcuqlu sultanının tonqalının sonuncu qığılcımı havada parlayaraq söndü”. III Toğrul ilə İraq Səlcuq sultanlarının hakimiyyətinə son qoyulur. Qutluq İnanc Mahmud Əlaəddin Təkişin köməyi ilə aldığı torpaqlardan möhkəmlənmək istədikdə Əlaəddin Təkiş onu qətlə yetirir. Əbu Bəkrin ölümündən sonra 1210-cu ildə hakimiyyətə gəlmiş qardaşı Özbəkin dövründə Azərbaycan Atabəylər dövrləri süqut etmək üzrə idi. Azan verilərkən qayda belədir ki, Allah və peyğəmbərin adı çəkiləndən sonra hökmdarın adı çəkilirdi. Azərbaycan məscidlərində verilən azanlarda Əbu Bəkrin adı yox, Xarəzmşah Əlaəddin Təkişin adı çəkilirdi.



*


Orbelyan hakkında:






Tarihi kaleme almamış bir millet olabiliriz, ama Tarihi bizzat Türk milleti yazmıştır...




4 Aralık 2017 Pazartesi

On the Problem of Adoption of the Turkic Ethnonym




It was a serious mistake to use such names as Armenia/Arman and Hayastan as synonyms in historiography till 1920 because these are 2 different geographical areas and each received its name in different historical periods. Moreover, the two names did not belong to one and the same ethnos. Armenia and Arman are both ethnotoponyms, but the latter belonged to an ancient Turkic tribe of Central and Minor Asia whereas Hayastan is a name of a state (present Armenia) and belongs to an Indo-European ethnos hay (erroneously named Armenians). To understand which of originally Turkic ethnotoponyms with a component Armand/Erman were spread from Asia Minor to Altai it is necessary to look through some of them (19):


Ermen-daghi (Mountain Ermen) (Kazakhstan - Abdirahmanov, 1975, 90)
Ermentau (city) (Kazakhstan - HPS, 1987,126)
Eriman (Kazakhstan, Agadir area - OKJSA, 232)
Erman gishlaghi (Ermen kishlak) (=Hazarak, Uzbekistan, Saryosiye area - Nafasov 1988, 222)
Ermen-deli (steppe) (Turkmenistan, Yilanly area - Ataniyazov 1980, 327)
Ermenigum (toponym in Turkmenistan - Ataniyazov 1988, 138)
Arman-gala /=Armand fortress/ (a fortress near Ashgabad - Ataniyazov, 1980, 43)
Arman (toponym in the same place, mentioned in 1818; МIТТ, II, 413)
Arman (toponym in Bashkiria, Baymak area)


As you could see in the examples above, the name Ermen is used in Kazakh, Uzbek, Turkmen, Bashkir ethnotoponymy. The FACT that they are nothing but ethnotoponyms is proved by a circumstance: some of the Turkic tribal divisions were also called Arman / Erman / Ermen. It's evident that hays who adopted the self-name of a Turkic tribe Arman in Asia Minor never  reached Central Asia in antiquity.

Kazakh ethnotoponimy experts connected the Arman/Erman oronym (name of a mountain) with Mongolian (G.Konkoshpaev), Mongolian-Turkic  (A.Abdrahmanov) origin pleading "hybridization" (20). But this name could not be correctly etymologized as the fact of its relation to an ethnonym of tribe generated far away from Central Asia had not been considered. In fact, the occurrence of such toponyms as Erimen / Ermen / Arman in Central Asia is connected with apperance of Ermen tribe which part moved from Anatolia and Azerbaijan to the eastern lands (within mitan/muiten tribal union). We should note that tribal division of mitan/muiten is called "mitan-ermen" in antique sources. It is necessary to consider the average form of the Ermen ethnonym which variations as Arman/Erman were spread on such a big territory. This average form is Ermi. 


One of the Greek sources calls the Turkic Bulgarian tribe Ermi who adopted christianity “Ermi-aris”. Further the part of the Bulgarian tribe which settled among Chuvash and Bashkir was called  "ermi/iermi/urmi" (21). Later we will speak more about the Turkic ethnos Аrmеwhich lived in Arman area of Anatolia. Speaking about toponym and ethnos Aran we noted that it consists of two components: АR/ER ("man//person//warrior") and a suffix "~АN". This suffix expressing plurality has a collective meaning. There was another component (suffix) in ancient Turkic languages which had similar meaning - “~pi / ~bi” [sometimes transited into "~mi"]. This component was also participant in formation of ethnonyms (tribal manes suv-bi, kam-bi, lulu-bi,azer bi ["AZERBAIJAN"], kas-pi, uru-mi, eli-pi, etc.). As well as Aran, the name Arman/Erman also consists of the component "AR/ER" as structureаr+me+an (ARMAN), or эr+me+an (ERMAN)


Alongside with form Аrme-Erme used by various Turkic peoples nowadays, the variation with a suffix "~an" -Erman/Arman was even more widely spread. The component "me-an" c transition in "man", further was used in formation of such ethnonyms as"kara-man", "Turk-men", "ku-man" and others (22). Pay attention: there are Bashkirian tribal divisions "dur-man", "bush-man", "torok-man"(="Turk-men"), "ite-men" (23). Stephanus of Byzantium who wrote about Turkic tribe tirmen specified they were of Saqian (Scythian) origin, and their name in Saqian language meant "the ones expelled". Really, both in all ancient Turkic languages and in modern Azerbaijani language the verb “itir~” (with "i" added) forms noun “(i)tirmen” (by adding component 'men/man') which is translated as "expelled", "driven out". In this connection  the origin of Bashkirian tribal division "itemen" is very interesting.


So, there were several internal tribal divisions like Arman, Ermi, Ermen, Karaman, Tirmen and others among such Turkic tribes as Saqa/Saga, Bulgar, Azer/Azar/Hazar, Turkman which INITIALLY lived in lands around Caspian sea. As we have already shown, there is a Turkic basis which ethimologizes all these ethnonyms. It is possible to see following toponymy with a Turkic component Arman in the lands of ancient Azerbaijan:

ᄋ- Arman (a mountain to south of Kirkuk on the bank of Tigris river; ХV-ХII centuries BC)
ᄋ- Arman (a town of Kassi period near Diala river; pronounced as Alman also)
ᄋ- Аrmuna (a village close to lake Urmia, VII century BC)
ᄋ- Аrmangu (a toponym near Kyzyl-Uzen river, VIII century)
ᄋ- Армаит (a fortress near Zivije district, VII century BC)


Leaving for a while the toponymy of Northern and Southern Azerbaijan, we will look through geographic names the lands located to the west of Azerbaijan. First of all we will consider the names connected with ethnotoponym Arman/Armi which originated from ethnonym Erman; the name of Semitic people - Aramaics will also be considered. This is necessary since many scientists speaking about the name of people Ermeni/Armenians(which today denotes hays) usually refer to abovementioned ethnotoponimy (25).


Geographic names Armi and Arman were first mentioned III thousand years BC and is used so far. This toponym can be met in the records concerning Acadian king Narram-Suen I (2236-2200) and to his grandfather Sargon:

1) SAG.GİSH.RA Ar-ma-nimki u Eb-laki
2) Ar-ma-namki u Eb-laki


Though the arrangement of one of these areas (Ebla) is known, but Arman area is not localised in the source. Therefore there are some researchers identify area Arman with Арме of the newfound sources. On our opinion, these are different toponyms though they are located in one region. So, Italian archeologists discovered ancient archives of Ebla in northwest Syria, to south of Haleb. Texts of unknown Semitic language (close to Sumer-Acadian) are imprinted on the clay tablets and as well as several toponyms of non-Semitic/Elamic/Hurri/Indo-European or any other dialect of that period. One of them is - repeatedly Аrme which one can repeatedly come across (26):

dra-sa-ap ar-mi ki “Rasap, the god of city of Arme”; 
3 Ar-miki al-KU Gi-za-anki “three men from Аrmi, located in Gizan”; Eb-laki wa Ar-miki “Ebla andАrmi”; 
4 GİŞşilig 1 ninda ku-li en-en Ar-miki “Meal for Armi governor's four friends”.


This toponym of Tigris and Euphrates interfluve cannot be connected with the Aramaic because, first, they appeared here 1000 later, and second, the name was applied in relation to Subars and Hurris (27). Considering the facr that the country named "Аrme" in Eblaic texts was in the center of Mitanni and Mitanian tribes were called Arman/Erman in those places where Subareans lived. Let's look through the sources concerning these tribes because as we said above, Arman toponym is mentioned in this territory. It is also well known that 1000 before name Аrmе emerged, Hirrian thibes lived close to Subars earlier than those of Urartu (28). This obviously promoted consolidation of different tribes at certain stage of historical development. Probably Hurrians flew together with some of mitanian tribes of Subar ethnos, because the state created by Hurrians was most often called Mitanni. In the letter sent by Mitanian king Turmatta to Egyptian pharaon III Amenhotep (1455-1424 BC) his country was called Hurrohe in the part written in language and Mitanni in the part written in Acadian (29).


After the downfall of Mitanni, all its tribes who lived in separate feudal substates were enthralled by invaders. Some part of them moved deep into Asia Minor, the other settled near lake Urmia and in Central Asia. That is why Mitan tribal divisions are mentioned in the specified geographic regions. Speaking about Uzbek tribal division of Moitan in Kumush, Chogan Valihanov mentions Ming, Karakalpak, Barkut, Katagan/Kutagan andMitan among them.(30)


L.Tolstova who wrote about Mitan-Horezmian relations refered to a legend about arrival of the Karakalpak-Moiten people's forefather to Caucasus. She also specified many ethnotoponimy connected with Mitan tribe. In her work the problem such toponyms as Mada-Mitan mentioned in X-XII centuries is touched upon; the author opposes their Iranian origin (31)Mitanian tribes are minutely described Herodotus's and Strabo's works, they give information covering at least 5 centuries at least (V century BC - I century BC). Herodotus writes that the Big and Small Zab revers flow from the country of Matiens, which he locates in the central part of Anatolia and close to Urmia. That is what “father of a history” writes:


“The Hellenes name Cappodocaeans 'Syrians'. These syrians were subject to lidians before Persian conquest ... . River Halis flowing from Armenian plateau was the border between Midian and Lidian empires; it flows from Cilicia then through Matiens' lands on the right and Phrygian on the left. Passing Phrygia, the river turns to the north and then forms border between Syrian Cappodocaeans the right bank and Pathlagonians on left bank” (I, 72). 


“Moving to Babylon, Kir reached river Ginda. It flows from Matien mountains, through the lands of Dardans, and flows into another river - Tigris”(I, 189). 

“They say Araks (in this case Kyzyl-Uzen, - the author) is deeper than Ister, the others, on the contrary, consider this river shallow …; it takes source in Matien mountains whence flows and Gind (Diala) river as well, which Kir divided into 360 channels” (I, 202). 

“Matiens, Sapyrs and Alarodaeans were laid under tribute of 200 talents. It was eighteenth district” (III, 94). 

“After Phrygians come Cappodocaeans which we call 'Syrians'. Their neighbours are Cilicians, …. whose lands border with those of Armenii's (they are rich for cattle as well), and latter border with -Matiens who live in this country. Then the lands of Cassis follow, and here on the bank of Hoaspe river the city of Sus is located; where great king stays with all his treasures” (V, 49).


Strabo who did not agree with Herodotus's identification of Araz/Araks (the river in Azerbaijan) with Kyzyl-Uzen (XI, 14, 13) writes about ethnotoponimy connected with names Mada, Matien, Arme/Arman: 

“According to Ksanthus, in the times of Artaxersus there was such a strong drought that the rivers were dried up, sas well as lakes and wells …. and he had to to see stones in the form of a two-folding bowl in many places far from the sea - in Armenia, Matiena and Lower Phrygia …. Therefore he expressed his opinion, that these plains were the sea long time ago” (I, 3, 4). 

“Area of Media - Matien … ” (II, 1, 14).

 “On the other side of Girkania live Debriks, and Cadusians border with Midians and Matians at bottom Parahoathr mountain” (XI. 8.8). 

“This country (Atropatene - the author) is located to east from Armenia and Matiene, and west from Great Media […]; on the south - it borders the areas close to the basin of Girkan (Caspian) sea and to Mantiene” (XI, 13, 2). 

“They also say that Armenia which was a small country before, was expanded after Artaxsi and Zareader's wars”(XI, 14, 5). 

“There are big lakes in Armenia. One of them is called Маntiene which means "blue". As they say, this is the biggest salty lake after Meotid and reaches Atropatia” (XI, 14, 8).


From all said about the Mitan/Moitan/Matien tribal divisions it is possible to draw a conclusion that in the middle of II millenium they promoted caucasian-speaking Hurri tribes to create a state Mitanni in the south-west of the lands between Tigris and Euphrate. The ethnic majority of this state Subar (Mitan)- Hurri tribes were settled from northwest of Syria before various settlements along bank of Tigris river in the east. Mitan-Ermantribes as well as Saqa Kimmerian (Saga-Gamer), were the internal divisions of one Turkic ethnos; they are marked in all primary sources BC in close neighbourhood with each other. After the downfall of Mitanni some of them moved to Anatolia, Azerbaijan and Central Asia. At Herodotus's time (V century BC) these tribes lived in central and eastern Anatolia, around lake Urmia. At Strabo's time Matien area located east from Armenia and west from Atropatene was within Median borders. In the next centuries matien ethnonym could be come across among Bashkir, Kazakh, Uzbek, Karakalpak etc. 


Ermen/Erman ethnonym which belonged to one of Subar Mitan tribal divisions was reverberate not only in Ancient Azerbaijan and Anatolia, but Central Asia as well. Representatives of Turkic tribes Ermen were moving both from Southern Azerbaijan to the east, and from Northern Azerbaijan to Northern Caucasus. Therefore, so far toponimy with 'Arman' component in Ossetia and Arman-Gala (“Fortress Arman”) in Samur river outfall are known. Also note that in trilingual king Darius's Bisutun inscription names Arminiyya and Urartu are used as synonyms. The name of an Arminian (notArmenian//Hay!) who rose mutiny in Babylon Uraka is mentioned in the inscription; the same name had a Turkic khan,  the king of the Nogay people, who lived in Kumyk area (32). At last, the fact that Arman /Armen /Erman is a tribal division known among contemporary Turkic peoples perfectly shows what kind of people it was in antiquity and what ethnic group it belonged to. 


Some historians and philologists who consider the heroine of Nizami Ganjevi's “Hosrov ans Shirin” poem to be "Shirin of Armenian people" (just because she is from Erman area). We should recommend them to read the part of the poem where Shirin names herself 'a Turkic girl'. The reason of distortion of the name Arman (compare Alban [Aghvan] and Aran) is that some scientists who do not know the particulars of historical ethnology put an equal-sign between ethnonym Hay andаrman/ermen, and so such horonyms as Armenia and Hayastan synonyms which brings confusion into the history of Azerbaijanis. Thus, initial carriers of the name Arman/Erman were Turkis (that is why the ethnonym was ethimologised on a Turkic lingual basis). Such facts as prevalence of Arman ethntoponym from Anatolia in the west to Baikal in the east; from lake Urmia in the south up to Azov sea in the north since centuries ago. In primary sources this ethnotoponym is met in  Mitanni. 


A SINGLE EXCEPTION as horonym Armenia (a state created by Hays ['Armenians'] in annexed lands of Western Azerbaijan - Chuhur Sa'ad, Zangezur etc. in the beginning of XIX century with help of Russia) is a "merit" of historians, not History, because 3 thousand years long this ethnotoponym is common for Turkic peoples. After downfall of Mitanni there was an area Arman beside several feudal formations in northern part of Entire Rios. In II - beginning I of one thousand BC an afflux of the Aramaic to Interfluve begins. Since this moment northern part of Syria was fixed in sources as KURAreme, matArame, KURAramu. The ethnonym Aramaia ahlamaia was met here as well (34)


Semitic origin of these names is indisputed but though they were spread to Kashar mountains, not Diyarbakir. So, the ethnonym we are interested about was located northwards of Diyarbakir, or to the west from Subar state (35). And this was an area populated not by Aramaics (despite seeming similarity of words Arman/Arme Aramu), but Turkis - Subar, Mitan-Arme and caucasian-speaking Hurris who were the former inhabitants of Mitanni state. And the area ARMAN, the place where they lived was called Arme in Urartu sources and Arime - in Assyrian (36)


In the course of aggressive campaigns of Urartu and Assyria this area gradually was conquered by the latter. But the Subar state located eastwards of Assyria retained independence till 673 BC. This year Assyrians conquered this state and divided its territoty into 2 dependent areas, attaching Arman to the western part. Both areas consisted of territory on perimeter of Mush-Bitlis-Lake Hazar (Caspian Sea) with population consisting of Urmeans, Subar, Mitan Armi (also Turkic tribe), northwards, near lake Bingiol lived Kashkais. Among these Turkic tribes Caucasian-speaking Hurris lived as well.


Some parts of Subar, Armi-Mitanian, Urmean tribes who moved northwards had joined their ethnic relatives Saka-Kimmers (Saga-Gamer) in headwaters of Euphrates (VII century BC). That was historical Аrminiya (note thus far these were the grounds conquered by Urartu). Soldiers of this country joined army of Media against Assyrians in 615 BC. After the victory Median king Kiaksar had imparted historical Arminiya the special status of Median Empire's province. The governor of these  lands was appointed Parur of Saks/Sags (37)


So Ermenian/Armanian area which had no connection with Hays (Present' Armenians') became a component of Media with the population consisting of Turkis: Subar, Mitan, Armi-Mitans, Urmu/Urmeans, Kashkais, Saka-Kimmers (Saga-Gamer); and caucasian-speaking Hurri and Urartus. But the penetration of Hay tribes from northwest Syria at the dawn of Christianity and their transformation into the major population of this area has occured later. At diferent periods of history this area was conquered by Ahemenis, Selevkis, Parphyan Arshakis, Byzantium, Sasanis, Arabs, Seljuks as well. It was a part of the Ottoman Empire till second decade of XX century. At present time it belongs to Republic of Turkey. All emperors appointing satraps (governors, vassals) to this area, frequently charged to them to govern adjoining territories as well. This caused that concept Arman//Arminiyareceived administrative-political value besides ethnic. So, Iranian historian Said Nafisi wrote that “arabs have named all conquered territories of Caucasus Arminiya”. Thus, looking through the history of Erman/Arman area we have stopped at the dawn of our era. Let's return to the question "hayisation" / "armenisation" of this area to sum up:


а). The area Arman in the headwaters of Euphrates was populated by Subar-Mitan, Hurri-Mitan sinse III till I millennium BC; later belonged to Urartu (X-VIII centuries BC): in VII century up to BC Saka-Kimmerian (Saga-Gamer) tribes settled here. The Turkic population was dominant (Saka-Kimmerian [Saga-Gamer], Subar, Armi-Mitan), Hurris made a prepotent element as well. In the end of VII century the area was joined to Median Empire, and since middle of VI century conwuered by Ahemenis. Before the reign of Selevki Dynasty the satraps appointed to this area were from Urartu, Median, Sak/Sag and Persian by origin.


b). In the course of Alexander the Great Asia Minor campaigns Ahemenis dynasty was replaced by snother one, the Selevki dynasty. Only after defeat of Аntiochus III (223-187 BC) by Rome the area Arman/Erman was divided into 2 Roman provinces. Though during at Тigran II reign the area was subject to Tigranokert, the capital, further it was dependent first on  Rome then Parthyans.


c). Before Seljuks, this country (Arman/Erman) was conquered by Arshakis, Sasanis, Byzantium, Arabian Caliphate at different periods of time. The administrative-political value of this country was not equal at each period, it increased or diminished depending on whether united with adjoining areas or not. At Herodotus's time so called "Great Armenia" was extent no more than 310 kms. Even neighbouring area Matien was twice as large (Herodotus, V, 52).


As we see the horonym Ermen (Arman[~iya]) was formed from Turkic ethnonym Arman/Erman. The borders of this area frequently varied. Probably,Ermen Turkis, as well as Alban Turkic tribes were the first to adopt christianity, as the word "arman/erman/ermen" carried the meaning of "Christian" as well. So, in Shak area of Northern Azerbaijan there is a village Kish with such toponymy as Ermen Yeri (land of Ermens), Ermen cemetery though these territories have never been populated by Hays. These names mean "Christian". Note that Ermi, the tribal division of western Bulgarian Turkis were also christians (39).


The self-name of present 'Armenians' is "hay", whereas Georgians call them "somekhi", Kurds - "file", Chechens and Ingushs - "ermalo", Azerbaijanians and other Turkis - "ermeni". However, as it was already said, the ethnonym "Erman/Arman" initially did not refer to them but the people of absolutely another culture and language. After Hays appeared in area Arman and adopted christianity they started settling in neighbouring territories, thus getting ecoethnonym "Armeni/Ermeni", which is natural, because their neighbours saying "Ermeni" meant "population of area Arman" (inhabitant ofArman). By the same Hays created their alphabet and have appropriated centuries-old history of Ermen Turkis writing it as "Armenians' gistory". 


Therefore, speaking about the origin of Erman/Armen/Armen ethnonym it is necessary to differentiate between Turkic tribe who carried this name andpseudo-Ermens (present Hays/Armenians). N.Emin, The commentator of Hay chronicler M.Horenatsi wrote that “...Armenians named themselves Hay (not "Armens" - the author), or descendants of Aram, and their country - hayots ashkhar, hayots yerkir, hayastan, hayastan ashkhar (but not"Armenia")(40)


Such people as Arim (Homer's Arimoi), Arme and Еrmens are mentioned on the territory of Anatolia. But they are Subar-Mitan tribal divisions of Turkic ethnos and their history does not belong to Hays (present Armenians)Coming from the Balkans to Syria, and therefrom to Arman, naturally Hays strongly differed from local population (Ermens)both anthropologically and by language. Numerous figures are displayed on the pedestal of Darija the king's statue in Sousse; these figures depict this or that people, with name of each. One figure concerning people Armini is a display not of Armenoid (to which Hays belong), but Sag/Saq type (41). Let's see what Strabo writes on this occasion (I, 2, 34)


“...Syrians, Arabs and Armenians live in the close neighbourhood, this is why they are similar both in appearance and way of life”, but not language. Therefore Armenoid Hays are not are not the autohtonic population of Arman area, or to be more exact - local Erimen//Armen were not Hays. And according to glottogeny their language is more kindred to Indo-European languages; the degree of Hay/'Armenian'language similarity with these languages can be displayed in this scheme: HAY (nowadays 'Armenian') <-> GREEK <-> BALTO-SLAVIC <-> INDO-IRANIAN


This scheme put forward by A.Manandian, gives an occasion to assume, that proto-Hays lived in some area between Illirians and Macedonians of the Balkan lands. This scientist had noted that due to the appearance of "Armenians" (Hays are meant) in Asia Minor in XIII-XII centuries BC and then their penetrations to area Arman in VI century BC, their name was written in Bisutun inscription. I.M.Djakonov carried this date since VI century BC to XII-X centuries BC as he considered Mushk tribes mentioned in Assyrian texts to be of Armenian origin (43)


Certainly, this point would be acceptable if any source of that time had mentioned the ethnonym Hay. But non of the sourses of that period has such information. Obviously, being a colony in Phrygia Hays came to northwest Syria (VII century BC) after disintegration of Phrygian kingdom; and after the downfall of Assyria and Urartu could penetrate to Arme, the territory of ancient Turkic tribe Subar (between VI and III centuries BC)The results of assimilation of Hays with Hurri-Urartians (who lived between lake Van and Аrmе area) strongly affected their language (44).


The picture of Hays' migration according to the Balkans - Phrygia - Northern Syria - Аrmе - Arminiya (historical 'Armenia') route can theoretically be traced from the data of ancient sources. However, it is a difficult thing “to collect pieces”. There is no "pretext", in Hay linguistics which could lead to common interpretation of events that took place in those times. Therefore it is impossible to assert that Hays together with Phrygeans appeared in Asia Minor in XII century BC. The appearance of Phrygeans from Europe to Asia according to Greek historians took place after the war in Turova (Troy). Greek tribes began to settle in the West Anatolia only after VIII century BC (45).


One more evidence to prove that the country Ermen/Arman was initially inhabited byTurkis is presence of many ancient Turkic elements in Hay ('Armenian') language. We will look through them later but note that these lingual elements were borrowed before the date of "intrusion" of the Seljuk Turkis to Asia Minor. This fact was specified by German scientist M.Mordman as well in his book “О взаимодействии языков в процессе глотогенеза” ["On interrelation of languages in the process of glottogeny"] (М., 1870). "Armenian language has in itself Turkic elements of such an archaic layer which could not be attributed to Seljuks, Ottomans etc.".


In those ancient times when Hays appeared in country Arman, their language was enriched with Turkic elements, though kept  its Indo-European features. Later, during the Arabian conquests they settled closer to Turkic lands (Northern and Southern Azerbaijan) which promoted the infuence of Azeri-Turkic language on theirs. Thus Hay language had partially lost its former structure. Though grabar (old Armeian language) still remained the language of priests, the spoken language was ashcharabar (modern Armenian language), used in our days. While as grabar syntax and grammar corresponded to the structure of French or Slavic languages, ashcharabar has grammar, word order, grammatical agreement of Azerbaijani-Turkic language (many lexical elements as well). So, modern-used Hay language differs greatly from its initial form. 


Such competent scholars as Acharian, Abovian, Boduenne de Courtenee and others wrote on this subject. But despite all these changes, Hay language is not considered to be alienated from Indo European family. For degree of similarity it is closer to Greek, Slavic and Indoiranian languages. This linguistic criterion is another evidence to the fact that Hays ('Armenians') are allochthons (not local) in Armanand generally in Asia Minor. According to anthropological analysis it is schollars come to analogical conclusion.



Grante Kapantsian in this occasion wrote that the population of country Arman primarily consisted from Hurris and Subars.  Hays have seized Urartu in culturally and politically in VI-III centuries up BC and were later assimilated by local tribes; this  process came to end in III century. Continuing his idea, this author proves "Armanisation" of Hays: “Despite the that fact that toponym Armina is originated from Iranian name "armen", due to the completion of "Hayisation"  of Subar and Urartu tribes we should see a new ethnic quality with a dominant Hay language and with name formed  according to the Greek Armen-oi, Armen-ia” (46).


We can agree with academician Kapantsian (the expert of Hay language and a history) on the stipulation that the date of Hays'  "Armenisation" falls at the period not BC but III century AD, that is, Hays adopted new ethnonym (Armen) during cristianization. So, after cristianization Hays Hays were called by the neighbouring peoples "Armen /Ermen / Erman" due to the name of the country they lived in. Probably, as Saka-Kimmers (Saga-Gamer) gradually departed from area Arman towards Azerbaijan where other Turkic tribes lived, Hays started settling here more actively. And the tendency of identification of toponym Arman with names of Ararat/Urartu was caused by incorrect interpretation of Semitic R-R-T letters combination in the bible: 


“And he was killed praying to his god Nisrok by two sons - Adramelek and Sharezar; and they ran to the Ararat country” (II 
 Kings, 19, 37; Isaiah, 37, 38). 


By the moment of recording of these biblical chapters a century passed since downfall of Subar  kingdom, and Urartu did not exist as well. This is why biblical form 'R-R-T' (Urartu/Ararat) is a literary denotation. So, Ararat (Urartu), Ashkenaz (Saga//Saka tribes) and Minniean (Mannah) empires are last mentioned in Bible referring to 593 year (Eremeah, 51, 27). That is why by the moment of description of King Sinaherribi murder by his sons the specified  grounds were components of Media. A pair of centuries later (III-II centuries BC) while translating the bible into Greek (in  connection with popular adoption of this language by the diaspora Jews) they substituted R-R-T form by Arminia. Further the "forefather" of Hay history, Moses Horenatsi (probably using 2 different variants - Semitic and Greek) called the two patricide sons "...who run toArmenia" Adramelek and Sannasar in the other place and Adramel and Argamozan in another. This chronicler writes that they became the progenitors of Hay kins:


“He was killed by his two sons Adramelek and Sannasar who frightened ran to Armenia. One of them, Sannasar was settled by  our courageous ancestor Skayordi in the southeast of our land, close to Assyrian borders. Having multiplied, his descendants filled up the mountain, called Sym. [….] Argamozan... settled in the southeast. The historians say that he but nobody is the ancestor of Arzruni and Genuni kins. This is the reason why we had to mention Sinaherim (Sinaheribi). The same historian says, that Angegh's kin descends from Paskam, one of Hayk's grandsons” (I.XXIII).


As we could see, in this source the settlement of some of Hay kins around Van in connected with runaway Assyrian princes. Besides this, many dynasties such as Arshaks, Mamikoneans, Bagratuni and others who reigned in Armenia are Turkis, Turkmens (a part of Parthians), Aramaics, Jews etc. Search for Hays' "ancient and great" history chronologically begins from V century. Though V century Hay ('Armenian') historian Horenatsi wrote "We have never been a big ethnos..." under the government of another peoples (48). In XI century Hovanes Drashanakertsi wrote that before Parura Skayordi the country Hayk (Armenia) was governed by strangers. But neither Parur nor many of his followers were not Hay ('Armenian') by origin [see note 37].


Russian scholar V.Nikonov explains the reason why Hays ('Armenians') connect their origin with name Arman/Erman as follows: the name/toponym that lost its primary meaning wakens associations with mythical primogenitor. “And so appeared the myth about Hayk and his son Armenak, the two primogenitors of this people whose names lie in hay and armen/arman ethnonyms” (50)There are many legends about Hays' origin, to one of them we will refer in Strabo's works: "They say a resident of Armenia town in Thessaly (Greece) came with Jason to Armenia country and took part in Alexander's the Great campaign. Cyrcillus of Pharsally and Midius of Laris confirm the connection of the country name with this man” (51).


Even if Jason's colleague's name was Armen indeed, this concision cannot substantiate the toponym origin in any way. But nevertheless this story specifies indirect kinship between Hays and Greeks. Having described a pair of such legends Strabo points out: 


“…This is the ancient legend. Another, more contemporary story since rule of Persians and all those following them should be expounded as follows. First Armenia was reigned by Persians and Macedonians, later by those who conquered Syria and Midia (Media); the latest governor was Orontus (Horand), descendant of Gidarn, one of the 7 Persians. Later Artaxus and Zariader, Antiochus’s the Great military leaders had divided Armenia into two parts. They governed the country on behalf of the king. After the king had been defeated the came over to the side of Romans and announced to be kings received independence. The Artaxus’s  descendant Tigran was Armenia’s king in full sense of this word…” (XI, 14, 15).


Then Strabo writes that Tigran annexed neighboring people’s territories and thus expanded the geographic notion of  ‘Armenia’. He was captured by the Parthians (Arsags’ country) who enthroned him in Armenia, assisted him in expanding Armenian territories, later drove him out of conquered eastern lands for perfidy. And a little bit later Lucullus, the Roman commander drove him out from Syria and Cilicia (Strabo, XI, 14, 15). His descendant, Artavazd was killed by Anthony for treachery in war with Parthia. “After that the country was governed by some kings subject to Caesar and Romans; the situation is the same in our days” (Strabo, XI, 14, 15).


How did Tigran become ‘Armenian king in full sense of this word’, as Strabo wrote? The Soviet scientists answered this  question: “These kings’ regency fully depended on political situation in Parthia. Prince Tigran hold captive in Parthians convinced Mitridat II he would yield 70 provinces of Atropatene in case of his enthronement in Armenia. Thus Tigran became Armenian king in 95 BC” (52).


Later Parthians drove him out of conquered territories and he went to Arme-Subar lands where he founded Tigranokert, Hays’ capital city. Great Armenia’s independence lasted 20 years whereupon Tigran was disreputably defeated by Romans in 66 BC  (Note that “Great Armenia” which Armenians dream about today was mostly a geographic notion as well as “Small Armenia”. This may be compared to “Kurdistan” area in Turkey. As an administrative and political unit this country had existed 20 years and consisted of conquered territories). Artavazd II, Tigran’s son was a Roman vassal (55-34 BC).


 Strabo (see above) described the way he governed the country. Centuries later, Kornelius Tasit wrote: “…Besides this, Armenians are inconstant and changeable,… invited other empires’ armies to their country. For domicile, near resemblance, at last for mixed marriages they are closer to Parthians, and having not perceived freedom Armenians try to submit them”(Analles, XIII, 34).


Ancient Hay historians mentioned the Arsag/Arshak kin very often. At the same time they tried to present their peoples’ history against the background of this dynasty. Surely, Parthians conwuered both Armenian and Azerbaijan (Albania and Atropatene), Saak (Anak-bey’s son) Parthian monk was even the first to profess christianity in these countries. But Arsags/Arshaks were the descendants of Saka/Saqa Turkic tribe and Hays were always Hays although Moses Horenatsi having read the Armenian translation of bible “amended” it into Armenian/Hay origin of the dynasty (53)


Obviously, Procopus who knew about such tricks pointed out: “Let nobody think that Arsags/Arshaks dynasty are of Armenian origin” (“De Aedificiis”, III, 1, 4). 


As we see, the toponymy Alban/Alvan (Aghvan), Aran, Ermen/ Arman/ Erman situated on the territory lying between Derbend in the north and Euphrates in south were formed on the basis of identical Turkic ethnonyms. The process of expanding of  most disputable Ermen/ Arman/ Erman on great territory and the stages of its formation were considered as well. Now we can give the account of Hays’ “armenization” after their appearance in Asia Minor. As for the name “Hayastan” it was used in I-IV centuries in Anatolia and V-XIX in Caucasus as Hays’ inhabited localities; there were 1, 2, 3, … 100 ‘Hayastans’ till 1920 when Soviet Armenian Republic was created in Western Azerbaijani lands (54)


Long before this, the lands of modern Armenia (‘Hayastan’) were basically inhabited by Turkic tribes Azer/Azar, Ermen (not Hays!), Saqa-Kimmers (Saga-Gamer)Bulgar, Subar-Sabir and others who initially were Tengrians (Tengrianity – Turkic monotheism) and turned into Christianity before adoption of Islam (55).



By Professor Firidun Agasyoglu Jalilov 
[an excerpt from ‘Doqquz Bitik’ book]
Philology and linguistics, former Minister of Education-Azerbaijan

NOTES
19). In “Altai-Buchi” epos the name of hero’s sister is Ermen-Chechen. The second component of the name means “smart”,  “mellifluous” (Nikiforov, 1915, pp. 14). Usage of ethnonyms as personal names (e.g. Azer, Cherkez) is usual for Turkic peoples.

20). A.Abdirahmanov who objected Mongolian origin of the name Ermen advanced the version of Turkic-Mongolian hybridism of the name: ‘Erme-n’. He submitted popular etymology reflected in legend: “A Kalmag warrior climbed on Ermen mountain after he had defeated his Kazakh enemy” (“Birak kalmak atı tau işinde erimen kaşıp ketip, eşkit üstay almantı. Sodan Erimen atalıpdı-mıs” (A.Abdirahmanov, 1975, pp. 90)The name of Urartu king Rusa’s father was Erimen. “Rusa Ermenaki” in this language meant “Rusa, the son of Ermen” which is confirmed by I.Dyakonov and S.Arutounian; they disagreed with B.Meshaninov who interpreted this phrase as “Rusa the Armenian”. Note that the ethnotoponymArman/Ermen was spread from Asia Minor to Altai by Turkis which disproves its Urartian origin. Moreover, this element is met as a king’s name only once. As for Urartian language itself there is no such lexical element.

21). Initial form (Ermik) is met in a toponymy in Vedi (Western Azerbaijan, present Armenia) and exists in Bashkirs’ and western Bulgars’ tribal divisions names.

22). The morpheme “~man” is an auxiliary particle to form adjectives (such as ‘gojaman’, ‘azman’) and ethnonymy of  Turkmen model. This suffix having received the ethno-formant status was further transformed into pronoun ‘I’. Kazakh form Turkpen does not differ from Turkmen form which it is derived from. It’s known that Saqa-Kimmers (Saga-Gamer) tribal divisions reached south Russian steppes. Later Hazar, Bulgar, Suvar/Subar/Savir, Kuman tribal divisions came here and were creating their states during 2 thousand years as well. The Danube Bulgar tribe who moved to present Bulgaria from Azov Sea littoral created their kingdom. A town Ermenli was renamed into Dragash-Voivoda in 1934. Both Danube Bulgar and Saqa-Kimmer (Saga-Gamer) had tribal division Armini. After Kimmerian king Skirul died the warriors of this division who lived near Olvia hastened to help the inhabitants of this town. Such phrase as “Armen archers” can be met in chronicles found here (Vinogradov, 1989, pp. 253)At the dawn of our era Herusk, an Ost-Goth tribal division lived in the same area. Their king’s name was Armini. Erman-Arix killed by Huns in 357 AD was an Ost-Goth king as well. Both Turkic and German tribes lived in north littoral of Black Sea, and as we see, they both had identical names. In Ermen-S’ul chronicles found in Stadberg (Saxony) a ‘German’ tribe who came from Persia (Azerbaijan was a Persian province then) and they worshipped Ermen (Bogush, pp. 248). Generally, the contacts between Saqa-Kimmers and Germans occurred long before those of Germans and Hunns. These tribes lived in close neighborhood in Crimea which was the reason of their interaction. So it is not surprising that there are so many German-Turkic parallels (the morpheme “~man” is not an exception).

23. Kuzeev, 1974.
24. АНОСК, с. 174
25. Kapantsian (1947), Melikishvili (1954), Dyakonov (1985), Sarkisyan (1989) and others.

26. “Древняя Эбла”, с.223; 284-285; 336. Some ‘scientists’ (I mean Armenian scientists), who identify Akkadian form “Arman u Ebla” with phrase “Ebla and Arme”, so trying to equate the toponymy Arman (relatively new) to Arme which is much more ancient (around 5000 years). So they called the area “Armenians’ (Hays’) ancient native land”. I.Dyakinov correctly noted on this occasion: “Armanum, the name of a town in neighborhood of Ebla and toponym or ethnonym ar-miki caused great interest in some pseudo scientific circles. They hoped to find Armenians’ ancestors. However, the hope to find Armenians in Eblaic texts had to wither as well as the myth of Biblical towns” (Dyakonov, 1985, pp. 336)He also wrote that Hays never called themselves “Armenians” noting toponym Armanum is connected with ethnonym Armi which means “stranger”, “alien”. We agree with I.Dyakonov’s words about Armenians’ self-name but not with his concept of connection between the names of area Armanumand ethnonym Armi. Unlike Turkic languages rich for vowel sounds (with steady position only) Semitic languages are poor for vowels and their replacement causes changes of meaning. Moreover, the endings in the names mentioned are doubtable which is noted by Paul Garelli in his article “Some Notes on Eblaic Archives Toponimy” (“Древняя Эбла”, pp. 285).

27). In such phrases as “Dumur of Armi”, “Uttian king Tamur-Lim”, “Abarsila, the country of Armun’s residence” the words “Dumur/Tamur” (compare to Turkic “damir” – “steel”), toponym [A]barsil, (compare to “Barselia” – “Land of Lions”) can hardly be etymologized on Semitic basis.

28). If the toponym Armani in Bogazgoy region is connected with ethnonym Armi its history is even more ancient (Эртем, рр. 16).
29). Eastern Hurri kingdom capital founded in the headstream of Habur and Balich rivers (the latter hydronym is of Turkic origin) was called Vasshukanni (XVI-XIII BC). The Semitic name of the country was Hanigalbat, Egyptian – Naharain (“Land of two rivers”) [Меликишвили, 1956, pp. 93-95]. But some of the eastern Hurri tribes reached middle stream of Tigris (present area of Kirkuk on the left bank of the river). That is why whereas they can be traced from Palestine to south-west borders of South Azerbaijan. Certainly, in order to stand against Assyria living so separately from each other they had to rely on Subars. It must have been the consequence of close contact that such Turkic names as Dashuk, Kaltuk, Siluk, Dada, İkita, Umbin-Api, Puta, Arijen etc. appeared in Hurri milieu.

30). Ch.Valihanov, 1986, pp. 256
31). “However, a number of the abovementioned facts, particularly the legends of Zarevshan Mitans showing their existence in Urmia region (South Azerbaijan) which was initially called Ma[n]tiane, let us assume another interpretation” (Тоlstova, 1971, pp. 246-253).
32). ИНСК, с. 278
33). Nizami Gandjevi, “Hosrov and Shirin” (Baku-1981, с.238, 245, 265): “Män o qaragözlü türkäm ki, bu damda adım sänin ağ känizin olubdur” (s.238)“Qämzä ilä könül ovlayan türk olsam da, öpüşlä könül oxlamağı da bacarıram” (s.245);“Män o türk deyiläm ki, äräbcä bilmäyim, işvä-naz etmäyi dä bacarmayım” (s.265).
34). АВИИУ, №18, №28 (Assyro-Babylonian Sources on History of Urartu)
35). To get more information about Turkic Subar kingdom see “Azär Xalqı”, Baku, 2000, pp. 113-129.
36). If the country Arme of Eblaic archives is identical with this name (Armam/Armen), the history of this horonym is even more ancient. An opinion was assumed that the horonym Armenia emerged in Urartian language in the same form as it is now. This is theoretically possible but in fact we met quite another form Arme. There is no “Armenia” form in Urartu texts.

37). Let’s see what the first Hay (Armenian) chronicler Moses Horenatsi wrote in this occasion. In the translation by N.Emin (an Armenian linguist) made in 1858 we read: “Our first king crowned by Varbak was Parur Skayordi” (I, XXII). All researchers say that “Parur Skayordi” means “Parur, son of Saq”, as ‘ordi’ is Armenian equivalent of “son”. This means he was not Hay (Armenian) but  Saq/Sag who ruled in Armenia as his ancestors did. Horenatsi called the Median king Varbak (Arbak) as he confused different sources’ information. The point is that Erman (Subar-Mitan, Hurri-Mitan, Saqa-Kimmer and others) tribal divisions who joined Media in the war against Assyria were regarded by the Median king as allies and it must have been him who appointed a governor (vassal?) Arbak, the representative of 612 Saqan tribes.

38). al-Nafisi, 1990, pp. 26 . By the way, “Armenia” was expanded in administrative and geographic sense in 1828. In march 1828 according to Nicholas I decree Yerevan and Nahichevan provinces were united and called “Armenian province”. True, this province existed only 12 years until Georgian-Imeret and Caspian provinces though the fact of its existence is still an “irrefutable proof” for Armenian territorial claims against Azerbaijan.

39). It’s interesting that Caucasian peoples call Hays (Armenians) as follows: the Chechen and Ingush – ermalo, the Dargins - ermalan[ti], the Abhaz – armeli, the Karachais and Balkars – ermenli/yermenli, Adygei, Nogai and Kumyks – ermeli/yermali.
40). Horenatsi, pp. 244, 248-249
41). DAFİ, №4, 1974, с. 124-125, pictures on pp. 249-250
42). Strabo, I, 2, 34
43). Dyakonov, 1983, с. 168-169; Besides this, adding Mushks to Hay tribes some researches write about appearance of Armenians in Anatolia in XII BC! Still they should know that ethnonym Mushk in Assyrian, Urartu and Jewish texts (ИДМ, т-I, с. 46) is related to Phrygians. Of course, this does not exclude Hays’ contacts with these tribes which is proven by existence of such names among them as Phrig and Musheg. Actually the period of XII-X BC is so complicated that it can hardly be described in details. The point is that there were Kassi state in the lower stream, Mitanni state in the upstream of the Tigris and Euphrates and Hittite kingdom in Anatolia. Besides these, a large number of small kingdoms were located in this region. Only in late X century BC Assyria strengthened and Urartu state came to existence. At the same time an afflux of Aramaic tribes to Syria began. If Hays (present ‘Armenians’) had actually appeared here during the period since X till VII BC they would have certainly been (considering their manners!) recorded by Assyrian, Acadian, Urartian and other kings and chroniclers. Moreover, we should not forget that Arman/Erman area was within the territories possessed by Turkis.

44). Kapantsian, 1974; Dyakonov, 1983; Melukushvili, 1954.
45). Without entering into controversy with the ‘scholars’ who relate Phrygians’ appearance to VIII BC we will note that they created a kingdom (VIII BC) in the upstream of Halis river (present Kyzyl-Irmaq). A century later they were included into state of Lydia. Obviously, in this period Hays moved to north-west Syria from Gordion (present Haymana), the Phrygian capital, as Herodotus described them as an alien ethos.
46). Kapantsian, 1947, pp. 209.
47). The same event is described in the “David of Sasun” as follows: Sinekerim’s sons Sanosar and Bagdasar having secretly run away in the night come to Tevadoros, Armenian king. He gives each of them 300 families to live with in Sasun.
48). “Although we are not a great people and small in number, not mighty and often stay under others’ rule, still we have done a lot of feats mentionable…” (Horenatsi, pp.31).
49). Dyakonov, 1983, pp. 162.
50). Nikonov, 1970, pp. 19.
51). Strabo, pp. 449.
52). ИДМ, v-II, 1983, pp. 406-407.
53). Horenatsi, pp. 136-137.
54). According to Abul-Faraj, during Ibn Vatab’s rule in Syria and Arminiyya (1037 AD), ‘The Seljuks assaulted Arminiyya and killed its population consisting of Kurds and Arabs’ (Abul-Faraj, pp. 295). It would be interesting to know what kind of “Armenian country” can it be if its population consists of Kurds and Arabs? It is now obvious that before XI century AD Hays (Armenians) moved to Ani and Agri.
55). Today Hays (Armenians) claim these Christian architectural models (churches, chapels, monasteries etc) as theirs.