SAYFALAR

19 Ekim 2018 Cuma

İgor Destanı ve Kıpçaklar




"İgor Destanı" veya "Prens İgor Destanı" [Novgorod-Seversk prensi İgor Svyatoslaviç (1151 - 1202)], Kıpçak/Kuman Türkleri ile Rus Knezliklerinin 1103-1185 yılları arasındaki savaşlarını anlatır. "Rus" ordusu mağlup olup yok olmuş ve Oğlu Vladimir ile beraber esir düşmüştür. 

Oğlu Vladimir daha sonra bir "Türk" kızı olan Konchakovna (Konçak Kağan'ın kızı) ile evlenir. Prens İgor'un annesi de bir Kıpçak Türkü'dür. 





"Oltava'da yaptığın gibi düşmanları ez!
Varla'da olduğu gibi ez onları!
Merl'de yaptığın gibi, Sür onları dışarı,
Düşman Polovtsian (Kıpçaklar) Kağanlarının ordusu ezilsin!"

"Güneş gibi olan Konçak Kağan,
Ay gibi olan Gazak (Kazak) Kağan,
Bütün Kağanlar yıldızlara eşittir.
Zaferleri parıldıyor,
Cennetlik bedenlerin parlıklığı gibi.
Hey!
Şanlı Kağanlarımıza şimdi kımız içeçeğiz, hey!
Kımızlar bizi mutlu edecek, hey!
Mahkumlar bizden kaçmayacak, hey!
Lanet olsun sana! Kaçmaya cesaret eden:
Yaldızlı oklarımız
Ve hızlı atlarımız
Her zaman onu steplerde yakalar
Bir şarkı besteleyeceğiz,
Kağanların görkemine,
Ve onların savaşlarını öveceğiz!
(Uğurlu kımız tulumlarıyla içeri girer..) 
[çeviri:Semra Bayraktar]



Bestesini Alexander Borodin’in (Aleksandr Porfiryevich Borodin, 1833-1887) yapmaya başladığı, lakin ani ölümü üzerine Rimsky Korsakov* ile Alexander Glazunov (1865-1936)’un tamamladığı 4 perdelik en iyi tarihsel Rus operalarından biridir. Dünya galasını 4 Kasım 1890 yılında Sankt Peterburg’un meşhur salonu Mariinsky Tiyatrosu’nda yapmıştır. Bu destanı yazanın da Peçeneklerden bir Türk olduğu söylenmektedir. 

Bu durumda, Ruslar ilk destanlarının yazılımıyla, bestesiyle, destanıyla bize mi borçlu oluyorlar?... Vladimir adının bile Türkçe'den "BALA-DİMİR/TİMİR/TİMUR/DEMİR"den türetildiğini düşünüyorum.

Yukarıdaki resim 2012 yılında 19.Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivalinden... Dekor "Türk Sanatıyım Ben" diye bağırıyor ... Operayı izleyenlerin kaçı bunun farkındaydı? Bırakın İgor'un yarı Türk olmasını, kaçı İgor'un düşmanlarının Türk olduğunun farkındaydı? ;)


SB

* Nikolay Rimski-Korsakov (1844-1908): Korsakovlar sülalesi temelini Letonya’dan Moskova’ya gelen Ventseslav Jegmuntoviç Korsak adlı şahıstan almaktadır. Korsakov soyadının temelini korsak ‘bozkır atı’ sözü oluşturmaktadır. Bu söz, Türk lehçelerinin Kıpçak gurubundan alınmıştır.

EK: 
1- Kiev Knyazı Vladimir Monomah’ın iki oğlu da Kuman başbuğlarının kızları ile evli idiler.

2- Olcas Süleyman - AZ i YA kitabı da önemli bir kaynaktır.

***


"1170 yılında Kumanların başında Konçak ve Kobyak (Köpek-Kebek) adlı başbuğları vardı. Bu başbuğların idaresinde Kuman-Kıpçaklar, Peresyeslav knezliğine akınlar yaptılar (1177-1179). Fakat 1184’de Knez Svyatoslav idaresindeki Rus ordularına mağlup olup 7.000 esir verdiler. Kuman-Kıpçaklar, bu mağlubiyete de karşılık vermekte gecikmediler. 1185 baharında Novgorod-Seversk knezi İgor kumandasındaki birleşik Rus ordusunu aşağı Don nehrine bağlı Kayalı ırmağı kıyısında kuşatarak imha ettiler. Başbuğ Konçek (Konçak)’in idare ettiği bu savaşta prens İgor dahil Rus ordusundaki knezleri hepsi yakalandı. Fakat Prens İgor, sonradan kaçmayı başardı. Rus milli destanı olup “Slovo o polku İgoreve”nin konusu bu 1185 muharebesidir. Bu İgor destanında seferin ayrıntıları, kahramanlık, üzüntü ve İgor’un karısının feryatları kısaca anlatılmıştır. Bu destanda bizim için önemli olan taraf, din, madencilik, savaş tekniği, donatım ve benzeri yönlerden Ruslar üzerindeki Türk tesirini göstermesidir."

Prof.Dr.Ahmet Taşağıl - Kuman-Kıpçaklar



İgor Destanı, Kıpçak-Türkleri ile Rus Prensleri, Minyatür Radziwill Kronolojisi, 15.yy.
Academy of Sciences Library, Leningrad




Eski Rus “İgor Destanı” Adlı Eserdeki Eski Türk
Kökenli Kelimeler Üzerine Bir İnceleme

"İgor Destanı" ("Slovo o polku İgoreve", XII yüzyıl) adlı eser, eski Rus ve Türk Kıpçak kavimleri arasında 1185 yılında vuku bulmuş savaştan bahsetmektedir. Bu savaşta, Türk-Kıpçak kavmi muzaffer olmuştur. Bu eserin yazarının, Peçenek kavminden bir Türk olduğu söylenmektedir.

Giriş

Eski Rus «İgor Destanı» adlı eser, eski Rus ve Türk-Kıpçak kavimleri arasında 1185 yılında vuku bulmuş savaştan bahsetmektedir. 1792 yılında kont A.İ.Musin-Puşkin, «Destan»ın bir nüshasını XVI. yüzyıla ait olan bir kitapta bulduktan sonra, bazı Rus ve yabancı bilim adamlarında «İgor Destan»ına karşı şüpheli bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu kuşkucu ekolün temsilcileri «İgor Destanı»nı «Zadonşina» ile karşılaştırmışlar, söz konusu «Destanı» zayıf ve yansıma bir eser gibi göstermişlerdir (Gorskiy, 1992, 167).

«İgor Destanı»na olan ilginin neticesinde XIX. yüzyıl öncesi eski Rusçasında yer alan eski Türk kökenli kelimelere dikkat daha da artmıştır. «İgor Destanı» adlı eserde eski Türk kökenli kelimeleri N.A.Baskakov, K.G.Menges, S.Y.Malov, F.Y.Korş, P.M.Melioranski vb. bilim adamları leksik ve tarihî yönden etraflıca araştırmışlardır. O.Süleymenov’un 1975 yılında yayınlanmış «Az i Ya» adlı eseri Rus-Slav kaynaklarında eski Türk kelimelerin incelemesi için yeni bir sebep oluşturmuştur. Bu eserin etkisi ile eski Rus edebiyatının ünlü eseri «İgor Destanı» hakkında düşünceler değişmiştir. Burada yazar, tarihî olguları tarihî gerçekleri kendine göre değiştirerek yorumlayan birkaç bilim adamını eleştirmiştir. Bunun yanı sıra O. Süleymenov, araştırmacılar tarafından incelenmiş kelimelere eleştirel olarak yaklaşmış ve onlardan bazılarını «gizli» eski Türk kökenli kelimeler («nevidimıye» türkizmı) olarak adlandırmıştır. 

O. Süleymenov, «gizli» eski Türk kökenli kelimeler arasına aşağıdaki kelimeleri de dahil etmiştir: poganıy «murdar», yav «gerçeklik», son «uyku», tovariş «arkadaş», bukva «harf», pismo «mektup», bumaga «kâğıt», tkan «kumaş», slovo «kelime, söz», yazık «bozkırçı», uyut «rahatlık», karandaş «kurşunkalem», pşeno «darı» vb. (Süleymenov, 1989, 478). A. Aykuta göre, “Destanı“n Türk dili ve tarihî için ilginç yönü kullanılan Türkçe kökenli kelimeler ve Kıpçaklar hakkında verilen bazı bilgilerdir. “İgor Destanı”nda Türkçe kökenli oldukları tartışılan 50’ye yakın kelime vardır. Bunlar genellikle giyim, silahlar, kişi, yer ve boy adları ile çeşitli unvanlardır (Aykut, 1984, 308).

Eski Türk ve eski Rus kavimleri arasında binlerce yıl dostluk ve düşmanlık ilişkileri olduğu açıktır. Lâkin, bu iki kavim her zaman komşu olmuş ve bundan dolayı birçok şeyi kendiliğinden veya şuurlu olarak birbirinden almıştır. 

O. Süleymenov’un «Az i Ya» adlı kitabı L. N. Gumilyov’un eserleri gibi A.Kuzmin, L.Dmitriyev, D.Lihaçov vb. ünlü Rus bilim adamları tarafından kuvvetli bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı bilim adamları ise başka tarzda düşünmektedirler. Örneğin, V.Y.Abayev’in fikrine göre, O.Süleymenov’un eseri «İgor Destanı» hakkında yazılmış pek iyi araştırmalardan biridir (Kajibekov, 1991, 146). O.Süleymenov kendi «Az i Ya» adlı eserini, «Prostor» dergisinde yayımlamış ve Y. L. Kajibekov ile sohbetinde, şöyle nitelendirmiştir: «Bu eser problemin koyulması için yazılmıştı. Benim, araştırmacı-jeolog gibi, amacım sondaj yapmaktır. Sondajın üzerinde çalışmak ise başka meslek sahiplerinin katılması ile mümkün olur. Şair, burada yalnızca arıştırmacı olabilir. Ben, bazı düşüncelerimin anlaşılmasını arzu ediyorum» (Kajibekov, 1991, 147).

Biz, Rus sözlüğünde yer alan doğu kökenli kelimelerin (oriyentalizmlerin) metodik olarak incelenmesini bugüne kadar halledilmemiş sorunlardan biri olarak görüyoruz. Bazı halklar, dillerini ve kelime hazinelerini başka halkların kelimeleriyle zenginleştirerek birçok kelimeyi kendi kelimeleri gibi göstermektedirler. «İgor Destanı» adlı eserde mevcut olan eski Türk kökenli kelimeler daha önce de ispatlanmıştır. Bazılarını ise burada biz açıklıyoruz. Makalemizde sadece bazı kelimelerin, önceki araştımalarda gösterilen açıklamalarına ek olarak kendi ilave izahatlarımızı vermekteyiz, diğer kelimelerin açıklamaları ise dipnotta göstermekteyiz (1)


ONOMASTİK BİRİMLER

Antroponimler
Bu grupta aşağıdaki şahıs isimleri bulunmaktadır:
David /1/, Boris /2/, Ovlur /2/, Kobyak /3/, Konçak /6/, Gza-Gzak /4/, Boyan /6/.

B. Popov, Gza-Gzak şahıs isimlerini «göçebe hayatı geçirmek» anlamına gelen koz-kaz kelimesinden ileri gelen kozak kelimesinde ünlülerin zayıflaması neticesinde türediğini belirtmektedir (Popov, 1949, 119). N. Meşçerski, Gzak şahıs isminin sonunda mevcut olan k sesinin, eseri yazan şahsın hatası neticesinde ortaya çıktığını söylemektedir. Satırın başındaki k harfı Gza şahıs ismine eklenmiştir. Sonra ise yazar, bunu düzeltmemiş ve bu metni kopya ederek yazmıştır. Böylece, «Destan»da Gza şahıs ismi Gzak şeklinde kullanılmştır (Slovo o polku İgoreve, 1985, 112). K. Menges’in fikrine göre, Gzak şahıs ismi Bonyak, Konçak, Kobyak şahıs isimleri gibi türemiştir: «beyaz gözler» anlamına gelen gözü ak, «beyaz boyun» anlamına gelen boyun ak, «köpekçik» anlamına gelen köp ak (Menges, 1979, 110- 116; Baskakov, 1985, 45).

Ovlur – V. Gordlevskiy, Ovlur-Vlur şahıs isminde Yunan dilindeki «avcılık yapan» anlamına gelen avlaur-avlur kelimesinin Kıpçakçasının kullannıldığını tahmin etmektedir. V. Gordlevskiy, V. Radlov’un Ovlur şahıs isminin «ağlamak, bağırmak» anlamına gelen ağlaur kelimesinden türediğinin yanlış olduğunu ispatlamaktadır (Menges, 1979, 92). M. Ekrenov, Ovlur şahıs isminin Balkar ve Karaçay lehçelerinde Oğurlu şeklinde bulunduğunu göstermektedir. Böylece olayı, eski Rusça’da ğ sesin bulunmamasıyla açıklamaktadır. Bu sesin yerine eski Rusça’da v sesi kullanılmaktadır. Oğurlu kelimesi Kıpçak grubu lehçelerinde «mutlu, iyi kalpli» anlamında da kullanılmaktadır. Bu kelimenin başka şekilleri fonetik tabanlar olarak görülmektedir (Erkenov, 1986, 111). 


Etnonimler :
Ovarı /1/, Kasogı /1/, Ugor /2/, Tatarı /22/, Revugı /1/, Topçakı /1/, Mogutı /1/, Tatranı /1/, Olberı /1/, Şelbirı /1/, Hinovya / 3/. 

Şelbiri – Bu kelimenin anlamı hakkında birkaç hipotez vardır. F.Y.Korş, şelbir kelimesinin «atı bağlamak için uzun ip» anlamına gelen çilbir kelimesinden ileri geldiğini söylemektedir. V.Radlov, Tatar lehçelerindeki «zincir» anlamına gelen çembur kelimesinin eski Rusça’ya şelbir şeklinde geçtiğini ifade etmektedir. L.Kovakevskiy, «zincir» anlamına gelen çilbuğur kelimesinin Moğol dilinden alındığını ve şelbir şeklinde değiştiğini tahmin etmektedir. K.G.Menges, «haç insanları» anlamına gelen şalbir kelimesinin şelbir-salib eri – salbi er şeklinde değişmesiyle oluştuğunu göstermektedir (Menges, 1979, 163). S.Y.Malov, şelbir kelimesinin «ailede büyük oğul, bey» anlamına gelen çelebi – er kelimesinden ileri geldiğini varsaymaktadır. Böylelikle, eski Bulgar lehçesinde şelebir, şelbir, eski Türk dilinde ise çeleb kelimesi ortaya çıkmıştır (Malov, 1964, 156)


Toponimler:
Korsun /2/, Ugorskiye gorı «Ugor dağları» /2/, Kiyev /13/, Sula /13/, Kayala /5/, Suroj /1/, (Tmutarakanskiy) bolvan «(Tamartarhan) balabalı» /1/.

(Tmutarakanskiy) Bolvan – Eski Fars dilinde olan «Parfiye» anlamına gelen parpava kelimesinin yeni Fars dilinde «alp, kahraman» anlamına gelen pahlavan şeklinde olması tek kaynak gibi gösterilmektedir. Arkeolog P. İ. Keppen, Tmutarakanskiy bolvan teşhiş edilmiş ve «taş karı» anlamına gelen «kamennaya baba» gibi adlandırıldığını söylemektedir (Menges, 1979, 35). F. Y. Korş’un fikrine göre, balbal kelimesi eski Rusça’ya Kazak lehçesinin aracılığıyla geçmiştir (Korş, 1906, 45). P. M. Melioranskiy, balbal kelimesinin Çin dilindeki bey-ven kelimesinden ileri geldiğini tahmin etmektedir (Melioranskiy, 1905, 63). «Kıpçakların bütün yaz ve kış obalarının yanında kurgan mezarlıkları bulunmaktadır. Burada, Kıpçaklar ölüleri tasvir eden taş heykelli ulu babaların mabetlerini kurmuşlardır. «Balbal» heykeller, IX. yüzyılın sonunda Kıpçak kültürünün en ayırıcı ve parlak çizgisini oluşturmaktadır. Uygurlar, bu «balbalları» VI-IX. yüzyılda yapmışlar. Fakat Kıpçaklar, bu taş heykelleri korumuşlardır (Pletnyova, 1990, 30-31).


İNSANLA İLGİLİ KELİME HAZİNESİ
kotora «tartışma» /1/, koşçey «göçebe» /3/.

Koşçey – «Göçebe» (Şipova, 1976, 89). Bu kelime, «İgor Destanın»da 3 defa kullanılmıştır: 1) ...çaga po nogate, a koşçey po rezane... «...çocuk bozuk parayla, göçebe ise büyük parayla satılır...»; 2) ...Konçaka poganogo koşçeya... «...alçak göçebeği Gonçağı...»; 3) ...iz sedla zlata, i v sedlo koşçeyevo peresel... «...altın eyerden göçebe eyerine geçip oturdu...» (Slovo o polku İgoreve, 1965, 120). Bu kelimeyi inceleyen birkaç bilim adamı vardır. Bu kelimenin incelenmesi neticesinde arıştırmacılar, örneğin P. M. Melioranskiy, N. A. Baskakov, N. K. Dmitriyev, K. G. Menges, koşçey kelimesinin bu «Destan»da «kul, hizmetçi, esir; altın ordu hanlarında bir vazife tutan insan; polovetslerin bir başka takma adı» anlamlarında kullanıldığını göstermektedirler (Baskakov, 1985, 157; Dmitriyev, 1962, 561; Melioranskşy, 1902, 294; Menges, 1979, 150)

S. A. Pletnyova, bu kelimenin farklı izahını vermektedir. S. Pletnyova’nın fikrine göre, «koşevıye soylu ırkına dahil olan büyük zengin ailelerin başçılarıdır ve koşçey masal takma adı bu kelimeden türemiş olabilir. «Destan»ı yazan, Gonçağı «poganıy koşçey», yani «koşçı» gibi adlandırmıştır. Gonçağın büyük bir askeri birliğin başçısı olduğu ihtimali var» (Pletnyova, 1990, 129-130, 218). O. Süleymenov’un fikrine göre, «Destan»da koşçey «koçevnik», yani «göçebe» anlamında kullanılmıştır. Bu kelime de bozkırcıların yaygınlaşmış adlarından biridir. «Koçevnik» kelimesinde koş-koç açık olarak görünmektedir (Süleymenov, 1989, 495)

«Köçmek, göçebelik yapmak» anlamına gelen koçevat ve koşçı kelimesi başka Türk lehçelerinde de var: Azerbaycan Türkçesinde koç- Türkmen Türkçesinde göç-, Türkiye Türkçesinde göç-, Kırgız Türkçesinde köç-, Kazak Türkçesinde köç-, Yakut Türkçesinde köş- (Sevortyan, 1962, 170)

Bizim fikrimize göre, koşçey kelimesi için yukarıda gösterdiğimiz anlamlar arasında “göçebe” anlamı birinci olmuştur. Çünkü; Kamas, Karagas ve vb. eski diller dahil olan Ural – Samodi diller ailesine dahil olan Nenets dilinde “köçmek, göçebelik yapmak” anlamına gelen kaslatsya kelimesi vardır. Böylece, Türk lehçelerin belirli devirlerinde söz konusu olan kelimenin orta ve son seslerinin değişimi sonucu, bu kelimenin kökü kas-koç-koş şeklinde görünmektedir. Nenets dili ise Hakas lehçesinin z-s – dialektine dahildir, yani Nenets dilinin dahil olduğu lehçe grubu kelime ortasında ve sonunda r-d / t-z / s-y sesleriyle belirlenmektedir (Baskakov, 1962, 290). T/s-ç/ş fonetik ses değişmesi ise Türk lehçelerinin en eski Altay devrini göstermektedir. Bu delillere dayanarak, biz koşçey kelimesinin birinci anlamının “göçebe” olduğunu düşünmekteyiz. Bu kelimenin başka anlamları ise daha sonra ortaya çıkmış olmalıdır. 

kotora – kotora; kotoritsya, kotoriç; “tartışma, kavgalı olma”; “kavgacı”; “isyan etmek” anlamlarında kullanmaktadır (Şanskiy, 1965, 98). Kotora kelimesini eski Türk dilindeki “kalkış” anlamına gelen küterme (çağdaş Rus dilinde “düzensizlik” anlamına gelen kuterma kelimesi) kelimesiyle bağlamaktadırlar. Kotora ve kuterma kelimeleri eski Türkçe’deki köter + üw – küter + üw substantiv (mastar) şekillerinden ileri gelmektedirler. Sonra ise bu kelime eski Rusça’ya kendi kurallarına uygun adapte olmuştur (Baskakov, 1976, 234). İ. Sreznevskiy, «kavgacı» anlamına gelen kotor kelimesini «isyana kalkan» anlamına gelen kötörüwçi kelimesinden ileri geldiğini vurgulamaktadır (Sreznevskiy, 1958, 1, 1301).


BİNA VE EV İLE İLGİLİ KELİME HAZİNESİ
kuren «bir ev çeşiti» /1/, telega «atlı araba» /1/, korabl «gemi», terem «büyük ev» /1/, kur «kurulmuş bir yapı» /1/. 

kuren – «çadır, kamp»; Ukrayna dilinde kuren kelimesi «aynı sıradaki evler» anlamında kullanmaktadır (Dal, 1979, 2, 98). Kuren kelimesi Kırgız lehçesindeki «toprağı kürekle çekmek» anlamına gelen kürö ve Altay lehçesindeki küre kelimelerinde olan Türk Moğol gövdesi ile etimoloji olarak alakalıdır. Aşağıdaki kelimeler, bu gövdeden türemiş taban kelimelerdir: «etrafındaki toprağı kabartma» anlamına gelen küren, «avlu, evin önünde temizlenmiş bir yer» anlamına gelen kürentik, «ağıl» anlamına gelen Moğol dilindeki gürien (Baskakov, 1976, 230)

kur – Bu kelime «İgor Destanı» adlı eserde bir defa kullanılmıştır: Vseslav..., iz Kiyeva doriskaşe do kur Tmutarakanya... «...Vseslav Kiyevden Tmutarakana kadar ulaşmış...». Kur kelimesi bugüne kadar bir tartışma konusu olarak kalmıştır. V. V. Kapnist, Kursk şehrin ismi Kurya prensinin ismiyle adlandırıldığını tahmin etmektedir. Başka bilim adamları, bu kelimede Kura adlı nehrin ismini görmektedirler (Babkin, 1950, 374). A. L. Nikitin, bu kelimeyi toprakla suların arasında meskunlaşmış Allah-Ucube gibi belirlemiştir. Sonra ise bu kelimenin anlamı putperestlik kalıntılarıyla kaybolabilirdi ve bu yüzden kur kelimesini eski Türk kelimesi veya zaman belirticisi gibi nitelemeye başladılar (Nikitin, Filipovskiy, 1978, 167)

Bu kelimeyi iki bakış açısıyla nitelemek gerekir. 

D. S. Lihaçov ve V. E. Oryol eski Rusça’daki kur kelimesinin «horoz» anlamında kullandığı görüşündedirler: Vseslav..., iz Kiyeva doriskaşe do kur Tmutarakanya «Vseslav Tmutarakana horozlar ötünceye kadar ulaşmış...» (Lihaçov, 1985, 114; Slovar Russkogo Yazıka XI-XVII vv., 1981, 134)N. A. Baskakov ve O. Süleymenov kur kelimesini «İgor Destan»ı adlı eserde yer alan birçok eski Türkçe kelimeden biri olarak yorumlamaktadırlar. Rusçada kur kelimesi kur-a biçiminde ilgi (-in) halinin çokluk şekliyle kullanılmaktadır. Kur kelimesi eski Türkçe kurmak kelimesinin gövdesiyle bağlı olabilir veya Tatar lehçesindeki «kurmak» anlamına gelen guruw kelimesinden kura şeklinde alınmış olabilir (Baskakov, 1985, 114). Eski Türk dilinde, gerçekten, «kurmak» anlamında kullanılan fiilli gövde vardır. Bu gövde fiil ve isim gibi de kullanılabilir (Radlov, 1899, 918)

İ. N. Şervaşidze, kur kelimesinin başka bir anlamı da olduğunu göstermektedir. Bu kelimenin «rütbe», «durum», «prens ve imparator ünvanı» anlamları olduğunu da söylemek gerekir (Drevnetyurkskiy Slovar, 1969, 187; Slovar Drevnerusskogo Yazıka, 1988, 123). İ. N. Şervaşidze, eski Türkçe «rütbe» anlamına gelen gur-kur kökünün Yunan dilindeki xyplos kelimesinin etimoloji kopyası olduğunu görüşündedir. İ. Şervaşidze’nin fikrine göre, bu eski Türkçe kelimenin ilk anlamı belli değildir, yani o «han çadırı» anlamına gelen çuvaç gurvi birliğinde olan gurvi «han obası» anlamına gelen kur üwr kelimesiyle ilgilidir. «İgor Destan»ında olan cümleyi İ. N. Şervaşidze böyle tercüme etmektedir: «Vseslav..., Kiyevin Tmutarakan hükümdarlarına kadar ulaşmış...» (Şervaşidze, 1990, 88)

Biz, yukarıdaki delillere dayanarak, N. A. Baskakov’un ve O. Süleymenov’un bu kelime hakkında düşüncelerinin daha inandırıcı olduğu görüşündeyiz.


TABİAT OLAYLARI, BİTKİ VE HAYVAN DÜNYASI İLE İLGİLİ KELİME HAZİNESİ. 

Tabiat olayları ile ilgili kelimeler
Tma «karanlık», «bir sürü» /1/, bagryanıy (stolp) «erguvani, kıpkırmızı (kodamanlar)» /2/, yarugi «yar, dere» /2/.

Hayvan dünyası ile ilgili kelimeler
Koja «deri» /1/, pardus «pars» /1/, gogol «gürlükuşu»/1/, bosıy volk «kutsal kurt» /37/, çayka «martı kuşu» /1/, div «dev» /2/, kreçet «akdoğan, sungur» /1/.

Onomatope veya ses yansımalı kelimeler
(Voronı) grayahut «(kargalar) bağırırlar» /2/.

Bitki dünyası ile ilgili kelimeler
Kovıl «gavıl» /1/. 


volk - «kurt, köpek cinsli yırtıcı hayvan» (Dal, 1978, 1, 232). M. Fasmer, bu kelimenin birkaç etimolojik varyantın olduğunu göstermektedir: Praslavyan dilinde *vılk, Litvanya dilinde vilkas, Latış dilinde vilks, eski Hind dilinde vrkas, Alban dilinde ulk. bu kelimelerin kökü aynıdır, ancak volk kelimesi Rus diline bu dillerden alınmamıştır; Levental’in “bula, boz, gri” anlamına gelen vıl kelimesi hakkında faraziyesi doğru değildir. M. Fasmer, daha çok bu kelime hakkında A. Abayev’in versiyonunu kabul etmektedir. A. Abayev’in fikrine göre, “kurt” anlamına gelen vulcus kelimesinin kökü Latindir (Fasmer, 1986, 1, 338). A. M. Şçerbak, “Rus dilinde ki volk kelimesinin eski Türk Yakut lehçesindeki buolka-buokka kelimesinden ileri geldiğini” varsaymaktadır (Şçerbak, 1961, 133; Efendiyeva, 1998, 40-41).

çayka – “Perdeayaklı su kuşu; küçük martı kuşu; çagravı, kryaçki, martı kuşu – kırlangıç. Strejaşe e knyaz gogolem na vode, çatsami na struyah. “Prens, su kuşu gibi akımlarının üzerinde martı gibi koşuyordu.” (“İgor Destan”ı) (Dal, 1980, 4, 311). M. Fasmer, bu kelimenin etimolojisi hakkında bazı bilgiler vermektedir: “Ukrayna dilinde “martı kuşu” anlamına gelen çayka, Çek dilinde aynı anlama gelen çeyka kelimeleri vardır. Praslavyan dilindeki çayka kelimesinin kuşun *ke ötüşüne benzerliğinden ileri geldiği söylenilir. Eski Hind dilindeki *ka-ka çığlık taklidinden “karga” anlamına gelen kakas kelimesi türemiştir” (Fasmer, 1987, 4, 311). Y. Şipova, çayka kelimesinin Türk kökenli olduğunu tahmin etmektedir. Fakat, kelimenin taklidi seslerden veya fiilden türediği belli değildir. Y. Şipova, çayka-şayka fiilden türediğini tahmin etmektedir: 

Tatar lehçesindeki “çarpmak” anlamına gelen çaykalu, “atmak, sıçramak” anlamına gelen çaykau; “çalkalamak” anlamına gelen şayka, “çalkalanmak” anlamına gelen şaykal. V.Radlov’un sözlüğünde Altay, Kazan, Çağatay lehçesindeki aynı anlama gelen çayka kelimesi ile gösterilmektedir (Şipova, 1976, 372; Radlov, 1905, 3, 1825)Bizim fikrimize göre, D. Setarov’un çayka kelimesini incelemesi daha inandırıcıdır. “Kuş bilimi edebiyatında martının çığlığı böyle tasvir edilmektedir: uçuşta kahkaha “ha-ga-ga”; tehlike zamanı havada sedalı “yah-yah” veya gırtlak sesi “kvyauu”. Özbek lehçesinde *Çar taklidi gövdesinden “çayka” anlamına gelen çarlak kelimesi türemiştir. “Çığlık atmak, çağrışmak” anlamına gelen şağila-çağila jağila kelime şekilleri Kazak lehçesindeki “çayka” anlamına gelen şağala kelimesinden türemiştir. Eski Türk dilinde “gürültülü ve aceleyle koşuşturmak” anlamına gelen çağ kelime de var. 

Çayka kelimeyi Tatar lehçesindeki “alaca karga” anlamına gelen çauka kelimesiyle fonetik olarak karşılaştırmak mümkündür (Setarov, 1983, 18). A. Kononv’un fikrine göre, “çayka kelimesi eski Türk dilindeki çay-say-şay + ka «küçültme ek» morfemlerinden oluşmuştur (Kononov, 1972, 38)Göründüğü gibi, bilim adamları çaykayı ses yansımalı kelime gibi belirtmektedirler. Ses yansımalı kelimeler birkaç şema üzerine göre kurulmaktadırlar. Çayka kelimesi birinci şema üzerine kurulmuştur:

O (onomatope veya ses yansımalı kelime) = (K1 (konsonant, ünsüz) + V (vokal, ünlü) + K2) + (K1 + V + K2) = 2 (K1 + V + K2)

Böylelikle, çayka kelimesi tek birleşik biçimden ve –ka ekinden oluşmaktadır (Dmitriyev, 1962, 543). Kökler, genellikle (K + V + K) veya (K + V + K + K) kalıbındadır. Bu kalıplar Türk hece sistemine bağlıdır. Bu köklerden –ıl (-il, -ul, -ül) ve vb. eklerle genişletmeler yapılmakta, ikincil gövdeler oluşturulmaktadır (Zülfikar, 1995, 167). 

(Voronı) Grayahut – “kargalar bağırıyorlar”, “kargalar garıldıyorlar” (Rusça-Türkçe Sözlük, 1977, 268; Zülfikar, 1995, 468). “İgor Destan”ı adlı eserde bu kelime üç şekilde kullanılmıştır. Bu kelime, “Geçmiş Yılların Hikayesi” (XI. yy.) ve “Zadonşina” (XIV. yy.) eski Rus eserlerinde de kullanılmıştır. Dal’in sözlüğünde “Grayat, garkat, karkat, böyle kargalar, alaca kargalar” ve vorona kelimesi de “karga, gava kuş” gibi anlatılmaktadır” (Dal, 1978, 1, 391, 244; Dal, 1979, 2, 91). M. Fasmer’in sözlüğünde bu kelimenin tatmin edici etimolojik izahı verilmemektedir. Bu kelimenin sadece başka dillerde birkaç şekilleri gösterilmektedir: Bulgar dilinde graçaSloven dilinde grakati (Fasmer, 1986, 1, 453). Gördüğümüz gibi, bu kelimelerde eski Türk kökenli karğa kelimesi bulunmaktadır (Fasmer, 1986, 2, 196). Bu kelime, M. Kaşgarlı’nın sözlüğünde ve Codex Cumanicus adlı eserinde de kaydedilmektedir (Kaşgarlı, 1998, 1, 425; Malov, 1930, 242). Eski ve Çağdaş Türk Lehçelerinde “karga” anlamına gelen vorona, “alaca karga” anlamına gelen galka kelimelerinin ve buna benzer kelimelerin olmasını N. A. Baskakov’un kuş adlarının kendi renkleriyle alakalı olduğu faraziyesinin inandırıcı olmadığını göstermektedir (Baskakov, 1985, 47).

Bu kelimeler, genellikle, ses yansıması yoluyla oluşmaktadır: ga, ğa, Uygur lehçesinde ğa-ğa. Tatar lehçesindeki deyimiyle karşılaştırınız: garğa gar-gar diğönde, tartar da tartar di “karga “kar kar” bağırdığında, o zaman flurya de “tar-tar” bağırıyor” (Drevnetyurkskiy Slovar, 1969, 426). D. H. Bazarova eski Türk karga kelimesi kark ve a “ek” morfemlerinden oluştuğu görüşündedir. A eki başka kuş adlarında da bulunmaktadır, örneğin, Özbek lehçesinde kurk-a “gurk”, karkar-a “balıkçıl kuşu” (Bazarova, 1975, 11). Biz, bu delillere dayanarak, bu kelimenin ses yansımalı bir kelime olduğunu kabul etmekteyiz. Grayut kelimesi aşağıdaki şemaya göre oluşmaktadır:

O (onomatope veya ses yansımalı kelime) = (K1 (konsonant, ünsüz) + V (vocal, ünlü) + K2) + (K1 + V + K2) = 2(K1 + V + K2) 

«İgor Destan»ı adlı eserinde bu kelime eski Rus fiilinin imperfekt şekliyle kullanılmaktadır: gra-ahut, gra-yahut (İvanov, 1990, 223). Bu «Destan»da graahut, grayahut kelimesi hem de ön ekle kullanılmaktadır: vz-gra-yahuTürk kökenli olan grayut kelimesinin birkaç şekilde kullanılması bu kelimenin eski Rusçada çok iyi bir şekilde benimsendiğinin ispatıdır.


SOSYAL TERMİNOLOJİ

Ticaret ile ilgili kelimeler
Nogata “küçük para, kuruş” /1/, belya “akça” /1/.

Töre, âdet, örfle ilgili kelimeler
Jemçug “inci” /1/, ortma “örtü” /1/, japonçitsa “yağmurluk, kaban” /1/.

Askerî kelimeler
Meç “kiliç” /6/, sablya “kiliç” /5/, horugovi “aziz tasvirli bayrak” /1/, çolka “bayrağın püskülü” /1/, zasapojniki “çizmenin koncunda bulunan bıçak” /1/, kinjal “hançer, kama” /1/, haralug “demir çelik” /1/, bulat “pulat” /7/, şereşir “kılıç, mermi” /1/. 

Sosyal terimler
Kagan “kağan” /1/, çaga “çağa” /1/, boyarin “boyar” /1/, saltan “sultan” /1/, hot “hanın hanımı” /1/, bılya “ricalden” /1/.

Zasapojniki – Bu kelime “Destanı”n şu cümlesinde kullanılmıştır: A uje ne vijdu vlasti silnago i bogatogo i mnogo voi brata moego Yaroslava s tatranı...: raneye tii bo bes şçitov s zasapojniki klikom...polki pobejdayut... “Güçlü ve zengin kardeşim Yaroslav’ın tatranlarla egemenliğini artık ben görmüyorum...: evelden onlar bıçak ve kalkansız ancak bağırışla zafer kazanmaktadırlar...” (Slovo o polku İgoreve, 1938, 105). A. S. Lvov, zasapojnikı kelimesinin ancak eski Rus “İgor Destan”ı adlı eserde kullanıldığını kaydetmektedir (Lvov, 1975, 161). “Zasapojnikı – “çizmenin koncunda bulunan bıçak” anlamına gelmektedir. Eski zamanlarda zasapojnikı “savaş bıçağı” anlamında kullanıyordu; şimdi ise “yol ve av bıçağı” anlamında kullanılmaktadır” (Dal, 1978, 1, 633). Bu kelime, sapog kökünden oluşmaktadır. Bildiğimiz gibi, “çizme” anlamına gelen sapog ise eski Türkçe bir kelimedir (Menges, 1979, 131; Fasmer, 1987, 3, 124, 559). Sapog kelimesi, eski ve çağdaş Rus dilinde bugüne kadar kullanılmaktadır. Hatta eski Rusçada söz konusu olan sapog kelimesi za-, -nik morfemlerin aracılığıyla farklı bir anlam da gelen bir kelime gibi de kullanılmıştır: za + sapoj + nik + ı “sonluk”.

Şereşir – Bilim adamları, Fars dilindeki «katapulta atılan mermi» anlamına gelen tir-i-çerh kelimesinin eski Rusça’ya geçmiş ve şereşir şeklinde genel olarak kullanıldığını göstermektedirler (Fasmer, 1987, 4, 430; Şipova, 1976, 418). Fakat İ. G. Dobrodomov, İran dilinde şereşir kelimesine benzer kelimeleri göstermektedir: «Fars dilindeki «kılıç» anlamına gelen şamşirAfgan dilinde aynı anlamda olan şamşer, Özbek lehçesinde «kılıç demiri, kılıç namlusu» anlamına gelen şamşir, Kırgız lehçesinde «kılıç» anlamına gelen şamşer. Eski Çek dilinde karkun, eski Polonya dilinde szarsun kelimeleri vardır. Bununla ilgili olarak İran dilindeki şamşir ve Batı Slav dilindeki «kılıç» anlamına gelen karkun kelimelerin arasında bir bağlantı olduğu ile ilgilli bir mesele ortaya çıkmıştır. Yani şereşir kelimesi bu iki kelimenin özgün bir fonetik ara biçimini temsil etmektedir (Dobrodomov, 1983, 91). Bizim fikrimize göre, bu versiyon bir daha da araştırmalıdır. Gerçekten, şereşir kelimesi yeterli derecede açıklanmamıştır. 

O. Süleymenov, tiri-çarh silahı hakkında ancak Cengiz hanın askeri yürüyüşlerine ait olan tasvirlerinde (XII. yy.) hatırlandığını göstermektedir. O. Süleymenov, Fars dilindeki tir-i-çerh kelimesinin Rus dilinde şereşir şekline dönüşmesine şüphe ile yaklaşmaktadır. O. Süleymenov’un fikrine göre, şereşir kelimesi «Şaruhan’ın gelecek nesli, askerleri», yani göçebeler anlamında kullanılmaktadır. Bu, göçebelerin başka bir takma adıdır. Vladimir Gleboviç, Şaruhan’ın torunu olan Konçağın askerleri tarafından yaralanmıştır: Ved tı mojeş i metat jivımi kopyami udalımı sınami Glebovımi «Sen, Gleb’ın mert oğulların canlı mızraklarını fırlata bilirsin» (Slovo o polku İgoreve, 1965, 130). O. Süleymenov’un faraziyesi çok ilginçtir. Fakat sonuçta biz, A. N. Baskakov’un incelemesini kabul etmekteyiz, çünkü tir-i-çerh – şereşir kelimesinin fonetik değişmesinin doğru olduğunu ispatlamaktayız. Birinci, Kıpçak dilindeki ş-t ünsüz seslerinin olmasıyla, ikinci, Kıpçak dilinde olan daha geniş kısa –i- sesinin olması N. A. Baskakov’un incelemesini doğrulugunu ispatlamaktadır.

Hot – «Hanın hanımı, karı, eş», eski Rusça’da hot «sevgili, karı, gözde» anlamına gelmektedir. M. Fasmer, hot kelimesini «istemek» anlamına gelen hotet kelimesi ilişkilendirmektedir (Fasmer, 1987, 4, 271). Bizim fikrimize göre, bu inandırıcı değil. Hot kelimesini hem fonetik, hem de anlam açısından «kadın» anlamına gelen hatın kelimesinden türemiş olmalıdır. Dal, hot kelimesi «gelini beklemek, gözlüç ülük» anlamında kullandığını göstermektedir. Bu anlamda hot kelimesi, genellikle, Çuvaş dilinde kullanılmaktadır (Dal, 1980, 4, 522). Eski Rus dilindeki «eş, karı» anlamına gelen hot kelimesi Hazar veya Polovets dilinden geçebilirdi: Olgaya kaganya hot... «Oleg kağanın hanımı». 

Rus prensi olan Oleg’in eşinin aslı Türk kökenli olan Osukaloviç hanlarının sülâlesinden olduğu ispat edilmektedirBu sülâle XI. yy.-ın ikinci yarısında Rus-Polovets tarihinde önemli bir yer almaktadır (Vinogradov, 1984, 6, 132-136). K G. Menges, hot kelimesi «arzulamak, istemek» anlamına gelen hrt kökünden türemiş olabileceği konusuna şüphe ile yaklaşmaktadır. Fakat, bu kelimenin ikinci anlamının ne zaman ortaya çıktığı belli değil. Hot kelimesinin anlam gelişmesi «karı, hanın hanımı, hanım efendi, bayan» anlamına gelen gatun, xatun, xatan, gadın kelimesi Altay, Azerbaycan, Türk, Moğol dillerinde bulunmaktadır (Menges, 1979, 168; Kaşgarlı, 1998, 1, 309). N. A. Baskakov, «prensin kızı» anlamına gelen hatun-katın-katun kelimesinin Hazarlarda soylu adamın karısının ünvanını gösterdiğini kaydetmektedir (Baskakov, 1985, 42; Drevnetyurkskiy Slovar, 1969, 436; Şipova, 1976, 362)

İ. Şervaşidze, «imparatoriçe», «çariçe» anlamına gelen hatun kelimesinin Sogdak dilindeki «hükümdar, karı, Çar, bay, bey efendi» anlamına gelen hwtw - gwtın kelimesiden türediğini ve dolayısıyla İran kökenli olduğunu farzetmektedir. İ. Şervaşidze’nin fikrine göre, «eski Türk ve Sogdak dilindeki kelimelerin fonetik olarak benzemesi ve tam anlam uygunluğu bu eski Türk dilindeki şeklin diğer etimiloji ile izah edilmesine ihtimal vermemektedir» (Şervaşidze, 1990, 88). Fakat biz, G. Bertagayev’in fikrinin daha inandırıcı olduğunu düşünmekteyiz. G. Bertagayev, bu kelimenin başka yönden yorumlamaktadır: «Hatun kelimesi ha + tun iki morfemden ileri gelmektedir. «Toplam çoğluk, teklik belirticisi» anlamına gelen Tan-Tun; «gökyüzü elçisi» anlamına gelen han kelimesinde n ünsüzünün düşmesiyle ha kelimesi önce «aile, hanın etrafı» anlamında, sonra ise «hanın hanımı, kraliçe, hanım efendi» anlamında kullanılmaktadır. Moğol kavimlerinin mitolojisinde bu kelime «eş, karı» veya «anne» anlamında kullanılmaktadır» (Bertagayev, 1976, 48-49). Ha Slavlar tarafından daha geç alınmıştır ve sonra da eski Rusçanın fonetik kurallarına uygun olarak hot-hrt-ha şekil değişikliğine uğramıştır olabilir. 


Sonuç

Eski Türk ve Rus halkları arasında yüzyıllar boyu süren ilişkiler, başta kelime düzeyinde olmak üzere eski Türk lehçelerinden eski Rus diline geçmiş birçok alıntının nedenlerinden biridir. Siyasî, ekonomik ve kültürel etkenler, dil alanındaki etkileşimin temel nedenleri sayılır. Zaten RusTürk ilişkilerini bu şekilde nitelemek doğru olur. Eski Rus döneminde eski Türk dili, Ruslarla olan ilişkilerdeki önemli yerini korumaya devam ettiği için büyük önem taşımaktadır. «İgor Destanı» (XII yy.) adlı eserdeki Türk kökenli kelimelerin incelemesi, şöyle bir sonuca varmamıza imkân vermektedir:

1) Bu eserde 64 eski Türk kökenli kelime bulunmuştur. Bu kelimeler konu bakımından beş gruba ayrılmıştır. Konu bakımından ayrılmış kelime gruplarının incelemesi, dilin kelime dağarcığındaki grupların özgül ağırlığının bulunmasına imkân vermektedir:
- Onomastik birimler (antroponimler (7), etnonimler (11), toponimler (7));
- İnsanla ilgili kelime hazinesi (2);
- Bina ve ev ile ilgili kelime hazinesi (5);
- Tabiat olayları, hayvan ve bitki dünyası ile ilgili kelime hazinesi (tabiat olayları (3), hayvan (9), bitki (1));
- Sosyal terminoloji (ticaret terimler (2), töre, âdet, örfle ilgili kelimeler (3), askerî kelimeler (9), sosyal terimler (6));

2) Bu kelimeler arasında, eski Rus eserinde yer alan eski Türkçe kelimeleri inceleyen çalışmalarda daha önce yer almayan kelimeler de vardır. Örneğin, (voronı) grayut, kuren, çayka, volk, zasapojnikı;

3) Eski Rus diline geçen birkaç kelimenin anlamı daha geniş olmaktadır (örneğin, zasapojnikı). Kelimelerin tam benimsenmesi farklı lengüistik ve dış lengüistik şartlara bağlıdır; 

4) Eski Rus «İgor Destanı» adlı eserde eski Türk kökenli kelimelerin sıklık tablosu düzenlenmiştir. Söz konusu tablo, eski Türk kavimlerinin etkisinin en çok hayatın hangi alanlarında kendini gösterdiğine açıklık getirdiği gibi bu iki halk arasındaki derin etkileşim sorununun yalnızca lengüistik açıdan değil aynı zamanda tarihî ve etnografik açıdan da çözümlenmesi imkânını sağlamaktadır.



Dr. Çiçek EFENDİYEVA
Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
bilig, Kış 2003, Sayı 24: 45-64
Açıklamalar:
1. M. Fasmer (1986, 1987), Etimologiçeskiy slovar russkogo yazıka, «Progress», C.1-4, Moskva; N. A. Baskakov (1985), Tyurkskaya leksika v «Slove o polku İgoreve», «Nauka», Moskva; Y. N. Şipova (1976), «Slovar tyurkizmov v russkom yazıke», «Nauka», Alma-Ata. 



 İgor Destanı, Kıpçaklarla ilk çarpışma. Minyatür Radziwill Kronolojisi, 15.yy
Academy of Sciences Library, Leningrad

A Research on Turkish Words in Old Russian
Monuments - “The Song of Igor Company
Dr. Chichek EFENDIYEVA
Gazi University Faculty of Science and Arts

Abstract: "The Song of Igor Company" mentions about the war between old Russian and Turk Kipchak nations in 1185. Turk Kipchak nation had gained victory in this war. It is rumoured that the author of this monument had been from Bachinak nation. The introduction of article the research of old Turkish words in "The Song of Igor Company" which was made N. A. Baskakov, P. M. Melioranskiy, K. G. Menges, F. Y. Korsh etc. In the introduction it is also mentioned that a new perspective formed after the edition of some books such as O. Suleymenovs "Az i Ya" ("Az-Ya") and M. Ajjis "Polin polovetskogo polya" ("The wormwood* of Kipchak Steppe"). [* must be translated as "Artemisia absinthium". "Wormwood" çeviri hatası sanırım, Türkçesi Pelin otudur. SB]


The groups of old Turkish vocabulary in "The Song of Igor Company" are also given depending on meaning and subject in the article. There are five groups of words in the monument. Each of them separate into suitable subgroups. This separation demonstrates the semantical function of old Turkish words in old Russian lexico-system and the depth of meaning of the words that are transferred to old Russian. The list of the words and their usage of frequency are given in each subgroup. The table of the words usage of frequency is writen depending on the functional status of old Turkish words. This table explains the effect of old Turkish nations on old Russian people and which arears of life are effected. It also determines the deep mutual influence between these two nations. Besides it makes possible to analyse this problem of influence not only from the view point of linguistics, but also from the point of view of history and ethnografy. 



Dekorda Türk Otağları (yabancıların Yurt olarak adlandırması yanlış bir nitelemedir)





Prince İgor's mother was a Kipchak Turk, and his enemy was also Kipchak Turks.


From The Tale of Igor's Campaign

 "Crush the enemies as you did at Oltava!
Crush them as you did at Varla!
Drive them out, As you drove them out of Merl!
May the enemy army of the Polovtsian Khans be crushed!"

"As the sun is Khan Konchak,
As the moon is Khan Gzak,
All Khans are equal to the stars.
Their glory shines brightly,
Like the brilliance of heavenly bodies,
Hey! To our glorious Khans we
Will now drink kumis, hey!
The kumis will make us merry, hey!
The prisoners will not escape from us, hey!
Woe to you! Daring fugitive:
Our gilded arrows,
And our fast horses
Will always run him down on the steppes.
We will compose a song
To the glory of the Khans,
And we will praise their battles!
(Ovlur enters bearing the kumis skins...) "



Turkish decor with "Yurt" (tent, home), but the word "Yurt" means "homeland", and not "tent". This is a wrong identification of worldwide!
Because, Khagan's Tent is called "Otağ (Otagh), and normal tent is called "Çadır (Chadyr) or Shatır".


Resim ararken farkettim ki bazı dekorlar "Arap" etkisi taşımaktadır. Türkler Arap değildir!
SB
When I searched for the pictures, I noticed that some decors have an "Arabian" effect. Turks are not Arabs!